Sünger avcıları tarafından, 45 metreden derine dalan üst sınıf dalıcılara verilen ad...

Mancorna,   
Bir denizcilik terimidir.  
Nargile dalışında 45 metre derinliğe dalmış olan dalgıç. Sünger avcısını bu lakap ile anmak bir tür saygı gösterisidir. 
Derin su süngercilerine verilen isim.  
45 metreden daha derine dalış yaparak sünger çıkartan derin su süngercilerine verilen isim.    

Mancorna Dalgıç;  

  • Efsanevi sünger avcılarının günümüz temsilcileridir... 
  • Dalış emniyeti için gerekli düzeni oluşturur... 
  • Göbek suları dışında derin dalar... 
  • Oniki ay boyunca açık sularda apiko dalış yapar... 
  • Her türlü hava şartlarında emniyeti tedbirlerini alarak dalar... 
  • Tabiatın doğal dengelerini korur... 
  • Bilgi ve becerilerini başkaları ile paylaşır... 
  • Denizcilik gelenek ve göreneklerine gönülden bağlıdır... 
  • Araştırmacı ve yenilikçidir... 
  • Pusulanın merkezi gibidir, etrafını objektif olarak 360 derece görür ve olayları buna göre değerlendirir... 


Aksona: 
Süngercilerin sık sık kullandığı bir kelime, dipte basınç altında vücuda alınan gazların deniz yüzüne çıkarken belirli metrelerde beklenerek vücuttan atılması işlemi.  "Aksona" süngercilerin yüzlerce kere tekrar ettiği bir kelime. Yabancılar buna dekompresyon, kısaca "deko" diyorlar. Dalgıçlar denize daldıklarında hava solumaktadırlar. Soludukları bu havanın içerisinde % 79 oranında bulunan azotu da alırlar vücutlarına. Dipte basınç altında vücuda alınan bu gazların yukarıya deniz yüzüne çıkarken belirli metrelerde beklenerek yapılan dinlenmelerde vücuttan atılması ve denge sağlanması işine "aksona" deniyor.      Bundan 45- 50 sene öncesine kadar Bodrumlu süngerciler, Çanakkale Boğazı’ ndan İskenderun’ a, Kıbrıs’ a ve Kuzey Afrika kıyılarına kadar düzenlenen uzun seferlerde canları pahasına denizin dibinden çıkardıkları süngerleri ihraç ederek, ülkemiz ekonomisine katkıda bulunmuşlardır.  Mancorna denilen, derin su, sünger avcılarına verilmiş isimdir. Bu seferler esnasında vurgun yiyerek ölen dalgıçlar sahillerde defnedilir ve diğerleri sünger avcılığına devam ederler. 

Sünger deniz dibinde kayalara yapışık olarak yaşayan tek hücreli bir canlıdır ve planktonlarla beslenir. Ülkemiz denizlerinde ticari değeri olan veya olmayan pek çok sünger çeşidi vardır. Deniz biyologları sayılarının yüzleri aştığını söylerler. Ekonomik olan, ticari olan cinsi ise 5-6 tanedir. "Karamanya süngeri" de denilen "Akdeniz Bal Peteği" cinsi olanı en makbul olanıdır. Karamanya aslında bizim süngercilik dilinde Bodrum'dan Antakya Samandağı'na kadar olan kıyı şeridine verilen addır. 


Süngerci aslında "Akdeniz' e süngere gidiyorum" demez. "Karamanya' ya gidiyorum ya da çıkıyorum" der. Yurtdışından bir alıcı, sünger tüccarı geldiğinde "Karamanya süngeri" denildi mi delirir, çünkü en iyi süngerdir bu. Bir de "Türk Fincanı" denen, bizim süngerciler arasında "Melat" adı verilen  bir sünger vardır. Sonra İpsator yani "Fil Kulağı"  denilen yassı ve çok nadir bulunan bir sünger vardır. Bunlar, ekonomik, ticari değeri olan süngerlerdir. 

Süs olarak kullanılan süngerler de vardır; Şumba ve Marmara denizinden çıkarılan Mandaba gibi... Elde edilen süngerin %5' i yurt içinde tüketilir. Süngerin çıktığı devirlerde % 95'i ihraç edilirdi. Bodrum'dan yapılan sünger ihracatı ile ülkeye döviz girdisi sağlanmıştır. Süngercilik tehlikeli bir meslektir. Pek çok süngerci vurgun yemiş, sakat kalmıştır. Pek çok insan ölmüştür. Kıyılarda bilinmeyen yerlerde mezarlar vardır süngerde ölenlere ait, Ege ve Akdeniz kıyılarında bir yerlerde. Bugün Bodrum'da denizcilik, tekne yapımcılığı bu kadar ilerlemiş ise bunların temelinde sünger avcılığı, sünger avcıları vardır. Ama insanlar bunu unutuyorlar. Bugün artık süngercilik hayvancılık, tarım, çiftçilik, tütün, mısır, buğday, çavdar, arpa gibi unutulup gitti.    

Süngercilikte iki tip tekne vardır.  Sığ Su Makinaları; artık uzun seneler bu işte çalışmış ve yorulmuş süngercilerin çalıştığı, 30 metreye kadar dalarak sünger avlayan teknelere verilen addır.      

Mancornalar ise; derin sularda avlanan genç ve dinç süngercilerin çalıştığı tip sünger avcılığı içindir. Mancornalar üç tekneden oluşurdu. 
Birincisi Aktarma dediğimiz dalgıç pompalarının ve dalgıçların olduğu tekneler. 
İkincisi, Depozito denilen kumanyanın, sünger çuvallarının olduğu tekneler. 
Üçüncüsü ise daha çok yaşlı ve tecrübeli süngercilerin olduğu ve Taşarı denen tekneler. Taşarı teknesinin kaptanları denizi ve deniz dibini çok iyi bilirlerdi. Bunlar her sabah çok erkenden denize çıkarlar ve "gangavi" denen 2-3 metre uzunluğunda ve üzerinde terazi gibi çengelleri olan bir demiri ince ipe bağlı olarak denize atarlar ve çekmeye başlarlardı. Ne zaman gangavi bir taşa takılırsa oraya bir kabak atarlardı (şamandıra gibi).    

Böylece taşlara kabak bağlaya bağlaya giderlerdi.Arkadan sabah hafif kahvaltılarını yapmış dalgıçları taşıyan aktarma teknesi gelir ve ilk dalgıç ilk kabağa dalardı. Her dalgıç her gün iki kez dalış yapardı. İlk dalma sırası her gün değişirdi, dün birinci olan bugün sona geçerdi. Günlük dalışlarını bitiren dalgıçlar akşam dönerler ve depozitoya yanaşırlardı. Akşam hep birlikte yemek yenir, sohbetler edilir sonra da ertesi günkü işlerine dinlenmiş olarak devam edebilmek için uykuya yatılırdı. Böyle bir sünger avı hemen hemen 5 ay kadar devam ederdi. Süngerciler Mayıs ayında kumanyalarını tedarik ederler ve denize açılırlar, ancak Eylül ayı sonlarında Bodrum'a dönerlerdi.  

Yukarıda anlatılanlar, Mustafa Cengiz'in teknesinde süngerciliğe başlamış, Bodrum’un son süngercisi olarak bilinen ve fotoğrafı görülen  ‘Aksona’ Mehmet Baş' a, yani Mancornaya aittir.

İçinde bulunduğumuz zaman diliminde dünyanın yeni bir jeolejik döneme girdiğini savunan bir kaç bilimadamının, çağımıza önerdiği isim.

Antroposen,

İlk kez Crutzen tarafından geçtiğimiz yüzyılın sonlarında önerilen,  son iki yüzyıl içinde insanların dünyamızı öylesine geniş ve misli görülmemiş değişimlere uğratmış bulunmasıyla, milyonlarca yıl süreyle gezegenimizin çehresini değiştirecek yeni bir jeolojik döneme verilen isim.

Düz, ince ve yassı tabaka halinde taş ...

Say,
Düz, ince, yassı taş,
Düz, tabaka biçiminde ince, yassı taş.
Akarsu kıyılarında, üstünde giysi yıkanan büyük, düz taş.

Cemal Nadir' in çıkardığı mizah dergisinin ve yarattığı bir karikatür tipinin adı...


Cemal Nadir Güler (13 Temmuz 1902 - 27 Şubat 1947), Karikatürist.

"Amcabey", "Efruz Bey", "Dalkavuk", "Akla Kara", "Yeni Zengin" gibi tiplerin yaratıcısı.

Dünyaca ünlü karikatürist  Bursa’nın güldüren yüzü Cemal Nadir 1902 (1882) yılında Bursa’da Bulgaristan göçmeni bir ailenin çocuğu olarak doğdu. İlk ve orta öğretimini Bilecik ve Bursa’da tamamladı. Babıali'deki 'Papağan' gazetesine bir süre çizen Nadir, aldığı parayla geçinemez ve gerisin geri Bursa'ya döner. Bu arada evlenir.

Bursa’da gençlik yıllarında makinistlik ve tabelacılık yapan Cemal Nadir, bir süre bazı okullarda resim öğretmenliği de yaptı. "Sinema Mecmuası" nda reklam karikatürleri; atasözlerini tersyüz ederek oluşturduğu 'yazı ile karikatürler' çizer. Cemal Nadir’in ilk karikatürleri Diken dergisinde yayınlandı. Daha sonra ünlü Akbaba adlı mizah dergisinde düzenli karikatürleri yayınlandı. Türkiye’nin ilk modern karikatüristi olarak tarihe geçen Cemal Nadir, 1928 yılında itibaren Akşam ve Cumhuriyet gibi günlük gazetelerde karikatür çizdi. Cemal Nadir, 1947 yılında İstanbul’da yaşamını yitirmiştir. Cenazesi İstanbul'da  Zincirlikuyu mezarlığında defnedilmiştir.

Türkiye’de karikatürün tanınıp sevilmesinde büyük katkıları olan Cemal Nadir, yarattığı Amca Bey tiplemesi ile ünlenmiştir. Ayrıca Efruz Bey, Akla Kara, Dalkavuk gibi günlük olayları,kendine özgü bir biçimde ince bir güldürü ve yergi çizgisinde yorumlayan tipleri yaratmış; radyo skeçleri yazmıştır. Ünü, ülke dışına taşan karikatüristin yurt dışında da bazı ödülleri vardır. İstanbul’ da Akşam Gazetesi’nin bulunduğu sokağa ölümünden sonra adı verildi.

Bursa’da da Kültür Park’ta heykeli dikilmiş, bir galeriye de adı verilmiştir. Adına uluslar arası karikatür yarışmaları düzenlenen sanatçının Amcabey’ le Göze, (1932) Karikatür Albümü, (1933) Karikatür Albümü (1939) Ak’la Kara (1940) Dalkavuk,(1943) Seçme Karikatür Albümü, (1944) Harp Zenginleri, (1945) Siyasi Karikatürler, (1946) Amcabey (1946) ve Yüz Karası gibi çok sayıda albümü yayınlanmıştır.

Suriye ve Mezopotamya' da birçok devlet kurmuş, Sami soyundan bir halk...

Aramiler, 
Süryaniler,

Aramiler Sami bir halktır, MÖ. 1. bin yılında Kuzey Mezopotamya ve Suriye civarında yaşamışlardır. M.Ö 10-8. yy larda Bu günkü Suriye ve etrafında çeşitli prenslikler kurmuşlardır. Bugün Türkiye'de Aramice'nin bir lehçesini konuşan Süryani olarak bilinen Mesopotamia' nın en eski yerli halkı Aramiler'den (Aram Nahrin) geldiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Mardin bölgesi'nde Tur Abdin'de hala Hıristiyan dinine mensub Süryaniler yaşamaktadırlar. Bunlar Aramice' nin Doğu Aramice kolundan Süryanice' nin (Suryoyo) Modern lehçesi olan Turoyo lehçesini konuşurlar. Yine Aramice' nin Süryanince kolunun doğu kolundan olan Keldanice ve Asurice' nin modern biçimi olan Surit ve Aturaya konuşan Asuri (Nesturi) ve Keldani (Katolik) Hristiyanlar Türkiye, Irak ve İran'da yaşamaktadırlar.

Süryaniler (Aramiler): 
Ataları Aramilerden oluşan Ortadoğu’da yaşayan Semitik Hıristiyan halk. M.S. 37 – 43 yılları arasında elçilerin lideri Mor Petrus tarafından Antakya’da kurulmuş ve kısa zamanda bütün Orta Doğu’ya bu inancı müjdelemiştir. Kilisenin ve bazı mensuplarının kullandığı dil İsa’in de konuştuğu Süryanice (Aramice)’dir. Günümüze kadar birçok zorluklarla karşılaşan kilise çeşitli dönemlerde bölünmeler yaşamıştır. Kilise patriklik merkezini birçok kez değiştirmek zorunda kalmıştır. Patriklik merkezi 1963 yılından beri Suriye’nin başkenti Şam’da bulunmaktadır. İlk patrik olan Mor Petrus’tan günümüze 121 patriğin başkanlık ettiği kilisenin şu andaki patriği 122. patrik olan Moran Mor İğnatiyos I. Zekka Iwas’ dır. Günümüzde dünyada 20 milyonu aşkın Süryani bulunmaktadır. Bunlar Süryani Ortodokslar, Süryani Katolikler, Maruniler, Melkitler (Melkit Katolikler), Syro-Malabarlar vb.

Osmanlı devletinde sipahilerin aldığı en büyük tımar...

Zeamet,
 
Osmanlı devletinde topraklar genel olarak dörde ayrılır. 

Öşriye:Osmanlı fetihlerinden önce Müslümanların elinde bulunan veya sonradan Müslümanların yerleştirildiği topraklardır. Bu toprak sahipleri topraklarını istedikleri şekilde kullanabilirlerdi.Vakıf yapabilir,satabilir veya bağışlayabilirlerdi bu toprakları işleye halk devlete,öşür vergisi verirdi.  
Hareciye:Bir yerin fethinden sonra yeri gayrimüslimlerin elinde bırakarak onlara ‘mülk’ olarak verilen topraklardır. Hareciye arazileri de öşriye gibi bir statüye sahipti. Sahipleri devlete arazi vergisi olarak ‘haraç’ öderlerdi. 
Miri arazi: devlet mülkiyetine geçirilen topraklardı.mülkiyeti devlete ait olan bu topraklar ekilip biçilmesi ve işlenmesi amacıyla çeşitli kişilere bırakılmıştı.Miri arazi çeşitli bölümlerden meydana gelmiştir.  
Dirlik: Miri arazinin en önemli bölümü olarak dirlik olarak ayrılmıştı. Bu araziyi ekip biçenler devlete ödemeleri gereken vergiyi hükümetin göstereceği memurlara ve sipahilere öderlerdi. Böylece devlet hazinesinden memur ve sipahi maaşları için para çıkmamış oluyordu.

Dirlik gelirine göre üçe ayrılmıştı. 
Has: Yıllık geliri 100.000 akçeden fazla olan dirliklerdi.Bunlar padişahlara, şehzadelere,divan üyelerine, beylerbeylerine ve sancak beylerine verildi.has sahipleri dirliklerinin 5000 akçesini kendilerine ayırırlar, geri kalan her 5000 akçe için atı,silahı olan ve savaşa hazır durumda bulunan cebeli (cebeli-sipahi) beslerlerdi. Bunlarda savaşa katılırlardı. 
Zeamet: Yıllık geliri 20.000 akçe ile 100.000 akçe arasında olan dirliklerdi. Zeamet orta derecedeki devlet memurlarına (hazine ve tımar defterdarlarına alay beylerine kale dizdarlarına ,divan katiplerine...) verilirdi. Zeamet sahibi ilk 5000 akçe hariç sonraki her 5000 akçe için cebeli beslemek zorundaydı. 
Tımar: Yıllık geliri 3000 akçe ile 20000 akçe arasında olan dirliklere tımar denirdi.Tımar sahipleri gelirlerinin 3000 akçesini kendi geçimlerine ayırırlardı.buna kılıç tımarı denilmiştir.Geri kalan her 3000 akçe için bir cebeli beslenirdi.

Tımarlar başlıca üç kısma ayrılmıştır.  
Eşkinci Tımarı: Savaşta yararlık gösteren askerlere verilirdi. 
Mustahfaz tımarı:Cami imam ve hatiplerine verilirdi. 
Hizmet tımarı:Saray görevlilerine verilirdi.     

Dirlik Sisteminin Özellikleri;  
Dirlik arazisini ekip biçenlere (reaya), hükümete vermeleri gereken vergiyi hükümetin göstereceği askerlere, memurlara veya sosyal kurumlara ödemekteydi. Böylece devlet memurları ve askerlerin maaşları halk tarafından karşılanıyordu. Çok düzenli olarak işleyen bu sistem, sürekli kontrol edilmekteydi. Dirlikleri alıp satma imkanı yoktu. Dirlik sisteminin uygulanmasıyla; Devlet,üretimi denetim altına almış ve sürekliliğini sağlamıştır. Eyalet askerleri bu sistem sayesinde yetiştirilmiş devamlı savaşa hazır bir ordu bulundurulmuştur. Ülkenin bayındır hale gelmesi, araziden daha iyi faydalanılması, askeri masrafların azaltılması, böylece gelirin artırılması sağlanmıştır.

Ocaklık arazi: Geliri kale muhafızları ve tersane masrafları için ayrılmış topraklardı.

Yurtluk arazi: Geliri sınır koruma hizmetlerine karşılık olarak arılan sınır boylarındaki araziye yurtluk denilmiştir. 

Mukataa: Geliri memurlara,askerlere veya diğer hizmetlere ayrılmayıp doğrudan doğruya hazineye kalan topraklardı.bu arazinin geliri mültezimler tarafından toplanırdı. 

Vakıf arazi: Gelirleri cami,medrese,şifa hane,imarethane,kervansaray gibi din,bilim ve hayır kurumlarının ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ayrılmış topraklardı.Vakıf arazisi satılmaz ve başkasına devredilmezdi.Vakıf arazi sayesinde toplumun önemli ihtiyaçları hayır sever kişiler tarafından karşılanırdı.



Belçika' da bir komün...

Ekeren,

Belçika'da komün, Escaut kıyısında, Anvers' in kuzey banliyösü. Belçika' nın Antwerpen (Anvers), Flaman kesiminin 5 bölgesinden biridir. Çevresi ile birlikte toplam nüfusu 900 000 civarındadır. Anvers büyükşehir belediyesi sınırları içersinde ise toplam 461 000 kişi ikamet etmektedir.

Anvers Bölgesinin kendine has farklı bir idari yapısı bulunmaktadır. Anvers Bölgesinde İl Genel Meclisinin yanında bir de Districht (İlçe) yönetimleri bulunmaktadır. Bu ilçeler Antwerpen, Berchem, Berendrecht, Borgerhout, Deurne, Ekeren, Hoboken, Merksem, Wilrijk´den oluşmaktadır. İlçelerin toplam nüfusu ise 455 713 kadardır.

Komün, (Fr. commun), 
Beraber çalışıp geliri paylaşmak üzere bir araya gelen topluluk:
Komün, yerel yönetimleri bulunan özerk kent birimleridir.

Saf yünden dokunan sert tutumlu bir kumaş. ..

Dra,
Saf yün, pamuk ve sentetik elyaf karışımı bir tür sert kumaş. Düz yünlülerin en tiğik örneğidir. Bez armür üzerine dokunmuş, tüylendirilmiş, özel bir aletle ezilmiş, bu suretle özel bir apre kazandırılmış bir kumaştır. Pahalı bir kumaştır. Ucuz cinslerinin  atkı iplikleri pamuktan olup yeni yünden, artık yünlerden ve çuha kırpıntılarından patiska üzerine yapıştırmak suretiyle de yapılır.

Kumaşlar Çeşitleri;

Pamuklu Bez: Atkı ipliğinin çözgü ipliğini bir alttan ve bir üstten geçmesi suretiyle elde edilen düzgün dokunuşlu kumaşlardır. Üzerinde zerafet sayılacak hiçbir desen bulunmaz. Kenevir ve ketenden yapılan bezlere nazaran daha az dayanıklı, fakat onlardan daha ucuzdur. Beyazlatılmış veya ham, ekseriyetle de renkli ipliklerle damalı olarak dokunurlar.

Basma: Zemini düz olup üzerlerine çeşitli renkte ve büyüklükte desenler basmak suretiyle elde edilen pamuklu dokumalara “basma” denir.

Hassa: Bez armür üzerine sık dokunmuş dayanıklı bir bezdir. Arzuya göre çok fazla apreli olarak  da  hazırlanır.

Kalın Patiska: Bunun ince ve sık dokunuşlu cinsleri de vardır. Aprelendikleri zaman çok sağlam görünürler.

Perkal: Çok sık dokunmuş pamuklu bezdir.Özel bir apresi vardır.

Opal: Pamuktan dokunmuş gayet ince ve düzgün bir kumaştır. Opal genel olarak havsız durumdadır.İnce ve oldukça seyrek bir şekilde dokunması bunu diğer kumaşlardan ayırır. Yumuşaktır.Vücudu tahriş etmediklerinden bebek çamaşırları yapmaya çok elverişlidir.

İnce Patiska (batist) ve ince Keten Bezi (linon): Bunlar tafta gibi düzgün dokunuşlu, çok az apreli hafif kumaşlardır. Özel şekilde aprelenmiş ve silindirden geçirilmiş merserize keten bezi, ipek gibi parlak bir görünüşe sahiptir.

Tülbent, Muslin ve Organdi: Bunlar sıkça dokunmuş, ince esnek ve seffaf bezlerdir.
Tülbent oldukça sık dokunmuş, seffaf ve apresiz bir dokumadır.Şifon gibi dökük bir duruşu vardır.
Muslin, iplikleri kıvrak, pürüzsüz, ince ve düzgün dokunmuş kumaştır. 

Patron Muslin: Siyah ve  beyaz renkte dokunmuş olabilir. Elbiselerde yardımcı malzeme olarak, şapkacılıkta, modellerin çıkarılmasında kullanılır.

Tarlatan: Muslinden daha ince ve döküktür. Muslinin  kullanıldığı yerlerde kullanılır.

Organdi: Tülbent gibi oldukça sık dokunmuş şeffaf bir kumaştır. Müslinden az tülbentten çok parlaktır. Kırılabilir şekilde aprelidir.

Mermerşahi:Tülbentten kalın, kasarlı ince bir bezdir.Genel olarak dokunduktan sonra beyazlatılır.

Gaz: Tülbentten çok daha seyrek dokunur.Ona göre biraz aprelidir. Dayanıklılığı tülbetten fazla, muslinden azdır.

Gipür ve tül: Bunlar kullaılacakları yerlere göre az veya çok apreli ağ şeklinde konunmuş, ince ve parlak dokumalardır. Bu cins dokumalar garnitür ve elbise yapılmasında mobilyacılıkta fazla miktarda kullanılır.

 Margizet: Jorjete çok benzer. Pamuktan bez armürle oldukça ince bir surette dokunur. Genel olarak emprime edilmiş bir vaziyette görülen bu cins kumaşlardan bilhassa yazlık elbiseler yapılır.

Jorjet: İpliklerinin fazla bükülmüş olmasından dolayı oldukça bürümcüklü bir görünüşte olan ve bez armürle dokunan bir kumaş çeşitidir. Muhtelif desenlerde emprime  yapılmış jorjetlerden, ince olmaları sebebiyle yazlık kadın elbiseleri yapılır.

Etamin, kaneva: Bunlar oldukça parlak atkı ve çözgü iplikleriyle yüzeyinde gözler teşkil edecek surette dokunan kumaşlardır.
Bilhassa işlemecilikte önem kazanan kanevalar seyrek ve sık olmak üzere iki şekilde dokunur.

Kutil: Çok sık ve sağlam dokunmuş bir cins kumaştır. Bu kumaş bazen düz, bazen de çeşitli renklerde çubuklu dokunur. Buna kumlu bir görünüş vermek için kumaş evvela buharlama işlemine tabi tutulur. Sonra aprelenir. Bu cins kumaşlar saf pamuktan dokunursa da ketenle karışık dokunmuş kutiller de vardır. Bunlar minder, yastık örtüsü yapılmasında faydalanıldığı gibi bazen, istor, perde, çadır ve elbise yapılmasında kullanılır.

Serj (şayak) Kruvaze kumaşlar: Bu cins kumaşlar damarlı veya çizgili olarak dokunur. Astar olarak, kanepe örtüsü olarak kullanılır.

İnce Saten: İpek apresi verilmiş parlak ve dökük kumaştır. Eni az olanlar hafif ve ipekli kumaşlar yerine satılır. İyi cinsleri erkek elbiselerinde, paltolarda astar olarak kullanılır. Bundan mobilyacılıkta da faydalanılır.

Saten Serj ve işlemeli saten: Hafif ipek apresi verilmiş, her renkte dokunan ve elbise astarı olarak kullanılan bir kumaştır.

Çin Sateni: Sağlam ve yalnız siyah renkli olarak dokunan ve sadece erkek elbise ve paltolarında astar olarak kullanılan bir kumaştır, pahalıdır. Pamuk ve yün iplikleri karıştırılarak yapılmış fantezi isimler altında satılan kumaşlar bunun yerine kullanılır.

Lustrin: Bunun bir yüzüne cilalı bir apre yapılmış olduğundan parlak bir görünüşü vardır.Çeşitli renklerde boyanmış olarak hazırlanır.

Finet: İnce şayak dokuma bir kumaştır. Tersi az veya çok tüylüdür.

Pike: Kumaşın yüzü şayak gibi dokunmuş fantezi şekillidir. Tersi biraz havlıdır. Bebek kundakları, çocuk elbiseleri ve garnitürler yapılmasında çok kullanılır. Farklı enlerde kullanılanları mobilyacılıkta da faydalanılır.

Fanila: Düz, beyaz veya renkli çigili bir dokuma çeşitidir.

Uatin ve Molton: Molton gevşek dokunmuş tersi kumaşın kalitesine göre az veya çok havlı, yumuşak, yünlü veya pamuklu bir kumaştır. Uatin, Elbisenin astarıyla kumaşın arasına konan atılmış ve bastırılmış yün, pamuk veya ipekli bir kumaştır.

Kadife: Yüzünde tamamen veya kısmen az veya çok yükseklikte tüy (hav) veya sık kıvırcık halinde halka bulunan zemini düz bir kanevadan ibaret olan pamuklu kumaşlardır.

Düvetin ve Velütin: Aynı isimdeki ipek dokumalar taklit edilerek yapılmış çok kısa havlı, yumuşak, yıkanabilir ve ucuz pamuklu kumaşlardır. İnce, fitilli, çizgili ve emprime olanlar daha ziyade elbise ve sabahlık yapılmasında kullanılır.

Taftalar: İki yüzü de birbirinin aynı olan bez armür üzerine dokunmuş perdahlı bir kumaştır. Dokuması çok basittir. Çok gergin iplik dizileri üzerinde teller fevkalade  muntazam şekilde birleşmiş olarak görülür. Kamelyon, Fay, Muare, Luizin, Payet, Ponje, Fular, Florans  gibi çeşitleri vardır. 

Serj  ve  diyagonaller: Serj  veya diyagonal bir dokuma çeşitidir. Çözgü iplikleri atkı iplikleriyle yapılmak istenen desene göre 1/3, ¼  veya diğer bir oranda kesiştirilmek suretiyle elde edilir. Üstte kalan ipliklerin uzunluğunca diyagonal bir görünüş hasıl olur.Bu dokunuş tarzı kumaşın sağlamlığına tesir etmez. Bu şekilde birçok değişik kumaş çeşitleri elde edilmiş olur.

 Kruvaze, tersi ve yüzü düzgün serj tarzında dokunmuş bileşik bir kumaştır.

Sura, Atkı iplikleri diyagonal şekilde dokunmuş, düz veya perdahlı görünüşlü bir kumaştır.

Satenler: Saten, serj dokumanın bir çeşidi olup, tanesiz, düz ve çok parlak yüzeyli bir kumaştır. İplikler birbiri üzerine ve kumaşın her iki yüzünde çok sık olarak dokunmuştur. Satenlerin cinsi kullanılan ipeğin miktarına göre değişir. 

Saten düşes,  kalın, duruşunu muhafaza eden en iyi cins  satendir. Daima pahalı bir kumaştır, boyanmış ipliklerle dokunur.

Serbest saten, Çok yumuşak, çok parlak, tersi hafif dişli olup, dokunduktan sonra boyanan bir kumaştır.

Şarmöz, Kalın, diğer cinslere nazaran daha az parlak, çok dökük bir cins satendir. Atkı ipliklerinden biri Kreplerde olduğu gibi çok bükümlüdür.

Krep saten, Buna “bengal” de denir. Parlak çok dökük bir kumaştır. Saten döliyon, adi satenden biraz daha mat, serj dokumalı, atkı iplikleri çok sıkıştırılmış bir kumaştır. Boyanmış ipliklerle dokunur.

Şarjan saten, Şanjan tafta gibi iki renkli ipekle yapılır. Pek sağlam değildir.

Armürler: Dokuma tezgahlarında kullanılan yardımcı parçalarla dokunan kumaşlardır.

Armür, Sık dokunmuş, atkı iplikleri şekil vermede bilhassa enlemesine düzgün damarlar teşkil etmede önemli rol oynayan bir  kumaştır.

Rips, Yüzeyinde yan yana dizilmiş ve kumaş boyunca seri halinde çubuklar bulunan parlak yüzeyli bir kumaştır. Bu çubukları teşkil eden ipliklerin diğer dokumalara nazaran daha gevşek bir halde olması sebebiyle temas ettikleri düzgün olmayan yüzeylere takılarak, kumaş çabucak bozulur.

Grogren ve Otoman, atkı iplikleriyle, kumaşın uzerinde aynı istikamette teşkil edilen kabarık çizgilerle tanınan kalıp ipekli dokumalardır.

İpek dra, ipek kaşmir ve dublfas, Oldukça kalın, küçük taneli görünüşlü, bir yüzü saten diğer yüzü tafta dokunuşlu bir kumaştır.

Kadifeler: Yüzünde tamamen veya kısmen veya çok yükseklikte sık tüy veya sık kıvırcık halka meydana gelecek surette dokunan havlı ipekli kumaşlardır. Kısa havlı kadifeler, tersi saten olan kadifeler, frize kadifeler, kuzey kadifeleri, tüysüz kadifeler (kemha) gibi çeşitleri vardır.

Krepler: Bükülmüş ipek ipliğinden bez armürle dokunan ince kumaşlara krep adı verilir. Kreplerin iplikleri bükümlü olmasından dolayı bürümcüklü bir görünüşü vardır.Kumaş tel tel söküldüğü zaman serbest kalan iplikler bükülmeye başlar.

Fransız krepleri, gayet iyi bükülmüş çözgü ve atkı iplikleriyle dokunur ve sonra sıcakta deri kaplı silindirlerle aprelenir.

İngiliz krepleri, Fransız krepleri gibi dokunursa da  kullanılan ipek iplikleri biraz daha kalın ve gevşek bir kumaştır.

Çin krepleri, ham ipekten yapılmış çözgü iplikleriyle fazla bükülmüş atkı ipliklerinden meydana gelir.Bundan dolayı krep döşinin diğer kreplerden daha dalgalı bir görünüşü vardır.Kumaş haline geldikten sonra boyanır ve fazla telleri temizlenir. Bu işlemlerle çözgü iplikleri parlak ve esnek bir hal alır. Atkı iplikleri ise bilakis kumaşı büzer, buruşturur ve darlaştırır. 

Avrupa krepdöşini, Doğu krepdöşinlerine nazaran daha ince, hafif ve daha muntazam görünüşlü ve parlaktır.

Krep şap, şap ipeğinden yapılmış ve az gofreli bir cins krep döşindir. Adi kreplere nazaran daha ucuzdur.

Krep jorjet, Atkı ve çözgü ipliklerinin fazla bükümlü olmasından dolayı oldukça bürümcüklü bir görünüşte olan kumaşlara “jorjet” denir. Krep jorjet mat bir kumaş çeşitidir. 

Krep Maroken, çok kalın bir çins krep döşindir. Atkı iplikleri kalıp olup,pamuk, yün veya ipekten olabilir.

Burret, ipek deşeleriyle dokunan dişli görünüşte, elde buruşan, kalın, yumuşak ve çok kullanışlı bir kumaştır.

Bürümcük, ham ipeğe çok az ketep ipliği karıştırılarak bez dokuma tekniğine göre yapılan bir kumaştır. İnce seyrek dokulu krepon görünüşündedir. Eskiden iç çamaşırları, yatak çarşafları bürümcükten yapılırdı.

Gazlar: Çözgüleri çift iplik olurp birbirine dolanarak  hasıl ettikleri aralıklardan muntazam mesafelerde atkı ipliği geçirilmek suretiyle elde edilen ince seyrek ipek kumaşlardır.İlk defa Suriye’nin  Gaza şehrinde dokunan bu nevi kumaşlara dokunduğu yerin adına bağlı olarak “Gaz” adı verilmiştir. İnce, seyrek, hafif ve parlak bir kumaş olan gazların düz, çubuklu, damalı, benekli ve jakarlı gibi muhtelif cinsleri vardır.

Tüller: Az veya çok bükümlü ipek naylon iplikleriyle ağ şeklinde dokunmuş bir kumaştır. Tüllerin enleri diğer kumaşlardan daha fazladır. Değişik görünüşe sahip çeşitli tüller vardır. Tül file, tül grek, tül gipür, tül dantel, tül Brüksel gibi. Çok hafif ve ince olan düz düllere illüzyon denir. Bu cins tül geniş olarak fazla miktarda dokunur. Elbise ve konfeksiyonlarda, küçük parçalar halinde kesilerek de vualet olarak şapkalarda kullanılır.
Dra, Düz yünlülerin en tiğik örneğidir. Bez armür üzerine dokunmuş, tüylendirilmiş, özel bir aletle ezilmiş, bu suretle özel bir apre kazandırılmış bir kumaştır. Pahalı bir kumaştır. Ucuz cinslerinin  atkı iplikleri pamuktan olup yeni yünden, artık yünlerden ve çuha kırpıntılarından patiska üzerine yapıştırmak suretiyle de yapılır.

Çuha, dranın  kalın ipliklerle dokunmuş şeklidir. Ucuz erkek elbiseleri, masa örtüleri yapılmasında kullanılır.

Asker çuhası, Kaba ve hafif keçeleşmiş şekildedir. Asker elbiselerinin yapılmasında kullanılır.

Amazon Çuhası, Amazon çuhası ise iyice yatırılmış uzun kılları olan ince ve dökük bir kumaştır.

Bunlar dışında zemini düz havlı yün kumaşlardan bazıları ; 
Kkastor, muflon, fötr, loden' dir.

Serj (şayak) İnce, sık, tersi yüzünden aynı olarak dokunmuş iki yüzü de ince damarlı bir kumaştır.

Gabardin: Serjden daha kalındır. Tersi ve yüzü aynı olup damarları mütebarizdir.Dokusunun sık ve çapraz oluşu dolayısıyla kolay su geçirmediği için, manto, pardösü ve yağmurluk gibi giyecek eşyası yapılmasında kullanılır.

Aba: Geniş, kaba bir serjdir. Dokunulduğunda  sert bir his bırakır.

Bengalin ve Poplin: Havsız, ince, sık kumaşlardır. Kumaşın eni istikametinde küçük damarları vardır. Bu kumaşlar çok sağlam fakat pahalıdırlar.

Rips: Poplin gibi fakat ondan daha kaba ve sert bir kumaştır

Yün Saten: genel olarak siyah renkte dokunur .

Alpaga: Kuru, parlak görünüşlü tiftik karıştırılarak dokunan çok güzel bir kumaştır. Yazlık elbiseler yapılmasında kullanılır

Merinos: Çapraz dokunmuş, kalın sağlam bir kumaştır

Etamin ve Yün vual: Bunlar hafif, fantezi, çok ince yazlık kumaşlardır.  
    

Ayrıca bunlardan başka çok çeşitli kumaşlar teknoloji ve moda geliştikçe üretilmekte ve firmaların verdiği özel isimlerle de piyasaya sürülmektedir.

Birinci binyılda lahit olarak kullanılan mermer sandık...

Teka, (İng. theca). 
Eski çağlarda Lahit olarak kullanılan, balık sırtı biçiminde mermer sandık.
Herhangi bir oluşumu dıştan zar biçiminde saran örtücü tabaka, kılıf, tabaka, kapsül, zarf veya muhafaza.

Cilt lekeleri ...



Güneş ışınlarının etkisi ile oluşan pigment artışı, ciltte geniş ve lekeli görüntüler oluşturur.
Ayrıca sivilce izleri, hamilelik, aşırı antibiyotik kullanma, yanlış kozmetik ürünleri gibi nedenlerden cilt lekelerine neden olmaktadır.

Çil:
En çok yanak, alın ve çene kısmında görülen bu lekeler açık veya daha koyu kahverengi lekeler şeklinde olabilirler. Genelde güneşli mevsimlerde artarken güneş olmayan mevsimlerde azalma gösterirler.

Melasma (Cloasma):
Doğum kontrol hapların içerdiği hormonlar ve hamilelik sırasındaki hormonal değişimler melalin pigmentinin aşırı üretimine neden olabilir.
Bu artış ile birlikte en çok güneş gören yanak, alın ve çene gibi bölgelerde boyutları büyük lekeler oluşabilir. Bazen genetik özellik taşıyan bu durumlar tekrarlayan hamileliklerle birlikte artış gösterebilir.

Yaygın hiperpigmentasyon:
Böbrek üstü bezi yetmezliği ile oluşan addison hastalığı, hipertiroidizim ve hemokromatoz hastalığında görülür.

Foto alerjik reaksiyonlar:
Ağızdan alınan bazı ilaçlar veya Tropikal bölgesel sürülen bazı kimyasal ilaçlar veya bitki yaprakları güneş ile birlikte Hiperpigmentasyon yol açabilirler. Bazen hafif kızarıklık veya alerjik reaksiyon seviyesinde iken bazen daha ağır reaksiyonlar, bölgesel su toplamaları ve bölgesel lekelerin oluşumuna neden olabilirler.

Güneş ve solaryum lekeleri:
Güneş ve solaryuma maruz kalmanın sonucunda cilt kendini korumak amacı ile daha kalınlaşır ve melanin pigment üretimi artar, dolayısıyla leke oluşumunda artış görülür.

Çiller
Gebelik lekeleri
İyi huylu cilt benleri
Cilt kanseri
Mantar hastalıkları
Seboreik keratoz
Aktinit keratoz

Lazer uygulaması esnasında yüzdeki lekelerle birlikte  kılcal damarlarda yok olmaktadır   Cilt lekeleriniz için doğal çözüm vücudunuzun ihtiyacı olan besin desteklerini ve doğal kremleri kullanmanızdır.

Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde görülen, gövdeye cin girmesiyle ortaya çıktığına inanılan ruhsal hastalık...

Zar,
Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde görülen, gövdeye cin girmesiyle ortaya çıktığına innaılan ruhsal hastalık .

Kadınların örtündükleri çarşaf, car içinde zar denir.
Tavla ve başka oyunlarda kullanılan kemik, fil dişi, plastik gibi maddelerden küp olarak yapılan ve altı yüzünde, birden altıya kadar benekler bulunan oyun aracına da zar denir.
İnce perde veya örtü. İnce ve yumuşak yaprak biçimindeki organlara ve organ bölümlerine verilen ad,
Çeper, Cidar,

Eskiden İran’ın kuzeydoğusunda yaşamış bir halk. ...

Zarangeler,

Kuzey Afrika' da çadırlardan oluşan yerleşim ...

Devar,

Osmanlı' nın sürgün yeri Büyük sahra çölü ve Fizan' da çadır yerleşim yerlerine Devar denmektedir.

Baş dönmesi hastalığına da Devar denilir.

İki kuzulu koyun...

Meleş,
Halk dilinde, iki kuzulu koyun.
Çifte kuzuluk .

Koyun (Ovis), Caprinae alt familyası içinde bir grup oluştururlar, ve keçilerle yakınlıklarından dolayı bazı sınıflandırma çalışmalarında aynı familyada tarif edilirler. Ev hayvanı olarak tanıdığımız koyunun yanında birçok yabani türleri vardır. Erkeklerde herzaman bir çift boynuz bulunurken, dişilerde bazen bulunur. Boynuzlar üzerindeki boğumlar yaş hesaplamasında kullanılır. Vücutlarında ekstra kıl oluşumları (sakal,yele vs.) bulunur. Yılda 2 kez ve her defasında 1-3 yavru doğururlar. Gebelik süreleri 5-11 aydır. Koyunların ömürleri 10 ila 12 yıl arasıdır.

Kuşların kanat tüylerinin uzun ve sert olanı ....

Teleke,
Telek.

Kuş tüyleri karmaşık bir yapıdadır. Keratinleşmiş deri hücrelerinden oluşur. Kanat ve kuyrukta yer alan büyük tüyler (telekler) uçmaya yarar. Vücudu, bir kiremit örtüsü gibi kaplayan dış tüyler ıslanmaktan korur, alttaki ince ve yumuşak tüyler ise vücut ısısının kaybını önler.

Bir kuş tüyü, tüy ekseni ve tüy bayrağından oluşur. Tüy ekseni içi boş ve yuvarlak oyan tüy kökü ile içi ilik dolu dört köşeli tüy gövdesinden ibarettir. Tüy bayrağı ise gövdeden çıkan dallardan, bu dallardan çıkan yan dallardan ve bunların üzerindeki ucu çengel gibi küçük dalcıklardan oluşur. Bu çengelli dalcıklar, üzerinde çengelli dalcık bulunmayan yan dalları kavrayarak tüylerin dik durmasını sağlar. Tüyler eksen ve bayrak kısımlarına göre üç gruba ayrılır: 

Telekler, Kıl tüyleri, Hav Tüyleri' dir. Bunlardan büyük ve uzun tüyler olan Telekler yan dalcıkları çengellidir ve bu tüyler dik dururlar. Kuşun vücudunun belli bölgelerinden çıkan muhtelif renklerde olan telekler, üç gruba ayrılır. Uçma telekleri, Kuyruk telekleri ve Örtü telekleridir. Uçma Telekleri, Kuyruk Telekleri, Örtü telekleri.

Araplarda seçkin erlerden kurulu savaş birliği...

Seriye,

Çamaşır sepeti...

Peler, (Fransızca panier à linge),
Çamaşır sepeti.

Siyah kaput bezinden yapılmış başörtüsü.
Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü,
 Duvarı, yağmur vb. şeylerin etkisinden korumak için yapılan kamış saçak.
 

El dokuması halılarda kullanılan tek atmalı düğüm şekli...

Sine,

Dokumacılık, yapım teknikleri ve kullanılan araçlara göre üç grup altında incelenir.  
 Mekik Dokumalar: Kumaş Dokuma, Siirt Battaniyesi, Kolan, çarpana dokuma 
Kirkitli Dokumalar; 
Kirkitli Düz Dokumalar; Kilim, Cicim, Zili (sili), Sumak 
Kirkitli Halı dokumalar; Halı 
Mekiksiz Dokumalar: Palaz, Kolan, çarpana (kartlı, kartsız dokumalar), Dokusuz Dokular (Keçe)

Kirkitli Halı Dokumalardan, Halı ;
Pamuk, kıl, ipek, yün ipliklerin halının boyuna yan yana dizilmesinde meydana gelen çözgü iskeletinin her çift teline yün, ipek, floş iplerinin değişik tekniklerle, ilme bağlanıp, üzerine atkı ipliği kirkitle sıkıştırılmak suretiyle dokunan havlı yüzlü dokumadır. Halı imalinde atkı sayısı iki veya üçtür. Türkiye'de genellikle iki atkı kullanımı görülmektedir. Birkaç sıra dokuma yapıldıktan sonra ilmeler halı makası ile istenilen yükseklikte kesilmektedir. Son yıllarda desene göre havları kabartmalı olarak kesilen halılar da görülmektedir. Yaygı, örtü, yastık vb. olarak kullanılmaktadır. Halı dokumalarda genellikle iki tip düğüm görülmektedir. 

Türk Düğümü (Gördes Düğümü - Çift Düğüm - Kapalı İlme): Manisa'nın Gördes kazasında kullanıldığından bu ismi alan, Türkiye'de halı dokumalarda kullanılmaktadır, dünya literatürüne de Türk Düğümü olarak geçmiştir. Bu düğümünde iki türü görülmektedir. İç Anadolu'da kullanılan düğüm şeklinde, iplik, çözgü çiftinin önce öndeki sonra arkadaki teline dolanarak bağlanan düğümdür. Batı Anadolu'da kullanılan düğümde aynı işlem ters uygulanmaktadır. Bu değişiklik halının kalitesini etkilememekte, yalnızca Batı Anadolu'da dokunan halıların hav kesiminde kolaylık görülmektedir. 

İran Düğümü (Sine İlmesi - Tek Düğüm - Açık İlme): Batı İran'daki bir yöreden adını alan Sine Düğümü olarak bilinmektedir. Bu düğümde iplik yalnızca çözgü çiftinin önündeki teline bağlanır, diğer çözgünün arkasından geçirilip aşağı doğru çekilerek sıkıştırılmaktadır. İran düğümlü halılarda da iki atkı ipi kullanılmaktadır. 

Uşak, Konya, Bergama (Yağcıbedir), Hereke, Gördes, Kula, Ladik, Sivas, Milas, Antalya (Döşeme altı), Fethiye, Kırşehir, Niğde, Kayseri, Isparta renk, motif, kaliteli halı üretimi yapan önemli halı merkezlerdendir.

Ekilip sürülmemiş tarla...

Gort,  Ekilip sürülmemiş toprak.
Keleme, Kele,
Malaz,

Aşının tutması için yinelenmesi...

Rapel,
İng. vaccine, inoculation, transplant, graft .
Pekiştirme dozu,

Birtakım hastalıklara karşı bağışıklık sağlamak için vücuda verilen, o hastalığın mikrobuyla hazırlanmış eriyik.
Aşı, bazı hastalıklara karşı bağışıklık sağlamak için vücuda enjekte edilen ölü ya da zayıf bakteri süspansiyonu. 
İnokulasyon.

Maltalılar tarafından kullanılmış, altı düz ve tek direkli küçük tekne...

Siparoner,
Maltalıların altı düz, pruva tarafında bir direği olan, küçük teknelerine verilen ad.

Malta, Akdeniz’ de Sicilya’nın güneyinde yer alır ve üç takımadadan oluşur; 

Malta, Gozo, Comino. Takımadalar arasında en büyüğü olan Malta, 237 kilometrekare yüzölçümüne sahiptir. Malta'da hiç dağ ya da akarsu bulunmamaktadır .
 




Malta’nın ana diline "Malti" adı verilir. Dil, Arapça bir yapıya ve gramere sahiptir, ancak, Sicilya dilinden, İtalyanca, Fransızca ve İngilizce’den gelen kelimelerle de karışmıştır. Malti, Latin alfabesiyle yazılan tek Sami dilidir. Ancak hem Malti hem de İngilizce ülkenin resmi dili sayılmaktadır. Bunun yanı sıra İtalyanca da geniş bir kesimce kullanılmaktadır. Seyrek de olsa, Fransızca ve Almanca konuşanlar da vardır.  Malta, 1964 yılında bağımsızlığını kazanmıştır.

Kimi mallardan alınan resmi vergiler...

Rüsumat,
Bazı mallardan devletçe alınan vergiler.

Titreştirilince ana seslerden birini veren, "U" biçiminde çelik araç...

Diyapazon, (Fr. diapason).
Titreştirildiğinde ana seslerden birini veren, U biçiminde, küçük bir çelik araç.

Diyapozon testi (Akort çatalı); 
Kondüktif sağırlıkla sensonöral sağırlık arasındaki farkı görmek için yapılan işit­me testleri. Weber testinde, titreşen bir akort çatalı alna doğru tutulur. Eğer kon­düktif işitme kaybı varsa, ses etkilenen bölgede daha yüksek duyulur. Rinne tes­tinde, titreşen bir akort çatalı önce en ya­kın kulağa yaklaştırılır, daha sonra da ar­kasındaki kemiğe. Eğer kemiğe yaklaştı­rıldığında daha yüksek duyuluyorsa, kon­düktif işitme kaybı var demektir.

 

Tokat yöresine özgü bir halk oyunu...

Orta Karadeniz ve İç Anadolu bölgesi arasında bir geçiş bölgesinde olan Tokat ili için genellikle halk oyunları Karadeniz'in sertliği, İç Anadolu'nun yumuşaklığı şeklinde yansır. Oyunlar yöre olarak halay türündedir. Halk Oyunları karakter olarak ağırlama, yanlama ve yelleme olarak üç bölümde oynanmakta olup üç melodi ve üç ritim vardır. Açık havada davul ve kaba zurna (Galaklı zurna ) eşliğinde eller parmaklardan omuzdan tutularak oynanmaktadır. 

Oyunlar;
Ağırlama, Alaçam, Ağacadudu, Allılar, Ardıç, Argüvan semahı, Ardıl halayı, Artova sarıkızı, Aşırma, Anakuru,
Burçak tarlası, 
Camuş Halayı, 
Çekirge, Çiçek halayı, Çökelik ,
Daldalan, Dik halay, 
Ellik, Emine can,
Garkın halayı. Gönüller semahı, Geyik oyunu, Güloğlan,
Hanımkızlar, Hoş Bilezik, Hürülü, 
İbiski halayı, 
Karabit, Karadut, Kartal, Kazova yanlaması, Kırat, Kırklar semahı, Kızık halayı, Koçari-Koççari, 
Lalelim,
Madımak, Maşat halayı, Maviler, Mektepli, Mero,
Necip halayı,
Omuz halayı, 
Özentek ,
Sallangel , Sarsı halayı , Sarıkaya , Semah, Samah, Sarıkız , Simsim,
Temir ağa, Ters biço, Tokat Zağması, Tombul makina, Tucuk halayı
Üç ayak, 
Yedi sene,

Deniz sigortacılığında, ilgililerin yükümlülüklerini belirten belge...

Dispeç (İng. dispatch ),

Bir ortak avaryada deniz kazasından sonra gemi, yük ve navlunla ilgili kimselerin uğradıkları zararların ve bunlar tarafından yapılmış olan masrafların nasıl, kimler tarafından ve ne oranda karşılanacağını belirlemek için yapılan işlem. Deniz sigortası dilinde, ilgili tarafların ortak avaryada kendilerine düşen yükümlülükleri, paylarının önemi ölçüsünde ayrıntılı olarak belirten belge. Müşterek avarya sayılan zarar ve masrafların saptanılarak gemi, yük ve navlun arasında paylaştırılması işlemidir.

Dispeç geminin vardığı yerde, eğer gemi varma limanına ulaşamamışsa, yolculuğun bittiği limanda yapılır. (TK m. 1207) Dispeçi yapan kişiye “dispeççi” denilir. Zararın saptanılması ve bölüştürülmesi kural olarak hükümet tarafından atanan dispeççiler tarafından gerçekleştirilir. Bu nitelikte kişiler yoksa, yukarıda belirtilen yerlerdeki bir mahkemenin seçeceği dispeççiler sözü edilen faaliyeti yürütebilecekleri gibi gemi ve yükle ilgili olanlar da oybirliği ile dispeççiyi seçebilirler. (TK m. 1208/1) Kanun, ilgililerden herbirinin dispeçin yapılması için gerekli olan ve elinde bulunan çarter parti, konşimento ve fatura gibi belgeleri dispeççiye ibraz etmesini öngörmüştür. (TK m. 1208/2)

Sözü edilen kişiler bu belgeleri istekleri ile ibraza karar verebilir. (TK m. 1208/3) Dispeççi, ilgililerin dispeçi incelemelerine izin vermek ve masraflarını ödemek koşulu ile kopya almalarına rıza göstermek zorunluluğundadır. (TK m. 1208/4) Dispeçi yaptırmak kaptanın görevidir. Kaptan, bu görevini gecikmeksizin yerine getirmek zorunluluğundadır, aksi takdirde ilgililere karşı sorumlu olur. Sigortacılar da dahil tüm ilgililer, kaptanın dispeç yaptırmaya zorunlu kılınması için kaptan ve donatan aleyhine dava açabilir. (TK m. 1209/1) Hatta ilgililer bunu bizzat da yaptırabilirler.

Bazı durumlarda, dispeççi olarak atanan kişi, olayın müşterek avarya sayılamayacağını ileri sürerek dispeçin yapılmasını reddedebilir. Bu takdirde, dispeçin gerekli olup olmadığına, sigortacı da dahil olmak üzere ilgililerinden birinin istemi sonucunda, varma ya da yolculuğun sona erme limanındaki mahkeme tarafından karar verilir. Mahkeme uyuşmazlığı kural olarak evrak üzerinde, inceleme yaparak çözümler, fakat gerektiğinde basit yargılama usulünü uygulayarak ilgilileri de dinleyebilir. (TK m. 1209/3) Dispeç raporu başlıca dört bölümden oluşur. İlk bölümde müşterek avaryanın nasıl gerçekleştiği anlatılır.

Bundan sonra avaryaya dahil olan gemi, yük ve navlunun zararları ve ayrıca kaptan tarafından yapılan olağanüstü nitelikteki harcamalar saptanır. Bütün bu kalemler alacaklı kısmı meydana getirir. Üçüncü bölüm olan borçlu masada gemi, yük ve navlundan kurtulanların yolculuk sonundaki değerleri ile bunlara eklenen bütün müşterek avarya zararları gösterilir. Son bir bölümde de alacak ile borç arasındaki farkın tutarı saptanır.

Sigortacılar da dahil olmak üzere bütün ilgililer, varma yerindeki ya da yolculuğun bittiği limandaki mahkemeden dispeçin onaylanmasını isteyebilecekleri gibi avaryanın türüne ya da hesaplarına da itiraz edebilirler. (Tk m. 1210/1) Mahkemeye başvuran kişi dilekçede bütün ilgililerin ad ve soyadlarını bildirmek zorunluluğundadır. (Tk m.1210/2) Bunların tümünün duruşmaya çağrılması gerekir.

Duruşma çağrısında dispeç ile diğer belgelerin mahkeme kaleminde incelenebileceği, ilgilinin dispeçe daha önce mahkemede itirazda bulunabileceği ve belirlenen günde gelmezse dispeçi onaylamış sayılacağı açıklanır.

Kanun, sözü edilen davetiyenin duruşma gününden en az on beş gün önce gönderilmesini öngörmektedir. (TK m. 1210/4) İlgililer, dispeç raporuna itiraz etmek istiyorlarsa, bunu en geç ilk celsede açık ve ayrıntılı bir biçimde açıklamalıdırlar. Haklı nedenlerin varlığında yargıç uygun bir süre daha verebilir; bu süre içinde itirazda bulunulmaz ya da yapılan itiraz gereği gibi açık ve ayrıntılı olmazsa, dispeçe itiraz edilmemiş sayılır. (Tk m. 1210/5) Dispeçin onaylanmasının ilk koşulu, daha önce rapora karşı herhangi bir itirazda bulunulmamış olmasıdır.

Buna karşılık itiraz yerinde görülür ya da ilgililer başka bir biçimde anlaşmaya varırlarsa, dispeç buna uygun olarak düzeltilerek onaylanabilir. (Tk m. 1211/1) Dispeç raporunun onaylanması hakkındaki karar, kesinleştikten sonra, raporda gösterilen alacakların ödetilmesi için verilmiş bir ilam niteliğini kazanır. Hiç itiraza uğramamış olan bir raporun onaylanmasına ilişkin bir mahkeme kararı, kesinleşmeden önce de yukarıda belirtilen niteliktedir. (Tk m. 1213/1) Dispeç raporuna bütün ilgililerin itirazda bulunabilmelerini sağlamak amacı ile, raporun onaylanmasına ilişkin ilamın, onaylama işlemi üzerine yapılan duruşmaya usulüne uygun bir biçimde çağrılmayan ilgililer aleyhine hiçbir sonuç doğurmayacağı öngörülmüştür. (Tk m. 1213/2) 



1924-1994 yılları arasında yaşayan ve özgün bir figüratif anlatımın egemen olduğu toplumsal içerikli yapıtlarıyla tanınan ressamımız...

Nedim Günsür (1924 Ayvalık-1994 İzmir).

1924 yılında doğdu. 1942 yılında girdiği Güzel Sanatlar Akademisi’nde Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun öğrencisi oldu. Öğrenciliği sırasında 10’lar Grubu’nun kurucuları arasında yer alan Günsür, 1948'de Fransız hükümetinden aldığı bursla Paris’e gitti. André Lhote ve Fernand Léger atölyelerinde çalıştı. O zamana değin sürdürdüğü izlenimci resim anlayışını, Picasso, Léger ve Matisse’in yanı sıra, yeni tanıdığı Afrika sanatının da etkisiyle değiştirdi, yarı soyut anlayışa yöneldi.

1952’de yurda dönen Günsür, 1954-1958 yılları arasında Karadeniz Ereğlisi’nde resim öğretmenliği yaptı, daha sonra çalışmalarını bağımsız olarak İstanbul’da sürdürdü. 1961’de gerçekleştirdiği “Gökyüzü” adlı yapıtı, 1963’teki 24. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde birincilik ödülü aldı. 1972’de Milliyet Sanat dergisi tarafından “Yılın Resim Sanatçısı” seçildi. 1973’te düzenlenen Cumhuriyet’ in 50. Yılı Resim-Heykel Yarışması’nda, Atatürk ve Cumhuriyet Ödülü’nü kazandı.

1950’lerde figüratif-dışavurumcu bir anlayışla maden işçilerinin yaşamını konu alan resimler gerçekleştiren Günsür, 1960’lardan sonra kent yaşamı ve sorunlarına yöneldi; “Köylü Aile” (1977), “Göç” (1979) gibi yapıtlarında dramatik yönü ağır basan bir resim anlayışı sergiledi. Kent ve kıyı görünümlerini, lunapark ve bayram yerlerini betimlediği “Panayır” (1982), “Büyükdere’den” (1979), “Denize İnen Sokak” (1979) gibi yapıtlarında ise şiirsel bir anlatıma ağırlık verdi. Nedim Günsür, 1994 yılında hayatını kaybetti.

"Cinayeti gördüm", "Kızıl Çöl", " Gece" gibi filimleriyle tanınmış İtalyan sinema yönetmeni...

Michelangelo Antonioni (d. 29 Eylül 1912, Ferrara, Emilia-Romagna - ö. 30 Temmuz 2007, Roma) İtalyan, film yönetmeni.

1912 yılında İtalya'nın kuzey doğusundaki Ferrara'da doğan ve Bolonya Üniversitesinde ekonomi eğitimi gören Michelangelo Antonioni, 1930'ların İtalyan komedilerini çok sert dille eleştiren yazılarıyla dikkat çekti. 1940'larda İtalyan ulusal sinema okulu Centro Sperimentale'ye yazılan Antonioni, kısa süre içinde senaryo yazarlığına başladı, Roberto Rossellini ve Enrico Fulchignoni gibi yönetmenlerle birlikte çalışmaya başladı.Yönetmenliğe 1950'de 'Cronoca di un Amore' (Bir Aşkın Güncesi) adlı filmle atılan, ancak 1960 yılında çevirdiği ve Cannes Film Festivalinde Jüri özel ödülünü alan L'avventura (Macera) filmine kadar uluslararası sinema çevrelerinde adını duyuramayan Antonioni, 20 kadar filme imzasını atmıştı. Çağdaş İtalyan sinemasının uluslararası ün kazanmış yönetmenlerinden olan Antonioni, siyasetten de kaçınmamış bir sanatçıydı. Antonioni, kendi bakışıyla, 'çağdaş toplumun duygusal bakımdan kısırlaştırılmışlığını' araştırdığı filmleriyle, dünya çapında isim yaptı.1966'da çevirdiği ve çılgın 1960'ları konu alan Blow up (Cinayeti Gördüm) adlı ilk İngilizce filmi unutulmaz yapıtları arasında yer alır. Blow Up (Cinayeti Gördüm), iki Oscar ödülüne aday gösterilmiş ve Cannes Film Festivali'nde 'Altın Palmiye' ödülünü kazanmıştı.Sinema yaşamına 1940'larda başlayan Antonioni'nin diğer önemli filmleri arasında 'La Signora Senza Camelie' (Kamelyasız Kadın), 'La Notte' (Gece), 'L'Eclisse' (Güneş Tutulması), 'Il Deserto Rosso' (Kızıl Çöl), 'Zabriskie Point' (Zabriskie Noktası), 'Professione: Reporter' (Yolcu) yeralıyor.1985 yılında felç geçiren Michelangelo Antonioni, bununla birlikte kamera gerisinde çalışmaya devam etti. 'Film çevirmek benim için yaşamak demek' sözleriyle sinema tutkusunu anlatan Antonioni'nin son filmi, 2004 yılında çıkan 'Eros' üçlemesinin parçası olan 'The Dangerous Thread of Things' (Olayların Tehlikeli Dizilişi) idi. 1995 yılında Antonioni' ye, sinemaya katkılarından dolayı özel Akademi Ödülü verilmişti.

Filmleri;
Michelangelo Eye To Eye  (2004),
Eros (2004),
Bulutların Ötesinde (1995)
Yolcu (1975)
Cinayeti Gördüm (1966)
Batan Güneş(1962),
Gece (1962),
Macera  (1960),
Chambre 666, 

El ile döndürülmek suretiyle yünün iplik haline getirilmesine verilen ad...

Eğitmeç,  
Eğercek , 
Eğiçmen , 
Eğirgeç ,
Kirman,
İğ,

Yün eğirmeye yarayan araç.  İplik bükecek âlet,
Yünü iplik yapmakta kullanılan ağaç iğ, Yünü iplik yapmakta kullanılan ağaç iğ, kirman.

İki paranın kambiyo değerinin eşit olması...

Parite,
Bir ülkenin parası esas alınarak diğer iki ülke parasının bu esas alınan ülke parası karşısındaki değeridir. Karşılıklı ilişkilerde iki tarafın birbirine eşit olması, iki paranın kambiyo değerinin eşit olması,

Kambiyo, Fr. Change, İng. Exchange, Yabancı paraların, millî parayla değiştirilmesi. İç ve dış kambiyo olmak üzere ikiye ayrılabilir. İç kambiyoda para değişimi ülke içinde yapılır. Millî parayla yabancı paralar arasında değişimde kullanılan nisbete “parite” denilir. Kambiyo kuru tesbitinde “serten ve enserten” esası kabul edilebilir. Serten hâlinde millî para esas, yabancı para fiattır. (1 Mark-6450 TL. Temmuz-1993.) Enserten halinde ise kur esas yabancı paradır. (1 dolar 10.970 TL. gibi; Temmuz 1993.) Türkiye’de kambiyo kurları enserten olarak belirlenmektedir.

Konvertibilite; Alm. Konvertiecbarkeit, Konvertibilitaet, Fr. Convertibilité, İng. Convertibility. Millî paraların karşılıklı olarak birbirine çevrilebilmesi. Türk parası ile tesbit olunmuş alacak haklarını, hak sahibinin ikamet mahalline ve yabancı memleket parası elde etmekte güttüğü maksada bakılmaksızın ve önceden herhangi bir makâmın müsâdesini almaya lüzum olmadan cari döviz kurları üzerinden herhangi bir memleket parasına çevrilebilme serbestisidir.

Para, Eşyaya değer olabilecek kıymet ölçüsü (semen); kullanılmaya hazır satın alma gücü; ödeme aracı; servet biriktirme ve tasarruf etmeye yarayan bir değer ölçüsü ve mübâdele aracı. Para, birinci olarak mübâdele aracı olması, ikinci olarak değer ölçüsü olması ve üçüncü olarak da tasarruf aracı ve sermâye unsuru olması bakımından ehemmiyet arz etmektedir. 

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ