Mimarlıkta sütun ya da ayakların taşıdığı kemer sırası...

Arkad,

Sütunlarla taşınan duvara bağlı veya ayrı, üstü örtülü, uzunlamasına gelişmiş mekan.
Mimarlıkta, sütun ya da ayakların taşıdığı kemer sırası 

Osmanlı saraylarında Hazine-i Hümayun ile koğuşların silinip temizlenmesi anlamında kullanılan sözcük...

Paris,

En çok Japonya' da görülen ve beyin damarlarının tıkanmasına neden olan bir hastalık...

Moyamoya,

Moyamoya kronik, tıkayıcı ve beyin damarlarını tutan bir hastalıktır. Moya moya hastalığı her iki internal karotid arterlerin distal dallarında,wills poligonu ve çevresinde küçük anostomatik damarların segmental stenotik ve oklüzif olması ile şekillenen ender bir hastalıktır. Moya moya hastalığı ilk olarak Takeuchi ve Shimizu tarafından 1957 yılında tanımlanmıştır. Hastalık geçici veya tekrarlayıcı hemiparezi, başağrısı, konvulzyon, nistagmus, mental retardasyon, afazi, ataksi ve subaraknoid kanama gibi semptomlar verebilir. Klinik ilerleyicidir. Etyolojisi tam olarark açıklanamamakla birlikte genetik faktörlere bağlı olduğu düşünülmektedir.

Moyamoya hastalığında ortaya bir sebep konamazken, moyamoya sendromunda bu duruma neden olan bir hastalık söz konusudur. Sadece Japon' lara özgü olduğu sanılan bu hastalık hemen hemen dünyanın her yerinden bildirilmiştir. Japonya'da her yıl 100 yeni moyamoya hastası ortaya çıkmaktadır. Japonya' da yıllık insidansı bir milyon popülasyonda bir hastadır.

Hastalıklı arterin intimasını fibröz doku kalınlaştırmıştır ve elastik lif proliferasyonu lamellar bir yapı oluşturmuştur. İnternal elastik lamina kıvrımlı hale gelmiştir. Damar duvarında yangısal değişiklikler gözlenmez. Hastalığın erken evrelerinde Willis poligonunun arka yarısı pek tutulmaz. Ortaya çıkan kollaterallerin yeni oluşan damarlar olmadığı ve daha önceden var olan damarların genişlemesi ile ortaya çıktığı kabul edilmektedir. 

Kız erkek oranı 1.6/1 ile 2.4/1 arasında değişmektedir. Çocuklarda iskemik semptomlar ön plandayken erişkinlerde kanamaya ait semptomlar ağır basar. Bu hastalık daha sıklıkla iki zaman diliminde ortaya çıkar. Birincisi ilk on yıl, ikincisi ise 30-40'lı yaşlardır.

Mısır unuyla yapılan ekmek...

Malay,
Mısır unuyla yapılan bir ekmek.
Mısır ekmeği.
Buğday ya da mısır ununu kaynar suya dökerek yapılan ve pekmezle yenilen bir çeşit yiyecek, kaçamak.

1880-1960 yılları arasında Kars yöresinde de yaşamış Rus asıllı bir halk.

Molakanlar, (Malakanlar).
Rusça=süt içenler, Rus Çarı Deli Petro´nun uygulamalarına karşı çıkarak oluşturulan, bir dinsel hareket ve yaşam tarzı olan Molokanizm´i bir hayat felsefesi olarak kabul eden insanlardır.

Kars, Rus hâkimiyeti altındayken bölgede yaşayan etnik gruplar arasında en dikkat çekici olanlardan biri Malakanlar’dır. Malakanlar’ın hikâyesi 1660’lı yıllarda Rus Ortodoks Din ve Dua adlı kutsal kitaptaki yapılacak olan değişiklikleri kabul etmemeleri ile başlar.

1683 yılında Deli Petro’ nun batılılaşma politikaları çerçevesinde giyimlerine karışılarak saç ve sakal kesme mecburiyeti getirilmesinden sonra problemler çoğalarak sürer. 1805 yılında, dinsel anlaşmazlıklar doruğa ulaşır ve Saratof ve Dambug bölgelerinde yaşayan Malakanlar Rus sektisizminden ayrılırlar.

O tarihlerde Rusya’da egemen olan inanca göre haftada sadece iki gün süt içilirken Malakanlar bu perhize itiraz ederek, her gün süt içilebileceğini savunurlar. Rusça’da Moloko kelimesi süt, Molokan ise süt içen, perhizi bozan anlamına gelir.

Malakanların, 1840’lı yıllarda Kafkas bölgelerine gelmeleri izin verilir. 1877-1878 yıllarında Rusların Kars’a girmeleriyle, Malakanlar da bu bölgeye sürülür. Genelde yol güzergahı ve dere boyu olmak üzere, Kars’ın Arpaçay ilçesine bağlı Yalınçayır (Zöhrab) ve Atçılar köyleri ile Kars merkezinin kuzey batısındaki Çakmak Köyü’ne yoğun olarak yerleşirler.

Malakanlar, Kars’ta bölge halkına değirmencilik, peynircilik konularında ve tarımsal alanda önemli katkılarda bulunurlar. İnançları gereği savaşa, silaha ve askere gitmeye karşıdırlar. Malakanlar, 1918’de Rus hâkimiyeti bittikten sonra da Kars’tan ayrılmazlar. Ancak 1921’de silah altına alınmaya zorlanmaları bu topluluğun kitlesel olarak göç etmesine yol açar. Kalan Malakanlar ise, 1962 yılında çoğunluğu Sovyetler Birliği’ne olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’ya göç ederler.

Bugün Kars’ta dürüst, çalışkan ve mütevazı bir topluluk olarak sevgiyle hatırlanan Malakanlar’ dan birkaç aile dışında hepsi göç ettikleri ülkelerde yaşıyor. Bugün Kars’ta bölge insanlarıyla evlilik yaparak kalan azımsanmayacak sayıda Malakan yasamakta. Onlardan geriye, dere kenarlarında yıkık değirmenler kaldı. Kocaman Arlov atlarının ve Malakan ineklerinin ise sadece isimleri… Şimdi onlardan bize insanlık, sevgi, kardeşlik ve dostluk kaldı. Kan ve barut kokan savaş ortamında, elleri kana bulanmamış tertemiz anılar.

Aç olarak...

Cuan, (Osmanlıca)
Aç olarak, acıkmış olarak.

Malezya takımadalarında yaşayan ve küçük beden yapılarıyla ayırt edilen halklara verilen ad...

Negritolar,
Tropikal Afrikada yaşayan, siyah ırktan bir halk. Afrika'da Negriller ya da Batı Pigmeleri ve Boşimanlar, Asya ve Okyanusya'da yaşayan Negritolar, kısa boylu insanlar, Pigmeler olarak adlandırılıyor. Pigmelerin günümüzden 2000 yıl kadar önce yaşadığı, saptanmış. Yunanlılar Pigmelere mitoolojide bile yer vermişler. O tarihlerde bu insanların, pigmelerin, Etiyopya kökenli olduğu sanılırdı.

Afrika Pigmelerinden başka, Seylan'da Veddas tipi, Hint Okyanusunda Andamanese tipi ve Malaya, Sumatra ve Filipinler'de diğer tip Pigmeler yaşamaktadır.

Saklambaç oyunu ...

Saklambaç (Saklanbaç), 
Ebekaç,
Gizlengugi,
Mulavara,

Saklambaç oynarken oyuncu sayısına bir kısıtlama getirilmez. Oyunculardan biri ebe olarak seçilir. Ebe bir duvara, ağaca ya da başka bir nesneye kafasını yaslar ve gözünü (genellikle kolu yardımıyla) kapatarak oyuncular tarafından kararlaştırılmış bir sayıya kadar birer birer sayar. Ebenin yaslandığı bu yere sobeleme yeri denir. Bu sırada diğer oyuncular ebenin onları göremeyeceği yerlere saklanırlar. Oyuncuların amacı, "Önüm arkam sağım solum sobe" diyerek saymayı bitiren ebenin onları aramak için sobeleme noktasından ayrıldığında gelip ellerini sobeleme noktasına dokundurarak sobe yapmaktır. Ebeden önce sobe yapabilen oyuncular kendilerini bir sonraki turda ebe olmaktan kurtarırlar ancak ebenin saklandığı yeri bulup kendisinden önce sobelediği oyuncu ise bir sonraki turda ebe olur ve oyun bu şekilde oyuncular oynamaktan sıkılıncaya kadar devam eder.

Konuşmada sesin duyguları belirtecek biçimde çıkması...

Ton, (Fr. ton ).
Çeşitli kalınlık ve incelik derecelerindeki müzik seslerinden her biri.
İnsan veya çalgı sesinin yükseklik, alçaklık derecesi

Değnek, sopa, çomak...

Çub,
(Ağaç Değnek).
Asa,
Değnek,
Çomak, Sopa,
Çubuk,
Ohandere,
Ağaç sopa,
Çoban sopası.
Elde taşınacak incelikte düzgün ağaç, sopa, çomak,

Yelkenli devrindeki savaşlarda kullanılan ve "Rum ateşi" de denilen, söndürülmesi zor bir sıvı yakıt...

Grejuva, Grajuva Ateşi, Rum ateşi,
Rum Ateşi ya da Yunan Alevi, Bizans Ateşi, Roma Ateşi, Vahşi Ateş ya da Sıvı Ateş de denen Yunan Ateşi
Tarihte bilinen ilk kimyasal silahtır.
Tarihçilere göre kızgın kömür, kükürt ve zift karışımından oluşan ilk kimyasal silah olan Yunan Ateşi M.Ö. 423 de Peloponez savaşları sırasında kullanılmıştır. Daha sonra M.S. 660'larda zift, reçine, kükürt, nafta, kireç ve güherçile ile yunan ateşi zenginleştirilmiştir. Su eklendikçe alevi artar. Suda yandığı gibi karada da rahatlıkla yanabilir. Su dökülünce sönmez, daha fazlalaşır. Deniz savaşlarında gemilerin geçmesini engellemek için kullanılırdı.
Persler Yunanistan' ı  işgal ettiğinde bir deniz savaşı sırasında kullanılmıştır. Dönemin güçlü Pers ordusu, gemilerinin yanmasını engelleyememiştir. Grejuva, Rum Ateşi ve Yunan Alevi
olarak da bilinmektedir.Suda yandığı gibi karada da rahatlıkla yanabilmektedir. Su dökülünce sönmemekte, tersine alevi artmaktadır. Deniz savaşlarında gemilerin geçmesini engellemek için kullanılmıştır. 
Bugün bile Rum Ateşi'nin tertibini yalnızca tahmin etmek mümkündür, ama içinde sülfür, sönmemiş kireç, likit petrol ve hattâ belki de (modern ateşli silahların tertiplerinde yer alan) magnezyum olduğu tahmin edilmektedir. Magnezyum, Rum Ateşi'ne atfedilen özelliklerden biri olan suyun altında yanma özelliğine sahip son derece tepkimeli bir metaldir ve Rum Ateşi'nin bu kadar korkutucu bir silah olmasını sağlamaktadır.
Rum Ateşi Bizans'ın düşmanlarını harap edecek özelliğe sahipti. Bizans donanması, güverteleri Rum Ateşi sifonlarının yanı sıra kule ve sur gibi yapıların yüklenebileceği genişlikte olan, "dromon" adı verilen özel savaş gemileri kullanmaktaydı. Bu sifonlar içlerindekileri düşman gemilerinin güvertesine püskürterek denizcilerle askerlerin maruz kalmasına ve tahta gemilerin kolayca yanmasına yol açıyorlardı. 678 yılında Araplar bunu ilk elden yaşamışlardı. Rum Ateşi'nin çoğalması savaşın gidişatını büyük ölçüde değiştirmişti. Birkaç yıl önce Araplar yüzlerce Bizans gemisini yok ederken, artık kendi donanmaları parçalanıyor, yüzlerce asker kaybediyorlardı. Kuşatma kaldırılmış, Araplar barış yapmak zorunda kalmışlardı. 717 yılında yeniden saldırıya geçtiklerinde, Rum Ateşi şehrin savunmasında bir kez daha hayati bir rol oynamış, Araplar da yeniden ağır kayıplar vererek geri çekilmişlerdi.
 
Bizanslılar için Rum Ateşi kadar sırrının korunması da önemliydi. Sifon teçhizatının düşman eline geçmemesi için mümkün olduğunca az kullanılıyor, gizemli tarifi hakkındaki yasaklar ve efsaneler giderek artıyordu.

Duvar tenisi...

Squash, 

Duvar tenisi olarak adlandırılır. Fakat, tenisle sadece oynanan malzemelerle benzerlik sağlar. Ayrıca tenisle kuralar açısından da çok farklı bir spor dalıdır. Squash, 8 metrekarelik bir alanda, üç duvar arası denilen, yan duvarlar, karşı duvar ve arkada cam olmak üzere oyun salonunun her yerinde oynanan, iki kişilik, hareketli bir spordur. Squash, üç set üzerinden oynanır. Asıl amaç, topu karşı duvara atmak ve servis kullanmaktır. Her set 9 sayı üzerinden oynanır ve sayıyı sadece servis atan taraf alabilir. Eğer servis kırılırsa, sayı alınmaz ve servis öteki tarafa geçer. Eşitlik halinde, örneğin 8-8 gibi bir durumda voleyboldaki gibi maç, çift sayı uzar. Squash oynamak için, raket ve top olması yeterli. Raketlerin tenis raketinden tek farkı, daha küçük olmasıdır. Ancak toplar, bu sporla ne kadar haşır neşir olduğunun bir nevi göstergesidir. Üzeri kırmızı noktalı olanlar yeni başlayanlar için, sarı noktalı olanlar orta derece bilenlere, beyaz noktalı olanlar da profesyonellere yönelik yapılmıştır. Ayrıca squash, çok hızlı oynanan bir spor olduğundan, top çarpmalarına karşı korunmak için göğüs koruyucu kullanmak gerekir. Çok hareketli ve çok hızlı bir spor olduğu için, vücudunuzun beyin dahil her bölgesini çalıştırır. 

Bunun dışında kalça, bacak ve kolların çalışmasında da son derece etkilidir. Sürekli olarak atak yapmak ve topa vurmak için girilen pozisyonlar, bel ve gövde bölgelerinin esneklik kazanmasını sağlar. Squash ülkemizde tam olarak tanınmayan bir spor dalı. Oldukça sert ve yüksek performans gerektiren squash’ı her yaştan insan öğrenebilir. Ancak, sert ve yüksek performans gerektirdiği için, 15 ile 35 yaş arası grubun oynaması daha doğru. Dar bir alanda ani ataklarla koşmak, yüksek bir performans gerektiriyor. Bu nedenle her spor dalında olduğu gibi squash’a da başlamadan önce, mutlaka doktor kontrolünden geçmek gerekiyor. Kadınlar arasında çok yaygın olmayan sguash’ı en çok stres altında çalışanlar oynuyor. Zira, topa vurmak, stresin giderilmesinde büyük rol oynuyor.

İzmir' in Urla ilçesindeki içmeler...

Malgaça,
Malgaça İçmeleri,
Urla ilçesine 10 km. uzaklıktadır. 

İzmir-Çeşme yolu üze­rindedir ve İzmir’e uzaklığı 42 km.dir. 
Bağırsakların tasfiyesi, karaciğer, safra yolları hastalıklarında faydalıdır. 
Sıcaklık 22°C 'dir.



Şifne Kaplıcaları;

Sıcaklık 38°C.
Çeşme’ye 5 km. uzaklıkta, Reisdere Köyü’ndedir. Kay­nak üzerinde kubbeli, bir hamam vardır. İştahsız, zayıf, kansız kimselere çok değerli bir şifa kaynağıdır. Bu kaplı­canın hemen yakınında bulunan bir çamurdan da çok ya­rarlanılır.

Nebiler Kaplıcası;
Sıcaklık 57°C.
Dikili ilçesine bağlı, Nebiler Köyü’ndedir. Dikili’ye 12 km. uzaktadır. Kaynağın bulunduğu yer ağaçlıktır. Çok eskiden kalma hamamı ve havuzu vardır.
Romatizma, nevralji ve kadın hastalıklarında faydalıdır.

Karaköy Kaplıcası;
Sıcaklık 60°C.
Seferhisar ilçesine 17 km. uzaklıkta, Kavakdere köyü’ndedir. Başlıca dört kaynaktan çıkar. Hamamları ve havuzlan vardır. Çamur banyosundan eskiden beri fay­dalanılır. Etraf a ğaçlıdır. Az tuzlu, bikarbonatlı sulardan­dır. Sülfat az olduğu için, içimi hoştur.
Boğaz iltihaplannda, solunum yollan rahatsızhklann-da, nezle de çok etkin şifa sağlar,

Dikili Kaplıcası;
Sıcaklık 42-64°C.
Dikili ilçesine 5 km. uzakta Karadere’dedir. Kaynak birkaç yerden kaynar. Bu bölge sıcak sular bakımından çok zengindir. 1939 Dikili yer sarsıntısında bazı kaynaklar kaybolmuş, yeni kaynaklar oluşmuştur. İçme olarak da kullanılır. Üstü kapalı çamur havuzu vardır. Romatizmalı hastalıklarda, kadın hastalıklarında olumlu sonuçlar verir.

Akdeniz yöresinde yetişen patatese benzer yumruları yiyecek olarak kullanılan bir bitki...

Kolakas (Colocasia), Gölevez,
Taro.
Patatesgiller ailesinden bolca potasyum barındıran bir bitkidir.

Güney Anadolu' da yetişen, patatese ve yerelmasına benzer yumruları yiyecek olarak kullanılan otsu bir bitkidir. Asya'nın güney doğusundan Afrika kıtasına ve Pasifik adalarına kadar üretimi yayılmıştır. Gölevez; Asya, Afrika, Orta Amerika ve Pasifik adalarında yaşayan 400-500 milyon insanın temel gıda kaynağıdır.


Gölevez (Colocasia esculenta), yılanyastığıgiller (Araceae) familyasından bolca potasyum barındıran “kolokas” olarak da bilinen bir bitkidir. Türkiye'de sadece Bozyazı ile Anamur arasında yetişir. Yaygın olarak bilinen adı “taro” dur. Dik bir şekilde çıkan uzun yaprak saplarının üzerindeki geniş yapraklarıyla otsu yapıda olan gölevez bir yıllık bir bitkidir. Yaprak sapları, toprak altındaki yumru ve yumrucukların tepesindeki helezonların içinden çıkmaktadır. Gölevezin yaprakları fil kulağı şeklindedir. Botanik açısından yumrular “korm” ve yumrucuklar “kormel” olarak bilinir. Yumrucuklara halk dilinde “fili” adı verilmekte olup bunlardan çoğaltılmaktadır. Yaprakları devetabanı çiçeğinin yapraklarına benzer.

Patates, yerfıstığı, muz, avokado, kivi gibi yumru bitkilerinden olup, tüketimi patates bitkisine benzemektedir. Patatesin gıda maddesi olarak kullanıldığı her yerde kullanılabilmektedir. Konserve, Püre, Un, Cips, Şehriye ve dondurulmuş gıda olarak değerlendirilir. Besin değeri ve verimi ve diyet besini olması açısından patatese oranla daha avantajlıdır. Ayrıca nişasta kaynağı içeriğiyle önemli bir enerji kaynağıdır.
Türkiye'de ise Akdeniz bölgesinin İçel ilinin Anamur ve Bozyazı ilçeleri ile Antalya ilinin Alanya ve Gazipaşa ilçelerinin sahil kesimlerinde patatesten daha çok yetiştirilmektedir. Sıcaklığın sıfır derecenin altına düşmediği, rakımın düşük olduğu ova kesiminde ve sulama olanakları uygun arazilerde yetiştirilmektedir. Gölevez yumrusundan patates gibi suda haşlanarak sebze yemekleri veya yağda kızartma şeklinde yemekler yapılmaktadır. Gölevez'in işleme şekli ve yöntemi bilinmediğinden sadece üretildiği yerlerde tüketilmektedir. Yumrudan suda pişme esnasında bamyadaki gibi musilaj madde salgılanmaktadır. Bunu önlemek için pişirme esnasında limon sıkılması gerekir. Bu durumu bilmeyen birisinin pişirdiği gölevez yemeği, yiyenlere nahoş bir tat verir. Ayrıca gölevez yumrusunun kabuğu soyulduktan sonra bıçağı takıp kırarak kopartmak (çentmek) gerekir, bu yemeğin suyunun lezzetli olmasını sağlar.
Gölevez yumrusu sert ve sıkı bir tekstüre sahiptir. Pişmemiş gölevezin yumru, yumrucuk, sap ve yaprakları kalsiyum oksalat kristalleri içerdiğinden buruk tattadır, çiğ halde yenilmez. Pişirerek bu kristalleri eritmek gerekir. Türkiye'de yetiştirilen yumruların dışı kahverengi içi ise beyazdır. Yaprakları ve sapları buharla pişirilerek kaynatılıp turşusu yapılan gölevez bitkisinin değerlendirilmeyen bir kısmı bulunmamaktadır.

Kolakas metabolizmayı çalıştırmak için harika bir yemek.
Kolakas, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yapılan yöresel bir yemektir. Kolakas' ın bir özelliği ise yıkanmaz yani yıkamadan soyunuz. Yıkadığınız zaman tıpkı bamya gibi sümükleniyor. Diğer bir özelliği ise soyulan bitkiyi bıçakla yararak rastgele doğruyorsunuz. Patatesin neredeyse iki misli büyüklüğünde, yumru bir bitki olan kolakasın kabukları tıpkı patates gibi soyulur. 

Kolakas yemeği. 
Malzemeler: 
800-900 gr. kolakas,
2 adet orta boy kuru soğan,
350-400 gr. kemikli koyun eti,
5 yemek kaşığı zeytinyağı,
1 çay kaşığı tuz, karabiber,
1 yemek kaşığı domates salçası,
4 su bardağı sıcak su, 1 adet limonunsuyu.

Yapılışı: İri kemikli etleri ve zeytinyağını orta boy bir tencereye aktarın. Orta ısılı ateşte, sık sık karıştırarak 5-6 dakika, etler suyunu verip tekrar çekinceye kadar kavurun. Üzerine 2 su bardağı sıcak suyu hemen ekleyip kısık ateşte 25-30 dakika daha pişirin. İncecik doğradığınız soğanları ve salçayı ilave edip sürekli karıştırarak 2-3 dakika kadar kavurun. Tuz ve karabiberi de serpin. Yumuşayan etlerin üzerine yıkayıp süzdüğünüz kolakasları ekleyin. Limon suyunu ve 4 su bardağı sıcak suyu da tencereye aktarın. Orta ısılı ateşte kolakaslar iyice yumuşayıncaya kadar pişirip ocaktan alın. Sıcak sıcak servise sunun.

Kaynak: http://golifa.blogcu.com

Radıç Çopulu, İstanbul' un Şile ilçesinde bir mağara...

Radıç Çopulu,
Şile, İstanbul iline bağlı bir ilçedir. Marmara Bölgesi'nin kuzey doğusunda, Karadeniz kıyısındadır. Doğuda Kandıra, güneydoğuda Derince, güneyde Pendik ve Gebze, güneybatıda Çekmeköy ve batıda Beykoz ilçeleriyle çevrilidir.


Mağaralar;
Sofular Mağarası : 

Sofular köyünde bulunur ve Roma dönemine aittir. 100m.uzunluğunda +17 m. yüksekliğinde,yatay ve kuru bir mağaradır.

Meşrutiyet Mağarası : 

Şile meşrutiyet köyünde bulunan mağara yatay ve kuru bir mağaradır. 40m.uzunluğunda –3m. Derinliğinde yatay ve kuru bir mağaradır.

Ekşioğlu Mağarası : 

Şile çayırbaşı köyünde, 75 m. Uzunluğunda, 18 m. derinliğinde dikey ve yatay şekildedir.

Karabeyli İnleri : 

Karbeyli köyü elmalı tarla mevkiinde, 5-15 m. şeklinde 5 tane in vardır.

Sığır Çopulu Mağarası : 

Sortullu köyü mevkiinde yatay ve kuru bir mağaradır. 30 m. uzunluğunda, 6 m. derinliğinde yatay ve kuru bir mağaradır.

Gölcük İni : 

Sortullu köyü mevkiinde 10 m. Uzunluğunda, 0.5 m. derinliğinde yatay ve kuru bir indir.

Radıç Çopulu : 

Göksu köyü ile hacıllı arasında 20 m. Uzunluğunda 20 m. derinliğinde dikey ve kuru bir mağaradır.

Eski Köy Yeri Mağarası : 

Sortullu hacıllı arasında kısmen dikey ve çoğunlukla yatay olup kuru bir mağaradır.

Yukarı Kışla Mağarası : 

İnkese mağarasının 100 m. batısındadır.

İnkese Mağarası : Sortullu köyünün 1.5 km güneyinde, hacıllı köyünün 3 km. kuzey batısında 355 m. Uzunluğunda kollarıyla 500 m.yi bulmaktadır. 80 m. derinliğe ulaşan yatay bir mağara olup kısmen suludur.

Suşıkan Mağarası : 

İnkese mağarası ile bağlantılı olup 45 m. Uzunluğunda +5 m derinliğindedir.

Soğuksu Mağarası : 

Hacıllı köyünün 500 m. Doğusunda yatay aktif sulu bir mağaradır.

Gürlek Mağarası : 

Hacıllı köyünün 500 m. Doğusunda 58 m uzunluğunda, 1 m. derinliğinde yatay aktif sulu bir mağaradır .

Gökmaslı Mağarası : 

20 m. Uzunluğunda +2 m yüksekliğinde gökmaslı köyünün 300 m batısında yol kenarındadır yatay ve kuru bir mağaradır.

Şile deniz mağaraları : 

Şile adalarından ocaklı adanın batısında Ocaklıada Mağarası, Şile limanının doğusunda Tersane (Yalı) Mağarası, Şile burnunun güneyinde Feneraltı(Fusa) Mağarası, Şile harman kaya burnu batısında Akşam Güneşin Mağarası, Şile doğusunda Yay burnu güneyinde Tavanlı Mağarası, ayrıca Kabakoz deniz inleri, Kilimli inleri, Malkaya deliği gibi bir çok mağara vardır.

Görülmesi gereken yerler;
Şile Kalesi Şile Feneri :

Türkiye'nin en büyük, dünyanın da ikinci büyük feneridir, 1860 yılında kurulmuştur. 

Şile Evleri
Sarıkavak Kalesi (Hasanlı Köyü)
Heciz Kalesi
Yeşilvadi
Hanımsuyu Çeşmesi
Osmanlı Hamamı
Kilise Kalıntısı
Vaftiz Yeri (Yeniköy)
Kilise Kalıntısı (Yeniköy)
Lahit Mezar (Sortullu Köyü)
Papazın Çeşmesi (Kabakoz Köyü) .

Japon müziğine özgü çalgılar...

Biva,
Bir tür Liva,

Hayashi,
Hiçiriki,
Kısa ve çift kamışlı nefesli çalgı,

İva,
Japon müziğine özgü bir tür lavta

Koto (Zoto),
Japon müziğine özgü telli bir çalgı.,

Nokan,
Bir tür Flüt,

Oteki,

Şakuhaçi (Shakuhachi)
Bambu flüt,

Şamisen,
Gitara benzer çalgı,

Şo,
Japon müziğine özgü 17 bambu kamışından yapılan nefesli bir çalgı.

Şoko,
Japon müziğinde vurmalı çalgı olarak kullanılan bir tür gong.

Taiko (Tayko)
Japon davulu,

Di,
Çin müziğine özgü bir tür flüt.

Japon müziğine özgü, kısa ve çift kamışlı nefesli çalgı...

Hiçiriki,

İplik üzerine sırma sarmaya yarar bir dolap...

Kullap,

Tuzcul bitkiler...

Halofitik,
Tuzcul Bitkiler,
Ak çiçekli karahindiba, 
Bataklık kazayağı, 
Deniz börülcesi, 
Deniz süt otu, 
Devekulağı, 
Etli soda otu, 
Ezgen, 
Hindiba, 
Kripsis, 
Kursalık , 


Mikroknemum , 
Sahil andız otu  , 
Salda sığırkuyruğu   

Scorzonera hieraciifolia, Sferofisa, 
Andız otu, (Inula aucherana), 
Sirkenotu,
Bataklık kazayağı, (Chenopodium chenopodioides) 

Cibcik, Taraxacum mirabile,  Ak çiçekli karahindiba,
Cırtlık, Taraxacum farinosum, 
Deniz Börülcesi,
Salicornia europaea, 
Kurşun otu,
Tuzlu ot, (Amaranthaceae),

Deniz sütotu, (Glaux maritima),  
Deve kulağı, 
Etli sodaotu, (S. crassa),  
Ezgen (Camphorosma monspelica),
Hindiba, (Cichorium endivia),
Radika, (Acı marul frenk salatası ya da endiv olarak da bilinir),
Kripsis,  
Kursaklık, (Suaeda altissima) , 
Sahil andızı (Inula crithmoides),  


Salda sığırkuyruğu, (Verbascum dudleyanum), 
Sferofisa,
Tekesakalı (S. hieraciifolia),  
Kır sakızı,
Tuzcul Ada çayı, (Salvia halophila), 
Tuzcul Glayöl (Gladiolus halophilus), 
Tuzcul kantaron, (Hypericum salsugineum, Zehirlidir.), 
Tuzcul kirpidikeni, (Acantholimon halophilum, Dişotugillerdendir.)
Tuzcul sabunotu,  Tuzcul salkımçiçeği (Silene salsuginea) , 
Tuzcul Çakışır (F.halophila), 
Tülpembe (Frankenia hirsuta), 
Çuvan, (Halocnemum strobilaceum),
İran kuşkonmazı, (Asparagus persicus), 
Mikrokneum, Mikroknemum (Microcnemum),   




Dar, uzun ve hafif bir yarış kayığı...

Kik, 
İnggig.
Alm.
Frn. cabriolet.
Futa (Rumca),

Dar, uzun ve hafif bir yarış kayığı, 
Çok ince enli, uzun, narin ve hafif bir tür filika.

Tuz gölü çevresinde yetişen ve beyaz çiçekler açan tuzcul bir bitki...

Cibcik,
(Taraxacum mirabile).
Ak karahindiba,

Ak çiçekli karahindiba (Taraxacum mirabile). Papatyagiller (Asteraceae) familyasından bir karahindiba türüdür. 


Mayıs - Haziran ayları arası çiçek açar. Yurdumuzda genellikle Kuzey ve Orta Anadolu'da yayılış gösterir. 

Gövde uzunluğu 3 - 5 santimetre arasında değişir. Çiçekleri beyaz olduğu için Ak çiçekli karahindiba olarak da adlandırılır. Çok yıllık bir otsu bitki türüdür. Meyveleri ucundaki tüyler sayesinde rüzgarla paraşüt gibi dağılır. 800 - 1300 metre yükseklikte tuzlu topraklarda yaşar. Türkiye'ye özgü bir bitki türüdür. 

Japon folk şarkılarına verilen ad...

Minyo,

Japon Müziğinde pentatonik melodiler çok fazla bulunmakta olup.Japon müzikologlar bu pentatonik dizilere 'minyo', 'gagakulitsu', 'riyuku', 'miyakobuşi' gibi adlar vermişlerdir. 

Minyo, acıklı folklor motifleri içeren hece ölçülü Kore halk şarkısı tarzında üretilmiş şiirlere verilen ad.

Japonlara özgü bir bir tür flüt...

Hayashi,
Japonlara özgü bir bir tür flüt.

Japon müziğine özgü gitara benzeyen çalgı...

Şamisen, 
Samisen,
(Shamisen).
Üç telli bir nevi saz. 
Müzikte üç telli Japon çalgısı. 
Japonya' ya özgü üç telli müzikal bir enstrümandır. 

Baçi adı verilen fildişi ya da kaplumbağa kabuğundan yapılan büyük boyutlu ve ağır bir mızrapla çalınan bu çalgıXVI. yüzyılda güney Japonya' da doğmuştur. Şamisenler çeşitli biçimlerde üretilirler ve genelde teatral çalışmalarda kullanılırlar. 


Kedi veya köpek derisinden yapılan, sakin ve huzur verici bir sesi vardır. 

Eskiden geyşaların eğitiminde önemli bir yer tutarmış. Şamisen tek olarak ya da diğer şamisenlerle birlikte ya da diğer Japon çalgılarıyla birlikte topluluk olarak çalınabilir. 

Kabuki ve bunraku gibi teatral türlerde söylenen naguata adlı şarkılara eşlik etmekte erkekler veya kadınlar tarafından çalınır.

İçine küçük çakıl taşları gibi taneler konan ve vurmalı çalgı olarak kullanılan boş ve kuru kabak...

Marakas, 

Afrika ve Latin Amerika müziklerinde kullanılan içi oyuk olan gövdesinde bulunan parçalar sayesinde sallayınca ses çıkaran bir tür vurmalı müzik aletidir.

Latinlere özgü, müziğin ritmini sağlayan vurmalı çalgı,
Kurutulmuş su kabakları içine çakıl taşı doldurularak yapılan ritim sazı,
İçinde küçük taneler bulunan ve vurmalı çalgı olarak kullanılan boş kabak 
İçine küçük çakıl taşları gibi taneler konan ve ritim çalgısı olarak kullanılan boş ve kuru kabak.

Tuareglerde krala ya da reise verilen ad...

Amenokal
(Leder),
Berberi dilinde sultan an­lamına gelen isim. Tuareglerin ırk ve din bakımından en soylusu olan İmanan ailesinin reisine verilen ad.

XVII. yüzyıl da Tua­reglerin kralına verilen bu ad, bugün sadece bir şeref unvanıdır.

Tuaregler, Cezayir, Libya, Mali ve Nijer arasında geniş bir alanda yaşayan ve Berberi dillerinden birini konuşan halk. Sayıları yaklaşık 1.2 milyona ulaşan Tuaregler bağımsız bir siyasi örgütlenmeye de sahiptirler. 


Kuzey Tuaregler çoğunlukla çölde, Güney Tuaregler ise daha çok step ve savanlarda yaşarlar. Kuzeydeki başlıca Tuareg konfederasyonları Ahaggar ve Azcer, güneyde ise Asben, İfora, İtesan, Avellimiden ve Kel Tademaket' tir. Güney Tuaregler Zebu ve deve yetiştirir ve bunların bir bölümünü Kuzey Tuareglere satarlar. Tuareg toplumu, soylular, din adamları, vasallar, zanaatçılar ve eskiden köle emekçilerinden oluşan katmanlara bölünmüştür.










Tuaregler geleneksel olarak, kırmızıya boyanmış deri çadırlarda yaşarlar. Günümüde deri yerine naylon çadırlar da kullanılmaktadır. Güneyde beşik tonozlu keçe çadırlar yaygındır. Yetişkin erkekler kadınların, yabancıların ve evlilik yoluyla akraba oldukları kişilerin yanında mavi bir peçe takarlar; ama bu gelenkeler kentleşmeyle birlikte kaybolmaya başlamıştır. Tuaregler arasında eski Libyalıların kullandıklarına benzer bir el yazısı (tifinag) varlığını korumaktadır. Tuareg toplumunda, erkekler başlarını ve yüzlerini örtüyor. Delikanlılık çağında yüzlerini örtmeye başlayan Tuaregler, ölene kadar yüzlerini bir daha kimseye göstermiyor. Osmanlı arşivlerinde ‘Tevarık‘ olarak bahsedilen Tuaregler, Hagarlar ve Ezgarlar olarak iki topluluktan oluşuyor.

Batı Samoa' nun para birimi...

Tala,
Resmi tam adı: Samoa Bağımsız Devleti (Samoa)
Eski adı: Batı Samoa
Yönetim biçimi: Anayasal Monarşi
Başkent: Apia


Para birimi; Batı Samoa Talası,
Yüzölçümü toplam 2831 kilometrekaredir. Savaii, Samoanın en büyük adası olup, 1715 kilometrekaredir. Upolu ise 1127 km2 olup, diğer yedi adası gayet küçüktür.

Yeni Zellandanın 2500 km kuzey ucunda, Avusturalya' nın 4300 km doğusunda, Hawai adalarının 3500 km güney batısında bir grup ada üzerinde kurulmuş devlet. Samoa Adaları 171o batı meridyeninden doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrılır. Bunlar doğuda ABD idaresinde 6 ada ile batıda müstakil Batı Samoa Adaları adını alan 9 adadan müteşekkildir. Batı Samoa Adaları; meskun bulunan Upolu, Savaii, Manoa ve Apolima ile meskun olmayan Fanuatapu, Namua, Nuutele, Nuulaa, Nuusafe adalarından müteşekkildir. Ekonomisi çiftçilik ve balıkçılığa bağlıdır. Tarım ürünleri oldukça mahdut (sınırlı) olup, mevcut ihracatının % 90ını teşkil eden hindistan cevizi ve kakao boldur. Birinci Dünya Savaşına kadar Batı Samoa, Almanyanın kontrolünde kaldı.

Meriç deltasında bir göl...

Gala,
Gala (Çeltik gölü), 
Gala gölü, 
Büyük Gala ve Küçük Gala olarak iki bölümdür.

Pamuklu Gölü,
Sığırcı Gölü,
Dalyan Gölü,
Meriç Deltası, Avrupa, Afrika ve Ortadoğu arasında önemli bir dinlenme alanıdır.


Ilıman iklimi nedeniyle Avrupa' nın birçok sukuşu da kış aylarını burada geçiriyor. 
Kış mevsiminde deltanın sembolü kuğular gelir. Gala (Çeltik) gölünde kaz ve ördeklere rastlanıyor. 

Meriç Deltası' nın Gala Gölü, Pamuklu Gölü ve Koyuntepe Sazlıkları 2005 yılında milli park ilan edildi. 

Enez' de Ainos antik kenti kalıntıları vardır.

Meriç deltasında bulunan kus türleri:

Karabatak,  gece balıkçılı, alacabalıkçıl, küçük akbalıkçıl, erguvani balıkçıl, çeltikçi, küçük orman kartalı, kılıçgaga, uzun bacak, kara sumru ve bıyıklı sumru deltada kuluçkaya yatan önemli türlerdir.

Japon Bambu Flütü...

Şakuhaçi 
(Shakuhachi),
55 cm uzunluğunda bir flüt ile yapılan müzik türüdür. 
Çalgının adı eski Japon uzunluk biriminden gelmektedir.

"Domalan" da denilen, yenilebilen, patatese benzer bir mantar cinsi ...

Domalan Mantarı ,
(Tuber melanosporum), 
Türüf Mantarı, 
Trüf,
Yermantarı (Trüffel),

Keme, 
Tombalak,
Topalak,
Geme,
Kumi,
Karakeme,
Dobelan.



Asklı mantarlardan, toprak içinde yumru biçiminde yetişen, yenilebilen bir bitkidir. 5-6 cm çapında, düzensiz şekilde küre şeklinde, üst kısım basık ve dalgalı, genellikle patates yumrusu şeklindedir. Yüzey genelde düz bazen pürüzlü, geniş oluklara ayrılmış, kırmızımsı - soluk kahverengi, bazen sarımsı veya gül rengindedir. Ekzoperidyum 1-2mm kalınlıkta olup kolayca soyulur. Mantar toprağa tamamen gömülü veya kısmen dışarı çıkmış olabilir.  Toprak altında iken genç mantar saf beyazdır, bastırılan kısımları gül rengi ila pembeye döner. 

Toprak dışına yeni çıkartılanlar önce beyazdır, daha sonra yukarı kısmı zeytin yeşili lekeli sarımtrak, aşağı kısmı beyazımtrak olur, yaşlı numuneler daha da koyulaşır, kuruyunca kahverengi veya siyah lekeli esmer bir renk alır. Oldukça katı ve dayanıklıdır. Önceleri tadı ve kokusu yoktur. Kurutulanlar da kokusuzdur, kendi kendine yok olmakta olan numuneler çürümekte olan elma veya çilek gibi güzel bir kokuya sahiptir.

Kışın ve sonbaharda, kumlu çıplak topraklarda, ince çayırlıklarda, daima çam, sedir ve meşe ağaçlarına yakın ve bunların altındaki toprak üzerindeki gevşek ölü yaprak tabakasının hemen altında gelişir.
Konya ve civarında ve Şanlıurfa ve civarında Kumi otuyla birlikte mikorizal olarak yaşamaktadır.

Keme Kebabı;
(Şiddetle tavsiye edilir).


Malzemeler:
400 gr. kemiksiz kuzu kolu . 
100 gr. kemiksiz kuzu gerdanı, 
200gr. kuzu kuyruk yağı, 
40 adet ceviz büyüklüğünde keme, 
tuz, karabiber, 
yeşil soğan, biber, domates.

Yapılışı: 
Önce kemeleri güzelce yıkayalım; çünkü çıkarıldığı toprağın bütün dokusunu üzerinde taşımaktadır. Daha sonra pütürlü taşla dış yüzeyini temizleyelim ve tekrar yıkayalım. 

Kemeyi ortadan ikiye bölüp,  dikkatle ortalarından delelim. Kuzu kolu kuzu gerdanı ve kuyruk yağını buğday tanesi büyüklüğüne gelinceye kadar zırhtan geçirelim. Aman dikkat ezmeyelim. Zırh kıymasına, tuz ve karabiber ekleyerek harmanlayalım. Dövme yuvarlak şişlere bir parça kıyma, bir parça keme gelecek şekilde dizelim daha sonra kor 'dan kül' e dönmeye başlayan meşe odunu ateşinde yakmadan pişirelim. Keme kebabı mutlaka yeşil soğan piyazıyla yenmelidir.

Karaman kentinin antik dönemlerdeki adı...

Karaman, 
Larende, (Laranda),
Karaman' ın bilinen ilk adı Laranda' dır. Selçuklular döneminde Larende olarak anılmıştır.

İç Anadolu Bölgesi’nde yer alan Karaman’ın kuzeyinde Konya, güneyinde Mersin, doğusunda Ereğli, güneydoğusunda Silifke, batısında Antalya bulunmaktadır. Toros Dağları ilin güneyini engebelendirir. En önemli yükseltisi, aynı zamanda sönmüş bir yanardağ konisi olan Karadağ (2.271 m.) ile Yunt Dağı (3.227 m.)’dir. İç Anadolu’yu Akdeniz’e bağlayan Sertavul Beli (Sertavul Geçidi)’dir.

İl topraklarını sulayan Göksu Nehri, 296 km. uzunluğunda olup, bunun 47 km. si il toprakları içerisindedir. Yüzlük Dağı’ndan kaynaklanan Gödet Çayı ise, 81 km. sonra Gödet Barajında son bulur. Ayrıca Ermenek Çayı, Göksu Nehri’nin bir kolu olup, Mut yakınlarında Pirinç Suyu ile birleşir. 112 km. uzunluğundaki Ermenek Çayı’nın 56 km. Karaman il sınırları içerisindedir. Bunların dışında Maraşpoli Suyu, Bahçegözü Suyu, Balkusan Çayı, Nadire Değirmenleri Suyu, Zeyve Çayı, Deliçay, Eskiçay ve Kocadere ilin diğer belli başlı akarsularıdır.

Hititler zamanında bir askeri ve ticaret merkezi olmuş daha sonra Firigya ve Lidya' lıların egemenliğine geçmiş, M.Ö.322 de Yunan Kralı Perdikkos ve Filippos' un işgaline ve talanına uğramıştır. Laranda kenti XII.yüzyıldan önce Danişmendlilerin sonra da Selçukluların yönetimine girmiştir. Karamanoğulları 1256-1483 arasında Orta Anadolu’nun güney kesimine egemen olan bir Türkmen Beyliğidir. Karamanoğulları Anadolu Selçuklu Devletinin zayıflamasından ve yıkılmasından sonra bağımsızlıklarını ilan edip Karamanoğlu Devletini kurmuşlardır.  Şehir Klasik dönemlerde Larende olarak bilinir. 1256' da Karamanoğulları devletinin başkenti olan Larende, Cumhuriyetin ilanından sonra Konya iline bağlı olarak Karaman adını almıştır. Karaman 15 Haziran 1989 tarihinde Türkiye'nin 70. Vilayeti olmuştur.

Karamanoğlu Mehmet bey Konya civarında Moğollarla yaptığı savaşı kazanarak Konya' yı moğol işgalinden kurtarmış ve Karamanoğlu Devletinin başkenti yapmıştır. Karamanoğulları devletinin sınırları, en güçlü olduğu zamanlarda, Karaman, Konya, Sivas, Kayseri, Niğde, Adana, Antakya, Silifke, Anamur, Mut, Gülnar, Alanya, Gazipaşa, Antalya, Isparta, Beyşehir'e kadar uzanıyordu. Karamanlılar kuvvetli düşmanlarının karşısında sarp yerlere bilhassa Toros dağlarına çekilerek korunurlar ve tehlike geçince tekrar İçel ve Larende (Karaman) tarafına geçerlerdi. Geçitler vasıtasıyla Konya'ya ulaşan ticaret kervan yollarını kontrol eden Karamanlılar, Ceneviz, Kıbrıs ve Malta tacirlerinden aldıkları vergiler ile mühim bir gelir temin ediyorlardı. Lamos, Silifke, Anamur, Manavgat gibi kendilerine ait limanlardan tahsil ettikleri gümrük resmi önemli gelirlerdendi. Karamanoğullarının Alaaddin Bey'den itibaren hedeflerinin gümüş sikkeleri görülmektedir.

Hıristiyan alemi tarafından kutsal sayılan ve antik şehir olarak bilinen Derbe kenti Avrupalı hıristiyan turistlerin dikkat ve ilgisini çekiyor. Derbe Karaman'a bağlı Aşıran köyü yakınlarında yer alır ve hıristiyanlar için kutsal mekan olarak bilinir.

Denge yitimi ve göz kararmasının eşlik ettiği geçici hareket yitimi, baş dönmesi hastalığı ...

Vertigo (İng. vertigo),  
Dizziness,

Denge yitimi ve göz kararmasının eşlik ettiği geçici hareket yitimi, baş dönmesi.

Hastanın dengesini sağlamadaki her türlü problem anlaşılır. Bu durum hastayı yatağa düşürüp gözlerini dahi açamayacağı şiddetten, sadece zaman zaman bir kayma hissine kadar değişebilir. Hatta sadece bir göz kararması şeklinde ortaya çıkabilir. Tıp dilinde genel olarak vertigo adı verilir.

Dengenin sağlanması hala tam olarak çözülememiş çok karmaşık ve çok fazla organın rol oynadığı bir durumdur. Bu konuda rol oynayan organ ve sistemler arasında beyin, omurilik, iç kulak (labirent), gözler, eklem ve kaslar sayılabilir. Bu organları etkileyen herhangi bir hastalık baş dönmesi ile birlikte o organa ait diğer belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir. 

Baş dönmesi her hasta tarafından farklı anlatılır. Her taraf dönüyor, yer ayağımın altından kayıyor, bir yana doğru kayıyorum, kafamın içi boşalıyor, gözlerim kararıyor şeklinde açıklamalar sık duyulur. Bunkarın hepsine birden baş dönmesi denir. Baş dönmesi olan hastalarda, sebebin ne olduğuna göre başka belirtilerde olur. Kulak hastalıklarına bağlı baş dönmelerinde bereberinde kulak çınlaması, işitme azlığı, kulakta basınç hissi, bulantı-kusma, kulak akıntısı ve gözlerde anormal hareketler (nistagmus) saptanabilir. Nörolojik hastalıklara bağlı baş dönmelerinde ise baş ağrısı, uyuşmalar, felçler, göz hareketlerinde anormallikler olabilir. Baş dönmesi ile bulunabilecek diğer şikayetler çok değişken olabilir. Ancak birçok hastada da sadece baş dönmesi mevcuttur.

Baş dönmesi eğer iç kulaktaki bir hastalığa bağlı ise genellikle kulak muayenesinde bir problem görülmez. Sadece orta kulak iltihaplarının iç kulağı etkilemesine bağlı baş dönmesi varsa kulak zarında delik ve orta kulakta iltihaplanma görülür. Hastada anormal göz hareketleri saptanabilir. Bu göz hareketlerinin yönü hangi kulağın hasta olduğuna dair bazı bilgiler verebilir.
Hastalığın tedvisinde öncelikle eserin daha önceden çok, Şiddetli olan hastalar bazen serum takılıp hastaneye yatırmak gerekebilir. Tümörlere bağlı baş dönmelerinin tedavisi tümörün çıkarılmasıdır yani ameliyattır. İlaç tedavisine cevap vermeyen Meniere hastalığı nda da bazen ameliyat yapılır. Vertigo' yu yenmeniz için, vücudunuzun ihtiyacı olan vitamin ve besin desteklerini kullanmanız gerekmektedir.

Yunan halk müziğinde kullanılan yaylı bir çalgı...

Lira (Yunan),
Armudi Kemençe, 
Gadulga,
Hegedü, 


Kemençe kelimesi bugün Türkiye dışında İran, Ermenistan, Yunanistan, Gürcistan, Azerbaycan gibi pek çok ülkede kullanılmaktadır. Günümüz Türkiye' sinde biri klasik türk müziğinin Armudi kemençesi, diğeri ise Doğu Karadeniz halk müziğinin Karadeniz kemençesi olmak üzere iki tür kemençe kullanılmaktadır. Ayrıca kabak kemani de bazen kemençe olarak isimlendirilmektedir. 

Armudi kemençe ve kemaninin benzerlerine rastlanmakla birlikte, Macarlar benzer türde çalgıya Hegedü, Yunanlılar Lira, Bulgarlar Gadulga, Araplar Rebap adını vermektedir. Karadeniz kemençesinin şekil ve çalınış tarzı bakımından benzeri bulunmamaktadır. 18. yy. sonlarına kadar Türk müziğinin tek yaylı sazı olan Kemençe'nin yerini, Batının önce Viola d'amore'si (sinekemanı adıyla), sonra da Violino'su (keman) aldı. Ama Karadeniz kemençesi horonlar sayesinde, armudi kemençe ise 19. yy. ortalarına doğru girdiği fasıl topluluğu içinde günümüze kadar gelebildi.

Japon müziğine özgü, bir tür lavta ...

Biva,
Biva adı verilen dört telli gitara benzeyen bir enstrümanla yapılan müzik türüne Bivagaku denir. 
Mızrapla çalınan Ud ailesinden bir müzik aletidir.

Lavtanın Türklerin geleneksel sazlarından olan kısa saplı büyük gövdeli kopuz örneğinde olduğu gibi armudi gövdesi yaprak tabir edilen değişik ağaçların yan yana yapıştırılması suretiyle yapılır.


Yaprak sayısı da yapıldığı bölge özelliklerine göre 9 ile 40 arasında değişen dilimlerden oluşur. Tekne yapımında çınar, ceviz, maun, dut, pelesenk, vengi, kelebek gibi ağaçlar kullanılır. Göğüs kapağı genellikle köknar ve ladin ağacından yapılır.

Göğüs kapağının ortasında 9 – 10 cm çapında bir delik bulunur. Bu delik itina ile oyulma bağa, boynuz, sedef, fildişi gibi maddelerle süslenmiş bir kafesle kapatılır.

Sap genişliği tel sayısına göre değişiklik göstermektedir. Geçmişte bağırsaktan yapılan perdeler, günümüzde misinadan bağlanmaktadır. Perde sayısı da bölgeden bölgeye, ülkeden ülkeye değişmektedir. Akort burgularının takıldığı kulaklık, sapa belli bir açı meydana getirecek şekilde yapıştırılır. Teller en alt tek, diğerler. İkişerli olarak takılır. Orta çağ Lavtalarında (Rönesans) 15 tel bulunmaktadır.

Lavta benzeri müzik aletlerinin ilk çağdan itibaren Sümerler, Eski Mısırlılar, Asurlular, Yunanlılar, Romalılar zamanında kullanıldığı bilinmektedir. Uygur Türklerinin Budizm dönemine alt duvar fresklerinde lavta benzeri müzik aletlerine rastlanmaktadır.

Balık akını...

Corum,   

Balık akını.  
Uskumruların büyük balıklardan korkarak kıyıya sığınması durumu. 
Tarlakoz ığrıp yapısında fakat manyattan küçük bir ağdır. Torbasının uzunluğu 6-8 kulaç, yüksekliği 5-7 kulaç, kollarının uzunluğu 25 kulaçtır. İki kişi tarafından kullanılırdı. Göç zamanı torik ve kofana gibi büyük balıklardan kaçan küçük balık sürüleri kıyılara yanaşır. Buna corum denir. Tarlakozla Boğaz kıyılarındaki corumlarda uskumru, istavrit, hamsi avlanırdı. Tarlakoz sürekli olarak Adalar'da ve Haliç'te kullanılır.

Şampiyon...

Böke,
Kahraman, güçlü kimse. 
Şampiyon.
Güreşçi, pehlivan.

Memelilerde asalak yaşayan ipsi solucan...

Trişin, (Fransızca trichine, İng. trichina worm ). Trişinagiller (Trichinellidae). 

Domuz kurdu. 
Osm. Dud-u şa'ri ,
Erginleri insan, fare ve domuzların ince barsaklarında, larvaları konağın kasları arasında.

Yuvarlak solucanlar (Aschelminthes) sınıfının, iplik solucanları (Nematodes) takımından, erginleri insan ve domuz gibi memelilerin ince bağırsaklarında asalak olarak yaşayan, 1-4 mm kadar uzunlukta, larvaları kas tellerine yerleşerek kistler yapan bir ilkel solucan tipidir. Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Avrupa’da sık rastlanan bir barsak parazitidir. İnsanda yaptığı hastalığa “tirişinoz” denir. Barsakta yerleşen erişkin trişinin tesiriyle barsak mukozasında (iç duvarında) kanamalar, şişme ve yaralanma neticesinde bir enterit (barsak iltihabı) meydana gelebilir. Hayvanlarda da (domuz, yaban domuzu) kurtçuklar, kaslarda kistler içinde yuvalanmışlardır. İyi pişmemiş etleri yiyen insan, kurtçukları da yutmuş olur (kistler sıcağa karşı dayanıklı değildirler; ama tuzlama gibi yöntemlerle bozulmazlar). Bu nedenle, domuz eti, çoğunlukla sosis ve jambon tipinde piyasaya sunulduğundan, kurtçukları insana aktaran tehlikeli bir aracıdır.

Ergin durumda olan, domuzdan başka,insanların ve birçok memelinin ince bağırsağında yaşayan, ipsiler cinsinden bir solucan (Trichinella spiralis). Erkek 2 mm boyunda ve 0,04 mm enindedir. Çok ufak olduğundan çıplak gözle görülemez. Arka ucunda iki büyük uzantı vardır. Dişi 3 mm uzunlukta ve 0,06 mm enindedir, ovovivipardır. Yâni yumurtalar karnında açıldığından doğrudan doğruya kurtçuk doğurur. Yumurtlama yeri ön uca yakın bulunan dişi iki ay kadar canlı kalabilir ve bu sürede çok sayıda kurtçuk (larva) çıkarır. Yeni doğmuş olan kurtçuk 0,01 mm boyunda ve 5 mikron enindedir. Larva kaslara yerleştiği zaman da hemen hemen aynı büyüklüktedir. Diğer helmintlerden farklı olarak hem kurtçuk hem de erişkin kurt aynı konakta bulunur. Çeşitleri; Barsaktaki erginlere “barsak trişini”, Konağın kas liflerinde yaşayanlara “kas trişini” denir.

Trişin hastalığının özel bir tedavisi yoktur. Kortizon tedavisi ilk,evredeki ciddi belirtileri düzeltebilir. Ne var ki, ağrıların ve ateşin azalmasına karşın, kurtçuklar kaslarda kistler oluşturmayı sürdürürler. Enfeksiyon ihtilaflarının önüne geçmek için, kortizon tedavisine antibiyotik tedavisi eklenmelidir. Dikkat edilmesi gereken tek nokta, etleri iyi pişirmektir.
Ayrıca, domuz hastalığı sürekli denetlenmeli ve kesimi yapılan domuzların diyaframlarında kist denetimi yapılmalıdır. Etlerdeki kurtçuklar kobalt ışınlarıyla yokedilebilir. Yöntemin, etlere bir zararı dokunmaz.

Memeli hayvanlarda bel ile kuyruk arasındaki bölüm...

Sağrı, (Fr. Bassin),

Memeli hayvanlarda bel ile kuyruk arasındaki dolgun ve yuvarlakça bölüm.

Meme hastalıklarından bahseden bilim dalı...

Mastoloji, (İng. Mastology),

Yunanca Mastos Meme, Logos Bilim.

Meme anatomisinden ve hastalıklarından bahseden ilim, memebilim, mastoloji (meme bilgisi). 

Normal vepatolojik  memenin incelenmesini konu alan tıp bilimidir.

Tırpan bilemeye yarayan masat ...

Düz, yassı taş, Bileği taşı, Tırpan bileme taşı,
Gayrak,
Kosrav,

Eskiden çocukları okula götürüp getiren hademe...

Bevvap, (Eski dilde),
Mahalle okullarında hademe, Kapıcı, Menedici.

Ergenlik sivilcesi ...

Akne, 
Fr. acné, 
İng. acne,

Yağ bezlerinin deri üzerinde oluşturduğu iltihaplı sivilce. Akne bir cilt problemidir. 

Akne, sivilcelere neden olan cilt yağlanması durumunda ortaya çıkar. En kötü koşullarda, bir kist oluşabilir. Kist, cilt altında oluşan şişliktir. Sivilceden daha büyük olur. 

Belirtileri;
  • Siyah noktalar (yağ bezelerini tıkar)
  • Sivilceler
  • Acıyan veya içi irinle dolu kırmızı şişlikler
Tedavi için yapılacaklar;
  • Sabunlar veya losyonlar
  • Akneyi kurutan jel
  • Losyon veya jele ilave akneyi yok etmek için antibiyotik
  • Retin A içeren cilt kremleri
  • Antibiyotik
  • Günde iki defa yüzünüzü yumuşak bir sabunla yıkayın. Sabun bezinizi her gün değiştirin, 
  • Islak bez üzerinde bakteriler çoğalabilir.
  • Sık sık ellerinizi yıkayın. Ellerinizi mümkün mertebe yüzünüzden uzak tutun.
  • Sivilcelerinizi sıkmaktan, kopartmaktan, kaşımaktan, ve sürtmekten sakının. Bu hareketler iz kalmasına neden olabilir.
  • Haftada en az iki defa saçları nızı besisin destekli şampuanla şampuanlayın. Saçlarınızın yüzünüze değmemesine özen gösterin.
  • Eğer belirli yiyeceklerin aknelerinizi artırdığını düşünüyorsanız, o yiyeceklerden uzak durun.
  •  Yağlı yiyeceklerin piştiği mutfaklarda çalışmayın.
  • Güneş yanıklarına dikkat edin.
  • Stresden uzak durun. 
  • Kendinize sakin zamanlar ayırın, egzersiz yapın, veya gerekirse bir danışmanla görüşün.

Menopoz döneminde kadında kemik erimesi...

Osteoporoz,
Kemik erimesi, 
Osteoporoz, ya da daha çok bilinen adıyla kemik erimesi, kemiğin mineral içeriğinin azalması nedeniyle dayanıklığının azalması, yani kalitesinin düşmesidir.  Menopoz insan hayatında önemli değişkliklerin meydana gelmesine neden olur. Hem ruhsal hem de fiziksel bu değişiklikler temel olarak vücutta yumurtalıklardan salgılanan östrojenin azalması nedeniyle ortaya çıkar. 




Kemik metabolizmasındaki bir bozukluk sonucunda kemikteki protein örgüsünün seyrelmesiyle iskelette ortaya çıkan ve kemiklerin çok kolay kırılabilmesine sebep olan bir hastalıktır.

Vücutta ckemik ve trabeküler kemik olmak üzere iki ayrı kemik türü vardır. Kortikal kemik tüm vücut kemiklerinin %80'ini oluştururken, trabeküler kemik, bir arıpeteği yapısında olan ve yüzey alanı daha geniş bir kemik türüdür. 



Hiç bir şikayeti olmayan kadınlarda bile menopoza girdiklerinde bir kez ve daha sonra beşer yıllık aralıklarla kemik ölçümü önerilmektedir.
Başlamış bir osteoporoz süreci sonucu kaybedilen kemiği yerine geri getirmek zordur. Ancak süreç bazı tedavilerle büyük oranda durdurulabilir. Bunun sonucunda ileri derecede osteoporoz olguları hariç, kırık oluşma riski de önemli derecede azalmış olur.

Kalsiyum emilimi yaşla birlikte azalır ve özellikle menopoz sonrası azalma daha belirgin olur. Kalsiyum dengesinin sağlanması osteoporoz engellenmesinde çok  önemlidir. Ancak östrojenin az olduğu durumlarda kalsiyum ne kadar alınırsa alınsın etkili olmayabilir.

Popüler Yayınlar

Takipçiler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ