"Grida" da denilen eti lezzetli bir balık ...


Lahoz, 
Lahos, 
Lagos 
Percıfonnes Serranidae, 
Epinephelus aeneus.
Grida, 
Hani balığı, 


Serranidae familyasından olan lahoz balığının bilimsel adı Epinephelus aeneus’tur. Halk dilinde kaya hanisi, grida diye de adlandırılır.

Lahoz balığının sırtı ve yanları koyu gri veya koyu kahverengi olup karnı daha açık gri ve kahverengidir. Baş ve operculum üzerinde zehirsiz dikenleri vardır. Galsamaları jilet gibi keskin olduğu için göz çukurlarından tutulur. El galsamaya sokulduğu takdirde kesilir. 
Atlas Okyanusunun doğusunda, Akdeniz’de ve Ege denizinde bulunan bir balık türü. En büyükleri 120 cm uzunluğa ve 25 kilo ağırlığa ulaşabilir. Sırt yüzgecinde toplam 11 sert diken, 14-16 adet de yumuşak diken, Anal yüzgecinde 3 sert, 7-9 yumuşak diken bulunur.

Orfoz balığı Lahoz balığının yakın bir akrabasıdır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığının Amatör Amaçlı Su Ürünleri Avcılığını Düzenleyen tebliği gereğince zıpkınla avcılığı yasaktır. Lahoz, Ege, Çanakkale Boğazı ve Marmara’da görünmesine rağmen tipik bir Akdeniz balığıdır. Ağırlıkları 3 - 5 kiloyu bulan lahozlar 50 - 100 metre derinlikte dibi taşlık, mağaralık, ılık sularda yaşarlar.

Lahoz ayında orfozda olduğu gibi zokalı takım, çift göz iskandilli takım, dip sürütmesi ve köstekli takım kullanılır. Derin sularda avlanıldığı zaman iskandil ağırlıkları 1-2 kiloyu bulur. Köstekli takımlarda olta 100 no., köstekler yine 0.90 no. ‘dur. Köstek uzunlukları 3 karış olup ucuna 0/6 no. iğne bağlanır. Yemler başta karides olmak üzere sübye, ahtapot ve akyemlerdir. Daha sığ sularda, gündüz dip sürütmesinde canlı yem, yapay balık veya kaşık kullanılır.
Lahoz balığı sinarit, orfoz veya trança kadar sert olmamakla beraber oltaya atladığı zaman mücadele eden bir balıktır. Ancak yukarıda saydığımız balıklara oranla çabuk yorulur. Kakıçla veya göz çukurlarına parmak sokmak suretiyle sandala alınır. Avı zevkli olup marine edildikten sonra ızgara şişi çok lezzetlidir.

Çin' de yaşayan Uygur Türklerinin bir içkisi...

Akarak,
Çin' de yaşayan Uygur Türklerinin bir içkisi.

Erzurum ve Artvin yöresinde, gövdesi yenilen ya da turşusu yapılan otsu bir bitki ...

Gimi,
Kimi,

Kalp kapakçıklarındaki bir bozukluk nedeniyle ortaya çıkan hastalık...

Üfürüm, 
(Fr. insufflation, İng. murmur).

Kalbin kanı damarlara pompalaması sırasında, zarında veya kapakçığında bulunan delik yüzünden ortaya çıkan normal dışı ses.

Dinleme sırasında işitilen ve kalp faaliyetleriyle ilişkili bulunan kalp seslerinin tümü.

Ses karakteri dikkate alınmaksızın kalp sesleri veya yan sesler.

Kalbin muayenesi sırasında, dinleme aleti ile kalp dinlenirken normal kalp sesleri dışında, akan kanın çıkardığı uğultuya üfürüm denir. Üfürümlerin bir çok çeşidi vardır. 

Tamamen zararsızları olduğu gibi, doğumsal veya sonradan olan hastalığını bulgusu da olabilir. Üfürüm kalp hastalıklarının bulgularından sadece bir tanesidir. Üfürüm duyulan bazı çocukların kalbi tamamen normal olabildiği gibi, bazı kalp hastalıklarında hiç üfürüm olmayabilir.

Normal kalp seslerine eklenen bir sestir. Kalp boşluklarının birinden diğerine veya kalpten damarlara geçen kanın dar bir alandan geçerken oluşturduğu girdap ya da türbülans ile oluşan ve vücut dışından özel alet ya da aletsiz çıplak kulakla duyulabilen seslerdir. Kalp kapaklarındaki kaçaklar ya da daralmalar, kalpten çıkan büyük damarların çıkım yerindeki daralmalar, kalp boşlukları arasında doğuştan ya da sonradan olan delikler birer üfürüm nedenidir.

Üfürümler, bazı kalp kapak, kalp kası ve damar rahatsızlıklarında oluştuğu gibi kan akım hızının arttığı (ateş, kansızlık, gebelik, hipertroidi denen aşırı troid hormon salınımı gibi durumlarda) kalp dışı rahatsızlıklarda da duyulabilir. Ayrıca, özellikle çocuklarda hiçbir rahatsızlık ya da hastalık bulunmadan da üfürüm bulunabilir (masum üfürüm).

Üfürümler; hekim tarafından, kalbin çalışma siklusuna, süresine, frekansına, niteliği - şiddetine göre ve göğüs duvarında duyulabildiği ya da yayıldığı alanlara göre sınıflandırılır ve tarif edilirler. Üfürümlerin kalp kasılma siklusu (sistol) içinde oluşanları hafiften şiddetliye doğru 1’den 6’ya kadar derecelendirilir. Bu derecelendirmede sesin şiddetinin fazlalığı her zaman kalpteki rahatsızlığın derecesiyle doğru orantılı değildir. Kalp kapaklarındaki kaçak akımları “yetmezlik’’ tabiriyle tanımlanır. “Mitral yetmezliği’’, “aort yetmezliği’’ gibi. Bu genellikle “kalp yetmezliği’’ denen rahatsızlık ile karıştırılır.

Denizcilikte, herhangi bir cismi tam olarak yerine toka etmeyerek yanda bırakma ...

Mezestre,
Denizcilik terimi.
Denizcilikte herhangi bir cismi tam olarak yerine toka etmeyerek yarıda bırakma.
Yarıya kadar indirmek.

Bıkkınlık...

Usanç, 
Usanma duygusu, bıkma, bıkkınlık, melal.

Deprem yeğinliğini-şiddetini ölçmekte kullanılan birim...

Mercalli,
Depremin etkilerinin ölçümüne depremin şiddeti denir. Modifiye Mercalli Skalası depremin yolaçtığı hasarın sınıflandırılması açısından ayırdedici bir veri kaynağıdır. I (en küçük) XII (en büyük) olmak üzere Romen rakamları ile ifade edilir.

Yerkabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sarsma olayına "Deprem" denir.  Deprem, insanın hareketsiz kabul ettiği ve güvenle ayağını bastığı toprağın da oynayacagğını  ve üzerinde bulunan tüm yapılarında hasar görüp, can kaybına uğrayacak şekilde yıkılabileceklerini gösteren bir doğa olayıdır.

Depremin nasıl olustuğunu, deprem dalgalarının yeryuvarı içinde ne şekilde yayıldıklarını , ölçü aletleri ve yöntemlerini, kayıtların değerlendirilmesini ve deprem ile ilgili diger konuları inceleyen bilim dalına "sismoloji " denir.
Deprem hasarları aşağıda gösterildiği şekilde subjektif göreceli gözlemlere göre sınıflandırılabilir:

Mercalli Şiddeti
Tanımı
I

Hissedilmez
II
Ancak yüksek binaların üst katındaki kişilerce hissedilebilir
III
Binaların içindeki insanlar tarafından hissedilir. Asılı cisimler hareket eder. Dışardakiler tarafından hissedilmez
IV
İçerideki çoğu kişi hisseder, pencereler, kapılar tirer. Büyük bir kamyonun binaya çarpma etkisine benzer bir etki hissedilir. Dışarıd az kişi hisseder, park etmiş arabalar birbirine vurabilir.
V
Herkes hareketi hisseder. Uyuyanlar uyanır. Kapı ve pencereler çarpar. Tabaklar kırılabilir. Duvara asılı resimler hareket eder. Küçük cisimler devrilir. Ağaçlar sarsılır. Açık kaplardaki sıvılar dökülebilir.
VI
Herkes tarafından hissedilir. Yürümek güçtür. Raflardaki cisimler yere düşer. Duvardaki resimler aşağı iner. Mobilyalar harket eder. Sıva duvarlar çatlayabilir. Ağaç ve çalılar sarsılır. Kötü .nşa edilmiş binalarda az hasar meydana gelse de taşıyıcı sistemde hasar meydana gelmez.
VII
Ayakta durulması güçtür. Arabalar sarsılır. Bazı mobilyalar kırılabilir. Gevşek yapı elemanları binalardan düşebilir. İyi inşa edilmiş binalarda az hasar oluşurken, düşük kaliteli yapılarda kaydadeğer hasar meydana gelebilir.
VIII
Sürücüler direksiyon hakimiyetini kaybedebilir. Zemine iyi sabitlenmemiş yapıların temelleri yer değiştirebilir. Kaliteli yapılarda az hasar olurken, kalitesiz yapılarda ciddi hasar meydana gelir. Ağaçların dalları kırılabilir. Yamaçlarda çatlaklar meydana gelebilir. Kuyulardaki su seviyesi değişebilir.
IX
İyi inşa edilmiş binalarda kayda değer hasar görülebilir. Zemine sabitlenmemiş yapılar temellerinde ayrılabilir. Zeminde çatlaklar meydana gelir. Rezervuarlarda ciddi hasar oluşur
X
Binaların çoğu hasar görür. Bazı köprüler yıkılabilir. Barjlar ciddi hasar görür. Büyük heyelanlar meydana gelebilir. Kanal, nehir ve göllerdeki sular dışarı sıçrar. Arazide geniş alanlarda çatlaklar meydan gelir. Demiryolu rayları bir miktar bükülebilir.
XI
Bianalrın çoğu yıkılır. Bazı köprüler yıkılır. Zeminde geniş çatlaklar meydana gelir. Yeraltı boru hatları hasar görür. Demiryolu rayları kötü şekilde bükülür.
XII
Hemen herşey yıkılmıştır. Zemin dalga veya kabarcıklar şeklinde hareket eder. Kaya zeminler yerinden oynar.
Kaynak: FEMA

Yukarıdaki verilerden anlaşılacağı üzere, 17 Ağustos 1999 Doğu Marmara depreminin aletsel büyüklüğü Richter ölçeği ile 7.4 olarak belirlenmişken, şiddet değeri X olarak ifade edilebilir. Mercalli skalası değerleri tarihi depremlerin büyüklüklerinin belirlenmesinde önemli rol oynar. Bu şekide istatistik veriler güçlendirilerek, depremlerin tekrarlanma periyodları daha hassas saptanabilir.

Depremlerin genliğini(büyüklüğünü) ölçmekte kullanılan birim ...

Richter,
Richter ölçeği ya da yerel magnitüd ölçeği, sismoloji´de kullanılan, dünya genelinde meydana gelen depremlerin aletsel büyüklüklerini ve sarsıntı oranını (magnitüd, İngilizce:magnitude) belirleyen ve sınıflara ayıran uluslararası ölçüm birimi. Günümüzde, özellikle büyük ölçekli depremlerde moment magnitüd ölçeği, Richter'in yerini almıştır. Rihter diye okunur.


Bu ölçek, 1935 senesinde Charles Francis Richter ve Beno Gutenberg tarafından Kaliforniya Teknik Enstitüsü´nde (California Institute of Technology) tasarlanıp, ilk olarak ML-ölçeği (yerel magnitüd İngilizce:Magnitude Local) olarak isimlendirilmiştir.

Yerkabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sarsma olayına "Deprem" denir.  Deprem, insanın hareketsiz kabul ettiği ve güvenle ayağını bastığı toprağın da oynayacagğını  ve üzerinde bulunan tüm yapılarında hasar görüp, can kaybına uğrayacak şekilde yıkılabileceklerini gösteren bir doğa olayıdır. 
 
Depremin nasıl olustuğunu, deprem dalgalarının yeryuvarı içinde ne şekilde yayıldıklarını , ölçü aletleri ve yöntemlerini, kayıtların değerlendirilmesini ve deprem ile ilgili diger konuları inceleyen bilim dalına "sismoloji " denir.

Amerikan Sismoloji Derneği Bülteni´nde (Bulletin of the Seismological Society of America) "Bir enstrümental deprem şiddet ve sarsıntı oranı ölçeği" isimli (An instrumental Earthquake Magnitude Scale) bilimsel yayımlamada, Charles Francis Richter´in ilk defa K. Wadati´nin 1931´de yayımladığı, "bir enstrümental deprem ölçeği" fikrini Kaliforniya´da meydana gelen depremlerde uyguladığı belirtilmiştir.

Ölçek yukarıya doğru her ne kadar sınırlı olmasa da, bir jeolojik levhanın jeolojik enerjitektonik hareket ile jeolojik enerji potansiyalı artmaktadır. 

Bu artma, levhaların rahat ve serbest şekilde hareket edemeklerinden, itici, çekici vb güçlerin levhalarda jeolojik enerji olarak saklanmasından doğar. Bir deprem anı ise, bu levhalarda bulunan jeolojik enerjinin, levhalar tarafından daha fazla saklanamamasından, levhanın en zayıf noktasından aniden hareket edip, jeolojik enerji potansiyelinin doğal yoldan azaltılmasıdır. Ve bu sanı gereğince, dünyadaki mevcut levhaların hiç birinin > 9,5 şiddet oluşturacak, jeolojik enerji potansiyeline sahip olamayacağına dayanmaktadır. potansiyeli, bilim adamlarına göre, tahminen 9,5 şiddetini geçemeyeceği düşünülür. Açıklama olarak şu noktayı öne sürerler. Her jeolojik levhada, zaman geçtikce farklı derece ve zamanda

Richter Büyüklük Ölçeği'ne göre deprem sınıflandırmaları aşağıdaki gibidir:
 
Richter Büyüklüğü
Tanımı
3.5' den küçük

Hissedilmez ama kaydedilebilir
3.5 - 5.4
Küçük depremler -Hissedilmekle beraber nadiren hasar görülür
5.4 - 6.0
İyi tasarlanıp imal edilmiş binalarda hasar görülmez iken kalitesiz binalarda yıkıcı olabilir
6.1 - 6.9
Merkez üssünden 100 km mesafeye kadar bölgelerde yıkıcı olabilir
7.0 - 7.9
Büyük deprem, büyük alanlarda ciddi hasara neden olur
8 ve üstü
Çok büyük deprem, yüzlerce kilometre çapında bölgede felakete neden olur

Kaynak: USGS


Her deprem için açığa çıkacak enerji miktarı sabit olmakla beraber, farklı gözlemevleri farklı sonuçlara ulaşabilirler. Büyüklük, davranış ve yerine bağlı olarak, depremin büyüklüğü farklı metodlarla tespit edilebilir. Her ölçüm için artı eksi 0.3 birim kadar bir hata payı kabul edilmelidir. Bir ölçümün kesinliği farklı gözlemevi girdilerine bağlı olarak arttırılabilir.

Tezhip sanatını icra edenlere verilen isim. ..


Müzehhip,(Arapça).
Yazma kitapların süslenmesini yapan sanatçı.
Tezhip sanatını icra edenlere ise müzehhip adı verilir.
Müzehhip, el yazması kitapları ve hüsn-i hat murakka’larını, levhaları, serlevhaları ve tuğraları boya ve ezme altınla tezyîn eden kişilere denir.
Hattatların yazıları ile berat ve menşurların tuğra ve yazılarını süsleyen müzehhepler Osmanlı Devleti'nde özellikle XV. Yüzyıldan itibaren en saygın sanatkarlar arasında yeraldılar.

Müzehhipler, öğrencilerine tezhibe mezuniyet için her yıl başkent İstanbul'un Okmeydanı semtindeki okçular tekkesinde toplanarak bunlara törenle icazet verirlerdi. Bunun için de mensup oldukları mücellitbaşı marifetiyle hükümete müracaat ile tören için müsaade isterlerdi. Müzehhiplerin arasından tuğra işleyebilenler gerekli görülmesi halinde sınava sokularak, sarayda görev yapan hassa müzehhipleri arasına alınırdı. 

Katıcılık (ağaç oymacılık) ve vasılcılıkta da usta müzehhipler özellikle XVI. Yüzyıldan sonra oldukça makbul sayılmaya başlanmış, sonraki yüzyıllarda ise Topkapı Sarayı'nın çeşitli zengin koleksiyonları ile diğer bazı ünlü koleksiyonlarda da dikkat çeken lâke teknikle tezhip edilmiş kitap kabı, çekmece, kalemdan, yazı altlığı, mücevher kutusu, yay ve yay kuburları çok ilgi uyandırmaya başlamıştır.














Kaynakça;http://tr.wikipedia.org/

"Sultan Güvercini" de denilen bir cins güvercin...

Hünkari,

Tüm batılı kaynaklarda anavatanının İzmir ve Manisa çevresi olduğu tanımlanmaktadır.
Bu inanılmaz güzellikteki ırk Osmanlı İmparatorluğu döneminde Manisa'daki Şehzade saraylarında geliştirilmiştir. Hünkari denmesi aslında buradan gelmektedir. O dönemde sadece sarayda yaşayanlar tarafından yetiştirilmesine izin verilen bu kuşların bazıları halk tarafından yakalanarak gizlice mağaralarda yetiştirilmeye çalışılmıştır.
Temel olarak iki sınıfa ayrılırlar:
Blondinette (Gövde işlemeli) ve Satinette (Kanat ve kuyruk işlemeli)

Manisa ve İzmir de hala büyük bir ilgiyle karşılanan bu ırk ne yazıkkı Türkiye’de tükenmiştir. Ancak son zamanlarda bazı yetiştiriciler yurtdışından getirdikleri saf kan damızlıklarla bu geleneği yaşatmaya çalışmaktadırlar.

Hünkar güvercini anlamına gelen Hünkari adıyla anılan güvercinler özel öneme sahiptir. Bugün Oriental Frill adı ile anılan Hünkariler Blondinette ve Satinette tipleri ile ifade edilerek 12 renk çeşidi ile Amerika ve Avrupa’da özel dernekleri olan ve ülkelerarası yarışmalar ile estetik değeri en yüksek ırk olarak itibar görmektedir.
Hünkari ırkı ülkemizde farklı bakım ve yetiştirme olanakları istemesi, yeterince damızlık ve bilgi sahibi olunamaması nedeni ile sınırlı sayıdadır.

Ancak kesin olan şudur ki “Hünkari”nin nitelikleri ile tanışan her güvercinsever mutlak birkaç çift Hünkari besleme arzusu duymaktadır.

Madeni paraların tarihi ve tanımı ile ilgilenen bilim dalına verilen ad...

Numismatik,
Madeni paraların tarihi ve tanımı ile ilgilenen bilim dalına kısaca Numismatik denir.
Para koleksiyonculuğu anlamında da kullanılır. Nümismatiğin en önemli nesnesi Sikke’dir.

Arkeoloji ve tarih araştırmalarında önemli rol oynayan Numismatik bilimi, en kesin anlamıyla, paraları bir nesne olarak incelemeye ve üzerine belirgin bir işaret basılmış, biçim ve işlev açısından özelleşmiş metal parçalarını saptamaya yönelik bilim dalı anlamında kullanılır.

Nümismatik sözcüğü, para anlamına gelen Latince nümisma sözcüğünden gelmektedir. Para, madalya ve jetonların betimlenmesi ve tarihiyle uğraşan bilimdir. İlk antik para koleksiyonları, Rönesans döneminde, Roma ve Yunan tarihindeki ünlü kişilerin portrelerini araştıran hümanistler tarafından oluşturuldu. Bu koleksiyonlara zamanla eski siteler tarafından bastırılan, yorumlanması daha güç paralar da katılmaya başladı. Daha sonraları, Yeniçağ para ve madalyaları da toplandı. Tüm bu nesnelerin anlaşılması ve sınıflandırılması, nümismatik biliminin temelini oluşturur. G. Budé’nin De asse (1514) adlı yapıtından bu yana, paraları her yanıyla ele alan birçok inceleme yayımlanmıştır. Nümismatik, 18. yüzyıl sonundan itibaren Arkeoloji bilim dalının alt bilim dallarından biri haline gelmiştir. 

Bu bilim dalı; madeni paraların (sikkelerin) tarihsel geçmişi, taşıdıkları özellikler, basım teknikleri, basıldıkları madenlerin özelliği, üzerlerinde bulunan yazı ve figürlerin analizi, paranın basıldığı dönemin ekonomik, toplumsal ve siyasal yapısının araştırılması gibi çok değişik konuları kendisine ana konu olarak seçmiştir.

Çalgılı kutu ya da saat ...

Rehavi,

Çağlayan, ırmak ya da derede suyun hızlı aktığı yer...

Akanak,

Mecra, yatak, kuru sel yarıntıları, dere yatağı.
Çağlayan, ırmak veya derede suyun hızlı aktığı yer,

Eğimi, inişi fazla olan yer, meyilli, eğimli. 
Cereyan, akıntı.
Yatak, Akak,
Irmak, dere, çay, küçük akarsu. 
Suyun ivinti yeri. 

Osmanlı döneminde kullanılan, on para değerindeki sikke ...

Marbaş,
On para değerinde sikke.
Esedi, Osmanlı devletinde kullanılan ve "arslanlı" da denilen gümüş sikke.

Sikke (Arapçadan), belli bir ölçüye göre basılan madeni bir paradır ve ilkel çağlardan beri ticarette geçerli olan değiş-tokuş yöntemleri yerine daha kullanışlı bir değişim aracı olarak icad edilmiştir.

Metal paraları inceleyen bilim dalına "nümizmatik" denir. Klasik çağ Yunancasında "nomos" (kanun) ve "nomisma" (gelenek, ölçü ve sikke) anlamına gelen sözcüklerden türetilmiştir ve sikke bilimi anlamına gelmektedir. Bu bilim dalı sikkenin her türü ve biçimiyle ilgilenir. Kendisine uğraşı alanı olarak nümismatiği seçen ve bilimsel yaklaşımlarla sikkeleri inceleyen kişilere de nümismat denir.

Osmanlı devletinde kullanılan ve "arslanlı" da denilen gümüş sikke ...

Esedi,
Marbaş, Osmanlı döneminde kullanılan, on para değerindeki sikke.

Hollandalıların 'rex daller" adıyla darbettikleri gümüş paraya, üzerinde arslan resmi bulunduğu için Osmanlılar "arslanlı kuruş" veya "esedî" adını vermişlerdir. Darphâne hesaplarında esedî kuruş diye bir paranın basılması, ancak 9 Mayıs-31 Aralık 1701 arasındaki faaliyet dönemine rastlar. 8,2 (26,39 gr.) dirhem ağırlığında olan bu kuruştan bu dönemde 1.308.936 adet basılmıştır. 

Aynı dönemde ayrıca 6,25 dirhem ağırlığında 399.031 adet zolta/zolota da darbedilmiştir. İlk kuruşların bir kesesinin yani 500 kuruşunun 4060 dirhem ağırlığında basılması emredilmişti. Buna göre bunların ağırlığı, 8,12 dirhem (26,04 gr.) olmalıdır. Kuruşun tesbit edilen rayici 120 akçe (40 para), zolotanınki ise 80 akçe (26 para 2 akçe) idi. Dolayısıyla bunların birbirlerine nisbeti 2/3'tü. 1717' den sonra ise kuruş 120 akçede kalırken zolota 90 akçeye çıkarılmış, bu sebeple kur nisbeti 3/4 olmuştur.

Sikke (Arapçadan), belli bir ölçüye göre basılan madeni bir paradır ve ilkel çağlardan beri ticarette geçerli olan değiş-tokuş yöntemleri yerine daha kullanışlı bir değişim aracı olarak icad edilmiştir.

Metal paraları inceleyen bilim dalına "nümizmatik" denir. Klasik çağ Yunancasında "nomos" (kanun) ve "nomisma" (gelenek, ölçü ve sikke) anlamına gelen sözcüklerden türetilmiştir ve sikke bilimi anlamına gelmektedir. Bu bilim dalı sikkenin her türü ve biçimiyle ilgilenir. Kendisine uğraşı alanı olarak nümismatiği seçen ve bilimsel yaklaşımlarla sikkeleri inceleyen kişilere de nümismat denir.



İçine kor kömür doldurulan, açık havada ısınmaya yarayan ayaklı ve delikli madeni kap ...


Brasero, (İspanyolca Mangal). Brazier, Brazero.
Mangal,Maltız.
İçine kor kömür doldurulan , açık havada ısınmaya yarayan ayaklı ve delikli madeni kaba verilen ad.

Eskiden İspanyada insanlar, masa altına içinde kok kömürü doldurulmuş mangal gibi bir şey koyarak masa altında ısınırlarmış. Masa yuvarlak, kare, dikdortgen, oval de olabiliyor. Masanın alt kısmına, orta yere bu mangal konuyormuş. Şimdi ise, elektrikli rezistanslı, termostatlı sobalar koyuyorlar veya özel şekilde benzer özelliklerde ısıtıcılar kullanılarak ısınılıyor. Masanın üstüne, kadifeden veya daha kalın kumaştan örtü koyuyorlar. Bu örtü yere kadar uzanıyor, hatta daha uzun olabiliyor. Sonra örtü üstünede masanın şeklinde kalın cam konarak ısınıyorlar.

Bir kemerin kilit taşın ya da bir çeşme ağzını süsleyen fantezi maske...

Maskaron,
(Fr. masque, Alm. Maskaron).

Eski Yunanlılarda ve Romalılarda tiyatrolarda yüze takılan yüz biçiminde kalıplara denir. Bu sözcük altında bilhassa Barok mimaride dekoratif insan yüzü heykellerine denir. Bu maskeler bozan efsanevi biçimde insan ve hayvan başlarından kompoze edilmiştir.

Çeşme, oluk ağızlarından su almak için, aslan, insan vb. şekillerde yapılan süslü tabii kabartma oymalardır.

Bir kemerin kilittaşın ya da bir çeşme ağzını süsleyen fantezi maske.

Kauçuklu yağmurluk ...

Gamsele, 
(Rumca).
İngilizce, Oilskin, oilskins,  
Pek ince muşamba.
Bu muşambadan yapılmış elbiseler, Yağmurluk, 
Anorak, Raincoat, Rainproof, Slicker, Trench coat, Waterproof.

Yağmurdan korunmak için üste giyilen giysi, trençkot. 
Kauçuktan yapılmış, su geçirmeyen yağmurluk.


Fransız Ginesi’nde, Cayenne’de, François Fresnau tarafından yapıldı. Fresnau, 1747 yılında, Aprouage’de, kauçuk ağaçlarını gördü. Eski bir pardösünün dış yüzeyini, bu ağaçların salgısıyla tamamen sıvayarak su geçirmez hale getirdi.

1821 yılında üretilen ilk yağmurluk ise 1821 yılında Covent Garden’da G.Fox tarafından satışa sunuldu. Fox yağmurluğu, moherden üretmiş. Nasıl bir yöntem uygulanarak, su geçirmez hale getirildiği ise bilinmiyor. 

Charles Macintosh adlı bir İskoçyalı, Glascow’ da kumaşları kauçuk nafta eriyiğine batırarak su geçirmez hale getirmeyi başardı. Bir süre sonra, Edinburgh Üniversitesi’nden genç bir kimya öğrencisi, James Syme, katrandan elde edilen bir maddenin yardımıyla kauçuğu daha iyi eritebilmeyi başardı. Charles Macintosh, derhal bu yöntemin haklarını satın aldı ve 1823 yılında patentini tescil ettirdi. Hemen arkasından da su geçirmez kumaş üretimini başlatarak, dünya çapında bir isim oldu. Uzun bir süre, yalnızca bu tür kumaşları satmakla yetindi. 

1830 yılında kauçuk eşya üreticisi Thomas Hancock ile karşılaştı ve ikisi bir arada seri olarak yağmurluk üretimine geçtiler.

Macintosh-Hancock işbirliğiyle hazır yağmurluklar piyasaya sürüldü. Ancak bunlar zamanla koku yaptığı için başarılı olamadı. 1850 yılında Lancashire’den Joseph Mandelberg ilk kez kokusuz yağmurluk yapmayı başardı.

Silah, zırh gibi savaş aracı ...

Pusat,
Cebe (Moğolca), 
Pusat, 
Asker ,
Zırh(Far. zirih).
Araç.
Silah, zırh vb. savaş aracı.
Giysi veya giysilik kumaş.
Silâh, zırh gibi harp için giyinilip kuşanılan şeyler.
Âlet ve edevat.
Osmanlıda silah ihtiyacını karşılayan aracın adı. Cebeci ocağı, yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla ilga edilmiş, kaldırılmıştır
 
Savaşlarda ok, kılıç, süngü vb. silahlardan korunmak için giyilen, çelik, demir ve tel levhalardan yapılmış giysi.

Bedeni düşman silahlarının etkisinden korumak için savaşta giyilen çok parçalı zırh, kalın meşinden giysi. 




Yemin, ant ...

Yemin,
Ant, And,
Kasem,(Arapça),
Ahdetme.

Emirler, beyler ...

Ümera, (Arapça).
Eski dilde,
Beyler, amirler. 
Üstsubaylar,
Emirler, beyler. 
Seyyidler. 
Şerifler.
Yüksek rütbeli zabitler.

"Pastane kurabiyesi" de denilen bir tür kurabiye ...

Landöşe,
Pastane Kurabiyesi,

Malzemeler;
4 adet yumurta
1 Paket oda ısısında margarin
2 Su bardağı pudra şekeri
4 Su bardağı un
Kabartma tozu,
Kurabiyeyi yapıştırmak için kaysı marmelatı
1 Paket bitter çikolata(80 gr)
2–3 Çorba Kaşığı yeşil fıstık

Oda sıcaklığında iyi yumuşamış margarini bir kasa içine alıyoruz. Mikserle köpürtüyoruz. Üzerine yavaş yavaş pudra şekerini ilave ediyoruz. Yumurtalarımızı kırıp karıştırmaya devam ediyoruz. Üzerine unu ilave edip normal kurabiye hamuru gibi yoğuruyoruz. Hamurun kıvamının yumuşak olması gerekiyor. 

Hamurumuzu hazırladıktan sonra tepsimiz yağlıyoruz. Kurabiye hamurumuzu büyük şanti torbasına doldurup şahadet parmağı boyunda sıkıyoruz. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında hafif renk alana kadar kızartıyoruz. Piştikten sonra soğutuyoruz. Kurabiyelerin her birinin arasına kayısı marmeladı sürüp diğerini üstüne yapıştırıp uç kısmın benmari usulü eritilmiş çikolataya batırıp oradan da yeşil antep fıstığına veya hindistan cevizine batırıp servis yapıyoruz.  İstiyorsanız çikolatayı krema torbasına doldurup üstlerine çeşitli şekillerde sıkabilirsiniz.

Değerli, saygın, kutsal...

Aziz,
Muazzez,
Ermiş, eren. 
Sevgide üstün tutulan.
Semin,

Katranla kıldan yapılan ve kalafat işlerinde kullanılan bir tür macun...

Bilar,(Rumca),
Denizcilik terimi
Katranla kıldan yapılan ve kalafat işlerinde kullanılan bir tür macun. 
Kalafat macununun katranlı kıldan yapılan bir türü.
Armozları kalafat etmede kullanılan, kıl ve katran karışımı bir tür macun.
Katranlı kıldan yapılan ve kalafat işlerinde kullanılan bir tür macun.

Kaba, seyrek ve gelişigüzel dikiş...

Teyel,
Lekende,
Oyulgama,
Oyulga, Elle seyrek dikiş, 
Elle yapılan kalın, seyrek, gelişigüzel dikiş.

Oyulgama yapılması;
İpliğinizi iğneden geçiriniz. Oyulgama yapacağınız yeri desen üzerinde tespit ediniz. Desen çiziminiz net olsun. Sağdan sola çalışınız. (A) noktasından kumaşın yüzeyine iğnenizi çıkarınız. Sağdan 3 iplik üstten 3 iplik alttan alınız. Eşit aralıklarda bir alt bir üst teyel olarak yapılır.

Aynı işlemi eşit aralıklarla bir alt ve üst teyel olarak devam ediniz. Renk tonlamasını iyi ayarlayınız. İşlem bitiminde ipliğinizi arkadan tutturunuz. Fazla ipliği kesiniz. Oyulgama iğnesinde iplik sayısı kumaşa ve ipliğinizin kalınlığına göre değişir.




 

Mihrak ...

Odak,
Mihrak, (Farsça).
Küre içi biçiminde (içbükey) bir aynaya müvazi (paralel) gelen ışıkların, aksettikten sonra toplandıkları nokta. Yakıcı nokta.
Hareket merkezi.

Az pişmiş et ...

Tatari,
Tam pişmemiş, yarı pişmiş.
Az pişmiş et.
Tam pişmeden; tatarsı.
Tatar bifteği ise tamamen çiğdir. Tatarlar sürekli atları üzerinde savaşıyor ve çiğ et yiyorlardı. Zamanla eğerlerinin altına koydukları etin, atın hareketleri sonucunda az da olsa piştiğini ve daha kolay çiğnenebilir hale geldiğini keşfettiler.
Yıllar içinde bu eti eğerlerinin altından çıkartıp ona tuz, biber ve soğan ilave etmeye başladılar ve bugünkü  "Tatar Bifteği" ortaya çıktı. 

Almanya'nın Hamburg şehrinden bir tüccar, 19. yüzyılın ortalarında ticaret amacıyla gittiği Orta Asya'da Tatar Bifteği'ni gördü ve bu lezzeti Almanya'ya getirerek Hamburg bifteği olarak sundu.  Daha sonraları bir aşçı bu eti kızartarak servis etti ve ona "Hamburg'a ait" anlamında hamburger adını verdi.

Steak Tartare-Tatar bifteği;
1 kişi İçin Malzemeler,
150 veya 180 gr. sinirsiz ve yağsız bıçakla kıyılmış veya makinadan çekilmiş sığır sokumu veya kontrafilesi
Yarımşar tatlı kaşığı çok ince kıyılmış soğan, kapari, maydanoz ve az tuz.
Birer çimdik toz hardal ve karabiber
Varsa bir kaç damla varçester ve tabasco acısı.
Yoksa az kıyılmış kırmızı yaprak biberi (çuşka)
1 yumrutanın sarısı
1 tatlı kaşığı rafine yağı
1/2 tatlı kaşığı ketçap

Yapılışı;
Çukur bir kabın içersine et hariç bütün malzemeyi koyunuz. Ağaç bir kaşıkla üç dakika karıştırıp eti ilave ediniz. Tekrar birkaç dakika iyice karıştırınız, taze kızarmış tost ekmek üzerine yuvarlak kalınca bir bonfile gibi koyarak servis ediniz. Veya tabağa bir yeşil yaprak salatanın üzerine koyup yanında tostu ayrı olarak servis ediniz. Tatar bifteği çiğ kıymanın az miktarda ince kıyılmış soğan, taze baharat ve az tuzla yoğrulması ile yapılır. 

Ayağın üstündeki tümsek yer ...


Ağım, (Fr. Élévation).
Ayağın üstündeki tümsek yer.
Ayağın ön tarfının hemen üstündeki tümsek kısıma ağım denir.
Ayak tarağının üst tarafındaki çıkıntı, tümsek.
Ayağın, parmaklarla bilek arasında kalan tümsek kısmı.

Ayak,
Ayak bileği üst üste iki eklem bulunan karmaşık bir yapıdır. Gerçek ayak bileği eklemi , tibianın dış ve üstten, fibulanın (baldır bölgesinde tianın arka-dışı boyunca uzanan ince kemik) dıştan oluşturdukları yatakla talusun (ayak bileği kemiklerinin en üstte olanı) yuvarlak tavanı arasındaki eklemdir. Ayak bileğinin yukarı ve aşağı hareketlerine izin verir. 

Eklemlerden altta olanı topuk kemiği (kalkaneus) ile talus kemiği arasındaki subtalar eklemdir. Hareketi son derece kısıtlıdır ve ayağın yanlara hareketine izin verir.
Eklem içi tüm kemik yüzeyler eklem kıkırdağı ile kaplıdır. Ayak bileğinin sabitliğini bağlar sağlar. Dış yan bağlar ayak bileğinin dış yanında bulunarak bileğin içe doğru hareketini engeller. Anterior talofibuler bağ fibula ile talusu bağlar ve dış bağların en sık yaralanıdır. İç yan bağlar (deltoid bağ) iç kısımda bulunur ve ayak bileğinin dışa dönmesini engeller.

Padişah ya da vezir kavuklarında bulunan tüy ya da püskül biçimindeki sorguç...

Otaga, (Farsça otağa). 
Eskiden Padişah ya da vezir kavuklarında bulunan tül ya da püskül biçimdeki sorguç.
Tuğ, çelenk.
Padişahların kavuklarına taktıkları tüy ya da püskül şeklindeki süs.

Kadınlar hamamında hizmet eden ve müşterileri yıkayan kadın ...

Natır,
Kadınlar hamamında hizmet eden ve müşterileri yıkayan kadın.

Natır kelimesinin başka anlamları;
Yeni dikilen fidanların sallanmaması için yanına dikilen kazık.
Köylü kadınların başlarına taktıkları fesin çevresine dizilen yalancı altınlar.
Asma çubuklarının kimini uzun, kimini kısa bırakarak yapılan bir çeşit budama.
Efeye yardım eden (kimse).

Telleyh, dellâk: Tellak;
Hamamda insanları keseleyip yıkayan erkek.

Hamam, (Arapça hammam), 
Özel bir düzenle ısıtılan sıcak ve soğuk suyu bulunan, yıkanma amacıyla kullanılan yapı. Hamamda çalışan ve müşterileri yıkayan erkek kişilere Tellak, kadın kişilere Natır denilir.

Türk hamamları başlıca üç kısma ayrılır:
Soyunma yerleri;
Geniş bir sofa ve çevresinde bölmeli sekiler bulunur. Yıkanan kimseler, bu sekilerde uzanıp dinlenirler.

Yıkanma yerleri:
Soğukluktan geçilerek girilen hamam kısmına denir. Burası da bazı bölümlere ayrılır: Kurna başı denilen herkesin teker teker yıkandığı yer, halvet adı verilen kapalı ve yalnız başına yıkanma hücreleri. Bir de üzerine uzanıp ter dökülen göbek taşı bulunur.

Isıtma yeri (Külhan);
Hamamın altında olup burada ateş yanar. Ateşten yükselen alev ve duman, mermer zeminin altındaki özel yollardan, duvar içlerinden geçer, tüteklik adı verilen bacadan çıkar.
Ocakta yanan odunların tesirli alev ve dumanları, bu kanallardan göbek taşının altına gider. Bu taşın altındaki karanlık yer çok ısındığından buraya cehennem denir.


"Gülün adı", " Foucault Sarkacı", "Baudolino" gibi romanlarıyla tanınmış İtalyan bilim adamı, yazar, edebiyatçı, eleştirmen ve düşünür...


Umberto Eco (d. 5 Ocak 1932), 
İtalyan bilim adamı, yazar, edebiyatçı, eleştirmen ve düşünürdür. 20. yüzyılın önemli düşünce adamlarından biridir. Takma ismi Dedalus'tur. 

İtalya’da Piemonte bölgesinde Alessandria’da doğan Umberto Eco, 1954'te 22 yaşındayken, Torino Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Tezinin konusu erken filozof ve dinî düşünür Aquinolu Aziz Tommaso'ydu. 1954’ ten 1959’ a kadar Milano’ da İtalyan Radyo Televizyonu RAI’ nin kültürel editörü olarak çalıştı ve Torino Üniversitesi'nde ders verdi (1956-64). 

Eco 1958-59’da askerliğini yaptı. Milano (1964-65) ve Floransa’da (1965-69) üniversite hocalığı görevinde bulundu. 1969’dan 1971’e kadar Milano’da Politeknik Enstitüsü'nde öğretmendi. Eco henüz 39 yaşındayken İtalya’nın kuzeyindeki Bologna Üniversitesi’nde göstergebilim profesörlüğü unvanını aldı.

Dünya kamuoyunun gündemine Gülün Adı ve Foucault Sarkacı gibi romanlarıyla giren İtalyan yazar, aynı zamanda Orta Çağ estetiği ve göstergebilim dalının ustalarındandır.

Eco’nun edebi kariyeri 1950’ lerin sonunda, "İl Verri"de köşe yazarıyken "Diario minimo" yu (1959-61) yazmasıyla başladı. "Marcatré" (1961) ve "Quandici"nin (1967) kurucularının arasında yer aldı, 1971’ den sonra "Versus" un editörlüğünü yaptı ve "Semiotica", "Degrés", "Text", "Structuralist", "Review", "Communication", "Problemi deli İnformazione" ve "Alfabeta"nın editörler kurulunda yer aldı. Günlük gazetelere ("Corrire della Sera"), haftalık dergilere "L’Espresso" ve sanatsal ve entelektüel dergilere ("Quindici", "İl Verri", ve diğerleri) yazılar yazdı.

1970’lerden itibaren, genel okuyucular bir tarafta ve akademik uzmanlar diğer tarafta olmak üzere değişik kitleler için yazdı.  
Aldığı ödüller;
1982 McLuhan Teleglobe Ödülü, 1982 Medicis Ödülü,  1981 Anghiari Ödülü,  1981 Strega Ödülü,  1981 Viarreggio Ödülü.

Eserleri;
Açık Yapıt ,(2001)
Alımlama Göstergebilimi ( 1991) ,
Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti (1995) ,
Avrupa Kültüründe Kusursuz Dil Arayışı (1995) 
Beş Ahlâk Yazısı (1998)
Baudolino (2003) 
Cecü'nün Yer Cüceleri (2006)
Çirkinliğin Tarihi ( 2009).
Foucault Sarkacı, ( 1992),
Gülün Adı , ( 1986).
Günlük Yaşam'dan Sanata (1993) 
Güzelliğin Tarihi (2006) 
İnanç mı, İnançsızlık mı?  (2005)
Kant ve Ornitorenk  
Kraliçe Loana'nın Gizemli Alevi ( 2005)  
Ortaçağ Estetiğinde Sanat ve Güzellik (1998) 
Mükemmel Dili Arayış
Ortaçağı Düşlemek (1996) 
Opera Aperta 
Önceki Günün Adası, (1995) ,
Somon Balığıyla Yolculuk (1997) 
Yanlış Okumalar (1997) 
Yorum ve Aşırı Yorum,(1996)
 Zamanların Sonu Üstüne Söyleşiler (2001)   












Kaynak: http://www.msxlabs.org

Gökyüzü ...


Gök,
Gökyüzü, (İng. sky ),
Asuman,
Sema(Osmanlıca),
Felek,
Feza,
Gök kubbe,
Uzay,

Atmosferin gözle görünen bölümü.
İçinde gök cisimlerinin hareket ettiği sonsuz boşluk, uzay, sema, asuman, feza.
Yeryüzü üzerine mavi bir kubbe gibi kapanan boşluk, gök kubbe, sema.

Gökyüzünün, denizin rengi, mavi veya yeşile çalan mavi. Bu renkte olan. 
Gözerimi üzerine kapanan, sonsuz yarıçaplı mavi kubbe; bu kubbenin iç yüzü.
Yeryüzünün üzerine mavi bir kubbe gibi kapanan boşluk.






Budun ön kısmından elde edilen dana eti parçası ...

Nuar, (İng. round of beef). 
Dana budundaki kemiksiz ve sinirsiz olan en büyük kaba et. Nuar genelde rosto ve haşlama olarak tüketilir.

Budun farklı bir parçasıdır, bacaktan karına doğru olan kısmı, sinir ve yağ yoktur. Halk arasında rosto olarak da isimlendirilen birinci kalite ettir. Nuar, yağsız tercih edenlerin severek tükettikleri ve tek başına pişirildiğğinde de son derece lezzetli olan bir et cinsidir. Haşlanır ve Rosto yapılır. Kontnuar ise Nuar' ın komşusudur. Salçalık biftek olarak tüketilebilecek en ideal bölümdür.

Nuar yemeği;
Malzemeler,
1 adet nuar (yaklaşık 1.5 kg)
1 adet havuç
1 adet soğan
2 adet defne yaprağı
2 adet domates
1 su bardağı sıvıyağ  ve yeteri kadar tuz
 

Yapılışı;
Derin bir tencereye iri parçalara bölünen havuç, iri iri doğranmış soğan ve defne yaprağı atılır. Bu malzemenin üzerine bütün olarak nuar yerleştirilir ve yağ ilave edilir. Yaklaşık 20-25 dakika bütün malzeme tahta bir kaşık yardımı ile ağır ağır çevrilir. Daha sonra nuarın üzerine 1.5 litre sıcak su ilave edilir ve kısık ateşte iki saat pişirilir. Bir çatal yardımı ile etin pişip pişmediği kontrol edilir, pişmemiş ise pişene dek kaynatma işlemine devam edilir. Bu arada kaynatılan su tencerenin iki parmak altına kadar inmiş olmalıdır. 

Pişen nuar tencereden alınır ve soğumaya bırakılır, soğuduktan sonra yarım santim kalınlığında halka halka kesilir. Diğer tarafta ise tenceredeki koyulaşan su bir mikser ile sos haline getirilir ve dilimlenmiş nuarlar içine atılır. Yemeğimiz artık hazırdır.
Pişen yemeğe tuz yerine yarım şişe soya sosu ilave etmeniz tavsiye olunur.

Rosto;
Malzemeler,
1 kilo dana nuar
2 iri soğan
2 diş sarmısak
1 çorba kaşığı un
1 Yemek kaşığı sirke.

Nuar üzerinde açacağınız oyuklara,küçük parçalara ayırdığınız sarımsakları yerleştirin. Soğanların suyunu çıkartın,eti bu suyla ovun. Çelik tencerenizi ısıtın. Nuarı,yağsız kızartma şartlarına uygun olarak,çevirerek kızartın. Bir çay bardağı su ve yemek kaşığı ile sirkeyi ilave edin. Kapağı kapatın,en kısık alevde(yarımdan da az şartı ile )40 dakika pişirin.Tuzu ekledikten sonra 5 dakika bekleyin.Dilimleyin,püre ile servis yapın.




 

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ