Sığırın altı aylıktan bir yaşına kadar olan yavrusu...

Dana,

Sığırların altı aylıktan bir yıllığa kadar olan erkeğine dana, altı aylıktan gebelik dönemine kadar dişilerine düve, erkeğine boğa denilmetedir. Boğanın inenmişe yani (burulmuşuna) tosun denilir.

Bir yaşını geçmiş dişi dana' ya düve denir. 
Sığırın doğumundan altı aylığa kadar olan erkek ve dişi yavrularına buzağı denir.

1905’te Çarlık rejimine karşı ayaklanan ünlü Rus zırhlısı...

Potemkin,
Potemkin zırhlısı, Rus-Japon savaşı sırasında yenilgiye uğrayıp zayıf düşen Çarlık ordusu, köylü ayaklanmalarını bastırması sırasında daha da güçsüz duruma gelir. Askerler arasında da hoşnutsuzluklar artmaya başlar. Bunun yanında çarlık subayları, gemi mürettebatına sürekli baskı yapar, mürettebatın yatma yerleri, yedikleri, içtikleri ve çalışma koşullarının dayanılmazlığının yanında subayların bu davranışları da işi katlanılmaz boyutlara taşır. 27 Haziran 1905′te Potemkin Zırhlısı’nda bir isyan patlak verir.

Bu isyan denizciler ve askerler arasındaki hoşnutsuzluğun ilk yığınsal belirtisi olur. Mürettebat potemkin zırhlısına kızıl bayrağı çeker ve ardından işçi grevlerinin yoğun olduğu Odessa’da demirler. Daha sonra ayaklanmayı bastırmak üzere gönderilen savaş gemilerinde denizciler, ayaklananların üzerine ateş açmayı reddeder ve böylece Potemkin Zırhlısı’nın ayaklanması daha da güçlenir. Fakat Potemkin Zırhlısı’nın ayaklanmasına Karadeniz donanmasının diğer gemileri katılmaz. Erzak ve yakıtı azalan Potemkin Zırhlısı Romanya kıyılarına yanaşarak, Romanya hükümetine teslim olur. Böylece zırhlıda ki ayaklanma yenilgiyle sonuçlanır.

Potemkin Zırhlı’sının ayaklanması Çarlık ordu ve donanmaları arasında başlayan ilk devrimci ayaklanmaydı. 27 Haziran 1905′te Çarlık rejimine karşı Potemkin Zırhlısı ayaklanması, Ekim Devrimin bir provası haline gelmişti. Ekim Devrimi’nin ardından bu ayaklanmayı anlatan Potemkin Zırhlısı filmi çekilir.

Kıyma ve bulgurla yapılan irili ufaklı bir tür sulu köfte...

Analı kızlı,

Malzemeler;
500 gr çiğköftelik kıyma, 250 gr az yağlı kıyma, 1 kg kemikli kuzu eti,  100 gr iri çekilmiş ceviz, 300 gr nohut ½ kg köftelik bulgur, 3 adet büyük soğan, 1 çorba kaşığı domates salçası 1 çorba kaşığı tereyağı, 2 adet limon, 1 çorba kaşığı nane, 1 çay kaşığı tuz.

Hazırlanışı;
Akşamdan ıslatılmış nohut, et, biber, domates salçası ve küp şeklinde doğranmış 1 adet soğanı bir tencereye alın. Üzerini kapatacak kadar su ve tuz ilave ederek pişirin. Başka bir kapta az yağlı kıymayı suyunu bırakıncaya kadar kavurun. Küp şeklinde kesilmiş 2 adet soğanı da kıymaya ilave ederek kavurmaya devam edin. Tuz, karabiber ve cevizi ilave edin ve soğumaya bırakın. 

Çiğköftelik kıyma, ince bulgur, tuz ve karabiberi az su ilavesiyle macun kıvamına gelecek şekilde yoğurun. Hazırladığınız bu harcın bir kısmını ayırdıktan sonra misket büyüklüğünde köfteler yapın. Kalan kısmından ceviz büyüklüğünde parçalar kopartarak içini oyduktan sonra içli köfte yapar gibi içine cevizli harçtan ilave ederek kapatın. Köfteleri bir süzgece alın. İçinde su kaynayan bir tencereye bu süzgeci yerleştirin. Bir süre haşladıktan sonra, daha önce hazırlamış olduğunuz salçalı et suyuna süzerek alın. 2 limonun suyunu sıkın. Tereyağını eritin, naneyi yağda biraz çevirin ve yemeğinizin üzerine döktükten sonra servis yapın.
 

Fundalık...

Cirnik,
Fundalık,

Sık çalı kümesi, Üğüm,
İki başı eğri balıkçı veya tahıl kayığı.
Sık çalı, Çıkra-Çopra.
Sık koruluk, Ayke,
Sık orman, Kapuz.

“Gümüşsepet” de denilen ve pembe ya da beyaz çiçekler açan bir saksı bitkisi...

Arabis,
Gümüş sepet, 
Kaz Otu,
Kaz Teresi, 

Papaverales - Cruciferae - Arabis sp.
Arabistan orijinli bir bitki olduğu düşünülmektedir. Avrupa, Kuzey Asya ve Kuzey Amerika’da 100 kadar türü vardır. Ülkemizde 17 kadar türü doğal yetişmektedir. Çok yıllık bir bitkidir. Bu bitkiler, süt beyazı çiçekli olup bodurdurlar. Bunlar bulunduğu yerde yayılan bitkilerdir. Nisan ayında çiçek açarlar. 
Çiçekleri salkım diziliştedir. Çiçeklerin rengi beyaz, kırmızı ya da sarı olabilmektedir. Erken ilkbaharda çiçeklenir. Yapraklar dip kısımlarda rozet şeklindedir. Yayılıcı bir bitkidir. Yabani otların arasında rahatlıkla yetişebilmektedir. Tohum ve kökten ayırma yöntemi ile üretilmektedir. Yaprakları alaca olanların sadece tohumdan üretilmesi gerekir. Tohumlar ilkbaharda ekilir. Fide dikim zamanı ağustos – kasım aylarıdır. Fideler 25 – 30 cm aralıkla dikilir. Eğer eylül ayında tohum atılırsa ekim sonu kasım başı gibi fideler yerlerine dikilir ve nisan ayında çiçek açarlar. Çiçeklenme bittikten sonra uzun sürgünler dipten kesilerek budanır. Bol güneşli yerlerde, kuru ve hafif kumlu bahçe toprağında iyi yetişir.

Çeşitleri;
Arabis alpina,
Arabis albida





Topluluk önünde konuşmaktan korkma...

Glossofobi, 
Topluluk önünde konuşmaktan korkma.

İsveç ve İzlanda’nın para birimi...


Krona, (Kron)
Ora, Öre,

Madeni paralar: 50 öre, 1, 5, 10 kron Banknotlar: 20, 50, 100, 500, 1000 kron


İsveç kronu 
(Svensk krona, işareti: kr, kodu: SEK) 1873'den beri kullanılan İsveç para birimi. Aynı zamanda Åland Adaları'nda kullanılmaktadır. SEK'in altbirimi öredir; 100 öre 1 kron etmektedir.
 İsveç (İsveççe: Sverige) veya resmî olarak İsveç Krallığı (İsveççe: Konungariket Sverige), Kuzey Avrupa' daki İskandinavya yarımadasında yer alan bir ülkedir. Ülkenin sınır komşuları batı ve kuzeyden Norveç, doğudan ise Finlandiya'dır. İsveç bunun dışında güneyinde yer alan Öresund Köprüsü ile Danimarka'ya bağlıdır. 



İzlanda (İzlandaca: Ísland), Atlas Okyanusu'nun kuzeyinde Grönland'ın güneydoğusu ile Norveç ve Britanya Adaları'nın arasında yer alan bir ada ve Avrupa ülkesi. 
İzlanda Kronası (İngilizce: Icelandic króna) İzlanda'da kullanılan para birimidir. Krona isim anlamı olarak diğer kuzey ülkelerinin para birimi İsveç ve Norveç kronuyla bağlantılıdır. İzlanda Kronasının uluslararası kodu ISK'dir.

Güney Amerika’da yaşayan, çömlekçikuşu familyasından bir kuş...


Remolinera,
Çömlekçikuşu, 
Güney Amerika' da ya da pampalarda yaşayan, donuk renkli tüylü ötücü kuş. (Adını, topraktan yaptığı çömleğe benzeyen yuvasından alır. Çömlekçikuşugiller familyası.) Panama ile Ateş Ülkesi arasında, dış görünüşü çok farklı 200'ü aşkın türü vardır. Genellikle iyi uçamazlar, beslenme rejimleri de çok çeşitlidir. Bazıları kemirgenlerin yeraltı yuvalarında yaşar; bazılarıysa ağaçların içine, boyutları kendi bedenleriyle orantısız yuvalar yapar.

Çömlekçikuşugillerden ötücü kuş (Furnarius). Ak gerdanlı, esmer tüylüdür. Çamurdan, iki gözlü bir fırını andıran yuva yaptığı için bu adla anılır. Orta ve Güney Amerika’da yaşar. Sığırcıktan biraz daha ufaktır. Erkeği dişisiyle birlikte kuluçkaya yatar.

Çömlekçi kuşu sığırcıktan biraz ufaktır. Sırtı, kanatları, kuyruğu ve göğsü koyu sarı kafası koyu kahverengi, karnı beyazımsıdır. Gözlerinin çevresinde geniş beyaz çizgiler bulunur. Bitkisel liflerden ve çamurdan yapılmış yuva kuruyunca kerpiç kadar sertleşir. Dişi çömlekçi kuşu, genellikle otla astarlı olan içteki odacığa, beyaz ve koni biçiminde 3 - 4 yumurta yumurtlar. Erkek kuş kuluçka vazifesini dişisiyle paylaşır. Bu kuşlar kendilerine her yıl, bazen eski yapıların tepesinde olmak üzere, yeni bir yuva yaparlar. «Fucnariidae» ailesini meydana getiren çömlekçi kuşları genel olarak kızılımsı veya tarçın rengindedirler.

Hıristiyan sanatında Meryem Ana ile çocuk İsa' yı gösteren resim yada heykel...


Madonna,
Her kilisede, M. İsa'yı, Meryem Ana'yı veya diğer Azizleri tasvir eden birkaç küçük veya büyük heykel ya da resim vardır. Bazı kiliselerde pencereler bile bu kişileri gösteren renkli vitraylarla süslenmiştir; herkes bunu görebilir.
Bu resim ve heykellerin görevi ve maksadı başkadır. İlk önce bu resim veya heykeller müminlere M. İsa'yı, Meryem Ana'yı ve diğer Azizleri hatırlatmaktadırlar; bundan başka, bu resimler birçok defa öğretici ve eğitici bir görev de görmektedirler.
Hıristiyanlar heykellere ve resimlere Yunanca bir kelime olan ikon veya ikona deyimini kullanmaktadırlar.

Hıristiyan sanatında Meryem Ana betimlemesine verilen ad...

Madonna,
Hz. Meryem İsa peygambe­rin annesidir ve Hıristiyan inancında çok önemli bir yeri vardır. Meryem Ana ya da Bakire Meryem olarak da adlandırılan Hz. Meryem, özellikle Katolik ve Ortodoks kilise­lerinde özel bir saygı görür; onuruna çeşitli yortular, toplu dualar ve şenlikler düzenlenir.
Meryem'in yaşamına ilişkin bilgiler Kutsal Kitap'ın Yeni Ahit bölümünde anlatılır. Ama yaşamöyküsü bütünlük içinde verilmemiş, kendisinden daha çok Hz. İsa'yla bağlantılı olarak söz edilmiştir. Luka İncilinde, melek Cebrail'in Tanrı tarafından Meryem'e, İsa'nın annesi olarak seçildiğini bildirmek üzere gön­derilişi anlatılır. Bu dönemde Meryem, ma­rangozluk yapan Yusuf ile nişanlıdır ve Nası-ra'da yaşamaktadır. Cebrail, Meryem'e doğa­cak çocuğun, rahmine nişanlısı Yusuf tarafın­dan değil, Tanrı tarafından yerleştirileceğini söyler. Böylece Hıristiyanlar, İsa'nın babası­nın Kutsal Ruh yani Tanrı olduğuna ve Baki­re Meryem'den doğduğuna inanırlar.
 

Tek başına oynanan bir iskambil oyunu...

Soliter,
Klasik windows solitaire kağıt oyunu . Bir diğer adı fal açma oyunu. Windows ortamında oynayan oyuncularımız zorluk çekmeden oynayacaklardır.

İskambil kartları büyükten küçüğe sıralıyoruz. As,  papaz, kız, vale, 10, 9, gibi sırasıyla kağıtları alt alta dizip yerleştirmeniz gerekiyor. Ama bir kırmızı bir siyah şeklinde sıralamanız lazım. Sıralama kırmızı kartın üzerine siyah, siyah kartın üzerine kırmızı şeklinde ilerliyor. En sonunda da yukarı sırasıyla rengine ve maça kupa sinek kare olmak üzere yukarı As 'tan başlamak üzere sıralıyoruz. Asları (A) kartlarını üstteki 4 boş kutudan birisine ekliyoruz. Sonrasında 2,3,4 ... şeklinde kartları yukarıda biriktiriyoruz. Yukarıdaki sıralama renk ve kart biçimi aynı olacak şekilde yapılıyor. Amaç tüm kağıtları doğru yere koyup kağıtları bitirmek.

Halk edebiyatında sekizli hece ölçüsüyle yazılan bir şiir türü...

Varsağı,
Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayan Varsak Türklerinin söyledikleri koşma,
Dörtlük sayısı üç, dört, beş, kimi zaman daha artık olabilir. Biçimce semai'ye benzer. Semai de, varsağı da hece ölçüsünün sekizli kalıbıyladır. Aralarındaki ayrım, ezgilerden ileri gelir. Varsağılarda kabadayıca bir hava vardır. Bunun için de behey, bre, hey gidi gibi ünlemler kullanılır.

Halk şiirinde tip olarak gerçekte iki tür vardır:  Mani ve Koşma. 
Öteki türler yani Türkü, Semai, Destan, Varsağı, İlahi ve Nefes ise bu iki tipin türevleridir. Bir çeşit kayabaşı.

Varsağı,
Güney Anadolu'da Maraş'tan Mersin'e kadar uzayan bölgede yaşayan Varsak Türkleri, Selçuklular zamanında Anadolu'ya yerleşmişlerdi. İşte varsağı, Varsak Türkülerinin kendilerine özgü bir ezgiyle söyledikleri türkü biçimidir. Fuat Köprülü 'nün bildirdiğine göre varsağılarda yiğitçe seslenişler de vardır. Bunu sağlamak için de ''behey'', ''bre'', ''hey'' gibi ünlemler kullanılır. Hece vezninin sekizli kalıbıyla yazılır. Ancak on birli olanlarına da rastlamaktayız.

Halk edebiyatımızda en çok varsağı söyleyen aşık, Karacaoğlan'dır.

Yemen ve Etiyopya’da yetişen, yaprakları uzun süre çiğnenince sarhoşluk veren bir ağaççık.... .

Kat, (Catha Edulis).

Özellikle de Yemen' de ekonomi esas itibariyle tarım ve hayvancılığa dayanır. Yetiştirilen başlıca tarım ürünleri süpürge darısı, susam, akdarı, buğday, arpa, hurma, kaba yonca, kat, kahve ve üzümdür. Meyve üretiminde ülke kendi kendine yeterli seviyededir. Kahve ve kat 1050 ila 2070 m yüksekliklerde dağların eteklerinde yetişir. Yemen'e has bir bitki olan kat, çiğnendiğinde, kaynatıldığında veya içecek olarak kullanıldığında yapraklarının uyuşturucu etkisi vardır.  

Yemen’i ve Yemenliler’i daha iyi anlamak için önce yeşil bir yaprağı tanımak gerekiyor. Adı kat ( catha edulis). Yemen’de gündelik hayat, boyu genellikle 3 ile 7 metre arasında olan, az bakım ancak çok su isteyen bu ağacın yaprakları etrafında dönüyor. Bu küçük yeşil yaprakların ülkenin sosyal ve ekonomik hayatındaki önemini daha hemen ilk günde farketsenizde, anlamak biraz zaman alıyor.
 
Yemen’de erkeklerin, sokaklarda göremesek de evlerinde kadınların, her gün heyecanla bekledikleri saatlerden biri öğle yemeği sonrası zamanları. Yemek işi halledildikten sonra, genellikle o sabah pazardan taze taze alınmış kat yapraklarını, teker teker ağıza alıp çiğnemeye ve yaprakları yutmadan ağızın içinde, yanağın iç kısmında biriktirmeye başlıyorlar. Ağızda toplanan yapraklar bir süre sonra, yanakta gittikçe büyüyen bir top oluşturuyor ve işte o top neredeyse akşamın erken saatlerine kadar orada kalıyor. Bu çiğneme işini sakın çok kolay bir şey zannetmeyin, ben denediğimde son derece gevrek olan bu yaprak, çiğnedikçe hemen ağzımın her tarafına dağıldı, yanağımın iç tarafına toplamaya çalışırken de neredeyse hepsini yuttum. Yemenlilerin kat ağızdayken rahat rahat sigara, su ve çay içebildiklerini de eklersem bu işin ne kadar beceri istediğini anlayabilirsiniz sanırım.

Kat, Dünya Sağlık örgütüne göre narkotik özellikleri olan, amfetamin benzeri etkiler gösteren bir bitki. İçki kullanımının yasak olduğu bir ülkede, böylesi bir uyarıcının, kadın,erkek, çalışan, çalışmayan, neredeyse istisnasız herkes tarafından kullanılması işin oldukça ilginç bir yönü. Eğer Yemenli birine bunun zararlı, ya da daha çarpıcı bir biçimde, haram olabileceğini anlatmaya çalışırsanız, kendinizi çok büyük bir protestoya hazırlayın. Yemenlilere göre kat dünyanın en harika nimeti ve neredeyse her derde deva ve kesinlikle helal. Yemenliler kat’ın alışkanlık yapmadığını iddia etselerde, acımtırak tadı olan bir yaprağı, koca bir ülkenin her gün ısrarla tüketmesini açıklamak biraz zor. Hükümet bir dönem bu ritüeli devlet dairelerinde yasaklamaya çalışmışsa da, sonra kararından dönmek zorunda kalmış.

Eğer mümkünse arkadaşlar, dostlar ve aile ile birlikte, muhabbet edilirken çiğnenen kat’ın sosyal ilişkileri pozitif yönde etkilediği bir gerçek ancak tabii bir de işin ekonomik boyutu var. Küçük bir naylon torba dolusu her gün alınan ve en geç 24 saat içinde tüketilmesi gereken bu yaprağın fiyatı kalitesine göre 6 ile 20 Amerikan Doları arasında değişiyor, dolayısı ile insanlar gelirlerinin oldukça büyük bir bölümünü buna ayırmak zorunda. Böylesine büyük bir talep karşısında verimli toprakların önemli bir bölümü de, suyu çok fazla tüketen bu ağaç için ayrılmış. Ünlü Yemen kahvesine göre, yaklaşık beş kat daha fazla gelir sağlaması, üreticilerin başka türlere yönelmesini neredeyse imkansız hale getiriyor.
 
İşin bir de çevre kirliliği boyutu var. Kat alışkanlığı, ülkeyi dünyanın en büyük naylon torba çöplüğüne çevirmiş durumda. Taze kalması için naylon torba ile satılan bu bitkiden arta kalan ambalaj malzemesi her yeri renk renk kaplamış öylece duruyor. Gün be gün milyonlarca insanın, aynı sayıda torbayı çöp olarak sokaklara, tarlalara, yol kenarlarına atması oldukça ürkütücü.
 
İlk olarak 13. yüzyılda Etopya dan geldiği düşünülen bu bitkiyi o zamanlar transa geçmeyi kolaylaştırdığı için sufilerin ve kimi zenginlerin kullandığı bilinmekte. Bugünkü gibi bir kitle hareketini alması ise, 20. yüzyılın başlarından itibaren. Yine de kat tüketimi ülkenin kuzeyinde daha ağırlıklı. 1970 – 1990 arası Marksist Leninist bir idare ile yönetilen ülkenin güneyinde kat tüketimi daha az ama artması kaçınılmaz gözüküyor.

Küçük bir kavuna benzeyen ve çok hoş kokulu meyvesi olan bir bitki. ...

Kırlangıç,

Küçük bir kavuna benzeyen sarı yada yeşil kabuğu olan ve çok hoş kokulu meyvesi olan bir bitki. 
Küçük bir kavuna benzeyen ve çok hoş kokulu meyvesi olan bir bitki. 
Kokusu için yetiştirilen yumruk büyüklüğünde turuncu - kahverengi çizgili kavun.
Küçük bir kavuna benzeyen, sarı ya da yeşil kabuğu olan, hoş kokulu bir meyve.


Zeytine benzer meyvesi sakız gibi çiğnenen bir palmiye türü...

Areka, (Portekizce areca).  
İnce uzun saplı palmiye. Güneydoğu Asya’nın sıcak bölgelerinde yetişir. 

Zeytine benzeyen meyvesi lifli yapıda ve ince çekirdeklidir.

Güneydoğu Asya'da yetişen ve zeytine benzer meyveleri olan bir cins palmiye 

Denizin normalden çok daha derin bölgesi...

Longoz, (Rumca).  İng. deeps.
Deniz veya ırmaklarda birdenbire derinleşen yer.
Hamsi veya küçük boylu balıkların soğuk sularda yattıkları çukurlar.

Kalıcı tarımsal sistem....

Permakültür,

İngilizce ‘permanent’ (kalıcı) ve ‘agriculture’ (tarım) kelimelerinin birleşiminden oluşur. "Permanent Agriculture" kavramı ilk olarak Franklin Hiram King'in 1911 yılında yazdığı "Farmers of Forty Centuries: Or Permanent Agriculture in China, Korea and Japan" adlı kitapta kullanıldı. "Permakültür" (permaculture) kelimesi ise 1970’lerde Avustralyalı Bill Mollison ve David Holmgren tarafından, endüstriyel ve tarımsal sistemler tarafından yaratılan toprak, hava ve su kirlenmesine, kaybolan bitki ve hayvan türlerine, doğal olarak yenilenemeyen kaynakları yokedici ekonomik sisteme tepki olarak geliştirildi ve eski deneyimlerden oluşan bitki, hayvan ve sosyal sistemlerin bilgisine yeni fikirlerin eklenmesiyle, "kalıcı tarım" ve "kalıcı kültür" inşa etmek manasında kullanıldı. Kavram zamanla değişik manalarda kullanılmış olmakla birlikte, günümüzde artık; gıda üretimi, arazi kullanımı ve topluluk inşa etmede sürdürülebilir ve etik bir tasarım usulü kullanmak olarak tanımlanabilir.

Permakültür’ün diğer bir tanımı da "sürdürülebilir yerleşimler tasarlamak"tır. Bu bir felsefe ve toprak kullanımı yaklaşımının mikroklima, yıllık ve çok yıllık bitkiler, hayvanlar, toprak ve su yönetimi ve insan ihtiyaçlarının birlikte ve bağlantılı olarak içiçe geçtiği üretken topluluklar bütünüdür. (Bill Mollison ve Reny Mia Slay, Permakültür’e Giriş)

Permakültür tasarımının temel amacı; bitki, hayvan ve insanları üretim amaçlı bir araya getirerek, bakımı kolay, istikrarlı, kendi kendine yeten bir düzeni “mümkün olan en küçük alanda” oluşturmaktır. Kaynak kullanımına bağlı olarak çevremiz ile ilgili daha kapsamlı düşünmeyi ve buna yönelik uygulamaları içerir. Bunları yaparken de doğadaki örneklerden ilham alır. Permakültürün ana teması ürün yetiştirilen ekolojik alanlar tasarlamaktır.



Kaynakça; http://tr.wikipedia.org/

Eski dilde ılgın ağacına verilen ad...

Ac,
Ilgın (Tamarix),

Ilgınlar, derinlere inen uzun kökleriyle geniş yayılım yapan, küçük çiçekli, yaprak döken çalılar veya 4-5 metre boyuna kadar uzayabilen küçük ağaçlardır. Ilgınların mora çalan gövdeleri; zarif, kavis yaparak uzayan, yeşile çalan morumsu sürgünleri ve parlak yeşil pulumsu yaprakları bu ağaçları farklı ve nazlı göstermektedir. Ilgınlar sanki her dem yeşil kalan, yaprak dökmeyen bir ardıç türü gibi görünür.


Ilgınların, gül pembesi renginde dört taç-yaprağına sahip, önceki yılın dallın üzerinde, 5 cm.lik salkımlar halinde uzayan minik çiçekleri vardır. Çiçekler Yaz başında ortaya çıkar ve birkaç hafta ağaç üstünde kalırlar. Bu çiçekler daha sonra çok sayıda tohuma dönüşürler. Tek bir yetişkin ılgın çiçeği ağacın yayılımını sağlayacak binlerce tohum üretebilmektedir.

Ilgınlar derinlere inen kökleriyle toprak tabakanın alt kısımlarındaki tuzu çekip yapraklarında biriktirirler. Bundan dolayı ılgınlara “tuz sediri” (salt cedar) de denilmektedir. Ilgın yapraklarının dökülmesiyle de toprak yüzeyindeki tuzluluk oranı artar. Bitki çevresinde artan yüzey tuz oranı, diğer çoğu bitkinin yaşamasına engel olacaktır. Bazı botanikçi yazarlar, bu nedenle ılgın ağaçlarını, “istilacı” ve “diğer bitkilerin yaşamını sınırlayıcı”ağaçlar olarak tanımlarlar.

Ilgınlar azman bir su tüketicisi olarak da ün salmışlardır. Büyükçe bir ılgın ağacı tek başına günde 750 lt su tüketmektedir. Ilgınların, yer altı su seviyesini düşüren, bataklıkları kurutan bu yüksek su tüketimi diğer doğal bitki örtüsünü de strese sokar. Bununla birlikte ılgınlarla ilgili değişik bir paradoks söz konusudur. Ilgınlar çok su tüketmelerine rağmen, yayıldıkları yerlerde su baskınlarına neden olurlar. Çok uzayabilen ılgın kök sisteminin yer altı su akıntılarını tıkamasının bu tip baskınlara neden olduğu düşünülmektedir.

Her ne kadar tuzlu alanlarda yaşasalar ve güçlü rüzgarlara karşı sağlamca durabilseler de ılgınlar hiçbir sebep yokken kendi kendilerine kurumalarıyla da ün salmışlardır. Bu yüzden ılgınların tuzlu topraklara dayandıkları değil, ihtiyaç duydukları düşünülür.

Halkın aşağı tabakası...

Avam,
Halkın aşağı tabakası, 
Havas (Elit) karşıtı.
Alt tabaka,
Avam, tasavvufta halkın çocuğluğunu meydana getiren,  bilinçsiz ve bilgi seviyesi az ama ibadetlerini kendilerince yapabilen inananlar için kullanılan bir deyim. 

Ciltçilikte, kitap yapraklarını düzgün tutmaya yarayan ince örülmüş şerit...


Şiraze, (Farsça).

Ciltçilikte, kitap yapraklarını düzgün tutmaya yarayan ince örülmüş şerit. 
Ciltçilikte kitabın yapraklarını düzgün tutan bağ, örgü.
Pehlivan kispetinin paçası.

Ciltli kitapların kapağa bağlanan iki uç tarafında ibrişimden örülmüş (ya da başka cins bir ip) ince bir şerit vardır. Buna şiraze denir. Sayfaları cilt olarak bağlı tutar. Şiraze bozulursa kitap dağılır. 

Roma mitolojisinde aşk tanrısı...

Amor,

Latince "aşk" anlamına gelen Amor (Cupido),
Roma İmparatorluğu döneminde elinde yayla okluk bulunan tombul, kanatlı bir çocuk olarak canlandırılmıştır. Sanatta çoğaltılan bu figür Venüs' un çevresinde uçuşur gösterilir. Pompei fresklerinin mitolojik sahnelerinde çok görülen Amores figürleri Batı sanatına Rönesans' la girmiş ve Rokoko üslubunun bir özelliği olarak XIX. yüzyıla kadar tutunmuştur.

Yunancada “yıldız” anlamına gelen ve birçok sözcüğün yapısına giren önek...

Astro,

Yunanca: astron yıldız demektir.
Eski Yunanca'da astro: Yıldız  

Astronomi de yine yunanca yıldız anlamındaki astro ve yasa anlamına gelen nomos kelimesinden türetilmiştir. Gökbilim olarak da bilinir, bütün gökcisimlerinin ve evrende dağılmış olan yıldızlararası maddenin kökenini, evrimini, bileşimini, uzaklığını ve hareketini inceleyen bilim. Gökcisimlerinin ve evreni oluşturan maddenin fiziksel ve kimyasal özelliklerini konu edinen astrofizik bu bilimin bir dalıdır.

Burdur yöresine özgü, mısır unu ve pirinçle yapılan bir börek...

İlen Böreği,
Burdur Böreği,
Gazel Böreği ,

Malzemeler;
4 su bardağı un, 1 su bardağı nişasta, 1.5 su bardağı sıvıyağ veya eritilmiş margarin, 1.5 su bardağı su, 1 yumurta sarısı, tuz,
İçi;
250 gram kıyma, 2 patates, 1 soğan, 2 çorba kaşığı margarin, Yarım demet maydanoz, Tuz, karabiber
Yapılışı;
Böreğin iç malzemesini hazırlamak için; soğan ve patatesleri soyup ayrı ayrı rendeleyin. Margarini bir tavada kızdırıp rendelenmiş soğanı pembeleştirin. Patates ve kıymayı ekleyip biraz kavurun. Ateşten alıp ince kıyılmış maydanoz, karabiber ve tuz ekleyerek karıştırın. Soğumaya bırakın.

Hamur yoğurma kabına unu eleyin. Su ve tuz ilave ederek kulak memesi kıvamından biraz daha sert bir hamur yoğurun. Hamuru cevizden büyük parçalara ayırıp bezelerin üzerini nemli bezle örtün. 15 dakika dinlendirin. Hamur bezelerinin üzerine nişasta serperek oklava ile tepsi büyüklüğünde, ince yufkalar halinde açın. Fırın tepsisisini yağlayıp bir yufkayı yayın. Açtığınız yufkalar büyükse tepsiye kırıştırarak yerleştirin. Yufkanın üzerine eritilmiş margarin gezdirin. Yufkaların yarısını bu şekilde döşeyin. Hazırladığınız iç malzemeyi yayıp kalan yufkaları da aralarına margarin gezdirerek kat kat yayın.

1 çorba kaşığı eritilmiş margarinle yumurta sarısını çırpıp böreğin üzerine sürün. 15-20 dakika bekletip böreği kareler hahinde kesin. Karelerin iki ucundan tekrar keserek üçgen şekli verin. Önceden ısıtılmış 180-200 dereceye ayarlı fırında kızarıncaya kadar pişirin. Sıcak olarak servis yapın.

Dikdörtgen kumaş parçasından yapılan ve Kuzey Afrika ülkelerinde giyilen bir giysi...

Cellabe,
Yanları furo oluşturacak biçimde dikili, dikdörtgen kumaş parçasından yapılan giysi.
Baş ve kol yerleri açık bırakılmıştır, üzerine çoğunlukla düşük kollar,bir de kapüşon takılır ve şeritlerle süslenir. Yünlü, pamuklu ya da kaba dokumadan dikilen, bu giysi Mağrib'de giyilir.

Fas’lıların, milli giysisi:
Özellikle: cuma günleri giyiyorlar. Tüm ülke sokaklarında, insanları bu giysi içinde sık sık görecek ve şaşıracaksınız. Kapşonlu bir tür kaftan denilebilir. Erkeklerin çoğu giyiyor. Kadınların da giydiklerini görebilirsiniz. Ama daha çok erkekler giyiyor. Güneşten korunmak için tasarlanmış bir giysi. Renkleri ise; giyen kişinin statüsünü, sosyo-ekonomik durumunu ve etnik kimliğini belirliyormuş. Evet; çok farklı renklerde giyenler var. Ama; özellikle, siyah olanı giyildiğinde, bir de başına kapşon geçirildiğinde, kötü ve daha açıkçası biraz korkunç bir tip görüntüsü ortaya çıkıyor.

Hıristiyanlarda cenaze taşımak için tutulan kimse...

Mortocu,

Hristiyanlarda cenaze taşımak için tutulan kimse. 
Cenazelerde ağıt okuyarak geçimini sağlayan kimse. 
Argo İmam.


Alevi-Bektaşi edebiyatında “12 İmam” için söylenmiş nefeslere verilen ad...

Düvazdeh,
Alevi ve Bektaşiler ,On İki İmama inanırlar. İçinde On İki İmamın adı geçen şiirlere “ Düvazdeh İmam “ denir.Söyleyişte “Düvaz-man”, “ Düvaz “ ya da “Düvaz-ı İmam “ da denilir.
Dü-vazdeh farsçada oniki demektir.

Düvaz, düvazimam ya da düvazdeh imam; Alevi-Bektaşi edebiyatında başta Hz. Ali olmak üzere içinde; Ehl-i Beyt ve On iki imamın isimleirinin geçtiği onların faziletlerinin anlatıldığı onlar için söylenmiş deyiş ve nefeslere denir. Düvazimam, Farsçada on iki imam anlamına gelen Düvazdeh imam' ın Anadolu' daki söyleniş biçimidir.

İçinde Oniki İmamlar Hazeratının  (Efendilerin) sırasıyla adları geçen şiirlere Düvazdeh-i İmammen veya kısaca Düvaz  adı verilir. Bazılarında başta Hz.Muhammed adı da geçer. Bazılarındada İmam Mehdi' den sonra Hz.Hatice’nin  Hz.Fatıma’nın  Hz.Pir Hacı Bektaşi Veli’nin  adlarından sonra, şairin kendi mürşidi' nin adı geçer. Ondört Ma’sum-u Pak ile Onyedi Kemerbest' lerin tamamını ananlarda vardır.

Bektaşi Edebiyatında düvazların  pek güzel şekilde , çok şairane ve çok zarifane örneğin bir dörtlük,bir beyt-in içine Oniki İmam adının sığdığı düvazlerde yazılmıştır. Saz ve sima bulunan toplananlarda baştan bir düvaz okuyup çalmak usuldedir. Aleviler-de  düvaz okunurken erkekler diz çöker, bacılar ayağa kalkarlar. Bazı yerlerde ise, erkekler ve bacılar, nefes okunduğunda olduğu gibi cemaat dinlerler. Tabiki sukunet içinde vede düvazlerdeki , en son kıtasında düvaz-ı kim yazdıyse ismi okunduğunda el ile ‘’Niyaz’’ edilir. O anda bacılar ayağa kalkmaz. Düvaz dinlenirken tefekkür ile dinlenmesi önemle bilinmesi gerekir.

Hasta, yaralı ya da ölü taşınan sedye...

Salacak,
Sedye,

Sedyeler, kullanım alanına göre değişik şekillerde üretilmiştir. Depola­ma ve taşıma kolaylığı sağlayan teleskopik ve katlanabilir sedyeler vardır. Katlanmayan sedyelere adi sedyeler denir.

Kızaklı Tekerlekli Sedyeler,
Taşıma Tenteleri; Tente, branda veya sağlam kumaşlardan yapılmış sedyelerdir.
Neil Robertson Sedye,
Sıkı dokunmuş yelken bezinden yapılmıştır.
Adi Sedyeler,
Tente, sırıklar, tutamakları ve sabit traverslerden meydana gelir. Adi sedyeler katlanmazlar.
Eklemli Sedyeler,
Sedye sırıklarının ortasındaki eklem ile sedye ikiye katlanarak boyu kısaltılır. Eklemli sedyeler, sadece depolama ve taşıma kolaylığı sağlar.

Yunan mitolojisinde nifak tanrıçası...

Eris,

Yunan mitolojisinde nifak tanrıçası, Eris. Ortalığı karıştırır. Bozguncu, haris ve kıskançtır. Eris fesat ve kavga tanrıçasıdır. 


Tanrıça, dişi tanrı anlamına gelir. Nifak ikiyüzlülük, geçimsizlik, arabozmak ve kötülüktür.  İlahi bir soyut varlıktır. Birçok kültürde tanrıçalardan bahsedilir. Her kültürde, özellikle de antik politeistik mitoloji ve inançlarda tanrıçalar çeşitli benzer özellikleri paylaşsalar da, farklı şekil, rol ve adetlerle ortaya çıkmıştırlar. Tanrı veya tanrıçada görülen tanrıya bir cinsiyet verme girişimi ve inancı din veya inancın doğduğu kültür ve topluluğun matriarki (anaerkillik) veya patriarki (ataerkillik) yapılarından herhangi birine daha yakın olduğu yönünde ipuçları sağlayabilir.

Ares’in kardeşi ve arkadaşıdır. Peleus’la Thetis’in Olympos’ta kutlanan bir düğününe bütün tanrılar davet edilmiş ama Fesatlık Tanrıçası Eris davet edilmemiş. O da üzerinde ‘en güzel olana’ yazılı altın bir elmayı Hera, Afrodit ve Athena’nın oturduğu ziyafet sofrasına atmış. Tanrıçalar “en güzele” yazan elmayı sahiplenmeye kalkmışlar ve aralarında tartışma çıkmış. Bunun üzerine Tanrılar Tanrısı Zeus’un en güzeli seçmesi istenmiş. Ancak Zeus elmayı karısı Tanrıça Hera’ya verse diğer Tanrıçalar kıyameti koparacaklar başka bir tanrıçaya verse bu sefer de Hera ‘nın gazabı var. Zeus işin içinden çıkamayınca Troya Kralı Priamos’un oğlu ölümlü Paris’i görevlendirmiş. Bunun üzerine üç tanrıça çeşitli vaatlerle Paris’i etkilemeye çalışmışlar. Athena; savaşta yenilmezlik gücü vereceğini vaat etmiş Hera; Paris’i Asya’nın hakimi yapacağını. Afrodit ise dünyanın en güzel kızını. Athena ve Hera en güzel elbiselerini giyip en süslü mücevherlerini takmışlar oysa güzellik örtü istemez güzellik onun örtüsü diyen Afrodit bunların hiçbirini yapmamış. Paris ise dünyanın en güzel kadınını elde etmek için Afrodit’i yarışmanın birincisi seçmiş ve üzerinde “en güzele” yazan altın elmayı Afrodit’e vermiş. Bu seçimi yüzünden Paris Hera’nın nefretini kazanmış Truva kenti de Yunanlıların. Afrodit’in Paris’e vaat ettiği bu güzel kadın Sparta Kralı Menelaos’un karısı Helen’dir. Paris Afrodit’in yardımıyla Sparta’ya gider Helen’i kaçırır prensi olduğu Truva şehrine geri döner. Menelaos Akha ordularını toplayarak Truva’ya savaş açar. Böylece 10 yıl sürecek Truva savaşı başlamış olur. Eris de Olympos’ta bir köşeden iki ulusun savaşçılarının on yıl süre ile birbirlerini kırmalarını seyreder.

Mitolojide titanların başı Cronos ya da Kronos' dır. Babası Uranus ve annesi Gaia'dır. Uranos öldükten sonra Kronos kainatın tek hakimi oldu. İlk iş olarak kardeşleri Titanları yer altındaki zindanlarından çıkardı. Onun hükümdarlığı zamanında yaratılış devam etti. Daha sonra fanilere dehşet veren Nemesis (Öc, hile,kızgınlık), Eris (Nifak) doğdular. Nifak'tan da Ponos (Izdırap), Algos(Fenalık), Loimos (Açlık), Apathe (Hile), Savaşlar, Adam öldürme, Şüphe, Zulüm, Ant doğdu.

Hayvanları bağlamaya yarayan kalın ip ya da zincir...

Örk,
Örük,
Yular,



Hayvanları çayıra bağlamaya yarayan kalın ip, örük.
Hayvanları bağlamaya yarayan kalın ip ya da zincir. 
Hayvanı çayıra bağlamaya yarayan ucu halkalı demir kazık.
Otlamaya salınan hayvanın ayağına bağlanan, bir ucu kazığa tutturulmuş ip. 
Hayvanı ayağından iple kazığa bağlayarak yapılan otlatma. 
At tavlası.

Anadolu’nun bazı yörelerinde gelin alayı tarafından düzenlenen, yumurtayı vurma eğlencesi...

Semet,
Düğünün ikinci günü gelini görmeye gitme töreni. 
Bir hafta süren düğünde cuma günü. 
Düğünde oynanan yumurta oyunu.
Ekmek tahtası.
Kaşık,

Doğu Anadolu’da bir dağ...

İspiriz (Başkale) Dağı (3.668 m.),
Başkale-Van

Ağrı Dağı (5165 m.) , Akdağ, Aladağ, Allahuekber Dağı (3.111m), Artos Dağı,
Başet Dağı, Bingöl Dağı, Başkale Dağı ,
Cilo Dağı (Reşko tepesi 4.168m.), Cudi Dağı,
Çakmak Dağı (3.060m), Çimen Dağı, Çadır Dağı,  Çekvan Dağları,
Engizek Dağı, Erk Dağı, Erek Dağı, Esence Dağı,
Gündizin Dağı, Gökdağ,
Hacreş Dağı, Haravil  Dağı, Hazarbaba Dağı (2.285m.), Hinbit Dağı, Hirabit (Van ilinde yüksek bir dağ).
İsabey Dağı, İspiriz Dağı (Van Başkale),
Kargapazarı Dağı, Keşiş Dağı, Kısır Dağı, Karasu Dağları, Kop Dağı, Kavuşşahap Dağı, Kepçe Dağı (Arnas Dağı ), Koçkıran Dağı,
Manda Dağı, Mengene Dağı, Mercan Dağı (3.463m .), Mor Dağı, Munzur Dağı, Müküs Dağı,
Narkut Dağı, Nemrut Dağı, Nurhak Dağı,
Palandöken Dağı (3271 m. Erzurum), Perli Dağı (3.200m) , Pir Reşit (Pirraşit) Dağı,
Sat Dağı (Irak sınırında), Süphan Dağı (4058 m.),
Şerafettin Dağı, Şevli Dağı, Şuşans Dağı,
Tendürek Dağı (3.542m.),
Yanlız Çam Dağı, Yiğit Dağı,

Van ilinin kuzey kesimindeki dağlar Aladağ ya da Aladağlar, orta kesimdekiler ise Van Doğusu Dağlan olarak adlandınlır. İl topraklarının güneybatı ve güney kesiminde yer alan dağlar ise Güneydoğu Toroslar'a bağlıdır. Kuzey kesimi engebelendiren Aladağ'ın doruğu 3.356 metreye erişir. 3.660 metre yüksekliğindeki Tendürek Dağı'nın en yüksek noktası Ağrı il sınırındadır. İlin doğu kesimindeki başlıca yükselti Haravil Dağı olarak da adlandırılan Yiğit Dağı'dır (3.468 metre). Van Doğusundaki, başlıca dağlar; Pirraşit Dağı (3.109 metre), Erek Dağı (3.204 metre), Mengene Dağı (3.412 metre), İspiriz Dağı (3.668 metre) ve 3.684 metreye ulaşan doruğu ilin en yüksek noktası olan Koçkıran Dağı' dır. Güney kesimde yer alan ve Güneydoğu Toroslar'ın parçası olan başlıca yükseltiler ise Artos Dağı olarak da bilinen Çadır Dağı (3.537 metre), Müküs Dağı (3.414 metre), Kavuşşahap Dağı (3.634 metre), Arnas Dağı olarak da adlandırılan Kepçe Dağı (3.537 metre) ve Gökdağ'dır (3.604 metre).

Başkale Doğu Anadolu Bölgesinde Van iline bağlı ilçedir. Yüzölçümü 2599 km olan Başkale ilçesi Kuzeydoğu ve Doğuda İran, Güneyde Hakkari, Batıda Gürpınar, Kuzeyde de Saray ilçeleriyle çevrilidir. İspiriz Dağı'nın eteğinde büyük Zap suyu vadisinde kurulmuş olan Başkale kenti gelişmekte olan bir yerleşim merkezidir. Van-Hakkari yolu üzerinde yer alan kent il merkezi Van'a 112 km. uzaklıktadır.

Van ilinin güneydoğusunda yer alan ilçe toprakları çok dağlık ve engebelidir. Kuzey-güney doğrultulu yüksek dağ dizileri arasındaki bir vadiden oluşur. Doğu kesimi Yiğit dağı olarak bilinen Haravil Dağı (3468 m) Batı kesimini Başkale Dağı adıyla anılan İspiriz Dağı (3668 m.), Güneybatı kesiminde Gökdağ (3604 m.) engebelindedir. Dicle en önemli kollarından büyük Zap suyu, Haravil Dağı ile doruğu ilçe sınırları dışında kalan Mengene Dağı yamaçlarından doğan suların birleşmesiyle oluşur. Bu akarsuyun derin vadisi tabanında bazı dar düzlükler vardır. Bunların dışında ilçede Mor Dağı, Mengene ve Çekvan Dağları bulunmaktadır.

Kimi çiçeklerin içinde bulunan, arıların bal yapmak için emdikleri tatlı sıvı...

Nektar, 
(Fr. nectar, İng. nectar, Alm. Honigsaft). 
Çiçeklerin bal özü.

Meyvenin özü. 
Bal özü.

Yunan mitolojisinde, içenleri ölümsüzlüğe kavuşturan tanrı içkisi. 

Çiçekli bitkilerde ve bazı yapraklarda bulunan, böcekleri, kuşları çeken ve tozlaşmaya yardımcı olan, tatlı, bitki öz suyu.
Nektar, şeker zengini, çiçekler tarafından polenleşen hayvanları çekmeye yarayan parçasıdır. Nektar ayrıca balın şeker kaynağıdır. Bunun yanı sıra sinek kuşu gibi hayvanların beslenmesinde de önemli rol oynar.

Tanrıların içkisi. onlara ölümsüzlük kazandırır. Homeros' a göre nektar kırmızı şarabı andırır. tatlı bir tadı ve hoş kokusu vardır. Gençliğin ve güzelliğin sembolü olan hebe tanrılara onların ölümsüzlüğünü sağlayan ambrosia ve nektar dağıtır. Bazı yazarlara göre nektar yiyecek, ambrosia içecektir.


Bitkilerin çiçeklerinin dip tarafında bulunan bezler tarafından salgılanan tatlı sıvıya nektar veya bal özü adı verilir. Bitkilerin diğer kısımlarından elde edilen bitki suları nektar kadar güzel değildir. Balın kalitesi toplandığı çiçeğe yani nektara bağlıdır. Nektar bala hem rengini hem de kokusunu verir. Arılar şeker oranı % 20 veya daha fazla olan nektarları tercih ederler, % 10’un altında şeker içeren nektarları almazlar. Arının dili nektarın şeker oranını çok iyi tayin eder, % 1 ve % 2 oranında şeker içeren sıvıları birbirinden ayırabilirler. Bu hassaslık arıların çalışmasını kolaylaştırır, verimini arttırır. Şeker oranı yüksek nektarın bulunması kısa zamanda daha fazla balın üretilmesini sağlar. Arının dili ekşi, tuzlu ve acı maddeleri birbirinden ayırabilir. Elma, erik gibi ağaçlar arıların kolaylıkla nektar alabileceği ağaçlardandır. 260 gram nektardan 100 gram bal üretilir. Bir arı bir seferde 30 mg nektar taşır, bu miktar bazı arılarda 50-70 mg’a kadar çıkabilir. Kuvvetli bir kovandan 60-70 kg bal elde edilebilir. Bir arının ağırlığının 80 mg olduğu düşünülürse nektar taşımak için harcadığı kuvvetin büyüklüğü anlaşılabilir.

Kovana nektar getiren arı yükünü evci arıya aktarır ve kaynağın yeri ve uzaklığını bildirmek amacıyla dansını yapar. Nektarı alan evci arılar bunu ağızlarında yoğurur, bir miktar suyunu uçurur, bala çevirir ve bal gözlerine doldururlar. Petek gözünün önce 1/4 kadar balla doldurulur. Bu sırada kovanı havalandırılarak balın suyunun uçması sağlanır. Bu işlem nektardaki şeker oranı % 20-30 arasındaysa 3 gün, % 30’dan fazlaysa 2 gün sürer. Petek gözünün % 60 şeker oranına sahip balla doldurulabilmesi için 2.5 gün gereklidir. Gözün tamamının balla doldurulması ise 5 günü alır. Olgunlaşmış balla dolu gözler arılar tarafından sırlanarak kapatılır. Sırlanmamış ve olgunlaşmamış ballar petek ele alındığında veya çevrildiğinde damlalar halinde dökülür. Özellikle dışarıda nektarın bol olduğu dönemlerde, arıcılar kovanları kontrol ederken dikkatli olmalıdırlar. Balın çok üretildiğini ve kısa zamanda kovandan alınması gerektiğini düşünerek henüz olgunlaşmasını tamamlamamış balları da hasat edebilirler. Suyu uçmamış yani olgunlaşmamış balın muhafazası ve pazarlanması oldukça güçtür.

İnsanlara karışmaktan hoşlanmayan, insanlardan kaçan kimse...

Merdümgiriz,
Mizantrop.  

İnsan içine karışmaktan hoşlanmayan, insanlardan kaçan (kimse), mizantrop.
Sohbetten hoşlanmayan,
Toplumdan hoşlanmayan; 
Topluma karşı. 
Asosyal, 
Çekingen, 
Sokulgan olmayan.

Zen Budacılığın Japonya’daki üç büyük mezhebinden biri...

Rinzai,
Soto,
Obaku.

Budizm 'in kurucusu Buda ,
(Guatama, Gotama)
( MÖ.563 - 483 )

Kuzey Hindistan 'da Lumbini koruluğunda doğmuş bir filozoftur. Buda “aydınlanmış” anlamına gelir. Budizm 'in en güçlü yayılma dönemi Hint Hükümdarlarından Aşoka (MÖ. 273 - 236) zamanına rastlar. Aşoka zamanında Budizm Hindistan, Seylan, Suriye, Mısır, Makedonya ve Yunanistan'a kadar yayılmıştır.

Aşoka 'dan sonrada yeni Krallar Budizm 'e girmiş yayılmasını sağlamış hatta Çin, Moğolistan ve Japonya 'nın ileri gelen devlet adamlarının Budizm 'e hizmet etmesini sağlamışlardır.


Budizm ' MS I.yüzyılda Türkistan , IV. yüzyılda Kore , VI.yüzyılda da Japonya ve VII.yüzyılda ise Tibet'te yayılmaya başlamıştır.

Günümüzde Güney, Doğu, Güneybatı ve Orta Asya'da çok sayıda taraftarı olan Budizm ' Avrupa ve Amerika 'da da yayılmaya ve taraftar bulmaya başlamıştır. 

Budizm ' başlıca iki büyük mezhebe ayrılır:
Hianayana, 
Mahayana 

Zen Budizmi kavramlardan ve kelimelerden daha çok anlamın, mananın üzerinde durmaktadır. İnanca olduğu kadar meditasyona ve kişisel deneye verdiği önemle diğer Budist okullarından ayrılır. Yeniden doğum olgusu üzerinde fazla durulmaz, anı yaşamanın önemli olduğuna dikkat çekilir. 

Zen Budizminde en çok Lankavatara, Elmas ve Platform (Altıncı Pirin Platform Sutrası) Sutralarına önem verilir. 
Zen Budizmi Japon ve Çin olmak üzere başlıca iki okula ayrılır. 

Çin’de bu okula “Chan” adı verilir. Japon Zen’ inden farklı olarak biraz daha felsefidir ve Shurangama Sutra’ ya ayrıca önem verilir. 



Japon Zen’ inde başlıca;
Rinzai, Soto ve Obaku okulları vardır.
Rinzai okulu koanlara fazlaca önem vermesiyle tanınır.


Devlet dairelerine gelen evrak üzerine konan kayıt işareti...

Amed,
Eskiden Devlet dairelerine gelen mektupların üzerine konan kayıt işareti.

Felsefi söz ve düşünce...

Hikemi, (Arapça).
Felsefe ile ilgili. 
Felsefi söz veya düşünce.

Yürekli, güçlü, iradeli...

Öktem,
Yürekli, güçlü, iradeli.
Güçlü, onurlu.

Tehlikeyi korkusuzca karşılayan, hiçbir şeyden korkusu olmayan, gözü pek, babayiğit, koçak, cesaretli, cesur, cüretli, cüretkâr.

Kredi mektubu...

Akreditif,

Akreditif, özellikle ikinci dünya savaşı sonrasında bir bankacılık faaliyeti olarak gelişmiştir. Akreditif kelime anlamı olarak, itibar göstermek, tasdik etmek anlamlarına gelen “accredites” kelimesinden gelmektedir. Birbirini iyi tanımayan alıcı ve satıcı için güven unsuru oluşturan bir banka taahhüdü olarak ortaya çıkmaktadır.

Akreditif, uluslararası ilişkilerde aynı anlama gelen çeşitli deyimlerle kullanılmaktadır.

“Documantery Credit” Vesikalı Kredi
“Letter of Credit” Kredi Mektubu
“Documantery Letter of Credit” Vesikalı Kredi Mektubu
“Commercial Letter of Credit” Ticari Kredi Mektubu

Alıcı sipariş ettiği malın belirtilen süre içinde, istediği kalite ve durumda eline geçmesini ve mal bedelini de malı teslim aldıktan sonra ödemek ister. Satıcı ise, mal bedelinin ödeneceğinden emin olmak, hatta bazı hallerde malın üretiminden önce bedelinin garanti edilmesini ister. Bu çıkar çatışması neticesinde akreditif sistemi ortaya çıkmıştır. Alıcı ve satıcıya ek olarak bankaların itibarları da devreye sokulmak suretiyle çözüm getirilmiştir.  Uluslararası bankacılıkta, geniş anlamı ile vesikalı/belgeli krediler (Documantery Credits) olarak anılan akreditif, uluslararası ticarette mal bedellerinin ödenmesi konusunda geliştirilmiş özel bir finansman tekniği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Asıl olarak akreditif, bir kredi aracı değil, ödeme aracıdır. İthalatçının ülkesindeki bir banka, ihracatçının ülkesindeki bir banka aracılığıyla belirli bir parayı ihracatçıya, istenilen vesaiki önceden saptanan bir süre içinde ibraz etmesi koşuluyla ödemeyi taahhüt etmektedir.
Bir akreditif işleminde genel olarak en az üçlü bir ilişki sözkonusudur;

Amir; Akreditif işlemini başlatan ithalatçı, yani satım akdinde alıcıdır.

Akreditif Bankası; Akreditif Amirinden aldığı talimatlara göre akreditifi açan bankadır. Aldığı talimatlar uyarınca akreditif metnini hazırlayarak satıcının bankasına iletir. Amir bankanın, muhabir bankaya veya lehdara akreditifin açılması ile ilgili olarak gönderdiği mektuba “Küşat” (Açılış) mektubu denir.

Lehdar; Lehine akreditif açılan, ihracatçıdır. Akreditif konusu malın satımı konusunda Akreditif Amiri ile sözleşme yapmıştır ve bu mal veya hizmetleri satan, ihraç eden taraftır.

Japonlara özgü giysiler...

Kimono,
Yukata,

Kimono;
Sözlük anlamı "Giysi" anlamına gelen Kimono Japonya'ya özgü en geleneksel öğelerden biridir. Kimonoların birçok çeşidi bulunmaktadır. Mevsimsel sezonluk kimonolar, bayanların törenlerde giydiği özel kimonolar, erkekler için dikilen kimonolar gibi.



Nara döneminde (710-94), kosode (küçük kol) olarak adlandırılan giysi, Kimono olan gerçek adını 18. yy'da almıştır. Halen kullanılan kimonolar, Japonya'yı ziyarete gelen turistlerin de ilgisini çekmekte ve kısa süreli de olsa ziyaretçiler Kimono gerçek anlamda giyme fırsatı bulmaktadırlar.


Kadınlar Kimonolarını özellikle geleneksel çay ve ikebana törenlerinde giyerler. Genç kızlar ise furisode olarak adlandırılan çok renkli kolları diğer kimonolara göre daha uzun, parlak Obi (kemer) olan kimonoları giymektedir. Fabrikalarda üretilen ve basit geometrik şekillere sahip, günlük hayat içerisinde sık kullanılan kimonolara, Edo komon ismi verilmiştir. Düğün ve özel törenlerde ise, tam tersi özel olarak tasarlanan, müthiş görünüme sahip kimonolar tercih edilmektedir. Bunlardan biri de shiromuku' dur, çok kalın kumaşlı, özel işlemeleri bulunan, saç tokası mevcut, geline özel beyaz renktedir. Damat adayı ise üzerinde ailesine ait işareti bulunduran ve habutae ipeğinden özel üretilmiş kimonoyu taşımaktadır. Son zamanlarda düğünlerde damatların batı tarzında da giyindikleri görülmektedir. Ölüm törenlerinde hem erkekler hem bayanlar siyah kimono giyerler.

Geleneksel olarak kimono giyim teknikleri annelerden kızlarına aktarılır, fakat günümüzde bu teknikleri öğreten okullara rastlanmaktadır. Özel ipekten, yünden veya sentetikten üretilen kimonolar kış aylarında giyilmektedir. İlk önce beyaz çoraplar olan tabi' ler giyilir; daha sonra kimononun alt kısmını oluşturan yelek ve etek giyilir. Daha sonra kimononun altındakileri tutmaya yarayan nagajuban (bir çeşit iğne) ve datemaki kemeri bağlanır; son olarak kimono giyimi yapılır ve Obi ile bağlanır. En son olarak ise Zori' ler ayağa giyilir, böylece kimono giyimi bitirilmiş olur. 

Kimono Giyimi aşağıdaki bölümlerden oluşur;
Yuki - Kol
Ushiromigoro - Arka ana bölge
Uraeri - İç yaka
Doura - Omuz dikiş yeri
Fuki - Ön kıvırım
Sode - Kol bölgesi
Okumi - Kol altı açık bölge
Sodeguchi - Kol açıklığı
Tamoto - kol cebi
Maemigoro - Kol altı uzun parça
Tomoeri - Yaka  
Susomawashi - Alt astar.

Yukata;


İnce, pamuklu yukata ise hem erkekler hem de bayanlar tarafından yaz ayları boyunca giyilmektedir. Diğer ülkelerde çoğunlukla Kimono adı altında satılan ürünler aslında Yukata'dır. Genellikle bunlarla beraber geta' lar giyilmektedir. Günümüzde renkli renkli yukatalar. Yaz şenliklerinde birçok genç kızın ve erkeğin giysileri olmaya devam etmektedir.

Ayak giyimi;
Zouri ve Geta Japonya'da en sevilen geleneksel sandaletlerdir. Her ikisi de Y şeklinde bir bantla, ayak baş parmağı ve ikinci parmak sokularak giyilir.

İstanbul’da, Bizans mozaik sanatının en güzel örneklerini barındıran yapı...

Kariye, Kariye Müzesi.
Khora, Chora.


Kariye’ deki mozaik ve freskler Bizans resim sanatının son dönemine (XIV. y.y.) ait en güzel örneklerdir. Bu mozaik ve fresklerdeki derinlik figürlerin hareket ve plastik değerlerinin verilişi, figürlerdeki uzamalar bu dönemin üslubudur. 

Kariye Müzesi İstanbul Edirnekapı'da bulunan müzedir. Bizans döneminde kilise, fetihden sonra ise cami olarak kullanılmış tarihi bir yapıdır. Kariye mozaik ve freskleri Bizans resim sanatının son dönemine ait (14. yy.) en güzel örneklerdir. Önceki Dönemin yeknesak fonu burada görülmez. Derinlik fikri, figürlerin hareket ve plastik değerlerinin verilişi, figürlerdeki uzama bu üslubun özellikleridir.

Kariye, 1453 yılında İstanbul’un fethinden sonra Kilise olarak kullanılmış, 1511 Vezir Hadım Ali Paşa tarafından camiye çevrilmiştir.1945 yılında müzeye dönüştürülmüş, 1948–1958 yıllarında Amerikan Bizans Enstitüsü’nün yaptığı mozaik ve freskoların üzeri açılarak ortaya çıkarılmıştır.

Kariye eski Yunanca kent dışı (kırsal alan) anlamındaki Khora  (Chora) sözcüğünün Türkçeleşmesidir. 

V. yy.’da yapılan şehir surlarından önce sur dışında bir şapelin varlığı bilinmekte olup, bu şapelin yerine ilk Khora Kilisesi, Justinianus tarafından (527–565) yeniden yaptırılmıştır. Kommenoslar döneminde Blakhernai Sarayının yakınında olduğu için kilise önemli dini merasimlerde saray şapeli olarak kullanılmıştır.
XI.yy. sonlarında İmparator I. Alexios’un (1081-1118) kayınvalidesi Maria Daukaina, kiliseyi yeniden inşa ettirmiştir.Latin istilası (1204–1261) sırasında bu kilisede tahrip edilmiş, II. Andronikos (1282- 1328) döneminde Sarayın Hazine Nazırı Theodoros Metokhites (1313) tarafından onarılan kilisenin kuzeyine bir ek, batısına exonarteks ve güneyine şapel (Parekklesion) eklenmiş mozaik ve fresklerle bezenmiştir. 

Günümüze ulaşmış hali Osmanlı döneminde ve 20. yy'in ikinci yarısında geçirdiği onarımların sonucudur. Kilise, manastır kompleksinden geriye kalan tek kalıntıdır. Kurtarıcı İsa Mesih'e adanmıştır. İlk önce manastır olarak 534 yılında Justinianus döneminde Aziz Theodius tarafından yapılmıstir. 11. Y.Y.'da 1. Aleksios'un kayınvalidesi Maria Doukaina tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. 1204-1261 yıllarındaki Latin istilasinda harap olan manastır Theodoros Metokhites tarafından 14. Y.Y.'da onarılmıştır. Dıi narteks ve parekklesion bu dönemde yapıya eklenmiştir. (Metokhites Parekklesion'u kendisi için inşa etmiştir ve mezarı da kilisenin girişinde mermer bir taşla belirlenmiş olan yerdedir.)

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ