Gök cisimlerini gözetleme...

Rasat, (Arapça).
Gözlem (Observation ).

Bir nesnenin, olayın veya bir gerçeğin, niteliklerinin bilinmesi amacıyla, dikkatli ve planlı olarak ele alınıp incelenmesi, müşahede.

Rasat gözlem hane ise ev anlamına gelir. Her çeşit değişikliği gözlemlemek ,veriler toplamak, incelemek için kurulabilirler. Uzayda bulunan cisimleri incelemeye elverişli teleskop ve diğer yardımcı aletlerle donatılmış kubbesi açık özel bina. Binanın üzerindeki kubbe döner tertibatlı olup, ekseni etrafında 360° döner. Kubbenin üst orta kısmında boydan boya yarık şeklinde açıklık vardır. Bu yarık bir perde ile kapalı olup, gerektiği kadar açılabilir özelliktedir. Teleskop bu açıklıktan gök yüzüne doğru yöneltilir. Modern rasathanelerin hemen yan tarafında, idarî bina, kütüphane, kompüter odası gibi yardımcı binalar bulunur. Rasathanelerin tarihi Babil, Eski Yunan ve Mısır medeniyetlerine kadar uzanır.  

Gök cisiminin çevresinde dolanan bir başka gök cisminin yörüngesinde iki cismin birbirine en yakın olduğu nokta...

Enberi,

Bir gök cisminin yörüngesi boyunca, etrafında dolandığı merkezî cisime en yakın olduğu nokta.

Enberi noktası eliptik bir yörüngenin iki odak noktasından geçen büyük ekseni üzerinde bulunur ve  Güneş etrafında dolanan bir cismin (örneğin bir gezegen) yörüngesinin Güneş'e en yakın noktası günberi olarak adlandırılır. Aynı kavram, Yer'in uyduları için yerberi adını alır. 

Gökbilimde, bir gökcisminin bir diğerinin kütleçekimi etkisi altında izlediği yola yörünge adı verilir. Eğer gökcismi üzerinde kuvvet uygulayan başka bir etki yoksa, yörünge matematiksel olarak bir koni kesiti tanımına uyar. Bir gökcisminin etrafında dolanan bir cisim için bu koni kesiti bir elips, veya dışmerkezliğin sıfıra eşit olduğu özel durumda bir çember şeklindedir. Kütleçekim merkezine bir kez için yaklaşıp uzaklaşan bir cisim söz konusu olduğunda ise izlediği yörünge, ucu açık bir koni kesitidir: Parabol veya Hiperbol.

Gök cisimlerinin yükseltisini ölçmeye yarayan alet...


Usturlap, (Arapça).
Astrolabe,
Gök cisimlerinin yükseltisini ölçmekte kullanılan araç.

Usturlap, bir yıldızın belli bir yükseklikte, genellikle 60 derecede, ufkun üstünden geçiş anını saptamaya yarayan aygıttır. İlk olarak M.Ö. 3. Yüzyılda Yunanlılar tarafından gökcisimlerinin göreli konumlarını ve yüksekliklerini gözlemlemek üzere kullanılmıştır. Orta çağda, güneşin batış tabloları (gök ekvatorunun kuzey ya da güneyindeki açısal uzaklık) eklenerek, denizcilerin bulundukları bölgeyi saptamalarına yarayan bir seyir yardımcısı haline gelmiştir. 

Eski biçimiyle usturlap, bir halka ile asılı tutulabilen ahşap bir diskten oluşuyordu. Diskin kenarlarına dairenin açı dereceleri işaretlenmişti,  boyunca bakıldığında güneşin ya da bir başka yıldızın görülebildiği oynar bir ibre diskin ortasına bağlı idi.

Daha sonraları, bir tarafında yıldızlar haritası, öte tarafında ise zodyak dairesi bulunan bir plakadan yapılmaya başlanmıştır. Böylelikle günün hangi saati olduğunu belirlemek mümkün olabilmiştir; güneşin yüksekliğini ölçtükten sonra konumu zodyak dairesine not edilmekte, bu noktadan saatler dairesine çizilen bir çizgi ile de zaman saptanmaktaydı. Gökbilim gözlemlerinde çok sınırlı ölçüde kullanılan usturlaplardan, daha çok astrolog ve gökbilimciler yararlanır. 

Usturlap’ın ilk örnekleri, yer küresini ve gök küresini hacim halinde gösteren ve birini ötekine göre doğru olarak hareket ettirmek demek olan küresel usturlap ile yer ve gök kürelerinin düzlemsel bir izdüşümünü oluşturan düzlemsel usturlap’tır. Daha sonra, bir civa banyosu üzerindeki yansımaya dayanan ve bir yıldızı, belli bir yüksekliğe ulaştığı anda gözlemeyi sağlayan aygıtlar geliştirildi ve bunlara 20.yüzyıl başında prizmalı usturlap adı verildi. Bir gözlem yerinin enlemi ile yıldız saatini veren ve açık havada kullanılan bu aygıtın yerine, günümüzde gerçek bir gözlemevi aygıtı olan Danjon’un nesnel usturlap’ı kullanılır. A. Danjon’ un getirdiği en önemli yenilik, gözlemlenen yıldızın 60˚ yükseklikteki daireden geçtiği anın saptanmasında gözlemcinin “kişisel denklem” denilen hatasını büyük ölçüde azaltan düzenektir.

Usturlap denizde güneşin yüksekliğini ölçmek için kullanılan bir aletti. Enlem, usturlap üzerindeki alidat adı verilen bir döner cetvel yoluyla derece olarak ölçülürdü. Alet, bel yüksekliğinde tutulur ve üstteki iki iğne deliğinden aşağıdaki bir deliğe bir güneş ışınının geçmesi sağlanırdı. Bu şekilde, göstergenin gösterdiği sayıdan enlem hesaplanabilirdi. Kolomb Amerika’ya yolculuğu sırasında usturlap kullanmıştı. 

Davis çeyrek çemberi de enlemi bulmak için güneşin yüksekliğini kullanırdı. Gözlemci güneşe arkasını döner ve güneşin düşen gölgesi yoluyla enlemi hesaplardı. Ama geminin hareketleri ölçümü bozabildiği gibi, puslu ve kapalı havada Davis kuadrantı kullanılamıyordu. 18. yüzyılda oktant daha yaygın olarak kullanılır oldu.

Güneş veya yıldızla ufuk arasındaki açıyı hesaplamaya yarayan oktantlar denizdeki gözlemin kesinliğini büyük ölçüde artırdı. Oktantın avantajı mutlak bir şekilde hareketsiz tutulması gerekmemesiydi. Dolayısıyla sallanan bir gemide de hesaplamalar doğru bir şekilde yapılabiliyordu.

Daha çok bir astronomi aleti olarak yıldız yakalayan anlamına gelen bu alete usturlab da denmektedir. Eski Yunanlılılar zamanında yapılmış ve daha sonra Araplar tarafından geliştirilmiştir. Yuvarlak daire biçiminde bir şekli olup serbest el ile kulpundan asıldığında kendi ağırlığı ile düşey durumunda iken üzerindeki bir kadranı yardımı ile gök cisimlerinin yükseklik açılarını ölçmeğe yarayan bir alet olup bulunulan yerin enlemine uygun olarak takılan ek daire biçimindeki halkalar ve usturlab üzerine çizilen grafikler ile yerel zamana ait bilgileri söz gelimi güneşin doğuşu ve batışı, namaz saatleri, kıble yönü vb işlerde kullanıldılar. Bu alet yatay bir biçimde tutularak yatay bir düzlemdeki açıların ölçümünde de yararlanıldı

Mersin’in Silifke ilçesine bağlı turistik bir belde....

Taşucu,
İçel ili, Taşucu bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Mersin İli, Silifke İlçesi'ne bağlı olan Belde; M.Ö.VII. yüzyılda Grekler tarafından kurulmuş (Holmi Kolonisi) ve 1471 yılında Gedik Ahmet Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.  
Toros Dağları’nın yeşili ile Akdeniz’in mavisinin kucaklaştığı bir noktada kurulmuş olan Taşucu; Masmavi Denizi, Altın Sarısı Kumsalı, Doğal Çevresi, Zengin Kültürü, Tarihi Mirası ile yerli, yabancı herkesin ilgisini çeken ve Dünyanın her yerinden insanların gelip yerleştiği veya tatilini geçirdiği, sürekli büyüyen şirin bir beldedir. 

Taşucu Beldesi Güneydoğu Anadolu, Doğu ve Batı Akdeniz ile İç ve Batı Anadolu’yu birbirine bağlayan Adana-Antalya Devlet Karayolu ağının kavşak noktasında olup, Silifke İlçe Merkezine 11-Km., Mersin İl Merkezine 95-Km. mesafededir.  Beldenin Nüfusu, 10.466 kişi, (2000). Yaz aylarında bu rakam 30.000’i aşmaktadır.

Özellikle turşu yapımında kullanılan bir hıyar cinsi...

Kornişon, (Fr. cornichon). 
Kabuğunun üzeri pürtüklü bir tür turşuluk salatalık.

Malzemeler;
3 kg orta boy kornişon
1,5 çay bardağı kaya tuzu,
1,5 çay bardağı üzüm sirkesi,
1 adet Limon
1,5 çay bardağı toz şeker
1 avuç çiğ nohut
4-5 diş sarımsak,
5 adet kereviz yaprağı, 5-10 dal Maydanoz,
Sıcak su .

Turşunun Yapılışı;
Salatalıkların sapları çok uzunsa ayıklayıp, güzelce yıkayın. Ardından 5 litrelik bir cam kavanozun dibine ilk olarak nohut, sarımsak, tuz ve şekeri koyun. Üzerine salatalıkları çok yer kaplamamasına dikkat ederek belli bir düzende sıralayın. Sıralama işlemi bitince sirkeyi ve kavanoz tamamen dolana kadar sıcak suyu salatalıkların üzerinden dökün. Salatalıkların yukarı çıkmaması için, en üste bir küçük kase ya da tabak koyup ağırlık yapmasını sağlayabilirsiniz. Kavanozun kapağını kapatın ve zaman zaman taşma yapabilme olasılığına karşı altına bir tabak yerleştirip olması için beklemeye başlayın. Döktüğünüz su zamanla bulanıklaşacaktır, bu kavanozun dibine koyduğumuz nohutun mayalanmasından ve salatalıkların artık kıvama gelmeye başlamasından dolayı olur. Merak edip iki haftadan önce kavanozun kapağını açmayın.

Kadın giysilerinin etek ucu, kol gibi yerlerine verev kesilmiş kumaştan yapılan süs...

Volan,
Kadın giysilerinin etek ucu, kol gibi yerlerine verev kesilmiş kumaştan yapılan süs.
Giysilerin yaka, kol ve etek uçlarına uygulanan, verev veya daire  olarak hazırlanan süsleme şeklidir.

Volan yapmak için önce koyulacak yerin ölçüsü alınır. Örneğin eteğin alt kısmı ölçülür, bu ölçü volanın üs kısmı olacaktır. Volanın uzunluk ölçüsüne göre ayarlanır. Yani kocaman bir simit gibi kumaş kesilir.  Önce kağıda şekli verip kumaşınızı ona göre ayarlayıp kesilmesi daha uygun olur.Yanları kesik olarak da ayarlanabilir. Kumaşı üçgen bir şekilde katlayıp bu üçgenin kenarlarında volan boyu ayarlanır. Volan kesilir, iki volanı birleştirirkende yan daki fazlalıklar çok az kesilip çıkarılır. İsterseniz volanlı kısmın kenarına dantel de dikebilirsiniz. Yazlık kumaşlar içinidealdir.

Bir tekkenin şeyhi olan kimse ...

Postnişin,(Farsça).

Posta oturan. Tekkenin şeyhi olan kimse. Daha evvelkinin yerine geçen. Farsça Postin kürk demektir. Tarikatlarda, dergahta post' a oturan, yani o dergahın başında bulunan şeyhe verilen isimdir. Kürk giyen kişiye ise Postinpuş denir. Postnişin olan kişi o tarikatta merkezi otorite hükmündedir. Onun destur verdiği, vekalet verdiği halifeleri vardır. O vekiller dergahta olabileceği gibi postnişinin işaret ettiği coğrafi bölgelere de gönderilmiş olabilir.

Bronş ve bronşçukların iltihaplanması...


Bronşit, (Fr. bronchite). 
Bronş ve bronşçukların iltihaplanmasıyla oluşan hastalık.  Solunum Yolları İltihabı – Bronşit ve Bronkopnomoni

Akciğerlerdeki nefes borularının yani bronşların iltihaplanması haline bronşit denir. Bronşit akciğerin hava yollarını tutan hava yollarının iltihaplanmasıdır. Bu hastalığın birinci belirtisi öksürük ve balgam çıkarmadır. Eğer kişinin bir haftadan fazla süren bir öksürük sıkıntısı varsa ve balgam da çıkarıyorsa bu ciddi bronşitin başlangıcı olarak görülür ve mutlaka tedavi edilmesi lazımdır.

Bronşit hastalığında bronşun içi bronşun zarı iltihaplanır yani şişer ödem haline gelir. Bu arada bronşun balgam çıkartan bezleri aşırı derecede uyarıldığı için bol miktarda sekresyon açığa çıkar bu olayın temizlenmesi için vücudun yapmış olduğu bir reaksiyondur ama bu kadar şiddetli bir hale gelirki hava yolları daralmaya başlar. Şişmeden ve sekresyon artmasından dolayı hava yollarının çapı daralır ve solunum sıkıntısı başlar. Bunun sonucunda hastada öksürük nefes darlığı gibi sorunlar ortaya çıkar.

Bronşitin belirtileri öksürük ve balgam çıkarmadır yani bir haftadan uzun süren öksürükler ve renkli balgam tablosu bronşitin belirtisidir. Sigarayı devamlı içen kişilerde sigara öksürüğü ile hep karıştırılır. Ama balgamın renkli olması, öksürüğün devamlı olması bronşitin belirtisidir. Akut bronşit hiç bir yakınması yokken hiçbir öksürük yakınması yokken birden bire aniden başlayan öksürükler ve uzun süre öksürük kriziyle devam eden tablodur.Kronik bronşit ise her yıl kış aylarında öksürük ve balgam çıkarma olayı arka arkaya devam eden bir durumdur.

Bronşit astımla çok karıştırılmaktadır. Bazen tıpta asimetrik bronşit olarak da söylenir. Benzer astıma benzeri tablolar ortaya çıkar. Hastada kriz şeklinde öksürükler, hırıltılı solunum, göğüste bası hissi, nefes alamama hissi şeklinde astıma çok benzer durumlar ortaya çıkabilir. İkisini de tetikleyen faktörler aynıdır, mikrobik veya viral enfeksiyonlar astımı da bronşiti de tetikleyen faktörlerdir. Aradaki fark hastaların sigara içmesidir. Astımlı hasta çok net ayrılmak istenirse, astımlı hasta kolay kolay sigara içemez. Çünkü astımı kronik olur. Genellikle bronşitli hastaların çok büyük bir kesiminde sigara kullanmaktadırlar. Sigaranın yapmış olduğu bronşit zaten bir sigara hastalığıdır.

Saydam tabaka üzerine çekilen pozitif fotoğraf....

Dia,

Serçe ...

Darıcan,
Çetuk, 
Lokra
Dağsar, 
Çimçek, (Serçenin küçük bir türü ).
 Serçegillerden küçük bir kuş;
Becet, Çimçek.

Serçeye benzer bir kuş,  Alamençik. 


Darıcan Serçeden biraz büyük, boz renkli, boynu kırmızılı, kışın gitmeyen yerli kuş.
Ağaçkakan' da Serçegillerden bir kuştur. 

Darıcan kelimesinin diğer anlamları;
Pirinç içinde bulunan bir çeşit darı. 
Sulak yerlerde biten, ayrık gibi çabuk üreyen bir çeşit ot.
Sebze bahçelerinde, darı arasında biten bir çeşit ot. 
Hardala benzer iri yaprakları olan ve yemeği yapılan bir ot. 
Mısıra benzeyen bir ot.
Değirmende öğütülmüş iri un.

Serçe, 

Serçegillerden, insanlara yakın yerlerde ve ve tarlalarda yaşayan, kışın göçmeyen, koyu boz renkli, ötücü, konik gagalı küçük bir kuştur. Konik gagalı, tombul vücutlu ötücü bir kuş. Sürüler halinde de bulunurlar. Tane, meyve ve böcek yerler. Göçücü değildir. 40 yıl kadar yaşarlar. Altın serçe sarı tüylüdür. Evcil serçenin, sırt ve kanatları kahverengi, karın kısmı gridir. Gerdanında siyah bir leke bulunur. Dişiler daha sönük renklidir. Genellikle kahverengi, siyah ve boz renklidirler. 

Amerika ve Avustralya'ya sonradan götürülmüşlerdir. 


Dişi, kahverengi benekli 4-5 adet beyaz yumurta yumurtlar. Kuluçka süresi 11-12 gün sürer. 
Yavrular yumurtadan çıktıktan iki hafta sonra yuvayı terk ederler. Eşler bir yaz süresince 3-4 defa yavru çıkarırlar. 

Tırtıl ve böcekleri yediklerinden dolayı faydalı sayılırlarsa da, ekinlere olan zararları da vardır.  

Çeşitleri;
Evcil serçe, 

Bataklık serçesi, 
Ağaç serçesi, 
Dağ serçesi, 
Kaya serçesi, 
Altın serçe.



Mardin sokaklarındaki, “abbara” da denilen kemerli geçitlere verilen bir başka ad...

Abbara,  
Zabok,
Kabaltı,
Karanlık, Oyuk, Geçit anlamındadır.

Abbaralar... Karanlıklar içinde ruh dinginliğinin ferah aydınlığa geçişinin simgesidir.

Müslüman, Süryani, Yakubi, Keldani, Nesturi, Yezidi, Yahudi, Kürt, Arap, Ermeni, bir dolu farklı etnik kökeni, ezan ve çan sesini yüzyıllarca bir arada yaşatmış. Bugün de sokaklarında dolaşırken hepsine rastlayabiliyorsanız.

Mardin'de örgü teknikleri kullanılarak inşa edilmiş, eğrisel yüzey ya da yüzeylerden oluşan mimarî örgü ögesine abbara ya da kabaltı denir. Abbaralar bazen sivri kemerli, basık kemerli veya yuvarlak kemerli olup, örgü sistemi beşik tonoz, çapraz tonoz olarak karşımıza çıkar.


Evlere girişte yapılan sahanlıklar, bazen sokak üstlerinde altta bir geçit bırakarak yapılmış odalar (abbaralar), ortak kullanım alanları ile özel kullanım alanlarının ara kesitlerinde nasıl bir yapılanma içinde olduğunu gösterirler. Abbaraların alt kısmı kamuya aittir, üst kısmı ise mülk sahibinin mülkiyetindedir

Japon lirik dramı...

No,

Taştan yapılmış kemerli büyük köprü....

Kantara,
Taş kemer,
Taştan yapılan, kemerli büyük köprü.

At tüyünün renkleri...

Al,
Don,
Doru,
Kır,
Yağız,
Kula,

Gölge ağacı olarak dikilen, kötü kokulu bir ağaç...

Aylandız, (Çince Ailanto'dan) Kokar ağaç.
Gölge ağacı,
Azakeğeri, 
Eğirotu, 
Meyhaneciotu

Aylandız Ağacı (Kokarağaç) (Ailanthus altissima),  
Sedefotugillerden; bir çeşit süs ağacıdır. Çiçekleri uzun salkım şeklindedir. Meyveleri sonbaharda dökülmeden önce kızarır.  Keskin kokulu ve uzun salkımlı çiçekler açan ve 30 metreye kadar uzayabilen, hızlı büyüdüğü için daha çok gölge ağacı olarak dikilen bir ağaçtır. Azakeğeri, Eğirotu, Meyhaneciotu adlarıyla da bilinir. Yapraklar reçine, tanen ve C vitamini; gövde kabuğu tanen ve acı maddeler ihtiva eder.  Spazm çözücüdür.Ateş düşürücü ve kusturucu etkiye sahiptir. Bağırsak solucanlarını düşürmeye yardımcı olur. İshal ve dizanteride faydalıdır.     

Aylandız ağacının yaprakları kaynatılarak kullanılır. Çayı, özellikle ishal ve kanlı ishalde kabız edici etkisi için kullanılır. Fazla kullanıldığında zehirlenmelere neden olabilir. Görünüşünden ve haşereleri uzaklaştıran kokusundan dolayı süs ağacı olarak da kullanılmaktadır. Yaprakları kaynatılıp içildiğinde balgamı söktürür.     Aylandız Ağacı (Kokarağaç) (Ailanthus altissima): Keskin kokulu ve uzun salkımlı çiçekler açan ve 30 metreye kadar uzayabilen, hızlı büyüdüğü için daha çok gölge ağacı olarak dikilen bir ağaçtır. Azakeğeri, Eğirotu, Meyhaneciotu adlarıyla da bilinir. Yapraklar reçine, tanen ve C vitamini; gövde kabuğu tanen ve acı maddeler ihtiva eder.  


Spazm çözücüdür. Ateş düşürücü ve kusturucu etkiye sahiptir. Bağırsak solucanlarını düşürmeye yardımcı olur. İshal ve dizanteride faydalıdır.  Aylandız ağacının yaprakları kaynatılarak kullanılır. Çayı, özellikle ishal ve kanlı ishalde kabız edici etkisi için kullanılır. Fazla kullanıldığında zehirlenmelere neden olabilir. Görünüşünden ve haşereleri uzaklaştıran kokusundan dolayı süs ağacı olarak da kullanılmaktadır.

Koyun ve keçi sütünden yapılan, yumuşak Yunan peyniri...

Feta, Yunanca beyaz peynir. 

Peynir, çok büyük bir çeşitlilikteki aroma, tat, yapı ve şekle sahip bir grup fermente süt ürünü için kullanılan genel isimdir. Koyun ve keçi sütünden yapılan salamuraya yatırılarak olgunlaştırılan yumuşak Yunan peynirine Feta peyniri denir. Literatürde Yunan peyniri olarak bilinen beyaz peynir, yumuşak peynirlerin diğer bir örneğidir. 

Keskin tuzlu bir tada sahiptir. Genellikle koyun, bazen ise keçi sütünden yapılır.

Paraguay’ın başkenti...

Asuncion,

Denize kıyısı olmayan Paraguay, güneyi ile güneybatısında Arjantin, kuzeyi ile kuzeydoğusunda Brezilya, kuzeybatısında ise, Bolivya ile çevrelenmiştir.

En büyük limanı ve endüstri ile kültürel yönden de en önemli kentidir. Kentte özellikle ayakkabı, dokuma ile tütün işleme endüstrileri bulunur.

Paraguay adı, Guarani dilindeki para (bu yaka) ile guay (ırmak) sözcüklerinin birleşiminden gelir. Her ne kadar Guarani'ler "Paraguay" adını, bugünkü başkent Asuncion için kullanmışlarsa da, bölgeyi ele geçiren İspanyollar, bu adı bütün bölgeyi tanımlamak için kullanmışlardır.

Gürültü patırtı...

Takatuka,
Tarraka,
Kavara,
Alasan,
Hengame,
Gulgule, 
Şamata,
Gürültü,
Çığlık,
Bağırtı,

Bağırıp çağırma, gürültü patırtı...

Gulgule,
Takatuka,
Tarraka,
Kavara,
Alasan,
Hengame,
Şamata,
Gürültü,
Çığlık,
Bağırtı,

Bir tekkede şeyhe yardım eden, vekillik yapan en yaşlı derviş ya da dede...

Nakib,
Vekil, 
Derviş,
Dede,

Bir kumar aracı...

Rulet,
Zar,
Kağıt,
Pul,

Rulet oyunu;
37 numaradan 18' i siyah, 18' i kırmızıdır. Ve ister paranızı bir renge (siyah veya kırmızı) isterseniz de bir rakama koyabilirsiniz. Eğer renge koyarsanız kazanırsanız iki katını alırsınız. Kazanma olasılığınız da yaklaşık yüzde ellidir (18/37 veya daha anlaşılır hali %47.5 falan). Eğer sayıya oynarsanız kazandığınızda yatırdığınız paranın 36 katını alırsınız.

Bahis tablosunda da her birinde 12 kareye bölünmüş ve her bir karede kırmızı ya da siyah renkte birer sayı bulunan 3 sütun bulunur ve bahisler, bu sayılar üzerine fiş konularak oynanır. Çarkın her çevrilişinde oyuna en fazla sekiz oyuncu dahil olabilir. Oyuncular, ‘krupiyer’ denilen görevlinin temsil ettiği kasaya karşı oynar.



Tüm oyuncular bahislerini yerleştirdikten sonra krupiyer, çarkı döndürür ve çarkın dönüş yönünün tersi istikamette dönecek şekilde topu içine bırakır. Dönen top hız kaybetmeye başladıktan hemen sonra krupiyer, masadaki oyunculara daha fazla bahis konulamayacağını işaret eder.

Top bir numara üzerinde durduğu zaman, masadaki o sayının üzerine bir işaret koyar, o sayı üzerine oynamış oyunculara kazandığı fişleri verir ve sonra sıradaki oyun için masadaki fişleri temizler.

“Helikopter”, “Neyzen”, “Çıkmaz Sokak” gibi oyunlarıyla tanınmış yazarımız...

Tuncer Cücenoğlu, (d. 10 Nisan 1944 - Çorum) Oyun yazarı, öğretim üyesi, çevirmen.

Tuncer Cücenoğlu, Çorum'da doğdu ve öğretmen bir babanın çocuğu olarak ortaöğrenimini tamamladıktan sonra, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanecilik Bölümü'nü bitirdi. Milli Eğitim Bakanlığı'nda çeşitli görevler yaptı. Devlet meurluğundan ayrılarak gazetecilik ve yazarlığa başladı.

İlk oyunu 'Kör Dövüşü'nü 1971'de yazdı, 1972'de sahnelendi. Hemen arkasından 1973'te 'Öğretmen' adlı oyunu sahnelendi. Oyunlarında, toplumcu, gerçekçi, kalıcı ve evrensel,  insan sıcaklığını da içeren, kara mizahı kullanarak mesajlar vermektedir.

Türkiye Yazarlar Sendikası Yönetim Kurulu üyesi. 
T.C. Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Edebi Kurul üyesi. 
MSM Özel Konservatuarı “Dramatik Oyun Yazarlığı” öğretmeni. 
P.E.N. Yazarlar Derneği Üyesi. 
“Papirüs Yayınevi” Tiyatro Bölümü Yönetmeni. 
“Cumhuriyet” Gazetesi yazarı. 

Aldığı ödüller; 
Tobav (2), Türk Kadınlar Birliği (l), Ankara Sanat Kurumu (2), Abdi İpekçi (l), İsmet Küntay (l), Avni Dilligil (2), Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (l), Kasaid (l), Lions (3), Kültür Bakanlığı (l), Yugoslavya (l), Hollanda İnsan Hakları Ödülü (l) olmak üzere toplam l6 ödül kazanmıştır.
 
Oyunları Rusça, İngilizce, Almanca, Fransızca, Bulgarca, Yunanca, Makedonca, İsveççe, Gürcüce,Urduca, Japonca, Romence, Azerice, Tatarca, Lehçe, Çuvaşça, Sırpça, İspanyolca, Arapça, Farsça'ya çevrilmiş ve bu ülkelerde sergilenmektedir.

Oyunları;

Boyacı,
Ah Bir Yoksul Olsam,
Kadıncıklar,
Öğretmen,
Helikopter,
Neyzen,
Çığ (Lawina),
Yeşil Gece,
Dosya,
Kördöğüşü,
Çıkmaz Sokak,
Kızılırmak,
Biga 1920,
Kumarbazlar,
Yıldırım Kemal,
Mustafam Kemalim
Matruşka,
Ziyaretçi,
Şapka, 
Sabahattin Ali,
Tiyatrocular,
Che Guevara,




Kaynakça; http://tr.wikipedia.org/wiki

Tibet’in başkenti...

Lhasa,

Tibet,
Dünyanın Çatısı,
Kar Ülkesi,
Üçüncü kutup,
 
Tibet özerk bölgesi Çin Halk Cumhuriyeti’nin güney batısında bulunur. Yüzölçümü 1.228.400 kilometre karedir ve bu da toplam Çin Halk Cumhuriyeti yüzölçümünün 8’de 1’ine denk gelmektedir. Bir başka deyişle bu bölgenin büyüklüğü İngiltere, Almanya, Fransa ve Hollanda’nın toplam yüzölçümü kadardır.

Tibet 7 bölgeden oluşmaktadır. 
A Li, Na Qu, Chang Du, Lin Zhi, Ri Ka Ze,  Shan Nan,  Lhasa. 

Tibet coğrafyası insanlığın ürettiği en ilginç kültürlerden birine ev sahipliği yapmaktadır.   Dünyanın başka hiçbir yerindekine benzemeyen mimariye, sosyal ilişkilere ve gündelik hayat alışkanlıklarına Tibette rastlayabilirsiniz. Söz gelimi, insanların günlük işler dışında nasıl da din ile iç içe yaşadıklarına şahit olursunuz. Sabahın en erken saatlerinde bile ellerinde dua tekerlekleriyle Potala Sarayına ya da Jokhang tapınağına giden insanlara rastlarsınız. 
Tibet'in başkenti Lhasa, dünyanın ulaşılması en güç yerlerinden biridir.  1959' dan bu yana Çin'e bağlı olan Lhasa, birçok Budacı için kutsal bir kenttir. Kentin önemi, Buda' nın kutsal heykelinin bulunduğu bir tapmaktan ve eskiden Tibet'in rahip kralı Dalay Lama'nın yaşadığı yer olmasından kaynaklanır. Daha önce nüfusunun büyük çoğunluğunu Budacı keşişlerle din adamları oluşturuyordu. 1959' da Lhasa ve başka bölgelerde yaşayan Tibetliler' in Çin yönetimine karşı ayaklanmasından sonra Dalay Lama, Hindistan'a kaçtı.

Lhasa, Brahmaputra' ya bağlanan CanPo Irmağı'nın bir kolu üzerinde, Tibet'in güneydoğu ucunda yer alır. Himalaya Dağları arasında kalan verimli bir düzlükte kurulmuştur. Denizden 3.650 metre yüksekliğindeki kent çıplak tepelerle çevrilidir. Lhasa, büyük bir kent değildir; toprak yolları bakımsızdır. Varlıklı kişilerin evleri taştan, öbürleri ise kildendir. Beyaz badanalı, düz çatılı bu evlerin, camları sarı kırmızı şeritlerle çevrilmiştir. Bazı evlerde elektrik ve telefon varsa da, kanalizasyon sistemi kurulmamıştır. Kent oldukça pis ve sağlıksızdır.
Kentin merkezinde Tibet'in en önemli tapınağı sayılan 7. yüzyıldan kalma Cokhang bulunur. Tapınakta, Buda'nın gençliğinde yapıldığı söylenen bir heykeli vardır. Bu heykelin 1.300 yıl önce Çin'den getirildiği sanılmaktadır.
 
Kentin yaklaşık 1,5 km batısında, yüksek kayalık bir sırtın üzerinde, görkemli bir yapı yer alır. Potala Sarayı denen bu yapı içe eğimli duvarlarıyla kayalık sırtın bir parçasıymış gibi görünür. Dalay Lama'nın yaşamış olduğu orta bölümü kırmızı olduğu için buraya Kırmızı Saray da denilir. Büyük bölümü 17. yüzyıldan kalan bu yapının geri kalan yerleri, çatısındaki sivri altın kulelerin dışında, bembeyazdır. Kentin çevresindeki Potala Tepesi'nde 9 km uzunluğunda kutsal bir yol vardır. Eskiden hacılar bu yolda dua asalarını çevirerek ve bazen de kendilerini yüz üstü yere atıp sürünerek dolaşırlardı. Dua asası bir sapa bağlı olarak dönen, üzeri kabartmalarla süslü, içi boş bir silindirdir. Budacı keşişler üzerinde kutsal sözler yazılı olan bu silindiri çevirir, ezbere okudukları duaları yinelerler. Lhasa yakınlarında birkaç manastır da vardır. Bunların bir bölümü hâlâ manastır olarak, ötekiler ise başka amaçlarla kullanılmaktadır. Çok sayıda manastır, tapınak ve saray Çinliler' in işgali sırasında yıkılmış, ama 1970' lerde kentin mimarisini ve sanat geçmişini korumak için onarımlarına başlanmıştır.
Lhasa'da, Tibet koyunlarından elde edilen yünü eğirme, tahta kap ve toprak çanak çömlek yapma başlıca uğraşlardır. Yakın bir geçmişte yapılan hidroelektrik santral, elektrik gereksinimini karşılar. Kent, ticaretinin çoğunu Çin' le yapar. Lhasa karayollarıyla Çin' deki Lançou ve Çengtu ile Nepal' a bağlanır. Lhasa ile Çin'in başkenti Pekin arasında düzenli uçak seferleri vardır. Lhasa'nın nüfusu 106.000'dir (1988).

Çemberin çevresinin çapına oranını gösteren sayı...

Pi,  
Pi sayısı,
Bir dairenin çevresinin çapına bölümü ile elde edilen sayıdır. Bu oran her daire için aynı değeri aldığından, π sayısı bir matematiksel sabittir. Pi sayısı, Arşimet sabiti ve Ludolph sayısı olarak da bilinir. 

İsmini, Yunanca çevre sözcüğünün ilk harfi olan π den alır. Yunan alfabesinin 16. harfidir. Bu harf, aynı zamanda, Yunanca çevre (çember) anlamına gelen "perimetier" kelimesinin de ilk harfidir. İsviçreli matematikçi Leonard Euler, 1737 yılında yayınladığı eserinde, daire çevresinin çapına oranı söz konusu olduğunda, bu sembolü kullandı. Leonard Euler'den önce gelen bazı matematikçiler tarafından da, bu sembol kullanılmıştır. Ancak, Leonard Euler'den sonra gelen, tüm matematikçiler bu sembolü benimseyip kullandılar.

Ayrıca, doğal logaritmanın tabanı olan 2, 71828... sayısı için, L. Euler'in kullandığı e harfi, sembol olarak bütün matematikçiler tarafından kullanılmaya başlanmış, benimsenmiştir. Gene, karekök içinde -1 imajineri için de, L. Euler ile birlikte i sembolü kullanılmaya başlanmış ve genelleşmiştir.

Günlük kullanımda basitçe 3,1416 olarak ifade edilmesine rağmen gerçek değerini ifade etmek için periyodik olarak tekrar etmeyen sonsuz sayıda basamağa ihtiyaç vardır. İlk 65 basamağa kadar ondalık açılımı şöyledir:

3, 14159 26535 89793 23846 26433 83279 50288 41971 69399 37510 58209 74944 5923

Babiller, Eski Mısırlılar ve pek çok eski uygarlık tarafından biliniyordu. Onlar, tüm çemberlerin çevresinin çapına bölümünün sabit bir sayıya eşit olduğunu fark etmişlerdi. Bu sabit sayının bulunması artık çapı bilinen her çemberin çevresinin hesaplanmasına imkan tanıyordu. M.Ö. 2000 yılı civarında Babiller p sayısını 31/8 ya da 3,125 olarak kullanıyordu. Eski Yunanda karekök 10 ya da 3,162 sayısı kullanıldı. Arhimedes ise (M.Ö 287 – 212) 3 10/71 ve 3 1/7 sayısını p sayısı olarak kullandı.   M.S. 500 yılı civarında  p sayısı için 3,1415929 olarak kullanıyordu. 1424 yılında İran’da virgülden sonraki on altı basamağı doğru olarak biliniyordu. 1596 yılında Alman Ludolph van Ceulen, p nin virgülden sonraki yirmi basamağını hesapladı ve bu sayı Avrupa’da Ludolph sabiti olarak bilindi. O tarihten sonra p  sayısının virgülden sonraki milyarlarca basamağı hesaplanmıştır.

Yurdumuzun sularında da yaşayan, ördeğe benzer bir kuş...


Kirik,  Ördek yavrusu.
Çıkrıkçın (İng. garganey ),
Aynak,
Yağmurcun,
Karameke (Sakarca),
Fiyu (Islıkçın),



Çıkrıkçın; Kuşlar (Aves) sınıfının, Kazlar (Anseriformes) takımının, ördekgiller (Anatidae) familyasından, 40 cm kadar uzunlukta, kara, ak, yeşil, kahverengi karışık tüylü, Orta ve Kuzey Avrupa'da ve Kuzey Asya'da yaşayan, yurdumuzun yalnız Marmara bölgesinde yerli, diğer bölgelerinde göçmen bir tür. Ağustos ördeği.

Yurdumuzun sulak alanlarında yaşayan bir kuş...

Kirik,  Ördek yavrusu.
Çıkrıkçın (İng. garganey ),
Aynak,
Yağmurcun,
Karameke (Sakarca),
Fiyu (Islıkçın),



Çıkrıkçın; Kuşlar (Aves) sınıfının, Kazlar (Anseriformes) takımının, ördekgiller (Anatidae) familyasından, 40 cm kadar uzunlukta, kara, ak, yeşil, kahverengi karışık tüylü, Orta ve Kuzey Avrupa'da ve Kuzey Asya'da yaşayan, yurdumuzun yalnız Marmara bölgesinde yerli, diğer bölgelerinde göçmen bir tür. Ağustos ördeği.

Kadınların örtündükleri çarşaf...

Zar,
Car,
Alavura,
Çarşaf,

Kadınların kullandığı ve baştan örtülen, pelerinli, eteklikli sokak giysisi.

Sivas ilinde bir göl...

 Lota,

Sivas ilinde çok sayıda göl vardır. Ancak bunların bir bölümü alan, derinlik ve süreklilik açılarından pek önemli sayılmaz. İç Anadolu'nun doğusunda yer alan, Anadolu'daki tarihi İpek Yolu güzergahlarının kesiştiği bir yerde konumlanmış ve ünlü Kral Yolunun da geçtiği büyük bir ilimizdir. Sivas tarihi zenginlikleri, doğal güzellikleri, kaplıcaları ile turistlere ilginç tatil olanakları sunmaktadır.

Sivas ilinin ilçeleri; Akıncılar, Altınyayla, Divriği, Doğanşar, Geremek, Gölova, Gürün, Hafik, İmralı, Kangal, Koyulhisar, Suşehri, Şarkışlı, Ulaş, Yıldızeli ve Zara'dır.


Lota Gölleri (Hafik);
Sivas ili Hafik ilçesinin 3 km. doğusunda, Sivas-Erzurum karayolunun kuzeyindeki göller topluluğuna Lota Gölleri denir. İlkbahar yağışlarının başlamasıyla bu göller kabararak birleşir. Dipten gelen kaynaklarla beslenen ve derin olan lota göllerinde bol balık yaşar. Göllerin çevresi özellikle balık avcılarının sıkça geldiği yerler arasındadır. Göller oldukça derindir.

Gökpınar Gölü (Gürün);
Sivas’a 147 km,  uzaklıktadır. Suyu çok temiz ve duru olan Gökpınar Gölü, Gürün’ e 10 km. uzaklıktadır. Doğal güzellikleri ve alabalıklarıyla ünlü olan göl; dipten gelen kaynaklarla beslenmektedir. Derinliği 15 m’yi bulan Gökpınar Gölü’nün fazla suları Tohma Çayı’na dökülür.

Hafik Gölü (Hafik);
Hafik yöresinde serpilmiş büyüklü küçüklü bir çok göl vardır. Bunların tümüne birden Hafik Gölleri denir. Bunlardan yalnızca biri önemlidir ve Büyük Hafik Gölü adıyla anılmaktadır. Hafik ilçe merkezinin kuzeybatısında, Sivas Hafik İlçesine 2 km, Sivas ilo merkezine de 34 km. uzaklıkta olan  olan bu gölün  alanı yaklaşık 1 km2’dir.  bu gölün alanı 1 km2 dir. Derinliği ortalama 6 m olan göl, dipten kaynayan sularla beslenmektedir. Ortasında bir adacık olan gölde bol balık yaşamaktadır. Fazla suları Kızılırmak’a akan Büyük Hafik Gölü yörenin önemli mesire yerlerinden biridir.

Tödürge Gölü;
İl Merkezine 50 km uzaklıktaki Tödürge Gölü, Sivas-Erzurum karayolu yakınlarında Cencin Ovası’nın doğusundadır. Yüzölçümü 5 km2 olan Tödürge Gölü’nün derinliği ortalama 20 m, en çok 45 m’dir. Dipten ve çevreden kaynaklanan sularla beslenen gölde bol balık yaşamaktadır. 1980’lerin başında uygulanmaya başlanan projeyle gölün fazla suları Kızılırmak’a akıtılmaya başlanmıştır. Gölün doğusunda iki adacık vardır. Yabani yaşam açısından önemi büyük olan bu adacıklarda, kanatlı av hayvanlarından turna yaşar. Soyları tükenmek üzere olduğundan, turnalar koruma altına alınmış, avları yasaklanmıştır. Bu gölde su sporları yapılmaktadır. Mesire yeri olarak kullanılmakta olup, gölde kayıkla gezilmekte balık avlanmaktadır.
Sülük Gölü;
Zara ilçesinin kuzeydoğusunda yer alan Şerefiye beldesi sınırları içerisindeki Sülük gölü ilçe merkezi Zara’ ya 33 km. Sivas’ a ise 103 km. mesafededir. Şerefiye belde merkezinin 1 km. batısında sarıçam ormanları içerisinde bulunan ve suyu tatlı olan göl; dipten kaynayan sular ve gözelerden akıp gelen sularla beslenmektedir. Zara ilçesi ve Şerefiye beldesinin en önemli mesire yerlerinden biri olan Sülük gölü sağlık turizmi açısından da büyük önem taşımaktadır. Gölün doğal ortamında yaşayan sülükler yöre halkı ve diğer bölgelerden gelen insanlar tarafından tedavi amaçlı kullanılmaktadır. Sülük tedavisi atardamar ve toplardamar hastalıkları başta olmak üzere birçok dolaşım sistemi hastalığında iltihaplı ve iltihapsız eklem romatizmalarında, yumuşak doku romatizmalarında, sedef ve egzama gibi cilt hastalıklarında başarıyla uygulanmaktadır. Sülük gölüne tedavi için gelen insanlar göl kıyısında sarıçam ormanları içerisinde piknik yapma imkanından da yararlanmaktadırlar.

Bostankaya gölü;
Sivas' ın  Merkez İlçesinde bulunmaktadır.

Acıgöl;
Sivas Merkez İlçe, Kozpınar Köyündedir.

Gölova gölü;
Sivas Suşehri’nde bulunmaktadır.

Aygı gölü;
Sivas Gürün’dedir.  

Ayrıca;
Kelkit üzerinde kurulan Kılıçkaya baraj gölü ile yeni kurulmakta olan Çamlıgöze baraj gölü, Divriği-Mursal baraj gölü, Sivas 4 Eylül baraj gölü bulunmaktadır.

Çalgıcılara verilen para yada bahşiş...

Alatura,
Orta Parası,
Parsa,

Her üç terim de, Roman çalgıcılar için hizmetlerinin ya da daha açık bir söyleyişle sattıkları havaların/müziğin karşılığıdır. Roman çalgıcıların seslendirme sırasındaki hizmetleri karşılığında aldıkları bahşiş biçimindeki ödemeyi ifade eder.

Orta parası, özellikle düğünler gibi dans edilen toplumsal etkinliklerde dans edenlere takılan ya da üzerlerinden dökülüp ortaya saçılandır. Alatura ya da parsa ise daha çok disko denilen gezici müzisyenlik tipinde ya da düğün dışı etkinliklerde kendilerine verilen Roman çalgıcılar için hizmetlerinin ya da daha açık bir söyleyişle sattıkları havaların/müziğin karşılığıdır. Nakit paralar çalıcının alnına yapıştırılır, eline verilir ya da çalgısının içine konulur. Darbukanın tını deliği içine atma, klarnet ve zurnanın kalaklarına ve tını deliklerine sokma, davulun kasnak iplerine sıkıştırma şeklinde çalgıya iliştirilerek verilir. Toplanan bahşişler seslendirme sonrasında çalgıcılar arasında paylaşılır.

Sigorta için verilen ücret ...

Prim, (Fr. prime, İng. premium, bounty  ).  
Kazanmalık.
İkramiye,
Sigorta primi,

Prim, Sosyal Güvenlik Kuruluşlarına (Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur) ödenen kesintilerle, sigorta ücretleri de prim olarak adlandırılır.
Sigortacının ödeyeceği tazminata karşılık olarak sigorta ettiren tarafından ödenen ücrettir. 
İşveren tarafından iş yapanı isteklendirip verimini artırmak veya sonuca daha kolay ve çabuk ulaşmasını sağlamak amacıyla verilen para: 
Sigorta kuruluşlarına bağlı olanların ödemek zorunda oldukları ücret. 
Pay senetlerinin asıl fiyatı ile piyasa fiyatı arasındaki artış.

Köy evlerinin tavanlarında iki direk arasında bırakılan boşluk...

Abara,
Köy evlerindeki tavanlarda iki direk arasındaki boşluk. 

Abara' nın diğer anlamları;
Su değirmenlerinde suyun basıncını çoğaltmak için yapılan, büyük bir huni şeklindeki hazne. 
Tarlalarda bir taraftan bir tarafa su geçirmekte kullanılan tahta oluk. 
Çift demiri ve pullukla açılan su yolu: 
Çift demirin açtığı çizgi, saban izi.
Su oluğunun iki başından üstüne oturduğu duvar. 
Tünel.
Toprak, kum ve saman elemeğe yarıyan iri delikli kalbur.
Dara
Buğday ambarı. 
Hayvan yemliği.

Toprakların fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini inceleyen bilim dalı...

Pedoloji, (Fr. pédologie, paidologie),Çocuk bilimi. Pedoloji toprak bilimi toprak yapısı, arazi kullanımı gibi uygulamaya yönelik çalışmalara da kaynaklık eden önemli bir bilim dalıdır. Toprakların yapısını, oluşumunu, dağılışını inceleyen ve topraktaki fiziksel, kimyasal ve biyolojik olaylar ile bunların ortaya çıkardığı sonuçları konu edinen bilim dalıdır.
Toprak bilimi.


Pedoloji toprak bilimi toprak yapısı, arazi kullanımı gibi uygulamaya yönelik çalışmalara da kaynaklık eden önemli bir bilim dalıdır. Pedoloji ile ilgilenen bilim insanına 'Pedolog' denir.

Pedoloji toprakların yapısını, oluşumunu, dağılışını inceleyen bilim dalıdır. Toprak hava ve su gibi, canlıların yaşaması için vazgeçilmez unsurlardan bir diğeri de topraktır. Toprak, bitki örtüsünün beslendiği kaynakların ana deposudur.

''Arkadaş'' anlamında yerel sözcük...

İyen,
Arkadaş. 
Yeğen.

Kıl ya da naylondan yapılmış olta ipi...

Misina, (İt. messina).
Yapay ve sentetik ham maddeden tek kat çekilmiş, değişik kalınlıkta iplik. 
Balıkçıların olta ipi olarak kullandıkları kıl veya naylondan iplik.










Genellikle 22 Mayıs’ta görülen bir fırtına...

Ülker Fırtınası,
21 Mayıs'ta başlayan fırtına.

Fırtına, (İt. fortuna).

Rüzgâr çizelgesinde hızı 34-40 deniz mili olan ve kuvveti 8 ile gösterilen, yağmur ve kasırga getiren çok güçlü rüzgâr: Yağmur ve kasırga getiren çok güçlü rüzgâr



Tıp dilinde “kamburluk” anlamında kullanılan terim...

Kifoz, (Lat. kyphosis),
Kambur, kamburluk.
Kifozis veya kamburluk denince sırttaki eğimin aşırı derecede olması anlaşılır.

Gevşek bir biçimde oturma-yürüme, kötü duruş pozisyonu omurgadaki bağları gerer ve bu da zamanla omurganın doğal eğiminin artmasına neden olur. Bu duruşa bağlı kifoz genellikle buluğ çağında gelişir. Ağrı nadirdir. Bu durumda karın sırt ve bacak adelelerinin geliştirilmesi tablonun ilerlemesine engel olur, sınırlı da olsa düzelme sağlar.
Bir diğer tip yaşlılıkta ortaya çıkan osteoporoza bağlı kamburluktur. Osteoporozda kemikler zayıflar ve incelir. Her omurun diğeri üzerine baskısı sonucu ağırlığın fazla bindiği omur gövdesinin ön kısım yüksekliği azalır ve kamburluk oluşur.

Bazı çocuklarda omurga yapısı doğumsal olarak anomalilere sahiptir. Omurlar arasında kaynamalar, yapışıklar çocuk büyüdükçe ilerleyen kamburluklara neden olur. Bu tür kamburluklar hemen doğumda da görülebilir. Bu tür kamburluklar çok hızlı ve ciddi biçimde artarlar.

Scheuermann kifozu;
Scheurmann kifozu bu hastalığı ilk tanımlayan Danimarka’lı radyoloğun adı ile anılmaktadır. Omurların büyüme kıkırdaklarının ön kısmında büyüme yavaşlar, arka bölüm ise büyümesini normal sürdürür. Sonuçta omurlarda kamalaşma, üstüste bindikleride ciddi kamburluk oluşur. Duruş kifozuna benzer şekilde 10 yaşlarında farkedilmeye başlar. Duruş bozukluğu kifozu ile Scheuermann kifozu arasındaki fark rontgenle tanınır. Duruş bozukluğu kifozunda omurgalar ve diskler normal biçim ve görünümdedir. Scheuermann kifozunda ise omurlarda kamalaşma vardır. Genellikle sırt nadiren bel omurlarında da görülür.

Omurdaki eğim 50 derece ve üzerinde ise anormal olarak kabul edilir. Çocuklar büyüdükçe eğimde artar. İyi bir eksersiz programı ağrı olduğunda ağrı kesiciler ve istirahat önerilir. Çocuk büyüme periyodunda ise bazen bir korse ile büyüme periyodunun sonuna kadar eğimin artması önlenmeye çalışılır. Eğim 75 dereceyi geçtiğinde cerrahi tedavi önerilir. Cerrahi, eğimin düzelmesini ve ilerlemsinin önlenmesini sağlar.







Kaynak: İstanbul Ortopedi Grubu







Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ