1986 yılında Kamerun’da etrafta yaydığı zehirli gazlarla 1500 kişinin ölümüne neden olan krater gölü ...

Nyos,
Nios,
Nyos gölü,
1986 yılında Kamerun’da etrafta yaydığı zehirli gazlarla 1500 kişinin ölümüne neden olan krater gölü. Nyos Gölü, Kamerun'un Kuzeybatı Bölgesinde bir krater gölüdür. 
Kamerun'un başkenti Yaounde'nin 315 km kuzeybatısındadır. 


Nyos, Kamerun'da Oku volkanik ovasında aktif olmayan bir volkanın yan tarafında bulunan derin bir göldür. Kamerun'da bulunan Nyos gölü dünyanın en tehlikeli göllerinden birisidir. 

Nyos gölün altından geçen magma göle karbondioksit sızdırıyor. Göl karbondioksit doldukça dengesizleşmeye başlıyor. İyice doygunlaştıktan sonra herhangi bir yer sarsıntısı veya tetikleyici etken gölün tüm karbondioksiti havaya salmasına neden oluyor.  

1986 yılında yoğun yağışların tetiklediği yer kayması sonucunda göl 100.000 tonun üzerinde CO2 salınımı yapmıştır. Bu salınım 23 km ilerideki bir köyü uykusunda yakalamış ve 1500 kişi yer yüzeyine yayılan gazdan zehirlenerek ölmüştür.

Gölet...

Büvet,
Büget,
Gölet,
Bent, set, 
Baraj,
Şelalelerin döküldüğü yerlerde oluşan göl.
Akarsu yataklarında suyun biriktiği çukur yer. 
Suyu biriktirmek için yapılan set, büğet.


Büğet, (büğdek, böğet, büğet su) 
Su bendi, akar çayda suyun biriktiği çukur yer. 
Su birikintisi, gölcük, bataklık  büğet,
Suyun önüne çekilen set, bent.  
Irmağın en derin yeri.  

İngilizce: barrage, dam, 
Fransızca: barrage 
Bir akarsuyu tutmak, boşuna akmasını önleyip, sulama, elektrik üretimi vb. amaçlarla kullanılmak için yapılan engel.


Büvet, 
Fransızca buvette.
İstasyon, tiyatro, sinema vb. yerlerde yiyecek ve içecek satılan küçük büfe.
Hafif yiyecekler satılan küçük dükkan.

Çağrı kağıdı, davetiye ..

Okuntu,
Çağrılık,
Davetiye,
Davetname,
Çağrı kağıdı, davetiye.

Arapça, davet, davetiye, (ﺩﻋﻮﺗﻴّﻪ) 
Bir kimseyi bir toplantıya çağırmak için gönderilen kağıt, toplantının yerini ve zamanını bildiren ve girişte gösterilen basılı kart, davetname.

Bir kimseye belirtilen zamanda mahkemeye gelmesini bildirmek üzere yazılan resmi yazı.

Sümer mitolojisinde gök tanrısı...

Anu,
An,
Sümer mitolojisinde gök tanrısı.

Sümer mitolojisinin en önemlilerinden Gılgamış Destanı'nda da adları geçen tanrılardan başlıcaları şunlardır: 

Anu veya An: 
Gök tanrısı, önceleri baş tanrıyken sonra yerini hava tanrısı Enlil almıştır. 

Enlil: 
Hava tanrısı, tanrıların babası, tapınağı Ekur Nippur kentindeydi. 

Enki: 
Bilgelik tanrısı.

Döküntülü ve ağrılı zona hastalığının halk arasındaki adı ...

Gece Yanığı,
Zona,
Fransızca zona,
İngilizce, herpes zoster , 
Latince Zona,
Döküntülü ve ağrılı zona hastalığının halk arasındaki adı.
Deride, sinirler boyunca, özellikle gövde, bacak ve yüzde birtakım ağrılı fiskelerin dökülmesiyle beliren, mikroplu bir hastalık.

Deride, sinirler boyunca, özellikle gövde, bacak ve yüzde birtakım ağrılı fiskelerle beliren, mikroplu bir hastalık.
Erişkinlerde ve bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde Varicella zoster virüsünün etkin duruma gelmesi ile ortaya çıkan ve tek bir duyu gangliyonunun etkilendiği bölgeyle sınırlı lezyonlar oluşturması ile belirgin hastalık.

Zona kelimesi, İngilizcede bölge, kısım, kuşak, kemer anlamında da kullanılmaktadır.

Erzurum'un meşhur oltu taşına halk arasında verilen ad...

Siyah Altın,
Oltu Taşı,
Kara kehribar, 
Oksidiyon taşı,
Erzurum'un meşhur oltu taşına halk arasında verilen ad.


Erzurum’a bağlı Oltu ilçesinde çıkartılmaktadır. Anadolu’da kara kehribar olarak adlandırılmaktadır. 

Oltu taşı,
Kara kehribar, 
İngilizce: Jet, 
Fransızca: jais, jayet, 
Almanca: Gagat, Jett 
Mineralojide, çeşitli süs eşyalarının yapımında kullanılan kara kehribar, oksidiyon taşı, kara kehribar. 
Görünüşte, koyu kara renkte kömürleşmiş ağaç. Koyu siyah renkli, mat yapılı, yapısında karbon bulunan siyah renkli, parlak, yoğun ve homojen yapılı bir tür linyit olarak tanımlanır. Sertlik derecesi 3 olarak biliniyor. Kolayca işlenebilir. Boncuk, küpe, tespih, ağızlık, pipo ve küçük hediyelik eşya yapımında kullanılılıyor. Tebeşir Dönemi (Kretase) döneminde yaşamış reçineli ağaçların fosilleşmiş (kömürleşmiş) bir biçimidir.  

Türkmenistan’da yaşayan bir Türk boyu...

Emreli,
Emreli veya İmreli,
Yemreli,
Türkmenistan’da yaşayan bir Türk boyu. 

Akhunlar, Alkabölük,
Avarlar, Avşarlar (Afşarlar). 
Bayatlar, Bekelke,
Bulgarlar, Burkaz, 
Balkarlar, Buruncuklar,
Çandır, Çavdur, Çavuldurlar, Çepniler,  
Dodurga,
Ersarılar, 
Emreli (Yemreli), 
Göklen, 
Hatap, Hunlar, 
İgdir,  
Kaçarlar, Karabölük, Kayılar, Kınıklar, Kıpçaklar (Kumanlar). 
Macarlar,
Oğuzlar, Ogurlar, Otamış
Özbekler (Şeybaniler), 
Peçenekler,  
Salurlar, Salurlular.   
Tatarlar, Tekeler,
Utamış, Toğtamış
Uygurlar, Uzlar,  
Varsaklar,
Yakutlar, 
Yomutlar (Bayramşahlı,  Atabay, Cafarbay)
Yemreliler (Gumlu, Dağlı), Yomut, 
Yörükler, Yüeçiler.


Türkmenler, İslamiyeti kabul etmiş Oğuz boylarıdır. Oğuzlar 24 boydan oluşur. Başta Türkmenistan, Türkiye ve Azerbaycan olmak üzere Afganistan, Balkanlar, Rusya, Irak, Suriye ve İran'da yaşıyor.

Basık, loş ve nemli yer...

İzbe,
Kuytu,
Basık, loş ve nemli yer.

Farsça Loş, nim muzlim, [ نيم مظلم ]
Az ışıklı, yeterince aydınlık olmayan.
Sessiz, tenha, ıssız.
Basık,
Gün ışığı ve rüzgar almayan.

Yansımayla oluşan görüntü ...

Yansı,
Refleks,
Akis,
İnikas,
Yansımayla oluşan görüntü.

İngilizce: reflex, 
Fransızca: réflexe, 
Almanca: Reflexe, 
Latince: reflectere (karşılık,refleks), 
Latince geri dönmek anlamında, reflectere.
Arapça, akis [ عکس ] yansıma, aksetme.

Işığın parlak bir yere çarparak yön değiştirmesi, kaynağına geri dönmesi, yansıması. Biyolojide tepke.

Bilgisayar veya tepegözle hazırlanan saydamın yansıtılmasıyla perdede ortaya çıkan görüntü. 
Akis,
Fizikte ışığın parlak bir yere çarpıp geriye doğru yön değiştirerek kaynağını göstermesi, inikas.  

Ters yanıt.
Aksi, ters (kimse için). 
Koyun, keçi gibi hayvanlarda bulunan, kene cinsinden bir böcek.  

Bir uyartıya verilen cevap. 
Alınan uyartı sonucunda meydana gelen impulsu beyine iletmeksizin verilen cevap. 

Döl yatağı ...

Uterus,
Rahim,
Döl yatağı,
Latince uterus,
Dölyatağı, 
Hazne, 
Meşime,

Fransızca, utérus 
İngilizce, uterus

Pelvis boşluğunda yer alan, yapısı içten dışa doğru endometriyum, miyometriyum ve perimetriyumdan oluşan kadın genital organı.

Kadında mesane ile rektum arasında yer alan, fetüsün gebelik sırasında içinde geliştiği oyuk yapıda, kaslı organ. 

Arapça rahim, (ﺭﺣﻢ) 
Arapça raḥm,
Memelilerde yavrunun içinde oluştuğu ve doğuncaya kadar büyüyüp geliştiği ana karnındaki etten torba, döl yatağı.

CENİN

Hayvanların Dölyatağına, Kulunluk denir.


Titicaca gölünde üzerinde insanların yaşadığı yüzen adalardan biri ...

Uros,
Titicaca gölünde üzerinde insanların yaşadığı yüzen adalardan biri.

Titicaca Gölü üzerinde bulunan Uros Adası, dünyanın en ilginç yerlerinden biri. Ada kendisi kadar ilginç olan birde halka sahip. 

Peru tarafındaki Puno'da ise insan yapımı yüzen adalar meşhur. Yüzyıllar önce sazları ve köklerini birleştirip üzerlerinde yaşamaya başlayan yerlilerin asıl gayesi besine yani balığa daha yakın olmakmış, ama görünen o ki asıl gaye artık turizm olmuş çıkmış. 



Turist teknesi gelince eller kollar sallanıyor, hediyelik standları açılıyor, el kadar çocuklar İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca ve tabii ki İbranice şarkılar okuyup turist abi ve ablalarının sempatisini kazanıyor, böylelikle ekmek parası çıkarılıyor.

Uros kanı taşıyan yerliler, suyun dondurucu soğuğundan etkilenmez ve asla boğulmazlarmış. Uroslar`ın yerinde, bugün yüzen adalarda Aymara ve Keçhua yerlileri yaşasa da bugün onlara da hala “Uros” denmeye devam ediliyor.

Titicaca Gölü’nde yetişen ve Totora adı verilen bitkilerin kargılarını çapraz olarak bir araya getirerek büyük sazlıklar oluşturan Uroslar, bu adacıkların üzerinde basit kulübeler de inşa etmişler.

İçinden devamlı su akan boru ...

Maslak,
Eskidilde Maslak,
Arapça bir kelimedir. 
İçinden devamlı su akan boru, su borusu. 
Sürekli su akan boru. 
Boruları aşırı basınçtan korumak amacıyla su yolu üzerinde yapılan içi su dolu hazne. Suyun hazneye kıyasla çok yüksek kotlarda derlendiği su getirme sistemlerinde, boruları gereksiz yere büyük işletme basınçlarına göre tertiplememek için fazla basınç, serbest yüzey yaratan maslaklarla kırılır.

Su yolları üzerinde bulunan, içinde toplanan suyun ufak boru veya künklerle çeşitli yönlere dağıtıldığı küçük havuz.

Büyük yalak. 
Hayvan sulamak için yapılmış büyük taş yalak.
Çeşmeye gelen su yollarının arasındaki kumluk.

Maslak kelimesinin diğer anlamları:
Maraş yöresinde, güldürücü, şaşırtıcı, beklenmedik biçimde konuşan (kimse).
Gaziantep bölgesinde kasaplık hayvanların kesildiği yer. 
Şakacı, güldürücü.
İstanbul'da bir semt adı.

Gece ...

Tün,
Gece,
Şeb,
Farsça, şeb gece, [ شب ] 
Şeban, geceler, [ شبان ]
Arapça gece, leyl, leyle  [ ليل ] gece. 
Arapça leyli, yatılı [ ليلی ]  

Kiçe,
Kiç,
Geç vakit, akşam.
Eski dilde kіçe.

Genellikle saat 22.00'den itibaren gün ağarıncaya kadar geçen süre, tün, şeb.
Güneş battıktan sonra başlayan ve gün ağarıncaya kadar süren karanlık zaman.

Farsça habcame, [ خواب جامه ].
Gecelik, Pijama. 

Araplarda düğün ziyafeti...

Urs,
Araplarda düğün ziyafeti.
Urs,
Urus,
Arapça, urs,  (ﻋﺮﺱ) 
Arapça urs, Düğün ziyafeti demektir.
Urus,  Düğün yemeği.


Paçagünü,paçalık,
Düğünün ertesi günündeki yemek.

Toy,
Arusi,
Velime,
Düğün ziyafeti,
Şenlik, şölen, ziyafet


Düğün, Sur,
Tozak, düğünlerde gelinin başına takılan, çeşitli renge boyanmış kuş tüyleri.


Eski dilde soysuzlaşmak, yozlaşmak ...

Tereddi,
İstihale,
Tereddi etmek.
Eski dilde, tereddi,
Arapça tereddi, تَرَدّ۪ي
Yozlaşma, istihale

Tereddi etmek,
Soysuzlaşmak, yozlaşmak.   
Gerilemek,
Aşağı düşmek.
Şal ve örtü örtünmek.

Tereddi,
Gerileme, soysuzlaşma.
Kötüleşme.

İstihale,
Arapça, istihale, استحاله .
Başkalaşım, değişim. 
Başkalaşma.
Biçim değiştirme.

Yapmak zorunda olunan bir işi yapmamak, gidilmesi gereken bir yere gitmemek...

Asmak,
Yapmak zorunda olunan bir işi yapmamak, gidilmesi gereken bir yere gitmemek.
Gitmek zorunda olunan bir yere özürsüz gitmemek

Açmaz,
Satranç oyununda şahı koruyan taşlardan birinin yerinden oynatılamaması durumu.  Tuluatta karşısındakine bir nükte veya tekerleme söyleme kolaylığını veren söz.  
Açmaz, mecaz nalamında içinden zor çıkılır durum.

Üzüntü, kaygı, tasa...

Esef,
Arapça esef, (ﺍﺳﻒ)
Üzüntü, kaygı, tasa. 
Yerinme.
Üzülme, hayıflanma.

Olmaması, yapılmaması gereken veya kaybedilen bir şey için duyulan üzüntü, acınma, yerinme.

Esefnak, Arapça üzücü, [ اسفناک ] 

Esef etmek: 
Olmaması, yapılmaması gereken veya elden çıkan bir şey için üzülmek, acınmak, yerinmek, hayıflanmak, teessüf etmek.

Meslek ...

Ertik,
Meslek, iş.
Uğraş,
Medrece,
Meşgale,
Arapça meslek, (ﻣﺴﻠﻚ) 
Arapça suluk kelimesi yola veya bir yere girmek anlamındadır. Bu kelimeden meslek, yol kelimesi türetilmiş.

İngilizce, profession, vocation, occupation 
Bir kimsenin geçimini sağlamak için sürekli yaptığı, bilgi, eğitim veya yaratıcı güç gerektiren etkinlik.
Bir kimsenin geçimini sağlamak maksadıyle seçtiği sürekli iş veya iş dalı.

Belli bir eğitim ile kazanılan, sistemli bilgi ve becerilere dayalı, insanlara yararlı mal üretmek, hizmet vermek ve karşılığında para kazanmak için yapılan, kuralları belirlenmiş iş.

Kariyer,
Yol. Usul. Gidiş. 
Geçim için tutulan yol. 
Tutulan, benimsenen, tabi olunan yol.

Sistem. 
İş,
Öğreti.  
Hüner,
Dizge.  
Eski dilde Çığır, 
Okul, 
Ekol.
Tarik.
Mezheb. 
Maneviyatta tutulan yol.

Diyarbakır yöresinde, ayağına ip bağlanarak diğer keklikleri yakalamakta kullanılan kekliğe verilen ad...

Rıbat,
(Ribat),
Diyarbakır yöresinde, ayağına ip bağlanarak diğer keklikleri yakalamakta kullanılan kekliğe verilen ad.

Bağ, rabıta, ilgi. 
Sağlam bina. 
Ortaçağ İslam Aleminde derviş ve gazilerin barındığı büyük, müstahkem tekke. 
Anatomi'de Organları bağlayan bazı sinirler.

Çin’in, Vuhan kentinde ortaya çıkan ve hızla yayılan virüs salgınının adı. ..

Korona, 
Corona, 
nCoV, Covid 19
Vuhan virüsü, 
Korona virüsü, 
Çin’in Hubey eyaletine bağlı Vuhan şehrinde ortaya çıktı. 
Yeni tip koronavirüs salgını ölümlere neden oldu. 


Çin’in bir çok kentinde karantina uygulanarak giriş ve çıkışlar yasaklandı. 
Karantina altına alınan kentlerde toplu ulaşımın geçici olarak durduruldu.  Yeni tip koronavirüs solunum, hapşırma ve öksürme durumlarında hava yoluyla bulaşıyor.  Hastalığın ilk belirtileri yüksek ateş, boğaz ağrısı, öksürük, nefes darlığı, solunumda zorluk ve ishal şeklinde ortaya çıkarken, ileri safhalarda zatürre ve böbrek yetmezliğine neden oluyor ve ölümle sonuçlanıyor.  

Corona virüsleri üst solunum yollarında enfeksiyona yol açabilen viral etkenlerden sadece bir tanesidir. Enfeksiyon pek çok bakımdan mevsimsel gripten ayırt edilemiyor. 

Evcil, yabani ve tarım hayvanlarında (kedi, yılan, yarasa ve deve gibi) hastalık yapabilen bir virüs topluluğudur. Hastalık daha çok hayvanlarda ortaya çıkar. Nadiren hayvanlardan insanlara, insanlardan da diğer insanlara geçiş gösteriyor. 

Tıpkı mevsimsel grip etkeni gibi yakın temas, öksürük ve aksırık gibi yollarla insanlar arasında yayılım gösterebilir. Çoğunlukla hafif orta derecede üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları ortaya çıkar. Ateş, baş-boğaz ağrısı, burun akıntısı, öksürük gibi solunum yollarına ait belirtiler ön plandadır. Hastalık ayrıca bulantı, kusma, ishal ve karın ağrısı gibi mide-bağırsak şikayetlerine de neden olabilir.  Hastalığın en önemli komplikasyonu zatürre ve solunum yetersizliğine yol açıyor olmasıdır. Ayrıca akut bronşit ortaya çıkabilir. Corona virüsü enfeksiyonu SARS'a (ciddi akut solunum yetersizliği sendromu) neden olabilir. Bu durumda hastanın yoğun bakımda tedavisi gerekir. 

SARS

Hastalığın herhangi bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Antibiyotikler hastalığa karşı etkisizdir. İstirahat, dengeli beslenmek ve evde kalmak hastalığın kısa sürede geçmesinde etkilidir. 

İzmaritgillerden bir Akdeniz balığı ...

Sarpa,
Salpa,
Boops salpa.

Levreksiler grubundandır. 
Boklu sarpa olarak da bilinir. 
Mevsim çuprası olarak bilinir. 


Sıcak sahil kenarlarında ve Türkiye' nin tüm kıyılarında bulunur. Kışın derin sulara çekilirler. Yaşadıkları bölgelerde yosunla beslenirler.

İzmaritgillerden bir balık:
İzmarit Balığı 
(Macna smaris).
İspari,
İsparoz,
Çitari,
Küpes, Kupes.
Trança,
Çopirina,
Melanurya Balığı ,
(Melani, Minanir, Melanar),

Sıcak ve ılık denizlerde yaşayan bir balık ...

Hani,
Hani, (Rumca), 
(Serranus cabrilla)
Isparoz,
Sıcak ve ılık denizlerde yaşayan bir balık.
Hani balığı, yerli bir balıktır. 


Denizlerde taşlık yerlerde yaşar. 
Vücut yapısı yassıdır ve yüksektir. 
Boyu 25-30 santim arasıdır. Ağırlığı yarım kilodur. Et yiyen bir balıktır. Rengi parlak kırmızı pembe sarı ve esmer renkleri arasında bir kaç renk taşır. Sırtındaki yüzgeçleri yanlara doğru kahverengi hareler iner. Hani balığı bu şekilde biraz zebraya benzer. Kulaklarının üzerinde arkaya doğru gri renkte üç yada dört çizgi vardır. Bunların arasında sivri dikenler olabilir bunlar zehirli değildir. Hani balığı biraz kılçıklı olmasına rağmen etinin tadı lezzetli rengi beyazdır. 

Hani balığının ağzı büyükçedir. Dişlidir gözleri irice olup etrafı da kırmızıdır. Sıcak denizlerin hayvanıdır. 

Çanakkale Ege ve marmarada çok bulunur. Akdenizde nadiren bulunur. Hani balığının olduğu yerlerde mercanda bulunur. Yaz aylarında taşlıkta kıyılara gelir. Kışınsa derin diplere gider. 

Antalya ve Alanyada hani balığının bir adıda Ali Berekedir. Hani balığının haşlaması ve tavası çokça yapılan yemekleridir. Yılın her mevsiminde avlanılabilir. 

Hani Balığının çeşitleri: 
Benekli hani,
Sarı hani, 
Berber balığı,
İskorpit hanisi.
Yazılı Hani (Serranus Scriba, İngilizce Painted Comber)


Kupes, 
İzmaritgillerden ılıman denizlerde yaşayan bir balık.

Novacula, 
Sıcak denizlerde yaşayan kemikli bir balık.

Sıcak bölgelerde yetişen yağlı bir ağaç...

Ban,
Moringa oleifera,
Ban otu,
(Hyoscyamus).
Batbat otu, 
Çömlek otu, 
Gavur haşhaşı. 
Sıcak bölgelerde yetişen yağlı bir ağaç. 
Asya'nın tropik bölgelerinde ve Afrika'nın kuzeyinde yetişir. Yaprakları telek damarlı, çiçekleri salkım durumundadır. 
Meyvesinden kokusuz bir yağ elde edilen ağaçtır.
Sepetçi söğüdü.   


Asya, Kuzey Afrika ve Avrupa'nın sıcak bölgelerinde yetişen zehirli ve otsu bir bitkidir.
Patlıcangiller (Solanaceae) familyasından, iki yıllık, otsu bir bitkidir.
Bitkinin boyu 20-100 cm kadar uzayabilen, zehirli bir bitki. 
Yapısında belladon alkoloitlerini içeren Solanasea familyasından bir bitkidir.

Yılan korkusu ...

Ofidiyofobi,
Yılan korkusu. 
Yılanlardan korkma durumu.
Ofidiyofobi, Yunanca yılan anlamındaki ofis ve korku anlamındaki fobia sözcüklerinin birleşiminden türetilmiştir.

Zoofobi, hayvan korkuları kapsamındaki en yaygın korkulardan birisi,  yılan korkusu, Ofidiyofobi'dir. İnsanlar arasında yaygın şekilde görülen korkulardan birisidir. Yılandan herkes genel olarak korkar. Soğuk hayvandır. Bir yılanı elinize aldığınızda kaygan veya tiksindirici dokusu sinirlerinizin bozulmasına neden olur. Bu korku belirtileri normal gerginliğin üzerinde olur ki bir fobi şekline dönüşür. Yılan korkusu, sürüngen korkusu olan herpetofobinin en yaygın görülen bir alt türüdür. 

Zehirleri ya da soğuk ve tehlikeli durumlar sebebiyle yılanlardan hoşlanılmaz ve korkulur. Bu durumun ötesinde, Ofidiyofobi, sadece yılanlarla canlı temas kurmaktan değil, onları düşünmekten, resimlerine bakmaktan, televizyonda görmekten de korkar. Hayatta kalma mekanizması olarak geliştirilebilen evrimsel bir fobi olarak değerlendiirilebilir.

Herpetofobi,
Sürüngen korkusu.

Zoofobi,
Hayvan korkusu.

Araknofobi,
Araknofobya,
Yunanca, örümcek korkusu.
Örümcek korkusuna Araknofobi denir.
Araknofobisi olan insanların örümceklere olan tepkileri genelde mantıksız ve düzensizdir.
Genelde örümceklerden çok korkar ve onları görünce panik atak geçirirler.

FOBİLER

“Binalar, yapılar” anlamında eski sözcük...

Mebani,
Ebniye,
Binalar, yapılar anlamında eski sözcük.

Arapça, mebani (ﻣﺒﺎﻧﻰ) 
Mebani, arapça mebna,  yapı yeri, yapı anlamındaki kelimenin çoğul şekli olarak mebanі sözcüğü kullanılmaktadır.
Yapılar, binalar.
Temeller, esaslar, asıl olan kurallar. 
Binalar, Yapılar. 
Mebani (مبانى ) Temeller. Esaslar.  
Osmanlı döneminde yapılar, binalar , temeller, esaslar. hukuk terimi olarak da kullanılmaktadır. 

Arapça, Yapılar, binalar. 
Arapça ebniye / ابنيه  
Tekil olarak bina,  Binalar. Yapılar.  
Arapça, ebniye-i atika sözcüğü, eski binalar anlamındadır.
Arapça ebniye-i mürtefia sözcüğü, yüksek binalar demektir.
Tebniye,  Çok bina yapmak.

Osmanlılar döneminde yüksek rütbeli Hırvatlara verilen unvan...

Ban,
Ban, esasen Hırvatça bir kelimedir.
Osmanlılar döneminde yüksek rütbeli Hırvatlara verilen unvan.
Prenslik anlamında Büyük Macar Krallığının Slav asıllı valilerine verilen ad.
İlk Bosna Ban'ı Stefan olup 1081 yılında Macar Kralı Koloman atamıştır.
Daha sonraki yıllarda Bosna Banı Kulin bağımsızlığını ilan ederek Macar krallığından ayrılmıştır.

Ban,
Osmanlılar zamanında Macaristan ve Slovenya dolaylarında sancak beylerine ve küçük prenslere verilen san.
Osmanlı Devleti'nde Macaristan ve Hırvatistan'da sancak beylerine ve küçük prenslere verilen unvan. 

Melodi ...

Ezgi,
Melodi,

Fransızca mélodie.
Almanca: Melodie, 
İtalyanca, Melos.
İngilizce, Melody.

Ezgi.
Belli bir kurallara göre düzenlenmiş, kulağa hoş gelen ses dizisi. 
Bir müzik parçasında baştan sona kadar belirli yerlerde tekrarlanan ses dizisi.

Müzikte, ince ve kalın seslerle yaratılan hareket.
Konuşmada ince ve kalın ses hareketlerinde sesli harflere bir nitelik vermek.

Bir yere sürekli olarak giden (kimse) ...

Müdavim,
Gedikli,
Arapça mudavim,  (ﻣﺪﺍﻭﻡ)
Bir yere sürekli olarak giden (kimse), gedikli.
Bir işi, sürekli yapan (kimse), gedikli.
Arapça mudavemet kelimesi devam etmek anlamında olup buradan mudavim kelimesi türetilmiştir.
Bir işi devamlı yapan, aksatmadan, yılmadan sürekli çalışan (kimse).
Bir yere devamlı gidip gelenlere müdavimler denir.

Halk dilinde dölek sözcüğünün anlamı ...

Uslu,
Dölek,
Akıllı, zeki.
İtaatli,

Yozgat yöresinde dölek, uslu, itaatli, anlamında kullanılır.
Yozgat ağzı, uslu, toplumu, çevresini rahatsız etmeyen, edepli, müeddep, yaramaz karşıtı anlamındadır. Uysal bir biçimde demektir.  

Isparta ve Çorum yörelerinde yaşlı, sözü dinlenir kimselere de dölek denir.

Eski Türkçe, tölek:
Ağırbaşlı, temkinli, uyanık
Sakin, huzurlu
Engebesiz, düz (arazi).  

Halk dilinde, dölek.
Ağırbaşlılık, vakar, ciddiyet
Huzur ve sükun.

Eski dilde, güzel, latif, kolayca hatırlanan, seçme, seçkin ...

Berceste,
Güzel, Latif, Öz,
Seçme, seçkin.
İnce anlamlı,
Kolayca hatırlanan,
Yapısı sağlam,

Farsça berceste, [ برجسته ] 
Seçkin, seçme.
Eski dilde Güzel, latif.  
Seçilmiş, seçme.  
Edebiyat Sanat değeri yüksek olan dize.
Yapısı sağlam dize ya da beyit. 
Dize için daha çok mısra-ı berceste, beyit için de beyt-i berceste tanımlamaları kullanılır. 
Genel anlamda bir şiirdeki en güzel dize ya da beyit de denebilir.
Hatıra kolaylıkla geldiği halde değerli bir anlam taşıyan dizeye veya koşuğa berceste dize, berceste koşuk denir.

Greve çıkan işçileri işverenin topluca işten uzaklaştırması...

Lokavt,
Fransızca, lock out,
İngilizce, lockout,
İş bıraktırımı.
Lokavt, greve çıkan işçileri işverenin topluca işten uzaklaştırması. 
Lokavt işçilerin işten çıkarılması değil, işveren tarafından çalıştırılmamasına verilen isim. 

Lokavt süresince işçilerin iş sözleşmeleri askıda kalır. 

Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasasına göre, iş yerinde faaliyetin tamamen durmasına sebep olacak tarzda, işveren veya işveren vekilinin kendi teşebbüsü ile veya bir işveren kuruluşunun verdiği karara uyarak işçilerin topluca işten uzaklaştırılmalarına lokavt deniyor.

Lokavt, bir iş anlaşmazlığı sırasında bir şirketin yönetimi tarafından başlatılan işin durdurulmasıdır. Çalışanların grevinin aksine, işverenler tarafından bir kilitleme başlatılır. Lokavtlar genellikle çalışanları şirket binalarına kabul etmeyi reddederek uygulanır. Bina için kilit değiştirmeyi veya güvenlik görevlilerini işe almayı içerebilir. Diğer uygulamalar arasında, bir gösterme cezası ya da zaman saati üzerinde basit bir saatin reddedilmesi sayılabilir. Bu nedenlerden dolayı lokavtlar grevlerin antitezi olarak adlandırılır.

Grev,
İng, strike,
İş bırakımı,
İşbırakım.
Fransızca, grève.
İngilizce, Strike.

Eskiden Boşnak'ların liderine verilen ad...

Ban,
Ban, esasen Hırvatça bir kelimedir.
Prenslik anlamında Büyük Macar Krallığının Slav asıllı valilerine verilen ad.
İlk Bosna Ban'ı Stefan(1081). 
İlk Ban'ı Macar Kralı Koloman atamıştır. Geçen yıllar sonra Bosna Banı Kulin bağımsızlığını ilan ederek Macar krallığından ayrılmıştır.



Osmanlı Devleti'nde Macaristan ve Hırvatistan'da sancak beylerine ve küçük prenslere verilen unvan. 
Osmanlılar zamanında Macaristan ve Slovenya dolaylarında sancak beylerine ve küçük prenslere verilen san. 

Balkanlar;
Osmanlı İmparatorluğu'nun Doğu Roma İmparatorluğu'ndan fethettiği topraklara Rumeli adı verilmiştir. Genelde bu topraklar Balkanlardır. Bölgede, Roma İmparatorluğu uzun yıllar hüküm sürmüştür. Daha sonra Avar ve Slav akınları sonucu bu kavimlerin hakimiyeti altına girmiştir. Belli bir süre sonra kuzeyden gelen Sırp ve Hırvat akınları, bölgede hüküm süren Avarların hakimiyetine son vermiştir. Bunun neticesinde Hırvatlar Dalmaçya'ya, Sırplar ise Karadağ ve çevresine yerleşti ve bu kavimlerin ortasında kurulan Bosna-Hersek Avarlardan kalma bir teşkilat olan Ban' lıklara ayrılmıştır. Bosna, 1137-1251 yıllarında Hırvatistan krallığına bağlanmış ve özerk olarak ban denilen valiler tarafından idare edilmiştir. 

Bogomil;
XX.yüzyılda Bizans, Bulgaristan ve Batı Balkanlarda yaşamış Hristiyan tarikatıdır.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ