Arsenik...


Zırnık (Fare zehiri, Sıçanotu)

Sarı renkli tabii arsenik sülfür minerali. Limon sarısı renginde, özgül ağırlığı 3.45, sertliği 1,5-2 ve kimyasal bileşimi AS2S3 olan rombik trimentrik prizma yapısına sahip çok zehirli bir maddedir. Zırnık önceleri kral sarısı adı ile renklendirme maksadı ile kullanılırdı. Sanayide en çok deriden kılları ayırmak için kıl dökücü olarak kullanılır. Kızıl renkli zırnık da vardır. Çekiçle vurulduğunda yada ısıtıldığında sarımsak kokusu yayar. Hidrotermal damarlarda, dolomitik kireçtaşlarında, tuz domlarının anhidritli kısımlarında oluşur. Kobalt yada nikel cevherleriyle birlikte bulunabilir. Atları öldürmede kullanılan zehirli bir elementdir. Deri tabaklamada, Fungus(mantar) oluşumunu önlemede, kibrit yapımında v.b. kullanılır. İnsana iğne ile şırınga edilirse 1-2 saniyede bütün kaslarınız felce uğrar ve tahtalıköyü boylarsınız. Dünyada, başta kanserojen etkisi olmak üzere, insan sağlığına zararlı etkileri nedeniyle içme suyunda en fazla sorun oluşturan toksik maddelerin başında gelen kimyasal madde Arsenik, içme suyunda yüksek oranlarda bulunması; "mesane, akciğer, cilt, böbrek ve karaciğer kanserine yol açabiliyor. Ayrıca sinir sisteminde, kalpte hasara neden olabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü, TSE ve Sağlık Bakanlığı insani Tüketim Amaçlı Sular Yönetmeliğine göre, 1 litre içme suyunda izin verilen en fazla arsenik değeri 10 mikrogram. Ancak içme suyunda 0.5 oranında arsenik bulunması bile her 100 bin nüfus için 10 binde bir, 1 mikrogram arsenik bulunması ise 5 binde bir kanser yapma riski taşıyor. Sudaki arsenik arttıkça, kansere yol açma riski de artarken ihtimal yüzde 1'e kadar çıkıyor.

Hücre sitoplazmasında oluşan cansız yapı...


Koful (Vakuol), Geçici depolama birimi,

Sitoplazmanın içerisinde çeşitli canlı yapılar (organeller) ve cansız yapılar (inklüzyon cisimcikleri) bulunur. Canlı hücre maddesine “protoplazma” denir. Protoplazma, yapı bakımından sitoplazma ve çekirdekten oluşur. Bitki hücreleri yaşlandıkça plazmalarında oluşan ve içi hücre suyu ile dolu olan boşluk.

Bir dik üçgenin hipotenüsünün karesinin iki dik kenarların kareleri toplamına eşit olduğunu kanıtlayan teorem...


Eşek Davası,
Pisagor(Pythagoras)
"Sayıların babası",

Meyveli yada kakaolu bir pasta çeşidi...

Turta,

 
Malzemeler;
  • 2 su bardağı un
  • 1,5 su bardağı pudra şekeri
  • 2 tatlı kaşığı tarçın
  • 10 yemek kaşığı tereyağ
  • 2 adet elma
  • tarçın
  • pudra şekeri
  • Üzerine sürmek için bir tane çırpılmış yumurta
Yapılışı
  1. Un, pudra şekeri ve tarçını beraber eleyin. Tereyağ ile beraber ekmek kırıntısı görüntüsünü alana kadar karıştırmaya devam edin. Ben kitchen aidin karıştırma aparatıyla yapıyorum tüm hamurlarımı. Ama siz bunu elinizle yada hamur karma aparatıylada yapabilirsiniz.
  2. Dört yemek kaşığı soğuk suyu yavaş yavaş ilave ederek sert bir hamur elde edin. Suyu eklemekte acele etmeyin. İlk yaptığımda ya bu hamur toparlanmıyor deyip 6 kaşık eklemiştim sonunda epey un ekleyip hamuru sertleştirmek zorunda kaldım. Onun için suyu yavaş yavaş kaşık kaşık ilave edin. Su kesinlikle çok soğuk olmalı.
  3. Oluşan sert hamuru 30 dakika 1 saat buzdolabında bekletin.
  4. Bu arada elmaları rendenin iri tarafıyla rendeleyin. Derin bir kasede arzu ettiğiniz kadar tarçın ve pudra şekeri ile karıştırın. Pişirmenize gerek yok. Fırında hepsi beraber süper pişiyor.
  5. Beklemiş hamurunuz çıkarın 1 parmaktan biraz daha az kalınlıkta açın. Eğer mini turta kalıbınız varsa uygun boyutlarda bir alt birde üst olmak üzere daireler kesin. Hamurun alt kısmını çatal yardımıyla delikler açın ki kabarmasın. Her dairenin içine harçtan koyup diğer daire ile kapatın. Bir çatal yardımıyla iki hamuru kenarlarından yapıştırın. Aynı zamanda süslemişte oluyorsunuz :) Kapakların üzerinde tam orta küçük hava delikleri açmayı unutmayın. ;)
  6. Eğer porsiyonluk kalıplarınız yoksa o zaman normal bir turta kalıbına uygun şekilde hamur açın ve kalıba yerleştirin. Hamurda çatalla delikler açınki kabarmasın. Harcı hamurun üzerine yayın. Kalan hamurla üzerini kafes şeklinde süsleyin.
  7. Turtaların üzerine çırpılmış yumurtayı fırça yardımıyla sürün. Buzdolabında yeniden 30 dakika dinlendirin.
  8. Önceden 200 derecede ısıttığınız fırında 15-20 dakika pişirin. Servis yapmadan önce üzerine pudra şekeri ile süsleyebilirsiniz.
Turtaları hazırladıktan sonra halen hamurunuz arttıysa hamuru açıp şekilli kurabiye kalıpları ile kesip fırında turta ile beraber pişirebilirsiniz. Ya da buzlukta saklayıp sonra kullanabilirsiniz. Hamur başlı başına çok lezzetli bir kurabiye hamuru olabilir. Elma yerine diğer meyveleri de kullanabilirsiniz..

Tekirdağ yöresine özgü, "gacal" da denilen bir tür patlıcan yemeği...

Kayık,

Tekirdağ, Şarköy' de yerel olarak "gacal" diye bilinen ve Trakya bölgesine Anadolu' dan ilk gelen Türklerin yaptığı soğuk olarak da yenilebilecek özellikteki "kayık" yemeği ayrı bir lezzettir.

Bilinç...

Bilinç, Us, Es, Şuur, Zihin,

Bilmek fiilinin düşünce içinde etkin olarak varolması, düşüncenin bilmek fiiliyle hareket etmesi, bunu gerçekleştiren canlının sahip olduğu biliş kapasitesidir. Yapısını henüz değerlendiremediğimiz meçhul frekanslı bir dalga boyudur.

İçi yağ gibi sıvı bir madde ile dolu olan patolojik torba...

Kist, (Fr. kyste, İng. cyst ).
Kese,  (Yun. kystis=kese) 

İçinde sıvı veya yarı katı materyal bulunduran kese biçiminde oluşum. Tıpta, vücudun her hangi bir yerinde çıkabilen içi su dolu keseciklerdir. Dışı kabuk bağlayabilir.

Bedenin çeşitli yerlerinde oluşabilen, içi sıvı, bazen de katı madde dolu olan keseciklerdir. Değişik büyüklüklerde olabilirler. Kistlerin çoğu selimdir. Başka bir deyişle, kendileri büyürler, ama çevre dokulara yayılma, onları istila etmezler. Vücuda yayılmaz, onları istila etmezler. Öteki dokuları da istila edenler habistir(kanser). Kistler evde tedavi edilemez. Kanser tehlikesi olduğundan, aşağı yukarı bütün vakalarda, kistin türünün ve doğasının doktor tarafından belirlenmesi gerekir. Çoğunlukla ameliyatla çıkarılır ve laboratuarda incelenir.  Kistler genellikle deri, kemik, meme, gözkapağı, böbrek, karaciğer ve yumurtalıklarda görülür. Bazen iki ya da daha fazla bölümlü olurlar. Birçok küçük kistin bir araya toplanmasına polikist (çok kist) denir.  

Kist ya da şişlik, çoğunlukla bilinmeyen bir nedenle, apansızın oluşur.  Bazı kistler, beden gelişmesindeki bir bozukluk nedeniyle oluşurlar. “dermoid kist” olarak adlandırılan kist türü, bazı deri hücrelerinin derialtında gömülü kalması sonucu ortaya çıkar. Zamanla bu hücreler sıvı salgılarlar ve bölgede kist ortaya çıkar.  Polikistik böbrekte ise, böbrek borucukları, sağlıklı bir boşaltım sistemi oluşturacak biçimde bağlantı yapmamış olduklarından, idrar gerektiği gibi boşaltılamaz ve birikerek borucukları şişirip kistler oluşturur.  

Kistin belirtileri, türüne ve bulunduğu yere göre değişir. Kist derialtındaysa, hasta bir şişlik hisseder. Kist yumurtalık gibi bir iç organdaysa karında duyarlılık ya da genel bir şişme görülür. Kist büyüdükçe komşu organlar sıkışır.  Çoğu vakada hekim, elle muayenede kisti hisseder ya da röntgenle ve radyoizotop tarama yöntemleriyle doğrudan görür. Bazı kistler, iyice şişmiş olduklarından, üstlerine bastırıldığında ağrıya yol açarlar. Deri yüzeyine yakın bir kist, elle bastırıldığında, yumuşak bir topun bastırılmasına benzer bir duyum yaratır.  Erbezlerini çevreleyen derideki kistler (hidrosel gibi) sıvı içerirler ve ışığa tutulduklarında, erbezlerinin ışığı geçirmesine karşılık-, rahatlıkla görülürler. “translüminasyon” denilen bu yöntemle kistin konumu ve boyutları kesin bir biçimde belirlenir.  

Kist kanser değilse, çıkarıldığında yinelemez. Ancak bazı selim kistler de yineleyebilir. Yeni kistler oluşursa (sözgelimi memede olduğu gibi), her birinin yapısı ve doğası yönünden incelenmesi gerekir.

Sosyolojide bir kabilenin bölündüğü iki yada daha çok parçadan her biri...

Anar,

İsviçre' nin en uzun nehri...

Aare, (Aar)

Bernese alplerinde bulunan aar buzulundan doğan nehir İsviçre' nin en uzun nehridir. Nehrin İsviçre' deki adı da doğduğu buzuldan dolayı Aar' dır. Nehrin almanca adı Aare' dir. Almanya sınırında Rhine nehri ile birleşir. İsviçre' nin en uzun ırmağı (295 km) Aare(ya da Aar), 17.780 km²'lik bir alanı akaçlar. Bern Alpleri 'nde doğar, Meiringen' den, Aare Boğazı' ndan, Thun Gölünden ve Bern' den geçip, Koblenz kasabasında Rhine(Ren) ırmağı' na karışır.

Hayvanlara vurulan damga...


En,

Allah' ın "şan ve şeref sahibi, ulu" anlamındaki sıfatlarından biri...

Macit, Mecit, Mecîd,

Zatî sıfatlar :
1- Vücut (Varlık),
2- Kıdem (Ezeliyet, evveli olmama),
3- Beka (Ebediyet, ahiri olmama),
4-Vahdaniyet (Bir olma, şeriki bulunmama),
5- Kıyam binefsihî (Varlığının devamının zatından olması-başkasın yardımıyla olmaması ),
6- Muhalefetü’n- lil-havâdis ( Zatının mahlukatın zatlarına ve sıfatlarında mahluk sıfatlarına benzememesi)

Sübutî sıfatlar:
1-Hayat
2- İlim
3- İrade
4- Kudret
5- Sem (işitme)
6- Basar (görme)
7- Kelâm
8- Tekvin (Yaratma, var etme.)

Eskiden halk hekimliğinde kullanılan ve çok zehirli olan balıkotunun bilimsel adı...

Anamirta Cocculus (Latince),
Balıkotu (hablülhilal),

Balıkotu, zehirli bir bitkidir ve zehirli meyveleri, balıkları sersemleterek balık yakalamakta kullanılır. Balıkotu adı da muhtemelen burdan gelmektedir. Daha çok kullanılan adı hablülhilaldir. Balıkotu bitkisi, Cava' da ve Malabar' da yetişir.Dalları yeşil ve tüylüdür. İlaç olarak yaprak ve çiçekleri kullanır.

Balık otunun faydaları;
Terletir ve idrar söktürür, Vücudu rahatlatır, Bronşit ve nezlede kullanılır, Bütün bulaşıcı hastalıklarda kullanılır. Dahilen kullanımlara parazitleri ve bağırsak solucanlarını düşürücü etkisi vardır. Sara nöbetlerini azaltır.

Bir şiirin belirli dizelerden oluşan bölümlerinden her biri...

Bent,

Eskimoların buzdan yaptıkları kulübelere verilen ad..


İglo ya da iglu (İnuitçe: İglu) İgloo, Eskimoların (İnuitler) bir kısmının sürekli olarak ya da av sezonlarında geçici olarak yaşadığı sıkıştırılmış kardan ev.
İglo, İnuit dilinde "ev" anlamına gelir ve yerel dilde çadır, çamur ya da modern evler için de kullanılır.
İglo yapmak için, çok sert kar gerekir. Yaklaşık bir metre boyunda, 40 santimetre eninde ve 20 santimetre genişliğinde kardan tuğlalar kesmektir. Kardan tuğlalar, yaklaşık iki metre çapında bir daire oluşturacak biçimde bitişik olarak yerleştirilir.Duvarların ilk katını tamamlayan üç tuğla, eğim oluşacak biçimde kesilir. Böylece, tuğlalar üst üste dizildikçe, duvarlara kubbe biçimi vermek kolaylaşır. Tuğlalar yerleştirilirken, bir yandan da aralarındaki boşlukların ve çatlakların hem içeriden hem dışarıdan karla iyice kapatılması gerekir. Daha sonra duvara hava delikleri de açılır. En son olarak, kubbenin tepesine koyulacak tuğla şekillendirilir. Bu tuğlanın, deliğe tam uyacak biçimde kesilmesi ve yerine özenle yerleştirilmesi gerekir.
Bir iglonun sıcaklığı +4 derecedir.Ama içinde bulunan insanların vücut sıcaklığı, iglonun sıcaklığını 16-17 dereceye çıkarabilir.
İglonun içinde, yaşamaya uygun duruma gelmesi için gereken son bir şey daha vardır: İnuit, bir elinde lambayla içeri girerek buz kalıplarının iç yüzeyini eritmek için lambayı duvara yaklaştırır. Eriyen buzlar, soğuk nedeniyle hemen donarak iglonun iç yüzeyinin buzla kaplanmasını sağlar. Böylece yapının sağlamlığı artar. Yapım aşamasında içeri girip çıkabilmek için genellikle iglonun duvarında geçici bir kapı açılır. Kubbe tamamlandıktan sonra, bu kapı da kardan tuğlalarla örülerek kapatılır. Daha sonra, yapının yarım metre uzağında, içeri kadar ulaşan küçük bir tünel kazılır. İglonun gerçek girişi burası olacaktır. Tünelin bulunduğu yerin üzeri, kardan tuğlalarla kemer biçiminde örülerek kapatılır. Böylece rüzgar kolay kolay içeri giremez. Giriş tüneli, sıcak havanın iglonun içinde kalmasına da yarar. Tünelin, meraklı bir kutup ayısının içeri girmesine olanak verecek kadar büyük olmaması gerekir. Burası, yetişkin bir insanın emekleyerek içeri girmesine yetecek büyüklükte olmalıdır. Birkaç aile birlikte ava gittiğinde, bazen iglolar tünellerle birbirine bağlanır. Böylece insanlar hiç dışarı çıkmadan öteki iglolara ziyarete gidebilirler.

Aydınlanmak için yararlanılan lambanın ısısı ve içeridekilerin bedenlerinden yayılan ısı, içerisinin sıcacık olması için yeterlidir. İçinde yaşanmaya başladıktan sonra duvarların iç yüzeyi sıcaklık değişimlerine bağlı olarak eriyip donmayı sürdürür. Bu arada dışarıda yağan kar da, iglonun üzerine düşer düşmez eriyip kısa sürede donar. Birkaç gün sonra iglo, en sert fırtınalara, hatta üzerine çıkan bir kutup ayısının ağırlığına bile dayanacak kadar sağlamlaşmış olur. İglo, kışın sonuna kadar yıkılmadan kalır.

Amazon bölgesinde yaşayan, kızıl gerdanlı ve yeşil tüylü bir kuş...


Ametist,

Eski İran' da eyalet valilerine verilen ad...

Satrap, İran Valisi,

Persler döneminde İran' da il yöneticisi.Bunlar soylu veya kral ailesinden seçiliyordu. Gerektiğinde kral tarafından vazifeden alınırlardı. Valilik vazifesinin bazan babadan oğula geçtiği de olurdu.

Yarış atlarının, dizgin elde dolaştırılarak meraklılarına gösterildiği özel yer...

Padok,

Yarış atlarının bakım ve antremanı için binen seyis...

Apranti(Jokey Yamakları),
Fransızca apprendre fiilinden ve de apprentisage kelimesinden gelir.
At yarışlarına katılan ve henüz belirli bir sayıda yarış kazanamamış jokey yamaklarına da denilmektedir.

Büyük çivi...

Mıh,
El yapımı da olan büyük başlı çivi, Kabara.
Ekser, Enser, İğseri,

Amazon bölgesinde yaşayan, kızıl gerdanlı ve yeşil tüylü bir kuş...


Ametist,

Sularını bir denize yada göle gönderen bölge...

Maile, Aklan,

Tehlikeli bir durumdan kurtulma...

Necat, (Arapça).
Kurtuluş, Kurtulma,
Selamet,

Eski Türklerde bir babanın taşınmaz mallarının mirascısı olan en küçük oğul...

Tekin,
Tegin, Tigin,

Siper, hendek...

Or,
Trench,
Kazamat

Gözün saydam tabakası...

Kornea,

Göz küresinin ön kısmında sklera denilen göz akı tabakasının ön açıklığına saat ca­mı gibi yerleşen saydam tabakadır. Eğriliği skleranınkinden fazla olduğundan dışarıya doğru kabarıktır. Kı­rıcılığı 41-43 dioptridir. Bu saydam tabaka aslında 5 tabakadan yapılmıştır, kan ve lenf damarları yoktur. Sinirleri fazladır. Kornea çok duyarlıdır, korun­masını kendi antikorları ve refleksleriyle yapar.

Korneanın doğuştan hastalıkları arasında normalden büyük veya küçük olması, eğ­riliğinin az veya çok olması gibi durumları sayabiliriz. Korneanın eğriliğinin az olması hipermetropiye, öne eğriliğinin fazla olma­sı ise miyopiye sebep olmaktadır. Kornea­nın porselen gibi beyaz oluşu, sklerokornea genellikle glokom ile beraber görülen bir doku anomalisidir. Kornea hastalıklarında en önemli belirti ağrıdır. Ağrı ile hemen her zaman epifora denen göz yaşarması vardır. Işıktan rahat­sız olma yani fotofobi şikâyetleri de bulu­nur. Korneanın iltihaplanmasına keratit de­nir. Korneada görülen mantar ve virüs enfeksiyonlarına herpetik keratit denir. İyi beslenmeyen, özellikle A vitamininden yoksun yiyecek alan küçük çocuklarda görülen bir kornea hastalığı da keratomalasidir. Tedavisi için vitamin verilir. Bazı kornea hastalıklarında meydana gelen beyaz kesif lekelere lökom veya nefelyon denir. Görmeyi etkileyen bu lekeler cerrahi tedavi ile giderilebilir. Keratoplasti denilen ope­rasyonlarla kesifleşerek bozulan kornea, ölü gözünden alınan saydam kornea ile de­ğiştirilir. Bu tedavi yöntemine kornea nakli ameliyatı da denir.

Keten tohumu..

Bezir
Zeyrek, 
Çedene,

Keten (Latince Linum),

Ketengiller familyasından, Haziran-Ağustos ayları arasında ipek gibi, mavimsi veya sarı renkli çiçekler açan bir bitkidir. 15-60 cm boylanabilir. Tohumu ve lifi için yetiştirilen doğal ve kültür formu bulunur. Yaprakları sapsız, grimsi-yeşil renkli, dik veya yatık gövde üzerinde sıralanmışlardır.

Ketenin kimyasal yapısında; selüloz, pektin, ve su bulunur. Tohumları %45 oranında yağ içeririr ve yağ elde edilmesinde kullanılır. Bezir yağı olarak bilinen bu yağ boyacılıkta kullanılır. Yağı alınan tohumlar hayvan yemi olarak kullanılır.

Gıda olarak 10 bin yıldır kullanılan keten bitkisi, çok etkili bir gençlik ve güzellik kaynağı. Kolesterol düşürücü, felç, kanser, unutkanlık önleyici, bağırsak çalıştırıcı etkisi bulunan keten tohumu, yıllara inat sizi gençleştiriyor. Uzmanlar, sıvı şeklinde, salataların üzerine serpiştirilerek veya günde bir çorba kaşığı şeklinde tüketmeyi öneriyor.

Cilt yapısını yeniler, parlaklık kazandırır.
Mide ve bağırsak sorunlarına karşı iyi geliyor. Bağırsakları yumuşatır.
Kemikleri güçlendirir.
Bağışıklık sistemini güçlendirir.
Menopoza bağlı şikayetleri azaltır.
Kalp-damar hastalıklarından korur.
Kolesterol, şeker seviyesini dengeler.
Yüksek tansiyonu düşürür.

Keten tohumu genellikle dövülmüş şekilde satılıyor. İçeriğinde sabit yağ, değişik asitler ve omega yağları içerdiği için bu bitkinin ezildikten sonraki iki günde tüketilmesi gerekir. Aksi takdirde mide ülseri ve kanser gibi tehlikeli hastalıklara yol açar. Ayrıca keten tohumu bitkisinin, halk arasında sanılanın aksine zayıflatıcı özelliği yoktur. Sadece bağırsak mekanizmasını harekete geçirerek metabolizmayı hızlandırır.

Keten dövmeye yarayan tokmak ..

Filariz,
Keten dövmeye yarayan tokmak.
Keten ve keneviri dövmekte kullanılan alet, keten tokmağı.
Keten liflerinin yapışık olduğu dokulardan ayırmak için derede ıslatılarak çürütme işlemi uygulanır. 
Yedi gün bekletilen lifler, dereden çıkartıldığında yabancı maddelerden uzaklaştırılmış olur. 

Harmana getirilen keten demetleri kurutularak tokmak (filariz) denilen odundan yapılmış bir aletle dövülür. 

Dövme işlemiyle keten bitkisinin içindeki odunsu parçaların kırılması sağlanır. Sonrasında keten demetleri tutamlanarak (bir avuç içerisine sığacak kadar) mengenez denilen aletten geçirilir. 

Mengenez' de keten lifinin içindeki odunsu parçalar temizleninceye kadar işlem yapılır. Bu odunsu parçalara keçin denir. Mengenezden çıkan keten lifleri yivi tarağı denilen tarakla taranır ve iki parça halinde birbirine dolanarak burmalar oluşturulur. 

Tokmakla dövülen burmaların yumuşaması sağlanarak tekrar yivi tarağı ile taranır. Taranan lifler çıkrık yardımı ile büküm verilerek iplik haline getirildikten sonra ılgıdır denilen çatal bir sopaya dolanarak çile haline getirilir.

Keten (Latince Linum), 
Ketengiller familyasından, Haziran-Ağustos ayları arasında ipek gibi, mavimsi veya sarı renkli çiçekler açan bir bitkidir. 15-60 cm boylanabilir. Tohumu ve lifi için yetiştirilen doğal ve kültür formu bulunur. Yaprakları sapsız, grimsi-yeşil renkli, dik veya yatık gövde üzerinde sıralanmışlardır. Ketenin kimyasal yapısında; %80 selüloz, %3 pektin, %10 su bulunur. Tohumları %40-45 yağ içeririr ve yağ eldesinde kullanılır. "Bezir yağı" olarak bilinen bu yağ boyacılıkta kullanılır. Yağı alınan tohumlar hayvan yemi olarak kullanılır.

Yer kürenin iç bölümüne verilen ad...

Barisfer,
6371 kilometre yarıçapında olan yerküremiz, dıştan içe doğru Yerkabuğu, Manto ve Çekirdek olarak adlandırılan katmanlardan oluşmuştur. Dünyanın derinliklerinde, ağır madenlerden meydana gelmiş bir tabakadır. Buna "ağırküre" de denir. Üstünde litosfer (yerkabuğu) vardır. Altında ise Dünyanın çekirdeği bulunur. Barisferi meydana getiren madenler, demirle nikel karışımıdır. Bu tabakanın her santimetrekaresi, binlerce tonluk basınç altındadır. Sıcaklığı da binlerce derecedir.

Dünyamız iç içe geçmiş 5 katmandan oluşur .
1 – Hava küre ( Atmosfer )
2 - Su küre (Hidrosfer )
3 - Taş küre ( Litosfer )
4 - Ateş küre ( Pirosfer )
5 - Ağır küre ( Barisfer )

Böcekleri inceleyen bilim dalı...

Entomoloji,


Böcekleri inceleyen bilim dalına Entomoloji, bu konuda çalışanlara da Entomolog denir. Hayvanlar aleminin en kalabalık sınıfı olan Insecta, 700 bini aşkın bilinen türün yanı sıra, en az o kadar tanımlanmamış böcek türünü kapsar. Uygulamalı entomoloji çalışmları böcekleri zararları ve yararları açısından incelerken, kuramsal araştırmaların amacı tüm böceklere ilişkin temel bilgileri toplamaktadır. Uygulamalı entomoloji, tarla ve bahçe bitkileri yetiştiriciliği ile ormancılık gibi alanlarla yakından ilişkilidir.

Bugün çağdaş entomoloji çalışmalarının odak noktası hala taksonominin tanımlama evresindedir ve Lepidoptera (pulkanatlılar) takımından kelebekler ve güveler gibi en iyi incelenmiş gruplarda bile sürekli yeni türler tanımlanmaktadır. Larva erişkin biçimleri birbirinden çok farklı olan tümbaşkalaşmalı böceklerin erişkinleri dışında, böceklerin yaşam evrelerini tanımlamak genellikle son derece güçtür.

II.Meşrutiyet döneminde öldürülen Gazeteciler ...

Hasan Fehmi Bey/Serbesti (İstanbul 6 Nisan 1909) İlk öldürülen gazeteci, İttihatçıları sert bir dille eleştirdiği için Galata Köprüsünde vurularak öldürülüyor.

Ahmet Samim/Sada-yı Millet (İstanbul 19 Temmuz 1910)
İkinci kurban bir yıl sonra yine aynı nedenden dolayı kurşunlanarak öldürülüyor.

Zeki Bey/Şehrah (İstanbul 10 Temmuz 1911)
Birkaç yıl sonra, üçüncü kurban olarak basın tarihimizin ilk soruşturmacı muhabiri diyebileceğimiz gazeteci silahla susturuluyor.

Şair Hüseyin Kami/Alemdar (Konya 1912 veya 1914)

Hasan Tahsin/Hukuk-u Beşer (İzmir 27 Temmuz 1919)

15 Mayıs 1919'da İzmir'e çıkan Yunan Efzun Alayı askerlerine karşı Türk direnişini başlatan sembol isim oldu. İlk kurşunu alayın sancaktarı teğmene sıkarak öldüren Hasan Tahsin ardından kurşunu bitene kadar devam etti. Panikleyen Efzun Alayı toplu bir saldırı olduğunu zannederek ilk başta dağıldıysa da, ardından ağır silahlar ile savaş gemisinden savunmaya geçti.Açılan ateşle Hasan Tahsin 31 yaşındayken yaşamını yitirdi.



İşte öldürülen diğer gazeticilerden bazıları;
Ali Kemal / Peyam-ı Sabah (İzmit 1922)
Sabahattin Ali/Marko Paşa (Edirne 1948)
Adem Yavuz / Anka Ajansı (Kıbrıs 27 Ağustos 1974)
Abdi İpekçi/Milliyet (İstanbul 1 Şubat 1979)
İsmail Gerçeksöz /Ortadoğu (İstanbul 4 Nisan 1980)
Ümit Kaftancıoğlu / TRT (İstanbul 11 Nisan 1980)
Çetin Emeç/Hürriyet (İstanbul 7 Mart 1990)
Turan Dursun/İkibine Doğru veYüzyıl Derg. (İstanbul 4 Eylül 1990)
Uğur Mumcu/Cumhuriyet (Ankara 24 Ocak 1993)
Ahmet Taner Kışlalı Cumhuriyet (Ankara 21 Ekim 1999)
Hrant Dink /Agos (istanbul 19 ocak 2007)

Türkiye' de patolojik anatominin ve kanser araştırmalarının öncülerinden olan ünlü hekimimiz...

Prof. Dr. Hamdi Suat Aknar, (1873, Harput - 1936, İstanbul), hekim, Türkiye'de patolojinin kurucusu.


Hamdi Suat Aknar, 1899 yılında "Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane"yi bitirdikten sonra 1899 - 1900 yılları arasında Gülhane Tatbikat Hastanesi, Teşrih-i Marazi Laboratuvarı'nda çalıştıkmasının ardından, 1900 - 1904 yıllarında Almanya'da eğitim gördü. 1904'te yeniden Gülhane'de çalışmaya başlayan Prof. Hamdi Suat Aknar, 1906 yılında "Mülki Tıbbiye Okulu"'nda çalışmaya başladı. 1907 yılında bu iki okulun birleştirilerek Haydarpaşa Askeri Tıp Fakültesi'nin oluşturulmasıyla, burada patoloji bölümünü kurarak Anatomi dersleri verdi.

1933 yılında "Kanser Mücadele ve Taharri Cemiyeti"ni kurarak, bugünkü Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu'nun temellerini attı. Hastalardan tahlil amaçlı alınan parçaların korunması için bir eriyik hazırlayan Aknar'ın bu buluşu, "Hamdi Eriyiği" adıyla Türkiye dışında da kullanıldı. Kanser konusunda yoğun deneysel çalışmalar ve araştırmalar yaparak, Türkçe, Fransızca ve Almanca dillerinde 44 yazı yayınladı. İki kitap yazan Aknar, bu kitapların 1929 ve 1930 da 4. baskılarını latin harfleri ile bastırarak, kitaplarını latin harfleri ile yayınlayan ilk üniversite eğitmeni olmuştur. Limofit dokudaki retikuloendotel kökenli tümörü ilk kez tanıtan Hamdi Suat, "Alman Patoloji Cemiyetinin" ilk Türk üyesi olup, "Acta Cancrologica" dergisinin yayın kuruluna seçilmiştir. Kürsüsüne ilk kez kadın asistan doktoru kabul eden bilim adamı olarak da bilinen Prof. Aknar, ölümünden sonra 1974 yılında TÜBİTAK tarafından hizmet ödülüne layık görüldü.

ABD' li ünlü sanayici, ilk büyük tröstü oluşturan "Standart Oil Company" nin kurucusu, dünyanın en büyük zenginlerinden birisi...

John Davison Rockefeller (1839 - 1937) ABD'li sanayici. 1910-1937 yılları arasında Dünya' nın En Zengin İnsanı oldu.
  • Bir köy kilisesinde ayin eşyası muhafızıyken, bir ticari işletmeye muhasebeci olarak girdi. Simsarlık şirketine ortak oldu. Komisyoncu olarak hayata atılan Rockefeller, daha sonra madencilik ve çelik işleriyle uğraştı. 1859 yılında bir arkadaşıyla Clark ve Rockefeller adını verdikleri bir şirket kurdu. İç savaş sırasında şirket gelişti. Petrolün ileride ticari önem kazanacağını düşünen Rockefeller 1863'te ilk petrol rafinerisini kurdu.
Standard Oil Company, 1870 yılında kurulup 1911'de kapanan, Dünya'nın ve Amerika'nın kendi zamanındaki en büyük petrol şirketidir. Şirketin başkanlığını yürüten John Davison Rockefeller ve arkadaşların geliştirdiği saldırgan ve çokça eleştirilen taktiklerle ilk önce Cleveland, Ohio şehirlerinde sonra ise bütün kuzeydoğu Amerika Birleşik Devletlerinde çevresindeki çok sayıda küçük şirketi yuttu ve büyük bir tröst durumuna geldi.

Fırtına sonucu çölde oluşan kum tepeciği...


Kaur,

Arapça, قعر
Fırtına sonucu çölde oluşan kum tepeciği.
Çok derin (Osmanlı Dönemi)
Çöllerde, rüzgarların esmeleri sebebiyle yığılan kum tepeleri.
Kumullar,
Çöllerde veya deniz kıyılarında rüzgarların yığdığı kum tepesi.

Yatık Emine, Karşılaşma ve Gizli Yüz, adlı filimleriyle tanınmış ünlü bir Türk yönetmen...

Ömer Kavur, (1944 Ankara -2005 İstanbul) Türk yönetmen.
1974'te, bir teklifle Refik Halit Karay'ın aynı adlı eserinden uyarlama Yatık Emineyi Necla Nazır'la filme çekti. Kavur genellikle uluslararası prodüksiyonlar gerçekleştiren Alfa Film'in kurucusu ve sahibiydi. 1980 yılında Uluslararası Milano Film Festivali, Yusuf İle Kenan, ile Büyük Ödül kazanmıştır. 1991 Fribourg Festivalinde, Gizli Yüz, Halk Jürisi En İyi Film Ödülünü ve 1991 Montreal Film Festivali, Gizli Yüz, En İyi Filmödülünü almıştır. Uzun süre lenf kanseri sebebiyle tedavi gören Ömer Kavur, 12 Mayıs 2005'te Teşvikiye'deki evinde öldü.



Filmleri;
Yatık Emine (1974)
Yusuf İle Kenan /
Ah Güzel İstanbul/
Kırık Bir Aşk Hikayesi/Göl(1982)
Amansız Yol (1985) / Körebe (1985) /
Anayurt Oteli (1987) / Gece Yolculuğu (1987)
Gizli Yüz (1990) /
Aşk Üzerine Söylenmemiş Herşey (1995) /
Akrebin Yolculuğu (1997)
Melekler Evi (2000) / Karşılaşma (2002)
Beybaba (2003) /Koltuk (2004) /
Patroniçe (2004) / Beş Kollu Avize (2004)

Sosyal psikolojinin kurucular kuşağı içinde yeralmış, deneysel psikoloji yöntemlerini kullanmadaki başarılarıyla uluslararası ün kazanmış psikologumuz...

Muzaffer Şerif Başoğlu,
Dünyaca ünlü sosyal psikoloji uzmanıdır.

1945 yılında Türkiye’den ayrılan, bir daha da geri dönmeyen, bu tarihten sonra adının sadece İngilizce’ ye çevrilmiş halini kullanan ve sonrasında bir kez olsun Türkçe yayın yapmayan Muzaffer Şerif, Türkiye’de bir parça unutuldu/unutturuldu, yazıları ve kitapları gündemden çıktı. Oysa Muzaffer Şerif, hem 1940’ ların aydın kuşağı içinde tuttuğu yerle, hem de ana akım Amerikan sosyal psikolojilerinden farklı olarak sosyal psikolojiyi toplumsal bir bütünlük içinde anlayışıyla bugün de ilgiyi hak ediyor. Ankara üniversitesi psikoloji bölümünün kurucusudur.

1906 İzmir, Ödemiş doğumlu ve varlıklı bir ailenin çocuğu olan Muzaffer Şerif Başoğlu çocukluk ve gençlik yıllarında savaşlara tanık olmuş, 1919 yılında bir Yunan askerinin merhametiyle süngülenmekten kurtulmuş ve sonunda hayatını insan grupları arasındaki problemleri anlamaya adamıştır. İstanbul Üniversitesi’ nde 1928’de aldığı bir master derecesinden sonra Harward’a giden Sherif, Büyük Ekonomik Depresyon’ u ve onun toplumsal sonuçlarını orada yaşamış ve Almanya’ya geçmiştir. Burada Gestalt psikologlarından Köhler ile tanışan Sherif, Nazizmin yükselişini de izlemiştir. Bilindiği üzere Sherif 1936’da “Toplumsal Normların Psikolojisi” isimli ses getiren kitabını yayınladıktan sonra yurda dönmüş ve politik içerikli kimi çalışmalara başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın da etkisiyle akademik faaliyetlerini siyasallaştırmaktan kaçınmayan Sherif, 1943’te Irk Psikolojisi isimli kitabını yayınlamış ve savaş yıllarında Ankara Üniversitesi’nde sosyoloji bölümü başkanı olan Behice Boran ile birlikte çeşitli siyasal dergilerde yazıları yayınlanmıştır. Bu yazılar da Değişen Dünya (Sherif, 1945) isimli bir kitapta toplanmıştır. 1944 yılında artık çok fazla göze battığında, halihazırda Nazizm’i destekleyen Türkiye hükümeti tarafından 4 aylığına tutuklanmıştı. Amerika’daki arkadaşları ve hocaları Hadley Cantril, Leonard Doob, Gardner Murphy ve Gordon Allport’un da desteğiyle hapishaneden kurtarılan Sherif, Amerikan hükümetinin de desteğiyle yurt dışına cıkarıldı. Daha sonra Türkiye’ye dönmek isteyen Sherif, bir Amerikalı ile evli olmasının sorun yaratacağına dair bir bilgi sahibi olduğu için ülkeye geri dönmedi ve kişisel serüvenine Amerika’da devam etti.

Bu büyük bilim adamı vatandaşlıktan çıkarıldıktan sonra amerikada yaptığı deneylerle sosyal pisikolojinin kurucularından olmuştur. Özellikle en ünlü olan deneyi: bir grup insanın karanlık bir odaya toplanıp otokinetik ilüzyonu karşısında, karanlıkta beliren ve aslında hareket etmeyen ışık demedinin uzaklığı tahmin ettirilirken ,insanların birbirlerinin algılarını etkilemesiyle bir grup normu ortaya çıkardıklarını saptamıştır. Ve bu saptama diğer deneylerinde önünü açarak sosyal psikolojinin kurucularından biri olmasını sağlamıştır. aynı zamanda. sınır dışı edilen muzaffer sherif'in bir daha türkçe konuşmadığı da söylenmektedir. Kendi adıyla anılan bir deney ile dünya literatürüne geçmiştir. "Şerif Deneyi" "sherif experiment".

Eskiden maliye, tapu ve vakıflara ilişkin kayıtlarda kullanılmış bir yazı türü...

Siyakat,
Osmanlı imparatorluğu' nda maliye, tapu ve vakıflara ilişkin kayıtlarda kullanılmış yazı türüdür. Harfler tek tek bakıldığında kolaylıkla okunabilir olsalar da, sözcük biçimine büründüklerinde insanı şaşı edebilirler. Satır içinde sözcükleri seçebilmek ve okuyabilmek uzmanlık gerektirir. Bu özelliği ile devlet yazışmalarında gizliliği koruyabilmek için kullanılmıştır. Noktalı, noktasız ve ayrıca iç içe geçmiş uzun çizgili yazım biçimleri vardır. Mazisinin Abbasiler' e uzandığı söylenir. Anadolu' da da ilk kez selçuklular kullanmıştır. Ama bizim elimize ulaşan en eski örneği fatih sultan mehmet döneminden kalmadır.

Üst üste üç ayrı olimpiyatta uzun mesafe koşularında altı altın madalya kazanan ünlü Finlandiyalı atlet...

Paavo Johannes Nurmi (13 Haziran 1897 - 2 Ekim 1973),


Finlandiyalı atlet (Finnish athlete), 
Üst üste üç ayrı olimpiyatta (1920, 1924, 1928) uzun mesafe koşularında altı altın madalya kazanmış, 1923-1931 arasında 1 milde dünya rekorunu elinde tutmuştur. Spor hayatı boyunca 22 kez dünya rekoru kıran Uçan finli atlet 1928' de bir saatte 19.210 m koşarak dünya rekoru kırdı.

Bir cismin bir yanını kaldıraçla yükseltme işi..


Basarna, 
Bir cismin bir yanını kaldıraçla yükseltme işi. Kaldıraçın kaldırılan tarafından değil bastırılan tarafından adlandırılmasıdır.

Manivela, küskü, destek,
Kaldıraç, Kanıtmaç,

Ürenin kanda birikmesi sonucu ortaya çıkan hastalık,...

Üremi, Kandaki üre oranının normalin üzerinde olmasıdır.

Karaciğerde meydana gelip, kan vasıtasıyla böbreklere taşınan ve idrarla dışarı atılan zararlı maddelere üre denir. Ürenin, idrarla dışarıya atılmayıp, vücutta kalmasından meydana gelen hastalığa da üremi denir. Nedeni, böbrek hastalıkları ve prostat büyümesidir. İdrarla atılması gereken üre, ürik asit ve kreatinin gibi azot metabolizma artıkları kanda birikerek zehirlenmeye benzer belirtiler gösterir. Bunların en tehlikelisi üre olup kandaki oranı yüzde 50 mg'ın üzerine çıktığında zehirlenme belirtileri başlar. Hastada devamlı baş ağrısı, görme bulanıklığı, hıçkırık, gündüzleri uyuma ihtiyacı ve geceleri de uykusuzluk görülür. Vakit kaybetmeden tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Ayrıca tedaviye yardımcı olmak amacıyla hastanın üşütmemesi, yorulmaması, düzenli beslenmesi, sigara veya alkolü bırakması gerekir.

Balıkçıların kullandığı ağ kepçe...

Çolun,

Hayvanlara yedirilen bir çayır bitkisi...

Nardin,

Safran, amber ve misk karıştırılarak yapılan güzel bir koku...

Abir,
Hoş kokulu otların terkibinden meydana getirilen ve sürülen bir çeşit kokudur. Eskiden Hattatlar mürekkebe bu güzel kokuyu katarlarmış. Genellikle beyaz sandal, sümbül kökü, kırmızı gül, turunç ve iğde çiçekleri, narenciye otlarıyla bir miktar dövülmüş misk karışımıolarak da kullanılmıştır.

"Delice" de denilen, taneleri zehirli olan ve ekin tarlalarını saran bir ot...

Erez,
Karaçayır,
Hasır otu, 

Delice Otu(Lolium temulentum)

Artvin halk dilinde Delice otu'na (Lolium temulentum) verilen ad. At ve eşeklerin az yediklerinde ağızlarını köpürten, çok yedikleri zaman da onları patlatan, koyu yeşil renkli, sivri yapraklı bir dağ otu. Tuhaf işler yapan ya da tuhaf şeyler söyleyen, konuşan insanlara takılmak için “Deli ot mu yedin?” denir.

Doğan kuşunun erkeği...

Baz,
Doğan,

Erkek Doğan,
Doğan kuşunun erkeği,
Falco, 

Falconidae
(doğangiller) familyasından Falco cinsini oluşturan yırtıcı kuş türlerinin ortak adı. 

Bazı türlerine kerkenez adı verilir.

Doğanlar, güçlü kanatlarıyla havayı yararak hızla ve düz bir çizgi boyunca uçarlar.


Doğan cinsleri;
Amur Doğanı,
Ak sungur,
Boz Doğan,
Bıyıklı Doğan,
İsli Doğan, 
Esperi (Delice doğan),
Afrika doğanı,
Taita doğanı,
Laggar doğanı,
Kara doğan,
Ala doğan,
gibi türleri vardır.

Osmanlılar döneminde Roma kentine verilen ad...

Rim, Roma, Rome, Rom,

İtalya'nın günümüzde de başkenti olan bir yönetsel coğrafi alan ve onun merkezi olan kenttir. Roma da, İstanbul gibi, 7 tepe (Palatino-Aventino-Campidoglio-Quirinale-Viminale-Esquilino-Celio) üzerinde kuruludur.

Güney Amerika' da Manyok adlı bitkinin zehirini almak için kullanılan aygıt...

Tipiti,

Manyok yaprakları


Manyok kökleri
  

İnkar etmek...

Yadsımak,

Yaptığı bir işi, söylediği sözü veya tanık olduğu bir şeyi yapmadığını, bilmediğini söylemek, yaptığını saklamak, inkâr etmek.

Denizlerin çekilmesiyle yurtlanmaya elverişli bölge...


Neritel,

Kendir tohumu...

Çedene, Kendir, kenevir veya kannabis tohumu.

Çedene, şu bilinen "çıt çıt çedene" şarkısında duymaya alıştığımız kendir, kenevir tohumudur. Şifa kaynağı lezzetli bir kahve olan çedenenin, nefes darlığı, mide ve akciğer rahatsızlıklarına iyi geldiği tesbit edilmiştir. Ayrıca kuş yemi olarak da kullanılır. Kuşların tüylerinin parlak olmasına, erken gelişime yardımıcı olduğu belirtiliyor.

Ölen yeniçerilerin çocuklarına verilen ad...

Nanhar, Kantara,

Yeniçeri, Hristiyan tebandan devşirilmiş askerdir. 1. Murat'ın veziri âzam Çandarlı Hayrettin Paşa'nın yardımıyla kurduğu bu sistem de, devlet kendi Hırıstiyan tebasından ve bazen eline düşen harp esirlerinden bazı çocuklara el koyuyordu. Acemi Oğlanı denilen bu çocuklar, önce bir tür köylü ailesinin yanına veriliyordu. Orada Türkçe öğreniyor, Müslüman dininin, Türk terbiyesinin icablarına göre yetiştiriliyordu. Devşirilir devşirilmez sünnet edilip, kendilerine bir müslüman adı veriliyordu. Sonra acemi oğlanların kışlalarında, askeri terbiyeleri başlıyordu. Emekli oluncaya kadar evlenmeleri, şehirde oturmaları yasaktı. Kışlalarda yaşarlardı. İstidat ve kabiliyet gösterenler subay ve general olurlardı.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ