Ambar, kiler...

Haro,
Ambar içindeki erzak konan bölmeye verilen ad.


Doğu Karadeniz Bölgesi`nde ise genelde kiler ya da tahıl ambarı olarak kullanılan tahtalardan yapılan dört direkli küçük eve Nalya yada Serender adı verilir.

İtalyan mutfağına özgü bir tür pirinç pilavı...

Risotto,
İtalyan mutfağının mihenk taşlarından risotto, pirinçlerin nişastasını salmasıyla ortaya çıkan kremasıyla benzersiz bir yemektir. Risotto için en önemli doğru pirinci yani Arborio türü pirinci kullanmak. Arborio pirinci pişerken nişastasını saldığından kremamsı bir yapı oluştururur ama içi hafif diri kalır ki bu da risottoya o çok sevdiğimiz lezzetini katar. En önemli konu ise mutlaka sıcak sebze, et veya balık suyu kullanmaktır. Genel olarak soğan, yağda kavrularak yumuşatılır, ardından pirinç eklenir, rengi saydamlık kazanıncaya dek iyice karıştırılır. Pirincin yağa bulanması, nişasta salması bakımından önemlidir. Risotto ustaları, bu noktanın önemle altını çizer. Bu işlemin ardından et suyu ve/veya şarap azar azar eklenir - her defasında bir kepçe kadar. Sıvının ısısı, pirinçlerin cızırdamasını engellemeyecek kadar sıcak olmalı, ancak kaynar olmamalıdır. Sıvı eklendikçe risottoyu devamlı karıştırmalıyız. Son olarak da risotto pişer pişmez yenmeli, asla tekrar ısıtılmamalıdır.


Malzemler;
2 su bardağı arborio pirinci
1 orta boy soğan
3 diş sarımsak
300 gr taze mantar
1 tutam ince kıyılmış maydanoz
½ bardak beyaz şarap
4 kaşık zeytinyağı
2 kaşık tereyağ
50 gr rendelenmiş parmesan peyniri
6-7 bardak sıcak sebze veya et suyu

Devlet örgütündeki bozuklukları ve unların düzelebilmesi için alınması gereken önlemleri açıkladığı risaleleriyle tanınmış Osmanlı devlet adamı...

Koçi Bey,

Osmanlı padişahı Dördüncü Murat ve kardeşi İbrahim’ e sunduğu risâleleri ile tanınan Osmanlı devlet adamı. Asıl adı Mustafa olduğu söylenir. Gençliğinde Rumeli’ de Görice kasabasından devşirilerek Enderun Mektebine alınmıştır. Sultan Dördüncü Murat (1623-1640) devrinde hasodaya alındı. Padişahın itimadını kazanarak musahibi oldu. Devlet idâresinde gördüğü yolsuzlukları rapor hâlinde pâdişaha arz etti (1631). Sultan İbrâhim’ in de musâhip ve sırdaşı oldu. Ona da risâleler sundu (1640).

İnsan organizmasında az miktarda bulunan aminoalkol...

Kolin, (Choline).

Bir amino alkol olan kolin [HO-CH2-CH2-N+(CH3)3] de bir kuarterner amonyum bileşiğidir; hayvan ve bitkilerde serbest ve bağlı olarak bol bulunur.Kolinin bir asetik asit esteri olan asetil kolin [CH3-COO-CH2-N+(CH3)3], sinir sisteminde önemli etkileri olan doğal bir maddedir. Vücut beslenmesinde gerekli olan renksiz bazik madde, kolin (C5H15O2N). Andreas Strecker tarafından 1862 keşfedilmiştir.


Hıristiyan ermişlerine verilen san...


Aya, 
 Aziz, Azize,

Hıristiyan...

İsevi, Nasrani (İsa Peygamber' in dininden olan kimse),
Hz. İsa'ya inananlara Hıristiyan denilmesi ilk kez Antakya'da kabul edilmiştir.

Hint müziğine özgü, uzun saplı bir tür lavta...

Mayuri,
Ta'us (Urdu dilinde).

Kırkılan keçilerin karnında bırakılan kıllar...

Edeklik,

Keçiler, boynuzlugiller (Bovidae) familyasının sığırlar (Bovinae) alt familyasından Capra cinsini oluşturan memelilerdir. Yavrusuna oğlak, erkeğine teke denir.
Sarp yamaçlara rahat tırmanır, patika ve uçurumlar kenarında dolaşmaktan çekinmezler. Bundan dolayı zor geçitlere keçiyolu denir. Sütü, derisi ve tiftiği için beslenir. Taze filiz ve yaprakları severler. Otları kökleriyle sökerek yediklerinden toprağın verimini azaltırlar. Yaşlı bir erkeğin önderliğinde sürü halinde gezerler. Yabanileri ormanlarda çalı ve genç ağaçların filiz ve kabuklarını yediğinden büyük zararlara sebep olurlar.
Malta keçisi, boynuzsuz bir keçi cinsidir. Gerdanında memeye benzer iki uzantı mevcuttur. Beyaz ve uzun tüyleriyle dikkat çeken Keşmir ve Ankara keçisi, tiftiği çok beğenilen keçi cinslerindendir. Malta keçisi ile Saanan keçisi, dünyada en çok süt veren keçi cinslerindendir. Genelde keçilerin derileri eldiven, çanta ve ayakkabı yapımında, kılları ve yapağıları ise dokumacılıkta kullanılır. Keçilerin sütü az yağlı ancak besleyicidir. Türkiye’de Ankara keçisi, tiftik keçisi ile kıl keçisi yetiştirilir. Keçilerin gebelik süreleri 23 hafta kadardır. Genellikle 1-2 yavru doğururlar. Yavruları kıllı ve gözleri açık doğar. Birkaç saat içinde annelerini takip etmeye başlarlar. Oğlaklar 6 ay içinde erginleşip üreyebilirler. 12-15 yıl kadar yaşarlar.

Eski dilde dağ...

Kuh,(Koh)  
Tur, 
Cebel,
 
Everest, (Tibet dili: Çomolungma),

Padişah ya da şehzadeye eş olmaya aday gözde cariye...


İkbal,

Anadolu' nun bazı yörelerinde sağdıcın işlevini paylaşan kişi...


Solduç,

Kuş pisliği...


Sank,

Uygulama, işlem, eylem...

Ameliye,

Bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilen, hep yeşil yapraklı bir çalı...


Akuba (Aucuba japonica),

Çerkez mutfağına özgü, bir tür patetesli gözleme...


Velibah,(Çerkez Böreği)
Çerkes gözlemesi.

Malzemeler:
1kg.Un
Yarım paket yaşmaya
Tuz(ben 1tatlı kaşığı kadar kullandım)
1Tatlı kaşığı şeker
Ilık su

İç malzemesi:
7-8 Adet haşlanmış patates
1Yemek kaşığı tereyağı
Tuz,
İsteğe göre karabiber,pul biber
Ayrıca üzerine sürmek için tereyağı

Yapılışı:
Geniş bir yoğurma kabında maya ve şeker ılık suyla eritilip tuz,un eklenerek azar azar su ilavesiyle yoğrularak yumuşak bir hamur elde edilir ve üzeri örtülerek mayalanmaya bırakılır..
İçini hazırlamak için haşlanıp kabukları soyulmuş patatesler iyice ezilir ve bir yemek kaşığı tereyağı,tuz ve baharatlarda eklenip karıştırılarak avuçiçi büyüklüğünde toplar hazırlanır..
Mayalanan hamurdan mandalina büyüklüğünde bezeler yapılıp elle bastırılıp ortalarına hazırladığımız patates toplarından konulur, büzerek beze kapatılıp hafif unlanmış tezgahta merdane yardımıyla açılır ve saçda kızartıldıktan sonra üzerleri tereyağıyla yağlanıp üst üste dizilir istenilen şekilde servis yapılır..
Afiyet olsun..


Halk dilinde eriğe verilen ad...


Tamas,
Kara erik ya da bu eriğin kurutulmuşu (zeytinden büyük ve siyah).

Meksika' daki sanatta ulusalcılık hareketinin ve duvar resmi rönesansının öncülerinden olan ünlü ressam...

ATL (1875-1964 ),
Duvar Ressamı.

Türkiye' de ilk kurulan şeker Fabrikası...

Alpullu,
Türkiye'de Şeker Fabrikaları kurulması amacıyla Osmanlı İmparatorluğu zamanında (1840-1899) ve ondan sonraki yıllarda bazı teşebbüsler olmuştur. Cumhuriyet döneminin ilk ciddi teşebbüs Uşak'lı Molla Ömeroğlu Nuri (Şeker) adında bir çiftçi tarafından başlatılmıştır.
Türkiye'de ilk şeker fabrikası, Alpullu'da, (günde bin 800 ton şeker üretim kapasiteli), 1926 yılında kurulmuştur.1926'da açılan Alpullu Şeker fabrikası ile bunu izleyen üç fabrika (Uşak, Eskişehir, Turhal) 1935'de devlet kontrolü altında toplanmıştır. Önce 11 yeni fabrika (Adapazarı, Susurluk, Burdur, Konya, Kütahya, Amasya, Kayseri, Malatya, Elazığ, Erzurum, Erzincan) daha sonraki iki fabrika (Ankara ve Kastamonu) kurularak bu sayı 17'ye yükselmiştir. Bugün bu sayı Erciş, Ilgın, Muş, Konya, Ereğli, Afyon, Niğde fabrikalarının da açılmasıyla 27 olmuştur. Türkiye'de 3'ü özel sektöre ait olmak üzere 30 şeker fabrikası vardır.

Şeker üretimi ilk kez şeker kamışı (saccarum officinarum) bitkisinden Güney Asya’da yapılmış ve oradan dünyaya yayılmıştır. Yurdumuzun iklim koşulları şeker kamışı bitkisini ekonomik olarak yetiştirilmesine elverişli değildir. Dünyanın ılıman ve serin olan kuzey yarım küresi şeker pancarının (beta vulgaris) alanıdır. Büyük araştırma ve bilimsel çalışmalarla ekonomik değer kazardırılan şeker pancarı iki yıllık bir bitkidir. Birninci yılda büyükçe bir kazık kök meydana getiren bitki ikinci yılda dallanır çiçek açıp tohum verir.

Şeker pancarı yüzyıllarca sebze olarak kullanılmışkan 1747 yılında Berlinli Marggraf pancarı islah ederek şeker üretimi çalışmalarına başladığı zaman pancar kökünde sadece % 0.5-1,5 oranında şeker vardı. Günümüze kadar sürekli çalışmalarla şeker pancarı türlerinde şeker oranı % 14-25’e kadar yükseltilmiştir. Şeker pancarı bitkisinin bazı yabani türlerinin menşei Anadolu olduğundan yurdumuz şeker pancarı tarımına çok elverişlidir.

Canlılardaki dokuların oluşum, evrim ve bileşimini inceleyen bilim dalı...

Histoloji,

Muğla-Antalya sınırında bir akarsu...

Eşen (Kocaçay),

Antalya, Muğla ve Burdur'dan beslenen Eşen çayı, Akdenizde en uzun kumsal Patara' yı hediye ediyor. Eşen çayı delta ovası, güneybatı Anadolu kıyı bölümündeki ender alüvyal düzlüklerden
birini oluşturur.

Van yöresine özgü, halay türü bir halk oyunu...

Nure,
Vandaki folklor zenginliği içindeki Halk Oyunları, geçmişteki çevre ülkeleri kültürü, çevre illerdeki kültür ve yöresel kültürle bütünleşmiş ortaya güzel ürünler vermiştir. Hele çok medeniyet geçirmiş olan bir il olan Van’ın Osmanlılardan-Araplara, Iran-Irak-Suriye den,Ermenilere kadar büyük bir topluluğa hizmet vermiş bir il oluşu tüm bunların kalışları, yerleşmeleri, geçişleri bu yöreye çeşitli kültürlerle birlikte geniş folklorik kaynaklarda bırakmışlardır. Ekip başı (Güvenk, Govent) ve Ekip sonunda oynayan kişinin (Poçik) ellerinde mendil olur ve bu mendil sallandığı zaman göbek altına veya belin arkasına gitmemelidir. Buda bir saygınlık ifadesidir. Oyun esnasında oyunculara Şabaş verilir ve bu parada davulcuya gider, davul-zurnacılar genellikle yörede Mıtrıp veya Mutrıp diye bilinen yerli kişilerdir.


Van Halk Oyunları ;

Altın yüzük hoş bilezik, Ahleana, Araban,
Bablekan, Baran, Basso, Bizim eller,
Dello, Devzer, Dingo, Dokuzlu
Edle, Edremit, Ezirgane(Bezirgan)
Findo,
Gaşang, Gazgaz, Gule, Gülizar, Güngülü
Ğırğır(halay, şirvan),
Havcan, Havasör, Hedli, Herzani, Hımhımme, Hır-Hır, Hey-peyda,
Kaş, Kazızka, Kelekvan, Kirsane, Kirsi, Koççeri
Laçin Larılle Hocan, Lizan, Lorke Süleymane,
Şer’ane (Şerani, Şerrani)
Mamır, Mendo, Meş, Meyroke(Meyrokı), Meymoke, Mirobori,
Nanayı, Nare, Neri, Nure
Palanço(palango, palyoça), Pappuri(Nagidi), Peyda,
Romane,
Serevan, Sore(Sübeyna), Sarhoş barı, Sincane(Sincani), Süngülü, Süleymani,
Şakirağa, Şevko, Şirvan,
Talan, Tekayak, Temirağa, Teşruke, Timar narisi, Toycular, Tozeneke
Üç ayak,
Virobar,
Zeyno, Zozan,

Sanayileşmemiş bir toplumda, bir kabile içinde iki ya da daha çok sayıda klanın birleşmesinden oluşan grup...

Fratri,
İng. Phratry,
兄弟

Kapalı bir yerleşim alanındaki klanların birleşerek oluşturdukları toplumsal birlik.
Jens ile tribü arasındaki aracı halka.
Sanayileşmemiş bir toplumda, bir kabile içinde iki ya da daha çok sayıda klanın birleşmesinden oluşan grup.

Antropolojide, sib, klan ve akraba gruplarının oluşturduğu topluluk. Bu gruplar, ortak bir toplumsal ihtiyaç çerçevesinde aynı örgütlenme içinde yer alabilirler. 

Gerçekte kan bağına dayalı bir örgütlenme yoktur. Bir örgütlenmenin fratri olarak adlandırılabilmesi için en az üç gruptan oluşması gereklidir. Örgütlenme her gruptan ya da klandan oluşabilir.

Sib, üyeleri ortak bir atadan geldiklerini öne sürerler. ABD’li antropologlarca sib, Avrupa'lı antropologlar ise klan sözcüğünü kullanırlar.

KLAN

Bir tür kukuletalı asker kaputu, yağmurluk...

Avniye,
1861-1876 yılları arasında, Abdülaziz döneminde kukuletalı bir yağmurluk olan kaput çok yaygın olarak kullanılmıştır. Gerçekte eskiden beri asker ocağında kullanılmış olan kukuletalı yağmurluk, gocuk üzerinde yapılan değişiklikler ve kol eklenerek elde edilmişti. Serasker Hüseyin Avni Paşa tarafından hazırlatılarak ordu zabitan ve erkanına kışlık sokak giysisi olarak kabul edildiği için "Avniye" olarak isimlendirilmiştir. Devetüyü ve siyah renkli çuhadan yapılan, düğmeli, omuz ve yan dikişleri ve kol dikişleri çuhanın renginde şeritle çevrilmekteydi. İyi bir çuhadan yapıldığında çok uzun süre kullanılabilen ve "Alafranga" olmayan bir ürün olarak yaklaşık elli yıl kadar kullanılagelmiştir. Abdülaziz'in de "avniye" ile çekilmiş bir fotoğrafı bulunmaktadır .

Tarlalarda, sınır çizgisi olarak kullanılan ekilmemiş bölüm...

An (İki tarla arasında sınır çizgisi olarak kullanılan ekilmemiş bölüm),
Kili,
Melis,

Lübnan' da bir kent...

Lübnan Cumhuriyeti, Doğu Akdeniz kıyısında bir Arap ve Ortadoğu ülkesidir. Başkenti Beyrut'tur. Tarihteki Fenike uygarlığının vatanı Lübnan ve kıyılarıdır. Halkın tahminen %64.7' si Müslüman, %35' u Hristiyan, %1.3' ü ise Dürzi. Lübnan'ın resmi dili Arapça' dır.

Lüban' daki şehirler;

Ain Ebel, Aley, Anjar, Beyrut, Biblos, Baabda, Chekka, Debel, Ehden, El Mina, Halba, Hermel, Kahale, Qana, Nebatiye, Sayda, Sidon, Trablusşam, Tripoli, Yaroun, Zahle,

Biçilmiş ot dizisi...


Las,

Tarlada biçilmiş ve kurutulmuş otlar, yonca veya kışın hayvan yemi olarak kullanılabilecek diğer bitki ve otlar, hububat sapı ya da saman rulo haline getirilerek tarla yüzeyinde bırakılır. Bazı makinalar ile balya makinaları gibi sıkıştırma etkisi ile saklama ve taşıma kolaylaştırılır. Böylece düzgün şekilli ot paketleri kolayca taşınarak, fazla yer kaplamadan kolayca depo edilebilir.


Streç film ile kaplanabilmesi sayesinde kolaylıkla Silaj (hayvan turşusu) oluşturulabilir. Sterç film ile kaplanan rulo balyalar her sezonda hayvanların ihtiyaç duyduğu taze ot gerksinimini karşılayabilir. İhtiyaca göre İp ve File ile de sarılabilir. Makinalar ile farklı materyallere göre sıkıştırma ve ip sarım sayıları ayarlanarak daha kaliteli balyalar oluşturulabilir.

Fransa' nın Bretagne bölgesinde konuşulan Fransızca ...

Gallo,
Bretanya veya Brötanya,

(Fransızca: Bretagne, Bretonca: Breizh, Gallo: Bertaèyn), Fransa'nın 26 bölgesinden biridir. Fransa'nın kuzeybatısındaki geniş bir yarımadayı kapsar. Kuzeyinde Manş Denizi, güneyinde Biskay Körfezi vardır. Fransa'da en uzun sahile sahip olan bölgedir. Merkez şehri Rennes'dir. Adını, bölgede yerleşmiş bulunan ve Büyük Britanya'dan gelen Kelt halkı olan Bretonlardan alır.

Mekke' nin doğusunda, hacıların arife günü toplandıkları tepe...

Arafat,

Hac, Hicri Zilhicce ayının sekizinci günü ihramla Mina'ya çıkmakla başlıyor. Hacı adayları, arife günü sabah namazından sonra Mina'dan ayrılarak Arafat'a hareket ederek Arafat'ta gün boyu ibadet edeceklerdir. Müslümanlar, 'bir an olsun Arafat'ta bulunma' anlamına gelen vakfeyi yerine getirmiş olacak. Arafat'ta bulunan hacı adayları, hac görevinin büyük bir bölümünü yerine getirerek hacı olurlar. 

Hac Arafat'tır, kim Cem gecesi fecrin doğmasından önce yetişirse, haccı idrak etmiş demektir. (Tirmizi, 57)
 

Karı, eş...

Ayal, Avrat, 
Refika, Zevce,

Koparma, çıkarma, sökme...

Tahli,
 (Hal'. dan) Söküp çıkarmak. Koparmak. Tahttan indirmek.

Üç uzun bir kısa bendden oluşan Batı edebiyatı nazım türü...

Balad,
Üç bentten oluşan Batı şiiri türü.

Elle örülerek yapılan yassı halat...

Kalçete,
Saç gibi örülerek yapılan ip, halat.

1907-1997 yılları arasında yaşamış, gerçekçi bir eğilimle yaptığı figüratif resimleriyle tanınmış kadın ressamımız...

Maide Arel (1907-1997),

Aslen Ermeni asıllıdır. 1935 yılında Güzel Sanatlar Akademisinin Nazmi Ziya-Hikmet Onat Atölyelerinden mezun olmuştur. 1945-50 yılları arasında Paris'te Andre Lhote, Fernand Leger ve Metsinger Atölyelerine devam etmiştir. Alliance Françoise'den diploma almıştır.İstanbul, Paris, Edinburg, Viyana gibi yerlerde karma sergiler açmıştır. Viyana' da özel bir müzede eseri bulunmaktadır. Paris'te bronz madalya ve Clermont Ferrand' da grup büyük ödülünü kazanmıştır.

Karadeniz yöresine özgü, peştamal ya da başörtüsü yapılan bir tür dokuma...

Keşan,

Peştemal, bir çeşit başörtüsü.
Başörtüsü.  

Trabzon Köylü kadınlarının başlarına örttüğü Keşan (bazı yerlerde çeşan denilir) artık kullanım sıklığını yitirmiştir. Çarşıda, pazarda, düğünlerde çokça revaçta olan bu giysiyi, kadınlar başlarına örterlerdi. Bölgemizi simgeleyen kırmızı, sarı, siyah çizgili örtü nedendir bilinmez yavaş yavaş kullanımı azaldı. Yine bir başka geleneksel giysi olarak peştamalı örnek gösterebiliriz. Annelerimizin ot biçerken, çay toplarken, bahçe ile uğraşırken üzerinin kirlenmemesi için kullandığı peştamal.

Keşan, Sarp yerden kesilmiş odunları indirmeye yarayan, kalın çatal ağaçtan yapılmış kızak. 
Keşan, Çocukların karda kaydıkları küçük kızak, Tırmık.
Keşan, Zincirden yular.

Üç ya da daha çok sayıda halat telinden elle örülerek yapılmış kısa ip...


Tirnele,

(1) Açevela gönderli mayistra yelkeni (ana yelken), (2) Çatal. (2a) Flok yelken. (3) Gradin astarı. (4) Açevela gönderi. (5) f)Direk cundası. (6) Tirnele halatı -cunda makarası. (7) Cıvadra. (8) Cıvadra ıstıralyası -mistaço. (9) Çarmıh halatı. (10) Uskuta halatı ve palangası. (11 ) Bumba. (12) Uskuta yakası. (13) Gargari halkaları. (14) Seren astarı. (15) Dümen ve yeke.

Kene...

Sakırga, Kerni, Yavsı,

Kene
(Ixodoidea), eklem bacaklıların örümceğimsiler (Arachnida) sınıfından kan emici ve gözsüz bir dış parazittir. İnsan, koyun, köpek, kedi, deve gibi canlıların derilerine yapışarak kanlarını emer. Ayrı eşeylidir ve yumurta ile çoğalır. Dişi yumurtalarını yaprak, çöp veya hayvan kılları arasına bırakır. Gelişimlerinde metamorfoz vardır. Yumurtalarından üç çift bacaklı larvalar çıkar. Bunlar bir pupa devresi geçirerek 8 bacaklı nimfalara (tam gelişmemiş yavrular) dönüşürler. Nimfalar da bir pupa safhası geçirdikten sonra ergin hale gelirler. Larva ve nimfalar genellikle kertenkeleler üzerinde, erginler ise insan, koyun, sığır, köpek gibi memeliler üzerinde parazit yaşarlar.

Kan emen bir keneyi deriden bilgisizce söküp atmak hastalık bulaşma riskini artırdığından oldukça tehlikelidir. Çünkü çıkarılmaya çalışılan kene tepki olarak midesinde bulunan, mikrop ve bakterilerle dolu kanı tekrar geriye boşaltır. Cımbız, pens veya naylon ip yardımıyla çıkarmak çok tehlikeli olmasına rağmen deriye en yakın kısımdaki başından sıkıca tutularak dik olarak deriden çekilerek uzaklaştırılır.Yapışan kenelerin kolayca ve keneye zarar vermeden kene kaşığı veya kene penseti ile çıkarmak gerekir.

Argoda polise verilen ad...

Aynasız,
ing. police
alm. polizei
fra. police
ita. polizia
isp. policia

Adli Kolluk,

Bir ülkede yurttaşların zararına olarak yabancılara verilen ayrıcalık hakları...

Kapitülasyon, 
Latince caput' tan (baş) gelir ve baş eğmek, teslim anlaşması yapmak.

Osmanlı İmparatorluğu'nda yabancılara verilen ekonomik, adli, idari vb. hak ve ayrıcalıklara kapitülasyon denir. Kapitülasyonların çoğu iki taraf için geçerli olsa da ekonomisi güçlü olan taraf kapitülasyonlardan fayda sağlarken ekonomisi zayıf olan taraf kapitülasyonlardan zarar görmüştür.

Güney Amerika' nın çöl bölgelerinde yaşayan ve "Patagonya Tavşanı" da denilen bir hayvan...

Mara,

Patagonya, Arjantin'in güneyinde, çok geniş, ağaçsız, çalılarla kaplı, yarı kurak bir bölgedir. Colorado Irma­ğı kuzeyde doğal sınırı oluşturur; doğuda ise Atlas Okyanusu vardır. Güneyde Tierra del Fuego Adası'na kadar uzanan Patagonya, batıda And Dağları'nın güney uzantısı ile sınırlanan, 673.000 km2 yüzölçümüyle Amerika kıtalarındaki en geniş çöldür. Bu kıyıyı keşfeden ilk Avrupalı olan Ferdinand Macellan'ın, üzerlerindeki kalın hayvan postları, gür saçları ve boyalı yüzleriyle Yerliler'i, bir 16. yüzyıl öyküsünde­ki Patagon adlı canavara benzettiği için bölge­ye bu adı verdiği söylenir. Patagonya’nın en ucundaki Ushuaia kenti vardır.

Her tür organik yağa verilen ad...

Lipit,

Lipitler insan ve hayvanların temel besinleri arasında yer alır. Organik yağlar bitkiler ve hayvanlar dahil çeşitli canlı ve organizmaların çeşitli organik süreçlerden geçirilmeleri sonucu elde edilir.
Kimyasal açıdan yağ sözcüğü muğlak bir kavramdır. Bilimsel açıdan daha doğru olan sözcük lipit sözcüğüdür. Yağ, mum, kolesterol, steroid, yakıt gibi birçok madde bilimsel açıdan lipit sayılırlar.

Lipitleri diğer maddelerden ayıran en önemli unsur suyla karışmamaları ve diğer lipitlerle kolayca karışmalarıdır. Lipitler yüksek oranda hidrojen ve karbon içerdikleri halde diğer organik maddelere göre çok daha az oranda oksijen içerirler.

Boş ve yararsız, saçma...

Malayani,
Eski dilde, Boş ve yararsız, saçma.

Charli Chaplin' in, modern dünyayı, otomatizmi ve zincirleme üretimi yeren ünlü filmi...

Charlie Chaplin (d. 16 Nisan 1889 - 25 Aralık 1977), İngiliz sinema yönetmeni, oyuncu ve yazar.

Asıl adı Charles Spencer Chaplin olmakla beraber, yarattığı ünlü "Şarlo" (Charlot) karakteri ile özdeşleşti ve öyle anıldı.1913' te gittiği ABD' de sinemaya başlamıştı. 1914'teki ilk filmi Making A Living 'in ardından çekilen Kid Auto Races' in Venice filminde bol pantolonlu, melon şapkalı, büyük ayakkabılı, sürekli bastonunu çeviren ve sakar hareketleri ile gülünç mizansenler oluşturan "Şarlo" tiplemesini yarattı.

Eserleri;
The Immigrant (1917), The Adventurer (1917), A Dog's Life, Altına Hücum, Şehir Işıkları, Büyük Diktatör, Asri Zamanlar (otomatizmi ve zincirleme üretimi yeren ünlü filmi), Sirk ve Sahne Işıkları

Kadın hastalıklarını konu alan tıp dalı...

Nisaiye,
Jinekoloji,

Karbonatlı kumtaşı...

Molas, (Fr. mollasse, İng. Molasse )

Genel olarak çakıl kayaçlı, kumlu ya da killi karbon tuzlu ve pek az kor kayaç parçalarını kaplayan, dağoluş sonuna ilişkin sığ deniz kayaçları topluluğu olan bir yapısal fasiyes.

1955 yılında doğmuş, yurtiçinde ve yurtdışında birçok konser yönetmiş ünlü Orkestra şefimiz...

Rengim Gökmen, (d. 1955). Müzisyen, Orkestra Şefi,
İzmir Devlet Senfoni Orkestrası birinci şefi ve sanat sorumlusu olan Rengim Gökmen, aynı zamanda Ankara Devlet Konservatuvarı öğretim üyesidir. Bunun dışında Ankara ve İstanbul Festivalleri danışma kurulu üyesi, İzmir Kültür Sanat Eğitim Vakfı, Opera Bale Vakfı ve Zehra Yıldız Kültür Sanat Vakfı yönetim kurulu üyesidir. Sanatçı Türkiye'de ve yurtdışında konserlerine devam etmektedir. 1988 yılında İtalya Hükümeti tarafından “Cavalleria” nişanı ile ödüllendirilmiş şefimizin diğer ödülleri;



  • 1991 TÜTAV tarafından Türkiye'nin yurtdışındaki tanıtımına katkıları sebebiyle özel ödül




  • 1995 Kültür Bakanlığı tarafından “Yılın En İyi Şefi”




  • 1997 TOBAV tarafından “En Başarılı Opera Şefi”




  • 1998 Devlet sanatçısı




  • 1999 Cumhurbaşkanlığı Yüksek Kültür ve Sanat Nişanı




  • Biçimlenme süreci...

    Oluşum, (İng. formation).
    Oluşma işi, teşekkül, teşkil demektir.
    Belli bir varlık kazanma, oluşma sürecidir. 

    İnsan ruhu ve düşüncesinin kültür değerlerine tam bir anlayışla, katılabilecek bir biçimde tinsel gelişmesi ve biçimlenmesidir.  İnsanın belli ülkülere ve belli örneklere göre yetişmesidir.

    İstanbul' da bir kaynak suyu, memba suyu ...

    Avrupa yakasında;
    Kanlıkavak, Çırçır, Kestane ve Hünkar,

    Anadolu yakasında;
    Taşdelen, Kayışdağı, Karakulak, Ayazma, Şeker,

    Su konusunda eskiden uzman tadım ustaları varmış. İstanbul'da Darphaneli Nuri Bey adlı biri varmış. Nuri Bey'in önüne sıra sıra bardaklarla değişik memba suları dizdiklerinde, bardağı ağzına götürüp küçük bir yudum alır, şıp diye o suyun ne suyu olduğunu bilirmiş. Bir gün önüne tam kırk bardak su sıralamışlar. Kırk bardağa da İstanbul'un kırk değişik suyundan koymuşlar. Nuri Bey başlamış tatmaya ve bunun ne suyu olduğunu söylemeye; "Bu Tomruk suyu... Bu, Taşdelen... Bu, Çubuklu... Bu da Yakacık..." diye. Her ne kadar Nuri Bey'in ünü bilinse de bu kadarını da kimse beklemiyormuş. Kırk değişik suyun hepsini sıralayınca, orada bulunanlardan biri kırk birinci bardak suyla gelmiş. Nuri Bey onu da tatmış, bir süre düşünmüş, sonra "Bunu bilemeyeğim", demiş biraz canı sıkkın. Meğer kırk birinci bardak su, onu denemek için orada bulunan muzip biri tarafından değişik kaynak sularından gelişigüzel harmanlanarak bardağa doldurulmuş su imiş.

    İstanbul' un eski adlarından biri...


    Asitane, Dersaadet, Deraliyye, Mahrusa-i Saltanat, İstanbul, İslambol, Darü’s-saltanat-ı Aliyye, Asitane-i Aliyye, Darü’l-Hilafetü’l Aliye, Payitaht-ı Saltanat, Dergah-ı Mualla, Südde-i Saadet, Pozanta,


    (Osmanlıca)
    Yeryüzünde, bu kadar çok ada ve sana sahip kent çok ender bulunur. Her ulus, İstanbul'u başka bir adla andı. Ayrıca, fetihten önceki adları başkaydı, fetihten sonrakiler başka... Tarih sahnesine, Byzas, Buzis, Byse, Bysante gibi adlarla çıktı. Roma dönemine kadar da en çok Byzantion olarak anıldı. Romalılar Antoneia, Anthusa, Deutera Rome dediler. Sonra, uzun bir dönem boyunca Konstantinopolis olarak kaldı. Kuzeylilerin verdikleri adların bir kısmı kentin gücünü vurguluyordu: Tsarigrad (Slav kaynaklarında imparator kenti) ve Miklegard (Vikinglerde İmparator Mikhael’in kenti) gibi. Ruslar Tekfuriye ve Zavegorod, Macarlar Vizenduvar, Polonyalılar Kanatorya, Çekler Aylana, İsveçliler Herakliyan, Hollandalılar İstefanya, Franklar Agrandone, Portekizliler Kostiye, Araplar Konstantiniyye-i Kübra, Acemler Kayser-i Zemin, Hintliler Taht-ı Rum, Moğollar Çakduryan demişlerdi bir zamanlar Osmanlı' nın Asitane' sine. Öte yandan, İstanbul'a yakıştırılan sanlar da en az kendisi kadar görkemliydi: Asitane-i Saadet (Sultan Sarayı), Dâr-ül Hilâfe (Halife'nin evi), Dârü's Saltana (Saltanatın evi), Dergâh-ı Selâtin (Sultanlar kapısı)... Ve sonunda bizim kentimiz, İstanbul.

    Arapça: Bizantiya, el-Mahsura, Kustantina el-uzma
    Arnavutça : Stambolli
    Ermenice: Vizant, Stimbol, Esdambol, Eskomboli,
    Farsça: Estanbol
    Fransızca : Stamboul
    Galce : Iostanbúl
    Grekçe: Vizantion,
    İspanyolca : Estambul
    Latince: Antoniopolis, Bizantion, Bizantium, Antoninya, Alma Roma, Nova Roma
    Lazca: Poli
    Litvanca : Stambulas
    Letonyaca : Stambula
    Macarca : Isztambul
    Rumca: Konstantinopolis, İstinpolin, Megali Polis, Kalipolis
    Rumence:İstambul
    Selçuklular zamanında: Konstantiniyye, Mahrusa-i Konstantiniyye, Stambul
    Slavca: Çargrad(Çarigrad), Konstantingrad
    Vikingce: Miklagord

    Tanınan, bilinen varlıkları duyu organları yoluyla ayırt edememe durumu...

    Agnosi,

    Tanısızlık, ruh biliminde "tanınan, bilinen varlıkları, görme, işitme vb. duyu organları yoluyla algılayamama durumu." için kullanılır.

    Popüler Yayınlar

    Yeni içerikler için takip edin!