İpekböceğinin gelişmesini körleten bir hastalık...

Gatin,
İpekböceğinin gelişmesini körleten bir hastalıktır. İpekböceği ilk defa M.Ö. 2600 yıllarında Çin'de beslenmeye başlanmıştır. Çinliler ipek böceği yetiştirme ve ipekli kumaş yapımını uzun yıllar saklamışlardır.
Yurdumuzda ipek böcekçiliği 1500 yıllık bir geçmişe sahiptir.
Büyük bir yatırım gerektirmeyen aile içinde herkesin emeği ile yetiştirilerek 35-40 günlük bir uğraş sonunda iyi bir gelir elde edilir. 

Ülkemizde daha çok Marmara bölgesinde yaklaşık 40 bin aile ile 70 bin kutu civarında ipekböceği beslemekte ve 2000 ton kadar yaş koza üretilmektedir. İpek böceği yetiştiriciliği, dut ağacının yetiştiği her yerde yapılabilir. İpek böceklerine verilen dut yapraklarına küne denir.

Son yıllarda ipek halıcılık yurdumuzda yaygınlaşmış ve üretilen ipeğin büyük bir bölümü, yüzde doksan gibi ipek halı dokumacılığında kullanılmaktadır. Dünya ham ipek  üretimi 83000 ton civarındadır.

İpek böceği hastalıkları;
Virüs Hastalıkları,
Bakteri Hastalıkları 
Mantarsal Hastalıklar 
Zehirlenmeler.
Gatin,
Karataban,
Kelebek Hastalığı.
Yavru çürüğü hastalığı. 
Pebrin.

Tarih öncesi çağlarda tanrılara adak olarak sunulan küçük heykelciklere verilen ad.. .

İdol, (Fr. idole).
Put,
Çok tanrılı dinlerde tapınılacak nesne.   
Örnek alınan, en çok hayranlık duyulan kimse.

Cam üretimi ve sanayide kullanılan soda külü...

Trona,
Soda külü,
Sodyum karbonat,

Trona adıyla bilinen bir inorganik maddedir. Cam, sabun, boya, pigment, kâğıt ve pulp imalatında, tekstil, ecza ve kimya sanayinde, demir dışındaki metallerin metalürjisinde ve petrol rafinasyonunda kullanılır.

Trona minerali, Na2CO, NaHCO3, 2H2O formülüyle gösterilir ve tabiatta bu haliyle bulunur. Yoğunluğu 2.14 gr/cm3 sertliği ise 2,5 dür. Kireçtaşının ki ile aynı. Suda köpüren ve çözülen tronanın rengi beyaz, sarı, yeşil ve kahverengi olup, mineral, saydam, yarısaydam ve mat özelliklerde olabilir.

1979 yılında MTA tarafından yapılan kömür arama sondajları sırasında bulunmuş olan Beypazarı Trona Yatağı (tabii soda külü), ABD-Wyoming’deki rezervlerden sonra dünyanın ikinci büyük rezervine sahiptir. Madenin çıkartılıp, işletilmesi ve ekonomiye kazandırılması maksadıyla 1998 yılında ETİ SODA A.Ş. kurulmuştur.

Beypazarı Trona cevherinden nihai ürün olarak ‘’Ağır Soda Külü’’ üretilmektedir. Ağır Soda Külünün kullanıldığı ana endüstri kolu cam sanayiidir. Soda Külü cam karışımında silisten sonra gelen ikinci ana hammaddedir. Soda tüketiminde ikinci sırada kimya sanayii gelmekte, ayrıca deterjan, kağıt, alüminyum üretimi gibi birçok alanda da kullanılmaktadır.
 

Ege yöresine özgü, çeşitli ot ve sebzelerle hazırlanan, pizzaya benzer bir yiyecek.

Çalkama,

Ege ‘de tüm gün tarlada çalıştıktan sonra evlerine gelen köylü kadınların, topladıkları otlarla kolayca hazırlayarak sofrasına koyduğu, Ege köylerinde yıllardır pişirilen çalkalama, bir çeşit ot böreği diyebiliriz.
Gelincik kırlarda ve tarlalarda yetişen, parlak kırmızı renkte çiçekleri olan otsu bir bitki. Çiçeklerinin suda kaynatılmasıyla hazırlanan gelincik şurubu ; öksürük kesici, göğüs yumuşatıcı ve hafif uyku verici özelliğe sahip. Yapraklarından ise çalkama gibi lezzetli yemekler hazırlanabiliyor. Çalkama ıspanak, pazı, ebegümeci gibi otlarla da hazırlanabilir. 
 
Malzemeler;
1 kg gelincik otu,
2 avuç ısırgan otu,
4-5 adet tazesoğan ,
Yarım su bardağı zeytinyağı,
1 adet kurusoğan,
3 su bardağı un,
2,5-3 su bardağı su ,
Yarım limon suyu Tuz Karabiber,

Yapılışı,
Gelincik ve ısırgan otlarını iyice yıkayıp temizlenir. Doğrayıp genişçe bir kaba alınır. Kuru soğanı rendeleyip, taze soğanlar ince ince kıyılır ve otlara karıştırılır. Tuz ve karabiber de ilave edilir. Elimizle karıştırılır. Soğan lezzetinin ot ile bütünleşmesi için biraz sıkıp ovulur.

Ayrı bir derin kapta un , su ve limon suyunu iyice karıştırarak pürüzsüz ve tahin kıvamında bir karışım elde edilir. Karışımın kıvamı tahin kıvamında olmalıdır. Bardağınızın ölçüsüne göre su miktarı bu doğrultuda ayarlanır. Fırın tepsisinin dibine yapışabilme ihtimaline karşı yağlı kağıt serilir. Tepsinin dibini kaplayacak şekilde az miktarda unlu karışımdan fırın tepsisine dökülür sonra, unlu karışımın tamamı ve zeytin yağının yarısı otlarla karıştırılır. Hepsini fırın tepsisine dökülür. Son olarak kalan zeytin yağını da üzerine gezdirdikten sonra önceden 200 derecede ısıttığımız fırında üzeri kızarana dek 40-50 dakika kadar pişirip fırından çıkarılır. 7-8 dakika beklettikten sonra kesip dilimleyerek ayran ya da çay ile servis yapılır.

Amerika'da yaşayan, genellikle yavrularını sırtında taşıyan keseli hayvanlardan bir tür sıçan …

Sarig, 
(Didelphys dorsigera).

Amerika'da yaşayan, genellikle yavrularını sırtında taşıyan keseli hayvanlardan bir tür sıçan .

Sıçan
(Rattus),
Sıçangillerden, fareden iri, zararlı birçok türü bulunan kemirgen, memeli hayvanlardır. 



Küçük taneli bir tür çekirdeksiz üzüm cinsi...

Kişmiş, (Farsça kişmiş).  

Küçük taneli bir tür çekirdeksiz üzüm.
Çekirdeksiz kuru üzüm. 
Küçük taneli bir tür çekirdeksiz siyah üzüm.

1906-1975 yılları arasında yaşayan ve senfonileri, oda müziği yapıtları ve konçertolarıyla tanınan Rus Besteci…


Şostakoviç,
Dmitriy Şostakoviç  (12 Eylül 1906 – ö. 9 Ağustos 1975), SSCB döneminin ünlü bestecisi ve virtüözüdür. 

SSCB Yüksek Sovyet Milletvekili, Lenin Nişanı sahibidir. 20. yüzyılın en önemli senfonilerini yazan besteci film müziği, şarkı, caz dahil olmak üzere pekçok türde eserler vermiştir.

St. Petersburg'da doğdu. Bestecinin büyükbabası Polonyalı veteriner Pyotr Şostakoviç idi. 1830 Polonya Ayaklanması'na katılmıştı. Aile daha sonra Ruslaştı. Babası Dmitriy Boleslavoviç Şostakoviç, Mendeleyev ile birlikte çalışan ünlü bir kimyacıydı. 

Annesi Sofya Vasilyeva ise bir piyanistti. Dmitriy Şostakoviç piyano derslerine dokuz yaşındayken başladı. İlk öğretmeni annesi olmuştu. Bundan sonra profesyonel öğretmenlerden dersler almaya başladı. İlk bestesi olan Devrim Kurbanlarının Anısına Cenaze Marşı'nı bu dönemde yaptı. 1919 yılında, henüz 13 yaşındayken ülkenin en iyi müzik akademisi olarak gösterilen Petrograd Konservatuarı'na başladı. Zor şartlar altında eğitimine devam ederken zaman zaman öğretmeni Leonid Nikolayev'in evinde derslere devam etti. Ailenin maddi sorunları oluşmaya başladı. 1922 yılının başlarında babası kötü beslenmeden dolayı zatüreden öldü. 

Sofya Vasilevna üç çocuğu ile ortada kaldı. Ancak eğitimine Alexander Glazunov'un desteğiyle devam etti. Piyanolarını sattılar fakat yeterli olmadığı için ablası Marya ile birlikte çalışmaya başladı. İlk işi bir sinemada piyano çalmaktı. Bu besteci kimliğine büyük katkı sağladı ve doğaçlama yeteneğini geliştirmiş oldu. Bu zaman zarfında vereme yakalandı, on yıl süreyle bu hastalığın etkisinde kaldı.

1936 Shostakovich'in gözden düştüğü bir zamandı. O yıl Pravda gazetesinde kendisine bir dizi suçlamalarda bulunuldu. Bunlardan en önemlisi Stalin emriyle hazırlanıldığı düşünülen Müzik yerine karmaşa başlıklı makaleydi. Bu makalede Mtysenkli Lady Macbeth ağır olarak eleştiriliyor ve müziği "Kaba ve ilkel" olarak tanımlanıyordu. Bu olaylar sonunda maaşının bir kısmı düşürüldü.

Büyük Terör yılları olan 1937'de mimlendi, birçok arkadaşı ve akrabası hapsedildi veya öldürüldü. Bu dönemde onun tek tesellisi oğlu Maxim'den 2 yıl sonra, 1936'da doğan kızı Galina oldu. 

Bütün bu suçlamalara cevabını 1937 yılında yaptığı Beşinci Senfoni ile verdi. İlk eserleri arasında sayılan bu senfoni muhafazakar bir türdür.


Eserleri;  
Operalar:   
Burun (1930); Katerina Izmaylova (1963); (1932'deki Mtsenskli Lady Macbeth, yeni şekli).    Baleler:   Altın Çağ (The Age of Gold) (1930); The Bolt (1930); Parlak Nehir (Bright Stream) (1935).    
Senfoniler:   
No.1, Fa Minör (1925); No.2, Ekim, Si Majör (1927); No.3,1 Mayıs, Mi Bemol Majör (1929); No.4, Do Minör (1936); No.5, Re Minör (1937); No.6, Si Minör (1939); No.7 Leningard, Do Majör, (1941); No.8, Do Minör (1943); No.9, Mi Bemol Majör (1945); No.10, Mi Minör (1953); No.11, 1905 Yılı, Sol Minör (1957); No.12, 1917 Yılı, Re Minör (1961); No. 13 Babi-Yar, Si Bemol Minör (1962); No.14 (1969); No. 15, La Majör (1971); Ekim (1967).    
Konçertolar:    
Piyano: No.1, Do Minör (1933); No.2, Fa Majör (1957); Keman: No.1, La Minör (1948); No.2, Do Diyez Minör (1967); Çello: No.1, Mi Bemol Majör (1959); No.2 (1966).    Oda Müziği:  15 yaylı çalgılar kuvarteti; Piyanolu Kentet (1940); 2 piyanolu trio; yaylı çalgılar sekizlisi için 2 parça; keman-piyano, viyola-piyano sonatları.   
Sonatlar: 
No.1 (1926); No.2 (1942); 24 Prelüd (1933); 24 Prelüd ve Füg (1951) 
Şostakoviç on beş senfoni beste­lemiştir. Bestecinin, ezgisel ve enstrümantal zenginliği ile geniş mimari çat­kısı bakımından Berlioz' un ya da Mahler' in büyük bestelerini anımsa­tan senfonileri dışında, çok sayıda film müziği (Berlin Düşüyor), vb. vardır. Aforizmalar,  Baleler (Altın Çağ,  Duru Irmak), Sen­fonik şiirler (Ekim Senfonisi, Bir Mayıs, ), Operalar Gogol' dan esinlenerek Burun, Mtsensk' in LadyMacbeth' i besteledi.  Piyano par­çaları 24 prelüd ve füg ve oda müziği parçaları (15 yaylılar dörtlüsü) dışında lirizmi ve dramatik gücü büyük orkestra bestelerinde iyi­ce belirginleşmiştir: 5. Senfoni,  Leningrad Senfonisi olarak adlandı­rılan 7. Senfoni, 8. ve 9. Senfo­niler, Ormanların Şarkı­sı' dır.


Birbirine yakın adalar topluluğu…

Aral,
Birbirine yakın adaların oluşturduğu topluluk, takımada.  
Sıradağlar.
Kırgızca Adalar topluluğu demektir.

 

Birkaç kez şeker ağdasına daldırılarak üzeri kaplanan kavrulmuş badem ya da fındık…

Pralin,

Toplam ürün ağırlığının en az % 25' i bitter çikolata, sütlü çikolata, bol sütlü çikolata, beyaz çikolataların kombinasyonundan , karışımından veya herhangi birinden ya da dolgulu çikolatadan oluşan bir lokma büyüklüğündeki çikolatadır.


Fransa kralı 13. Loui' nin emrindeki büyükelçilerden biri olan Plessis-Pralin dükü aşçıbaşısı Lassagne tarafından üretilen bir şekerleme türüdür.
 
Lassagne, tesadüfen altında çalışan aşçılardan birinin, bir bademi şeker parçaları ile kapladığını görür. Pralin fikri bu şekilde doğar. Yine de çikolata ile kaplı gerçek pralinin icat edilmesi için daha uzun bir zaman geçmesi gerekecektir.

Genellikle kibrit çöpleriyle oyanan bir oyun…

Nim,
Mikado,
Çin’de ince ve renkli tahta çubuklarla oynanan bir zeka ve elbeceri oyunu.

Mikado satranç gibi zeka oyunu değil; bir dikkat ve beceri oyunudur. Kadınlarla erkeklerin, yöneticilerle çalışanların, ebeveynlerle çocukların ve bildiğimiz bütün ilişkilerin içinde olması gereken özeni, sabrı, dikkati temsil ediyor. Aslında hayatın içinde herkesin mikado çöpleri gibi sivri, kırılgan, renkli ve hatta yalnız olması gibi bir benzerlik gerçeğine dayanıyor. Hayatın oyun hali gibi bir şey; anlaması kolay, oynaması zor bir oyundur. Efsaneye göre, eski Çin'de yaşayan bir prens orada yaşayan ejderhayı eğlendirmek için bütün oyunları denemiş, fakat bu yeterli olmayınca yanındaki kürdanları yere atmış ve mikadoyu yaratmıştır. Diğer bir görüş ise bu oyunun adının üretici firmanın adından geldiği ve 20.yüzyılda Avrupa'dan dünyaya yayıldığı yönündedir.
 
Mikado 41 çubukla oynanan bir oyundur. Kibrit çöpleriyle de oynanır. Oyuncu sayısında kısıtlama yok. Çubuklar bir deste halinde dik tutularak yere bırakılıyor. Masanın üzerine rastgele dağılıyorlar. Amaç diğerlerini kıpırdatmadan çubukları tek tek toplamak. Biri bir çubuğu oynatırsa sıra bir sonraki oyuncuya geçiyor. Çubukların boyandıkları renklere göre puan değerleri var. Bütün çubuklar bitince oyuncular ellerindeki çubukların puanlarını sayarak bir skor elde ediyor. En yüksek puanı toplayan oyuncu oyunu kazanıyor. Rivayete göre oyunu 20. yüzyılda Avrupa Japonlar’dan öğrenmiş, sonra dünyaya yayılmıştır.
 
Çöpleri toplarken nasıl özenli, sabırlı ve dikkatli olmak gerekiyorsa, yaşamımızdaki tüm ilişkilere de bu oyunu oynarken yaptığımız gibi naif davranmak gerekiyor. Ama meselenin aslını çözmek yetmiyor. Mikado anlaması kolay, oynaması zor bir oyun. Hayat oyunu gibidir.

XVI. ve XVII. Yüzyıllarda İspanya'da ortaya çıkan mistik bir hareketin yandaşlarına verilen ad…

İlluminato, (İlluminati).
Aydınlatmaya yolu anlamında din adamı grubu veya tarikat için belirtilir. Birine yolu bilmeyi öğreten kimseler için din adamı grubu veya tarikata denir.

Büyük Sahra’da yaşayan göçebe bir halk...

Tuaregler,
Tuaregler, Cezayir, Libya, Mali ve Nijer arasında geniş bir alanda yaşayan ve Berberi dillerinden birini konuşan halk. Sayıları yaklaşık 1.2 milyona ulaşan Tuaregler bağımsız bir siyasi örgütlenmeye de sahiptirler. Kuzey Tuaregler çoğunlukla çölde, Güney Tuaregler ise daha çok step ve savanlarda yaşarlar. Kuzeydeki başlıca Tuareg konfederasyonları Ahaggar ve Azcer, güneyde ise Asben, İfora, İtesan, Avellimiden ve Kel Tademaket' tir. Güney Tuaregler Zebu ve deve yetiştirir ve bunların bir bölümünü Kuzey Tuareglere satarlar.
Tuareg toplumu, soylular, din adamları, vasallar, zanaatçılar ve eskiden köle emekçilerinden oluşan katmanlara bölünmüştür. Tuareglerde reise ya da krala Amenokal (Leder), denir.

Tuaregler geleneksel olarak, kırmızıya boyanmış deri çadırlarda yaşarlar. Günümüde deri yerine naylon çadırlar da kullanılmaktadır. Güneyde beşik tonozlu keçe çadırlar yaygındır. Yetişkin erkekler kadınların, yabancıların ve evlilik yoluyla akraba oldukları kişilerin yanında mavi bir peçe takarlar; ama bu gelenkeler kentleşmeyle birlikte kaybolmaya başlamıştır. Tuaregler arasında eski Libyalıların kullandıklarına benzer bir el yazısı (tifinag) varlığını korumaktadır. Tuareg toplumunda, erkekler başlarını ve yüzlerini örtüyor. Delikanlılık çağında yüzlerini örtmeye başlayan Tuaregler, ölene kadar yüzlerini bir daha kimseye göstermiyor. 
Osmanlı arşivlerinde ‘Tevarık‘ olarak bahsedilen Tuaregler, Hagarlar ve Ezgarlar olarak iki topluluktan oluşuyor.

Tatar Hanlarına verilen san...

Altan,

Tatarlar, 
Günümüzde Rusya Federasyonu içinde yer alan Tataristan Cumhuriyetindeki Volga Tatarları, Ukrayna'ya bağlı Kırım Özerk Cumhuriyetindeki Kırım Tatarları gibi etnik gruplar kendilerini Tatar olarak adlandırmaktadır. Bunun dışında Çin Halk Cumhuriyetinin azınlıklarından biri olan Tatarlar da bilinmektedir. 
Rusya, Ukrayna, Polonya, Moldova, Litvanya, Belarus, Bulgaristan, Çin, Kazakistan, Romanya, Türkiye ve Özbekistan gibi ülkeler Tatarların yaşadıkları yerlerdir. 

Türk ve Moğol menşeli olmak üzere iki grup olarak kabul edilen Tatarların, Asyadan batıya yayılmaları iki dalga hâlinde olmuştur. İlki Atilla zamânındaki savaşlar esnâsında batıya gitmişlerse de, çoğunluğu geriye dönmüş ve bir kısmı, Kuzey Kafkasya ve Karadenizde Bulgar birliğini kurmuşlar. Altıncı asırda bu birlik dağılmış ve Balkanlara doğru göçmüşlerdir. İkinci dalga ise Cengiz Hanın savaşları esnâsında vukû bulmuştur. Moğol İmparatorluğunun dağılmasından sonra, batıya gelen Türk çoğunluklu Tatarlar, Altınordu Devletini kurmuşlardır. 
 Tatarların soyu hakkında ki araştırmalar bitmemekle beraber Tatarlar Türklerin Kıpçak boyundan gelmektedirler.

Türkçülüğün bir kolunun Türklerin Asya’daki eski yurduna verdiği ad...

Turan, (Farsça).
Eski İran mitolojisinde büyük bir doğu ülkesinin adıdır. İran ulusal destanı olan Şehname'nin en uzun bölümü, İran ile Turan arasındaki efsanevi savaşları anlatır. Turancıların dünyadaki bütün Türkleri birleştirerek kurmayı amaçladıkları ülkenin adı. 2. Türklerin Orta Asya'daki en eski yurtları.

19. yüzyıl ortalarından itibaren bazı Batılı etnolog ve dilbilimciler, Orta Asya dillerini ve kültürlerini kapsayan bir kavram olarak Turan terimini kullanmışlardır. 

Tropikal Afrika’da yetişen çok büyük bir ağaç...

Sapelli, 
Fildişi kıyısında Abudikro adı verilen çok büyük bir ağaç.
Batı, Orta ve Doğu Afrikada yetişir. Liberya, Fildişi sahili, Gana, Nijerya, Kamerun, Kongo, Zaire, Angola ve Uganda' dır.  Ağacın boyu 45 m., kullanılabilir gövde uzunluğu 15-25 m., gövde orta çapı 0,7-1.7 m. , gövde şekli silindiriktir.  El aletleri ve makineler ile kolayca işlenebilir. Ancak grift liflilik makinelerle işleme de etkili olmaktadır. Bu nedenle kesiş açısı 15° olarak alınmalıdır. Çivileme, vidalama ve yapıştırma özellikleri iyidir. Demiri korosyona uğratır. Çok iyi cila kabul eder. Deri tahrişine neden olabilir.        

Çarpılma özelliğine dikkat edilerek oldukça çabuk kurutulabilir. Bu nedenle düşük sıcaklık ve düşük nisbi rutubetlerde kurutulmalıdır. Kullanım yerinde orta derecede stabildir.  Odun böceklerine karşı hassastır. Odunu deniz hayvanlarına karşı dayanıksızdır.  Diri odun orta derecede güç, öz odun güç emprenye edilir. Üst yüzeylerde kesme kaplama levha olarak, mobilyacılıkta, lambri, parke ve kapılarda, binalarda iç ve dış kısımlarda, uçak, vagon, küçük gemi, keman yapımında, markiteri, tornacılık ve oymacılıkda kullanılmaktadır.    4-15 m boylarda, 0,6-1.6 m orta çapta yuvarlak halde, kereste ve kaplama levha olarak satılır.   Benzer Türleri:  Tiama, Kossipo, Afrika Maunu, Hakiki Maun, Bosse ağaçlarıdır.

Doğacak çocuğu ana rahminden çekmeye yarayan aygıt...

Lavta, (Rumca).  
Doğacak çocuğu ana rahminden çekmeye yarayan alet, lavta, forseps.
Forseps.
Ebe.
Tutçek.
Eski dilde Erkek doğum hekimi.

Nevşehir'in Avanos ilçesinde ünlü bir tümülüs…

Çeç Tümülüsü,
Avanos ve Özkonak arasında oldukça fazla sayıda bulunan tümülüsler arasında en ünlü ve de en belirsiz olanı Çeç tümülüsüdür. Avanos çevresindeki yaygın efsaneye göre bir kralın mezarıdır.Ancak bilimsel çalışmalar buranın bir kral mezarı olabileceği gibi, kutsal bir mekan da olabileceğini göstermektedir. Tümülüsleriyle ünlü olan Lidya ve Frig medeniyetlerine ait olmadıkları anlaşılmaktadır. 

Nevşehir'in 18 kilometre kuzeydoğusunda yer alan Avanos yakınlarındaki ünlü Çeç tümülüsü 32 metrelik yüksekliği ile Gordion, Nemrut, Karakuş gibi Anadolu'nun en büyük kral mezarları gibi olup heybetli bir görünüşü vardır. Rivayete göre bir çoban koyunlarını tümülüsün yanında otlatırken, çobanın köpeği tilki görür ve kovalamaya başlar tümülüse küçük bi delikten girerler köpek ve tilki bir daha çıkamazlar. Çevre genişliği 300 m. ve 30 m. yüksekliği olan tümülüs, masa gibi düz bir dağ üzerine oturtulmuş bir koni görünümündedir.

Türk kadınlarının giydiği bir tür ferace…

Türkani,
Eskiden Türk kadınlarının giydiği feraceye arapların verdiği ad. 

İki düzlemin arakesiti...

Ayrıt,
Osm. dıl'-ı mücessem.
İki düzlemin ara kesitidir. Örneğin, Bir küpün on iki ayrıtı vardır.
Bir pirizmada kenar düzeyleri biribirinden ayıran doğru çizgilere “ayrıt” denir.
Bir katı oyutun düzlemsel iki yüzünün ara kesit doğrusu. 
Bir çizgede köşeleri ya da boğum noktalarını birleştiren doğru parçası. 
Bir uzambiçimin kıyısının bir parçası olan doğruparçası.
Bir nesnenin gözlenmeye, bölütlenmeye ve çözümlenmeye elveren ayırıcı özellikleri, bk. bölütleme, küme (sayımsal).

Hıristiyanlıkta, İsa’nın havarileriyle yediği son yemeği anmak için şarap ve ekmeğin kutsandığı dinsel tören...

Kudas,
Liturya, (Rumca).

Hz. İsa'nın havarileriyle birlikte yediği son yemeği anmak için, Hristiyanların kilisede bir kap içinde ekmek ve şarabı kutsayarak yaptıkları tören, liturya.

Son Akşam Yemeği ya da Son Yemek. (İngilizce: The Last Supper, İtalyanca: Cenacolo or L'Ultima Cena), 
Hıristiyan inanışına göre Hz. İsa'nın çarmıha gerilmeden önceki akşam havarileriyle yediği son yemeğe verilen addır. 

Hıristiyan inancına göre, Hz. İsa, Çarmıha gerilmesinden önceki akşam; "Bu, benim vücudumdur." diyerek öğrencilerine ekmek dağıtır. Sonra bir kâse şarap dolaştırarak; "Bu, benim kanımdır." der. Böylece ekmekle şarabı kendi vücudunu ve kanını göstermek için kullanır ve izleyicilerinin de kendisini anmak üzerine bu töreni sürekli tekrarlamalarını emreder.

Bu yemek sırasında yaptığı konuşmanın uzunca anlatıldığı Yuhanna Kitabı'nda Hz. İsa, havarilerine, kendisi aralarından ayrıldıktan sonra gelecek olan Paraklit'le teselli bulmalarını söyler. Dünya çapındaki Hıristiyan toplulukların çoğunda Hz. İsa'ya atfedilen bu emir, ya her pazar ya da belirli pazar günleri yerine getirilmektedir. Ekmek-Şarap Ayini, Hıristiyanlığın Yahudilikten tevarus ettiği bir ibadettir. Bu, Yahudilik'teki, Fısıh yemeğinden gelen ve insanların aynı masa etrafında oturma olayına eşlik eden mistik kardeşlik birliğinden etkilenmiş bir ayinidir (La cene). Başlangıçta basit olarak ekmek bölmeyi gerektirirken daha sonra, bir ibadetin merkezi olmuştur.

“Ufak tefek, eğri büğrü” örneklerinde olduğu gibi, anlatımı güçlendirmek için sesçe benzer sözcüklerin üst üste kullanılmasına verilen ad...

İkileme, (İng. hendiadyoin). 

Anlamı güçlendirmek için aynı kelimenin tekrarlanması, anlamları birbirine yakın, karşıt olan veya sesleri birbirini andıran kelimelerin yan yana kullanılmasıdır.

Aralarında belli bir ses düzeni bulunan, biçim ve anlamca birbiriyle ilişkili olan, aynı, yakın ya da zıt anlamlı iki veya daha çok kelimenin bir tek kelime gibi anlam göstermek üzere yanyana gelmesi ile oluşturulan kelime grubu: birer birer, delik deşik, köşe bucak, yalvarıp yakarmak, yorgun argın, düğün dernek, hısım akraba, boy pos endam, cız cız, hele hele, of of, vah vah vb. 

Ad çekimi ekleri alabilen, cümle içinde ad, sıfat ve zarf görevi yüklenen, anlamı güçlendirmek üzere kullanılan ikilemelerin başlıca türleri şunlardır: 

a- Aynı kelimenin tekrarı ile kurulanlar: birer birer, teker teker, mışıl mışıl, dinleye dinleye, dura dura, bekleye bekleye, göre göre vb. 

b- Eş veya yakın anlamlı kelimelerle kurulanlar: ev bark, belli başlı, bitip tükenmek, delik deşik, doğru dürüst, köşe bucak, yalvarıp yakarmak, düğün dernek, yalan yanlış, soy sop vb.

c- Zıt anlamlı kelimelerle kurulanlar: bata çıka, düşe kalka, yaza çize, doğru yanlış, iyi kötü, az çok, üst baş, analı babalı, karı koca, yaz kış vb. 

d- Aynı kelimenin ön sesisinin değiştirilerek tekrarlanması ile kurulanlar: ayak mayak, güzel müzel, yaka maka, kutlu mutlu, çehiz mehiz, sandık mandık vb.

Süryanilerde aziz sayılan kimselere verilen unvan...

Mor,

Süryani,  Samilerin, Arami kolunun doğu bölümünde olan bir Hristiyan topluluğu ve bu topluluktan olan kimse. 

Dünyada 20 milyonu aşkın Süryani bulunmaktadır. Süryaniler, tarihçiler tarafından coğrafik olarak Batı ve Doğu Süryanileri olarak isimlendirilmişlerdir. Doğu Süryanileri İran, Irak ve Hindistan coğrafyasında yaşayanları tanımlamak için kullanılıyordu. Batı Süryanileri coğrafi olarak Doğu ve Güney Anadolu ve Suriye' de yaşayanları kapsamaktadır.

Süryani Ortodokslar, Süryani Katolikler, Maruniler, Melkitler (Melkit Katolikler), Syro-Malabarlar vb. 3,5 milyonu Hindistan’da olmak üzere yaklaşık 5,5 milyon Süryani Ortodoks'un dini liderliğini Patrik Moran Mor İğnatiyos I. Zekka Iwas yapmaktadır. Türkiye’de 17.000 i aşkın Süryani’nin 15.000'i İstanbul’da yaşamaktadır.  

Süryaniler İstanbul dışında başlıca Mardin,Mersin, Diyarbakır, Adıyaman, Elazığ, Ankara, İzmir, Malatya, Şanlıurfa, Gaziantep, Antakya, Antalya ve Adana’da yaşamaktadır.

Ülkemizde önemli merkezlerden, Aziz Gabriel Manastırı Midyat Cizre yolu üzerinde ana yoldan içeride. Süryani manastırı. Halen aktif. Aynı ülkedemi yaşıyoruz sorusunu doğuruyor. Görmek lazım.

Ankara yakınlarında küçük bir göl...


Mogan,
Eymir,

Mogan Gölü veya yerel adıyla Gölbaşı, 
Ankara'nın 25 km güneyinde Gölbaşı ilçesinde bir göldür. Uzunluğu 4 km, genişliği 1,25 km'dir. Alüvyon birikimini arkasında oluşmuştur, gölün suyu hafif tuzludur. Eymir Gölü ile bağlantılıdır.

Gölbaşı, Ankara şehir merkezine 20 km. uzaklıkta. Özel araç ile veya toplu taşım araçları ile gitmeniz mümkün. Ankara’nın kendi çapında bir sayfiye yeri denebilir. Bu bölgede: aslında iki tane göl var. Bunlardan; biri mogan gölü ve diğeri ise, özel bir alan içinde olan Eymir gölü. Ankara-Konya karayolu üzerinde. Teknonik olaylar sonucu meydana gelen bir göçme ile oluşmuş. Jeolojik oluşum bakımından, bir alivyonal set gölü. Su girdisi, yağmur ve kar suları ve genelde yazın kuruyan dereler. Gölün büyük bölümü, yazın kuruyor. Suyu hafif tuzlu. Ortalama derinlik: 3-5 metre civarında. Gölün uzunluğu 5.5 km. Çevresinin uzunluğu ise, 14 km. Göl alanı: muhtemelen 1900 lü yıllarda oluşmuş. Ancak: aradan geçen yıllarda, sürekli olarak küçülmekte, derinliği azalmakta, kirliliği artmakta, bataklaşma ve sığlaşma izlenmekte imiş. Son yıllarda, su seviyesinin yeterli seviyede tutulması için, göle, Kızılırmak suyu verilmektedir.


Göl kıyılarının büyük bölümünde; genişliği 100 metreye ulaşan sazlıklar var. Bu sazlıklar, tarım alanlarından göle ulaşan suların doğal arıtımını sağlıyor. Sazlık bölgeler, aynı zamanda, önemli kuş türlerinin üreme, beslenme ve barınma alanı. Bulunduğu ortam itibarı ile, göl, köklü su bitkilerinin büyümesine çok uygun. Bu nedenle, su dip bitkilerinde büyük artış oluyor ve göl, bir çeşit su çayırı haline gelerek kirleniyor.

Dünya kuşları koruma kurulunca geliştirilen bilimsel verilere göre; Türkiye’deki 184 önemli kuş alanından bir taneside, Mogan gölüdür. Türkiye’de yaşayan 456 kuş türünden, 201 kuş türüne, farklı dönemlerde ev sahipliği yapıyor. Dikkuyruk ve paspaş ördeğinin, dünyadaki en önemli üreme alanlarından biri bu göldür. Gölde yaşayan balık türleri; turna, pullu sazan, kadife, yayın, gümüş ve kerevit. Mogan gölünün dibinin çamurla kaplı olması nedeniyle, göl bulanık. Gölün rengi bulanık veyeşil bir renktedir. 

Mogan gölünün, basit bir oluşum efsanesi var. Bir zamanlar, burada, bir köyde yaşayan Monza ve Ganey adında iki genç, birbirlerine aşık olurlar. Ama, her iki gencin aileside, bu sevgiye karşı çıkar. Bunun üzerine, iki genç, evlerinden kaçarlar ve birbirlerinden habersiz, iki ayrı tepeye çıkarlar. Bu tepelerin üzerinde, tamı tamamına 8-10 yıl, hiç durmadan ağlarlar. Gözyaşları, tepelerden inip, şimdiki gölün yatağına birikir ve göl oluşur. Monza ve Ganey’in göz pınırları kurur ve kör olurlar. Mogan ismi: Monza ve Ganey isimlerinden gelir” Her ne kadar basit bir efsane olarak değerlendirsenizde, buranın köylerinde anlatılan bir efsane.


Eymir gölü:
Gölbaşı ilçesindedir. Eymir gölü, çevresi tepelerle çevrili, şehir gürültüsünden ve kirliliğinden uzak. Gölün su girdisi, yağmur suları ve Elmadağ’dan gelen kar suları. Mogan gölü, buraya nazaran, 3 metre daha yukarıda olduğundan, su akımı Eymir gölü yönünde. Bu nedenle; Mogan gölünden de, buraya su gelmekte. Zaten ana su kaynağı, Mogan gölü.

Ortalama derinlik, 6-10 metre. Gölün uzunluğu: 4.2 km. ve göl çevresinin uzunluğu ise, 9 km ve asfalt bir yol var. Yürüyüş için ideal bir mekan. Su kalitesi, nisbeten kirlilik nedeniyle düşük olup, göl suyu, kullanma amacıyla ve tarımsal sulamada kullanılmıyor. Gölde yaşayan balık türleri: turna, pullu sazan, kadife, yayın, gümüş ve kerevit. Göl; kuzeybatıda, bir kanal ile, İmrahor deresine bağlanıyor. 
Eymir gölünün ve bölgenin tamamı, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) arazi içinde. Göl özel mülkiyet içinde olduğundan, Çankaya-Oran semtindeki, yol kıyısından, ormanlık alana girerseniz, yürüyerek buraya inmeniz mümkün.

İtalya ve Fransa'da sevilen, kokulu bir likör…

Akuet,
İtalya ve Güney Fransa’da sevilen, kokulu, eski bir likör. (Danzig likörünü andırır.)  

Eskimoların en önemli tanrısı, doğum ve üreme tanrısı...

Luna, 
İng. luna, Ay. 
Eskimoların en önemli tanrısı,  doğum ve üreme tanrısı.
Roma mitolojisinde bir tanrıça; Yunan mitolojinde Artemis ya da Selene olarak bilinir.

Yerin boyutlarını ve biçimini konu alan bilim dalı....

Jeodezi,
Fotografi,
Harita Mühendisliği,
Gravite alanını da kapsayarak, yeryuvarının üç boyutlu, zamana bağlı değişken uzayda tanımlanmasını ve ölçmeleri ile ilgilenen bir disiplindir. Yeryuvarının modellenmesiyle, yeryuvarında ve dış alanında 4 boyutlu presizyonlu koordinat sistemlerini tanımlayan, referans ağlarını oluşturan, mekansal bilgileri bu ağ ve sistemlerle ilişkilendiren ve zamanı bağlı değişimlerini izleyen bilimdir.

Jeodezi bilimi kapsamındaki ilgi alanları şöyledir:
  • Yerel, bölgesel, ulusal, kıtasal ve küresel üç boyutlu jeodezikkontrol ağlarının kurulması ve düzenli ölçmelerinin yapılması
  • Jeodinamik olguların (kutupsal hareket ve dönüşler, gelgitler, plaka tektoniği,bölgesel kabuk hareketleri gibi) ölçülmesi ve tanımlanması
  • Geçici değişimlerini de içeren yeryuvarının gerçek gravite alanının tanımlanması.

Kamboçya’nın para birimi....

Riel,
Kamboçya Rieli (KHR)

Kamboçya(Kampuchea),
Güneydoğu Asya' da Çinhindi' nde bir ülke. Güneydoğu Asya'da, Tayland Körfezi kıyısında, Tayland, Vietnam ve Laos arasında yer almaktadır.Yüzölçümü: toplam: 181,040 km² olup, nüfusu (Temmuz 2009 verilerine göre), 14,494,293 ' dir. Halkın dini, Budist (%95) ' tir. Kullanılan dil resmi olarak Khmer, Fransızca, İngilizce' dir.

Ülke topraklarının büyük bölümünü orta kesimdeki geniş ovalar kaplamaktadır ve doğu kesimini boydan boya aşarak güneye doğru akan Mekong Irmağı egemendir. En yüksek noktası, Phnum Aoral (1,810 m.) dır.

Başkent: Phnom Penh
Diğer şehirleri;
Banteay Mean Cheay, Batdambang, Kampong Cham, Kampong Chhnang, Kampong Spoe, Kampong Thum, Kampot, Kandal, Kaoh Kong, Keb, Kracheh, Mondol Kiri, Otdar Mean Cheay, Pailin, Phnum Penh, Pouthisat, Preah Seihanu (Sihanoukville), Preah Vihear, Prey Veng, Rotanah Kiri, Siem Reab, Stoeng Treng, Svay Rieng, Takev.
 

Karınzarı...

Periton, (Fr. péritoine, İng. peritoneum ). 
Karın zarı.

Periton karın içindeki birçok organın dış yüzünün tümünü ya da bir bölümünü örten, aynı zamanda bu organları karın duvarları ve karın içi yapılarına bağlayarak onların karın içindeki yerlerinin bir ölçüde sabit kalmalarına yardım eden bir zardır. 

Periton erkekte tam bir kıvrımlı kese biçimindeyken, kadında fallop boruları, bu keseye açıldıkları için kapalı bir kese olma özeliğini kaybederler. Peritonun karın duvarlarına bitişik olan bölümlerine Parietal periton denilmektedir. Karın içindeki iç organları örtmekte olan periton yaprağına ise Viseral plevra denir.Parietal periton ile viseral periton arasında bulunan boşluğa ise Periton boşluğu denir.  

Mezenter sözünü ettiğimiz bu incebağırsak bölümlerini karnın arka duvarına asar. Mezenterin içinden aynı zamanda bağırsakları besleyen atardamarlar da geçmektedir. Midenin de ön ve arka yüzü periton ile örtülüdür. Bu iki viseral yaprak midenin büyük kurvatüründe birleşerek bağırsakların önünden aşağı doğru bir örtü gibi inerler. Bu periton bölümüne büyük omentum denilmektedir. Mideyi örtmekte olan bu iki viseral yaprak midenin küçük kurvatür denilen kenarında birleşerek, karaciğere doğru yükselirler. Sözünü ettiğimiz bu viseral periton bölümüne ise küçük omentum denilmektedir. 

Kalın Bağırsakların , pankreasın ve duodenumun ise ancak bazı bölümleri peritonla örtülmüştür. Erkekte rektum ile idrar kesesi arasında bir periton çıkmazı bulunmaktadır. Kadında ise idrar kesesi ile rahim arasında bir cep bulunmaktadır. Midenin arka yüzünü örtmekte olan viseral periton kıvrımı ile bunun hemen arkasında bulunan bir diğer periton kıvrımı arasında başka bir boşluk daha bulunmaktadır. Bu boşluğa Bursa omentalis denilmektedir. Peritonun viseral yaprağı karaciğerin de dış yüzünü kısmen örtmektedir.

Konya’nın Karapınar ilçesinde bir göl...

Meke Gölü,
Çıralı Gölü.

İç Anadolu’da Ürgüp-Nevşehir çevresinde tüfler ve tüflerin sıkışmasıyla oluşan kayaçların yer aldığı bir volkanik arazi yer alır. Bunların üzerinde Peribacaları bulunur. Karapınar (Konya) çevresinde volkanik arazi üzerinde oluşmuş göller vardır. Bunların en tanınmışı Meke Gölü, Meke Tuzlasıdır.   

Meke Krater Gölü, Konya' nın Karapınar ilçesinde, sönmüş bir volkan kraterinin suyla dolmasıyla oluşan ve ortasında adacıklar bulunan göl. Konya' ya 101 km. uzaklıktadır. Karapınar-Ereğli yolunun 7 km' deki sapaktan 2 km içerdedir. Göl ve birincil krater çukurunun uzunluğu 800 m, genişliği 500 m dir. 12 metre derinliğindedir.

Pleistosen çağda, volkanik patlama sonucu oluşan bu krater (piroklastik koni), zamanla suyla dolarak göle dönüşmüş ve daha sonra, günümüzden 9000 yıl önce ikinci bir volkanik patlama ile gölün ortasındaki ikinci volkan konisi oluşmuş, zamanla o da suyla dolarak ikinci bir göle dönüşmüştür.

Meke Gölü deniz seviyesinden 981 m yüksekliktekidir. Ana Meke'nin ortasında bulunan ve su seviyesinden 50 m yükseklikte olan volkan konisindeki göl 25 m derinliktedir ve suyu tuzludur.Adayı oluşturan volkanik kütlenin yapısı, en şiddetli yağmurları bile hemen emecek yeteneğe sahiptir. Meke'nin biçiminin binyıllardır bozulmamasının nedeni budur.


Meke krater gölünde Sakarmeke, Çamurcun, Yeşilbaş, Angıt, Kızılbacak, Uzunbacak, Kızkuşu, Kuyruksallayan, Kuyrukkakan ve Delicedoğan gibi kuş türleri mevcuttur.

“Ejder meyvesi” de denilen ve kaktüsten elde edilen, Güney Amerika kökenli bir meyve...

Pitahaya,
Pitaha,
Ejder meyvesi,
Dragon fruit,

Pitahaya, Dragon fruit, Ejder Meyvesi, Kaktüs meyvesi olarak ta adlandırılır.
Pitaya ağacı kaktüsgillerden olup üretimi ağacının güneş yanıkları ve kırağıdan çok çabuk etkilenmesinden dolayı çok büyük ilgi ve özen ister. Beyaz ve kırmızı olmak üzere iki çeşidi bulunmakla birlikte bu ayrım, aslında meyve kesildiği zaman ortaya çıkan iç rengindendir. Meyve kesildiğinde içerisinde küçük susam tanesine benzeyen çekirdekleri bulunur. Bu çekirdekler, tıpkı kivideki gibi meyveyle birlikte tüketilir. Eğer Pitaya meyvesinden uzun soluklu bir verim alınmak isteniyorsa, sapından kesim yapılmalıdır.

100 yılı aşkın bir süredir Vietnam başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde yetiştirilen bir meyvedir. Başlıca Vietnam, Kamboçya, Tayland, Kolombiya, Ekvator ve İsrail de üretimi yapılmaktadır.

İçerdiği besin ve mineraller itibariyle gözlerin görüş yetisini kuvvetlendirme ve yüksek tansiyonu önleme gibi bir takım özellikleri bulunmaktadır. Ayrıca içerdiği kalsiyum sayesinde güçlü iskelet sistemi ve kemikler için yararlıdır. Elektrolize yardımcı olur ve vücudun nem dengesini kontrol altında tutar. Taze meyve olarak yiyebileceğiniz gibi; salatalarınızda, tatlılarınızda, yemeklerinize, kokteyllerinize ilave edebilirsiniz. Dekoratif görüntüsü, garnitür olarak kullandığınız yerlere renk katacaktır.

C Vitamini, Potasyum, Kalsiyum, Magnezyum ve Lif ihtiva etmektedir.  7 ºC de,  %80 – %90 nemde muhafaza edilmelidir. 
Genelde kırmızı kabuklu pitayalar C vitamini kaynağıdır. Pitayalar lif ve mineral yönünden zengindir, örneğin fosfor ve kalsium. Genelde kırmızı pitayalar bu yönden zengin olarak bilinir, sarılar bunun arkasındadır. Tohumlar çoklu doymamış yağ asidi yönünden zengindir ve genelde kırmızı ejder meyveleri çok az doymuş yağ asidi içerir. 

Pitayalar ayrıca önemli miktarda fitoalbumin, antioksidan, kanseri önleyici serbest radikaller içerir. Tayvan' da, diyabetikler bu meyveyi yüksek diyet lifi içermesi nedeniyle pirinç yerine kullanırlar. Pitaya vücuttan ağır metal toksin atılımını hızlandırdığı ve kolesterol ile tansiyonu düşürdüğü iddia edilmektedir. Düzenli yemenin kronik solumum yolu rahatsızlıklarına iyi geldiği iddia edilmektedir.

Coğrafyadaki kıyı tiplerinden biri...

Ria,
Ria tipi kıyılar: Platoları yaran derin vadilerin sular altında kalmasıyla oluşan kıyılardır. Dünya’da en güzel örnekleri, Güneybatı İrlanda ve Kuzeybatı İspanya’da görülür. Ülkemizde’de Güneybatı Ege kıyıları, İstanbul ve Çanakkale boğazları ile Haliç, ria tipi kıyılara örnek olarak verilebilir. Akarsu vadilerinin deniz suları altında kalmasıyla oluşan kıyı tipidir. Örnek, İstanbul-Çanakkale Boğazları, Haliç ve G.Batı Anadolu Kıyılarıdır.

Coğrafyadaki kıyı tipleri;

Fiyort Kıyılar: Buzul vadilerinin sular altında kalması sonucu oluşan kıyılardır. Bu kıyı tipine ait en güzel örnek, İskandinav Yarımadası’nın Atlas Okyanusu kıyılarıdır. Dünya’nın en büyük fiyordu Norveç’teki Soğne fiyordudur. Buzul vadilerinin sular altında kalmasıyla oluşan kıyılardır. Bu kıyılara en iyi örnek İskandinav Yarımadasındaki kıyılar gösterilebilir. Eğer kıyıda adalar var ise ve kıyının girintisi- çıkıntısı fazla ise bu tür kıyılara skyer tipi kıyılar denir. Örnek, Norveç kıyılarıdır.
  
Skyer Kıyılar: Buzulların aşındırdığı tepeciklerle veya buzulların biriktirdiği moren yığınlarıyla şekillenmiş kıyılar sular altında kalınca yüzlerce adacık ortaya çıkar. Bu tür kıyılara skyer kıyılar denir. Baltık Denizi’nin kuzeydoğusunda bu tür kıyılar görülür.    
    

Liman tipi kıyılar: Alçak kıyılardaki geniş vadilerin sular altında kalması ve bunların önünün kıyı setleriyle kapatılması sonucunda oluşmuştur.     Dünya’daki en iyi örnekleri, Ukrayna’nın Karadeniz kıyılarında görülür. Ülkemizde de örnek olarak Büyük ve Küçük Çekmece kıyıları gösterilebilir. Geniş tabanlı vadilerin veya koy-körfezlerin deniz suları altında kalmasıyla oluşan kıyı tipidir. Karadeniz’in kuzeyindeki kıyılar (Odessa, Dinyeper, ) buna örnektir. Yurdumuzda ise Büyük ve Küçük Çekmece kıyıları böyle kıyılardandır.
 
Dalmaçya tipi kıyılar: Deniz sularının, kıyıya paralel uzanan dağlar arasındaki çukurluklara dolmasıyla oluşan kıyılardır. Dünya’daki en iyi örneği Adriya Denizi kıyılarında görülür. Ülkemizde de Kaş (Antalya) çevresinde bu tür kıyılara rastlanır. Kıyıya paralel uzanmış dağların çukur kısımlarının deniz suları altında kalmasıyla oluşan kıyı tipidir. Dağların yüksek kısımları kıyıda adaları oluşturur. Ör:Adriyatik denizinde Dalmaçya kıyıları (eski Yugoslavya kıyıları). Yurdumuzda Antalya- Kaş kıyıları buna örnektir.
 
Haliç (Estuar) tipi kıyılar: Gel - git olayı sonucunda akarsu ağızlarının aşındırılmasıyla oluşan ve huniye benzeyen kıyılardır. Dünya’nın en büyük halici Hamburg halicidir. Bunun yanında Londra, Elbe, Wesser, Thames, Evoş, Bordeaux ve Weischel haliçleri de Dünya’nın önemli haliçlerindendir. Bu haliçlerin hepsi, aynı zamanda gelişmiş birer limandır. Gel-git olayının etkisiyle akarsu ağızlarında oluşan kıyılardır. Kuzeybatı Avrupa kıyılarındaki önemli limanlar buna örnektir. Yurdumuzda yoktur.
     
Boyuna kıyılar: Dağların denize paralel uzandığı yerlerde boyuna kıyılar görülür. Bu kıyılarda girinti ve çıkıntı son derece azdır. Karadeniz ve Akdeniz kıyıları bu tiptendir. Dağların kıyıya paralel uzandığı yerlerde görülür. Ör:Karadeniz ve Akdeniz Kıyıları. Bu kıyılarda; girinti-çıkıntı azdır. Doğal limanlar azdır ve hinterlandları dardır. İç kesimlere ulaşım zordur. Dalga aşındırması ile falez oluşumu fazladır. Kıyı ile iç kesim arasında iklim, bitki örtüsü, ekonomik faaliyetlerde farklılık fazladır.
     
Enine kıyılar: Dağların denize dik uzandığı yerlerde enine kıyılar görülür. Bu kıyılarda girinti - çıkıntı son derece fazladır. Ege kıyıları bu tiptendir. Dağların kıyıya dik uzandığı yerlerde görülür. 

Örnek, Ege Bölgesi Kıyıları (Edremit-Kuşadası arası). Bu kıyılarda; girinti-çıkıntı fazladır. Kıta sahanlığı geniştir. İç kesimlere ulaşım kolaydır. Limanların Hinterlandı geniştir. Deniz etkisi iç kesimlere kadar sokulabilir.

Resif kıyıları;  Mercan iskeletlerinin üst üste birikmesiyle oluşan kıyı tipidir. Ör:Mercan adaları kıyıları (Avustralya Kıtasının doğusunda). Deniz suyunun 20 °C' nin altına düşmediği sığ kıyılarda yaşayan mercanların üstüste birikerek(resif) oluşturdukları kıyılardır.

Kalay oksit katılarak donuklaştırılmış ya da kemik tozu katılarak yarı donuk hale getirilmiş cama verilen ad...

Opalin, (Fr. opaline).  

Kalay oksit katılarak donuklaştırılmış ya da kemik tozu katılarak yarı donuk hale getirilmiş cama verilen ad.

Opali andıran camdan yapılmış vazo, kupa vb.

Baştan sona besteli sahne oyunu...

Opera,  
(İtalyanca opera, İng. opera, Alm. Oper). 

Sözlerinin bütünü veya çoğu şarkılı olarak söylenen müzikli tiyatro eseri, bu eseri oynayan sanatçı topluluğuna ve böyle eserlerin oynandığı yapıya da opera denir. Konuşmaları yüceltilmiş, orkestra eşliğindeki insan sesi ile gerçekleştirilen ve müziğin önemli bir öğe olarak tüm dramatik özellikleri denetlediği oyunlara verilen ad. 

XVIII. yüzyıldan bu yana, metni, orkestra eşliğindeki insan sesi ile yürütülen müzikli oyunlara verilen ad. Floransa'lı soylu kişilerin "Camerata" topluluğunca eski Yunan oyunlarını yeniden yaşatmak çabasıyla ortaya çıkmış bir türdür. Koronun eşliğinde ezgilerle beslenen eski Yunan oyunları örnek alınarak "Daphne" adlı ilk operayı, Ottavio Rinnucini yazmış ve Jacopo Peri bestelemiştir. Bu ilk opera, 1590 yılı karnavalında Floransa'da oynanmıştır.



Kuzey Amerika ve Sibirya’da yaşayan bir ren geyiği cinsi...

Karibu,

Genelde karibunun postu kahverengi-beyaz olur. Yazın kahverengi renk beyaza göre daha baskındır, boyun bölgesi kirli beyaz renklidir. Kışın ise kahverengi renk tamamen kaybolmasa da, beyaz yayılarak belirginleşir. Renk değişimindeki farklılık karibunun yaşama alanına göre değişmektedir. 
 
Karibu (Rangifer), her iki cinsi de boynuzlu olan tek geyiktir. Yavrularının bile doğumdan iki ay sonra meydana çıkan çiviye benzer bir çift ufak boynuzu vardır. Karibu boynuzları gerçekten gösterişlidir. Ana boynuz zarif bir kavisle arkaya ve yukarıya doğru kıvrılır, yükseldikçe genişler, sonra öne eğilerek ve el ayası gibi yassılarak son bulur. Uçların şekli ve sayısı değişiktir. Enli ve dikey bir el ayası veya kürek şeklinde yüze doğru inen kavisli uç çoğunlukla yalnız bir boynuzda gelişir. Bu küreğin, karibu' nun, karı kazıyarak başlıca yiyeceğiğini meydana getiren yosunları bulmasına yaradığı sanılmaktadır. Bununla beraber karibu toprağı ve karları ayaklarıyla daha iyi kazıyabilir. Erkek karibu' ların dallı boynuzları kış başında düşer, fakat dişilerinki mayısa kadar başlarında kalır.

Ren geyiklerine, Buzlu Kuzeyin Develeri denilmiştir. Misk sığırı hesaba katılmayacak olursa, en kuzeyde yaşıyan toynaklı hayvanlar onlardır. Gerek Yeni Dünya'da, gerekse Eski Dünyada orman sınırının kuzeyine çıkarak Kuzey Kutbu Dairesi'nin içine girerler. Bu geyiklerin yabanilerine karibu denilir. Bugün karibu' lara başlıca Yeni Dünya' da rastlanır. Kıraç toprak karibusu,  orman karibusu ve dağ karibusu diye isimlendirilen üç türü vardır. Bir de evcil tipi ren geyiği olarak tanınan, eski dünya karibusu vardır. Ren geyikleri Yeni Dünya'ya sonradan sokulmuş ve bir yiyecek ve giyim kaynağı olarak Eskimolara büyük faydaları dokunmuştur.

Orman ren geyiği (R. tarandus caribou), 
Bir zamanlar Alaska'dan Newfoundland'a kadar Kuzey Amerika taygasında ve New England ile Washington kadar da güneyde bulunan bu ren geyiği türü doğal yaşam alanının güney kısmının tamamında ortadan kaybolmuş ve bulunduğu yerlerde de tehdit altında bir tür olarak görülmektedir. Kanada'nın British Columbia eyaletindeki Cariboo ilinin adı bir zamanlar bu bölgede bulunan ren geyiğinin Kuzey Amerika'da ren geyiğinin adı karibudur.  
(İngilizce; Caribou). Ancak son yüzyılda bu bölgede bir tek orman karibusu bile kalmamıştır.

Çiftleşme mevsimindeki çılgına dönmüş birkaç erkek karibu hesaba katılmadığı takdirde, karibu'ların insana saldırdığı duyulmamıştır. Bu hayvan hem meraklı, hem de çekingendir. İnsanın kokusunu aldığı anda derhal hızla uzaklaşmaya baıkar. Fakat insanın hemen kokusunu alamadığı takdirde, iş değişir. Rüzgârın aksi yöne esmesi şartıyla insana on veya yirmi metre yaklaşarak koku almaya çalışır. Fakat karşısındaki tehlikeyi anladığı anda tabanları yağlar.

Karibu'nun Kuzey Kutbu Tundurası'nda pek az tabii düşmanı vardır. Ender olarak bir korkunç ayıyla, bir vaşakla veya bir volverinle karşılaşır. Beri yandan Kuzey Kutbu beyaz kurdu onun için devamlı bir tehlikedir. İş yarışa döküldüğü takdirde, toribu kurdu geçer. Fakat bazen kurdun kendini belli etmeden bir karibu sürüsünün yakınına sokulduğu ve genç, ya da sakat bir karibu'yu kaptığı  olur.

Karibu'nun en müthiş düşmanları böcekler dünyasının üyeleridir. Sivrisinekler yoğun bulutlar halinde sürünün etrafında uçuştuklarından, karibu'lar rüzgâra karşı devamlı hareket halinde olmak zorundadırlar. Yumurtalarını karibu'nun derisinin içine yumurtlayan bir sinek türü daha da büyük tehlikedir. Bazı bölgelerde genç karibu'ların vücutlarında 120"yi aşkın sinek larvasına rastlanmıştır.

Karibu'lar yaz ortalarında alçak bölgelerdeki sineklerle sivrisineklerin saldırılarından kaçmak için, yüksek ve rüzgârlı yamaçların yolunu tutarlar. Sürü bu göçlerinde çoğu zaman yaşlı bir dişinin idaresindedir. Bir bilgin bu konuda, «Karibu'ların koku alma duyguları keskin olmakla beraber, gözleri zayıfça sayılır. Yere yatar vaziyette bir bayırdan aşağı kayarak, otlayan bir karibu sürüsünün içine kadar gitmeyi başardım. Rüzgâr onlardan bana doğru estiği için, kokumu alamadılar. Bu durumlarda varlığımı ilk keşfeden daima, yanında yavrusu olan bir dişi oluyordu, diye anlatmıştır.

Karibu eti en seçme av etlerinden biri ve kuzey kızılderili' leriyle Eskimo' ların başlıca gıdasıdır. Bu milletler kalabalık karibu sürüleri olmasa yasayamazlardı. Kuzeyin insanları karibu'nun her zerresinden faydalanırlar. Hayvanın kanından bile çorba yapılır. Kemikleri kırılıp içinden iliği alınır. Bacak kemikleri bıçak yapımına yarar. Boynuzlarından olta kancası, veterlerinden sırım yapılır.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ