Erkeklerde idrar kesesinin altında yer alan salgı bezi. ..

Prostat, (Fr. prostate).  
Kestanecik, 
Erkeklerde idrar torbasının altında bulunan, siyeğin başlangıç bölümünü çevreleyen ve meni yapımında görev alan, iç salgı da salgılayan bez, kestanecik. Bu organda oluşan hastalıkta aynı adla anılır. 

Erkeklerde mesanenin altında ve idar yolunun başlangıcında bulunan genital sisteme ait bir bezdir. Öncelikle prostatı bir hastalık olarak tanımlamak yanlıştır. Prostat tüm erkeklerde anne karnından itibaren var olan göz, kulak, karaciğer gibi bir organımızdır. 

Erkekte meninin(sperm) sıvı kısmının yapımından sorumludur. Prostatın bulunduğu konum ve yapısı itibarı ile iltihap, kanser ve yaşla beklenen normal büyüme şeklinde olan şikayetler hep benzer şekilde gelişir. Prostat hastalıkları ile ilgili olarak genellikle karşımıza çıkan şikayetler arasında, sık idrara çıkma, idrarın çatal olması, idrar yaparken yanma, idrar yaptıktan sonra mesaneyi tam boşaltamama hissi, gece idrara kalkma ve idrar yapamama sayılabilir.

Prostat büyümesi;
Prostat bezi, idrar torbasının boynu ile idrar yolu başlangıcını çevreleyen ceviz büyüklüğünde bir guddedir. Yalnız erkeklerde bulunur. Prostat bezi, 50 yaşını geçen erkeklerde büyümeye başlayıp,
hormonal değişiklikler sonucunda oluşan, bir rahatsızlıktır. İnsan yaşam kalitesini ciddi olarak etkileyebilecek bir sorundur. Büyüme sonucu yaşanan sorunlar kişiye özgü olarak ortaya çıktığından prostat büyümesinin tedavisi ne sadece doktorun ne de hastanın karar verebilecekleri bir durumdur. Hastalığın belirtileri gecenin son kısmında idrara kalkmak, gündüzleri sık sık idrar yapmak, idrar yapmakta zorluk, idrarın yavaş yavaş akması, idrarın başında veya sonunda bir damla kan şeklinde görülür. Kesin tedavi ameliyatla gerçekleşir.  
 
Prostat iltihabı;
Vücudun herhangi bir yerindeki iltihabın, kan dolaşımı aracılığı ile prostat bezine gelip yerleşmesi sonucu ortaya çıkar. Hastada titreme, halsizlik, ateş, sırt ve bacak ağrıları görülür. Hasta, İdrarını ve büyük abdestini yapmakta güçlük çeker. Tedavi sırasında en az 10 gün yatak istirahati şarttır.

Prostat kanseri;
Prostat bezinin genişleyip, büyümesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastanın karın bölgesinin alt kısımlarında ve bacak aralarında ağrı vardır. Bazen sırtta ve kollarda da ağrı hissedilir. Doktor tedavisi gerekir.
  
Prostat için Şifalı Bitkileri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz;


Ayı üzümü; Kuvvet verir. İshali keser. İdrar yollarını temizler. İdrar söktürür. Ateşi düşürür. İdrar yollarındaki taşların düşmesine yardım eder. Prostat büyümesinden kaynaklanan şikayetleri giderir.

Domates; Kanserden koruyucu ve yaşlanmayı zihinsel ve bedensel olarak yavaşlatıcı bir sebze. C ve E vitaminleri içerir. Domates zengin bir potasyum kaynağıdır ve çok az miktarda tuz bulunur. Yüksek kan basıncını düşürmeye yardımcı olur ve vücudun su tutmasını engeller. Kalp hastalıklarına ve prostat kanserine karşı etkili. 'Beta karotin'e yakın olan likopen içeriyor. Likopen vücudu kalp hastalıklarına karşı koruyan maddeler arasında yer alıyor. Araştırmalar domatesin prostat kanseri riskini azalttığını gösterdi. Haftada en az iki kez domates yiyen erkeklerin, diğerlerine oranla prostat kanserine yakalanma riskleri az

Eğir kökü;
Rhizoma Calami aromatici Gaz söktürücü, terletici ve antispazmotiktir. Dahilen prostat, haricen ise romatizma için kullanılır. 

Mahlep; Pruni mahaleb Afrodizyak, balgam söktürücü, nefes darlığı ve prostat için, ayrıca şeker hastalığına karşı kullanılır.

Üzerklik; Bağırsak kurdundan prostata, hemoroitten karın ağrısına pek çok hastalığa iyi gelmektedir. 

Enginar;
Kandaki üre ve kolesterolü düşürür. İdrar söktürür. Kandaki şeker miktarını ayarlar. Damar sertliği ve kalp hastalıklarını önler. Böbrekteki kumların dökülmesine yardımcı olur. Prostat, meme ve rahim ağzı kanserine karşı iyi gelir. Enginarın içinde bulunan Silymarin maddesinin, hücrelerin hasar görmesini engellediğine işaret eden araştırmacılar, ayrıca Silymarin maddesinin, prostat, meme ve rahim ağzı kanserini önleme konusunda da etkili olduğunu belirtti. Enginarın içinde, fiber, magnezyum, folate ve C vitamini bulunduğu, bu sebzeyi bol miktarda tüketenlerin, bulundukları yaşın daha altında gösterdikler.

Kereviz tohumu; Apii graveolentus Uyarıcı ve iştah açıcıdır. Prostat için kullanılır.

Deniz Kuvvetleri’nde bir rütbe...

Amiral, (Alm. Admiral, Fr. Amiral, İng. Admiral).
(Fr. amiral ). Rütbesi general ile aynı olan deniz subayı.
Osmanlılarda, Derya Beyi Amiral demektir.

Rütbeler;
Büyük Amiral (Kara ve Hava kuvvetlerindeki mareşal rütbesine eşdeğerdir.
Türkiye tarihinde büyük amirallik rütbesi hiç kazanılmamıştır. Osmanlı Devleti'nde büyük amiral rütbesi 1538 Preveze Deniz Savaşı'ndaki başarısından dolayı Osmanlı Kaptan-ı deryalarından Barbaros Hayrettin Paşa'ya Kanuni Sultan Süleyman tarafından verilmiştir. İzmir’in ilk fatihi ve Anadolu Selçuklu Devletinin müstakil İzmir Beyi “Çaka”, Türklerin ilk amiralidir.

Oramiral, Koramiral, Tümamiral, Tuğamiral. Her rütbede bekleme süresi dört senedir. Bu zaman sonunda amiral bir üst rütbeye terfi edebilir.
Albay, Yarbay, Binbaşı, Yüzbaşı, Üsteğmen, Teğmen, Asteğmen.

Gemi ...

Sefine, (Arapça), (İng. Ship, vessel).
Şilep,
Vapur,
Tekne,

Gemi,
Su üstünde yüzen, insan ve yük taşımaya yarayan büyük taşıt, sefine.
Tonajı ve adı ne olursa olsun denizlerde ve iç sularda su ürünleri araştırmasında, istihsalinde, naklinde, işlenmesinde kullanılan kayık, sandal, yelkenli, şat, sal, mavna gibi vasıtalarla buharlı veya motorlu bilumum yüzer araçlar. Deniz, nehir ve göllerde yük ve yolcu taşımak maksadıyla kullanılan araçlar.

Antalya’nın Kaş ilçesinde, Eşen Çayı'’nın ağzında bir kıyı gölü...

Gelemiş,

Kaş’tan Fethiye’ye doğru gidildiğinde Xanthos-Eşen ovasının güney ucunda Gelemiş Köyü’ ne varılır. Bataklık arazide ve kum erozyonuna maruz kalmış sahilin kum yığınları arasında yer yer Patara antik kentinin kalıntıları görülmektedir. Kent adı Luwi/Etrüsk dilinde Padaura' dır. “Pa” kelimesi “su”ve “ura”yer anlamında olup, kentin adı “Sulak yer / ırmaklı yer” demektir
Bölgenin en önemli su kaynağı olan Eşen Çayı;  ikinci bir büyük kol olan Akçay ile birleşerek tek kol halinde Kestepe doğusundan güneyde Kınık Köyü doğusunda ovaya iner. Eşen Çayı kendi oluşturduğu delta ovasında kıvrılarak, güneybatıya yönelir ve Çayağzı' ndan Akdenize dökülür. Bölgede kurutma kanallarıyla kurutulmuş Ova Gölü bulunmaktadır. Gelemiş Köyü civarında oluşan bataklık yağışlı dönemde bir göl halini almaktadır. Patara Antik Kenti'nin orta kesimlerinde bataklığa dönüşmüş olan Gelemiş Gölü hem Antik Kent kalıntılarını hem de özel bir ekosistemi içermesi bakımından ayrı bir öneme sahiptir.
 
Patara bölgesi, Eşen Çayı tarafından ikiye ayrılmış genelde ova görünümlü, etrafı düşük yükseltili, Jura-Kretase  devrinde oluşmuş genelde kireçtaşı ve ofiyolitlerden müteşekkil diri faylarla bölümlenmiş dağlarla çevrilidir. Bu düzgün topografyalı kalın alüvyonlarla örtülü alanın, orta kesimleri yeraltı su seviyesinin yüzeyde veya yüzeye çok yakın olması nedeniyle sulak-bataklık alan karakterindedir ve bu alanda çok sığ, yazları kuruyan Gelemiş Gölü (Ova gölü) bulunmaktadır.
 
Bölge ekonomisi genelde tarım dayalı olup son yıllarda turizm gelişmeye başlamıştır. Yöre yaşayanları yazları yaylaya göçmektedir. Gelemiş kıyı gölü - Ova gölü çevresinde modern  yöntemlerle tarım yapılmaya başlanmış olup seracılık yaygındır ve turfanda sebze meyve üretimi yapılmaktadır.

Eşen Çayının denize döküldüğü alanın, Eşen Çayı’ nın taşıdığı alüvyonların denizel akıntılar ve rüzgarlarla işlenmesi sonucu, bölgenin en önemli doğal yapısını belirleyen 18 Km doğu-batı uzanımlı, 500 m. genişliğinde, muhteşem Patara Kumsalı oluşmuştur. Bu bölgede denizden kara yönüne bazen şiddetli esen rüzgarlar, kumsalın kara yönünde ilerlemesine, kum fırtınası ve göçüne neden olmaktadır.

“Dijital” sözcüğünün karşıtı...

Analog, İng. analog(ue). 
Analog sinyaller yoluyla çalışan ve dijital elektroniklere göre daha maliyetli cihaz. Frekans ve genişliğinin değişmesine rağmen gönderildiği gibi alınan sinyaldir. Verilerin bir ekran üzerinde elektronik olarak gösterilmesi digital sözcükle açıklanır ve kelimenin karşıtı da analog' dur.

Dijital kelimesi Latince’de parmak anlamına gelen digitus kelimesinden türetilmiştir. Yani dijital kelimesinin anlamı her bilgi parmakla sayılıp, sınıflandırılarak yeniden düzenlenebilir, kodlanarak muhafaza edilebilir şeklindedir. 

Bir örnekle açıklarsak; Bir harita kitabındaki bir tepenin siluetini başka bir kağıda kopya etmek isterseniz, haritadaki şeklin üzerine yarı şeffaf bir kağıt koyup, üstünden geçerek kopyaladığınız bir analog kopya olur. Dijital kopyada haritadaki tepe silueti dikey çizgilerle kısımlara ayrılır ve tepe siluetinin üzerindeki her noktanın yatay eksene göre koordinatları saptanırak, başka bir yere, bu koordinat bilgileri aktarılır. Aktarılan bu koordinat bilgilerine göre tepenin silueti harita kitabındakinin aynısı olarak yeniden çizilmiş olur.
Hayatı analog olarak yaşarız. Çevremizi analog olarak algılarız. Duyu organlarımızdan gelen ışık, ses, tat, koku vb. gibi duyguların tümü analogdur. Analog teknoloji tabiatın doğasında vardır. Analog teknolojide her şey, olduğu gibi, bire bir algılanır ve değerlendirilir.

Dijital teknolojide ise gelen her şey, formüle edilerek kodlanır ve bu kodlar saklanır. İleride kullanılmak istenildiğinde bu kodlar çözülerek tekrar orijinal bilgi elde edilir. Dijital teknolojinin ilk örnekleri bilgisayarlardır. Bilgisayarlar her seyi sadece evet (bir) ve hayır (sıfır) olarak algılarlar.

Analog ve dijital teknolojiler arasındaki fark için en güzel örnek, eski uzunçalarlar ile yeni nesil kısaca CD denilen diskleri karşılaştırarak verilebilir. Dijital teknolojide asıl amaç bilgileri en sağlıklı ve güvenilir biçimde iletebilmektir. Dijital sinyaller haricinde cihaza gelen bilgiler, gerekse cihazdan çıkıp, ses ve görüntü olarak bize ulasanlar zaten hepsi analog değerdedir.

Mercimek, bulgur ve yoğurtla hazırlanan bir yemek. ..

Pastigan,
Pastigan Aşı.

Malzemeler;
1 su bardağı yeşil mercimek
1 çay bardağı pilavlık bulgur
2 su bardağı yoğurt
yarım demet dereotu
2 diş sarmısak
tuz, karabiber.

Yapılışı;
Mercimeği bol suda haşlayın, yumuşamaya başlayınca bulguru ekleyip, tuzu koyun. Mercimek ve bulgur pişirmeye başlayın, pişince soğumaya bırakın. Çorba yenileceği zaman derin bir tasın içerisinde yoğurt ve dövülmüş sarmısağı, ılık çorbanın içerisine karıştırarak ilave edin. Yoğurdun boza kıvamına gelmesi için gerekirse yoğurdun içerisine su da ilave edin. Çorbanın üstüne çok ince kıyılmış dereotu serperek servis ediniz. Afiyet Olsun, Yarasın bu lezzet Harikası...

Gemilerde türlü işlerde kullanılan bir tür demir halka...

Anele, (İt. anello). 
Gemilerde türlü işlerde kullanılan bir tür demir halka.

Çocuk yuvası...

Kreş, (Fr. crèche). 
Çocuk yuvası.

1915 yılından sonra yürürlüğe giren Tedrisat-ı İbtidaiyye Kanun-ı Muvakkatı ile ilk mektepler bünyesinde ana okulları açıldı. Daha sonra, Cumhuriyet döneminde çıkarılan Ana Okulları ve Ana Sınıfları Yönetmeliği ile ilkokullar bünyesinde açılan ana okullarının, Kız Meslek Liselerinde de döner sermayeli ana okulların açılmasına imkan verildi. Ayrıca özel sektöre de ana okulu açma izni verildi.

1980’den sonra Türkiye genelinde ana okulları, kreş, çocuk yuvası, çocukevi gibi yerler özel ve kamu kuruluşları tarafından işletilmektedir. Bunlardan 0-3 yaş grubundaki çocuklar için, açılmış olanlara kreş; 3-6 yaş grupları çocukları için açılanlara Yuva ve çocuk evi ismi verildi.

Bu okulların denetimleri İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Sağlık ve Sosyal Hizmetler Müdürlükleri tarafından yapılmaktadır. Milli Eğitim Müdürlüklerine bağlı olanlara ana okulu, Sağlık ve Sosyal Hizmet Müdürlüklerine bağlı olanlara ise çocuk evi ismi verilmektedir. Bu okulların her ikisi ilkokul öncesi eğitim vermektedir.

Kanunlara göre, ana okullarında çalışan yönetici ve öğretmenlerin yüksek öğrenim görme şartı vardır. Kurucular için ise, böyle bir şart yoktur. Yapılan son 1989-90 istatistiklerine göre, ana okullarından 0-6 yaş grubundaki çocuklardan yüzde 1’i, 3-6 yaş grubundaki çocukların ise yüzde 2’si faydalanabilmektedir.
 

İştah açmak için yemekten önce alınan içki...

Aparatif,  
Aperatif, (İng. aperitif).

Latince dışarıya doğru açılmak anlamına gelen Aperitivns kelimesinden türetilmiş olup, tüm dillere benzer sözcüklerle yerleşmiştir. Aperitif ile yemeklerden önce iştah açmak için alınan içki  kastedilir. Bu içkiler mideyi yormayan hafif ve sek içkilerdir. 

Aperatif olarak Sherry, Vermut, Campari, Dubonnet ve Şarapları sayabiliriz. 

Şaraplar;
Aperatif veya fortified (fortifay) şaraplar olarak da bilinirler. Diğer şaraplardan farkı alkolle güçlendirilmiş olmalarıdır. Alkol dereceleri % 15-22 vol arasındadır. Bu şarapların özelliği mayalanma sürecinde üzüm şırasındaki şekerin tamamı alkole dönüşmeden, şaraba % 20 oranında üzüm alkolü (brandy) ilavesiyle kalan şekerin alkole dönüşmesi durdurulur. Böylece normal şaraplardan daha çok alkol içerir. Şıra içindeki şeker de alkole dönüşmeden şarap içinde kalır. Bu tip şarapların tatlı olmalarının nedeni de budur. Sek türlerinde şeker tamamen alkole dönüşür.

Sherry
İspanyolların ünlü ön içki şarabıdır. İspanya’nın Jerez de la Frontera şehrinde üretilir. Mayalanma sonunda içine suma (ham alkol) veya kaynatılmış üzüm suyu karıştırılır. Dört beş yıl fıçılarda dinlendirilir. Alkol oranı % 17–20 arasında değişir.
Başlıca Sherry tipleri şunlardır. 
Fino: Çok açık renkli sek, hafif yapılı, taze aromolı bir sherry’dir. Kendine has güzel kokusu vardır.
Amontillado: Kehribar renginde, fıçılarda uzun süre dinlendirilmiş, normal kokuludur, fino kadar sek değildir. 
Vino de Pasto: Demisek, biraz koyu renkli ve hoş kokuludur.  
Montilla: Amontillado' dan daha sek ve açık renklidir. Golden: Altın renkli demisek bir “sherry”dir. Olorosso: Tatlımsı bir sherry'dir.
        Porto
        Portekiz’in Dourotal (dorotal) bölgesinde üretilir. Porto şehrinden ihraç edildiği için bu ismi almıştır. Şıra mayalanmayı tamamlamadan önce (içinde daha bir miktar üzüm şekeri varken) meşe fıçılara alınarak ham alkol ilave edilir. Fıçıda en az üç yıl dinlendirilir ve uzun yıllar dinlendirilmeye uygun kalitede şaraplardır. Porto şarap enstitüsü denetiminde şişelenir.
        Alkol oranı %17–20 arasındadır. Beyaz ve kırmızısı olan sek ve tatlı şaraplardır. Porto’nun
        tatlı şarabı likör şarapların en ünlüsüdür. Sek olanı aperatif, tatlı olanı yemeklerden sonra
        digestif olarak servis edilir.

        Bir domates hastalığı...

        Tuta,  (Tuta Absoluta). 

        Bilimsel literatürde Tuta Absoluta olarak adlandırılan zararlının, domates yapraklarına zarar vermektedir. Bu nedenle ''domates yaprak galeri güvesi'' olarak da bilindiğini söylenir. Domateste verim ve kalite kaybına yol açan bu hastalıkla mücadele erken başlatılmalıdır. Bir iki yıldır Türkiye'de görülmeye başlayan ve domateste büyük ürün ve verim kaybına yol açan 'Tuta Absoluta' zararlısı çok hızlı şekilde ülkenin her tarafına yayılıyor. Üründe kalite ve kaybına yol açan ''Tuta Absoluta'' hastalığının insan sağlığı açısından bir tehlike oluşturmadığı bilinir. Domates yetiştiriciliğinin ana zararlısının domates güvesinin bitkileri kök hariç tüm kısımlarında zarar verir. 
        Tuta ismiyle anılan hastalık, kelebeklerin domateslerin üzerine konup larvalarını domatesin içine bırakması sonucu oluşan kurtların domates kızarmaya başlayınca gelişip domatesi çürütmesiyle oluşuyor. Domates bitkisinin tüm kısımlarıyla beslenen Tuta larvaları; üründe çok büyük zararlara sebep olmaktadır. Larvaları yapraklarda ve yeşil olgun meyvelerde büyük galeriler açarlar. Kelebek cinsinden olan Tuta absoluta zararlısı,  %80-100 oranlarında ürün kaybına neden olabilmektedir. Zararlının esas konukçusu domates olup aynı zamanda patates, patlıcan ve biberde de zarar vermektedir.

        Zararlı, domatesin yaprağına yumurtalarını bırakıyor. Bunlar galeriler açarak yaprağın kurumasına neden oluyor. Sadece yaprakla sınırlı kalmayan bu zararlı meyve yüzeyine, daha sonra da içerisine girebiliyor. Bunun yanı sıra domatesin gövdeyle birleştiği yerden girerek de tüm gövdeyi çürütebiliyor. Zararlı çok küçük bir böcek olup ve hızla üreyerek kısa sürede büyük alanlara yayılabilmektedir.

        Tuta absoluta'nın önceden etkili olduğu bilinen kimyasal ilaçlara karşı duyarlılığı azalmıştır. Güney Amerika'da yapılan çalışmalar bilinen bir çok sentetik insektisitlerin başarısız olduklarını göstermektedir. Ayrıca, açtıkları galeriler larvaların kontakt etkili insektisitlerle temas etmesini de engellemektedir. Diğer taraftan da, kimyasal ilaçların faydalı böcekleri öldürmesi, sağlık ve çevre riskleri oluşturmaları ihracat yapan domates üreticilerine ciddi sınırlamalar getirmektedir. Bu nedenle, bilinen insektisitlerin yerine çevreye ve faydalılara karşı zararsız olan yeni molekül insektisitlerin bu zararlıyla mücadele de dönüşümlü olarak kullanılmaları tavsiye edilmektedir.

        İslam bilginlerine verilen ad...

        Ulema, (Arapça),

        Bilginler. 
        Sarıklı din bilginleri.

        Osmanlı' da hukukçu, öğretim üyesi ve din adamlarının oluşturduğu zümreye İlmiye sınıfı, Ehl-i şer ya da Ulema (Alimin çoğulu Ulema) denir.  Osmanlı Devletinde din bilginine alim denir. Alimin çoğulu da ulemadır. Bugünkü anlamı Bilginler' dir.

        Tabanı tahtadan yapılmış deri ayakkabı....

        Galoş, (Fr. galoche).
        Kaloş,
        Tabanı tahtadan yapılmış deri ayakkabı.
        Müzelerde, özellikle sağlık kurumlarında özel bölümlere girerken ayakkabı üzerine geçirilen ince ve şeffaf korumalık.

        Eski Türkler ayakkabıya başmak, edik, çarık, çedik, sokman, oltan(ortan), Kaloş (Galoş) derlerdi.  



        Ayakkabıda gelinen son nokta yanda gösterilmiştir.  

        Ayakkabının Tarihçesi;
        Eskiçağlarda çoğu insan, tabanı deriden ya da tahtadan sandallar giyerdi. Bu tür sandallara Eski Mısırlıların mezarlarında rastlanmıştır. Eski Yunanlıların avlanırken uzun çizme giydikleri görülmüştür. Bunun yanında banyoya bile ayakkabı ile girdikleri bilinmektedir. Girit'teki Minos uygarlığı ve Roma dönemlerinde bu tür ayakkabı ve çizmeler kullanılmıştır.

        Ortaçağda, ayağı sarması için yumuşak deri ya da kumaştan yapılan ayakkabıların burunları sivriydi. Yolculuk sırasında ise potinler ya da baldırlara kadar çıkan çizmeler giyilirdi. 14. yüzyıl sonlarına doğru öylesine uzun burunlu ayakkabılar üretildi ki, bunlarla yürüyebilmek için ayakkabının burnunu bir zincirle diz kemerine bağlamak gerekiyordu.

        Daha sonraki tarihlerde ayakkabılara yüksek mantar topuklar eklendi. Ayakkabıyı korumak amacıyla giyilen mantar topuklu şosonlar 1575'te moda oldu. Ama kötü havalarda ya da çok yağışlı bölgelerde tahta tabanlı ayakkabılar da giyiliyordu. Bu tür tahta ayakkabıları (sabo), Hollandalı çiftçiler günümüzde de giyerler.

        17. yüzyılın başlarında ayakkabıların yerini alan yüksek topuklu uzun çizmeler, evde bile giyiliyordu. Sonraları, dantelli çorapların görünmesi için çizmelerin üst kenarları dışa doğru kıvrıldı. 1660'tan sonra siyah, üzeri bağcıklı ya da tokalı, kalkık kare burunlu ayakkabılar çizmenin yerini aldı. Kadın ayakkabıları erkek ayakkabılarının modasını izledi. 17. yüzyıldan başlayarak, sivri burun ve yüksek topuklarıyla özgün bir biçim aldı.

        1720'lere kadar kare burunlu ayakkabılar yaygındı. Bu tarihten sonra bunların yerini yuvarlak burunlu ayakkabılar aldı. 1770'lerde üstte geniş kıvrımları bulunmayan uzun çizmeler moda oldu. 18. yüzyılda kadın ayakkabıları zaten ya da brokardan yapılıyor ve toka, kurdele ya da fiyonklarla süsleniyordu. Yüksek topuklu ayakkabılar 1790'da tümüyle ortadan kalktı. Sokaklar ve yollar öylesine kötü ve çamurluydu ki, insanlar evden dışarıya çıkarken şosonlarını giymek zorunda kalıyorlardı.

        19. yüzyılda kadın ayakkabıları saten ya da kadifedendi ve topuksuzdu. Erkekler ise genellikle düğmeli, bağcıklı ya da yanları esnek çizmeler giyiyorlardı. 1860'ların bağcıksız ve yanları esnek yarım çizmeleri çoğu zaman beyaz ipekten yapılıyordu. On yıl sonra yüksek topuklar yeniden moda oldu, çizmeler de yanları düğmeli olarak yapılmaya başlandı. Ayakkabılarda ve çizmelerde hâlâ bez kullanılıyordu, ama ayakkabıların burunları bazen deriden yapılıyordu. 19. yüzyılda kadınlar fabrikalarda ve bürolarda çalışmaya, ayrıca yürüyüş ve bisiklete binmek gibi sporlar yapmaya başlayınca daha sağlam ayakkabılar kaçınılmaz hale geldi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı Birinci Dünya Savaşı (1914-18) sırasında ortaya çıktı. Günümüzde de ayakkabı yapımında moda önemli rol oynamaktadır.

        Pirinci kabuğundan ayırmak ya da bulgur dövmek için kullanılan dibek...

        Dink,
        Ding,
        Soku,
        Ding-Dink, pirinci kabuğundan ayırmada kullanılan dibek.
        Soku içinde tokmakla bulgur, yarma, döğme veya kuru biber dövülen büyükçe taştan oyulmuş bir gereçtir. Sokunun bir adı da dibektir.
        Pirinci kabuğundan ayırmak veya bulguru dövmek için kullanılan dibeklere dink de denir.


        Pirinci kabuğundan ayırmak veya bulgur dövmek için kullanılan dibek.
        Tahılın kabuğunu yumuşatmaya ve ayırmaya yarayan değirmen. 
        Tahılın kabuğunu ayırmaya yarayan büyük taş dibek. 
        Pirinç fabrikası. 
        Pirinç dövmeğe yarayan, hayvanın çevirdiği büyük taş silindir.

        Ağaçtan oyularak yapılan, içi ve ağaç kolu dişli olan, şal, aba, şayak gibi kumaşları dövmeğe yarayan bir araç. 
        Değirmenin mili.
        Şayak, aba vb.ni dövmek için kullanılan araç.

        Ding, 
        Değirmen; dövme bulgurun yapıldığı eski bir değirmen çeşidi.

        Çözümleme...

        Analiz, (Fr. analyse, İng. analysis ).
        Tahlil, (Osmanlıca)

        İlaç...

        Deva,
        Em,
        İlaç (Arapça).
        İm,
        Mualecat.

        Bir hastalığı iyi etmek veya önlemek için türlü yollarla kullanılan madde, em, deva.
        Tıpta kullanılan ve biyolojik etkinliği olan saf bir kimyasal madde veya ona eş değer olan bitkisel veya hayvansal kaynaklı, standart miktarda etkin madde içeren karışım,  

        Bir noktanın deniz yüzeyinden olan yüksekliği...

        Rakım, (Arapça).
        Yükselti.
        Rakım, herhangi bir objenin bilinen bir düzeye göre yüksekliğidir. Genellikle bu bilinen düzey, ortalama deniz seviyesidir. Rakım, Kuzey Amerika' da ve İngiltere' de feet, geri kalan yerlerde ise metre ile ölçülür. Rakımın artmasının, basınç ve sıcaklık üzerinde etkileri vardır. Rakımın artmasının, basınç ve sıcaklık üzerinde etkileri vardır. 

        Dünyanın en yüksek rakımına sahip, görkemli yapısı ve yüksekliği nedeniyle Tibetlilerin “Dünyanın Ana Tanrıçası” anlamında Çomolungma adını verdiği everest dağının dünya üzerindeki en yüksek nokta olduğu bilinmektedir. 1852 senesinden beri insanlar, tepenin yüksekliğini (rakımını) tahmine çalışmaktaydı. Hindistan kadastro idaresinin yaptığı ölçümlerle, 1954 senesindeki tahminlere göre rakım, günümüzde kabul edilen yükseklik küçük bir yanılma payıyla 8.848 m. olarak belirlenmiştir.

        Dağcılıkta üç tür rakım vardır:
        • Yüksek rakım = 1500 m – 3500 m (5000 – 11.500 ft)
        • Çok yüksek rakım = 3500 m – 5500 m (11.500 – 18.000 ft)
        • Aşırı rakım = 5500 m – ve daha yüksek (>18.000 ft)
        Herhangi bir il sınırında genellikle o ilin nüfusu ve rakımı şehir tabelalarında belirtilmektedir.

        Doğuştan, anadan doğma...

        Maderzad, 
        Maderzat (Farsça). 
        Viladi,
        Yaradılış, 
        Kalıtsal, 
        Herediter, 
        İrsî,
        Anadan doğma.
        Genetik.
        Doğuştan, (İng. congenital). 
        Bireyin doğduğu andan beri var olan, bununla birlikte kalıtımla ilişkisi olmayan (özellik).

        Elem veren, acıtan, iç sızlatan...

        Müellim, (Osmanlıca).
        Elem' den, acı ve elem veren. 
        Acıtan, ağrıtan.

        Güney Amerika’da yaşayan bir yük hayvanı.

        Lama, (Lama glama).
        Geviş getirenlerden, Güney Amerika'nın dağlık bölgelerinde yaşayan, yük hayvanı olarak kullanılan, karadan aka kadar türlü renklerde olabilen, tüyleri uzun, boyu yüksek ve boynu uzun hayvan (Lama). Çift parmaklılar (Artiodactyla) takımının, devegiller (Camelidae) familyasından, deveden daha küçük, hörgücü olmayan, bazı bölgelerde yük hayvanı olarak kullanılan, karadan beyaza kadar çeşitli renklerde olabilen, uzun tüylü, Güney Amerika'da yaşayan bir tür hayvandır..

        İnkalar zamanından beri insanlar, hayvanın etini yer, yünü sayesinde ısınır, derisiyle kendine ayakkabı yapar, mum yapımında kullandığı yağıyla aydınlanırlar. Lama'nın tüyleri bükülerek ip haline getirilirek çeşitli amaçlarla kullanılır. Hayvanın dışkısı kurutularak yakıt olarak kullanılır . Lamaların, yalnız erkeği üç yaşından itibaren yük hayvanı olarak kullanılır. 

         Hayvan şubat veya mart aylarında tek yavru yapar ve sütü ancak bu yavruya yettiğinden insanlar tarafından alınmaz.  Çiftçiler hayvanın sırtına ancak hafif yükler yüklerler, yününü kumaş dokumakta kullanır, fakat dövüp keçe haline getirmezler. Eti yenilir. Lamanın eti şerit şerit keserlir ve güneşte kurutarak tüketilir. İnkalar, dinsel törenlerde en değerli kurbanlık hayvan olarak yalnız erkek lama keserler. Dişi lamaları öldürmek yasaktır. Her Tanrıya ayrı bir lama çeşidi kurban ederlerdi. Mesela İnkaların en kudretli Tanrısı Virakoça'ya kahverengi bir lama kurban edilir. Krallık otoritesinin sembolü beyaz lamalar Güneş Tanrısına kurban edilir. Karışık renkli hayvanlar ise, gökyüzündeki bulutları temsil ettikleri düşüncesiyle, Gök gürültüsü Tanrısına armağan  edilir.
        Eski çağlarda devenin bu akrabasının evcilleştirildiği tek ülke Peru İmparatorluğudur. 16. Yüzyılda İspanyollar  Peru'ya geldiklerinde, İnka'lar lama'yı iki bin yılı aşkın zamandır kullanmışlar. İspanyollar hayvana Peruluların koyunu gözüyle bakmışlardır.

        Lama, Güney Amerika'nın dört devemsi geviş getiren hayvanının en kuvvetlisi ve en irisidir. Yetişkin bir erkek, omuz hizasında yaklaşık olarak 120 santim boyundadır. Tüylerinin rengi kahverengi veya siyahımsı ile beyaz arasında oynar. Başı, boynu ve bacakları kısa tüylerle kaplıdır, buna karşılık vücudu, ele ipek gibi yumuşak gelen daha uzun tüylerin altında kaybolmuş gibidir.

        Kuvveti, iriliği, en sarp yerlerde bile emniyetle yürümesi ve soyunun bolluğu, lama'nın dün olduğu gibi, bugün de mükemmel bir yük hayvanı olmasını sağlar. Maden cevherini dağlardan su yollarına ve deniz kıyısına nakletmekte kullanıldığı yerlerde özellikle değerlidir. Bu hayvanlar en çetin arazide bile günde 20-25 kilometre yol alabilirler. Lama'lar iriliklerine göre, 30-35 kilo ile 100 kilo arasında oynayan yükler taşıyabilirler. Yük, lama'nın tüylerinden örülen ve yine lama ipleriyle bağlı torbaların içinde taşınır. Sırtındaki yükü fazla bulursa, inatçı hayvan derhal yere çöker ve dövülmesi pahasına kıpırdamaz. Ayrıca kızınca tükürdüğü de rivayet edilir.

        Okur...

        Kari, (Osmanlıca).
        Okuyan kimse, okuyucu, kari.
        Gazete, dergi ya da yazın türlerinden herhangi birini okuyan okuyucu.

        Huy, karakter...

        Şemail,
        Mizaç,

        Huy ve ahlak yönünden yaradılış yapısı...

        Mizaç,
        Tıynet,
        Cibilliyet.

        Küçük su kanalı....

        Ark,
        Arık, 
        Harık,

        Su kanalı, Su yolu.
        İçinden su akıtmak için toprağı kazarak yapılan açık oluk, arık

        Yankı...

        Eko, (Fr., İng. Echo).
        Akis.
        Aksiseda,(Osmanlıca).
        İnikâs,
        Sesin bir yere çarpıp geri dönmesiyle duyulan ikinci ses, aksiseda, inikâs, akis, eko.
        Ses dalgalarının ya da elektromagnetik dalgaların bir engele çarpıp geri dönmesi olayı; çarpıp geri dönen dalgalar.

        Hastalıklı, sakat ...

        Alil, (Arapça).
        Eski dilde, Hastalıklı, sakat.

        Hastalık, organizmada birtakım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla sağlığın bozulması durumudur. 
        Genel olarak hastalık için;
        Araz,
        Dert,
        Maraz, Maraza,
        Çor, İllet,
        Sökellik,
        Sayrılık,
        Zort,

        Salgın hastalıklar için;
        Kırgan,(Gıran, gırgan),
        Kırgın,
        Salım,
        Orta ağrısı,

        Bulaşıcı ve ölümcül hastalıklar için;
        Gezargi, Gezeen, Sepici, Tırnık,


        Uzun süren hastalıklar için;
        Ingıraz,
        Karaağrı


        Hafif hastalıklar için;
        Mırıngırın, sözcüklerikullanılır.




        Kuşatma, çevirme, sarma...

        İhata,
        Muhatara,
        Çevirme,
        Kuşatma,
        Bir ülkenin veya bir yerin dış dünya ile olan her türlü bağlantısını kuvvet kullanarak kesme, abluka, ihata, muhasara.

        Eski dilde dudak...

        Leb, (Fr. Lèvre, İng. lip ).
        Dudak,  ağzın, dişleri örten ve dışarıya doğru az veya çok kıvrılan üst ve alt kenarlarından her biri.

        Rio de Janeiro kentinin ünlü bir plajı....

        İpanema,

        Brezilya'da ünlü bir plajdır. Başka bir ünlü Copacabana Plajı yakınında bulunan Rio de Janeiro şehrinde, Brezilya' nın, Leblon ve Arpoador bölgeleri arasında güney bölgesinde saptanan bir çevredir. Ipanema plajı,  Ipanema' dan kız şarkısı ile ölümsüzleştirilmiştir. Plaj Ipanema ünlü şarkısı tarafından yaygınlaştırılan dünyanın en seksi plajlarından biri Antonio Carlos Jobim tarafından "The Girl From Ipanema". O ABD listelerinde ilk 5 sırada yer aldı 1964 yazında yer almaktadır.  Copacabana plajı (3.5 km. uzaklıkta) ile komşudur. Ipanema bütün alan Rio de Janeiro tamamının en pahalı yerlerden biridir. Sahilde beyaz kum ve iyi bir sosyal arka plan sunuyor. Ayrıca eşcinsel topluluk karşılamak için "gay beach" denilen bölüme dahildir. Pratik bilgiler
        Oblast Ipanema konumu da sanat galerileri, tiyatro, kafe, vs.,. Her yıl Şubat ayında, karnaval alayı Rio de Janeiro dışında, kendi düzenlenen aynı güzel plajları vardır .

        Turistik merkezlere, çok yakındır. Rio de Janeiro' ya 9 km., Cathedral of Rio de Janeiro  Heykel İsa Mesih heykeline 3.9 km., dir. Ipanema plajı, Efsanevi bir kumsal, eşi olmayan bir gece hayatı, lezzet yarışındaki restoranlar, şehirdeki en iyi alışveriş fırsatı, kültür merkezleri, müzeler ve çeşitli fiyat aralıklarında oteller. Bunların hepsi de yürüme mesafesinde, kaybolma ihtimali sıfır. Bir tarafta plaj diğer tarafta Lagoa var. Rio’da sadece bir günü olup da şehri bir yerlisi gibi yaşamanın yolu Ipanema’dan geçiyor.

        Şarkılara konu olan plaj aynı zamanda Bossa Nova’nın doğum yeri. Brezilyalı oyuncu Leila Diniz, 70’ lerde bikini giyen ilk hamile olarak Ipanema’da denize girmişti. 80’ lerin başında bir bikini altıyla güneşlenen ilk erkek Fernando Gaberia da bu iş için Ipanema’ yı seçti. Üstsüz ve tanga bikini modalarının başladığı yer de Ipanema. Ipanema’ nın ülkenin kültürüne ilk günlerden itibaren katkısı büyük. Ipanema Rio de Janeiro moda plajdır. Ipanema de Rio de Janeiro kentinin güneyindeki bir mahallede, Copacabana, Leblon ve Lagoa Rodrigo de Freitas yanındadır.

        1920-1999 yılları arasında yaşayan ve “Fadonun Kraliçesi” olarak adlandırılan Portekizli şarkıcı...

        Amália Rodrigues (1920-1999), 
        Amália da Piedade Rebordão Rodrigues,
        Portekizli fado şarkıcısı ve aktris.

        Fado 19.yy. dan günümüze kadar uzanmış bir Portekiz halk müziği türüdür. Fado kelimesinin tam anlamı olamamkla beraber kadere veya alın yazısına yakın  anlamdadır. Fado şarkılarını okuyan solistlere Fadista deniliyor. Gelmiş geçmiş Fadistaların en ünlüsü ve en ustası ise hiç kuşkusuz Amalia Rodrigues' dir. 

        Adı efsane haline gelmiş şarkıcı Fado denilince ilk akla gelen olup, Fado' nun kraliçesi (Rainha do Fado) olarak ünlenmiştir.  

        Ayrıca kendisine Portekiz' in sesi unvanı da verilmiştir. 

        Her türlü acıyı ifade edebilen inanılmaz güzellikte, berraklıkta mezzo soprano sesine sahiptir.Hep siyahlar giyerek sahneye çıkmıştır. 

        Tiyatro, Filmler, Dünya çapında konserler hayatı olmuştur. Çocuk yaşta annesi ve kardeşiyle Lizbon limanında meyve ve hediyeyelik eşya satarken söylediği şarkılarla fark edilmiştir. Ailesi istememesine rağmen gece kulüplerinde tavernalarda şarlkılar söyleyerek genç yaşta büyük üne sahip olmuştur.

        Fado' nun kraliçesinden bir parça;
        http://www.youtube.com/watch?v=1YriVM8sC7M

        Mısır’a özgü bir tür el kuklasına verilen ad...

        Aragoz,
        Mısır'da eskiden oynatılan kukla ve gölge oyunu türü. 

        Gölge oyununun çıkış noktası uzakdoğu, Çin olarak bilinir. Ticaret ve geziler sonucu Endonezya, Java ve Hindistanda yaygınlaşan gölge oyunu mistik ve dinsel bir etkiye sahiptir. Türkler Çin ile yakın ilişkileri dolayısıyla bu sanatı öğrenmişler ve kendi kültürleri doğrultusunda geliştirmişlerdir. Uygur ve Budist duvar resimlerinde görülen tasvirler Çin gölge oyununda da görülür.

        Gölge oyunu ülkemize Yavuz Sultan Selimin 1517deki Mısır seferi sonrası 16. yüzyılda gelmiştir. Mısırı fetheden Yavuz Sultan Selimin Memlük Sultanı Tomanbayın asılışını hayal perdesinde canlandıran bir hayal sanatçısını, oğlu Kanuni Sultan Süleymanın da görmesini arzu ederek İstanbula getirmesiyle gölge oyunu İstanbula gelmiştir. 

        Türkler 16. yüzyıl başlarında perde gerisinden gölge yansıtma tekniğini Mısırdan almışlardır. Mısır Memluklarının gösteri yaptıkları siyah, ışık geçirmeyen, arabesk motiflerle işlemeli tasvirleri, şeffaf ve renklendirilmiş deri üzerine işleyen Türkler, bu sanata farklı bir nitelik kazandırdılar. Mısır oyunlarının olay örgüsünün birbirinden kopuk yapısını düzenleyip yeni bir biçim verdiler. Oyun tipleri Osmanlı İmparatorluğunun bünyesinde barındırdığı halklar içinden ve mahalle geleneğinden seçilmiştir. Karagöz Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yayılmış, çevre ülkelerde etkili olmuş, geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Karagöz oyunu Mısıra tekrar yeni biçimiyle dönüp ilgi görmüştür. Bugün Mısır kuklasının adı Aragöz' dür. 

        Mısır gölge oyunlarında belirli, kalıplaşmış kişilere pek rastlanmaz. Nitekim 16. yüzyılda Karagöz ve Hacıvat' ın adını pek duymayız.Nitekim bir çok gezgin, 19. yüzyılda Mısırdaki gölge oyununu anlatırken, bunun Karagöz olduğunu, Mısıra Türkler tarafından sokulduğunu ve çoğunlukla Türkçe oynatıldığını belirtmişlerdir. İslam dünyasında bu oyuna Tayf-ül hayal, Zıll-i hayâl, Hayâl-el sitare gibi adlar verilmiştir. Bazı İslam mutasavvıfları eserlerinde hayâl sahnesini dünyaya, perdedeki geçici hayalleri insanlar ve diğer varlıklara benzetmişlerdir. Oyundaki hayaller nasıl perde arkasındaki sanatçı tarafından oynatılıyorsa, evrendeki varlıkları da görünmeyen bir yaratıcının hareket ettirdiği anlatılmıştır.

        Açığa vurma, yayma, duyurma...

        Faş, (Farsça.)
        “Gizli olanı açığa vurmak, duyurmak, ortaya dökmek, dile vermek” anlamlarındaki faş etmek, “belli olmak, açıklanmak, ortaya çıkmak” anlamlarındaki faş olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz.

        Karadeniz yöresine özgü, pekmezle yapılan aşuremsi bir tatlı...

        Termoni,
        Pepeçura,
        Laz Aşuresi,
        Rize dolaylarında çok sevilen bir çeşit Tatlıdır. Aşureden farkı, içine daha fazla tahıl konması, pekmez içermesi ve mısır unu kullanılmasıdır. Lazların oturdukları bölgeye özgü kokulu üzümün şırası, benekli fasulye ve mısır unu karışımı pişirilip katılaştırılır; hem ekşi hem de tatlı bir tadı var.

        Malzemesi: 
        1,5 bardak halli fasulye
        1,5 bardak renkli fasulye
        1 bardak buğday unu
        1,5 bardak armut pekmezi
        1 çay bardağı şeker, Su

        Yapılışı:
        Balli fasulye dört bardak su ile biraz pişirilir. Renkli fasulye dört bardak su ilavesiyle kazana konur ve ikisi birlikte pişinceye kadar kaynatılır. Fasulyeler pişince sekiz bardak su ilave edilerek su kaynayıncaya kadar ısıtılır ve buğday unu sulandınlarak kazana ilave edilir. Bir miktar yeniden kaynadıktan sonra da pekmezi, şekeri ve tuzu konularak beş dakika daha pişirilir. Kaselere konarak ılık veya soğuk olarak aşure gibi yenebilir.

        Not: Bu yemek zenginleştirilerek de yapılabilir. Bu takdirde yemeğe bir buçuk bardak taze mısır, bir çay bardağı bulgur, bir çay bardağı pirinç, bir avuç karalahana, 1 su bardağı kavrulmuş fındık, ilave edilir. Armut pekmezi yerine üzüm pekmezi veya taze şıra da konabilir.

        Kayak koltuklu uzun yarış kızağı...

        Skeleton (Buz kızağı),

        Skeleton, İngilizce "İskelet" kelimesinden türetilmiştir. Bu deyim, 19.yy. 80'li yıllarından seri kullanılan, karın üstünde sürülen ve yönlendirilen kızağı ifade etmektedir. Bilinen en eski kızak Finlandiya'da bulunmuş olup, yaklaşık M.Ö 6500 yıllarından kalmıştır.

        Düz ve dar iki ayağa sahip tekerleksiz araçlarla kar ve buzlu yüzeylerde kayılarak yapılan kış sporudur.  Kızakta bir yada iki binicinin oturacağı sağlam bir yer olmalıdır.Tek kişilik kızaklar 20kg,çift kişilik kızaklar 22kg’yi geçmemelidir.Suni olarak yapılan sahalarda saatte 100km’ye kadar hız yapılabilir.Sahanın uzunluğu 1000-1500m ve en az 9-15m çapında kavşağı olmalıdır.  Bu sporun birbirinden farklı 5 türü vardır:  

        1.Bobsled(Bobsle Igh) Yarışı:  
        Bob kızak anlamındadır. İki yada dört kişinin bindiği kızağın,yapay yada doğal eğimden kaydırılmasıyla yapılan spordur. Bobsled yarışı 1890 yıllarında ayaksız alçak kızakla yapılan Tobogganing yarışları ayrı bir spor olarak İsviçre'de ortaya çıkmıştır.

        2.Cresta (Skeleton) Kızak yarışı:  
        Kızak üzerinde bir şey bulunmaması sebebiyle skeleton (iskelet) ismiyle tanınır. Cresta kızak yarışı, önceleri İsviçre’ nin St.Maritz kış tatil merkezinde bulunan 1213 m. uzunluğundaki Creste pistinde yapılan yöresel bir spor olmuştur. 1885’ ten bu yana Creste pistinde Büyük Ulusal Şampiyona adı altında yarışlar düzenlenmiştir. 

        Yarışma pisti Bobsled pisti gibidir. Kızak, iki çelik kızak ayağı ve bunlara tutturulan düz bir parçadan oluşur. Düz parçanın üstünde göğüs koyma yeri vardır. Yarışmacı kızağa yüzükoyun yatar, vücut ağırlığını sağa sola kaydırarak hareket eder. Saatte 140 km’ ye varan hızlar elde edilir. Bu yarış günümüzde özellikle St.Maritz’ de büyük ilgi görmektedir.     

        Bu kızağın kapalı çelik rayları olup, iz uzunluğu 38 cm' dir ve sürücüsü ile birlikte maksimum 120 kg ağırlığında olabilir. Sporcu, kızağını ağırlık verme suretiyle  yönetir. Sporcu, kasket, yumuşak döşemeli yarış giysisi, eldiven ve yön vermeyle frenlemede kullanılmak üzere demirli ayakkabı kullanmaktadır. St. Moritz (İsviçre) Cresta-Run Pistinde bu sporcular 120 km/s 'ten fazla hız yapabilmektedirler.            

        Skeletonda baş önde ve farklı bir kızak çeşidi kullanılmaktadır. Skelaton kayıcılar Cresta kayıcılarla aynı aletleri kullanılar fakat ikisi farklı sporlardır. Skeleton; bobsleigh ve Luge kullananlarla aynı pisti kullanır. Cresta kendine özgü bir piste sahiptir. Skeletonda dümen ve frenleme mekanizmaları yasaktır ama crestada ayaklar bu konuda kullanılır.                 

        Skeleton çok hızlı kayış sporudur ve atletlerin deneyimleri bunu arttırır. Kızakçılar dümen ve fren mekanizması kullanamazlar ve hızları saatte 130 km kadar ulaşır. Dümen için ufak vites ve ayaklar sürüklenerek kullanılır.               

        Skeleton ilerde bobsleigh kariyeri için en iyi eğitimi veren ve atletleri hazırlayan bir spordur.  Pist kayıldıkça düzlüğünü yitirir.Bu nedenle her yarışmacı, yarışta ilk sıralarda olmayı tercih eder. Erkek yarışlarında, en iyi 12 ülke dünya kupasındaki sıralarına göre , bayanlarda ise en iyi 8 ülke katılmaya hak kazanır.  

        3.Köpek koşulu kızak yarışları:  
        Karlı arazide köpeklerin koşulu olduğu kızaklarla yapılan yarışlardır.  Kökeni Eskimolara özgü eski ulaşım yöntemlerinden kaynaklanır. Hala ulaşım ve taşıma köpek koşulu kızaklardan yararlanılır.  İlk köpek koşulu kızak yarışması 1923 Kış Olimpiyatlarnda yer almıştır. Halen, Alaska, Norveç ve ABD’ nin kuzeyinde yaygın bir spordur.  

        4.Luge Kızak Yarışı:  
        Luge adı verilen kızaklarla yapılır. Avusturya’ nın geleneksel kış sporu olan Luge, diğer orta Avrupa ülkelerinde de çok ilgi görür.  Geçmişi 16.yy’ a dayanmasına rağmen ilk Avrupa Şampiyonası 1914 yılında Avusturya’ nın Reichenfeis kentinde düzenlenmiştir. İlk Dünya Şampiyonası ise 1955’ te Oslo’ da yapılmıştır. Kış Olimpiyatlarında ilk kez 1964’ te kabul edilen Luge Kızak Yarışlarının yönetici organı ‘Uluslararası Luge Federasyonu’dur.        

        5.Toboggan Kızak Yarışı:
         Toboggan adlı ayaksız kızaklarla yapılan kayma sporudur. Kökeninin Amerikalı yerlilere dayandığı ve ilk Toboggan kızak yarışının Montreal’ deki Royal Dağı eteklerinde yapıldığı sanılmaktadır. 1930' larda Toboggan için özel pistler yapılmıştır. Günümüzde Toboggan yarışları, Bobsled ve Luge kızak yarışları şeklinde Olimpiyat Oyunlarında yerini almıştır.

        İnternette bir kişinin kendisini simgelemesi için seçtiği resim ya da şekil…

        Avatar,

        Avatar kelimesi gerçek bir kişiyi sanal alemde temsil eden sanal kişi (resim, grafik) için kullanılır. Kelimenin aslı sankritçede “Avatara”dır. Oradaki anlamıda ilahi bir kişinin gökten veya artık her nerede yaşıyorsa tanrısal alemden yer yüzüne inmiş hali olarak tanımlanır. Öğrenebildiğim kadarıyla göre Avatar kelimesi bu günkü haliyle ilk defa Neal Stephenson tarafından 1992 yılında yayınlanan “Snow Crash” isimli Science-Fiktion romanında kullanılmış.

        Hindu mitolojisinde bir tanrının insan veya hayvan şeklinde yeryüzüne inmesi demek. Ama Neil Stephenson, ki kendisi süpper bir yazardır, insanların Net’e çıkarken büründükleri sanal kimlik manasında kullanmış. Bi süre sonra da, artık chat odalarında, forumlarda, insanların kendilerini temsil etmesi için seçtikleri ikoncuklar, suratlar, resimlere avatar denmeye başlanmış.

        Hint mitolojisine göre tanrıların yeryüzüne indiklerinde büründükleri şekillerdir. Balarama, Sri, Varaha gibi isimler alan avatarlar, hikayelere konu olmuştur. Jetix'te yayınlanan Oban Star Racer adlı animasyon filmindeki gibi avatarlar bazı eski dinlerde inanılan tanrıların değişik bir şekil veya maddenin içine girerek görünmesidir.

        İnternet kullanıcılarını kendi hesaplarını kutucuğunun boş bir gri rengi olmasının yerine  kendilerini temsil eden, beğendikleri, herhangi bir resmi profillerinden kullanıcı resmi bölümüne yerleştirirler buna da avatar denir. Internette, nick ve mesajlarınızın yanında gözükecek küçük boyutta fotoğraflardır.

        Popüler Yayınlar

        İzleyiciler

        Yeni içerikler için takip edin!

        BULMACA ANSİKLOPEDİSİ