Hindistan kökenli bir bekçi köpeği cinsi...

Alangu,
Indian Alangu Mastiff
Indian Mastiff, 

Sindh Mastiff
Bully Kutta, 

Hindistan'da Alangu Mastiff olarak bilinir. Genellikle Pakistan ve ağır kırsal alanda bulunur. Tüm dünya çapında kan sporların da kullanılan köpeklerdir.


Yüksek sıcaklıklara ve basınçlara dayanabilen, çoğunlukla çelikten yapılmış sızdırmaz kap...

Otoklav,
Basınçlı su buharı ile doymuş bir ortamda 121 ve 134 derece sıcaklıkta sterilizasyon yapar.Mikropları yok etmek amacıyla laboratuvar ve ameliyathanelerde kullanılır. Aynı zamanda mikropları yok ettiği için meyve ve sebze konservesi yapımında da yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Sterilizasyon dışında başka işlemlerde de kullanılabilir.  Bildiğimiz düdüklü tencerenin laboratuvarlarda kullanılan cinsidir. Yüksek basınç altında(103 kilopascal), yüksek sıcaklıkda (121 santigrat derece) buhar ile sterilizasyon yapmakta kullanılır. Ortamdaki bütün organizmaları öldürerek sterilasyon sağlar.

Otoklavlar hacimleri 18-76 litre arasında değişen, içerisine konulan tıbbi malzemeyi sterilize etmek için basınçlı buhar uygulayan cihazlardır. Tek başına ısı veya tek başına basınç, sterilizasyon için yeterli değildir. Önemli olan ısı ve basıncın aynı anda belli bir süre uygulanmasıdır.Ancak bu şekilde bakterilerin spor formlarına etkili olmak mümkündür.

Halk dilinde kapıya verilen ad…

İsik,
Bab, (Osmanlıca, Genel olarak yüksek düzeydeki hükümet dairesi).
Portal, Sadece bir konuda yoğunlaşmış bilgilerin yer aldığı Genel Ağ sayfası, portal.

Osmanlı Devleti'nde resmî görev yeri.
Gelir, geçim, kısmet sağlayan yer, kaynak veya imkân
Bir yere girip çıkarken geçilen ve açılıp kapanma düzeni olan duvar veya bölme açıklığı.
Bu açıklıktaki açılıp kapanan kanat.
Tavla oyununda iki pul üst üste getirilerek karşı oyuncunun o haneyi kullanmasına engel olunan yer.
Sokak, dışarı.

Güneydoğu Asya’da yetişen ve mobilya yapımında kullanılan bir cins kamış...

Ratan,
Rattan,
Rattan adı verilen hint kamışı da mobilya yapımına uygundur. Bahçede kullanılan mobilyalar için uygundur. Dış mekan şartlarına dayanıklı malzemelerdir. Rattan örülerek yapılır ve şekil verilir. Bu malzemeler güneş ışınlarına dayanıklı ve hafiftir. Rattan Güneydoğu Asya bölgesinde yetişen uzun lifli bir bitkidir. Asıl  ismini  dokunmasındaki özelliğinden almaktadır. Rattan tropikal iklim kuşağında yetişen bir bitkidir. %90 nı Endonezya da üretilir yüzlerce çeşidi vardır.

Malaysiyadan rotan' a Rattan denir. Tropikal Afrika bölgeleri, Asya ve Avustralasya'ya özgü yaklaşık altı yüz türüne Calameae hurma palmiyelerine verilen isimdir. 

Metal topların küçük bir ahşap topun yakınına atılmasını amaçlayan spor dalı...

Petank,
Petanque.
Petank Fransa'ya dayanan bir oyun olup, günümüzde Fransa'da 700 bin civarında lisanslı Petank oyuncusu vardır. Rekreasyon etkinliği olarak ta yaygın biçimde oynanan bir spor olan Petank, Akdeniz Oyunları ve Dünya Spor Oyunları gibi önemli organizasyonlarda da yer almaktadır.

Derisinden kürk yapılan bir kır sansarı. ...

Fersan,
Farsça,
Derisinden kürk yapılan bir kır sansarı. 
Derisi kürk yapımında kullanılan bir sansar cinsi.
Ev Sansarı,
Adi Sansar,
Kır Sansarı
Sansargiller (Mustelidae), etçiller takımına ait bir familyadandır. 


Sansarlar postlarının güzelliğiyle tanınan yırtıcı memelilerdir. Yakın akrabaları arasında kokarca, gelincik, kakım, mink ve samur sayılabilir. Genel olarak çevik yapılı, ince uzun gövdeli, kısa bacaklı, yuvarlak kulaklı hayvanlardır. 

Eski dünya'da Avrupa'dan Güneydoğu Asya'ya kadar uzanan bölgeye, Yeni dünya'da ise Kuzey Amerika'ya yayılmış olan bu hayvanlar genellikle ormanda yaşar ve ağaçlara kolayca tırmanırlar. Besinleri leşlerden küçük hayvanlara ve meyvelere kadar büyük bir çeşitlilik gösterir.

Türleri;
Kır sansarı (Martes foina),
Amerika Sansarı (Martes americana).
Sarı Boyunlu Sansar (Martes flavigula).
Ağaç sansar (Martes martes).
Japon Sansarı (Martes melampus).
Balıkçık Sansar (Martes pennanti)-oklukirpiyi öldürüp yiyebilme beceresiyle ünlüdür.
Alaca sansar (Vormela peregusna),
Samur (Martes zibellina).

Kır Sansarı ;
Kediyi andıran uzun ve ince bir vücudu, uzun ve bol tüylü kuyruğu vardır. Boyları 40-50 cm., ağırlıkları 2 kg. civarındadır. Boyunlarında beyaz renkte çatal şeklini andıran tüyler olan sansarlar, parlak koyu kahve rengindedir. Geceleri ava çıkar. Sıkıştırıldıklarında oldukça tehlikeli olabilirler. Çiftleşme dönemleri Haziran-Ağustos ayları arasında olup, Mart-Nisan arasında 2 ile 4 yavru yaparlar. Dişiler 3 ay süre ile yavrularını emzirirler. Yavrularını beslemek ve büyütebilmek için ağaç kovuklarında, taş aralarında, eski sincap yuvalarında yuvalanır. Çok çevik olduklarından iyi tırmanırlar. Islak yerleri sevmezler. Kemirme huylarından ötürü, çevreye zarar verebilirler. Gündüzleri uyuyup geceleri avlanan sansarlar, çift olarak avlanan hayvanlardır. Kemirgenler, sürüngenler, tavuklar, yumurta meyve ve (kuşlar) temel besinleridir.

Kürk; sık kıllı, kalın ve parlak görünüşlüdür. Kış mevsiminde kürkün yaza oranla daha koyu bir hal aldığı görülmüştür. Koyu kahverengi olan kılların baskın olmasından dolayı genel renk dorsalde koyu kahverengidir. Bu bölgedeki kılların parlak olmasından dolayı, hayvan dışa daha parlak ve çekici görünmektedir. Ventral bölgede ise koyu kahverengi olan kılların hemen hemen yok denecek kadar az olmasından dolayı, bu bölgede genel olarak deve kılı rengi hakimdir. Kasıklarda bu rengin biraz daha açık bir hal aldığı görülür. Vücudun en uzun ve en sık kıllarıyla kaplı olan kuyruğun rengi, genelde dorsal kürkle aynı renktedir. Fakat bu renk uzun olan kuyruğun ucuna doğru daha koyu bir hal alır. Nispeten kısa olan ayakların rengi, kuyrukla aynı renktedir. Fakat kuyruğa oranla biraz daha koyudur. Kafa bölgesi ve kulaklar; vücuda oranla daha açık ve kısa kıllarla kaplıdır. Burun kenarlarında, her iki gözün üst kapaklarında ve alt çenede bıyık şeklinde kıllara rastlanır. Ancak, göz kapaklarında ve alt çenedeki bu kıllar sayı olarak burun bölgesindeki bıyıklardan daha az sayıdadır. Ayaklar, beş parmağa sahip olup, ayak tabanları ve pençeleri belirgindir. Gerdanlarında alt çeneden başlayıp ön ayakların kaidesine veya üst kısmına kadar uzanan beyaz bir benek görülür. Bu benek arkaya doğru çatala ayrılarak birbirine paralel şekilde uzanır.

Boynunun altındaki beyaz papyon görünümündeki leke Ağaç Sansarı'ndan farklı olarak bacaklara kadar çatallanma yapmaktadır. Kulak uçları yuvarlak değil üçgen biçimindedir. Burun ucu parlak ve pembe renklidir. İnsanlara yakın olan yerleşim bölgeleri çevresinde bulunur. Behçeleri, odun depolarını tercih eder. Ormana bağlı değildir. Yarıntılı, kesik arazili dağ ve ormanda ve daha çok ormanların kenarlarında bulunur. Kaya kovuklarında yuvalanır.

Karadeniz yöresine özgü, salça, ceviz ve kırmızı biberle yapılarak kahvaltılarda yenen bir yiyecek...

Acıka,

Malzemeler: 
2 yemek kaşığı biber salçası,
1 yemek kaşığı domates salçası,
3 yemek kaşığı ceviz içi,
Yarım çay kaşığı tuz, kırmızı biber,
1 yemek kaşığı zeytinyağı,

Yapılışı: 
Salçaları çukur bir kaba koyun. Ceviz içini havanda dövün. Ceviz içi, tuz, zeytinyağını biber ve domates salçasına katarak ve iyice karıştırıp püre haline getirin. 
Not: İsteğe göre içerik arttırılabilir. Bunlar nane, kimyon, közlenmiş patlıcan olabilir.

İri ve tombul kucak çocuğu...

Apalak,
Tombul, gürbüz, iri (bebek veya küçük çocuk).
 Tombul, gürbüz, sevimli.
İri, tombul yüzlü, ablak.
Yeni emeklemeye başlamış çocuk.
Tüyleri tam çıkmamış palaz.

Fide dikerken kullanılan ucu çatallı çubuk...

Dikeleç,
Dikeç,
Küçük ve ucu sivri kazık
Fide dikerken kullanılan ucu çatallı çubuk
Fide dikiminde çukur açmaya ve fide dikmeye yarayan sivri uçlu araç.
Fide veya fidan dikilen yere ise arık denir. 

Miras bırakan...

Muris, Miras bırakan, kalıt bırakan. (Eski dilde, Osmanlıca).
Varis, Mirasçı, kalıtçı.

Güney Amerika'nın tatlı sularında yaşayan bir balık...

Arapayma, (Arapaima gigas),
Pirarucu,

Güney Amerika' nın tatlı sularında yaşayan çok iri bir balık. Arapayma balığı, Brezilya ile Güyan'ın nehirlerinde rastlanır. Arapayma Amazon’da yaşar. Kendi grubunun devi olan bu tür 4 -5 metre uzunluğunda ve 200 kilo ağırlığında olabilir. Yerliler tarafından oltayla olduğu kadar ok ve yayla da yakalanır. Yerliler bunun dil kemiğini törpü olarak kullanırlar.

Dili yaklaşık 1,5 metre uzunluğunda ve kemiklidir. Bir zamanlar bu balığın 3 metreyi geçen büyüklükte olanlarına da rastlanmıştır. Dilinin sert yüzeyi Amazon yerlileri tarafından odun zımparalamak için kullanılır. Oldukça hızlı büyür. Genç bireyler, yetişkin erkek bireyler tarafından korunur.

Kemikli balıklar (Teleostei) takımının, kemik dilligiller (Osteoglossidae) familyasından, 5 m kadar uzunlukta, 200 kg. kadar ağırlığında, eti yenen, Güney Amerika'nın kuzeyindeki ırmaklarda yaşayan, en büyük tatlı su balıklarından bir tür. 

İncir ya da kayısı ve cevizle yapılan bir kurabiye, tatlı…

Mirivan,

Eski İran inanışında karanlık ve kötülük tanrısı…

Ehrimen,   
(Ahriman)
Ahura Mazdah,   
Vouru Casani,  

İslami kaynaklarda Hürmüz olarak geçmektedir. Diğer bir adı da Vouru Casani' dir. Ahura Mazdah, Zerdüşt dininin iyilik, aydınlık ve ışık tanrısıdır.   Zerdüşt dinine Mazdaizm de denilmektedir.   O, alemin tanrısı olup gayesi,  yalanın ve kötülüğün hakikat tarafından yenilmesidir. 

Alemdeki maddi ve manevi nizamı yaratan, tabiat kanunlarını koyan, Ahura Mazdah'tır.  Kötülüklerin kaynağı ise Ehrimen'dir.

Okyanusların ve denizlerin fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini inceleyen bilim dalı….

Oşinografi,
Oşeanografi,
İng. oceanography,
Fr. Océanographie.
Deniz bilimi.


Okyanus ve denizleri fiziksel, kimyasal ve biyolojik yönleriyle inceleyen bilim.


Okyanuslarda, suyun fiziki özelliklerini ve dalga hareketlerini, okyanus tabanlarının jeolojik şekilleriyle tortu tabakalarını, suları kimyasal yönden inceleyen ve denizlerdeki bitkilerle hayvanların hayatlarını araştıran bilim dalı. Oşinografi, jeofizik, jeokimya, jeoloji ve biyoloji ilimlerinin birleşmesinden meydana gelmiş olup bu ilimlerin bir branşıdır. 


Okyanuslar, dünya yüzeyinin yüzde 71’ ini kaplarlar ve 1370 milyon km3 hacim tutarlar. Ortalama derinlik 3795 metredir.  Okyanus tabanlarının yüzde 83’ ü 3000 metre ile 6000 metre arasındaki derinliklerde yer alır. En derin yerler Japon ve Filipin adaları civarında 10.000-11.000 metredir. 

Okyanusların jeofizik yapıları: 

Okyanusların karalarla birleştiği yerlerde derinlik 100-150 metreye kadar yavaş yavaş artar. Bu kısma kıta sahanlığı denir. Okyanus tabanlarında Kolorado Kanyonu gibi kanyonlar vardır. Bu kanyonların okyanus tabanı, bir zamanlar su seviyesinin üzerindeyken nehirler tarafından açıldığı sanılmaktadır. Okyanus tabanlarında, yüzeydekine benzer dağlar vardır. Dağların çoğu volkanik olup, bir kısmı zamanla su yüzeyine çıkmaktadır. Sonradan dalgaların tesiriyle eriyen tepelerini, çoğu yerde mercanlar kaplamıştır. 
Okyanus tabanlarının yer yer sıradağlarla ayrıldığı görülmektedir. Mesela Orta Atlantik çıkıntısı, kuzey ile güney Atlantik Okyanusu arasında yer alır ve adeta, Atlantik Okyanusunu batı ve doğu okyanus tabanı şeklinde ikiye ayırmaktadır. 


Yeni doğan buzağıların konulduğu yer....

Hul,
Yeni doğan danaların konulduğu yer.

Dört Hindu kastından sonuncusu olan ve zanaatkârlarla emekçileri kapsayan sınıf...

Şudra, Şudralar,

Kast terimi, Portekizce ve İspanyolcada casta ırk, soy; Latincede ise castus saf soy anlamına gelmektedir. Kast, Hindistan’la ilişkili olarak düşünülmektedir. Hindistan’da uygulanan bir sistemdir. Sınıf ayrılıklarına dayanır. Bu sınıflandırma öncelikle evlilik ve iş bölümüyle ilgilidir. Özellikle Hindistan, Sri Lanka, Nepal, Bali ve Yezitlerde kast sistemi uygulanır.

Hindistanda Kast sistemi;
Kast sisteminde üst tabaka, alt tabaka şu şekilde oluşur. Belli başlı dört ana tabaka (Varna) vardır. Bu tabakalar da kendi aralarında alt tabakalara (Jatiler) ayrılır. Varna Sanskritçe bir kelimedir. “Sınıf, statü, renk” anlamlarına gelmektedir. 
Dört çeşit Varna vardır:
  1. Brahmanlar (Entelektüel bir tabakadır. Kutsal yazıları (Veda) yorumlayan kişilerdir. Bilginler ve rahipler bu tabakada yer alır.)
  2. Kshatriyalar (Askerler, prensler ve üst düzey memurların oluşturduğu bir tabakadır.)
  3. Vaişyalar (Tüccarlar, toprak sahipleri ve çiftçiler)
  4. Şudralar (İşçiler ve köleler).
Bunların dışında bir de kast sistemine dahil edilmeyenler (dokunulmazlar) vardır. Bunlar Paryalar olarak bilinir (insanlığın en aşağı tabakasında yer alırlar ve hiçbir hakları yoktur.) Varna terimiyle ten rengi kastedilmektedir. Bu sistemde bir kişi ne kadar açık renkliyse o kadar üst tabakada yer alır. Ten rengi aynı zamanda göçmenlerin hangi ırktan olduklarını da göstermektedir.



Kaynakça: http://tr.wikipedia.org/wiki/Kast_sistemi

Rusya’daki Komi Özerk Cumhuriyeti’nde bir kent....

İnta,
İzhma,
Ukhta,
Mikun,
Pechora,
Sosnogorsk,
Usinsk,
Vorkuta,
Vuktyl,
Yemva,
Başkent: Sıktıvkar (Syktyvkar).

Komi Cumhuriyeti Rusya Federasyonu içinde yer alan Ural Dağları' nın batısında ve Doğu Avrupa Ovaları' nın kuzeydoğusunda yer alan özerk bir cumhuriyettir. Narodnaya Dağı (1894 metre) ile en yüksek dağıdır. İzma, Mezen, Peçora, Sisola, Vaşka, Viçegda, Vim Nehirleri akaçlamayı oluşturur. Sindorskoye ve Yam-Ozero Gölleri vardır.

“Agrap” da denilen bir fındık cinsi...

Palaz,
Agrap,
Topur fındık,
Yuvarlak fındık.




Fındık çeşitleri;
Acı fındık, 
Avlu fındığı ,
Asya fındığı,
Cav cava fındık,
Çakıldak fındık (Göğ fındık, Delisava),
Çakıl fındık,

Değirmenlik fındık,

Farges fındığı,
Foşa fındık (Boyhane, Yomra),

Gagalı fındık,
Giresun fındığı,
Göv fındık

Ham fındık,
Himalaya fındığı,

İkiz fındık,

İncekara fındık, 
İnce kabuk,

Kara fındık,
Kargalak fındık,
Koruk fındık,
Kalınkara fındık(Giresun karası, Kara fındık),
Kan fındık,
Kuş fındık,

Mincane fındık(Sıra fındık, Sarı yağlı fındık),

Palaz (Topur) fındık ,

Sivri fındık,
Süt fındık,

Tombul fındık (Mehmet Arif),

Uzunmusa fındık (Oskara yağlısı),

Wang fındığı,

Yağlı fındık,
Yassıbadem fındık,
Yuvarlakbadem fındık,
Yunnan Fındığı,

Eski Mezopotamya halklarının, ilkbaharda kutladıkları en önemli bayramları...

Akitu,
Asurlular ve Babillilerce yeni yıl anısına Nisan'da düzenlenen tören; yeni yıl töreni. Bit Akitu adı ve­rilen Akitu tapınaklarında yapılan bu festivalde, kendisi için tören düzenle­nen yüce tanrının tasviri şehirdeki ana tapınaktan alınır ve nehir yoluyla Bit Akitu'ya getirilirdi. Bu tören, tanrının ölüler nehrini geçerek öbür dünyaya gidişini sembolize ederdi. 
Mezopotamya yılı arpa hasadı sonrası baharda gündüz gece eşitliğiyle başlardı; dolayısıyla Babil takviminde 1 Nisan tarihi bizim takvimimize göre 21 Marta denk düşerdi. Böylelikle bahardaki gündüz gece eşitliği tarihiyle başlayan Akitu kutlamaları da 21 Marta tekabül ederdi. Bununla birlikte ilerleyen süreç içerisinde zaman zaman Babil takvimindeki 1 Nisan tarihinin değiştiği de görülmektedir. Babil metinlerine göre MÖ 626-536 tarihlerinde 1 Nisan, 16 Marta tekabül etmiştir. Eski Mezopotamya’da yüce tanrı adına 1 Nisanda (21 Martta) kutlanmaya başlanan Akitu festivali tarımsal ve kozmogonik karakterli bir bayramdır. Adına yeni yıl festivali düzenlenen bu yüce tanrı genellikle Babil'in yüce tanrısı Marduk’tur. Bununla birlikte, ay tanrısı Sin ya da bir başkası da olabilir. Güney Mezopotamya’da Akitu, Marduk adına düzenlenirken kuzey Mezopotamya’ da Sin adına düzenlenmektedir. Yine Babil kralı Nabukadnezzar’la ilişkili tabletlerde Nabukadnezzar’ın Nisan ayında yüce tanrı Bel için yeni yıl kutlamaları tertiplediği belirtilmektedir.

Sümerliler, Babilliler ve çeşitli Sami kavimlerce kozmogonik ve tarımsal karakterli bahar ve güz festivallerinin kutlana geldiği bilinmektedir. Sümerliler, yaz sıcağı sonrası tarla işlerinin bitimini bir festivalle kutlarlardı. Bir çeşit hasat bayramı görünümünde olan tarımsal karakterli bu güz festivali Akiti (ya da Zagmuk) diye adlandırılırdı 

İbranilerin birinci (Nisan), altıncı (Elul), yedinci (Tışri) ve dokuzuncu (Kislev) ayların ilk günlerini “yeni yıl günü” olarak kutladıkları bilinmektedir.

Üzerinden çok zaman geçtiği halde değerini yitirmeyen...

Klasik, (Fr. classique, İng. classic, classical ).
Üzerinden çok zaman geçtiği halde değerini yitirmeyen, türünde örnek olarak görülen eser.
Eski Yunan, Roma ve XVII. yüzyıl Fransız sanatıyla ilgili sanatçı veya eser.
Alışılmış.
Eski Yunan ve Roma çağı dili ve sanatı ile ilgili olan. 
XVII. yüzyıl Fransız dili, sanatı ve yazarları ile ilgili olan.
Ülküsel bir güzellik düşüncesinden kalkan, ölçü ve düzene dayanan üslûp. Arkaik ve barok üsluplar arasındaki aşama. (Resim, Heykel, Mimarlık)
Her zaman için beğenilen, örnek olacak yetkinlikte yapıt, barok.

Bilardo oyununda vuruş, çarpma....

Kolpo,

Bilardo oyununda vuruş, çarpma anlamında kullanılan sözcük.

Bilardo oyununda kullanılan değnek, İsteka' dır. 

Bilardo oyununda isteka ile vurulan bilyelerin öbürlerine dokunmasına Karambol denir. 

Bilardoda, oyunculardan birinin topunun öteki toplardan birine değdikten sonra geri dönmesini sağlayacak şekilde yapılan vuruşa ise kleps denir.

Ket, Engel...

Mani,
Ket,
Hail,
Gerelti,
Beis,

Yeraltında yetişen ve yenebilen çok değerli bir mantar cinsi…

Trüf,
Dünyanın en lezzetli ve değerli mantarı kabul edilen beyaz trüf mantarı, toprağın altında doğal olarak yetişir. 
Bu mantar cinsi, yüzeyden görünmez. 


Özel eğitilmiş köpekler ve domuzlar tarafından bulunabiliyor. Trüf mantarları, kendine özgü aroma ve tada sahip olup, mikoriza oluşturdukları ağaçların köklerinin yayıldığı çevrede, toprağın 5-20 cm. altında gelişirler asla toprak yüzeyine çıkmazlar.

Patates görünümünde ve renginde yoğun kokulu bir mantardır. Trüf mantarı, köpeklerin koku alma yeteneğiyle bulunurlar. Dünyanın en pahalı mantarıdır (1500 $/kg).

Genellikle, mantar omletin üzerine rendelenerek tüketiliyor. Ekim-kasım sezonunda çıkar.

Ülkemizde yetiştiğine dair bir bilgi yoktur. İtalya’da ve Balkan yarımadasında doğal olarak yetişmektedir. İspanya, Fransa ve İtalya’da yetişmektedir. Fransa’ da kara elmas olarak adlandırılır. Siyah renkli yumru üzerinde altıgen prizmatik siğiller ile kaplı kendine özgü yoğun kokusu bulunan bir mantardır.
Trüf mantarı, dişi domuzlar ve trüf köpekleri aracılığıyla toplanır. Bu hayvanlar yer altındaki olgunlaşmış trüfleri koklayarak bulabilme hassasiyetine sahiptirler. Dişi domuzlar trüf kokusunu alınca heyecanlanarak buldukları her şeyi yeme özellikleri doğrultusunda bu trüfleri de yerler. Dolayısıyla özel yetiştirilmiş köpekleri kullanmak daha çok tercih edilir, zira onlar yerin altından kazıyarak çıkarır.

Mantar, (Rumca).
İng. fungus, cork, suberin.
Mantarlardan, içinde zehirlileri de bulunan, silindir bir gövde ve üst tarafı şapka biçiminde olan ilkel bitkilerin genel adıdır. (Fungi).

Bitkilerde koruyucu doku olarak görev yapan ve ana maddesi süberin olan ölü hücrelerden oluşan tabaka.


Mikroskobik ya da makroskobik olan parazit, saprofit ya da simbiyoz olarak yaşayan, klorofilsiz, diğer canlılar için zehirli ya da zehirsiz olan canlı yapı.

Fotosentez yapamayan, tek hücreli veya ipliksi yapılar oluşturabilen, saprofit ve bazen de patojen de olabilen ökaryotik mikroorganizmalar, fungus.

İtalyan kökenli bir talih oyunu…

Biribi,

Sivas'ın Şarkışla ilçesinde bir kaplıca…

Alaman,
Alaman Çermiği,
Şarkışla ilçe merkezine 33 kilometre uzaklıktaki Alaman Köyü sınırları içinde bulunur. Suyu oldukça kükürtlü olduğu için daha çok cilt güzelliği için seçilir. Şarkışla ilçesinin Akçakışla bucağına bağlı Alaman köyü sınırları içindedir. Suyu oldukça kükürtlü olduğundan içilmez.

Yağı alınmış sütten ya da yoğurttan yapılan peynir...

Keş,
Çeçil,
Çökelek,
Ekşimik,
Minci, 
Minzi.

"Oyun",dolap" anlamında argo sözcük…

Kaşkariko,
Numara,
Dubara,
Dolap,
Bazi,

1736-1813 yılları arasında yaşayan ve sayılar kuramına, analitik mekaniğe ve gök mekaniğe önemli katkılarda bulunan ünlü Fransız Matematikçi...

Joseph-Louis Lagrange,
(25 Ocak 1736 – 10 Nisan 1813).
Vaftiz ismi Giuseppe Lodovico Lagrangia,
İtalyan-Fransız matematikçi ve astronom. 
Analiz, sayılar kuramı, klasik mekanik ve gök mekaniği alanlarına önemli katkılarda bulundu. 18. yüzyılın en önemli matematikçileri arasındadır. Bilimsel makalelerini bir oturuşta, hiç düzeltme yapmadan yazabildiği söylenir. 20 yaşına gelmeden Torino’ daki topçu okulunda geometri öğretmeni olmuş, 20′li yaşlarında dalga yayılımı ve eğrilerin minimum ve maksimum noktalarıyla ilgili yazdığı makaleler sayesinde yaşayan en büyük matematikçilerden biri olarak kabul görmüştür.

Euler ve d’Alembert’in desteğiyle Berlin’deki Prusya Bilim Akademisi’nin matematik bölümü başkanı olan Lagrange, I. Napoléon döneminde senatör ve kont ilan edilmiştir ve bugün Paris’teki Panthéon’da gömülüdür. 1764-1788 yılları arasında Fransız Bilimler Akademisi tarafından beş defa ödüle lâyık bulunmuştur. Bu ödüllerden bir tanesi, Ay'ın neden daima aynı yüzünün göründüğü sorununa bulmuş olduğu parlak çözüm için verilmiştir.

Fransız Devrimi'nin ardından, ağırlık ve uzunluk birimlerini düzenlemek için kurulan komisyona başkanlık yapmıştır. 1799'da Napoléon iktidara geldiğinde, Lagrange' ı sarayına davet ederek Légion d'honneur madalyası ile onurlandırmıştır. Daha sonra Ecole Normale'de ve Ecole Polytechnique'de profesör olarak dersler vermiştir.

Lagrange'ın ilk çalışması değişkenler hesabıyla ilgilidir. Bu konuda, analitik değişkenler hesabını bulmuş (1755) ve kuramını dinamik problemlerine uygulamıştır. Lagrange üç-cisim probleminin ilk özel çözümlerini çıkarmıştır. Geliştirmiş olduğu teoreme göre, üç sonlu cismi, yörüngeleri, aynı zamanda tamamlanan benzer elipsler olacak şekilde harekete geçirmek mümkündür.

Lagrange'ın en önemli eseri olan Mécanique Analytique'de (Analitik Mekanik) yeni geliştirilen analiz yöntemi, noktaların ve katı cisimlerin mekaniğine uygulanmıştır. Lagrange, bu yapıtında, Newton'un geometrik yöntemini tamamıyla bırakarak, saf analizi kullanmıştır.

Fonksiyonlar üzerine yazdığı iki kitapta, diferansiyel ve integral hesabı cebire indirgeyerek onlara sağlam bir temel kazandırmaya çalışmıştır; bu çabası, yetersiz kalmasına karşın, burada ilk defa Gerçek Değişkenli Fonksiyonlar Kuramı ortaya çıkmış ve cebir ile geometrideki çok çeşitli problemlere uygulanmıştır.

Hamağı yatılabilir konuma getirmek için başucuna ve ayakucuna konulan ağaç...

Tıraka,
Hamak, (Fr. hamac).
İki ağaç veya direk arasına asılarak kurulan, içine yatılan ve sallanabilen, ağ, bez ve benzerinden yapılmış yatak, 
İki ağaç veya direk arasına asılarak içine yatılan ağyatak.
Hamak, adını yaklaşık bin yil önce Karayipleri ve Güney Amerika’da ilk yapıldığı malzeme olan “hamak ağacı”nın kabuğundan almaktadır. Sonraları daha bol ve kolay bulunması nedeniyle Sisal bitkisinin liflerinden yapılmakta olan hamaklar ilk olarak Avrupa’ya 1500’ lerde Kolomb tarafından getirilmiştir.

İç yüz...

Zamir, (Fr. pronom ).
İçyüz, İç, İç yüz.
Yürek, vicdan.
Gönülde gizli olan sır.
Adın yerini tutan sözcük.
Adıl,

Herkesçe bilinmeyen, anlaşılmayan ve görünenden büsbütün başka olan neden veya nitelik, mahiyet, zamir, künh.

Kişilerin ve canlı cansız ad grubundaki varlıkların yerini tutma, onları işaret veya soru yolları ile temsil etme görevi yüklenmiş olan ad soylu kelime türü. Şahıs gösteren ben, sen, o, bunlar, şunlar, onlar, şahıs zamirleri, dönüşüklülük gösteren kendim, kendin, kendi, kendisi, kendimiz, kendiniz, kendileri zamirleri; bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar işaret zamirleri; biri, birisi, başkası, herkes, kimse vb. belirsizlik zamirleri; hangisi, kim, ne, neyi, neden vb. soru zamirleri gibi türleri vardır.

Dolmakalem...

Stilo, (Fr. stylo ).

Bir tür sırlı çömlek...

Çokali,

Osmanlıcada, Çömlek koyacak yere Muarres denir.  Çömlek,  Toprak tencere demektir. Ancak genel olarak seramik manasında "Kil ya da başka silikatlardan elde edilen ürünlere verilen genel ad" olarak da kullanılmaktadır.

Kilin suyla karıştırılmasıyla oluşan çamurdan yapılan süs ve kullanım eşyasının yüksek ısılı fırınlarda sertleştirilmesiyle çanak çömlek elde edilir.  Islak çamurun üstüne parmak basılarak daha sonraları ip ve hasır bastırarak süslemeler yapılırdı. En çok rastlanan bezemelerden biri de kazıma ve kabartmaydı. Renklendirme ise değişik renklerdeki çamurlarla yapılıyordu. 

Kuruması için güneşe bırakılan çömlekler daha sonra ilkel fırınlarda pişirilmeye başlandı. Yüksek ısıda pişirmek çömleklerin sert ve suya dayanıklı olmasını sağlıyordu.  Çanak çömlek yapımındaki ilk önemli gelişmelerden biri çömlekçi çarkıdır. Çömlekçi çarkının ilk kez ne zaman kullanıldığı bilinmemektedir. Yapılan eşyanın biçimlendirilmesinde çok önemli bir araç olan çark daire biçimli yatay bir tabla ile bunun merkezinden geçirilen bir milden oluşur. Önceleri elle çevrilen çark zamanla milin alt ucuna yerleştirilen ikinci bir tabla aracılığıyla ayakla döndürülmeye başlandı. Böylece her iki elini kullanabilen çömlekçi daha güzel biçimli eşya yapmaya başladı. 

Günümüzde elektrikle çalışan çarklar kullanılmaktadır. Çark üzerinde biçimlendirilen çanak çömlek kurumaya bırakılır. İlkel yöntemde pişirme işlemi ateşe tutularak yapılırken zamanla tuğla ocağı olarak bilinen fırınlar kullanılmaya başlandı. Günümüzde kullanılan fırınlar gaz ve elektrikle çalışmaktadır. Eskiçağlarda çanak çömlek fırınlansa da gözenekleri yok olmadığından içindeki sıvıyı uzun süre tutamıyor ve sızdırıyordu. 

Zamanla sırlama tekniği geliştirildi. Sırlama çanak çömleğin ince bir cam katmanıyla kaplanmasıdır. Sırlama işleminde ilk kullanılan maddelerden biri kurşun sülfürdür. İçine renk katılan sır çömleğin daha çekici olmasını da sağlar. Sırlama aşamasında önce sır eriyiği hazırlanır. Sır çakmaktaşı, feldispat ve kurşun oksit gibi camsı maddelerden yapılır. Toz gibi inceltilen bu maddeler suyla karıştırılarak büyük teknelere boşaltılır. Pişirilmiş çanak çömlek bu eriyiğin içine daldırılır. Sırlama işleminde püskürtme fırçalama ya da eriyiğin çanak çömleğin üzerine dökülerek yapıldığı kaplama yöntemi de uygulanır. Sırlanan parça daha özel bir fırına yerleştirilir. Sır bu fırında eriyerek ince camsı bir tabakaya dönüşür. Renklendirme işlemi önceleri kilin doğal olarak içerdiği oksitlerle sınırlıyken zamanla değişik yollarla yeni oksitler üretilmiş ya da aynı oksite değişik ısılar uygulanarak renklendirme işlemi geliştirilmiştir. Örneğin bakır oksit değişik ısılar altında mavi, yeşil, kırmızı ya da mor renge dönüşebilmektedir. 

Birde Çömlek Yemeği veya kısaca Çömlek yapalım. Afiyet olsun.
Malzemeler;
1 kg. parça et, 
1 kg. patlıcan, 
2 kg. domates,  
1/2 kg. yeşilbiber,  
1 Yemek kaşığı Tereyağı, 
2 Soğan,  
6–7 Diş sarımsak, 
1 tatlı kaşığı tuz, 1 tutam Karabiber,

Hazırlanışı;
Patlıcanlar yıkanıp kuşbaşı doğranır. Domatesler yıkanıp, patlıcan büyüklüğünde doğranır. Soğanlar iri iri doğranır. Yeşilbiber yıkanıp iri iri doğranır. Sarımsaklar soyulup yıkanır. Et çömleğe alınır bir su bardağı su ve ölçülü yağ ile hafif pişirilir. Soğanlar ve yeşil biber çömleğe eklenip kavurmaya devam edilir (10-15 dakika). Domates patlıcan ve sarımsak çömleğe eklenip tuz konur. Fırında suyunu çekinceye kadar 3-4 saat pişirilir. Sıcak servis yapılır. 
Hazırlanacak çömlek yemeğinde patlıcan kullanılmaz da yerine sadece domates kullanılarak da yapılır ise buna domates veya frenk çömleği denir.

Yay kirişi...

Veter,
Evtar (veter),
Kirişler, yay kirişleri.
Cord, İp,
Sicim, Kaytan, Şerit;
Yay kirişi, Veter, Çalgı teli,

Eski Türk topluluklarında soylu kişilerin kanları kutsal kabul edildiği için soylular yay kirişi ile boğularak idam edilirlerdi. 

Hem öldür hemde kanını kutsallığına inan. 
Eski Türk topluklarında karabudundan olan kişiler ise kılıç veya okla idam edilirlermiş.

Osmanlılarda ünlü yay ustaları;
Muhiddin, Süleyman, Usta Pervane, Büyük ibrâhim, Yahya, Mehmed .
Yay birinci, orta, ikinci boy olmak üzere üç boy olur.

Genellikle dört parçadır: 
Ağaç, tutkal, sinir-kiriş, kemik.
Yay Ağacı; En iyi yay ağacı Gerede' de yetişen Akça ağaçtır.  Yay ağacı 10 yıl bekletildikten sonra işlemeye alınır.

Tutkal; Tutkal yay ağacına elastikiyet veren bir maddedir. Yay tutkalları bilhassa Gelibolu civarındaki Çakal (Çokal) köyünde yapılır ve bu isimle anılır.

Sinir-Kiriş;
 En iyi sinir için, Trakya'da yetişen inek ve öküzlerin ayak bileklerinden diz kapaklarına kadar olan sinirler bir araya toplanır, yıkanır, kurutulur, kaynatılır ve eritilir. 

Kemik (Boynuz);

Yay kemiği tabir edilen boynuz bilhassa mandaların boynuzlarının dış kenarından yapılır. Menemen yöresinde yetişen uzun boynuzlu genç öküzlerin boynuzları makbuldür. 

Eskiden kadınların başlarına giydikleri bir çeşit başlık...

Börkeviç,
Eskiden kadınların başlarına giydikleri bir çeşit başlık.

Kafkas Dağları’nda yaşadığına inanılan çok iri bir yaratık...

Alma,
Kafkas Dağları’nda yaşadığına inanılan çok iri bir yaratık' a Alma denmektedir. Kafkas efsanelerinde anlatılan çirkin insan üstü zaman zaman birden fazla başı olan dev varlıklara Emegenler denir.

İslam inancına göre ölüleri mezarında sorguya çekecek olan iki melekten biri...

Nekir,
Münker, 
Beşir,
Mübeşşir,

Kabirde insanları sorguya çeken melekler.
Ölen kimseyi mezarında sorguya çeken ve gerektiğinde onu cezalandıran iki Melek. Bunların, Münker ve Nekir diye isimlendirilmeleri, her ikisinin de aşinası olmadığımız garip bir surette olmalarındandır.

Ehl-i Sünnet'e göre, Münker ve Nekir, ölen kişiye Rabbini, dinini ve peygamberini sorarlar. Mü'min kişi bu sorulara cevap verir, ama kafir veremez. Bu husustaki hadisler pek çoktur. Söz konusu iki melek ölünün kabrine gelir, Allah ölüyü diriltir ve melekler sorularını yöneltirler.

Ahiret aleminin ilk durağı olan berzah hayatında insanların ilk karşılaşacakları olay, sorguya çekilmedir. Kabirde insanla­rın sorguya çekilecekleri, müslümanlarca kabul edil­mektedir. Bunların bazılarında meleklerin isimleri zikredilmeksizin sadece melekler tarafından suâl sorulacağı bildirildiği halde, bazı hadislerde bu suâl meleklerinin isim ve sıfatları da açıklanmıştır.

Tirmizi’nin Ebu Hureyre’ den rivayet etti­ği uzun bir hadiste kabirde sual sormak için gelen meleklerin siyah tenli, mavi gözlü iki melek oldukları belirtilerek, bunların birine “Münker”, diğerine de “Nekir” denildiği haber verilmiştir. Hz. Peygamber, Hz. Ömer’ e şöyle buyurur: “Münker ve nekir, kabirde sorguya çeken iki melektirler. Bakışları şimşek çakı­şı, sesleri de gök gürültüsü gibidir. Yanla­rında bir tokmak vardır ki, insan­lardan büyük bir topluluk onu kaldırmaya bile güç yetiremez. Halbuki onlar onu şu değneğimden daha kolay kaldırırlar. Eğer onunla sana bir vuracak olsalar toz olur­sun.”

Bu son hadisin bir başka rivayetinde bu sayılan sıfatlara ilaveten ön dişleri ile kabri kazdıkları ve ölünün saçlarını çektikleri de zikredilir. Başka bir hadiste ise ön dişlerinin öküzün boynuzu gibi ve  nefeslerinin de alev gibi olduğu, kendilerinden rahmet ve acıma duygusunun alındığı, sadece mü’minlere rahmetle muamele edecekleri haberverilmektedir.

Münker ve Nekir’in böyle son derece heybetli ve ürküntü verici bir şekilde tasvir edilmeleri, kâfir ve münafıklara çok kor­kunç bir surette görünmelerinden ötürü­dür. Bu meleklerin “Münker” ve “Nekir” isimleriyle isimlendirilişi de, insanlara bil­medikleri ve görmedikleri bir surette gö­rünmeleri sebebiyledir. Ölüye sual sormak­la görevlendirilmiş olan bu iki melek, mahlukattan ne insanlara, ne hayvanlara ve ne de başka yaratıklara benzerler. Onları Allah Teala eşsiz bir surette yaratmıştır.

Ehl-i sünnet bilginlerinin hepsi, hadisler­de geçen “Münker” ve “Nekir” kelimeleri­nin sual meleklerinin isimleri olduğu görü­şündedir. Ancak mü’minlere yumuşaklıkla muamele etmeleri ve mü’minleri cennetle müjdelemeleri sebebiyle, mü’minlere sual soran meleklere “Beşir” ve “Mübeşşir” adını verenler de vardır. 

Kişi kabre konulduğunda, Allahu Teala, Münker ve Nekir denen iki melek gönderir.  Bu iki melek o kimseye: Kime ibadet ederdin, dinin nedir, nebin kimdir?  diye sual ederler. Ben yalnız,şerikten münezzeh olan Allahu Teala'ya ibadet ederim, dinim bütün enbiyanın dini olan İslam'dır, Nebim Hatemü'l-enbiya Muhammed Mustafa'dır" cevabını verir. Bunun üzerine melekler: "Doğru söyledin." derler ve o kimsenin kabrinde kendisine: "Ey Allah'ın dostu altına bak" denir. Altında cehenneme açılan bir kapı görülür. Kendisine,"İşte bundan kurtuldun denir. Sonra "Yukarı bak" denir. Orada da cennete açılan bir kapı görür. Kendisine "Ey Alla'ın dostu, işte senin menzilin burasıdır." denilir.

Nazi Almanyası’nda Yahudilerin takmak zorunda oldukları, altı köşeli sarı yıldız simgesi...

Stigma,
Damga,
Namus Lekesi,

İlhanlılarda ordu müfettişlerine verilen ad...

Yasavul,
İlhanlılar devrinde ordu müfettişliği görevini yapan kimse. 
Jandarma, yürütme erki taşıyan görevli, karakol nöbetçisi. 
Öncü, akıncı.
Yasakçı, muhafız.
Koruyucu, muhafız. 
Hulaguhan, İlhanlı Devleti' nin kurucus olan ünlü Moğol hükümdarı.
Eski Türk devletlerinde yolları koruyup gözeten görevliye verilen ad.

Balmal, Eski Türklerde heykel, put, anıt taşı anlamında kullanılan sözcük...

Balbal,
Eski Türklerde kişinin anılması için mezarının veya bazı kurganların etrafına dikilen taş.
Heykel,
Anıt .
Mezar taşı.
Mezar anıt taşı.
Eskiden mezarlara dikilen ve üzerlerine öldürülen düşman sayılarının ve kimliklerinin yazıldığı mezar taşı.

Kimilerinde yazı ve işaretler bulunan tek parça uzunca taş.
Eski Türklerde ölen savaşçının mezarına dikilen taşlar.


Göktürklerin Balbal dediği ve benzer şekilde taş, put, anıt, heykel dikme inancı tüm Asya ve Avrupa'da yayılmış olduğu tarihi kalıntılarda gözlenmiştir. Aynı gelenek İskitler ve Oğuzlar tarafından da uygulanmıştır. Balbal veya benzer taşın eskiden Mezopotamya'da Sümerler döneminde kullanıldığı bulunan kral mezarlarından anlaşılmıştır. 

Eski Türklerde kişinin anılması için mezarının veya bazı kurganların etrafına dikilen taş...

Balbal,
Heykel, anıt 
Mezar taşı 
Eskiden mezarlara dikilen ve üzerlerine öldürülen düşman sayılarının ve kimliklerinin yazıldığı mezar taşı.

Ziyaret olunan yer manasında,  ölü gömülen ve üzeri örtülmemiş çukura mezar, kabir denilmektedir. Eskiden beri mezarların baş ve ayak uçlarına taş ve heykeller dikildiği görülmektedir. Eski Yunanlılar ve Romalılarda ve diğer toplumlarda da bu maksatla mezarlar, mezar yapıları, anıtlara ait bilgiler mevcuttur. Türbeler ve mezar abideleri sanat tarihi bakımından, kurganlar, yer altı mezar mağraları, ehramlar, mozaleler, mezar abideleri , mahsen mezarlar gibi şeylerdir. Dinler tarihi bakımından da önemli olan mezar, mezar taşları , türbe ve mezar anıtları geniş bir inceleme konusu olmaktadır.

Göktürklerde hakan veya kahramanların , ünlü kişilerin mezarları üzerine “ öldürdükleri düşmanları” temsil eden heykel veya taşları diktikleri, eğer taş bulamazlarsa ağaçtan yapılmış heykel veya kazıları bu maksatla kullandıkları ve bu şekilde dikilen taşlara Balbal denildiği ileri sürülmektedir. Bu Balbal ve Balbal dikme adeti “Eski Türk Yazıtları” arasında Kül Tegin yazıtının Cenup Bilge Han yazıtının doğu tarafında yer almaktadır. Balbal dikme itikatının , Türklerin öldükten sonra öbür dünyada da hayatın mevcut olduğu ve insanın ölünce öbür dünyaya göç ettiğine, ölünün öbür dünyada herşeye ihtiyacı olacağından eşyaların mezara konmasına inanılırdı.

Öldürülen düşmanlar için , kahramanın mezarı üzerine sembol mahiyetinde bir sıra taşlar konulduğu , ayrıca ünlü kahramanların mezarına adeta bir mezar taşı gibi heykel dikildiği görüşü de bulunmaktadır. Aslında Balbal heykel değildir. Sadece öldürülen düşmanlar için dikilmiş taşlardır. Mezar üstünde birçok taş bulunurdu. Bu Balbal benzeri taş dikme adet ve inancının Asya’nın doğusundan Avrupa’nın batısına kadar hatta İspanya’ya kadar yayıldığı bilinmektedir. Mezapotamya’da Sümerlere ait Ur Kral mezarlarında da rastlandığı bilinmektedir.

Popüler Yayınlar

Takipçiler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ