Osmanlı mutfağına özgü pırasa ve etle yapılan bir yemek...

Bakuliye, Pırasa kalyesi,

Yemeğin isminin “bakuliye” oluşu, Arapça’da yeşillik ya da sebze anlamındaki “bakl”ın çoğulu olan “bakûl”dan geliyor.

Malzemeler:
500 gr. koyun budu
15 sap pırasa
200 gr. kıyma
1.5 kahve kaşığı kuru kişniş
1.5 kahve kaşığı kimyon
1.5 kahve kaşığı kara biber
1.5 kahve kaşığı tarçın

125 gr. yoğurt
2 kahve kaşığı kuru nane
4 kahve kaşığı nebatî yağ

Yapılışı:
Küçük kuşbaşı hazırlattığınız etleri, büyük bir tavada yağda az çevirin. Sonra da, az suda pişirin.
Beri yanda, pırasaları ayıklayın ve ezin. Ya da, mikserden geçirin. Toplam 3 sap pırasaya denk gelecek kadar miktarını, kıymaya katın. Ve, içine yarımşar kahve kaşığı tarçın, kara biber, kimyon ve kişnişi ilâve edin. Hepsini harmanlayın. Sonra da, bu kıyma hamurundan, fındık büyüklüğünde köfteler hazırlayın.
Az kavurduğunuz etleri bir tencereye dizin. Arta kalan pırasaları etlerin üzerine yerleştirin.

Edirne yöresine özgü yemekler...

Akıtma, Akçakatık,
Badem ezmesi, Belmuş Tatlısı, Borani,
Ciğer sarması,
Deva-i Misk,
Elbasan tava,
Gaziler helvası,
Hardaliye(Taze sıkılmış üzüm suyu hardal ile karıştırarak fıçılara basılır. Hardal, şıranın şarap ya da sirkeye dönüşmesini engeller. 10-15 gün sonra süzülerek içecek olarak ikram edilir.), Höşmerim,
Isırgan yemeği,
Kaçamak, Kodro,
Lokma, Lutuka,



Mamzana, Mavzana,
Nemse Böreği, 
Rumeli beğendisi (Malzemeler:  1 kilogram patlıcan,  yarım kilogram kuşbaşı et,  yarım çay bardağı sıvıyağ,  2 adet kuru soğan,  2 diş sarımsak,  1 çay kaşığı sirke,  1 çay kaşığı toz şeker,  1 tatlı kaşığı tuz,  1 kaşık salça,  1 yemek kaşığı un,  1 su bardağı süt,  1 su bardağı rendelenmiş kaşar peyniri. Yapılışı: Patlıcanlar közlenir kabukları soyulur, ince ince
doğranır ve ezilir. Diğer tarafta bir tencerede sıvı yağa soğanlar eklenerek kavrulur içine kuşbaşı et eklenir. Tencerenin kapağı kapatılır etin kendi suyunda pişmesi sağlanır. Etler piştikten sonra üzerine sirke, sarımsak, tuz ve şeker ve bir yemek kaşığı salça ilave edilir, kavrulur. Un çok az yağ ile hafif kavrulur, soğutulur ve üzerine süt eklenerek boza kıvamına gelene dek pişirilir. Bu sos patlıcanın üzerine dökülür. Servis tabağında etin yanına eklenip üzerine kaşar peyniri serpilerek servis yapılır.),
Satır köftesi,




Ege bölgesindeki Yunt dağlarında yaşayan yörük erkeklerinin giydiği bir çeşit ceket...

Çetike,

Edirne yöresine özgü dövülmüş susam ve cevize çeşitli baharatlar katılarak yapılan yiyecek...

Poy,

Yengeç burcu...


Seretan, Yengeç Burcu (22 haziran-22 temmuz)

Yerküreden bakıldığında, Yengeç takımyıldızı; Vaşak, Aslan, İkizler, Küçük köpek, Sextant ve Su yılanı takım yıldızları arasında yer alır. Yengeç'in içinde bulunan yıldızlardan en çok bilineni "Asellus Australlis"tir, bu yıldız 2007 yılına yaklaşık 136 ışık yılı uzaklıktadır. Bulutsuz küme halinde bulunan "Praesepe" yerküreye en yakın olanıdır.Yengeç burcu olan insanlar, gücünü Ay' dan alır. Ay dolunay iken güçlü oldukları zamandır. Yengeç burcu evine ve köklerine çok bağlıdır. Herkese karşı yardımsaver ve iyi bir dinliyecidir. Güven onlar için çok önemlidir. Bu yüzden para yengeç burcu için güveni temsil eder. Yengeç burcu insanları bir sır küpüdür ve sezgileri çok kuvvetlidir. Aklına koyduğu an ondan gizlenebilecek bir sır yoktur.Vücutlarının en hassas bölegesi dizler, böbrekler, idrar kesesi ve deridir.
 
Gezegeni: Ay
Etkili Gezegeni:Jüpiter
Doğum Taşı:Aleksandrit (geleneksel olandır, diğerleri: ) İnci, Ay taşı, Kalsedon Yakut ve zümrüt
Renkleri:Turuncu,Gümüş rengi,Beyaz
Sayıları:Dört Beş iki
Günü:Cumartesi pazartesi
Değerli Taşı:Yıldıztaşı
Metali:Gümüş, Magnezyum
Zodyak elementi: Su

Kapadokya yöresine özgü, yufka, tavuk eti, ceviz üzerine kırmızı biberli tereyağı gezdirilerek yapılan bir tür mantı...

Koripadaroni,

Gemilerde içlerine içme suyu konulan ortası basık küçük fıçı...


Kartel,

Bir dairenin dışardaki ayak işlerine bakan kimse...

Çuhadar,

Osmanlı Devleti' nde padişahın hizmetinde bulunan sarayın büyük memurlarından her biri. Sarayın haseki odasındaki en yüksek dört ağadan, başlıca görevleri törenlerde atla padişahın ardından giderek yağmurluğunu taşımak, halka para dağıtmak, padişahın kaftan ve börklerine bakmak, bulunmadığı zaman silahtara vekillik etmek olan üçüncüsünün sanı.

Vezir ve öteki büyük orun sahiplerinin konak dışı işlerini yapan görevliler.
Resmi dairelerde ayak hizmeti gören çuha giysili kimseler.
Ayak hizmetinde bulunan çuha elbiseli yahut çuhadan olan perdenin haricinde emre hazır bulunan hademe.

Artvin yöresine özgü, yağı çıkarılmış ayranın kaynatılmasıyla yapılan peynir...

Uma,

İpliklerin boyanmak istenmeyen bölgelerinin ağaç kabukları ve balmumu sarılarak boyaya batırılması yoluyla uygulanan bir tür boyama tekniği...


İkat, Resistli,
Dokumada kullanılan çözgüler pamuk ipliğinden ikat tekniği ile boyanarak hazırlanır. İkat tekniği genel olarak dokunmadan önce ipliklere uygulanan su geçirmeyen ve neme karşı gelebilen bir madde ile hazırlanan çözgünün belirli aralıklarla sıkıca kapatılarak uygulanan boyama tekniğidir.Başka bir deyişle ikat – resistli – boyama tekniklerinden birisidir. 


Hindistan'da, ipek ve bitkisel elyaf karışımından dokunan bir tür kumaş...


Nila,
Sari: Hindistanlı kadınlar tarafından eteklik olarak kullanılan iki kenarı bordürlü, renkli ipekli kumaşlardır. Turistik değeri önemlidir.

Yaklaşık on iki bin yıl önce Pasifik' e gömüldüğüne inanılan, insanlığın ve uygarlığın anayurdu sayılan kıta...


Mu (Kıtası),
Büyük Okyanus'ta yer aldığı ve 14 bin yıl önce battığı iddia edilen efsanevi batık kıta.

İlk olarak İngiliz Albay ve gezgin James Churchward'ın Tibet'te yaptığı araştırmalara dayanan ve bunlarla ilgili olarak yazdığı 4 adet kitabına konu edilmiştir. Churchward, Tibet tapınaklarında bulduğu yazı tabletlerini oradaki rahiplere tercüme ettirerek elde ettiğini açıkladığı efsaneye göre Büyük Okyanus'da, Asya kıtası ve Amerika kıtası arasında ve Avustralya'nın iki katı büyüklüğünde bir kıta olduğu anlatır.

Bilim çevrelerinde levha tektoniği konusundaki bilgi birikimine dayanarak MU'nun da Atlantis gibi bir efsane olduğu konusunda görüş birliği vardır. Levha tektoniğine göre kıtaları oluşturan SiAl (silisyum/alüminyum) kayalar, okyanus diplerini oluşturan SiMg (silisyum/magnezyum) kayalar üzerinde "yüzerler". Büyük Okyanus dibinde Mu kıtasını kanıtlayacak herhangi bir SiAl kayaya rastlanmamıştır.


İlk kez James Churchward tarafından ortaya atılan, geçmişte üzerinde ileri bir uygarlığın bulunduğu, Pasifik Okyanusu’nda bir kıtanın varlığı konusundaki görüş, çeşitli belge ve bulgular mevcut olmakla birlikte, henüz arkeologlar arasında yaygınlık kazanmamış bir görüş veya bir varsayım olmaktan öteye gidememiştir. Çin e ve çevre adalara kaçanların kitabelerinde kıtamız battı, biz de buraya kaçtık yazmaktadır. Bu yazılı kayalar 14 bin yıllıktır, c14 karbon testleriyle sabittir. Türkler'in de Mu Kıtasından geldiği söylentileri de varsayım olarak eklenmiştir. Mu Kıtası, Türkiye'nin ilk cumhurbaşkanı M. Kemal Atatürk'ün talimatıyla kurulan bir ekip tarafından araştırılmıştır.. Deniz dibinden bulunan kalıntılara Karbon testleri yapılmış ve 12-20 bin yıllık olduğu görülmüştür, bu da bilimsel ıspattır.




Churchward'ın iddia ettiğine göre Mu uygarlığını araştırmasına başlaması, Batı Tibet'teki, adını vermediği gizli bir tapınağın arşivlerinde bulunan, çok eski bir dilde yazılmış olan Naacal Tabletleri'ni okumasıyla başlamıştır. Söylediğine göre, bu tabletleri okuyabilme becerisini de yine o tapınakta bulunan bir Tibet rahibinden öğrenmiştir. Churchward sonraki yıllarda, mineralog ve arkeolog olan Dr. William Niven tarafından Meksika'da ortaya çıkarılan tabletler üzerinde çalışmıştır. Çin e, Hindistan a, güney asya ülkelerine ve çevre adalara kaçanların kitabelerinde kıtamız battı, biz de buraya kaçtık yazmaktadır. Bu yazılı kayalar 14 bin yıllıktır, c14 karbon testleriyle sabittir.
Churchward'a göre,Mexico City yakınlarında 1921–1923 yılları arasındaki kazılarda keşfedilen bu 2600 tablet, Tibet'te öğrendiği Naga-maya dilinde yazılmıştı. Churchward'a görebu tabletler 12.000 yıldan daha eskiydi.

Kimononun beline bağlanan ve daha çok ipekten yapılan uzun Japon kemeri...


Obi,
kimono'lar ikinci dunya savasinin sonuna kadar japon kadinlarinin gunluk giysisi idi. ikinci dunya savasi sonrasi boku yiyen japon ekonomisini canlandirmak icin kadinlarin da calismak zorunda kalmasi nedeni ile japon kadinlari calismak icin hic de elverisli olmayan kimono yerine etek, pantolon giymeye baslamistir. gunumuzde sadece ozel gunlerde (dugun, festivaller, cenaze...v.s gibi torenler) giyilen bir kiyafet haline gelmistir.
iki cins kimono vardir. birincisi henuz evlenmemis olan kizlarin giydigi kimono ki japonlar buna kiz oglan kiz kimonosu derler. bu kimononun kol kismindan sarkan kumas neredeyse yere degecek kadar uzundur ve daha bir acik renkli, suslu pusludur... ikincisi ise "ben kızken" kimonosudur, kol kismindaki kumas daha kisadir ve artik hatunun evli oldugunu gosterir... oyle pek bir satafatli degildir.
hic bir japon kadini kendi basina kimono giyemez, zira obi denilen kimononun kusagini baglamak got ister, ve bu isi sadece ehil kisiler yapabilir. sanildigi gibi kimononun altina hic bir sey giyilmez diye bir sey yoktur. evet don, sutyen giyilmez ama onun yerine vucudu tamamen saran beyaz bir fistan giyilir ki o da nice sikin daha kalkmadan inmesine neden olur yari yolda... ayaklara geta denilen ve o narin ayaklari bayagi bir acitan sandallar giyilir. saclara kushi denilen tokalar takilir.
yine belirtmek gerekir ki, kimono illaki ipek olmak zorunda degildir. evet, ipek olani en makbuludur ama zamanin japonya'sini dusunecek olursak oyle herkesin eline ipek gecmediginden alternatif iplikler kullanilmistir.
yine bir yanlis bilgiyi duzelteyim, burada bahsettigim kadin kimono'sudur. erkeklerin de kimonosu vardir, kimi durumlarda bu kimono'ya hakama da denir. kimono'nun sozcuk anlami tam olarak giysi'dir.

İki yılda bir düzenlenen gösteri...

Bienal,

Ağız armonikası...

Mızıka,

Armonika, üflemeli bir çalgıdır. İngilizce harmonica kelimesinden türemiştir, daha çok mızıka olarak bilinir. Nefes ve dil ile çalınan delikli bir çalgıdır. Blues, Country ve Western gibi müzik dallarında oldukça yaygındır.

Diatonik Mızıkalar daha çok Blues ve Rock müzisyenleri tarafından kullanılır. Her farklı ton şarkı için farklı Diatonik mızıka kullanmak gerekir. Diatonik mızıkanın tonu ilk deliği üflediğinizde çıkan sesdir. Blues mızıkası farklı pozisyonlardan çalınabilir.

Kromatik mızıka ile ile her ton şarkı çalınabilir.

Dil devriminin ilk yıllarında "Belediye Başkanı" anlamında kullanılan sözcük...

Şarbay,
Belediye başkanı,

Belediye idaresinin başı ve belediye tüzel kişiliğinin temsilcisidir. Belediye başkanı, ilgili kanunda gösterilen esas ve usullere göre seçilir. Belediye başkanı, görevinin devamı süresince siyasi partilerin yönetim ve denetim organlarında görev alamaz, profesyonel spor kulüplerinin başkanlığını yapamaz ve yönetiminde bulunamaz.5272 sayılı Belediyeler Kanunu ile idare edilir.


Belediye Başkanının görev ve sorumlulukları;
  1. Belediye teşkilâtının en üst amiri olarak belediye teşkilâtını sevk ve idare etmek, belediyenin hak ve menfaatlerini korumak. 
  2. Belediyeyi Devlet dairelerinde ve törenlerde, davacı veya davalı olarak da yargı yerlerinde temsil etmek veya vekil tayin etmek.
  3. Meclise ve encümene başkanlık etmek.
  4. Belediyenin taşınır ve taşınmaz mallarını idare etmek.
  5. Belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmek.
  6. Yetkili organların kararını almak şartıyla sözleşme yapmak.
  7. Meclis ve encümen kararlarını uygulamak.
  8. Bütçeyi uygulamak, bütçede meclis ve encümenin yetkisi dışındaki aktarmalara onay vermek.
  9. Belediye personelini atamak.
  10. Belediye ve bağlı kuruluşları ile işletmelerini denetlemek.
  11. Şartsız bağışları kabul etmek.
  12. Belde halkının huzur, esenlik, sağlık ve mutluluğu için gereken önlemleri almak.
  13. Bütçede yoksul ve muhtaçlar için ayrılan ödeneği kullanmak, özürlülere yönelik hizmetleri yürütmek ve özürlüler merkezini oluşturmak.
  14. Kanunlarla belediyeye verilen ve belediye meclisi veya belediye encümeni kararını gerektirmeyen görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak. 


657 sayılı Devlet Memurları Kanunu uyarınca Devlet memurları ile bakmakla yükümlü bulundukları için uygulanan sosyal hak ve yardımlar, aynı esas ve usullere göre belediye başkanları ile bakmakla yükümlü bulundukları için de uygular.

Yurdumuzda yetişen sofralık bir üzüm cinsi...

Damit,

Üzüm (Vitis) yeryüzünde kültürü yapılan en eski meyve türlerinden birisidir.
Tarihçesi M.Ö. 5000 yılına kadar dayanır. Anavatanı Anadolu'yu da içine alan Küçük Asya, Kafkasya'yı da kapsayan bölgedir. Diğer meyvelerle kıyaslandığında en fazla çeşide sahip olan türlerden biri olan üzümümn 15.000'nin üzerinde üzüm çeşidi bulunduğu tahmin edilmektedir. Anavatanı Anadolu olan çeşitler 1200'ün üzerindedir. Bunların 50-60 kadarının ekonomik üretimi yapılmaktadır.


Anadolu insanı üzümü taze, kuru ve çeşitli ürünleri ile değişik amaçlarla tüketime almıştır. Taze olarak değerli bir meyve olan üzüm, kurutularak çerez şeklinde veya alkol üretiminde kullanılır. Pekmez ve çeşitli şekillerde yapılan sucuk ve köfterleri ile kışın tüketimi sağlanmıştır. Şarap ise kuşkusuz üzümün en önemli ürünüdür. Üretimin bu denli yaygın, kullanımının bu ölçüde fazla oluşu üzüm çeşitlerinin ve çeşit isimlerinin de çoğalmasına yol açmıştır. Anadolu'da bağlarda fazla sayıda çeşit bulunması tüketim zaman ve şekli yönünden yararlı olmuş, ancak ticari yönden uygun olmamıştır.

Marmara-Trakya Bölgesi: Kalite şaraplık ve orta ile geç olgunlaşan sofralık çeşitlerin yaygın olduğu bölgedir. Türkiye bağ alanı ile yaş üzüm üretiminin yaklaşık %10 unu karşılar . Bağ alanı fazla olan iller Bursa, Sakarya, Bilecik, Kocaeli, Tekirdağ ve Çanakkale'dir.
Sofralık: Razakı, Hafızali, Müşküle, Çavuş, Hamburg Misketi, Kozak Beyazı ve Siyahı, Cardinal, Italia, Alphonse, Muscat r.d. vignes; (Erenköy Beyazı, Amasya, Balbal, Değirmendere Siyahı, Alpehlivan, Hacıoğlu Siyahı, Öküzgözü, İskenderiye Misketi). 
Şaraplık-Şıralık: Papazkarası, Adakarası, Karasakız, (Kuntra), Pinot Noir, (Burgunder), Gamay, Beylerce, Semillion, Clarette, Pinot Chardonnay, Riesling; (Yapıncak, Vasilahi, Karalahna, Cinsaut).

Ege Bölgesi: Bağ alanı yönünden 3 üncü, verim yönünden birinci sırada yeralır. Çekirdeksiz kuru üzüm üretimi bağcılığın temelini oluşturur. Bununla birlikte kıyı kesiminde erkenci, yayla kesiminde orta ve geç olumlu sofralık üzüm üretimine uygundur. Yörenin özelliklerine uygun çeşitlerin üretimi gelişmiştir. Anaç sorununun ağırlığı azalmıştır.
Sofralık: Sultani ve Yuvarlak Çekirdeksiz, Razakı, Kozak Beyaz ve Siyahı, Pembe Gemre, Hamburg Misketi, Cardinal, Perlette, İtalia, Muskat r.d. vigne, Osmancık; (Pek, Pembe ve Siyah Çekirdeksiz).
Kurutmalık: Yuvarlak ve Sultani Çekirdeksiz; (Çal karası)
Şaraplık-Şıralık: Çalkarası, Cabernet Sauvignone, Carignane, Grenache, Merlot; Semillion, Bornova Misketi; (Alicante Bouchet).

Akdeniz Bölgesi: Alan ve üretim yönünden Türkiye bağcılığının %10 unu oluşturur. K.Maraş, İçel ve Isparta illeri bölge bağ alanının %78 ini kapsar. Bölge sofralık üzüm üretimine uygundur. Kıyı kesiminde erkenci, yayla ekolojilerde orta ve geç mevsim çeşitleri yetiştirilir. Son yıllarda erkenci çeşitlerin yayılması hızlanmıştır. Bölgede yerli bağcılık hakimdir. Ancak filokseranın geniş ölçüde girmesi nedeni ile ana kullanma zorunluluğu görülmektedir.
Sofralık: Razaki, Yıldız, Siyah Germe, Işıklı, Ceviz, Perlette, Cardinal, Alphonse, İtalia, Muscat r.d. vigne, Perle de Csaba, ( Tarsus Beyazı, Adana Karası, Pance Precoce).
Şaraplık-Şıralık: Dökülgen; (Kabarcık, Sergi Karası, Burdur Dimriti).
 
Karadeniz Bölgesi: Ülke bağcılığının alan ve üretim yönünden %5 ten azını kapsayan Karadeniz Bölgesi bağcılığının %75 ten fazlasını Çorum ve Tokat illeri oluşturur. Geçit özelliği gösteren bu iki ilde sofralık ve az da şaraplık üzüm yetiştiriciliği yapılır. Filoksera ve don bağcılığın en önemli sorunlarıdır.
Sofralık : Hamburg Misketi, Çavuş, Hafızali; (Kömüş memesi)
Şaraplık-Şıralık : Boğazkere, Öküzgözü; Narince.
İç Anadolu Bölgesi : Türkiye bağ alnının %28'ini kapsayan bu bölgenin üretimdeki payı daha azdır. Şaraplık-şıralık üzüm üretimine daha uygundur. Bununla birlikte sofralık üzüm üretimine de uygun yöreler az değildir. Başka türlü değerlendirilemeyen üzümler kurutulur. Bu nedenle Dimrit gibi çok yönlü kullanıma uygun çeşitler yaygındır. Arıca genel bir çeşit bolluğu da vardır. Filoksera sorunu üreticileri anaç kullanımına zorlamaktadır.
Sofralık : Razakı, Hafızali, Çavuş, Hamburg Misketi, Besni, Büzgülü, Gülüzümü, İtalia, Alphonse, Muscat r.d.vigne; (Parmak, Kadın Parmağı)
Şaraplık-Şıralık : Kalecik Karası, papaz Karası, Sungurlu, Narinc, Emir, Hasandede; (Dimrit)
Kurutmalık : (Dimrit)
 
Doğu Anadolu Bölgesi : Alan yönünden %4 civarında pay alan bölgenin üretimdeki payı bunun yarısıdır. İklim nedeni ile bağcılık mikroklima yörelerde yayılabilmiştir. Buralarda şaraplık,şıralık üzüm üretimi yapılır. Malatya, Elazığ ve Hakkari illeri bölge bağcılığının yaklaşık %90'ının oluşturur. Filoksera, don olayları, vegetasyon kısalığı ve üretim tekniği yetersizliği gibi sorunlar bağcılığı kısıtlamaktadır.
Sofralık : Besni, Karaerik, Şilfoni, Tahannebi, Muhammediye.
Şaraplık-Şıralık : Öküzgözü, Boğazkere, Narince; (Kabarcık).
 
Güneydoğu Anadolu Bölgesi : Alan ve üretim yönünden yaklaşık %22'lik bir pay alır. Sofralık, Şaraplık-Şıralık ve kurutmalık üzümlerin üretimine uygun bağ bölgemidir. Çeşit bolluğu e üretim tekniği kısıtlaması yanında en büyük sorun değerlendirme yetersizliğidir. Bağcılık çoğunluklar Antep Fıstığı ve zeytinle karışık olarak yapılmaktadır.
Sofralık : Besni, Tahnnebi, Hönüsü, Damışkı, Pegamber, Muhammediye, Horaz Karası; (Kızlar tahtası).
Kurutmalık : Besni; (Dımışkı, Rumi)
Şaraplık-Şıralık : Öküzgözü, Boğazkere, Horoz Karası, Dökülgen; (Kabarcık, Sergi Karası, Rumi).

Havaya fırlatılan bir plakanın vurulması ilkesine dayalı atıcılık dalı...

Trap, Skeet,

Trap-skeet atış alanı ile tabanca ve tüfek atış poligonları kurmak isteyenler, kurmak istedikleri poligonu veya atış alanının özellikleri ile işletmenin proje ve nerede kurulacağına ilişkin bilgileri içeren başvuru dilekçesi ile Bakanlıktan ön izin belgesi almak zorundadırlar. 
Trap ve skeette aynı nitelikli tüfekler kullanılır. Ancak skeet tüfeğinde trapta olduğu gibi namlu ucunda şok-darlık olmaz. 12 kalibre yada daha küçük çaplı (yanyana namlulu çifte, üstüste poze ya da arka arkaya atış yapan otomatik-pompalı tek namlulu tüfekler kullanılır. Bu tüfeklere görüşü kolaylaştıracak ekleme, atışta destek olacak parça takımı yasaktır. Trap ve skeette uluslararası ölçüme uygun doldurulmuş 70 mm. kartuş boyu olan standart fişekler kullanılır. Trapta 2,5 mm'lik 7 nolu saçma skeette ise 2 mm'lik 9 nolu saçma kullanılır. Trap ve skeette esasını zift oluşturan plakalar kullanılır. Çapı 110 mm, yüksekliği 25 mm olan plakaların net ağırlığı 105-110 gr arasıdır. Plakaların düzgün ve istenilen uzaklığa düşmesi için balansının yani disk üzerindeki eş dağılımın aynı olması gerekir. Birde iklim ve yer şartlarına göre plakaların daha iyi gözlenebilmesi açısından beyaz, turuncu, sarı ve siyahtır. Atış sahasının yönü ise atıcıları rahatsız etmeyecek bir gün ışığı olması gerekir. Bunun için Türkiye'de kuzeydoğuya atış yapacak şekilde poligonların inşa edilmesi gerekir. Atıcılık, çeşitli tipteki tabanca ve tüfek gibi silahların belirli kurallara göre hedeflere atış yapılması ile gerçekleştirilir. 
Kullanılan silahların biçimlerine göre bu atışları şu şekilde sınıflamak olası: 
 

1- Namlusu yivsiz silahlar 
1.1. Trap 
1.2. Skeet 
1.3 Dolma Tüfek 
2- Namlusu yivli silahlar 
2.1. Yivli ateşsiz silahlar 
2.1.1 Hava tüfeği 
2.1.2 Hava tabancası 
2.1.3 Koşan domuz 
 
2.2. Yivli Ateşli silahlar 
2.2.1 Küçük cep serbest tüfek 
2.2.2 Standart tüfek 
2.2.3 Serbest tabanca 
2.2.4 Standart tabanca 
2.2.5 Otomatik tabanca 
2.2.6 Spor tabanca 
2.2.7 Büyük çap serbest tüfek 
 
Bu dallarda en çok ilgiyi ülkemizde, trap, skeet, havalı tabanca ve havalı tüfek çekmektedir. Bu yazıda sizlere bu konularda bazı bilgiler vermek istiyoruz.  Olimpik Trap Poligonu Trap çukuru: Bir trap çukuru, çatısının üst yüzeyi, atış istasyonlarının bulunduğu düzlemle aynı seviyede olacak şekilde inşa edilmelidir. Bir trap çukuru, yaklaşık, 20 metre uzunluk (Önden arkaya) ve 2-2. 10 metre derinliktedir. Bu boyutlar, görevli personele rahat hareket imkânı ve ve plâkaların konulabilmesi için yer sağlayacaktır. (Bak. Tablo A,B). Trap makinalar (Plaka atıcı makinalar):

Her çukurda, yer ya da çukurun ön duvarına yerleştirilmiş 15 makina olması gereklidir. Makinalar üçerli 5 gruba bölünmelidir. Her grubun ortası çukur tavanı dış yüzeyinde sadece farklı bir renkle işaretlenmelidir. Her grubun makinaları arasındaki mesafe, 1 ilâ 1.10 m. ve eşit olmalıdır. Grupların, orta m. ve normalde 3 ilâ 3.30 m. olmalıdır. Makinalar çukura öyle monte edilmelidir ki, makine iki metre irtifaya ayarlı olduğunda, kepçe mafsal noktası tavandan 0.50 m. (+0.10 m) mesafede ve tavan kenarından 0,50 m. (+0.10 m.) içeride olsun. Makinalar tam otomatik, (Kendi kuran ve dolduran), yarı otomatik (kendi kuran elle doldurulan) veya elle kurulan-doldurulan tipte olabilir. Her makine, jürinin kontrol ve onayından sonra, yay tansiyonu, irtifa ve açıların tespit edilip mühürlenebileceği bir sistemle donatılmış olmalıdır. Bütün makinalar, her zaman aynı noktada plaka ayarı yapılabilecek teknik niteliklerde olmalıdır. Elle doldurulan makinaların kepçeleri, plakanın kazaen veya kasden ileriye veya geriye konmasından dolayı, önceden belirlenen istikametinden sapmasına mani olmak üzere, iki nokta ile takviye edilmiş olmalıdır. Her makine, açı ve irtifayı gösteren 10 derecelik kademelerle işaretlenmiş olmalıdır. Makinalar yalnız elektrikli-elle veya elektrikli-mikrofon sistemi ile tahrik edilebilir. Elektrikli mikrofon sistemi 0.1-0.2 saniyelik bir gecikmeyi sağlayabilmelidir. Kontrol sistemini kullananın, atıcıyı kolayca görebileceği ve duyabileceği bir pozisyonda yerleştirilmiş olması gereklidir. Fırlatma makinaları, 25 plakalık bir atışta, her atıcıya, eşit şartlarda dağıtımı temin etmelidir. Bu dağılım, 10 plâk sağa, 10 plâk sola ve 5 plâk ortaya şeklindedir. Diğer bir deyişle, 25 plâklık bir şeride her gurup makina, şu dağıtımı sağlayacak şekilde plâk atmalıdır. Atıcılar, ilerledikçe, her makina gurubunda iki plâk sol, iki plâk sağ ve bir plâk orta. Her 5 atıştan sonra kontrol cihazı bir kademe ileri alınmalıdır. Atış istasyonları: Trap çukuru, ön kenarından, 15 metre gerisindeki bir düz hat üzerine 5 atış istasyonu yerleştirilecektir. Her istasyon, üçlü grubun orta makinasını tam olarak ortalayacak şekilde ve IXI metrekare ölçü ile sabit olarak işaretlenecektir. Birinci istasyonun iki metre gerisinde ve az solundaki yer serinin 6 numaralı atıcısının bekleyeceği yer olarak işaretlenecektir. Bütün bu 6 pozisyonda da, müsabıkın yedek fişek ve techizatını koyabileceği bir masa veya sıra bulunmalıdır. İstasyonlar, tüm istikametleri aynı seviyeden görebilecek düzgün zeminler üzerinde ve sağlam inşa edilmelidir. Her istasyonda atıcının silahını dayayabileceği 15 santimetrekare veya yuvarlak bir tahta, halı veya lastik parçası olmalıdır. Atış istasyonu çizgilerinin 3-4 metre gerisinde, 5.nci istasyon ile 1.nci istasyon arasında atıcıların zorunlu olarak geçecekleri bu patika bulunacaktır. Atıcılar, atış istasyonları ile bir patika arasından geçemez. Atış istasyonları güneş ve yağmura karşı yeterli olarak korunmuş olmalıdır. Plaka mesafeleri, açıları ve yükseklikleri: Makinalar, müsabakalar başlamadan önce ayarlanacaktır. Ayarlar, müsabaka jürisi tarafından kontrol edilir, onaylanır ve mühürlenir. Müsabaka sırasında yapılacak makina ayar değişikliği ancak, tüm atıcılar aynı saha üzerindeki 50 plaka atışını tamamladıktan sonra yapabilir. Makinalar, UİT Kurallarında gösterilen şemalara göre ayarlanır. a- Plakanın uçuş hattı, fırlatma noktasından 10 m. önde, trap çukur tavanı düzlüğüne göre 1.5 metre ile 3.5 m. yükseklikte olmalıdır. 0.5 metrelik bir toleransa (Asgari 1 metre ve azami 4 m. için) müsaade edilir. (Tablo C) 
b- Makinalar ayarlanıp jüri tarafından onaylandıktan sonra sıra ile her makinadan birer deneme plakası fırlatılır. Bu deneme plakaları atıcılar tarafından izlenebilir. Jürinin, makina ayarlarını kontrol edip onaylamasından sonra hiçbir atıcı, antrenör ve idareci v.b. trap çukuruna giremez. Olimpik Skeet (Poligonları) Bu skeet poligonu iki kule (Yüksek ve alçak kule) ve yarıçapı 19.20 metre olan bir dairenin merkezden tam 5.49 metre geri çekilmiş taban kirişi 36.80 m. olan daire yayı üzerinde yer alan 8 atış istasyonundan oluşur. Dairenin merkezi plakaların çakışma noktası olarak bilinir ve bir kazı ile yeri belirlenir. Plaka çakışma noktasına bakarak daire yayı üzerindeki herhangi bir yerde durulduğunda 1 numaralı istasyon taban krişinin sol, 7 numaralı istasyon sağ ucunda yer alır. 2 nci ila 6 ncı istasyonlar arasındaki istasyonlarda, dairenin çevre yayı üzerinde yer alıp, birbirinden eşit uzaklıktadırlar. (Birbirinden sonra gelen daire yayı üzerindeki istasyonlar 1 ila 2,2 ile 3 ve diğerleri arasındaki istasyonlarının merkez noktalarının birbirinden uzaklığı 8.13 metredir). 8. istasyon taban kirişinin tam ortasında yer alır. Atış İstasyonları: 1'den 7'ye kadar istasyonlar, 91 santimetre karelik kareler şeklinde ve yanı seviyeye olup, iki kenarı istasyon işaretlerinin arasından geçen dairenin yarıçapına paralel durumdadır. 8.nci istasyon genişliği 91 santimetre, uzunluğu 183 santimetrelik bir dikdörtgen olup, uzun kenarı, taban kirişine paraleldir. Tüm istasyonların yer ve dizaynı hatasız olmalıdır. 1'den 7'ye kadar istasyonların istasyon işaretleri, plaka çakışma noktasına en yakın kenarının tam ortasında bulunur. 8.nci istasyonun işareti, diğerleri ile aynı seviyede ve taban kirişinin tam orta noktasındadır. 
 
Makinalar 

a- Bir skeet sahasında iki kule bulunur. Yüksek kule ve alçak kule, 
b- Her iki kulede de sabit bir fırlatma makinası bulunur. 
c- Yüksek kuleden fırlatılan bir plaka, 1 No.lu istasyon işaretinin 91 cm. gerisinden (Taban kirişinin uzantısında ölçülür) ve yer seviyesinin 3.05 m. yüksekliğinden çıkmalıdır. 
d- Düzgün olarak fırlatılan plakalar, 91 cm. çaplı havalı bir daire içinden geçmelidir. Bu dairenin merkezi, plaka çakışma noktasının 4.57 m. yüksekliğinde olmalıdır. Burada hedef çakışma noktası, 8.nci istasyonun seviyesinden ölçülmelidir.
e- Plaka iyi hava şartlarında 65-67 metre mesafe katetmelidir. 
 
Atış Hudutları a- 1'den 7'ye kadar olan istasyonlarda atış hududu, her iki kuleden de 40.23 m.dir. 8.nci için atış hududu ise plaka çakışma noktası ile plakanın çıkmış olduğu kule arasındaki mesafedir. b- Atış hudutlarını belirlemek amacı ile küçük ve büyük kulelerin plaka uçuş yolundaki 40.23 metreye uygun işaretler konulur. Benzer işaretler nizami plaka hudutlarına da (65-67 m.) konmalıdır. 

Pirinçle yapılan bir tür sebze yemeği...

Dible,

Fasulye Dible (Zeytinyağlı pirinçli fasulye)

Malzemeler;
Taze fasulye – - 1 kg
Soğan 2 büyük boy 180 gram
Pirinç 1/2 su bardağı 90 gram
Tuz 2 1/2 tatlı kaşığı 15 gram
Şeker 1 tatlı kaşığı 4 gram
Zeytinyağı 8 yemek kaşığı 80 gram
Su (sicak) 1 1/2 su bardağı 300 gram

Yapılışı;
Fasulyeyi yıka, ayıkla, yarım santimetre kalınlıkta verev olarak kıy. Soğanı soy, yıka, yarım daire şeklinde ince ince doğra. Pirinci yıka, süz. Yayvan bir tencereye soğanı yerleştir, üzerine fasulyenin yarısını, onun üzerine de pirinci yay. En üste, kalan fasulyeyi yerleştir. Tuz ve şekeri serp, zeytinyağı ve suyu gezdir, yumuşayıncaya değin 45-50 dakika kadar pişir.

Cilve, Naz...


Delal, İşve,
Şımarıklık

Kıl elek...

Leçer,

Hayvanlara vurulan damga...

En,

Un elerken yere serilen örtü...


İteği,

"Türk sanatı" ve "Osmanlı mimarisi" gibi yapıtlaryla tanınmış Türk akademisyen ve sanat tarihçimiz.

Prof.Dr. Oktay Aslanapa
(d. 1915, Kütahya, Türkiye), 
Türk akademisyen. Sanat tarihçisi. Kütahya'da doğdu.1934 yılında Bursa Lisesinden, 1938 yılında İstanbul Edebiyat Fakültesinden ve Yüksek Öğretmen Okulunun Sanat Tarihi Bölümünden mezun oldu.Almanya'da ve Avusturya'da Türk sanatı üzerine doktora yaptı. 1960 yılında profesör oldu.Türk sanatıyla ilgili çeşitli kazıları yönetti. Özellikle İznik, Diyarbakır Artuklu Sarayı, Kayseri, Keykubadiye Köşkleri ve Van Ulucami kazılarında değerli buluntuları gün ışığına çıkardı.

Eserlerinden bazıları:

Edirne’de Osmanlı devri Abideleri (1949),
Karaman Devri Sanatı (1950, E.Diez ve M.Koman’la),
Türk Sanatı (1955, E.Diez’le),
Türk Sanatı Selçuklu ve Osmanlı halıları,
Çini Minyatür Sanatı (1962),
Osmanlılar Devrinde Kütahya Çinileri,araman Devri Sanatı,
Selçuklu Sanatı Bibliyografyası,
Selçuklu Halıları,
Kıbrıs’ta Türk Eserleri,
Yüzyıllar Boyunca Türk Sanatı,
Kırım ve Kuzey Azerbaycan’da Türk Eserleri. 

Trabzon' un bir bahçesinden, koyundan adını alan hamsili pide...


Ganita,
Malzemeler;
1/2 kg. mısır unu, 1 çay bardağı fırınlı mısır unu, 5-6 yaprak pırasa sapı (yeşil kısmı), 1 kase ayıklanmış hamsi, 1 bağ yeşil soğan, karabiber, 1 yumurta, sıvı yağ, tuz.


Yapılışı;
Ayıklanan sebzeler incecik doğranır. Mısır unu, yumurta, karabiber, yarım çay bardağı sıvı yağ ve sıcak su ile hamsiler de ilave edilerek yoğrulur. Tavada incecik döşenerek kızartılır. Sıcak servis yapılır. Afiyet olsun.


Malzemeler;
12 adet hamsi
1 su bardağı beyaz peynir
1 yemek kaşığı kıyılmış dereotu
2 adet yumurtanın beyazı

Hamuru İçin;
1 su bardağı ılık süt
1 çay bardağı yoğurt
1 su bardağı sıvıyağı
1 tatlı kaşığı tozşeker
Yarım paket yaş maya
Alabildiği kadar un
1 tutam tuz

Hamsilerin kılçıklarını çıkarıp, karabiber ve tuzda bekletin. Peyniri yumurta ve dereotuyla karıştırıp, bekletin. 1 bardak ılık süte yaş maya ve toz şekeri ilave edin. Şeker eriyene kadar tüm malzemeyi karıştırın, sonra da yoğurma kabına alın. Sıvıyağ, yoğurt, tuz ve alabildiği kadar un ekleyip, yumuşak bir hamur tutun. Mayalanması için 40 dakika bekletin.

Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp tezgahın üzerinde elinizle yuvarlayarak açın. İçine hamsiyi veya hazırladığınız peynirli karışımı uzunlamasına koyup uçlarını elinizle bastırın. Yağlanmış fırın tepsisine aralıklı olarak dizip 20 dakika bekletin. Üzerine yumurta sarısı sürün, 175 derecelik fırında 15 dakika pişirin.

Isparta' nın Eğirdir ilçesinde bir mağara...

İnönü Mağarası,

Isparta Eğirdir ilçesi Sarıidris Köyü’nün 1,5 km. güneyinde, İnönü Tepesi’nin kuzey yamacında bulunan İnönü Mağarası 227 m. uzunluğunda yatay ve kuru bir mağaradır. Yağışlı havalarda mağara içerisinde küçük göletler oluşmaktadır. İçerideki ısı 16 C., hava nemi ise % 82’dir. Mağara içerisinde yer yer damlataş oluşumları ile karşılaşılmıştır.

İnönü Mağarası Jura-Keratase yaşlı kireç taşları içerisinde değişik yönlü kırıklar boyunca gelişmiştir. Bu kireç taşlarının altında Triyas yaşlı dolemitler ve yer yer de marn tabakaları bulunmaktadır. Araştırmacılara göre, mağara bu katmanlardan ötürü daha derinlere doğru gelişememiştir.

Mağaranın girişinden sonra dar galeriler halinde yatay olarak genişleyen mağaranın giriş kısmında geniş bir salon bulunmaktadır. Burada rastlanılan iskeletler mağaranın bir dönem iskan edildiğini veya mezar olarak kullanıldığını da göstermektedir.

İlk damıtılan ve içinde anason bulunmayan rakı...

Soma, Suma,

Rakı, adı Arapçada "terleyen" anlamına gelen "araki" den geliyor.Rakı yaş üzümden ya da genellikle şeker açısından zengin kuru üzümden damıtılarak elde ediliyor ve anasonla kokulandırılıyor.  Üzümler önce parçalanarak suyla karıştırılıyor. Elde edilen şekerli suya "mayşe" adı veriliyor. Buharla sterilize edilen mayşe soğutulduktan sonra fermantasyon aşamasına geçiliyor. 25-30 derece sıcaklıkta en az 48 saat bekletilen mayşe'den yüzde 7-8 alkol içeren mayş elde ediliyor. Mayş'ın damıtılmasından elde edilen ürüne ise soma ya da suma deniyor. İçme suyu eklenerek alkol oranı düşürülen suma'ya bu aşamada anason tohumları ekleniyor ve kızgın buharla son damıtma işlemine geçiliyor. Damıtma imbiğinden ilk yarım saatte akıtılan ürün üretim dışı bırakılıyor.

Bundan sonraki 5-6 saatlik sürede elde edilen ürüne "baş ürün", sonraki 30-36 saat süreyle akan ürüne "orta ürün", son altı saatte buharın kızgınlığı artırılarak alınan ürüne ise "son ürün" adı veriliyor. Orta ürün su eklenerek "söndürültükten" yani alkol yüzde 45-50'ye indirildikten sonra elde edilmek istenen rakı çeşidine göre şeker eklendikten sonra meşe fıçılarda 60-75 gün dinlendirilip, şişeleniyor. 36 saatlik damıtmanın tam ortasına rastlayan ürüne ise "göbek rakısı" adı veriliyor ve en makbul rakı kabul ediliyor.

Mevcut Rakılar;
Yeni Ra
Tekirdağ Rakısı
Tekirdağ Rakısı Altın Seri
Tekirdağ Rakısı Trakya Serisi
İzmir Rakısı
Herdem İzmir Sakızlı
Altınbaş Rakı
Kulüp Rakı
Yekta Rakı
Mest Rakı
Efe Rakı-Kara Efe
Burgaz Rakı
Ata Rakı
Rakı Turka
Sarı Zeybek
Mercan Türk Rakısı
Fasıl Türk Rakısı
Fasıl Yaş Üzüm Rakısı

Beylerbeyi Rakı 




Anason, anason bitkisinin tohumlarından elde edilir. Rakı gibi alkollü  içkilere katmak için kullanılır. Anasonun tatlımsı tadı ve özgün kokusu içinde bulunan "anethol" denilen yağdan gelir. Anethol alkolde çözünür, ama su oranı arttıkça çökelir. Bu nedenle anasonlu içkiler suyla karıştırıldığında beyaz olur. Anason, tatlılarda da kullanılan bir baharattır.

"Pehlivanlar, yiğitler" anlamında eski sözcük...

Yelan, 
Pehlivan. Şampiyon.
Esk. Pehlivan , yiğit , kahraman , / “yelan” ; pehlivanlar,  yiğitler .

Hititlerin fırtına tanrısı...


Tarhun, Teşup Tarhu, Tarhuna ,Tarhunt.

Hitit mitolojisi, Mezopotamya kaynaklarından esinlenmiş, Hatti ve Hurri etkisinde kalmıştır.

Hititlerde baş tanrı Fırtına (Gök) Tanrısı idi. Fırtına Tanrısı, baş tanrıça ile birlikte federal Hitit Devletinin en önemli birleştirici gücünü oluşturuyordu. Ona hem yerli Hatti ve Hurri halkları, hem de Anadolu'ya göçen Hint- Avrupalı Hititler tapıyorlardı. Hitit metinlerindeki "siu" sözcüğü Yunancadaki "zeus" ve Latincedeki "deus"un karşılığıdır. Ancak siu belirli bir tanrının adı olmayıp, Latincedeki gibi yalnızca tanrı anlamında kullanılıyordu. Fırtına Tanrısına Hattiler "Taru", Hurriler "Teşup" diyordu. Hitit hiyerogliflerindeki işaretler ise Prof. Dr. Sedat Alp'e göre "Tarhu", "Tarhuna" ya da "Tarhunt" diye okunuyordu.

Fırtına Tanrısı metinlerdeki tasvirlerde ve sanat eserlerinde dağlar üzerinde durmaktadır. Hititler dağları kutsal sayıyorlar ve onlara tapıyorlardı. Hatti kökenli Tuthaliya, Arnuvanda ve Ammuna kutsal dağların adlarıydı ve krallara ad olmuşlardı. Fırtına Tanrısının en önemli simgesi ise boğadır. Boğa, Orta Tunç Çağı'nda Anadolu'da gök tanrısının kendisiydi. Hatti dini ise, Eski Tunç çağının zoomorph denilen hayvan biçimli tanrı inanışı yerine, insan kılıklı inanca sahipti. Hititler Hattilerin etkisiyle anthropomorph, insan kılıklı tanrı inancına geçtiklerinde, hangi tanrıyı kastettiklerini anlatmak için her insan kılıklı tanrıyı, onun hayvan biçimli karşılığıyla tasvir ediyorlardı. Anadoluda Hititlere ait boğayla Fırtına Tanrısını ilişkilendiren çeşitli tasvirlere raslanmıştır.

Yelek bölümü iki karış uzunluğunda bir tür ok...

Puta, 
 Osmanlı’da spor maksatlı okçuluk yarışmalarının birkaç çeşidi vardır. Yarışmaların başta geleni uzun mesafe atışları idi. Bu disiplinde Osmanlı okçularının dudak uçuklatan mesafelere ok düşürdüğü kayıtlara geçmiştir. İkinci yarışma şekli hedef atışları idi. “Puta” adı verilen hedeflere atılmasından dolayı bunlara “puta atışı”, atılan yaylara “puta yayı”, hatta oklarına “puta okları” denirdi. Okların yelek ve formları hedef okçuluğuna uygun olduğu gibi, genelde günümüzde kullandığımız zeytin çekirdeği formundaki metal uçlar kullanılırdı.
 
"Puta" hedefi: Talaş yahut pamuk çekirdeği ile doldurulmuş deri torba yanda görülmektedir. (Askeri Müze, İstanbul)  Puta atışlarında puanlama hedefe vuran ok sayısıdır. Hedef üzerinde herhangi bir puan bölgesi söz konusu değildir. Yarışmalarda kazanan tarafa verilen hediyelere öndül denirdi. Yarışma anlamında kullanılan “koşu” kelimesi de hediye yerine kullanılmıştır. 

Okların kondukları torbalara “Kandil, kubur, tirkeş, sadak, ok kesesi, okluk” denir.

Avı çekmek için dökülen yem...

Dadamık,
Av hayvanlarını alıştırmak için verilen yiyecek, tuzak yem.

Kısırlık, verimsizlik...

Akamet (Arapça), 

Başarısızlık, sonuç elde edememe, sonuçsuzluk.
Çabaların istenen sonucu vermemesi. sorunu çözmek için harcanan emeklerin boşa gitmesi ya da "akamete uğraması", sonuçsuz kalması.

Felsefedeki kuşkuculuk öğretisinin eski adı...

İnadiye, Kuşkuculuk, 
(İng. scpticisme Fr. scepticisme, Alm. skeptizismus Es. t. hisbaniyye, reybiye)

Kuşkuculuğun kurucusu Pyrhon (Pîrron).(Yaşamının olduğu kadar isminin yazılışının bile üzerinde henüz anlaşılamadığından değişik yazarlar eserlerinde kimi kez Pyrhon, kimi kez de Pyrrhon adını kullanmışlardır.

En genel anlamda herhangi bir şeyden duyulan belirgin kuşku; kuşkulanma tutumu. Eski Yunanca'da "gözlemek", "incelemek" anlamına gelen skeptesheia sözcüğünden türetilmiş felsefe terimi.
Yerleşik Felsefe dilinde, kesin bir tutum almamayı, enson bir yargıya varmamayı ilke edinmiş; bütün değerlerden, inançlardan, bilgi savlarından ilkece kuşku duymanın doğruluğunu savunan felsefe anlayışı.

Felsefe tarihinin bilinen en eski kuşkuculuğu Eski Yunan'ın gezgin düşünürleri sofıstlerce temellendirilmiştir. Başta Protagoras ile Gorgias olmak üzere bütün sofistler, herkesçe benimsenecek ortak genelgeçer doğruların olmadığını, doğrunun her bireye ayrı görünen bir şey olarak kişiden kişiye değiştiğini savunarak felsefece düşünmeyi olanaksız kılacak denli ileri götürmüşlerdir kuşkuculuğu. "Sofıst Öğreti"nin olmazsa olmaz bileşeni kuşkuculuk, Eski Yunan'da özellikle yapılan siyasal tartışmalarda karşı tarafın savunduğu düşünceyi kuşkuculuk yoluyla çürüten sofıstlere büyük bir retorik üstünlük sağlamıştır. Eskiçağ kuşkuculuğunun dizgeli bir biçimde temellerini atan Elisli Pyrrhon, Felsefe tarihçileri arasında genellikle kuşkuculuğun da kurucusu olarak görülmektedir. Bilginin değerini yücelterek göklere çıkartan Stoacılar ile Epikurosçulara karşı Pyrrhon, düşünce kesinliği varsayımına dayanan bilgi olanağını salt öznel yorumlarla ilintili bir konu sayarak bütünüyle yadsımış usa dayalı düşüncelerle şaşmaz kesinliklere varılamayacağını öne sürmüştür.Yöntembilgisel kuşkuculuğuyla modern çağa damgasını vuran Descartes, verimsizliği nedeniyle tıkanmış olduğunu düşündüğü geleneksel kuşkuculuk anlayışına yeni bir yön çizerek bir anlamda kuşkuculuğun önünü açmıştır. İnsan zihninin hiçbir zaman kesin nesnel doğrulara ulaşamayacağı düşüncesi üstüne bina edilmiş eskiçağ kuşkuculuğunun, yerini kuşkunun bilgiye ulaşmada izlenecek bir yöntem olarak yeniden tanımlandığı yeniçağ kuşkuculuğuna bırakması bir anlamda modern felsefe döneminin başlangıcını da yansıtmaktadır.

Toplu ya da turistik geziler için yapılmış büyük otobüs...


Otokar,

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ