Vücudun herhangi bir yerinde oluşan irin birikimi...


Çıban, Çuban, Çıban.
Deride oluşan ağrılı, şiş apseye verilen isimdir.





Yunus Balığının 100-200 kg ağırlığında olan türü...

Afala,

Afalina (Tursiops truncatus), yunusgiller (Delphinidae) familyasından dünyanın bütün okyanuslarında yaygın olan ve Türkiye denizlerinde de bulunan bir yunus türü. "Flipper" adlı dizi ile meşhur olan bu yunus türü, zekası yüzünden Delfinaryumlarda en çok tutulan ve eğitilen yunus türüdür. Boyu 190 cm 400 cm ve ağırlığı 650 kiloya kadar varabilir.
Diğer yunus türleri;

Tırtak (Delphinus delphis),
Mutur (Phocoena phocoena).
Falyanos (Balaena mistycetus),

Yunus balıklarının yetiştirildiği ve seyircilere gösteri yaptırıldığı deniz suyuyla doldurulmuş havuz.

Delfinaryum,

Delfinaryumlar'da yaşayan yunusların sundukları gösteriler arasında havaya sıçrayıp tekrar dalmak, sudan tamamen çıkıp takla veya parende atmak gibi akrobatik hareketler yer alıyor. Bir diğer hareket ise yine sudan tamamen çıkıp kuyruklarının üzerinde geri geri yüzmek.Çok hareketli olan yunuslar, memeliler içinde en iyi yüzen ve dalan hayvanlar. Yüzmelerinde en etkili yapıları da kuyruk yüzgeçleri. Kuyruk yüzgeçleri balıkların tersine, yatay konumlu ve bu yüzgeçlerini seri bir biçimde aşağı-yukarı hareket ettirerek hızlı yüzebiliyorlar.

Yunus Balığının en iri bir türü...

Falyanos (Balaena mistycetus),

Yunusbalığıgiller ( Delphinidae ) ailesi, yunusbalıkları ve domuzbalıklarından oluşur. 18 cins ve 62 kadar türü vardır. Okyanuslarda ve birçok büyük ırmağın haliçlerinde yaşarlar.
(Yunusbalığı ) adı genellikle, ağız kesimi gaga gibi uzamış, ince akıcı biçimli gövdeli küçük balinagiller için (domuzbalığı) adıysa, ağız kesimi küt ve gövdesi tıknaz balinagiller için kullanılır.

Çok hareketli olan yunuslar, memeliler içinde en iyi yüzen ve dalan hayvanlar. Yüzmelerinde en etkili yapıları da kuyruk yüzgeçleri. Kuyruk yüzgeçleri balıkların tersine, yatay konumlu ve bu yüzgeçlerini seri bir biçimde aşağı-yukarı hareket ettirerek hızlı yüzebiliyorlar. Yüzerken hızları saatte 35 km'ye ulaşıyor. Islığa benzer, çok güçlü sesler çıkartıyorlar ve sesleri teknelerin çevresinde dolaşırlarken suyun dışındakiler tarafından duyulabiliyor. Derileri diğer pek çok memeliden farklı olarak kılsız ve pürüzsüz. Bunun yerine ısı yalıtımını sağlamak için derilerinin altında kalın bir yağ tabakası görülüyor.

Su kaynağı...


Göze, Pınar, Bulak, Eşme, Gayzer.
Yeraltı sularının kendiliğinden yeryüzüne çıktığı yere kaynak denir. Karstik Kaynaklara Voklüz denir.

Sığırın öd kesesinden çıkarılan ve sarılığı iyi ettiğine inanılan taş,..


Haraza, 

Korkuya ve Sarılık hastalarına tavsiye edilmektedir. Diğer bir rivayete göre kanser hastaları için de kullanılmaktadır.

Saz yada kamıştan yapılmış kulübe...


Huğ,

Nefes alamama yoluyla ölüm...

Asviski,
Desatürasyon,


Yeterli nefes alamamadan meydana gelen boğulma sonucu öldüme Asviski denir.

Gögüs kemiği arkasında bulunan iç salgıbezi...


Timüs,
Özden,

Kamulaştırma...

İstimlak,  
İstimkal,

2942 Sayılı Kanunda belirtildiği üzere, bir idarenin kamu yararı düşüncesi ile gerçek ve hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malların, bedelinin peşin verilmesi şartıyla mal sahibinin rıza ve mavafakatına bakılmaksızın zor alımla mal edinmesidir.

Ünlü Türk Tarih uzmanı Fransız Fransız oryantalist ve Türkolog ...

Prof. Jean-Paul Roux (1925-2009),

Fransız tarihçi, Türk dünyası ve İslam kültürü ile ilgili çalışmalarıyla tanınıyordu. Fransız Bilim Akademisi' nde (CNRS) bird dönem direktörlük yapan Prof.Roux, Paris' te sanat tarihi ve arkeoloji eğitimi veren École de Louvre ' da da öğretim görevlisi olarak çalışmıştır.Türk hükümeti tarafından 1973 yılında devlet ödülüne layık görülmüştür.

Eserleri;


Türklerin Tarihi,
Altay Türklerinde Ölüm,
Babür - Büyük Moğolların Tarihi,
Türklerin ve Moğolların Eski Dini,
Orta Asya/Tarih ve Uygarlık,

Eklem İltihabı...

Artrit,

Juvenil Romatoid Artrid, (Sitill Hastalığı): Juvenil romatoid artrit, erişkinlerde görülen romatoid artritin, yani romatizmanın birkaç farkla 16 yaşından küçük çocuklarda görüldüğü biçimdir. Romatoid artrit vakalarının yaklaşık olarak % 5′ini juvenil romatoid artrit oluşmaktadır. Çocuklar daha çok 1-3 yaşlan arasında bu hastalığa yakalanmaktadırlar.
Kız çocukları erkeklere oranla çok daha sık hastalanırlar. Çocuklardaki romatoid artritte, yani juvenil romatoid artrit vakalarında “Romatoid faktör”e ve deri altındaki “Romatoid nodüllere” çok ender olarak rastlanır. Buna karşılık çocuk hastalarda “iridosiklit” denilen bir göz bozukluğuna sık rastlanmaktadır.

Eklem kireçlenmesi...

Artroz (eklem kıkırdağı dejenerasyonu),

Bir ya da birden çok eklemde görülen ve eklemi saran kıkırdak dokusunda özgün doku yıkımı yapan kronik bir hastalıktır. Yıpranmayla ilgili değişiklikler, eklemin sadece aşırı basınca uğramasıyla ortaya çıkmaz. Basınç altında kalmayan eklemlerde de artroz ortaya çıkar. Yapılan hayvan deneylerinde uzun süre bacağını kullanamayan deney hayvanının, o bacağındaki eklemlerinde kireçlenmeye ait bulgular saptanmıştır.
Burada olay eklemi meydana getiren oluşumların kanla beslenmelerinde ortaya çıkan bozukluktur. Eklem kıkırdağının beslenmesi eklem sıvısı ve kıkırdak altındaki kemik dokusunda bulunan kan damarları vasıtasıyla sağlanır. Eklem yük bindiğinde, kıkırdakta basınca bağlı incelme ve diğer değişikliklerle beslenmede yetersizlik ortaya çıkar. Önce küçük çatlaklar oluşur daha sonra bunlar büyüyerek bazı bölgelerde kıkırdak doku ortadan kalkar. Kıkırdağın normal halini kaybetmesiyle kemik doku korumasız kalır. Bu arada kıkırdağın altındaki kemik dokularda mikro fraktür dediğimiz çok küçük kırıklar oluşur. Buna bağlı eklem aralığı da daralır.

Burada işin içine osteoporoz da (kemik dokusu zayıflaması) girer. Özellikle kadınlarda menopozdan sonra osteoporoz çok sık görülür. Eskiden çok bilinmeyen osteoporoz son yıllarda önemli bir konuma gelmiştir.

Japon fotoğrafçı...

Michio Hoshino (Doğa fotoğrafçısı, 1996 yılında Rusya'nın Kamchatka kentinde vahşi doğayı fotoğrafladıktan sonra çadırına çekilmiş ardından bir bozayının saldırısına uğrayarak ölmüş),

Shiho Fukada, (Çin' deki depremde zarar görüp rehabilitasyon merkezinde kalan çocuğun yaşam azmini gösteren fotoğrafıyla mansiyon ödülü kazanmıştır.)


Kyoi
chi Sawada(1966), ABD birlikleri Güney Vietnam'da Vietkong'lu ölü bir askeri sürüklerken çektiği fotoğrafla ödül aldı. Kamboçya'da bir görevdeyken 1970'de öldürüldü.

Akira Sudoh
(sokak ve şehir fotografçısı),
Yasushi Nagao(1960 ),
Kiichi Asano (1914-1990),
Banri Namikawa (Sami Güner’ in dostu),
Hiroshi Watanabe (1975 Japonya),
Daidō Moriyama (1938 osaka),
Kishin Shinoyama (Budist bir keşişin oğlu, Nü fotoğrafçısı),
Kyoichi Sawada (1965),
Norio Matsumoto (Doğa fotoğrafçısı, 1972)
Yu-i taka Meijo (Görme engelli Japon fotoğrafçı ),
Takahiro Tsurui (Görme engelli Japon fotoğrafçı),
Sato Shintaro,
Tadayuki Kusuyama (Japon fotoğrafçı ve eğitimci)

Dürbün...


Bakaç (vizör),
Irakgörür,

Dürbün, Farsça bir sözcük. Aslı dûr-bîn olan sözcük, dilimize girerken ses uyumuna uyarak dürbün şeklini almış.

Mermer ya da taş üzerine oyulan ucu kıvrık yaprak motifi...

Bute,
Mermer, metomorfizma olayı sonucunda kalker ve dolomitik kalkerlerin yeniden kristalleşmesiyle meydana gelmiş bileşimdir. Bileşimlerinin %90-98'i CaCO3'ten (Kalsiyum karbonat) oluşmaktadır. Düşük oranda MgCO3 (Magnezyum karbonat) içermektedir. CaCO3 kristallerinden oluşan mermerlerde esas mineral “Kalsit” tir. Aynı zamanda az miktarda silis, silika, feldspat, demiroksit, mika, fluorin ve organik maddeler bulunabilir. Renkleri genellikle beyaz ve grimsidir. Endüstriyel anlamda kesilip parlatılabilen her cins taş mermer olarak kabul edilmektedir. Granit, diyabaz, lösitli siyenit, fanolit ve serpantinler gibi magmadan türeyen kayaçlar da mermer olarak tanımlanmıştır.

Kuzey İrlanda' da barış yanlısı protestan paramiliter grubun adı...

Ulster Muhafızları,
Ulster Savunma Derneği,
Her iki paramiliter grup da, İngiltere, İrlanda ve Amerika'dan gelen silahsızlanma çağrısına direnmişti.Katolik İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu' na ve Kuzey İrlanda' daki Katolik toplumuna yönelik saldırılardan sorumlu tutuluyordu. İngiltere, yasadışı grupların tutuklanmadan silah teslim etmelerini imkan verenbir anlaşma çıkarmış ve iki grub da buna göre silah bırakmıştır.

Mercimekli bulgur pilavı...

Müceddere (Mücettere),

Kilis mutfağına özgü mercimekli bulgur pilavıdır. İki ölçek bulgura bir ölçek yeşil mercimek daha önceden biraz diri kalacak şekilde haşlanır ve bulgurla pillav kıvamında pişirilir. Kişniş ve kırmızı pul biber eklenir. Bir adet kuru soğan halka halka doğranıp 4 kaşık zeytinyağında kavrulur ve pilavın üstüne dökülür.

Güney Afrika Cumhuriyeti' nde futbol maçlarında taraftarların çaldıkları borazan...

Vuvuzela,

( 61 cm boyunda ve sadece 110 gram ağırlığında. )
Futbol maçlarında taraftarların eksiksiz yanlarında bulundurduğu ve maç esnasında sürekli çaldığı düdüğün büyük versiyonu, bir çeşit borazan. Yerel maçlarda hep çalınır ve gürültü çıkarılır, bu gürültü bir nevi Güney Afrika taraftarı tezahuratı denilebilir. FIFA Başkanı Sepp Blatter bu malzemenin maçlarda serbest olarak tezahurat için kullanılabileceğini açıkladı.

Arıların kovan deliğini kapatmak için kullandıkları sarı ve yumuşak madde, balmumu ...

Kirebolu, 
Ledan,
Ahılgan, 
Eğir mumu, Eğin mumu, 
Karamum, 
Girebo, Girebolu, 
Arı zamkı, Arı reçinesi. 
Çamsakızı, reçine.


Arıları inceleyen bilim dalına Apidoloji (fr. apidologie) denir. 
Arıların peteklerini yapmak için karın halkalarında (segmentlerde) bulunan balmumu bezlerinden salgıladıkları yumuşak sarı veya daha koyu madde. 2-3 haftalık genç işçi arıların son 4 çift karın halkalarındaki(abdomen denilen) mum salgı bezlerince(balmumu aynası) salgılanan, karın halkaları arasından çıkarken hava ile teması sonucu katılaşarak pulcuk haline geçen, salgılandığı anda beyaz renkte olan ve daha sonra koyulaşan bir arı ürünüdür.

Balmumu suda erimediği halde eter ve kloroformda erir. Balda bulunan karbonhidratlardan sentezlenerek elde edilir. Mum salgılayan arılar önce bal yerler daha sonra 35 oC' da zincir şeklinde salkım oluşturarak mum salgılarlar. Mum pulcuğu karın halkalarından ayaklarla çeneye aktarılır. Çenede işlenen balmumu petek örme ve yapmada kullanılır.

Argoda tehlikeli akıl hastası...

Sapık,  
Sicko,

Argoda çok şık, güzel giyimli, derli toplu, ...

Apiko,
İki dirhem bir çekirdek olmak,

Argoda makyaj...

Kolika,

Hocaların giydiği bir çeşit üstlük...

Lata,

Uluslararası ilişkilerde koruma altına alınan devlet...

Protektora, 

Trablusgarp İtalyan Protektorası (1911),

Uluyörük' de denilen Türkmen Boyu...

Karakeçili,

Osmanlıyı kuran karakeçili aşiretinden gelen insanlardan oluşmaktadır. Karakeçililer temelde Şeyh Edebali ile başlayan süreçte uluyörük (ulu yörük) olarak anılmışlardır ve aleviliği evvela benimsemişler sonrada çoğunluğu hanifi mezhebine Osmanlıdaki anlayış değişikliğine paralel olarak geçmişlerdir. Karakeçililer 66 boydur ve bazı kürt aşiretleri kürtçe ve arapça isimlerle bu obaları ansalarda karakeçililer asalet gözeten bir aşiret oldukları için karışmamışlardır. Günümüzde dahi kendi içlerinde evlenmişlerdir. Farklı aşiretlerle kız alıp vermemişlerdir. Bingöl simsor ve Elazığ' ın karasaz köyündeki ve Ankara karaşardaki karakeçililer tamamen alevi bektaşi geleneklerini sürdürmüşlerdir.

'Uluslararası Karakeçili Şenlikleri' Şanlıurfa, Eskişehir, Malatya, Bursa, Ankara başta olmak üzere birçok kentten ve yurtdışında yaşayan Karakeçi aşireti mensupları bir araya gelerek her sene kutlanır.

“Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlâtları, hep aynı cevherin damarlarıdır…" M.Kemal Atatürk.

Ukrayna' ya özgü bir halk dansı...



Trepak,
(Russian Dance)

Ukrayna' lı bir ressam...


Alla Horska,

1970 yılında Trajik bir ölümle hayatı son bulan Ukraynalı bayan ressam, Dünyanın paylaşıldığı yer Yalta' da doğmuştur.

ABD' li caz trombon sanatçısı...

Steve Turre, Dünyaca ünlü ABD' li tromboncu(Trombonist),
New York caz çevrelerinde en gözde tromboncusu ve "Saturday Night Live" programının kıdemlisi Steve Turre, parlak renkli sarmal deniz kabuklarını meşru caz enstrümanı haline getiren kişi olarak tarihe geçmiş. Turre, 1993'teki plağı "Sanctified Shells"den bu yana, "kabuk" müziğinin sihrini keşfetme çalımalarını sürdürüyor. Blues, Afro-Küban ve Latin cazın yetkin lirik yorumlarını sunan bir caz ustasıdır. Müziğini istediği 'tonda' düzenleyen San Francisco' lu tromboncu Steve Turre, müzikte kendine göre soluk arayan pek çok kişiye alternatif olabilecek bir fırsat tanır.
Son albümü Rainbow People(2008),

ABD' li filozof, felsefeci...

John Rawls, (1921-2002)

Amerikalı ahlâk ve siyaset felsefecisi, filozof.
Temel eseri Bir Adalet Kuramı' dır. Bu kitap 20. yüzyılın siyaset felsefesi alanında hazırlanmış en önemli kitap olarak görülmektedir. 1971'de yazdığı bu kitaptan sonra 1993'te Siyasal Liberyalizm adlı eserini yazmıştır. Çoğulcu ve eşitlikçi bir liberalizm savunucusu olmuştur.

Hz. İsa' nın on iki havarisi...

Hz. İsa'nın ölümünden sonra öğretisini ve inançlarını yaymak için seçtiği 12 yardımcısıdır. İsa'nın havarilerini nasıl seçtiği ve bu 12 havarinin İsa'nın çarmıha gerilişinden başla­yarak Hıristiyanlık' ın geliştirilmesi yolundaki çalışmaları İncil' de anlatılır . İsa vaazlarına ilk olarak Filistin toprakla­rında, Celile' de kendisini dinlemeye gelen kalabalıklara, Tanrı' dan esinlendiğine inanı­lan düşünce ve buyrukları iletmekle başladı. Ro­ma' nın işgali altında ezilen Yahudiler yar­dımlarına gelecek ve kralları olacak Mesih ya da kurtarıcıyı bekliyorlardı. Roma yönetimi­ne karşı gelişen başkaldırı, üyelerinin bir bölümü saldırıya ve adam öldürmeye kararlı siyasal bir Yahudi grubu olan Zelotlar' ca da körükleniyordu. İsa' nın başarılı vaazları ve dilden dile dolaşan mucizeleriyle bu gibile­rin durumları her geçen gün daha güçleşiyordu. Sanidrin denen ve Yahudiler' in siyasal, dinsel ve tüzel meclisi olan büyük Yahudi Konseyi denetimden çıkmaya başlayan olay­ları durdurmak için İsa' ya karşı önlem alın­ması gerektiğine karar verdi. Her an tutukla­narak öldürülebileceğini anlayan İsa, öğretisi­nin kendinden sonra da sürdürülebilmesi için bu öğretiyi benimsemiş insanlar arasından, eğitebileceği 12 kişi (Havari) seçti.

Seçilmiş havariler şunlardı:

Petrus, Simon, Simeon (Baş havari) Celileli bir balıkçıdır ve kardeşi Andreas'la birlikte İsa'nın ilk havarilerindendir. Katolikler onu ilk papa, yani "kilisenin babası" olarak görürler.

Büyük Yakup, varlıklı bir balıkçı olan Zebedi'nin oğlu ve Yuhanna'nın ağabeyidir.

Yuhanna, Yakup' un kardeşi ve havarilerin belki de en gencidir. Çarmıha gerildiği gün İsa'nın yanında yalnızca onun bulunması da İsa'nın onu ne kadar sevdiğinin kanıtıdır.

Andreas, kardeşi Petrus gibi Celile'de göl kıyısındaki Beytsayda kasabasında balıkçıdır.

Filipus, Beytsayda' dan gelen bir başka ba­lıkçıdır.

Bartalmay (Bartolomeus), Ermenistan' da canlı canlı derisinin yüzüldüğü söylenir. Tolmai' nin oğlu anlamına gelir. Filipus'un İsa'ya tanıştırdığı Natanael' in bir başka adı olduğu sanılmaktadır.

Matta, havari olmazdan önce Romalılar' ın vergi tahsildarlığını yaptığı için Yahudiler' ce hiç sevilmedi. Kutsal Kitap'taki dört İncil'den ilki Matta İncili'dir.

Tomas, Yunanca karşılığı olan Didimus (ikiz) adıyla da bilinir. "Kuşkucu Tomas" diye de bilinir.

Küçük Yakup, Alfeus'un oğludur. Yuhanna'nın kardeşi Yakup' tan ayırt etmek için Küçük Yakup da denir.

Simun(Yurtsever), Gayyur Simun adıyla da anılır. Zelotlar' ın üyelerinden biri olduğu bilinmek­tedir.

Yahuda-Yehuda İskaryot-işkariot, havarilerin para işlerine bakardı. 30 parça gümüş karşılığında İsa'ya ihanet ederek yöneticilere onun bulunduğu yeri söyleyen ve yakalanmasına neden olan kişidir. Yahuda İskaryot, İsa'yı ele verdikten sonra kendini öldürdü.

Mattias, İsa'nın izleyicilerinden biri olan Mattias Yahuda-Yehuda İskaryot yerine, seçil­di. Mattias'a ilişkin ise pek bir şey bilinme­mektedir.

Barnabas, İsa'nın çarmıha gerilişinden hemen sonra malını mülkünü Kudüs' teki ina­nanlar topluluğuna bağışlayarak onlara katıl­dı.

Avcı üzümü, Çay üzümü..

Likaba, 
Likapa,
Anadolu otu,
Avcı üzümü,
Ayı yoncası,
Çalı çiçeği,
Çoban üzümü (Vaccinium myrtillus L.),
Çera,
Gara gilik,
Hencoyik,
Kuş üzümü,
Kaskanaka,
Libade, Lifar, Lifor, Ligarba,
Likaba, Likapa,


Likarba, Lifora,
Maviyemiş,
Mehobah,
Orman liforu,
Orman ligarbası,
Peygamber üzümü,
Trabzon çayı,
Yaban mersini,
Yayla liforu,
Yayla likaparası,
 Yer ligarbası,
Yer liforu,

Aronya,
(Trabzon ve Rize yörelerinde likapa' ya verilen ad.) 
Maviyemiş, Fundagiller (Ericaceae) familyasından, çalı formunda, kışın yaprağını döken, çok yıllık bir bitkidir. Normalde koyu yeşil renk olan yaprakları, sonbaharda kırmızı ve sarı renge dönüşür. Çiçekler beyaz renkli, bazen pembe çizgilidir. Maviyemiş meyveleri, salkım halindedir. Salkımda olgunlaşma dipten uca doğru devam eder. Meyve sapsız, kabuksuz ve 1,5-6,0 gr ağırlığındadır. Mavi, siyah, pembe renkli meyveleri, ekşi-tatlı ve bol suludur. Olgun meyveler, mavi-siyah ya da koyu mor renkli, yüzeyi puslu görünümlüdür.

Aruz ölçüsü kalıplarından biri...

Recez,

Araplardaki ilk nazım şekilleri olarak görülen recez ve kasidin birinci beytleri mutlaka kafiyelidir. Nazım ahengini, vezin ve kafiye gibi iki temel unsurdan alır. Ayrıca kelimelerin mısra ve beyt içinde seçilerek yerine konulması üçüncü bir sebeptir. Araplar kasidenin yanında en çok recez nazım şekillerini kullanmışlardır. Zamanla İslam dairesine giren milletlerin edebiyatları ile temasta bulunmaları, konularda çeşitlilik, “rubai” ve “mesnevi” gibi yeni nazım şekillerinin ortaya çıkmasına sebeb olmuştur.

Recez, Arap arûzunda bir bahr' in adıdır. Bu isim “titreme” mânâsına gelmektedir. Söylenceye göre Arap şiirinin güçlü ve etkin olmasının sebebi olarak, devamlı uzun çöl yolculukları yapan Arapların deve üstündeyken söyledikleri türkülerin ahenk ve ölçülerine göre devenin hızını arttırması veya azaltmasını fark etmeleriyle başlar. Bu buluşun teknik olarak anlamı, develerin müzikten anladığı şeklindedir. Arap şiirinin bel kemiği olan ve daha sonra İslâm’ı kabul eden diğer halkların şiirlerine de sirayet eden Aruz Vezninin çıkış kaynağı da bu buluştur. Devenin attığı adımlara göre oluşturulan Aruz vezni memdud (uzun hece) ve maksur (kısa hece)’dan oluşan Tavil, Medid, Basit, Kâmil, Vefir, Hezec, Recez, Remel, Seri, Munsarih, Hafif, Muzari, Muktazab, Muctas, Mutadarik ve Mutakarib olmak üzere on altı alt başlığa ayrılır.

Arap Şiirinde bilinen ilk ölçü Seci’dir. Bu ölçü daha çok nesir biçiminde ve fakat kafiyeli olan yazılardı. Seci’ nin devamı olarak gelişen Recez Ölçüsü ise bir kısa ve bir uzun heceden oluşan bir ölçüydü. Doğallıkla Arap Şiirinde ilk ölçü olarak Recez kabul edilir. Recez’ le aynı dönem Muallakat’ ul Seb’ a (Yedi Askı) dönemidir. Terim ilk defa, çok sonraları Hammed er-Raviye tarafından kullanıldıysa da tam anlamıyla dönemi karşılamaktadır. Yedi Askı döneminde Arap halkı tarafından beğenilen en iyi şiirler Kabe duvarına asılarak sergilenirdi. Bu şiirlere de es-Samut (İnci Gerdanlığı) adı verilirdi. Dönemin ünlü şairleri arasında İmrul Kays, Tarafa, Zuheyr, Lebid, Amr bin Gülsüm, Antere, el-Haris bin Hilliza, Nabiga ve A’şa gibi isimler vardı.

Bütün bir akciğer lopunun mikroplu akut iltihabı...

Pnömoni, 
Zature, 
Zatürre.
Batar,
Akciğer iltihabı.
Akciğer dokusunun iltihabı. 

Halk arasında akciğer iltihabı tıp dilinde ise pnömani denir. 

Ateş, öksürük ve balgamla beliren, tehlikeli bir akciğer hastalığı, batar.

Çeşitli etkenlere bağlı olarak gelişmekle birlikte, genellikle birincil ya da ikincil mikro organizmaların yol açtığı akut ya da subakut hastalık tablolarını belirten bir terimdir. 


Üç çeşidi vardır;

  1. Lober pnömoni
  2. Virüs Zatürreesi
  3. Bronköpnomoni

Asya' da yaşayan bir yaban koyunu...

Arkal,
Batı Asya’nın dağlık kısımlarında yaşayan koyunlar daha büyüktür. Bu grubun erkek hayvanlarının boynuzları, kafanın iki yanından dışa doğru geniş bir daire çizerek uçları hayvanın sırtına değecek biçimdedir. Bu türün dişileri boynuzsuzdur. Asya ve Doğu muflonu (Ovis orientalis) ve Ural koyunu (Ovis vignei) arasında görünüm açısından büyük benzerlikler vardır. Yalnız bu türün dişileri dik, kısa, beyazımsı renkte boynuzlara sahiptir.Ural koyunu (Ovis vignei), doğuda İran’dan Afganistan ve Hindistan içlerine kadar uzanan, kuzeyde de Türkmenistan’ın dağlık kesimlerini kapsayan yayılım alanına sahiptir. Argali koyunu (Ovis ammon), Sibirya ve Orta Asya’da Altay Dağları’nda yaşar. Bunlar boyları 180 santimetreye, yükseklikleri 120 santimetreye varan çok büyük koyunlardır. Hindistan ve Uzakdoğu’ da bugün yaşayan evcil koyunların atası olarak kabul edilirler. Boynuzları da çok büyük ve kalındır.

Anadolu’nun son yabankoyunları ise şimdi Konya’nın Bozdağ’ ındaki koruma sahasında yaşamlarını sürdürüyor. Yabanıl koyunda kulaklar daha küçük ve diktir. Evcil koyunda ise kulaklar sarkık bir görünüm alır. Evcilleşmenin ileri aşamalarındaki evcil koyunlar pigmentlerin kaybolması nedeniyle beyaz renktedir. Yabankoyunları her yıl tüy döker ve evcilleşmeden sonra tüy dökümü durur ve kıllılıktan yünlülüğe doğru bir gelişim olur.

Asya' da yaşayan yabanıl bir keçi...

Tar,

Asya' nın dağlık kesimlerinde yaşayan yabanıl keçidir.
Dağ keçileri(Capra) Afrika' nın kuze­yinde, Asya'nın güneybatısında ve Avrupa' nın güneyindeki yüksek dağlarda başıboş sürüler halinde yaşayan iri yabankeçileridir. Dağkeçileri son derece çevik hay­vanlardır; dağ yamaçlarında ve en sarp kaya­lıklarda inanılmaz bir ustalıkla dolaşır, bazen uçurumları aşmak için bir sıçrayışta 12 metre öteye atlarlar. Ön bacakları arka bacaklarından biraz daha kısa olan bu dağkeçisinin omuz yüksekliği yaklaşık 1 metredir. Alından düz çıkıp sonra bir yay gibi geriye doğru bükülen boynuzlarının uzunluğu ise özellikle tekelerde bazen 1 metreyi aşar. Boynuzlarının alt yüzü düz, üst yüzü enine kabarık çizgili ve boğum­ludur; bu boğumların sayısı hayvanın yaşını gösterir. Asya dağkeçisinin kışın sarımsı boz renkte olan kalın postu yazın yerini kızıl kahverengiye çalan daha kısa tüylere bırakır. Dişiler beş aylık bir gebelikten sonra genellik­le tek bir yavru doğurur, yavrular doğumdan hemen bir-iki gün sonra annelerinin ardından koşup zıplamaya başlayabilir.

Markor (Capra falconeri) adıyla bilinen iri bir dağkeçisi de Keşmir, Türkistan ve Afganis­tan'da az sayıda yaşar. Markorun bir tirbu­şon gibi kıvrılan boynuzları geriye doğru bükülürken aynı zamanda iki yana doğru açı­lır. Hemitragus cinsini oluşturan dağkeçilerine tar denir. Hindistan ve Arabistan'ın ağaçlı dağlık bölgelerinde yaşayan bu hayvanların erkeği sakalsızdır. Himalaya Dağları'nda ya­şayan bir türün erkeğinde boyun ve gövdenin ön bölümlerini bütünüyle örten uzun tüylü bir yele bulunur. Tadarın kısa boynuzlan koç boynuzu gibi geriye ve yanlara doğru açılır.

Asya' da yaşayan bir dağ keçisi...

Goral,
Boz Goral (Naemorhedus Goral),
Kızıl Goral (Naemorhedus baileyi),
Çin Goralı, Uzun kuyruklu Goral (Naemorhedus caudatus).


Gural (Naemorhedus), Himalayalarla Doğu Sibirya arasında 900-2700 metrelik yüksekliklerdeki otlu bayırlarda, gah ormanlarında ve kayalık yamaçlarda yaşar. Yerliler, kemikleri için tuzağa düşürdükleri bu hayvana çok değer verirler. Goral’ ın kemikleri, tıpta, saiga’nın boynuzları gibi, ilaç olarak kullanılmak üzere Çin pazarlarında çok para getirir. Asya’nın bu dağ keçisi, Avrupalı akrabası şamua kadar iri değildir. Bu tıknaz yapılı keçimsi hayvan, omuz hizasında 70 santim boyunda ve yaklaşık olarak 30 kilo ağırlığındadır. Gri veya kahverengi kaba tüylerden meydana gelmiş bir postu vardır. Kısa boynuzlan hafifçe arkaya kıvrılır. Goral yüksek otların arasında kolayca göze görünmez. Ürktüğü zaman, epey uzaktan duyulabilen tıslamaya benzer bir ses çıkarır.

Kitap getirmemiş peygamber ...

Nebi,
Allahın emir ve yasaklarını insanlara haber veren, kendisine yeni bir kitap ve şeriat gönderilmeyip de kendinden önceki peygamberin kitabı ve şeriatı ile amel eden Peygamberlere Nebi denir. Nebi, kendinden önce gelen Resulün dinini tebliğ eden Peygamberdir. Her resul nebidir; fakat her nebi resul değildir. Kitap gönderilen Peygambere Resul denir. Peygamber Farsçadır, Resul veya Nebi anlamında kullanılır. Kur’an-ı kerimde bir Resul için, Nebi de denmesi onun Resul olmadığını göstermez. Peygamber efendimize de Nebi denmektedir.

Kendilerine kitap verilen Resullerden bazıları şunlardır;
Hazret-i Musa, Resul ve Nebi idi. (Meryem 51, Araf 104, Zuhruf 46)
Hazret-i İsa, Resul ve Nebi idi. (Nisa 157, Maide 75)
Hazret-i Hud, Hazret-i Salih, Hazret-i Lut, Hazret-i Şuayb Resul idi (Şuara 125, 143, 162, 178)
Hazret-i Harun Nebi idi. (Nisa 163, Meryem 53) [Hazret-i Musa devrinde, Museviliğ tebliği etti.]
Hazret-i Yahya Nebi idi (A. İmran 39) [ Hazret-i İsa zamanında İseviliği tebliğ etti.]

Sık gözlü ağ...


Tor, 
(İng. gillnet )

Sık gözlü ağ.
İnce örgülü balık ağı. 
Galsama ve fanyalı ağlara balıkçı tarafından verilen ad.
Seyrek örgülü balıkçı ağı. 
Ağ gibi seyrek örgülü bir cins dokuma.




Güney Amerika' da bir ırmak...

Orinoco, Rio Negro

Orinoco, 2140 km uzunluğuyla Güney Amerika'nın en uzun nehirlerinden biri. Nehir yatağının tümü Venezuela mülkiyetindeki topraklardadır. Orinoco' nun kaynağı Venezula- Brezilya sınırı yakınlarında Parima civarında bulunur.

"Üstü kapalı alay, istihza" anlamında argo sözcük...

Saraka,
Argoda Alay, istihza.

Zorlama, zorunda bırakma...

İcbar, İlca, Zecir,

Afrika' nın, koşular için yetiştirilmiş evcil hecin devesi...

Mehari,

Develer, 10 dakikada ağırlıklarının üçte biri oranında su içerler. Bu miktar kimi zaman 130 litreyi bulabilmektedir. Bunun yanısıra deve, insana oranla 100 kat daha geniş alanı kaplayan bir burun mukozasına sahiptir. Hayvan, çok büyük ve kıvrımlı burun mukozası sayesinde, havadaki nemin %66'sını tutabilmektedir.

Develer güç iklim koşullarına dayanıklı az besinle yetinebilen hayvanlardır.
Hecindeveleri, Orta Asya' nın yüksek yaylarında -52 derecelik soğuğa karşı dayanabilmektedir. Gerektiğinde dikenli bitkiler ve kuru otlarla beslenebilir. Yeterli yiyecek bulamayınca hörgüçlerindeki yağı kullanırlar. İyi beslenmiş develerde yağla dolu olan hörgüç dik durur. Yağ azaldıkça daralır ve ucu bir yana doğru sarkar. Sanılanın tersine mide ve hörgüçlerinin su depolama özelliği yoktur. Ama susuzluğa günlerce dayanabilirler.

İslamlık öncesi türk edebiyatında atasözüne verilen ad...

Sav,
İrsali mesel,

Geçmişten günümüze gelen, uzun deneyimlerden yararlanarak kısa ve özlü öğütler veren, bir toplumun duygu, düşünce, inanç ve kültür yapısını yansıtan kalıplaşmış sözlere atasözü denir. Türkçe' de "sav" ve "irsal-i mesel" olarak da adlanılır.

Pokerde bir oyuncunun önündeki paranın tümü...


Rest,

Gemi safrası...

Sabura, Saburra,
Gemileri ve her boy deniz araçlarını den­gede tutmak veya istenilen su hattına ka­dar batırmak için dip kısımlarına konan ağırlık. (Yelken çağında özellikle ticaret gemilerinde safra olarak kum, çakıl gibi malzeme kullanılır, iki liman arasında ya­pılacak yüksüz seferler için kalkış lima­nından ambarların dibine kum veya çakıl alınır, yükleme limanına varışta bu safra boşaltılırdı.  )

Çankırı' nın eski adı...

Gangrea 
(keçi otlatılan yer anlamında)
Cancari,
Garaçalla,
Gangeris,
Kangri,
Çankırı,

Yüzölçümü: 8.454 km²
Nüfus: 279.129 (1990) 
İl Trafik Kodu: 18


Yılın yarısında karlarla kaplı yüce dağları, topraklarının üçte birini kaplayan ormanları, kamp, karavan, yaya ve atlı yürüyüş, bisiklet, fotoğrafçılık ve avcılık gibi pek çok turizm çeşidine elverişli yaylaları, zengin termal kaynakları ve içmeleri, yüzyıllardır yaşatılan kültürel değerleri, sevecen insanları ve geleneksel konukseverliği ile doğayla baş başa kalmak ve şehir hayatından uzaklaşmak isteyenler için idealdir. 


Çankırı ilinin ilçeleri; 
Atkaracalar, 
Bayramören,  
Çerkeş, 
Eldivan, Eskipazar, 
Ilgaz, 
Kızılırmak, Korgun, Kurşunlu, 
Orta, Ovacık, 
Şabanözü,
Yapraklı

İskan varlığı Neolitik Dönemlere M.Ö.7000-M.Ö. 5000 ulaşan ve 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Danişment Beyliği Komutanlarından Emir Karatekin tarafından 1082 yılında Türk topraklarına katılan bir yerleşim birimidir. 

1228 yılında Moğollar, 1309 yılında Çandaroğulları egemenliklerine girmiş. 


1392 yılında Osmanlı yönetiminde Sancak Merkezi, Liva ve Mutasarrıflık olarak idari bölünüşte yer almış, Cumhuriyet Döneminde Vilayetler İdaresi Kanunu ile İl olmuştur. 

Galatlar zamanında Gangrea (keçi otlatılan yer) anlamındaki şehir adı zamanla Cancari, Garaçalla, Gangeris ve Kangri’ye dönüşmüş. Ancak 09 Nisan 1925 yılında Çankırı olarak son şeklini almıştır.

Güneydoğu Anadolu' da bir dağ kalesi, hisarı...

Azamora,

Kutsal kitaplarda Mezopotamya ile Suriye' yi içine alan bölgeye verilen ad...


Aram,

Kısa ebe iskemlesi...

Öreke,

Osmanlıda her ebenin bir doğum iskemlesi (örekesi) vardı. Babaanne içinde zıbın, omuz bezi, etek bezi, ayak bezi, çember, gömlek, kundak, yarım top şal, yeşil duvak bulunan kundak takımını ve ayrıca delikli mavi boncuk (kafada yedi delik bulunur), bir ufak mazı, şap veyirmilik altından oluşan nazarlığı da kırmızı bir tüle sararak hazırlardı. Yeşil duvağa bir dilim ekmek ve bir parça şeker sarılarak doğum yapılacak odanın kıble tarafına asılırdı. Doğum başlayınca, çağrılan ebe bir çuha torbaya doğum iskemlesini, bir başka çuha torbaya da diğer gereçlerini koyarak yardımcılarla konağa yollar, kendiside sedef kakmalı asasını alarak yola çıkardı. Zaptiyeler bu asayı tanır, geceleri fener ile yolları aydınlatarak ebeyi çabuk ve emin bir şekilde konağa getirirlerdi. İskemleyi bakire veya dul bir hanım besmele ile alır, odada kıblenin karşısına gelecek şekilde koyardı ve hamile kişinin kocası, eşinin sesini duymayacağı bir yere giderdi. Doğum yaklaşınca hamile, iskemleye oturtulur, başına da ebenin kendisinin diktiği kutlu bir yatır ( Eyüp Sultan, Baba Cafer, Zuhurat Baba v.b.) türbesine bırakıldıktan sonra alınan bir takke konurdu. Ebe, yine kendisinin getirdiği ve uğurlu olduğuna inanılan iki kiremit parçasını hamile kişinin ayakları altına koyar vesıkıca basmasını sağlardı. Hamile kişinin önüne oturan ebe, dizlerine beyaz bir peştamal ve dört kat, yumuşak tülbent koyardı ve doğan çocuğun göbek kordonu dörtparmak boyunda kesilerek bebek tülbende sarılır, göbek adı konulurdu. Plasenta çıktıktan sonra loğusanın bacakları çaprazlanarak yatırılır, buna “çaryekleme”denirdi. Bebek asfiktik doğmuşsa, kordon kesilmez, plasentanın çıkması beklenir, çıkan ve henüz bebeğe bağlı olan plasenta, bir mangal ateşi üzerine konurdu. Böylece, plasentadaki canın bebeğe geçeceğine inanılırdı.
1892 ylında Besim Ömer Paşa ilk doğumevini ( Viladethane) açtı.

Gaziantep yöresine özgü, et ve taze soğan yada sarımsakla yapılan bir yemek...

Şiveydiz,

Sarmısak ve soğanları yıka. Soğanı soy, yıka, ince ince doğra, etle birlikte tencereye koy. Salçayı 2 yemek kaşığı su ile sulandır, ete ekle, karıştır, kapağı kapat, kısık ateşte kendi suyu ile yaklaşık 1 saat pişir. Tuz ve kalan suyu koy, 15-20 dakika daha pişir. Naneyi ve yeşil soğanı ayıkla. Naneyi ince ince kıy. Yeşil soğanın beyaz kısımlarını 1 santimetre, yeşil kısımlarını 1.5 santimetre kalınlıkta doğra. Soğan ve naneyi yemeğe ekle ve 10 dakika daha pişir.

Sinop' un Erfelek ilçesinde bir şelale...


Şamı - Tatlıca Şelaleri,
Hasandere şelalesi,
Deli kızın şelalesi,

Çok yiyen, obur...


Hıra
Harın, 
La, 
Ekul,

Nesne, şey...

Nen,

Flurcun da denilen bir kuş...

Kocabaş,(Coccothraustes),

İspinozgiller familyasından iri gagalı kuş türlerinin ortak adı. Bunlar büyük, cüsseli, ortalama 18 cm uzunluğunda, gerdanı ve kanat lekeleri kara, öbür bölümleri açık kahverengi olan kısa kuyruklu türlerdir. Kalınca güçlü gagalarıkiraz, erik gibi sert meyve çekirdeklerini kırmaya yarar. Dayanıklı türlerdir ve hatta iki kuzey türü genellikle kutuba yakın soğuk yerlerde görülür. Çeşitli tohumların yanı sıra böceklerlede beslenir.

Türleri;
Bayağı kocabaş
Akşam kocabaşı
Kukuletalı kocabaş

İstanbul' un Güneşli köyünde bir dere...


Ayamaya Deresi,
Tavukçu Deresi,

Aya Mama deresi, Bizans dönemindeki adıyla Ayios Mamas, milyonlarca yıl öncesinde geniş bir nehrin, dere şeklinde günümüze kalmış bir kırıntısı… Yani, milyonlarca yıl önce gürül gürül bir nehir şeklinde akan bu su, gelip geçen uzun zaman süreci içinde küçülüp ufalmış ve bugünün Aya Mama deresi olarak günümüze kadar gelmiş... Dere adını, Kapadokya’nın Aksaray ili sınırları içinde, eski Mamasum, ya da bugünkü adıyla Gökçe köyünde doğup büyümüş, çobanlık yaparak geçinmiş ve İsa’nın öğretisini benimsemiş olduğu için pagan Romalılar tarafından genç yaşta katledilmiş bir Hıristiyan azizinden alıyor. İstanbul’daki söz konusu dereye adını veren Aziz Mamas’ın ilginç hikâyesi aşağıda anlatılmıtır.     

Aziz Mamas, öteki adları ile Aziz Mammes ya da Aya Mama, Hıristiyanlık aleminde ermişlik katına ulaşmış din kahramanlarından biridir. Avrupa’da bilhassa Yunanistan, Kıbrıs ve Fransa’da çok popüler olan, adının bazı kiliselere, hatta bazı küçük yerleşim birimlerine verilmiş olduğu bu aziz; tarihi kaynaklara göre Kapadokya’nın Nakida (Niğde) ve Arkhelais (Aksaray) sınırlarına yakın bir yerde, bölgenin eski ünlü volkanik dağlarından Hasan Dağı’nın (3268 m)  eteklerinde yaşamış; beslediği koyun ve keçilerden, hatta ehlileştirmiş olduğu geyik gibi vahşi hayvanlardan elde ettiği sütlerle peynir, yoğurt yapıp fakir insanlara dağıtarak yardım etmiş, etrafındakilere Hıristiyanlığı yayıp sevdirmeye çalışmış bir çobandır.
Aya Mama deresi, Bizans dönemindeki adıyla Ayios Mamas, milyonlarca yıl öncesinde geniş bir nehrin, dere şeklinde günümüze kalmış bir kırıntısı… Yani, milyonlarca yıl önce gürül gürül bir nehir şeklinde akan bu su, gelip geçen uzun zaman süreci içinde küçülüp ufalmış ve bugünün Aya Mama deresi olarak günümüze kadar gelmiş... Dere adını, Kapadokya’nın Aksaray ili sınırları içinde, eski Mamasum, ya da bugünkü adıyla Gökçe köyünde doğup büyümüş, çobanlık yaparak geçinmiş ve İsa’nın öğretisini benimsemiş olduğu için pagan Romalılar tarafından genç yaşta katledilmiş bir Hıristiyan azizinden alıyor. Gelin, İstanbul’daki söz konusu dereye adını veren Aziz Mamas’ın ilginç hikâyesine bir göz atalım:     
Aziz Mamas, öteki adları ile Aziz Mammes ya da Aya Mama, Hıristiyanlık aleminde ermişlik katına ulaşmış din kahramanlarından biridir. Avrupa’da bilhassa Yunanistan, Kıbrıs ve Fransa’da çok popüler olan, adının bazı kiliselere, hatta bazı küçük yerleşim birimlerine verilmiş olduğu bu aziz; tarihi kaynaklara göre Kapadokya’nın Nakida (Niğde) ve Arkhelais (Aksaray) sınırlarına yakın bir yerde, bölgenin eski ünlü volkanik dağlarından Hasan Dağı’nın (3268 m)  eteklerinde yaşamış; beslediği koyun ve keçilerden, hatta ehlileştirmiş olduğu geyik gibi vahşi hayvanlardan elde ettiği sütlerle peynir, yoğurt yapıp fakir insanlara dağıtarak yardım etmiş, etrafındakilere Hıristiyanlığı yayıp sevdirmeye çalışmış bir çobandır.
Bizanslılar döneminde, Kapadokyalı çoban Aziz Mamas’ın oldukça artan popülerliği, Kapadokya ve Anadolu topraklarından çıkarak Yunanistan, Kıbrıs, Girit. gibi.. Ortodoks dünyasının birçok köşesine yayılmıştır. Son yirmi yıldır Kapadokya’da yaptığım araştırmalarda; bugün de var olan Aziz Mamas’ın (gerçek ya da temsili) mezarı, Kapadokya’nın pek bilinmeyen köşelerinden birinde; eski adını gene bu azizden alan, ufak bir köyde bulunmaktadır..



Eski bir fotoğrafta, kaynağını İkitelli taraflarından alan ve Marmara Denizi’ne dökülen Aya Mama Deresi’nin Ataköy 9. Kısım mahallesi tarafından görünüşü


Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ