Yemin etme ...

İla,
Yemin,
Kasem,
Hilf,
Yemin daha çok Allah'ın isimleri veya zâtî sıfatlarıdan birisi anılarak yapılan kasem için kullanılır. 
İlâ: Erkeğin karısı ile bir müddet cinsi münasebette bu­lunmamaya yemin etmesi demektir. Bu müddet hür kadın için en az dört ay, cariye için iki aydır. Müddetin çoğu için hudut yoktur.

Karısı ile cinsi münasebette bulunmamak için yemin eden bir kimsenin; karısı hür olursa dört aydan, hür olmazsa iki ay­dan fazla işi uzatmaması lazımdır. İşi uzatmayıp bu müddet içinde karısı ile cinsi münasebette bulunursa ne ala. Bunun için (yani yeminini bozduğu için) keffaret verir. Nikahına hiçbir zarar gelmez. Yemininde durarak adı geçen müddet içinde karısı ile cinsi münasebette bulunmazsa, karısı kendisinden bir talak-ı bayin ile boş olur. 
Bir kimse karısına "Vallahi ben sana cinsi yakınlıkta bu­lunmayacağım" veya "Vallahi ben 4 ay cinsel yakınlıkta bu­lunmayacağım" dese ila yapmış olur. 

Kastamonu' nun Cide ilçesinde bir koy ...






















Gideros koyu,
Kastamonu Cide; Bartın -Sinop Karayolu üzerinde yer alan ve 103 km . uzunluğunda bir kıyı şeridi ile Karadeniz'e açılan Cide, Kuzeyde Karadeniz, doğuda Doğanyurt, Güneyde Şenpazar ve Pınarbaşı, Batıda Bartın ilinin Ulus ve Kurucaşile ilçeleri ile çevrilidir. Kastamonuya uzaklığı Şenpazar üzeri 131 km . Doğanyurt -İnebolu üzeri ise 180 km .dir.

Tarihini incelediğimizde; Aycelos bugünkü Cide' dir. Kiteros'ta doğal bir liman olan ve günümüzde Gideros adıyla bilinen eski bir yerleşim merkezidir. Cide 1213 yılında Anadolu Selçukluların, 1460'da Fatih Sultan Mehmet'in Kastamonu'yu almasıyla da Osmanlı İmparatorluğunun egemenliğine geçmiştir. Cide, tarih boyunca ipek yolu üzerinde önemli bir liman olma özelliğini sürdürmüş, Osmanlı İmparatorluğu döneminde de "Karaağaç İskelesi" adıyla Rus çarlığından getirilen tuzun dağıtım merkezi ve imparatorluğa mal sevk edilen bir liman olarak önem kazanmıştır. Önceleri Kastamonu'ya bağlı bir kadılık iken 1868 yılında ilçe olmuştur.

Kastamonu’nun adının Yunanca Rahipler kalesi anlamındaki Kastro Moniden ya da bölgenin eski hakimleri olan Kaşkaların Gastumannadan geldiği sanılmaktadır.Dünyaca ünlü İtalyan yönetmen Cicinho Şaldo Kastamonu Taşköprüde doğmuştur. Burada “Zemzem” suyu çıkmaktadır . Birçok tarihi ve doğal güzellikleri barındıran Kastamonu, son zamanların gelişmekte olan bir şehridir .

7000 yıllık tarihi geçmişe sahip eski bir yerleşim merkezi olan Kastamonu ilinin merkezi ve ilçelerinde birçok tarihi eser bulunmaktadır. Dünyanın dört bir yanına dağılan pirinç, Tosya’da yetiştirilir.Taşköprü’nün de sarımsağı meşhurdur. Araç, Taşköprü, Küre, Abana ilçeleri sit alanı kapsamındadır. Taşköprü’de Zımbıllı Tepe (Pompeipolis), İnebolu’da Abaş Tepesi, Geriş Tepesi, İslam Tepesi, Çatalzeytin’de Ginolu Koyu, Cide’de Gideros Koyu arkeolojik sit alanıdır. Türkiye’nin meşhur sarımsağı Kastamonu’da üretilir. MDF, sunta ve baklalı zincir (zintaş) üretimi de yapılmaktadır. Ayrıca etli ekmeği meşhurdur.

Kastamonu'nun Cide ilçesindeki koylar ...
Gideros,
Aydos,
Denizkonak,
Çalıyaka,
Akbayır,
İlyasbey,
Uğurlu,

Aynı adlı ağaçtan elde edilerek tıpta ve hekimlikte kullanılan bir sakız ...


Kardeşkanı,
Ejderkanı, 
Kardeşkanıağacı, 
Ejderağacı, 
Dracaena draco, 
Sanguis draconis

Ülkemizde yetişmez. Bir çenekgiller sınıfının, zambakgiller familyasından, Kanarya adalarında, Doğu Hint Adalarında veya Orta Afrika’da yabani olarak yetişen palmiyeye benzeyen ağacın reçinesidir. 

Kırmızı renkte, silindir biçiminde ince çubuklar halinde, fosilleşmiş şekilde kurumuş, taş görünümlüdür. Gövdesi kalındır. Yaprakları sert ve kılıç şeklindedir. Dallarının ucunda demet şeklinde toplanmıştır. Yaşlı gövdelerden, boyacılıkta kullanılan, reçinemsi kırmızımtırak bir özsu akar. 

İkinci cinsi; aynı görünümde ve Uzak Doğu’daki mercan adalarında bulunur ve denizden çıkarılır. Toplu halde bulunur ve taş parçasına benzer.  Yumuşaktır ve kolay kırılır. Aktarlarda satılanı Uzak Doğu’dan getirilen mercan taşlarıdır ve Okyanustan çıkarılmaktadır.




Faydaları :
Korku ve ruhi bozukluklara, sinirleri yatıştırmaya, nefes darlığına, astıma, kanı durdurmaya, adet kanamalarını durdurmaya, küçük çocukların uykuda sıçramasına, kabızlığa, mide gazlarına, burun kanamalarına, altını ıslatan çocuklara ve idrarını tutamayanlara kullanılır.

Az miktarda dövülerek toz halinde yutulur veya bala karıştırılarak yenir.

Saf, temiz kimse...

Zaki, (Arapça),
Zâkiyye.
Saf ve temiz kimse. Hareket ve davranışları düzgün olan kişi.
Saf, katışıksız, temiz, pak.

Sakızağacının meyvesi ...

Çedene,
Sakız Ağacı,
Sakız ağacıgiller familyasından bir ağaç türüdür. 
Familyası : Anacardiaceae
Latincesi : Pistacia lentiscus L.
Türkçesi : Sakız Ağacı
İngilizcesi : Mastic Tree

Botanik özellikleri:
3-5m boylarında, sık ve yaygın dallı, herdem yeşil bir çalıdır. Genç sürgünleri tüysüz, kahverengi-kırmızı renktedir. Yaprakları tüysü, 3–6 çift yaprakçık vardır. Yaprakçıklar eliptik, deri gibi sert, yumurtamsı ve tam kenarlıdır.


Çiçekler dik duran salkım kurullar halinde ve koyu kırmızı renktedir. İlkbaharda çiçeklenir. Kabukları esmer renkli ve reçine kanalları ihtiva eder. Meyveleri ufak, yuvarlak ve kırmızımsı siyah renklidir. Meyve çekirdekli sulu, 8mm yuvarlak ve kırmızımsı siyah renklidir. 

Meyvelerine Çedene denir. Benzer şekilde Çitlenbik, Menengiç gibi adlar da verilir. 
 Akdeniz bölgesinin doğal bitkisidir. Türkiye'de Batı ve Güney Anadolu'da ve Sakız Adası'nda yetişir.

Ağacın, gövde ve dalları çizilerek, önemli bir ürün olan sakız elde edilir. Bu madde muhallebi, dondurma ve ciklet yapımında kullanılır. Öte yandan park ve bahçelerde de süs bitkisi olarak tekli, gruplar halinde, canlı çit oluşumunda ve sahil kenarı düzenlemelerinde başarı ile kullanılmakta. Ağacın gövdesine açılan çiziklerden akan reçine toplanır ve katılaştıktan sonra kullanılır. Özellikle yapıştırıcı ve vernik üretimi için sanayide kullanılmaktadır.


Parfümeri ve kozmetik alanında da kullanılır. Ayrıca, güzel bir tat ve koku vermesi için başta sütlaç ve muhallebi gibi sütlü tatlılar olmak üzere tatlı ve yemeklere de katılmaktadır. Bu sakızdan bir miktar alınarak dövülüp bala katılıp yenilir. Sakız olarak da çiğnenir. Ayrıca rivayet bu ya sakızağacının kabuğunun ömrü uzattığına inanıldığınılır.

Kavrulmuş olarak meyvesi de yenilebiliyormuş. Meyveleri ve/veya yaprakları Girit’te italyanların grappasına benzer bir çeşit brandy’e Tsikoudia aroma vermek için,

 Kıbrısta ekmek yapımında, ülkemizde sabun yapımında kullanılıyor.

Siirt bölgesinde yapılan bu sabuna Bıttım sabunu deniyor faydaları saymakla bitmiyor.



















Kaynak : Doga koleji,

Yol işareti olarak konulan ışık ...

Menar,
Nur yeri. 
Fener kulesi.
Câmi minâresi.
Yol işaretleri.

Nevr, bir şey parlamak ve aydın olmak anlamındadır. Bu kelimeden türetilen menâr kelimesi, nur, ışık, ışık yeri, yol işareti, sınır, geniş cadde demektir. Aynı kelimenin dişil şekli ise menâre' nin anlamı kandil demektir. Menare kelimesinden hepimizin bildiği minare kelimesi, cami minaresi anlamında kullanılmıştır.

El tezgahlarında siyah yün ipliğiyle dokunan kalın ve ensiz bir kumaş ...

Vala,
El tezgahlarında siyah yün ipliğiyle dokunan kalın ve aynı zamanda ensiz kumaşa Kastomunu ve Yozgat' ta verilen ad.
Erzurum, Kars ve Urfa' da başörtüsüne verilen ad.
Ekseriyetle iki renkli olup, elbiselik olarak kullanılan ince ve kıymetli bir cins dokuma kumaş.

Bir patates cinsi ...

Laura, (Yemeklik).
Anisa, (Yemeklik).
Safrane, (Yemeklik).
Agira (kızartmalık).
Agata.
Granula,  
Konsol, 
Latona,
Lady Olimpia,
Marafona(marafone),
Marabel,
Provento, 
Sante, Safran, Selma, Soloi,

Patates, (Rumca).
Solanum tuberosum, İng. potato, Fr. pomme de terre.
Kartol,
Kompir, Kumpir.
Patatis.
Latince, Solanum tuberosum-Almanca, Kartoffel- İngilizce, Potato -Fransızca, Pomme- Rusça, de Terre). Anavatanı Meksika, Güney Peru, Bolivya ve Kuzeybatı Arjantin' dir.
Genel olarak illere göre türleri ülkemizde şu şekildedir. Adapazarı, Karadeniz, Ürgüp, Niğde, Afyon patatesleri. Beyaz patatesler kızartma ve   püre yapımına uygundur. Sarı patatesler genelde yemeklik olarak kullanılır.

Patlıcangillerden, yaprakları ve sürgünleri acı bir bitki . Bu bitkinin toprak altında oluşan, nişastaca zengin, yenebilen yumruları vardır. 
Patates dış kabuk rengine göre sarı ile kırmızı, etine göre beyaz ve sarı olarak ayrılır.

Patlıcangiller familyasından, ülkemizde hemen hepsi insan beslenmesinde kullanılan ancak bazı ülkelerde hayvan yemi olarak da yetiştirilen, beyaz veya pembe çiçekli, toprak altı yumruları sebze olarak kullanılan, nişasta bakımından zengin, proteini az olmasına rağmen yüksek değerlikli, selüloz miktarı düşük, sindirilme derecesi yüksek yumru yem. Patates tohumuna milva denir. Özellikle Niğde ilinde yetiştiriciliği yapılır.

Boyu 70-80 cm’ye varan, beyazımsı-pembemsi çiçekler açan, yumruları hariç zehirli otsu bir bitkidir. Patateste tohumluk olarak kullandığımız kısım yumrulardır. Tohumluk yumrular, 6 cm çapında ve ortalama 50 gram ağırlığında olmalıdır.

Patates türleri;
Granula,
Selma,

Kızartmalık bir patates cinsi ...


Agira,
Kızartmalık patates cinsidir.
Eskişehir-Çifteler ilçesinde ve Afyon ilinde daha çok yetiştirilmektedir. Sarı patates cinsindendir. Yazlık patates grubundandır.









Patates, (Rumca).
Solanum tuberosum, İng. potato, Fr. pomme de terre.
Kartol,
Kompir, Kumpir.
Patatis.

Latince, Solanum tuberosum-Almanca, Kartoffel- İngilizce, Potato -Fransızca, Pomme- Rusça, de Terre). Anavatanı Meksika, Güney Peru, Bolivya ve Kuzeybatı Arjantin' dir.

Genel olarak illere göre türleri ülkemizde şu şekildedir. Adapazarı, Karadeniz, Ürgüp, Niğde, Afyon patatesleri. Beyaz patatesler kızartma ve   püre yapımına uygundur. Sarı patatesler genelde yemeklik olarak kullanılır.

Klasik Türk müziğinde genellikle ilahi, beste ve özellikle peşrev formlarında kullanılan, yirmi zamanlı ve on iki vuruşlu bir büyük usul

Fahte, (Farsça).

Klasik Türk müziğinde genellikle ilahi, beste ve özellikle peşrev formlarında kullanılan, yirmi zamanlı ve on iki vuruşlu bir büyük usul.


Usul, Geleneksel sanat müziğinde belirli bir zaman içinde vuruşların değerlerinin birbirine eşit veya eşit olmadığı, fakat mutlaka kuvvetli ve zayıf vuruşların belirli bir şekilde yanyana gelmesiyle oluşan zaman kalıplarına Usul denir. Usullerin her bir vuruşuna Darp adı verilir. (Darp eskiden usul yerine de kullanılan bir kelimedir). Ölçü ile usul aynı değildir. Usul ölçünün kalıplaşmış şeklidir.

Geleneksel sanat müziğinde tüm eserler, usul kalıplarına uyularak bestelenmişlerdir. Usul kalıbını oluşturan vuruşlar, kuvvetli ya da zayıf oluşlarına göre; DÜM, TEK, TE, KA gibi hecelerle belirtilmişlerdir.

Türk Musıkisi Usulleri;
Basit Usuller: Oluşumunda başka hiç bir usul olamayan usullerdir.
Birleşik Usuller: Birden fazla usulün birleşmesi ile oluşan usullerdir.
Küçük Usuller: 2 zamandan 15 zamana kadar olan usullerdir.
Büyük Usuller: 16 zamandan başlayarak büyüyen usullerdir.
A- Küçük Usuller ve Zamanları:

1 ) Nim Sofyan Usulü– 2 Zamanlı
2 ) Semai Usulü– 3 Zamanlı
3 ) Sofyan Usulü– 4 Zamanlı
4 ) Türk Aksağı Usulü– 5 Zamanlı
5 ) Yürük Semai Usulü– 6 Zamanlı
6 ) Mürekkeb Nim Sofyan Usulü– 6 Zamanlı
7 ) Devr-i Hindi Usulü– 7 Zamanlı
8 ) Devr-i Turan Usulü– 7 Zamanlı
9 ) Düyek Usulü– 8 Zamanlı
10 ) Müssemmen Usulü– 8 Zamanlı
11 ) Aksak Usulü– 9 Zamanlı
12 ) Evfer Usulü– 9 Zamanlı
13 ) Oynak Usulü– 9 Zamanlı
14 ) Raks Aksağı Usulü– 9 Zamanlı
15 ) Mürekkeb Semai Usulü– 9 Zamanlı
16 ) Aksak Semai Usulü– 10 Zamanlı
17 ) Lenk Fahte Usulü– 10 Zamanlı
18 ) Ceng-i Harbi Usulü– 10 Zamanlı
19 ) Tek Vuruş Usulü– 11 Zamanlı
20 ) Frençkin (Frenkçin) Usulü– 12 Zamanlı
21 ) Nim Çember Usulü– 12 Zamanlı
22 ) İkiz Aksak Usulü– 12 Zamanlı
23 ) Bileşik Sofyan Usulü– 12 Zamanlı
24 ) Nim Evsat Usulü– 13 Zamanlı
25 ) Şarkı Devr-i Revanı Usulü– 13 Zamanlı
26 ) Bektaşi Devr-i Revanı Usulü– 13 Zamanlı
27 ) Ayin Devr-i Revanı Usulü– 14 Zamanlı
28 ) Raksan Usulü– 15 Zamanlı
 
B- Büyük Usuller ve Zamanları:
 
1 ) Çifte Düyek Usulü– 16 Zamanlı
2 ) Fer Usulü– 16 Zamanlı
3 ) Nim Berefşan Usulü– 16 Zamanlı
4 ) Nim Hafif Usulü– 16 Zamanlı
5 ) Türki Darb Usulü– 18 Zamanlı
6 ) Nim Devir Usulü– 18 Zamanlı
7 ) Fahte Usulü– 20 Zamanlı
8 ) Durak Evferi Usulü– 21 Zamanlı
9 ) Hezec Usulü– 22 Zamanlı
10 ) Çenber Usulü– 24 Zamanlı
11 ) Nim Sakil Usulü– 24 Zamanlı
12 ) Evsat Usulü– 26 Zamanlı
13 ) Beste Devr-i Revanı Usulü– 26 Zamanlı
14 ) Frengi Fer’ Usulü– 28 Zamanlı
15 ) Devr-i Kebir Usulü– 28 Zamanlı
16 ) Remel Usulü– 28 Zamanlı
17 ) Muhammes Usulü– 32 Zamanlı
18 ) Hafif Usulü– 32 Zamanlı
19 ) Berefşan Usulü– 32 Zamanlı
20 ) Darb-ı Hüner Usulü– 38 Zamanlı
21 ) Sakil Usulü– 48 Zamanlı
22 ) Havi Usulü– 64 Zamanlı
23 ) Darb-ı Fetih Usulü– 88 Zamanlı

C- Dizi Usuller

24 ) Nim Zencir Usulü– 60 Zamanlı
25 ) Zencir Usulü– 120 Zamanlı
26 ) Cihar Usulü– 124 Zamanlı
27 ) Darbeyn Usulü– 48, 56, 60, 88, 116 118 120 zamanlı olarak kullanılmıştır.

















Kaynak: http://gercekdorman.wordpress.com/turk-musikisi-usulleri/

Evde ya da odada saygıdeğer kişilerin oturduğu baş köşe ...

Tör,
Eski dilde, 
Başköşe.
Evde ya da odada saygıdeğer kişilerin oturduğu baş köşe.
Ön, orun, şeref yeri. 
Evin veya odanın en önemli, en iyi yeri.

Sonuçsuz, başarısız ...

Akim,(Arapça).
Eskiden,
Kısır, verimsiz, döl veremeyen. 
Neticesiz, kısır, beyhude; boş,
Çocuğu olmayan, kısır. Doğurmayan (kadın), doğurtmayan (erkek). 
Sonu yok, boş.
Hukukta; Sonuçsuz, Başarısız.
Hakim,

Omuzlardan geçerek boyun çevresinde kapanan, vücudun biçimine göre kesilmiş kadın üstlüğü ...

Kap, (Fr. cape),

Gövdeyi omuzların üstünden çepeçevre saracak biçimde yapılan bir tür üst giysisi. 

Kadınların giydiği kolsuz üstlük.

Sırta alınan, kolsuz manto veya kısa ceket.
Uzun salta,

Gövdeyi omuzların üstünden çepeçevre saracak biçimde yapılmış olan bir tür üst giysisi.


Japonya' da atılan atom bombalarından sağ kurtulanlara verilen ad...

Hibakusa,

Dünya üzerinde yaşanan en büyük dehşeti görmüş ve sağ kurtulmayı başarmışların ortak adı.

Amerika'nın ilk olarak 6 ağustos 1945 te Hiroşima' ya, üç gün sonra da Nagazaki' ye attığı atom bombasından kurtulan, şanslı, acılı ve artık epey yaşlı insanlar.

Hibakusha Atom bombaları patladığı anda Hiroşima ve Nagazaki' de bulunup hayatta kalan insanlara denir.

Japon hükümetinin verilerine göre 31 Mart 2007 itibariyle 251.834 Hibakusha halen hayattadır.

"Sarsak doğan" da denilen yırtıcı bir kuş ...


Kerkenez, (Falco tinnunculus).
Kule doğanı,
Sarsak doğan,
Kartalgillerden, leşle beslenen yırtıcı bir kuş, sarsak doğan.
Kartalgillerden, leşle beslenen, 35 santimetre uzunluğunda, kızılımsı tüyleri olan bir kuş 

Doğan;
Doğan, özellikle Akdeniz çevresi ülkeleri ve Orta Asya' da yaşayan, kartalgiller (Falconidae) ailesinden Falco ve Circus cinslerinde toplanan yırtıcı kuşlan belirten ortak ad. Doğanlar Türkiye’nin farklı yörelerinde ve farklı bilimsel sınıflandırmalarda başka başka adlarla anılırlar.

Türkçe’de daha çok“delice doğan“ ya da yalnızca “delice” ortak adıyla anılan circus cinsinin Türkiye’de yaşayan dört türü vardır: Kızıldelice, sazdelicesi ya da kızıldoğan (C.aeroginosus), ekin delicesi, saz delicesi , gökdoğan ya da gökçe toygun (C. cyaneus), çayır delicesi ya da çayır doğanı (C. macrourus).

Delice doğanlar, Kurbağalar ,böcekler, küçük kemirgenler ve kuşlarla beslenirler. Bazı türleri yerleşik yaşarken (sözgelimi batı Avrupa’da yaşayan gökdoğan), bazıları kışı sıcak ülkelerde geçirirler (sözgelimi kışı geçirmek için tropikal Afrika’ya giden çayır doğanı).
 
Falco cinsinin Türkiye’de 10 türü bulunur: 
Akdoğan, aksungur ya da Asya akdoğanı (F.rusticolus), kutsal doğan,sungur, ulu doğan ya da boğucu doğan (F. cherrug) göçmen doğan ya da keklik kerkenezi (F. peregrinus) delice doğan ya da beyaz boyunlu kerkenez (F. subbuteo), bıyıklı doğan ya da çöl sunguru (F. Biarmicus), ada doğanı ya da siyah başlı doğan (F. elenorae) sarsak doğan, kerkenez ya da kule doğanı (F. tinnunculus), küçük kerkenez (F. naumanni), bodoğan ya da güvercin doğanı (F. columbarius), aladoğan ya da kırmızı ayaklı kerkenez (F. vespertinus).

Ortalama 20 yıldan çok yaşayan doğanlar, ya ağaçlarda yuva yapar ya da başka kuşların yuvalarına yerleşirler. Dişiler genelde 2-6 yumurta yapar, yumurtalara ve yavrulara dişi ve erkek birlikte bakarlar. 

Doğanlar, orta boylu, cinslerine göre sırtı gümüşümsü külrengi ve beyaz üstüne enine siyah çizgili (Falco cinsi) ya da benekli esmer (Circus cinsi), kanatlan sivri uçlu, kuyruklan kısa, gagalan kıvnk, pençeleri uzun kuşlar olan doğanlar, hızlı ve çevik olduklan için kolayca yetiş­tikleri öbür kuşlan uçarken avlarlar: Uçan kuşa çarpan doğan, onun peşinden yere kadar iner ve avını yerde öldürür. Genellikle sarp kayalıklardaki kovuklarda ya da yamaçlarda tek başlanna yaşarlar. Başlıca türleri göçmen doğan (Falco peregrinus), akdoğan (Falco rusticolus), sarsak doğan ya da kerkenez (Falco tinnuculus) olan doğanlar, küçük memelilerin sayısının aşırı artmamasında başlıca rolü oynamalarının yanı sıra, eğitile­rek avcılar tarafından özellikle bıldırcın avında kullanılırlar. 





















kaynak, http://www.hayvansevgisi.net/

Japonya' da giyilen takke biçiminde başlık ...

Kammuri,

Japonya'da siyah ipekten yapılan ve takkeye benzeyen bir başlık türü. 

Asya ülkelerinden Japonya' da giyilen, takke biçimli kammuri parlak siyah ipekli kumaştan yapılır ve üzerindeki şeride imparatorluk arması olan krizantem işlenir.

Şapka ve başlık, biçim olarak öbür giysilerden daha fazla çeşitlilik gösterir. Türban, silindir şapka, külah, bere, miğfer, panama-hasır şapka ve fes gibi çeşitli şapkalar kadınlar ve erkekler tarafından yüzyıllardır giyilmektedir.

Eskiden başlıklar, süs olsun diye değil, sıcaktan ya da soğuktan korunmak için kullanılırdı. Aynı zamanda da başlık veya şapkayı giyen kişinin toplumsal bakımdan özel bir konumu olduğunu belirtmek için de kullanılıyordu. Mesela krallar, kabile şefleri ve rahipler özel başlıklar giyerlerdi. Günümüzde de kral tacı, piskopos başlıkları, subay şapkaları, üniversiteyi bitiren öğrencilerin giydikleri kepler gibi başlıklar, kişilerin belirli toplumsal konumlarını simgelemektedir.

Çok eskiden uygulandığı üzere, bir savaşçı bir eve girdiğinde miğferini çıkarır ve elini uzatırdı. Miğferini çıkararak ev sahibine güvendiğini, elini uzatarak da elinde silah gizlemediğini gösterirdi. Bir saygı gösterisi olarak şapkaya elle dokunarak ya da onu çıkararak selam verme, bu eski adetin günümüzde yaşayan biçimidir ve halen sürdürülmektedir.

Dolunay, mehtap ...

Ayas,
Dolunay,
Mehtap, (Farsça mahtap).
Ay ışığı,
Bedir,(Osm. bedir ).
Ay'ın tam bir daire olarak dolgun, parlak görüldüğü evre, ayın on dördü, bedir.
Bediz,
 

Küçükken yapılan vaftizin hiçbir değeri bulunmadığını ileri süren Hıristiyan tarikatı ...

Anabatizm, (İng. anabaptism),
Küçükken yapılan vaftizin hiç bir değeri bulunmadığını ileri süren Hıristiyan tarikatı.
Vaftizin yapılışı ve ona olan inanç bütün hristiyan toplumlarınca aynı şekilde kabul edilerek değerlendirilmemiştir. Anabatizm adlı bir hristiyan tarikatına göre küçük iken yapılan vaftizin hiçbir değeri yoktur; büyüklerin yeniden vaftiz edilmeleri gerekir. Vaftizin bu şekilde yorumlanması, zamanla Hz. İsa'nın cemiyet vaftizcisi olarak anlaşılmasına yol açmıştır. 

Batizm adı verilen bir başka Hristiyan mezhebine göre vaftiz, ergenlik çağında bütün vücudu suya sokarak yapılır. 
Bu mezhep özellikle İngiltere ve Amerika'da yaygındır.
 
Vaftiz;
Kişinin alnını ıslatmak veya tüm vücudunu suya batırmak şeklinde icra edilen bir dini "arınma" ve "yeniden doğma" törenidir. Hıristiyanlığa girme alameti ve Hristiyanlığın şartı sayılan yedi merasimden biri. Vaftiz Ortodokslarda suya girmekten, Katoliklerde üzerine su serpmekten ibarettir. Vaftize Arapçada "tamid" denir.


Vaftiz, Hristiyanlıkda Hz. İsa'nın dinine katılmanın hukuki ve mukaddes bir göstergesidir. Vaftiz edilen kişiye verilen isme "vaftiz adı" denir. Bir çocuğu vaftiz hazırlayan, tören sırasında onu kucağında tutarak yanında bulunan iki önemli kişi vaftiz anası ile vaftiz babasıdır. Kiliselerde vaftiz suyunun konulduğu taş, metal, çimento vb. şeylerden yâpılmış kurna biçimindeki kaba da "vaftiz teknesi" denir. Hemen bütün dinlerde arınma ve yenilenmeyi sağlamak için çeşitli şekillerde su kullanıldığı bilinmektedir. İslâm'da abdest ve gusul, bir takım dinî görevlerin yerine getirilmesi için şarttır. Bu bulunmadığı takdirde, bu işlem toprak cinsinden temiz bir madde ile yapılır ki, bunun adı teyemmümdür.

Hıristiyanlıktaki vaftizin, yahudilerin yıkanma törenleri, Esseniler'in günlük banyoları ve Hz. İsa'nın Vaftizci Yahya tarafından vaftiz edilmesi inancıyla yakın bir ilgisi vardır. Ancak Hristiyanlıkdaki vaftiz törenleri, yine de yukarıda sayılanlardan bütünüyle farklıdır. Hristiyanlığa göre genel anlamda vaftiz, Hz. Adem'le Havva'dan intikal eden ilk (aslî) günahtan arınma olmakla beraber, kişinin yeni bir hüviyete bürünerek Allah'ın krallığına katılmasının takdisi anlamlarına da gelir. İlk günah inancı Hıristiyanlıkta önemli bir unsurdur; bir günahtan kurtulmanın tek yolu da vaftiz olmaktır: Tarih boyunca vaftiz, kiliselerde kişinin tamamen suya daldırılması, vücudunun bir kısmının suya batırılması, başına su dökülmesi veya üstüne su serpilmesi vb. şeklinde uygulanmıştır.

Vaftiz genellikle doğumun ilk haftası sonunda yapılır. Bu gelenek Hz. İsa'nın, "Her doğan çocuk doğumunun sekizinci gününde vaftiz edilmelidir, vaftizsiz Cennet'e girmek mümkün değildir" buyruklarına dayandırılmaktadır. İncil'de Hz. İsa'ya nisbet edilen "Gidip bütün insanları aydınlatınız, onların ruhlarını Tanrı, Oğul ve Rûhu'l-kudüs adına vaftiz ediniz" sözü de bu konuda aynı önemi taşımaktadır. Çocuğun vaftizi esnasında, onun dinî eğitimini üstlenecek bir vaftiz anasıyla bir vaftiz babası seçilir. Böylece çocukla bu ana-baba arasında dinî bir akrabalık kurulmuş olur. Bu akrabalığı ömür boyu sürdüren aileler olmuştur. Vaftiz, doğan çocuğun Hristiyan dinine kabulünü sağlayan bir işlemdir. Vaftiz, ileri yaşlarda da yapılır; çünkü vaftiz edilen kişinin, o zamana kadar işlediği bütün günahlarından kurtulacağına dair kesin bir inanç vardır.
 

Vaftiz bir inanç şeklinde kurumlaşınca, vaftiz için özel yerlerin yapılması gündeme gelmiştir. Ketadral ve kiliselerin yanında, vaftiz yapmaya mahsus bir tekneyi ihtiva eden yuvarlık veya köşeli kümbet şeklinde vaftiz hane binaları, hristiyan mimarisinde önemli bir yer işgal etmiştir. Zamanla suya batırılarak vaftiz usulü kaldırılmış ve kilisenin içine vaftize mahsus bir şapel ilave edilmiştir. 
Burada vaftiz yapmak için vaftiz teknesi denilen bir tekne bulunmaktadır.

İsa, Vaftizci Yahya (Yahya Peygamber) tarafından Ürdün Nehrinde vaftiz edilmiştir (bkn. İncil, Matta 3:13-17). Aynı Vaftizci Yahya, İsa'nın ilerde sırf suyla değil Tanrı'nın Ruhu'yla vaftiz edeceğini bildirdi (İncil: Matta 3:11).































Kaynak: http://www.enfal.de/dinlertarihi/

Zayıf ve ince, uzun boylu kimse !...

Kikirik,
Zayıf, ince, uzun boylu kimse.

Ölü yıkama ...

Gasil,
Ölü yıkama.
Gassal, 
Ölü yıkayan.
Gasil, yıkanmış (Arapça).
Üstünde ölü yıkanan kerevet,  Teneşir, (Farsça tenşüy).  Üstünde ölü yıkanılan kerevet, teneşir, salacak, ölü salı.  Üzerinde ölü yıkanan ayaklı tahtaya, kerevete teneşir, salacak denir. Ölü, cenaze yıkama işine gasil ve cenazenin yıkandığı yere de gasilhane denir.      



Ey insanoğlu, Her nefis ölümü tadacaktır.
Tarihte mumya nasıl yapılır denilince hemen bir ölü öldüğü zaman diye anlatmaya başlanırdı. Evet şimdi bende bir ölü öldüğü zaman diye başlarsam dersinizki ölü ölmez. Doğru bir insan normal şartlarda ölümü tadınca cenaze olur ve bir takım işlemler habersizce devam eder. Cenazenin çenesi çekilir. Gözleri açıksa kapatılır. Sağ eli sol elinin üstüne getirilir. Ölen kişi kadınsa elleri göğüs hizasında, erkek ise göbek hizasında birleştirilerek, sağ el üstte olmak üzere bağlanır. Ayakları birleştirilir, bağlanır. Eğer ölü bekletilecekse soğuk bir yere, morga konur. Ölünün şişmesini önlemek için de üzerine bıçak bırakılır. Ölünün selası (sala) verilir. Salanın sonunda ismiyle ve halkın tanıyacağı lakapla öldüğü duyurulur.
Üstünde ölü yıkanan kerevet,  Teneşir, (Farsça tenşüy).  
Üstünde ölü yıkanılan kerevet, teneşir, salacak, ölü salı.  
Üzerinde ölü yıkanan ayaklı tahtaya, kerevete teneşir, salacak denir. Ölü, cenaze yıkama işine gasil ve cenazenin yıkandığı yere de gasilhane denir. 

Ölü yıkayıcı ...

Gassal,
Gasil,
Ölü yıkama.
Gassal, 
Ölü yıkayan.
Gasil, yıkanmış (Arapça).
Üstünde ölü yıkanan kerevet,
Teneşir, (Farsça tenşüy).

Üstünde ölü yıkanılan kerevet, teneşir, salacak, ölü salı.

Üzerinde ölü yıkanan ayaklı tahtaya, kerevete teneşir, salacak denir. Ölü, cenaze yıkama işine gasil ve cenazenin yıkandığı yere de gasilhane denir.

Ey insanoğlu, "Her nefis ölümü tadacaktır."    
Tarihte mumya nasıl yapılır denilince hemen bir ölü öldüğü zaman diye anlatmaya başlanırdı. Evet şimdi bende bir ölü öldüğü zaman diye başlarsam dersinizki ölü ölmez. Doğru bir insan normal şartlarda ölümü tadınca cenaze olur ve bir takım işlemler habersizce devam eder. Cenazenin çenesi çekilir. Gözleri açıksa kapatılır. Sağ eli sol elinin üstüne getirilir. Ölen kişi kadınsa elleri göğüs hizasında, erkek ise göbek hizasında birleştirilerek, sağ el üstte olmak üzere bağlanır. Ayakları birleştirilir, bağlanır. Eğer ölü bekletilecekse soğuk bir yere, morga konur. Ölünün şişmesini önlemek için de üzerine bıçak bırakılır. Ölünün selası (sala) verilir. Salanın sonunda ismiyle ve halkın tanıyacağı lakapla öldüğü duyurulur.    

Cenazeyi gömmek için mezar kazılır. Erkek mezarları yaklaşık 1,5m, kadınlarınki biraz daha derin kazılır. Mezarın içinde kıble tarafı oyulur. Oyulan kısma lahit denir. Sonra cenaze yıkanmak için hazırlanır. Şimdilerde belediyelerin gasilhanesinde bu işlem çabucacık yapılıyor. Ya da ölü yıkama aracı cenaze evine gelerek orada yıkanıyor. Eskiden veya halen köylerde ölü yıkama işi evin avlusunda dört tarafı kilimlerle kapatılmış bir köşede, ayaklı tahta veya kerevet, teneşirin üzerinde yapılır. Önceden su büyük kazanlarında kaynatılır. Yıkanacak suya el değdirilmez. Erkek cenazenin yıkanmasını cami hocası yapar, kadın cenazesini ise işi bilen bir kadınla beraber yakınlarından biri (kızı, kardeşi, gelini vb.) bir kaç kişi yıkar. Yıkama işini yapmak için cenaze önce, teneşir denilen tahta bir sedir üzerine, ayakları kıbleye gelecek şekilde sırt üstü yatırılır. Teneşirin çevresi güzel kokulu bir şeyle üç, beş veya yedi defa tütsülenir. Göbeğinden diz altına kadar olan avret yeri bir örtü ile örtülür ve elbiseleri tamamen çıkarılır.   

Cenaze yıkayan erkek veya kadın, farz olan yıkama görevini yerine getirmeye niyet etmeli ve besmele ile başlamalıdır. Yıkayıcı, tenşüy eline bir bez alarak örtünün altından ölünün avret yerlerini temizler. Sonra abdest  aldırmaya başlayarak, önce yüzünü yıkar. Ağız ve burna su verilmez. Sadece dudaklarının içini ve dışlarını, burun deliklerini, göbek çukurunu parmakla veya parmağına sardığı bezle mümkün mertebe siler. Ondan sonra ellerini, kollarını yıkar. Başını da meshedip, ayaklarını geciktirmeksizin hemen yıkar. Böylece ölüye abdest verilmiş olur. Küçük yaşta ölen çocuğa abdest verilmesine gerek yoktur. 

Cenazenin abdest işi tamamlanınca üzerine ılık su dökülür. Kokulu sabunla yıkanır. Sonra sol tarafına çevrilerek, sağ tarafı bir defa yıkanır. Böylece sağ ve sol tarafları üçer defa yıkanır. Bundan sonra cenaze hafifçe kaldırılır. Sonra karnı hafifçe ovulur. İçinden bir şey çıkarsa su ile yıkanıp giderilir. Yeniden abdest verilmesine ve baştan yıkanmasına gerek yoktur. Şişip dağılmak üzere olan ölünün üzerine sadece su dökmekle yetinilir, abdest verdirmeye ve üç defa yıkamaya gerek yoktur. Ölünün saçı sakalı taranmaz; saçları ve tırnakları kesilmez. Cenaze yıkanırken pamuk kullanılmaz. Yıkandıktan sonra havlu ve benzeri bir şey ile kurulanır. Ondan sonra kefen gömleği giydirilir. Ölenin yakınları ölüyü son defa görebilirler.   

Kefenlenir, kefenlik bezin rengi beyazdır. Erkek kefeni, üç parça olarak; omuzdan ayağa kadar örtülen bez (gömlek), baştan ayağa kadar örtülen bez (izâr) ve yine baştan ayağa kadar örtülen bez (lifâfe) den ibarettir. Kadın kefeni ise beş parça bezden yapılır. Bunlar, başa örtülen bez (himâr), göğse konulan bez (dîr), göğüsten göbeğe ya da diz kapağına kadar örtülen geniş bez (hırka), izâr ve lifâfeden oluşur. Yıkanıp kefenlenen meyyid, sala (tabut) konulup, omuzlarda veya cenaze aracıyla mezarlığa götürülür.   

Mezarlığın dışındaki musalla taşına konularak cenaze namazı kılınıp helallik istenir. Cenaze namazının kılınmasında veya defin işlemi yapılırken kadınlar katılmazlar. Kefene yağmurun veya karın değmemesi için hassasiyet gösterilir. Yakınlarından başlayarak salın dört koluna girilir. Mezarın başına kadar omuz üstünde değiştirilerek taşınır. Cenazenin ağır olması günahının çok olduğuna yorulur. Hocanın kontrolünde cenaze yakınları tarafından mezara indirilir. Mezarın başına gelindiğinde tabut açılarak ipler yardımıyla, hocanın kontrolünde yakınları tarafından mezara indirilir. Ölü, yüzü kıble tarafına gelecek şekilde sağ tarafı üzere buraya konur. Lahitin önüne önceden hazırlanmış kerpiç, çatı tuğlası konularak aralık bırakılmamaya çalışılır. Böylece atılan toprak ölünün üstüne değil, bu şeylerin üstüne gelmiş olur. Bu ölüye saygının bir gereğidir. Cenaze kıble tarafından mezara indirilir, sağ yanı üzerine kıbleye döndürülür ve kefen üzerinde bağı varsa çözülür. Cenazeyi mezara koyacak kişilerin sayısı ihtiyaca göre değişir. Kadınları kabre koyacak kimselerin ölüye akrabalık yönünden mahrem olmaları daha uygundur. Definde bulunan kişilerin kabir üzerine üç avuç  toprak atılır. Sonra yakınları ve katılanlar tarafından toprak atılırak gömülür. Kürek elden ele geçerek cenazeye katılanların tamamının toprak atması sağlanır. İlk toprağı atanlarda en yakın akrabalarıdır.     

Mezara biçim verilerek üzerine ayak ucundan başlanıp baş kısmına kadar su dökülür. Hoca tarafından, dualar okunur. Sevabı da, cenazenin ve diğer iman sahiplerinin ruhlarına bağışlanır. Ölünün bağışlanması için Yüce Allah'a dua edilir. Cenazeye katılanlar ölünün yanından uzaklaşırken hoca "talkın"(telkin)verir. Cenaze yakınlarına taziyeler iletilir. Cenaze evinde 2–3 gün yemek pişirilmez, evdekilerde yalnız bırakılmamaya çalışılır. Akraba veya komşular yemek getirerek, yedirmeye çalışıp teselli ederler. Cenazenin yıkanıp kaldırılmasından itibaren Kur’an okunur, hatimler indirilir, dualar edilip sürekli hayırla yâd edilir. Vefat edenin mirasçılar tarafından borçları ödenir.Vefat eden aile reisiyse kalan mirası paylaşılmadan "yemeği" yedirilir. Geride kalanlar vefat edenler için yemeğini ilk müsait oldukları zamanda yedirirler.Yemek yedirmek ölü için yapılan son görev gibidir, onun adına verilmiş sadakadır. Halk da ölen kişinin hatırına "yemeğine" katılıp, Allah’tan rahmet dilerler. Geride kalanlar yedisinde, kırkında ve seneyi devriyelerinde veya maddi anlamda müsait olduklarında onun adına sadaka verip, mevlit okuturlar. 

Caz müziğinin önde gelen temsilcilerinden biri olan ABD' li trompetçi ...

Louis Armstrong,
(1901-1971), 

Büyük Amerikan caz sanatçısı Louis Armstrong, New Orleans' da doğdu ve büyüdü.  Önde gelen trompetçi ve caz tarihinin en etkili sanatçılarından biri (4 Ağustos 1901, New Orleans, Louisiana doğumlu, 6 Temmuz 1971, New York ABD-öldü). 
13 yaşındayken New Orleans orkestralarında trompet çalarak hayata atıldı. Çalışmalarını New Orleans ve Mississippi gemilerindeki orkestralarda çalarak sürdürdü. 

Adını ilk kez Chicago’da 1922 yılında katıldığı King Oliver grubunda duyurdu. İlk plağını da 1923 yılında yaptı. Zamanın ünlü solisti Fletcher Henderson’un grubunda çalıştıktan sonra 1925 yılında Chicago’ya dönerek kendi grubunu kurdu.

“Hot Five” veya daha yaygın adıyla “Hot Seven” Louis Armstrong’la birlikte bugün bile kalite yönünden geçilemeyen güzellikte plaklara imza attılar. 1932 yılında ünlü sanatçı kendisini Avrupa’da meşhur eden turuna çıktı. Ünü radyolarda, filmlerde daha sonra TV’lerde görünmesiyle doruğa çıktı. Kendisine özgü “scat” tarzı çalışıyla tüm zamanların en ünlü cazcıları arasındaki yerini koruyor.


New Orleans caz’ında zamanın popüler şarkılarına yaptığı doğaçlamalar caz’a yeni anlamlar kazandırdı. Müziği o zamanlarda yenilikçi, detaycı ve melodikti.  Müziği eğlenceli bölümlerle doluydu. Yaratıcı sıçramalarla, ince, yumuşak ya da enerjik ritimleri kullandı. Armstrong trompet çalmadaki erişilmez üstünlüğüyle caz solistinin görevini  tek eliyle yapabiliyordu.  Müziği geliştikçe vokalistliğe de önem vermeye başladı. 1922 yılında “Louis Armstrong”,  bir baba figürü olarak gördüğü Joe “King” Oliver’ın davetiyle bu gruba üye olmuş ve grupta 2. kornet çalmaya başlamıştı. 

İlk kayıtlarını da burada yapmıştır. 1924 ylında Fletcher Henderson grubuna katılmak için New York’a taşındı. Piyanist Clarence Williams ile kayıtlar yaptı.

1925 yılında yeniden Chigago’ya döndü ve caz müziğine yön verip yeniden tanımlayan ünlü Hot Five and Hot Seven kayıtlarına başladı.  Scat singing’i (Doğaçlama vokal tekniği) en başarılı uygulayanlardandır. Louis Armstrong‘un “West End Blues”daki trompet girişi caz tarihindeki en meşhur doğaçlama olarak kabul edilir.


1929 1943 yılları arasını turnelerde, özellikle de avrupa’da geçirdi ve New York’a yerleşti. 1950′lerde  Dixieland (New Orleans Music) türüne dönüş yaptı. The All Stars isimli grubuyla profesyonel hayatına devam etti.  

Barney Bigard, Jack Teagarden, Trummy Young, Arvell Shaw, Marty Napoleon, Big Sid Catlett, ve Barrett Deems, Jimmie Rodger’s, Bing Crosby, Duke Ellington, Fletcher Henderson, Bessie Smith ve özellikle Ella Fitzgerald gibi isimlerle çalıştı. Otuzüç  filmde oynadı. Hello Dolly (1964) en çok satılan albümüdür.

Armstrong 1971 yılında  69 yaşında kalp krizinden öldü.

1910-1970 yılları arasında yaşayan ve "Harem", "Padişahların Kadınları ve Kızları" gibi yapıtlarıyla tanınan tarihçilerimiz ...

M.Çağatay Uluçay, 
(1910-1970).
Tarihçi,

M. Çağatay Uluçay, meslek hayatının önemli bir bölümünü, bu zor işe, yani Harem'in ve Osmanlı hanedanının araştırılmasına ayırmıştır.

M. Çağatay Uluçay'ın  ‘‘Osmanlı Sultanlarına Aşk Mektupları’’ adlı kitabı 1950 yılında yayımlanmıştır.

Çankırı'nın Çerkeş ilçesinde doğdu. İlkokulu bitirince, İzmir Erkek öğretmen Okulu'na girdi. Zayıf, orta boylu, geniş alınlı, zeki bakışlı, çok hareketli, ve neşeli bir kişiydi. Asıl adı Mustafa idi. Çağatay adını Edebiyat Öğretmeni Faik Tolunay taktı. Bu ad ile anılmaya başardı ve ün yaptı. 1933 yılında Ankara Eğitim Enstitüsünden mezun oldu.

İlk görevini Burdur Ortaokulunda aldı. Burdur'da çok sevildi ve sayıldı. 1935-1956 yılları arasında Manisa Ortaokulu'nda ve Lisesi'nde çalıştı. Esas benliğini ve değerini Manisa'da göstermeye başladı. 1947-1949 yıllarında bilgi ve görgüsünü arttırmak üzere İngiltere'de bulundu. 

Balıkesir Necati Eğitim Enstitüsü'nde görev aldı. Daha sonra İstanbul Öğretmen Okulunda ve Eğitim Enstitüsünde görev yaptı. Onun en büyük zevki okumak öğretmenlik etmek ve yazmaktı. Son derece ateşli ve heyecanlı bir Atatürkçü idi.

Çağatay Uluçay Manisa'da bulunduğu sürece ve daha sonraki yıllarda Manisa tarihine ışık tutacak inceleme ve hizmetler yapmıştır. 1970 yılında ölmüştür. Ölümünden önce Saruhan Oğulları ve Manisa Tarihi üzerinde çalışmıştır.

Eserleri; 
Padişahların Kadınları ve Kızları,
Harem,
Haremden Mektuplar,
Osmanlı Sultanlarına Aşk Mektupları,

Kahramanmaraş iline özgü, sarmısaklı yoğurtla yenilen yuvarlak bulgur köftesi ...

Takalak,
Takalak, 
Irk,
Yuvarlak bulgur köftesi,

Kahramanmaraş iline özgü, sarımsaklı yenilen yuvarlak bulgur köftesi.

Kıyma (750 gram) malzemelerle(1 baş soğan, 2 diş sarımsak, 100 gram pirinç, tuz, kimyon, karabiber, pul biber vs..) yoğrulup yuvarlak köfteler haline getirilir. Tepsiyle 15 dakika fırına verilir. Köfteler tuz ve az sıvı miktarda sıvı yağ katılmış kaynar suya atılıp pişirilir. Daha sonra sudan alınan köftelerin üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek servis yapılır.













Kaynak:  http://www.bulmacabul.com/

Türk yazar, gazeteci ve yayıncı Ahmet Mithat' ın bir romanı ...

Ahmet Mithat (1844 - 1912), 
Türk yazar, gazeteci ve yayıncı. Tanzimat dönemi yazarlarındandır. 
Türk edebiyatının gerçek anlamda ilk popüler yazarıdır. 1878'de çıkarmaya başladığı ve yayın hayatını 1921'e kadar sürdürmüş olan Tercüman-ı Hakikat gazetesi Osmanlı basın tarihinin en uzun ömürlü ve etkili yayınlarından biri olmuştur.

1844 yılında İstanbul’un Tophane semtinde dünyaya geldi. Babası Bezci Süleyman Ağa, annesi bekar çamaşırı diken Nefise Hanım idi. Annesinin ilk evliliğinden olma Hafız İbrahim adlı bir ağabeyi ve Halime, Şerife, İsmet ve Şerife adlı kardeşleri vardır. 28 Aralık 1912 tarihinde Darüşşafaka’da nöbetçi olduğu bir sırada kalp durmasından hayatını kaybetti. Fatih Camii Mezarlığı’na defnedildi.

Ölümüne dek ikiyüzden fazla eser yayımlayan Ahmet Mithat, Türk edebiyatının gerçek anlamda ilk popüler yazarıdır. En büyük arzusu kitap okuyan bir toplum yaratmak idi. Çoğunluğa hitap etmek, derlerine tercüman olmak kaygısıyla çok sayıda eser verdi “kırk beygir gücünde yazı makinesi” olarak tanındı.

Eserlerinde Avrupa'nın bilim, sanayi ve çalışkanlığını överken Osmanlı toplumunun ahlaki değerlerinin korunması gerektiğini vurguladı. Genç yazarlara destek verdi, dilde sadeleşmeyi savundu, devlete ve dine itaatsizliği, tembelliği, müsrifliği, özentiliği eleştirdi. Ürünlerini daha çok öykü ve roman türünde vermiştir. Romancılığı ve öykücülüğü, halk öykücülüğünden Batı tarzı öykü ve romancılığına geçiş olarak kabul edilebilir. Ayrıca tiyatro alanında da çalışmalar yapmış, “Açıkbaş, Ahz-i Sar, Ziba” adlı kitaplarıyla dram ve operet türlerinde ürünler vermiştir.

Fransızca’dan yaptığı roman çevirileri, Batı yazınının ilk çeviri örneklerini oluşturur. Romanları, Namık Kemal, Şemseddin Sami ve Samipaşazade Sezai ile birlikte onu ilk Türk romancılar kuşağının bir üyesi yaptı.

Gazeteciliğin dışında tarih, coğrafya ve felsefeye ilgi duymuş; çoğunlukla Batı kaynaklarından yararlanarak kaleme aldığı bu eserleri hem kitap oylumunda, hem de fasikül olarak çıkarmıştır.


Eserleri;
Romanları;
 Hasan Mellâh yâhud Sır İçinde Esrar (1874)
 Dünyaya İkinci Geliş yâhud İstanbul’da Neler Olmuş (1874)
 Hüseyin Fellah (1875)
 Felatun Bey ile Rakım Efendi (1875)
 Karı-Koca Masalı (1875)
 Paris’de Bir Türk (1876)
 Çengi (1877)(oyun)
 Süleyman Musûlî (1877)
 Yeryüzünde Bir Melek (1879)
 Henüz On Yedi Yaşında (1881)
 Karnaval (1881)
 Amiral Bing (1881)
 Vah! (1882)
 Acâib-i Âlem (1882)
 Dürdâne Hanım (1882)
 Esrâr-ı Cinâyât (1884)
 Cellâd (1884)
 Volter Yirmi Yaşında (1884)
 Hayret (1885)
 Cinli Han (1885)
 Çingene (1886)
 Demir Bey yâhud İnkişâf-ı Esrâr (1887)
 Fennî Bir Roman Yâhud Amerika Doktorları (1888)
 Haydut Montari (1888)
 Arnavutlar-Solyotlar (1888)
 Gürcü Kızı yâhud İntikam (1888)
 Nedâmet mi? Heyhât (1889)
 Rikalda yâhut Amerika’da Vahşet Âlemi (1889)
 Aleksandr Stradella (1889)
 Şeytankaya Tılsımı (1889)
 Müşâhedât (1890)
 Ahmed Metin ve Şîrzât (1891)
 Bir Acîbe-i Saydiyye (1894)
 Taaffüf (1895)
 Gönüllü (1896)
 Eski Mektûblar (1897)
 Mesâil-i Muğlaka (1898)
 Altın Âşıkları (1899)
 Hikmet-i Peder (1900)
 Jön Türkler (1910
 
Öyküleri ;
 Kıssadan Hisse (1870)
 Letâif-i rivayat
 1.Suni'fi Zann(1870)
 2.Gençlik (1870)
 3.Esâret (1870)
 4.Teehhül (1870)
 5.Felsefe-i Zenân (1870)
 6.Gönül (1870)
 7.Mihnetkeşân (1870)
 8.Firkat (1870)
 9.Yeniçeriler (1871)
 10.Ölüm Allâhın Emri (1873)
 11.Bir Gerçek Hikâye (1876)
 12.Bir Fitnekâr (1876)
 13.Nasîb (1877)
 14.Çifte İntikam (1887)
 15.Para (1887)
 16.Kısmetinde Olanın Kaşığında Çıkar (1887)
 17.Diplomalı Kız (1890)
 18.Dolabdan Temâşâ (1890)
 19.İki Hud'akâr (1893)
 20.Emânetçi Sıdkı (1893)
 21.Cankurtaranlar (1893)
 22.Ana-Kız (1893)
 Durûb-u Emsâl-i Osmâniyye Hikamiyyatının Ahkâmını Tasvir (1872)
 Hayâl-Hakîkat (1891)
 
Diğer yapıtları
 Üss-i İnkılap ve Zübdetül Hakayık (3 cilt, 1877-78)
 Müdafaa (3 cilt, 1883-85)
 İstibşar (1892)
 Beşair
 Nizam-ı ilmü din (4 cilt)
 Şopenhavr'ın Hikmet-i Cedidesi
 Volter
 Beşir Fuad
 Avrupa'da Bir Cevelan (seyahatname, 1890'da yayımlamış)
 Menfa (özyaşamöyküsü)























Kaynak: http://tr.wikipedia.org/

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ