Göveç ...

Caba,
Güveç, Göveç,
Toprak tencere.
İçinde yemek pişirilen toprak kap. 
Toprak tencerede pişirilen yemek. 
Toprak kapta pişirilen ekmek.
Yemek pişirmeye mahsus toprak kap.
Özel killi topraktan imal edilen yemek pişirme kabıdır. 

Yemekler; Fırında Tavuklu Güveç, Karides Güveç, Hamsi Güveç, Elmalı kuzu güveç, Güveçte etli yaprak sarma, Güveçte pastırmalı kurufasulye, Patlıcan Güveç, Domates Göveci,

Güveç Hakkında Önemli Bilgi;
Yeni alınan bir güveç kulanılmadan önce yağ konularak, hafif ısıtılmış fırın içerisine sürülür. Katı yağ veya sıvı yağ kullanılarak fırça veya bez yardımı ile erimiş yağ, güveç iç yüzeyine sürülerek emdirilir. Bir kaç saat beklenir. Daha sonra güveç, sıcak su ile yıkanır ve ters çevrilerek kuruması sağlanır. Bu işlem hiç kullanılmamış güveçler için ilk kullanılmadan önce bir kez uygulanır.

Göveç Tarifi;
Patlıcanlı Güveç,
1 kg kuzu eti
2 kg patlıcan
3-4 iri domates
3-4 yeşil biber
1 iri soğan, 1 baş sarımsak ,Maydanoz.
Zeytinyağ, tuz, Karabiber, Birkaç parça defne yaprağı,

Et yağda güvecin içinde hafifçe pişirilir. Yemeklik doğranan soğan ve sarımsak etin üzerine eklenip 2-3 dk pişirilir. Yeşil biber katılarak tahta kaşıkla 1,2 defa çevrilir. 

Alaca soyulup yemeklik doğranan ve tuzlu suda bekletilen patlıcanlar yıkanıp güvece konur, üzerine kabukları soyulup iri doğranan domates eklenir.  Kapağı sıkıca kapatılır, kısık ateşte pişirilir.








Mutluluğun temeli sayılan mutlak ruh dinginliği ...

Ataraksiya, (Latince),
Hiçbir heyecan veya zihin etkisiyle uyarılmayan ruh dinginliği, acıya olduğu kadar kıvanca karşı da ilgisizlik.
Hiçbir heyecan veya zihin etkisiyle uyarılmayan ruh dinginliği, acıya olduğu kadar kıvanca karşı da ilgisizlik.
Mutluluğun temeli sayılan mutlak ruh dinginliği.
Kişide tepki yokluğu, bu nedenle oluşan durgunluk durumu, hiçbir etkiyle uyarılamayan ruh dinginliği, acıya ve sevince ilgisizlik.

Türk boylarından Terekemeler arasında söylenen türkülü büyük halk hikayesi ...

Alıyar,
Kars dolaylarında Terekemeler arasında söylenen türkülü büyük halk hikâyesi,
Türk boylarından Terekemeler arasında söylenen türkülü büyük halk hikayesi,

Yaşlı koyun ...

Fosa,
Fr. cryptoprocte féroce, fosa.
Yaşlı koyun.
Döküntü, çürük, işe yaramaz.

Divan edebiyatında birbirini izleyen iki dizedeki ya da tümcedeki sözcüklerin birbirine denk düşürülmesi...

Tarsi,
Paralellik,
Dizelerdeki sözcükleri ölçü ve uyak bakımından birbirine denk getirme (mütevazin ve mukaffa) sanatıdır.  Dizelerdeki sözcükler, sayı bakımından da birbirine eşit olmak zorundadır. Dizeleri yapı bakımından böyle simetrik ve paralel olan beyit ve şiirlere murassa denmektedir. Matla beyitleri, tarsi sanatının yapılmasına daha uygundur.

İade, tekrir ve tarsi sanatlarında ses tekrarlarını aşan bir ahenk mevcuttur. Bu sanatlarda kelime ve ibarelerin tekrarları ifadeyi güçlendirmektedir.

"Tombil" de denilen bir balık ...

Gobene, (Auxis thazard).
Ton balığı, 
Gobene, Gobone, 
Gobene Palamutu,
Tombik, Tombil,
Uskumru orkinosu
Vücut füze şeklindedir. İki sırt yüzgeci olup, aralarında büyük mesafe bulunur, yüzgeçlerin birbirine birleşmemesi karakteristik özelliğidir. Pinnul (yalancı yüzgeç) sayısı 7-8 adettir. Vücut pulsuz olup sırt tarafı koyu, yan ve alt tarafları açık renklidir. Yan çizgi gayri muntazamdır. Eti siyah ve kanlıdır.

Ordu' nun Perşembe ilçesinde bir burun ve yarımada ...

Yason
Jasonum-Yason, 
İsmini Yason'dan alan bu yarım ada Orduya yaklaşık 35km. mesafededir. Ordu ili, Perşembe ilçesinin 22 km batısındadır. Yason adı, Argonotlar'la beraber burada karaya çıkan Yason’dan kalmıştır. Burunun alt tarafında 'Panaya' adında eski manastır/kilise vardır. Çaytepe-Çaka sınırları içinde olan yarımada üzerindeki kilisenin adı Jason's Church diye de bilinir. Bu günkü kalıntılardan zamanında büyük bir kasabanın kurulduğu anlaşılmaktadır. 

Yason Fenerinin bulunduğu burunda bulunan kilise yıkıntısı Yason kasabasının en büyük dini ayin yerlerindendir. Bu kilisenin, akın, yağma ve yakıp yıkmalar sonunda yok olduğu, yıkıntıları üzerinde Rumlar tararından yeniden bir kilisenin yapıldığı anlaşılmaktadır. Yason burnu üzerindeki bu Rum kilisesi, Karadeniz bölgesinde deniz kenarında olan tek kilise olup, Kilisenin kapısında 1866 tarihi görülmektedir. Yason Burnu 4 bin yıllık taşlardan oluşan balık havuzlarıyla da görülmesi gereken yerlerin başındadır.

Bu antik yerleşim Truvalı kabul edilen bir kahramandan yola çıkan efsanesiyle ve çevresinin doğal görünümüyle yerli ve yabancı turist akınına uğramaktadır. Aronauts'ların İason önderliğinde Altın Post'u arama hikâyeleriyle ünlüdür. Argonautica Efsanesinin kahramanları Truvalı olarak kabul edilirler. 

Bilinen bir diğer olay ise Hıristiyanların M.S. 3. Yüzyılda buraya gelerek 'Işıklar Bayramı " adını verdikleri bir töreni kutlamalarıdır.

Yason Burnu ve Yarımada`nın hemen 300 metre batısında bir de Yalancı Yason denilen yer Sülü burnu denilen yer vardır.

Japoncada "sigara dumanı" anlamına gelen ve beyin damarlarının tıkanmasına neden olan hastalık ...


Moyamoya, 
En çok Japonya' da görülen ve beyin damarlarının tıkanmasına neden olan bir hastalık.

Moyamoya kronik, tıkayıcı ve beyin damarlarını tutan bir hastalıktır. Moya moya hastalığı her iki internal karotid arterlerin distal dallarında, wills poligonu ve çevresinde küçük anostomatik damarların segmental stenotik ve oklüzif olması ile şekillenen ender bir hastalıktır. Moya moya hastalığı ilk olarak Takeuchi ve Shimizu tarafından 1957 yılında tanımlanmıştır. Hastalık geçici veya tekrarlayıcı hemiparezi, başağrısı, konvulzyon, nistagmus, mental retardasyon, afazi, ataksi ve subaraknoid kanama gibi semptomlar verebilir. Klinik ilerleyicidir. Etyolojisi tam olarark açıklanamamakla birlikte genetik faktörlere bağlı olduğu düşünülmektedir.
 
Moyamoya hastalığında ortaya bir sebep konamazken, moyamoya sendromunda bu duruma neden olan bir hastalık söz konusudur. Sadece Japon' lara özgü olduğu sanılan bu hastalık hemen hemen dünyanın her yerinden bildirilmiştir. Japonya' da her yıl 100 yeni moyamoya hastası ortaya çıkmaktadır. Japonya' da yıllık insidansı bir milyon popülasyonda bir hastadır.

Hastalıklı arterin intimasını fibröz doku kalınlaştırmıştır ve elastik lif proliferasyonu lamellar bir yapı oluşturmuştur. İnternal elastik lamina kıvrımlı hale gelmiştir. Damar duvarında yangısal değişiklikler gözlenmez. Hastalığın erken evrelerinde Willis poligonunun arka yarısı pek tutulmaz. 
 
Ortaya çıkan kollaterallerin yeni oluşan damarlar olmadığı ve daha önceden var olan damarların genişlemesi ile ortaya çıktığı kabul edilmektedir.

Kız erkek oranı 1.6/1 ile 2.4/1 arasında değişmektedir. Çocuklarda iskemik semptomlar ön plandayken erişkinlerde kanamaya ait semptomlar ağır basar. Bu hastalık daha sıklıkla iki zaman diliminde ortaya çıkar. Birincisi ilk on yıl, ikincisi ise 30-40'lı yaşlardır.
 

Batılı ülkelerde görülen, Müslümanlardan korkma ya da nefret etme duygusu ...


İslamofobi,
İslamofobi kelimesi anlam olarak "İslam korkusu (fobisi)" demektir. 

Terim olarak İslam'dan ve Müslümanlardan korkma, çekinme iç güdüsünü ifade eder.   

Kelime ilk kez 1991 yılında kullanılmış olup 11 Eylül saldırılarıyla gündeme getirilmiştir. Bugün İslamofobi dendiğinde hem İslam dinini tanımamaktan kaynaklanan bir korku, hem de bu korkuya dayanarak müslümanlara karşı ayrımcılık yapılmasının meşru görülmesi akla gelmektedir.  

Tarihi kökleri İspanya'da Endülüs'ün İslam tarafından fethedilmesine kadar iner. Haçlı seferlerine asker devşirmek isteyen kilise mensuplarının yaptığı propagandalar ile fikir zemini Hristiyanlığa karşı tehditler ve tehlikeler üzerinde oluşturulmuş olan islamofobi, İslam ile Hrıstiyanlar arasındaki ilişkilerin, tanışıklığın yaygınlık kazanması ile yüzyıllar içerisinde azalmış iken yaklaşık son 10 yıldır yeniden popülarite kazanmıştır. 

Bu popülaritesinde Huntington'un ünlü "Medeniyetler Çatışması" makalesinde İslam'ı Batı için bir potansiyel düşmanlık odağı olarak lanse etmesinin önemli bir etkisi olmuştur.   Özellikle 11 Eylül 2001 tarihinde New York'taki "İkiz Kuleler" saldırılarından sonra Hıristiyan dünyasında daha önceki yabancı düşmanı ırkçı eğilimlerden kaynaklanan yeni bir durumdur. Avrupa ülkelerinde işsizlik, nüfusun yaşlanması gibi yeni durumların beslediği yabancı düşmanlıklarının en önemli öznesi olarak Müslümanlardan korku giderek bir paranoyaya dönüşmüştür. Bu paranoyanın bazı güç odakları tarafından manipüle edildiği de düşünülmektedir. İslam'ı ve Müslümanları Avrupa kültürü ve materyalist hayat tarzı için "potansiyel düşman" olarak gören Batı intelijansiyası içindeki ırkçı eğilimler politika belirleyici odakları etkilemeye çalışıp "Avrupa'dan, başta Türkler olmak üzere, tüm Müslümanların "tehcir"i; sürülmesi gibi bir aşırı noktaya kadar gelindiği belirtilmektedir.   

İlgili deyim: Xenophobia (Xenophobe) (ingilizce) "yabancı korkusu/düşmanlığı" anlamında olup "yaban"cılara karşı duyulan korku ya da düşmanlığı ifade eder.































Kaynak: http://tr.wikipedia.org/

Kuzey Afrika' da şeyhlere ve dervişlere verilen unvan ...

Murabut, (Arapça),
Murabıt.
Savaşçı derviş,

Kalbini Allah'a bağlayan,
Kuzey Afrika'da dervişlere verilen ad. 
Kuzey Afrikada Allahın adamı sayılan derviş; 
Derviş türbesi; 
Derviş inzivagâhı.
Düşmanla karşılaşılacak yerlerde gözetip nöbet bekleyen.


Biber, patlıcan gibi sebzeleri ateşte közlemek ...


Börtlemek,  
Terlemek, bunalmak. 

Kıpkırmızı olmak, morarmak. 
Güneşte, ateşte yanmak.

Kızgın bir şeyin deride bıraktığı sulu kabartı.



Terlemek, bunalmak. 


Kıpkırmızı olmak, morarmak. 
Güneşte, ateşte yanmak. 

Su birden fışkırmak. 

İstanbul limanı içersisinde Sarayburnu ile Beşiktaş arasından geçen hattın Haliç tarafında kalan balık alanına verilen ad ...

Dike,
İstanbul Limanı içerisinde, Sarayburnu ile Beşiktaş arasından geçen hattın Haliç tarafında kalan balık alanına verilen ad. 

Voltaire olarak tanınan Fransız devrimi ve Aydınlanma hareketine büyük katkısı olan yazar ve filozof...

François Marie Arouet
(21 Kasım 1694 - 30 Mayıs 1778), 
Fransız yazar ve filozof. 

Daha çok mahlası Voltaire olarak tanınmıştır. Fransız devrimi ve Aydınlanma hareketine büyük katkısı olmuştur.

Din ve ifade özgürlüklerinin yanı sıra, insan hakları konusundaki düşünceleri ve felsefi yazınları ile ünlenmiştir. Eserlerinde Kilise dogmaları ve döneminin Fransız müesseselerini yoğun olarak hicvetmiştir. Zamanın en etkili isimlerinden biri olarak tanınır.





Voltaire' in Başlıca eserleri şunlardır:  
Oedipe (1718) - 
Zaire (1732) - 
Lettres philosophiques sur les Anglais (1733) - 
Le Mondain (1736) - 
Sept Discours en Vers sur l'Homme (1738)  
Zadig (1747) - 
Micromegas (1752)  - 
Candide (1759) - 
Dictionnaire philosophique (1764) - 
Épître à l'Auteur du Livre des Trois Imposteurs (1770)










http://tr.wikipedia.org/wiki/Voltaire

Ege Bölgesi' nde Lavanta bitkisine verilen ad ... .


Gargan, 
Karabaş Otu.
Kargan Otu, (Halk arasında).

Lavanta, (Latince ismi : Lavandula angustifolia, İng. Lavender, Alm. Lavander).  

Botanikte (Lavandula angustifolia) olarak tanımlanan,ballıbabagillerden,mavi veya mor renkli çiçekleri koku sanayinde kullanılan bir bitki. Özellikle Akdeniz bölgesinde yetişir. 


Keşişotu, Ege Bölgesinde yetişen ve çiçekleri halk hekimliğinde kullanılan bir tür lavanta.

Bilimsel adı Latince “yıkanmak” dan gelen lavanta, Eski Yunan ve Romalılar döneminde sıklıkla kullanılırdı. Özellikle banyo sularına kattıkları lavanta, saflık olarak kabul ediliyordu.  Güzel ve kalıcı kokusunun yanı sıra, lavanta uzun yıllardır iyileştirici etkisiyle de bilinir. Lavantanın çiçek , yaprak ve gövdesinden damıtılarak alınan lavanta yağı tıpta halen kullanılır.  Lavantanın afrodizyak etkisi de uzun yıllardır bilinir. Salata ve yemek soslarına katacağınız bir kaç damla lavanta cinsel hayatınızı renklendirecektir.  Lavanta yatıştırıcı etkiye sahiptir ve uykusuzluğa iyi gelir. Çamaşırlarınızın arasına koyacağınız lavanta kesecekleri güzel ve saf kokusunun yanı sıra, rahatlamanıza da yardımcı olur.  Mide ve bağırsak rahatsızlıklarında etkili olmasının yanı sıra, baş ağrılarına da iyi gelir. İştah açar, sindirim sistemini olumlu etkiler.

Lavanta kokulu bir süs bitkisidir. Akdeniz ülkelerinde yabani olarak yetişir. Boyunun uzunluğu 1 m civarındadır. Ballıbabagiller familyasındandır. Çiçekleri mavi ya da mor olur. Çok güzel kokulu olan bu çiçeklerin esansından lavanta kokusu yapılır. Lavanta adı Latince yıkamak anlamına gelen ‘lavo’ sözünden gelmiştir. Eski Romalılar banyo sularına lavanta bitkisinin yapraklarını, çiçeklerini koydukları için bitki bu ad ile anılmıştır. Kurutulmuş lavanta çiçekleri bir torba içinde çamaşırların arasına konur. Böylece güzel kokularının çamaşırlara sinmesi de sağlanabilir.   

Hoş kokusuyla her zaman süs bitkisi olarak değerlendirilen lavanta, saç dökülmesinden uykusuzluğğa kadar bir çok rahatsızlığa deva oluyor!  lavanta (Lavandula angustifolia) tarih boyunca hep süs bitkisi olarak değerlendirilmiştir. Ülkemizde de özellikle Akdeniz Bölgesi’nde yetiştirilen bir bitkidir. İngiliz ve Amerikan mutfağında bazı etli yemeklerde sosun içerisine taze lavanta çiçekleri ve körpe olan lavanta yaprakları ilave edilir. Sosa, mükemmel bir aroma kazandırır. Kendine has hoş kokusundan dolayı parfümeri ve kozmetik endüstrisinde de kullanılmaktadır. Lavantanın yağı kozmetik sanayinde kullanılır.

Lavanta çayı:1-2 çay kaşığı çiçek, 1 bardak kaynar suda haşlanır ve 10 dakika demlenmesi beklenir. Biraz balla tatlandırılabilir. Baş ağrısına iyi gelir, sinirleri yatıştırır. 

Lavanta banyosu: 100 gram lavanta çiçeği 2-3 litre suya eklenir ve kaynatılır. Süzülerek banyo suyuna eklenir. Çeyrek saat yapılan bu banyo oldukça rahatlatıcı ve gevşeticidir.


Kronik karaciğer enfeksiyonlarına karşı, Hepatit-B ve Hepatit-C ye karşı, Sarılık, Saç dökülmesine karşı,Vitiligo, Sedef ve ileri yaşlarda deride oluşan lekelere karşı, Sakinleştirici ve rahatlatıcı (sedatif)  kullanılır.    


Lavanta ülkemizde, özellikle Akdeniz Bölgesinde süs bitkisi olarak yetiştirilen bir bitkidir. Kendine has hoş kokusundan dolayı parfümeri ve kozmetik endüstrisinde kullanılmaktadır. Ancak, lavanta çiçeğinin karaciğer metabolizmasının sağlıklı çalışması üzerindeki olumlu etkisi ile saç dökülmesine karşı kullanımı onun en önemli iki özelliğidir. Genel karaciğer rahatsızlığı veya karaciğer yetmezliği şikayeti olanların imdadına yetişen bir bitkidir. Lavanta kürü, sirozdan veya alkolden dolayı zarar görmüş karaciğer hücrelerinin rejenerasyonunda (tekrar yenilenmelerinde) veya bu hücrelerin tekrar sağlıklı bir şekilde çalışmaya başlamalarında öylesine etkilidir ki, kürü uygulayan hastaların kısa zamanda almaya başladıkları başarılı sonuçlar, onları şaşırtmaktadır.

İzmir'in Seferihisar ilçesine özgü bir tür lor peyniri ...

Armola,
Rumca peynir suyu demek.

Armola, keçi sütünden beyaz peynir, süzme yoğurt ve az tuzlu lor ile yapılan peynir.
Seferihisar’a özgü bir peynir türü olan armola, ilçede az sayıda mandırada ve evlerde; keçi sütünden elde edilen süzme yoğurt, keçi sütü loru ve beyaz peynirden yapılıyor. Peynir ve yoğurt karışımı olan armola, farklı ve hafif bir tada sahiptir. Armola, hafif bir peynir olması ve istendiğinde domates salatasına sos olarak kullanılabilme özelliği nedeniyle çok tercih ediliyor. Keçi sütünden yapılması ve peynir-yoğurt karışımı olması nedeniyle farklı bir lezzeti var. Genelde ekmeğe sürülerek üzerine zeytinyağı, kırmızı biber, sarımsak ilave edilerek yeniliyor.
 

Hızla dönen rüzğarların oluşturduğu şiddetli siklon fırtınası ...

Tornado, (İsp. tornado, Fr. tornade, tournade ).
Batı Afrika kıyılarında esen çok kuvvetli siklon.

Tornado, Dünyadaki en şiddetli fırtınalardandır. Tornadolar rüzğar hızları 32 m/s. den 150 m/s. kadar değişebilir. Tornadolar en çok ABD görülmektedir. Tornadolar zayıf, kuvvetli ve şiddetli diye sınıflandırılır. Tornadoların en sık görüldüğü mevsim genellikle yazdır. 

Meteoroloji sözlüğüne göre tornado bir kümülünimbüs (Cb) tipi buluttan yere doğru sarkan şiddetle dönen hava kolonu ya da hava kolonlarıdır. Tornadolar, çok şiddetli ve hızı saatte 500 km. yi bulan hava akımlarının dönerek hareket etmesiyle oluşan baca şeklindeki koyu renkli bulutlardır. Tornadoların çapı bazen birkaç metreyle sınırlı olup bazen 1.5 km. ye kadar çıkabilir. Tornadolar bazen ilerleyerek yüzlerce kilometre yol katedebilirler. İlerleme hızları tornado içindeki rüzgarların hızına bağlı olarak saatte 30 ila 90 km. arasında değişir.

Tornadolar, organizasyon, olgunlaşma, zayıflama ve bozulma aşamalarından oluşur. Tornadolar, havanın çok güçlü konveksiyonel yükselmesi sonucunda doğan girdaplardan birisidir. Bunlar tropikal siklonlara oranla çok daha küçük ve yerel olmakla birlikte dünyada bilinen en güçlü ve yıkıcı fırtınalardır. 
Tornadoların ılık sular üzerinde daha zayıf şiddette olanlarına da waterspout adı verilir. 


Genellikle ABD' nin güneydoğu sahillerinde, sonbahar ve kış sonuna doğru oluşur ki bu mevsimler, tornadoların en az görüldüğü zamanlardır.

Dadı ...

Taya, (Farsça),
Daye.
Dadı. 
Mürebbi.  
Eğitici erkek.
Çocuk hizmetçisi. 
Çocuğa süt veren.
Evlerde çocuğa bakan kimse,

Namlusu yivsiz bir tüfek cinsi ...

Kaval, (Smoothbore).
Kaval Tüfek.
Namlusu yivsiz tüfek,
Namlusu yivsiz, kaval (tüfek veya top).
Yivsiz av  tüfeklerinde namlular kullanım alanlarına göre değişik çap, namlu boyları ve şoklarda veya bunların değişik kombinasyonlarında imal edilirler. 
Kaval bir namlu çeşididir. Kaval namludan çıkan saçma gurubu, namlu çıkış ağzından itibaren genişler.

Bir borunun ağzına biçim vermek, genişletmek ya da pürüzlerini almak için kullanılan kesici aygıt ...

Rayba, (Alm. Reiber, İng. reamer ),
Pürüzalır.

Metal üzerine açılan deliklerin pürüzlerini gidermede kullanılan matkap ucuna benzer alet.
Demir halkaları açmak için kullanılan tornacı aracı.

Silindirik Raybalar :
Bu raybalar silindirik deliklerin raybalanması için kullanılır.

Konik Raybalar :
Konik deliklerin raybalanmasında kullanılan bu raybalar, hem kaba hem de ince işleme için, bütün standart ölçüleri vardır.

Ayarlı Raybalar :
Raybaların en verimlisi ayarlı olanlarıdır. Ölçüsünün üstünde ve altında yeterli bir aralıkta istenilen çapa göre ayarlanabilir. Bu aranan bir özelliktir.


El Raybaları :
El raybaları özellikle ince işleme ve bitirme raybası olarak kullanıldığından hemen hemen ağızların tam boyunca düz taşlanır. Raybanın deliğe kolay girebilmesi için ucu konik yapılmıştır. Bir boşluk elde etmek için ağızların sırtı boşaltılmıştır. Sapın ucu daha önce delindiği gibi buji kolunun takılması için dört köşe yapılır.


Genişlemeli Raybalar :
Bu raybaların gövdesi genişler. Bunun için iç kısmı konik delinmiş yanları ayartılmıştır. Genişleme, bir ucuna vida, diğer ucuna da anahtar ağzı açılmış konik bir parça ile yapılır. Bu, bir ayarlı rayba olmadığı gibi çap büyütme de söz konusu değildir. Burada amaç standart ölçüdeki delikleri ince işlemekte kullanılan bir raybayı genişlemeli yaparak körlendikçe bileyerek, onun ömrünü uzatmaktır.

Aynalı rayba,
Açılır rayba,
Takma rayba,
Kovanlı rayba,
Tezgah raybası,
Makina raybası,





Davranışları kaba, sert ve gönül kırıcı olan ...

Nobran,(Farsça),
Nadan,
Davranışı kaba, sert ve gönül kırıcı olan, nadan,
Bilgisiz, cahil.
Nobran, kaba, kötü.

Yapay tatlandıcı olarak kullanılan bir madde ...


Aspartam,
Kimyasal adı;  N-(L-α-Aspartyl)-L-fenilalanine, 1-metil ester.
Kimyasal formülü aspartil-fenilalanin-1-metil ester olan bir tatlandırıcıdır. Kimyasal olarak aspartat ve fenil alanin aminoasitlerinden oluşmuş bir dipeptidin metil esteridir. Çay şekerinden 180 kat daha tatlıdır. 

İlk kez James M. Schlatter tarafından 1965 yılında keşfedilmiş, ABD'de 1974'te kullanımının onaylanmasından sonra uzun süre güvenilirliği tartışma konusu olmuştur. Aspartam kullanım güvenliği açısından ciddi tartışmalara neden olmuş, yapılan araştırmalarda bir zararlı olduğuna dair bir kanıt bulunamamıştır. Avrupa Birliği'nde gıda katkı maddesi olarak E951 kod adını almıştır.

Fenilketonüri hastaları fenilalanini metabolize edemedikleri için bu amino asitten fazla almamaları gerekir. Aspartam vücutta fenilalanine dönüştüğü için fenilketonüri hastalarının günlük fenilalanin tüketimleri ile aspartam türketimlerini birlikte değerlendirmeleri gerekir. Bu yüzden aspartam içeren gıdaların üzerinde fenilketonuri hastalarına yönelik bir uyarı yazısı olur.

Tatlılık dendiğinde akla ilk başta şeker gelir. Tatlandırıcılar, kalorinin küçük bir parçası ile tatlı tadını verir ve çoğu zaman aynı miktardaki şekerden daha tatlıdır. Günümüzde en çok bilinen 4 çeşit tatlandırıcı vardır. Bunlar ; aspartam, sakkarin, asesulfamK ve sükraloz' dur.   

Aspartam;   
Sofra şekerinden 200 kez daha tatlıdır. 1965'te bulunan aspartam 2 aminoasidin (aspartik asit ve fenilalanin) birleşimidir. Aminoasitler protein yapısını oluştururken, aspartik asit ve fenilalaninöyle bir şekilde bir araya getirilmiştir ki tatlı olarak algılanmaktadır. Bu iki aminoasit; et, yağsız süt, meyve ve sebzelerde doğal olarak bulunur. Sindirildiğinde vücudumuz onlara diğer aminoasitler gibi muamele eder.   Fenilalanin içermesi nedeniyle, fenilketonürili (PKU) bireyler aspartamlı içeceklleri ve yiyeceklleri tüketirken dikkatli olmalıdır.  Isıtma ile yapısı değiştiğinden, pişirme gerektirmeyen besinlerde kullanılır. Pudingler, jelatinler, dondurulmuş tatlılar, sıcak kakao karışımları, toz halindeki içecekler, çaylar, naneli nefes açıcılar, sakızlar ve sofrada kullanılan tatlandırıcılar gibi ürünlerde bulunur.   

Sakkarin;   
1879 da bulunmuş olup, yaklaşık 100 yıldır kalorisiz tatlandırıcı olarak kullanılmaktadır. Üzümde doğal olarak bulunan bir maddeden üretilmiştir.   Sofra şekerinden 300 kez daha tatlıdır. 20 mg sakkarin 1 tatlı kaşığı sofra şekeri ile aynı tatlılığı verir. Vücut parçalayamadığı için, sakkarin enerji sağlamaz, idrarala atılır.   Sakkarin ısıtıldığı zaman tatlı tadını muhafaza eder. Bu yüzden pişmesi gereken besinlerde kullanılabilir.   

Asesulfam K;   
1967'de bulunmuş asesulfam K beyaz renkte, kokusuz, kristal yapıda bir tatlandırıcıdır. Kalori sağlamaz.
 Sakkarin gibi asesulfam K' da vücut tarafından parçalanamaz ve idrarda değişikliğe uğramadan atılır. Şekerden 200 kez daha tatlıdır. Bazı besinlerde yüksek konsantrasyonlarda kullanıldığında ağızda hafif bir tad bırakabilir. Bu yüzden diğer tatlandırıcılar ile, enerji vermeyen ve enerji veren tatlandırıcılar sıklıkla birlikte kullanılır.   Asesulfam K ısıtıldığında yapısı değişmediğinden pişirme gerektirecek besinlerde kullanılabilir. Şeker gibi hacim oluşturmadığından bazı yemek tariflerinde kullanılmaz.   

Sukraloz:   
1991 yılında kanada tarafından kullanım izni verilen sukraloz en son çıkan tatlandırıcı olarak bilinir. Klorlama yoluyla şeker ( sukroz)dan elde edilir. Şekerden 600 kat daha tatlıdır. Isıya dayanıklıdır. Metalik tat içermez. Her türlü ısıl işleme uğrayabilir yapısı bozulmaz. Tadı şekere en yakın tatlandırıcı olarak bilinir.   






















Kaynaklar;
http://tr.wikipedia.org/wiki/
http://www.diyetisyenara.com/
http://www.bodytr.com/

Yeniçerilere verilen üç aylık maaşların dördüncü bölümü ...

Lezez,

Yeniçerilere üç ayda ödenen maaşlara Ulufe denilmektedir.  
Ödenen ulufe dönemleri aşağıda gösterilmiş ve ödendiği ayların sembolleriyle ifade edilmiştir.


Ulufe dönemleri;
  1. Masar [ Muharrem, Safer, Rebiül-evvel ],
  2. Recec [ Rebiül ahır, Cemadül evvel, Cemdül ahır ] , 
  3. Reşen [ Recep, Şaban, Ramazan ],
  4. Lezez [ Şevval, Zilkade, Zilhicce ].

Mekke' nin doğusunda hacıların arife günü toplandıkları tepe ...

Arafat, (Arapça),
Hacıların Kurban Bayramı' nın arife günü toplandıkları Mekke'nin doğusundaki tepe.
Tanışma, buluşma yeri.

Mekkenin 16 kilometre doğusunda Hacıların arefe günü toplandıkları tepe ve bunun eteğindeki ova. 

Tepenin diğer bir adı Cebel-ür Rahme (Rahmet dağı) dır. Adem (A.S.) ile Havva anamız Cennet'ten çıkarıldıktan sonra burada bir araya geldiler. İbrahim Peygamber (A.S.) Cebrail ile burada konuştu. Hz. Muhammed (ASM) yüzbin insana hitab eden veda hutbesini burada okudu. İnsan haklarını 14 asır önce burada dünyaya ilan etti.

Mekke’nin güney doğusuna düşer. Günahların tamamen affolunduğu yeryüzündeki tek mekân burasıdır. İbrahim (a.s.) burada haccın nasıl yapılacağını, Cebrail (a.s) dan öğrenmiştir. Cennetten indikten yaklaşık 300 yıl sonra; Âdem (a.s) Havva annemizle burada buluşmuş, “ Hac Arafat’ tır” hadisinde beyan edilen mekân burası olmuştur. Burada beklemek; Haccın en önemli farzlarından birisidir. Hac mevsiminde buraya gelinir, akşam ezanına -güneş batıncaya- kadar durulur, günahlardan arındıktan, annelerimizden doğduğumuz gün kadar temiz olarak Müzdelife’ ye doğru hareket edilir.

Osmanlılar döneminde kullanılmış on para değerindeki sikke ...

Metelik, (Fr. metallique).
Çeyrek kuruş, on para değerinde demir para.
Çok az para.
Osmanlı İmparatorluğunda çeyrek kuruş, on para değerinde demir para.,
Düşük ayarlı gümüş Osmanlı parası.

Osmanlı para birimi olarak gümüşten akçeleri kullanmıştır. Osman bey döneminde bir istisna gümüş paraya rastlansa da genellikle resmi para basım tarihi olarak Orhan Bey dönemi gösterilir. 

Genellikle her padişah kendi adına para bastırmıştır. İlk altın para bastırmak Fatih Sultan Mehmet’ e kısmet olmuştur.

18 yüzyılda Osmanlı parasının değerinin düşmesi ile halk metelik ve mangırla tanışır. Metelik pek az gümüş karıştırılmış sikkeye, on paralık meskukata denir. Mangır ya da mıngır ise bakır sikkeye verilen isimdir. Beş mangır bir metelik eder.

Abdulmecid döneminde ilk kağıt para basılır ve mecidiye diye anılan zamanımızda da kullanılan altın bastırılır.

Operalarda solistlerden birinin orkestra eşliğinde söylediği şarkı ...

Arya, (İtalyanca aria, İng. aria, air ),
Operalarda solistlerden birinin orkestra eşliğinde söylediği, genellikle kendi içinde bütünlüğü olan parça, şarkı. Üç bölümlü şarkı formundan oluşan eşlikli solo ses yazılmış sahne şarkısıdır.
Bir opera yapıtında ya da oratoryoda ezgi.
Aryalar opera ve oratoryo gibi sahne eserlerinde yer alan eserin akışında bulunan duygusal yükselişi destekler.

Sapanca Gölü' nün eski adı ...


Ayan,
Adapazarı Sapanca Gölü,

Marmara Bölgesi'nin doğu kesiminde Adapazarı Ovasını İzmit Körfezi oluğuna birleştiren uzun bir çukurun doğu yarısında yer alan tatlı su gölüdür. Sapanca gölünün kıyıları doğuda Sakarya ili batı ucunda Kocaeli İlinde kalır. Havzası 252 km2 dir. Yüzölçümü 47 km2 dir. Doğu-batı uzunluğu 17 km. dir. Kuzey-güney genişliği 5 km olup yüzeyin denizden yüksekliği 31 m. dir. En derin yeri 61 m. dir.


Göl adını güney kıyısında kurulmuş olan ilçeden alır. Eski Türk kaynaklarında Ayan Gölü olarak geçer. Özellikle güneyindeki dağlardan inen sellerle iyi beslenen göl fazla suyunu doğu ucundan Çark suyu aracılığı ile Sakarya ırmağına boşaltır. Gölü besleyen dereler Karaçay, Kuruçay, Kurtköy, Mahmudiye, İstanbul Karadere ve Kaymakçı Dereleridir. Kuzeyinde ve güneyinde uzanan dağ eteklerinde keklik çulluk ve tavşan avı yapılmaktadır. Gölde her çeşit tatlı su balığı avcılığı yapılmaktadır.

Sakarya` da tektonik oluşumlar sonucu meydana gelen Sapanca Gölü ve çevresi içerdiği son derece çarpıcı doğal güzellikleri ve yoğun yerleşim merkezlerinin ulaşabildiği bir konumda bulunması nedeniyle il merkezinin yanı sıra başta İstanbul olmak üzere çevredeki büyük kentlerin özellikler hafta sonları rekreasyon ve konaklama amaçlı taleplerine açık bir merkezdir. Sapanca Gölü'ndeki Arifiye Ormanında güzel kamping ve piknik alanları vardır.  


Suyu gayet saf ve berraktır. Kıyısında olan köylerin kadınları elbise yıkadıklarında asla sabun sürmezler.














































Kaynak: http://www.forumdas.net/marmara-bolgesi/adapazari-sapanca-golu


Dağ sırtlarında geçit veren çukur yer ...

Bel,
Dağ sırtlarında geçit veren çukur yer.
Dağ üzerindeki yüksek geçit, yol, dönemeçli, dik dağ yolu.
İki tepe arasındaki geçit veren alçak yer.
Orta, orta bölüm,
Sırt, yamaç,
Kürek, geçit,

Bir olayı daha önce yaşamışlık ya da bir yeri daha önce görmüşlük duygusu ...

Dejavu, (Fr. déjà vu),
Bir yeri daha önce görmüş olma veya bir olayı daha önce yaşamış olma duygusu.

Fransızca déjà (daha önceden) ve voir (görmek), daha önceden görülmüş, yaşanılan bir olayı daha önceden yaşamışlık veya görülen bir yeri daha önceden görmüş olma duygusudur. Ânı daha önceden yaşamışlık halidir.

Beynin, yorgunluk veya başka sebeplerden dolayı bir görüntü, ses, vb. herhangi bir girdiyi, giriş anı sırasında algılayamamasından kaynaklanabilir. Beyin bu girdiyi algıladığında kişi bu olayı daha önce yaşadığı hissine kapılabilir. 

Ayrıca, beynin sağ lobu ile sol lobunun mili saniyeden daha küçük bir zaman farkı ile çalışmasından da kaynaklanabilir. Bir taraf diğer taraftan önce algıladığı için, geç algılayan taraf bu olayın daha önce yaşanmış olduğu yanılsamasına kapılır. Bu durum sinir aksonlarındaki küçük bir sapmadan kaynaklanır. Yoğun miktarda alkol alımının ertesi sabahı (akşamdan kalma iken) gerçekleşme ihtimali yüksektir.

Araştırmalara göre insanların %50 den fazlası hayatlarında en az bir kere dejavu durumunu yaşamıştır. İnsanların çoğu bir süre sonra, en son ne zaman dejavu yaşadığını unutur.
Ancak bazı kişilerde bu olaylar onlara çok sıra dışı olduğundan dolayı yaşadıkları dejavuları unutmayabilirler.


























Kaynak: http://tr.wikipedia.org/

Yitik, kayıp ...

Zayi,
Kaybolma, yitme. 
Kayıp. 
Yok olmuş, elden çıkmış, mahvolmuş. 
İşe yaramayan, yararsız, boş.
Yitik, (Fr. Perte).
Gaip, 
Elden çıkan. Kaybolan. 
Zarar, ziyan. 

Roma mitolojisinde savaş tanrısı ...


Mars,
Ares,
Ares, mitolojide Zeus ve Hera' nın oğludur. Savaş tanrısıdır.
Roma mitolojisinde adı Mars' tır.

Deimos , Phobos (Korku Tanrısı), 
Enyalios (Dövüş Tanrısı), 
Eros (Aşk Tanrısı),
Harmonia (Birlik Beraberlik Tanrısı). 

Ares, Athenanın aksine savaşları akıl ve mantık yoluyla değil,kaba kuvvet ve güçlü askerlerle kazanılabileceğini savunur.




Homeros'a göre, son derece katı yürekli, kinci bir tanrıdır. Arkadaşları olan Deimos 'korku', Enyo 'Felaket'; Phobos 'Dehşet'; Eris 'Kavga' ve ölüm Tanrıları Kerler ile Ares'in yanından hiç ayrılmazdı. 
Yunanlılar Ares'i pek sevmezler ve bu nedenle onun tapınağına rastlamak imkansızdır. Romalılara göre ise Mars üstün, soylu bir görünüşü olan hiç yenilmeyen bir tanrıydı. Kuşlardan akbaba, hayvanlardan köpek Ares'e aittir.   

Ares mitolojide tanındığı gibi savaş tanrısıdır asla yenilgi ve af bilmeyen bu tanrı yunan mitolijisine göre eski adı Symrna olan İzmir' de yaşayan halk tarafından fazla sevilmemiştir. Çünkü geldiği her yere ölüm ve zulüm getirmektedir. Herşeye rağmen güç ve hakimiyeti simgeler. Yunan mitolojisinde, Athena ile yaptığı kavgalarından ve Afrodit ile olan kaçamakları ile ünlüdür. Troya Savaşında Hera' ya söz vermiş olmasına rağmen, Troyalıların tarafında savaşmıştır. 
Ares asıl ilgiyi İtalyanlarda Mars adı altında Roma da gördü. Romalılar onu babaları sayıp onu ikinci eril ilah saydılar. Mars, Roma mitolojisindeki savaş tanrısıdır. Juno ile ya Jüpiter ya da sihirli bir çiçeğin oğludur. Mars sözcüğünün herhangi bir Hint-Avrupalı türevi olmadığına göre, büyük ihtimalle Etrüsk ziraat tanrısı Maris'in Latinize edilmiş bir biçimidir. Başlarda Romalı bereket ve bitki tanrısı, çiftlik hayvanlarının, ekin alanlarının koruyucusuyken daha sonraları savaşla özdeşleştirilmiştir; sonunda Yunan mitolojisindeki Ares' in Roma mitolojisindeki dengi olmuştur.

Mars Roma'nın kurucusu Romulus'un efsanevi babasıydı ve bu nedenle Romalılar atalarının Mars olduğuna inanırdı. Romada erkek tanrılar arasında en güçlü ikinci konumdadır. Asil görünüşlü ve asla yenilmeyen bir tanrıdır Romalılar yunanistanı feth edince aresle bir tutulmuştur.

Karagöz balığının yavrularına verilen ad...


Kaçikoroz,
Karagöz balığının yavrularına verilen ad.
Karagöz balığının, boyu on beş cm'ye kadar olan yavrularına verilen ad.
Karagöz balığının yavruları dibi yosunlu veya kumlu kıyıları severler.
Karagöz Balığı, (Diplodus vulgaris).
Yurdumuzun tüm denizlerinde yaşayan karagöz balığı, ılıman denizlere özgü bir balıktır. Marmara ve Ege’de ılıman suların kayalıklarında yaşayan, bol bulunan ve sevilen yerli balıklarımızdandır. Sürüler halinde yaşar. Suların ısı şartlarına göre bahar aylarından ağustosa kadar üreme yapar. 

Çeşitli türleri sularımızda yaşar. Kuyruğu lekeli ve çizgili olanı ısparoz/ispari olarak tanınır. Lezzetli eti ve bol avlanılmasıyla ekonomik değeri yüksek bir balıktır. Karadeniz' de de bulunmakla beraber sayıca Marmara ve Akdenizde olduğundan daha azdır. Türkçe'de bazen tahta balığı, çırpıntı, karakulak ama daha çok karagöz olarak tanınırken diğer dillerde blacktail bream, twoband bream (ABD), avlias, kampanas, kakarelos (Yun), sargo mojarra (İsp.), sparus negro (Rom.), amarel (Pol.) adları ile rastlanır.

Sıcak ve ılıman denizlerde yaşayan karagöz balığı Karadeniz’ de sayıları nisbeten daha az olmakla beraber bütün denizlerimizde bulunur. Sparidae familyasından olan karagöz balığının denizlerimizde yaşayan 4 türü bulunmaktadır. Bunlar asıl karagöz (diplodus vulgaris), sivriburun karagöz (diplodus puntozza), baltabaş karagöz (diplodus sargus) ve zebra karagözdür. (diplodus cervanis). Daha çok Ege ve Akdeniz’de yaşayan asıl karagöz bu karagözler içinde en küçük olanıdır. 

Ortalama 500 gram ağırlığa ulaşabilen asıl karagözün ensesinde ve kuyruğunun önünde olmak üzere siyah renkli iki adet kalın bant bulunmaktadır. Sivriburun karagözde ise gözünün üzerinden kuyruğuna kadar 12-14 adet ince bant bulunmaktadır. Sivriburun karagözle baltabaş karagöz birbirine çok benzemekle beraber en belirgin farkları sivriburun karagözün burun kısmının gaga gibi ince uzun şeklidir. Baltabaş karagöze bazı bölgelerde sargoz da denmektedir. Çoğu balıkçı tarafından yanlış bilinen sargoz balığı baltabaş karagözden başka bir balık değildir. Baltabaş karagözün latincesi “diplodus sargus”tur ve bir çok dilde de sargos adını almaktadır. Sargos adı da buradan gelmektedir. Günümüzde Marmara’da sayıları iyice azalmış olan baltabaş karagözün 3-4 kg.’a ulaşan en büyük bireyleride bu denizimizde bulunmaktadır. Bir zamanlar Marmara’nın her yerinde bulunan baltabaş karagözler bugün ise birkaç korunaklı bölge dışında mumla aranır olmuştur.

Zebra karagöz sularımızda en az bulunan karagöz türüdür. Marmara ve Karadeniz’de bulunmayan zebra karagöz halk arasında kınalı karagöz, çizgili karagöz gibi farklı isimler de almaktadır. Zebra karagözün bantları, sivriburun ve baltabaş karagöze göre daha kalındır ve kahverengiye çalmaktadır.

Karagöz Balığı Çorbası Tarifi;
Malzemeler,
1 adet karagözbalığı
2 adet defne yaprağı
1/4 kıyılmış maydanoz dalı
Yarım adet limonun suyu
1 adet soğan (orta boy, ince kıyılmış
1 adet patates (büyük boy, küp şeklinde kesilmiş)
1 adet havuç
1.5 yemek kaşığı
1 adet yumurta

Yapılışı,
Bir tencereye su­yu, balığı, defne yaprağını, maydanoz dalını, limon suyunu ve 1 soğanı koyup hep beraber haşlaya­lım. Haşlanan balı­ğın etlerini iri iri ayıklayalım. Suyunu ise ayrı bir tencerede, içine, doğranmış patates ve havuç katarak kaynatalım. Sebzeleri pişirdikten sonra, un ve yumurta sarısı ile ince bir terbi­ye yapıp balık etleri ile birlikte içine iiave ederek kaynatalım ve servis ede­lim.














Kaynak: http://www.dho.edu.tr/

Teraziyi denklemek için hafif gelen kefeye konulan ağırlık ...

Abra,
Dara. 
Denge, Muvazene,
Bir değiş tokuşta üste verilen şey. 
Angarya, yük.
Dengesizlik, ayarsızlık (terazide),
Uçurtmanın terazisi, terazi ipi.
Teraziyi dengeye getirmek için hafif olan kefeye konulan taş, demir, çivi gibi ağırlık.
Teraziyi ayarlamak için hafif gelen kefesine konulan ağırlık.


Küme, yığın ...

Küme, (Fr. Groupeİng. league ).
Tümsek biçimindeki yığın. 
Birbirine benzer veya aynı cinsten olan şeylerin oluşturduğu bütün, takım, öbek, grup.
Aynı yapıdaki öğelerden oluşan topluluk.
Toplumsal örgüt ya da amaç söz konusu olmadan bir araya gelen topluluk.
Yığın,
Loda,
Öbek,
Küm,
Çom,
Grup,
Takım,
Tomar.
Lig,

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ