Eskrimde kullanılan üç silahtan biri ...

Epe,
Flöre,
Kılıç,

Eskrim, 
(Fr. escrime). 
Dürtücü kılıç, kesici kılıç ve delici kılıç adı verilen silahlarla yapılan spor, kılıç oyunu. Eskrim, epe, flöre ve kılıç olarak isimlendirilen, kesici ya da delici olmayan, birbirinden farklı üç silahla yapılan, belirlenmiş uluslararası kuralları olan, olimpik bir mücadele sporudur. Eskrim üç tür silahla yapılır: Flöre, epe ve kılıç. 

Her üçünün de değişik yönleri olma­sına karşılık, sayı sistemleri aynıdır. Erkekler arası eskrim karşılaşmalarında ilk beş vuruşu, kadınlar arası karşılaşmalarda ise ilk dört vu­ruşu tamamlayan oyuncu maçı kazanır.

Eskrimci, yaralanmamak için tel kafesten bir maske, koruyucu bir yelek, sağlam keten ya da branda bezinden bir ceket ve yumuşak eldivenler giyer. Eskrim karşılaşmaları 2 met­re genişliğinde ve 14 metre uzunluğunda bir pist üzerinde yapılır.

Zihinsel açıdan eskrim, strateji geliştirmeye ve taktik uygulamalara yönelik yararlar sağlar. Eskrimcinin, kısa maç süresi içinde rakibini çabucak değerlendirmesi ve stilini ona uyarlaması gerekecektir. Eskrim, zihinsel bir oyunun bütün koşullarını içerir. Çok süratli biçimde, birkaç hamle sonrası için zamanında karar verme gerektirdiğinden, eskrim maçı, çabuk oynanan bir satranç maçına benzetilir. Keskin, analitik bir zekâ gereksinimi yanında eskrim, karar mekanizmasının çabuk çalışmasını ve fırsatın ilk belirdiği anda, saldırıya geçme cesaretini gerektirir. Eskrimci bu anı değerlendirmekte gecikirse fırsat kaçmış olur. Her an hazırlıklı olma, hasmını sürekli kontrol altında tutma sonucunda, başarıyla uygulanan bir saldırı planı, kendine güven duygusunun artmasına yol açar.

Flöre ;
1,1 metre uzunluğunda, en fazla 500 gram ağırlığında, ucunda küçük bir düğme ve çan biçiminde bir koruyucusu bulunan ince bir silahtır. Eskrim bu silahla öğrenilir. Sayı kazanmak için flörenin ucundaki yaylı nokta­nın gövdeye bastırılması gerekir. Her iki oyuncu da aynı anda vuruş yaparsa hücumda olan sayı kazanır. Kol ve bacaklara ya da başa değen vuruşlar sayılmaz. Eskrimci kısa, hızlı adımlarla öne ve arkaya hareket eder. Saldırı anında kol, gövde ve bacakların hamle denen açılımıyla rakibini dürter. Savunmadaki es­krimci saldırıyı savuşturursa, vuruş hakkı ka­zanır. Doğrudan yapılan hamleler kolay savı­lır; bunun için, hamleyi yapan aldatıcı ha­reketlerle rakibini şaşırtmaya çalışır. Böy­lece rakibin erken savunmaya geçmesini sağ­layarak, gerçek saldırı için vakit kazanmış olur.
 
Epe;
Flöreden daha keskin ve ağır bir silah­tır, koruyucusu da daha büyüktür. Epede vu­ruşlar yalnızca silahın ucuyla yapılır. Üçgen kesitli olan epenin ucu üç çatallıdır ve bir vu­ruş kaydedildiği zaman giyside iz bırakır. Kar­şılaşma genel düello kurallarıyla ve özel sınır­lamalar olmaksızın yapılır ve rakibin vücudunda herhangi bir yere dokun­ma vuruş sayılır. Aynı anda yapılan vuruşlar iki tarafa da sayı olarak yazılır.
 
Kılıç;
Kılıç  hem dürtme, hem de kesme silahı ola­rak kullanılır. Düz ve yassı olan kılıcın yarı yuvarlak bir koruyucusu vardır. Rakibin bel­den yukarısına uç ya da kenarla yapılan vu­ruşlar sayı olur.

"Akarsu Krosu" da denilen ve coşkun akışlı ırmaklarda yapılan spor dalı ...

Rafting, (İng. rafting),
Sal yarışı.
"Akarsu Krosu" da denilen ve coşkun akışlı ırmaklarda yapılan spor dalı.
Azgın ırmaklarda yapılan ve "Akarsu Krosu" da denilen spor dalı.

Raft adı verilen botlarla, tepesi yüksek nehirlerde yapılan bir akarsu (nehir) sporudur. Raftingde asıl olan içinde bulunduğunuz raftı devirmeden, kürekle yönlendirerek kayalar ve engeller arasından geçirmektir.

Rafting, 6 ile 8 kişilik takımlar halinde yapılır ve başarılı olabilmek tek vücut gibi hareket eden bir takım olabilmekten geçer.

Bu sporda akarsular zorluk derecesine göre altı dereceye ayrılırlar. 6. derece en zor parkurları, 1. derece ise en kolay parkurları belirtir.

Türkiye' nin her bölgesinde rafting için elverişli nehirler bulunmaktadır.

Özellikle Köprüçay, Dalaman çayı, Alara çayı, Dim Çayı, Çoruh Nehri, Melen çayı, Eşen çayı, Manavgat çayı, Zamantı çayı, Fırtına Deresi, Maçka, Tortum, Kelkit Çayı ve Barhal çayı bunların en bilinenleridir.














http://tr.wikipedia.org/wiki/Rafting

Çok çevik, çok zarif ve çok hızlı bir tazı ırkı ...


Saluki,
Gazel tazısı
(Gazelle Hound, Persian Greyhound).
Saluki
İran tazısı
Arap tazısı,

Saatte 55 km. hızla koşar. Yalnız başına ya da arkadaşlarıyla koşup oynarken çok mutludur. Bisiklet yanında koşmaktan da hoşlanır. Kendisini kızdırmayan, sakin çocuklarla iyi geçinir. En yakın dostları kendi soyundan olur. Ailesiyle bile mesafeli illişki kurar. Bekçilik işini iyi yapar. Tavşan, kobay, kuş gibi küçük hayvanları kovalamaktan çok hoşlanır.

Saluki' nin görünümü tam bir denge ve zerafet bütünüdür. Son sürat hareket ederken alışılmadık bir görünümleri vardır; dört ayak da yerden aynı anda kesilir. İnce ve tazı görünümü kuyruk ve kulak uçlarındaki tüylerle tamamlanır. Nadir de olsa bu uzun tüylerin olmadığı kısa tüylü bir çeşidi de vardır. Kısa tüylü olanı genellikle biraz daha kalındır. Tüyler siyah ve ten rengi, sarı, beyaz, krem rengi, altın sarısı ve kızıl olabilir. Alnında beyaz lekesi olan Salukiler' de Bedeviler "Allah'ın öpücüğü" olduğuna inanır. Başı dar ve orantılıdır. Burna doğru sivrilir. Kulaklar uzun ve sarkıktır. İri gözleri ya açık ya da koyu kahverengidir. Saluki'nin boynu zarif ve esnektir. Sert araziden korunması için parmak araları sık tüylerle kaplıdır.

Mısır'ın kraliyet köpeği olan Saluki en eski medeniyetler kadar yaşlı olabilir. Adını kumlar altında kaybolmuş Orta Doğu'daki Arap şehri "Saluki'den" almıştır. Bedenleri Firavunlar gibi mumyalanmış olarak bulunmuştur.



Kaynakça;
http://tr.wikipedia.org/

Pirinç ve şekerkamışından elde edilen bir tür rakı ...

Arak, (Arapça araq).
Pirinç ve şeker kamışından elde edilen bir tür rakı. Tatlı veya meyve suyu.
Palmiyenin şekerli suyundan ve pirinç mayasından elde edilen içkidir. Hindistan' da, Goa' da, Sri Lanka' da Güneydoğu Asya' da üretilir. Rom' a benzeyen bir içkidir. Pirinç, şeker kamışı ve şeker palmiyelerinin saplarındaki tatlı su ile yapılan Toddy şarabının karışımı ile elde olunur. Rengi açık sarıdır.

Arak kelimesi Arapça olup, rakı kelimesiyle aynı kökten müştak bir kelimedir. Yani, rakı kelimesi gibi Arapçadır. "Damıtılmış" anlamına gelir. Rakı ve arak Türklere Arap kültüründen rakı, arak, araklı gibi kavramlarla beraber geçmiştir.

En meşhur arak Cava' da üretilen Cakarta arak' ıdır. Orijinal arak %50 ila %60 alkol içerir. Hurma arakı, arpa arakı da belirtilmelidir. 

Şüpheli şeylerden kaçmak esas olmakla birlikte Hanefilerde arpadan ve hurmadan yapılan araklara Ebu hanifenin kitabında izin verilir. Yalnız şüpheli olduğundan kaçınılmalıdır denir. Osmanlı Döneminde Bektaşi tarikatların amelde mezhebi hanefilik olduğu için bu ruhsata göre içerler. 

Diğer yabancı Rakılar;

Arak, Arrak, Arrack;
Pirinç ve şeker kamışından elde edilen bir tür rakı. Arak (veya Arrak), şekerlendirilmiş pirinç, şeker kamışı melası (posası), şeker ihtiva eden muhtelif bitkilerin tahammürü (mayalanması) ve damıtılmasından elde edilen düşük değerli bir damıtık içkidir ve ayrıca anason da ihtiva etmez. Buna karşılık, incir, kuru üzüm gibi şekerli meyvelerden elde edilen yüksek levsiyatlı (sağlığa zararlı) ve anasonla aromatize edilmiş bir tür düşük vasıflı rakıya Arap ülkelerinde, bilhassa Irak’ta Arak denildiği de bir gerçektir. Ancak, günümüzde gerek literatürde ve gerekse içkilerin klasifikasyon (sınıflandırma) ve spesifikasyonlarında (yapısal özellikleri bakımından) Arak ve Rakı ayrı içkiler olarak tarif ve tasnif edilmektedir.

Aris;  
Portekiz' de ve Fransa' da üretilen bir rakı çeşidi. Fransa' da pastis diye de anılıyor. Aynı rakıda olduğu gibi sulandırıldıklarında kirli sarı, beyaz renk alırlar. Pernod, Pastis 51, Ricard gibi markalar vardır.

Sambuca; 
İtalya' da üretilen bir rakı çeşidi. Ramazotti ve Molinari gibi ünlü markaları mevcut. Anason likörü olarak da tabir edilmektedir
Ouzo;  
Yunan halkının rakıya benzeyen ama daha az anasonlu hafif içkisi.Ortalama %40 alkol içerir. Uzo'nun anlami İtalyanca uso kelimesinden gelmistir. Osmanli Sultanı icin rakılar gemilerde özel olarak yapılmış tahta sandıklarda taşınırmış. Sandıkların üzerine "Marsilya'da kullanılmak üzere" yazısı İtalyanca "uso Masslia" diye yazılmıştır. Bir rivayete göre bir grup Yunan bu sandıkları açıp rakıyı denemişledir. Hoşlarına giden bu içkiyi üretmeye karar vermişlerdir. Yunanistan'da Türk Rakısı'na en çok benzeyen içkinin anasonlu Tsipouro olduğu söylenmektedir. Uzo'da ise Barbagianni (Barbayanni) markasının çok yakın olduğuda ayrıca belirtilmektedir,

Kuzey Afrika' da koşular için yetiştirilmiş evcil hecin devesi ...

Mehari,

Develer, 10 dakikada ağırlıklarının üçte biri oranında su içerler. Bu miktar kimi zaman 130 litreyi bulabilmektedir. Bunun yanısıra deve, insana oranla 100 kat daha geniş alanı kaplayan bir burun mukozasına sahiptir. Hayvan, çok büyük ve kıvrımlı burun mukozası sayesinde, havadaki nemin %66'sını tutabilmektedir. Develer güç iklim koşullarına dayanıklı az besinle yetinebilen hayvanlardır. Hecin develeri, Orta Asya' nın yüksek yaylalarında -52 derecelik soğuğa karşı dayanabilmektedir. 

Gerektiğinde dikenli bitkiler ve kuru otlarla beslenebilir. Yeterli yiyecek bulamayınca hörgüçlerindeki yağı kullanırlar. İyi beslenmiş develerde yağla dolu olan hörgüç dik durur. Yağ azaldıkça daralır ve ucu bir yana doğru sarkar. Sanılanın tersine mide ve hörgüçlerinin su depolama özelliği yoktur. Ama susuzluğa günlerce dayanabilirler.

ABD' de yaşayan ünlü Fizikçi ...

Ralph Alpher,
Ralph Asher Alpher (3 Şubat 1921-12 Ağustos 2007) Amerikan fizikçi.

Kainatın doğumuna ilişkin fizik kuramı olan ”sonsuz çekim gücü noktadan Büyük Patlama” fikrini geliştiren fizikçilerdendir.  Ralph Alpher’e, evrenin derin muamması olan meselede başka çalışmalar Nobel Ödülü getirdiyse de öncü olarak bu ödül gelmedi. Alpher, General Electric Araştırma-Geliştirme Dairesi’nde 1955′te işe başladı. Alpher, radyo vericisinde mikrodalga incelemesi yaparken Büyük Patlama kuramına daldı. 1999′da verdiği demeçte, ”1978 Nobel Fizik Ödülü’nün Bell firmasından Arno Penzias ile Robert Wilson’a verilmesi, bizi büyük hayal kırıklığına uğratmıştı” demişti.

Kainatın doğumuna ilişkin fizik kuramı olan “sonsuz çekim gücü noktadan Büyük Patlama” fikrini geliştiren fizikçilerden Amerikalı Ralph Alpher, Teksas eyaletin Austin kentinde 86 yaşında öldü. 

Bilim adamının uzun yıllar hocalık yaptığı Schenectady-Union College yüksek okulundan yapılan açıklamaya göre, kalça kemiğini kırdıktan sonra birkaç ay toparlanamayan Alper, ABD Başkanı’nın vereceği Ulusal Bilim Madalyası onur törenine de katılamadı. Ralph Alpher’e, evrenin derin muamması olan meselede başka çalışmalar Nobel Ödülü getirdiyse de öncü olarak bu ödül gelmedi.   

Kazaklarda halk meclisi ...


Rada,
Kazaklarda halk meclisi,
Görüşme meclisi anlamında islavca bir sözcük.
Po­lonya’da hükümet konseyi. 
Ukrayna’da siyasî meclis.
Moskova' da IV.İvan devrinde krallık divanı.

Polonya’da 1775-1789 arasında bir daimî rada, XIX. ve XX. yy.ların çe­şitli dönemlerinde ise bir devlet rada’sı vardı. 1916-1918 Arasında ülkeyi bir naip­lik rada’sı yönetti. Ukrayna’da, 1654′te Pereyaslav-Hmelnitskiy’de toplanan bir ra­da, Ukrayna’nın Rusya ile birleşmesini onayladı. 

Nikolay II’nin tahttan çekilmesin’ den sonra toplanan bir başka rada da alman siyasî yörüngesinde bağımsız bir Uk­rayna devleti kurulmasını kararlaştırdı, ama bu devlet Almanlar tarafından kısa za­manda ortadan kaldırıldı. 

Pulk,
Kazak askeri birliklerine verilen ad.

Ataman,
Kazak reisi. 

Lava, 
Kazak süvari birliği.


Kaz Dağı' nın antik dönemlerdeki adı ...



İda Dağı,
Kaz Dağı,
Edremit Körfezi' nin kuzeyinde Çanakkale ve Balıkesir illeri arasında yer alan bir dağ sırasıdır.
Kaz Dağları, batıda Dede Dağı, ortada esas Kaz Dağı ve üç tepesi (kuzeyde Babadağ, ortada Karataş tepe, güneyde Sarıkız tepesi) doğuda Eybek Dağı, kuzey doğuda Gürgen Dağı ve Kocakatran Dağı’ndan oluşur.  Bölgedeki en önemli merkez Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı Küçükkuyu ve Balıkesir'in Edremit ilçesine bağlı Altınoluk beldeleridir.

Bilinen tarihi MÖ 2000 yıllarında başlar. Bu tarihlerde Thebe şehri, Lyrnessos şehri, Khrysa şehri, Killa Şehri, Anderia şehri, Antandros şehri, Adramytteion şehri, Astrya şehri, Gargara şehri gibi şehirler kurulmuş bunlardan bir çoğuda Truva savaşları sırasında yok edilmişlerdir.
Homeros İlyada’sında İda Dağı ( Kazdağı ) için ‘Bol pınarlı vahşi hayvanlar anası’ diye bahsetmektedir. Kazdağı’nın heryerinden kaynaklar çıkmaktadır. 1500 mt rakımda dahi yaz kış suyu olan kaynaklar mevcuttur. Edremit, Akçay ve Altınoluk’un buz gibi soğuk ve bol içme ve kullanma suyu Kazdağı’nın eriyen kar sularıdır. Kazdağları’ ndan gelen orman havası ile denizin iyotlu ve oksijen miktarı yüksek havası birleşince Altınoluk Şahinderesi boğazı civarı oksijen çadırı şeklinde ifade edilmektedir. Dünyanın oksijen bolluğu yönünden ilk üç yerinden biri olduğu tespit edilmiştir.

İda Dağı (Kazdağı), dünyada mitoloji ve efsaneler Dağı olarak bilmektedir. Kazdağlarındaki üç efsaneden biri Yunan efsanesi (İlyada) diğerleri Sarıkız ve Hasan ile Emine’ nin aşk öyküler olan iki Türk efsanesidir.Yunan Mitolojisinde Paris'in Altın Elmayı Afrodit'e vermesi sonucu, dünyada ilk güzellik yarışmasının (Mitolojide Afrodit, Hera ve Athena arasındaki Dünyanın İlk Güzellik Yarışması) yapıldığı  yerdir. Hikayeye göre Tanrılar, Thetis ile Peleus'un düğünü için toplandıklarında, düğüne davet edilmeyen Eris (Nifak), Athena, Hera ve Afrodit'in bulunduğu yere altın bir elma atar.

Elmanın üzerinde "en güzeline" yazılıdır. Üç tanrıça arasında "en güzel benim" tartışması başlar. Zeus, en güzelin seçilmesinde hakem olarak İda Dağı'nda bulunan Paris'in görevlendirilmesini buyurur. Tanrıçalar, Paris'in önünde güzellikleriyle övünüp, ona armağanlar vaad ederler. Hera, Paris'e kendisini seçmesi durumunda evrenin krallığını; Athena savaşta yenilmezliği; Afrodit ise kadınların en güzeli Helena'nın aşkını vaad etmektedir. Bunun üzerine Paris, üç tanrıçadan en güzelinin Afrodit olduğuna karar verir ve altın elmayı ona verir.Bilindiği gibi, bu güzellik yarışması getirdiği sonuçları itibarıyla, tarihte meşhur Troia savaşlarının çıkmasına neden olmuştur.

Soğuktan aşırı derecede korkma ...

Kriyofobi,
Buzdan ya da donmaktan korkma.

Keymafobi,
Kıştan ve soğuktan korkma,

Soğuktan aşırı derecede korkma.
Kıştan ve soğuktan korkma.
Kış mevsiminden yada soğuktan korkma hastalığıdır. 

"Toprak, yer" anlamında eski bir sözcük ...

Merz,
Hak,
Türab, (Osmanlıca),
Toprak, (Alm. Luppe, İng. soil, natural soil ),
Yer,
Arazi,
Tarla,
Kara,
Sınır, Hudut.

İşçi-işveren ilişkilerinin, bir aile yaşamındaki gibi karşılıklı saygı ve sevgi ile yürütülmesi gereğini savunan anlayış.

Paternalizm, (Fr. paternalisme). 
Babacılık, Babacıl Davranış.
İşçilerin sosyal korunma ihtiyaçları hakkında en iyi yargıyı verebilecek olan tek otorite olarak kendini gören bir işyerinin patronunun tutumuna denir. Paternalizm aynı zamanda bir nevi sömürgecilik politikasını da ifade eder. Bu politikaya göre,sömürge halkları doğuştan kendilerini yönetecek kapasiteye sahip değillerdir, onun için kendilerine sömürgecilik sisteminin kuvvet kullanılarak kabul ettirilmesi gerekir.

Bir yönetim ilişkisi ve beşeri münasebet türüdür.  Toplum içerisinde soyluluğu, aile içinse ataerkilliği savunan bir yönetim sistemidir. Yönetim ilişkisi olarak devletin (veya yöneten gücün) bir toplumun veya bir milletin ihtiyaçlarını bir babanın çocuklarının ihtiyaçlarını karşılaması gibi karşılaması veya o milletin hayatını babanın çocuklarının hayatını düzenleyişi gibi düzenlemesi iddia ve girişimi. Bu terim aynı zamanda halkı (veya diğer insanları) çocuklar gibi bir dış otorite ihtiyacı içinde bulunan, aciz ve kendine yetersiz gören tavra işaret etmek için de kullanılır.  Baba ile çocuğu arasında olduğu varsayılan ilişkideki gibi, siyasi iktidarın, kendi başının çaresine bakamazlarmış gibi, vatandaşlarının iyiliğine olacak şekilde hareket etmesi. Paternalizm yurttaşları ergin ve özerk olarak görmediği, kendi iradelerine aykırı olsa bile onlar adına hareket etmeyi uygun gördüğü için otoriteryen bir doktrindir. Daha makul bir türünde yumuşak paternalizm adını alır. Yumuşak paternalizm, çocuklar veya akıl hastaları gibi iradi seçim yapmaya muktedir olmayan kimselere müdahale etmektir.

Çimento ve kireçten yapılan harç ...

Şima,
Çimento ve kireçten yapılan harç.
Çimento, kireç, alçı gibi su ile karıştırıldığında plastik bir hamur veren, bir süre sonra katılaşan, daha sonra da sertleşen ve bu özelliklerinden dolayı taş ve kumu bağlamakta kullanılan maddeye bağlayıcı madde denir. Harç da bir bağlayıcıdır.
 
Kireç, topraktan çıkarılan kireç taşının 1000 ºC’ de ısıtılmasıyla elde edilir. CaCO3=CaO +CO2
Sönmemiş kireç üzerine su dökülürse, sönmüş kireç (kalsiyum hidroksit) oluşur. CaO+H2O= Ca(OH)2 “sönmüş kireç”.
Bu da harç yapımında , çimento endüstrisinde, boya ve plastik yapımında ayrıca suların temizlenmesinde kullanılır. Sönmüş kireç havanın karbondioksit gazıyla bileşerek kireç kaymağı tabakası oluşturur.
Ca(OH)2+CO2= CaCO3(kireç kaymağı)+H2O
Kirecin kaymağı tıpta yanık tedavisi için merhem yapımında kullanılır. 
Bu sönmüş kireç harç olarak kullanılır ki ; buna “hava harcı” veya “kireç harcı” denir. 
Ca(OH)2 +SiO2=HARÇ
a)Ca(OH)2+ CO2= CaCO3+ H2O Harcın kurumasıyla kireç taşı oluşur.
b)Ca(OH)2+ SiO2=CaSiO3(kalsiyum silikat)+ H2O

Varlık bilimi ile ilgili olan ...


Ontolojik, (Fr. ontologique).  
Varlık bilimi ile ilgili, varlık bilimine ait.
Ontoloji Varlık bilimi. 
Bir bütün olarak varlığı ele alan ve var olanların en temel niteliklerini inceleyen felsefe dalı.
İnsanların ne olduklarını belirleyen onların bilinçleri değil, tam tersine bilinçlerini belirleyen toplumsal varlıklarıdır.

Felsefede, metafiziğin en temel kollarından biridir. Ontoloji varlık veya varoluş ile bunların temel kategorilerinin araştırılmasıdır. 

Varlık, var olduğu söylenebilen herhangi bir şeydir. Var olmanın birden fazla yolu olduğundan var olmak fiili muğlaktır.

Aristo' ya göre ontoloji varlığın mahiyetinde varlığın bilimidir veya varlıkların incelenmesidir. Ontoloji hangi varlık kategorilerinin daha temel olduğunu belirlemekle uğraşır ve bu kategorilerdekilerden hangilerinin var olduğunun söylenebileceğini sorar. 

Reel (gerçek) ve ideal (düşüncel) varlık alanları, töz (cevher) ve öz ile oluş nedir gibi sorular ontolojinin (varlık öğretisinin) temel sorunlarıdır. Ontoloji bu haliyle, öğretim ve öğrenme konularına odaklanmıştır. Bu noktada birbirinden etkilenen disiplinler, nihai manada interdisipliner yaklaşımla, Eğitim Felsefesini, dünyaya getirmişlerdir.

Bir çeşit likör ...

Şartröz, (Fr. Chartreuse)
Likör çeşitlerinden biri.
Bir Fransız likörü
Manastırlardaki rahiplerin yaptıkları, portakal kabuğu, nane ve kimi baharatlarla aroma katılmış, açık yeşil ya da sarı renkte bir tür likör. 

1084 yılında Fransa' nın güneydoğusunda Alpler bölgesinde kurulan büyük bir manastırdan adını almaktadır.  Bu manastır iki şeye adını vermiştir. Birisi Fransızların ünlü kedisi Şartrö, manastır kedisi ki gülen kedi diye bilinir.Mav, duman renkli güler yüzlü sessiz ve sakin tavırları ile bilinen en eski Avrupaya ait kedidir. İkincisi ise Manastırdaki keşişlerin formülünü yüz yıllarca sakladıkları likörüdür. Şartröz, Fransa’nın güneyindeki Grenoble kentine 20 dakika mesafedeki Chartreuse manastırında icat edilmiş. 

1605 yılında manastırı ziyaret eden Mareşal d’Estrees, elindeki reçeteyi keşişlere vermiş ve askerleri için kuvvet veren, mikrop kıran, iştah açan bir iksir yapmalarını istemiş. Keşişler yabani nane, kantaron otu, melek otu, melisa, adaçayı, meyankökü gibi 130’u bulan ot, bitki, baharat ve kökü kah damıtarak, kah alkole yatırıp özünü çıkararak bu iksiri yapmışlar.

Şartrözün yaygın yapılıp manastır tarafından şatışa çıkarılması için ise 1737’yi beklemek gerekmiş. 1789’daki Fransız ihtilali manastırların ticari faaliyetini yasaklayınca, keşişler İspanya’daki Taragona manastırına geçmişler ve Şartröz’ü uzun yıllar orada yapmışlar. 1800’ lerde ise yeşil iksir anavatanına dönmüş, Fransa’da üretimine devam edilmiş. Şartröz, 55 derecelik alkolüyle çok ciddi bir sert içki, bir defa. İçindeki şeker onu likör sınıfına soksa da, şekeri dengeleyen burukluk verici maddelerin çokluğu, onu bir “bitter”, yani acı içki sınıfına da sokabiliyor. 

1830’larda kolera salgınında ilaç olarak bile kullanılan iksir, 20’nci yüzyılda ise en popüler içkiler arasına girmiş. Bugün bile Şartröz’le kokteyller yapılıyor, bol kırık buzla aperitif olarak ferahlattığı gibi, yemeğin sonunda sek olarak hazmettirici niyetine de yudumlanıyor. 

İngiltere Kraliçesi mesela, balık yediği her öğünün sonrasında balığın yağlı tadını damağından temizlemek için bir kadeh Şartröz içmeden yapamıyor. Şartröz, tatlıcılar ve pastacılar için de bir hazine. Kimi onunla pandispanyasını ıslatıp rayiha veriyor, kimi de çikolata sosuna karıştırıyor.

Ukrayna' da yüz bini aşkın insanın öldürüldüğü Nazi imha kampı ...


Babi Yar, 
(Rusça, Babiy yar ; Ukraynaca, Babyn yar), 1941 yılında Naziler tarafından Ukrayna Kiev' de 60.000 yahudinin 2 gün içerisinde katledilmesiyle tarihe Babi Yar Katliamı olarak geçmiştir.  II. Dünya Savaşı’nın dönüm noktalarından biri Nazi Almanyası’nın 1939 yılında Stalin’le yaptığı anlaşmayı tek taraflı yok sayarak Rusya’ya saldırmasıdır. Polonya’nın yapılan bu anlaşma uyarınca iki ülke tarafından pay edilmesinden sonra, Hitler beklemediği bir başarı ile bir seneden biraz daha fazla bir zaman diliminde Hollanda, Belçika ve Fransa’yı dize getirir. Bu baş döndürücü hız bakışlarını Rusya’ nın diplerine çevirmesine neden olacaktır.

Tarihe “Barbarossa Harekatı” adı ile geçecek bu büyük saldırı, Polonya’nın doğusunu takiben bir kıta büyüklüğündeki batı Rusya’yı, Ukrayna’yı, Baltık ülkelerini Nazi çizmesine mahkum eder. Ordunun ele geçirdiği ülkelerde olup bitenler, savaş süresince zamanla sıradanlaşan olaylardır: Yerel halkın etkisizleştirilmesi, karşı çıkanların ayıklanmaları, işbirlikçilerin kilit noktalara yerleştirilmesi, mümkünse işgâl altındaki birçok ülkede oluğu gibi “dost” yönetimlerin oluşturulması ve nihayet Yahudilerin toplanması, kamplara gönderilmesi ve yok edilmesidir.  Kiev’in Eylül 1941’de Alman güçleri tarafından ele geçirilmesi sonrasında yaşanan Holokost tarihinin en büyük katliamında 100.000’den fazla insan makineli tüfeklerden kusan kurşunların hedefi olur. Bedenleri açılan devasa bir çukurun içine atılır. Tanıkların birine göre bu öylesi büyük bir çukurdur ki, bir kenarından diğerine konuşmak mümkün değildir.

Çingeneler, Polonyalı, Ukraynalı ve Rus direnişçilerle Sovyet savaş esirleri, Kiev yakınlarında bulunan Ivan Pavlov Psikiyatri Kliniğinin hastalarının hemen öncesinde, 33.771 Yahudi burada ölümle buluşur. Babi Yar, bu anlamda, vahşetin, irrasyonelliğin anıtı haline gelir. Ne toplama kampı söz konusu edilmiştir, ne de ölüm yürüyüşleri… Babi Yar’da insanlar doğrudan sonlarına gönderilmişlerdir, yine aldatılarak, yine kimliklerinden soyutlanarak 29 – 30 Eylül 1941 bu yüzden not edilmesi gereken bir tarihtir. Daha Wansee Konferansı toplanmamışken, toplama kampları ölüm kamplarına dönüşmemişken, Yahudi halkı üst üste alt alta gettolara henüz istiflenmeye başlanmışken, bir intikam uğruna gerçekleşir Babi Yar katliamıdır. Kiev’ e yerleşen Alman komutanlığının yakınlarında patlayan direnişçi bombaları, ilk elden Yahudiler’ e fatura edilir ve yaşı önemsiz 33.771 insan iki gün gibi kısa bir sürede makineli tüfek namlularının ucunda ölümü bulur ve koca çukura istiflenir.  Geri kalanlar ise zaman içinde sonlarına doğru yolculuğa çıkarılacaklardır.

Naziler ilk toplama kampı Dachau' dur. Savaşın sonuna kadar, 22 ana toplama kampının (Stamlager), bunlara bağlı 1.200 kamp, Aussenkommandolar ve binlerce daha küçük kamp kurulmuştur. Bunların yanı sıra, Avrupa' nın Alman kontrolü altındaki tüm bölgelerinde binlerce küçük kamp da oluşturulmuştu.

Hem çalışma hem de imha kampı işlevi gören Auschwitz ve Majdanek' de, Yahudiler kampa gelir gelmez çalışabilecek durumda olan ve olmayanlar olarak ikiye ayrılıyordu. Çalışabilecek durumda olmayanlar doğrudan gaz odalarına yollanırken, çalışabilecek durumda olanlar ise SS gözetimi altında ölene kadar çalıştırılıyor ya da çalışamayacak hale geldiklerinde infaz ediliyorlardı. Auschwitz'de, Yahudiler Monowitz adı verilen çalışma kampında (Auschwitz III), fabrikalarda çalıştırılıyor ya da kimya şirketi I.G. Farben gibi özel şirketlere kiralanıyor ya da SS'in kendi fabrikalarında çalıştırılıyordu.

Toplama Kampları,
Arbeitsdorf, Auschwitz, 
Bergen-Belsen, Buchenwald, 
Dachau, 
Flossenbürg, 
Gross-Rosen, 
Herzogenbosch, 
Kaunas, Krakow-Plaszow, 
Majdanek, Mauthausen, Mittelbau-Dora, 
Natzweiler-Struthof, Neuengamme, 
Ravensbrück, Riga-Kaiserwald, 
Sachsenhausen, Stutthof, 
Vaivara, Varşova, Wewelsburg.  

İmha Kampları, 
(Almanca: Vernichtungslager), Üçüncü Reich döneminde Almanya'da ve işgal edilen bölgelerde, istenmeyen kişileri imha etmek amacıyla kurulmuştur.
1941-1945 yılları arasındaki dönemde, insanlık tarihinde ilk defa insanların öldürülmesi için sınai tesisler kullanıldı. Yahudi soykırımı için inşa edilen toplam altı imha kampında Naziler 3 milyon Yahudiyi kitleler halinde katlettiler. Bu sayı, 6 milyon Holokost kurbanının yarısına tekabül ediyordu. Aralık 1941 ve Aralık 1942 tarihleri arasında, Chelmno, Belzec Treblinka, Sobibor, Auschwitz-Birkenau ve Majdanek kamplarının tümü faaliyete geçti.

"Yahudi Sorununun Kesin Çözümü" yani Nazilerin Yahudileri yok etmeye yönelik sistematik çalışmaları kapsamında kurulan ilk imha kampı Chelmno idi. Bunu çok geçmeden üç yeni kamp izledi: Belzec, Treblinka ve Sobibor. Bu kamplar, Nazi işgali altındaki Polonya'da yaşayan yaklaşık 3 milyon Yahudinin yok edilmesinin başlangıç sinyali olan Operasyon Reinhard kod adı ile kuruldu. Auschwitz-Birkenau ve Majdanek toplama kamplarında da iki imha kampı daha kuruldu.


Altı imha kampının tümü de eski Polonya topraklarında yer alıyor ve sadece kitle katliamını amaçlıyordu. Polonya dışında, birçok açıdan Polonya'daki altı imha kampı ile benzerlikler gösteren en az iki kamp daha vardı: Jungfernhof (Litvanya'da) ve Maly Trostinets (Belarus'ta).

Tümü de son derece organize olan imha kamplarının fabrikalara olan benzerliği tüyler ürpertici boyutlardaydı. Bununla birlikte, gelişmiş gazla zehirleme tesisleri ve krematoryumları ile sadece Auschwitz-Birkenau yüksek teknolojiye sahipti. Yahudilerin katledildiği yeraltındaki gaz odalarından cesetlerin yakıldığı I ve II numaralı krematoryumlara çıkan asansörler konulmuştu.

Mavi ya da Mor renkli çiçekleri koku sanayisinde kullanılan bir bitki ...

Lavanta,  
Lavendel , Lavande, Lavender, Lavandula, Lavandula angustifolia,
İtalyanca lavanda, İng. lavender, Fr. lavande officinale, lavande vrai, lavande femelle.  

Ballıbabagillerden, mavi veya mor renkli çiçekleri koku sanayisinde kullanılan bir bitki.
Lavanta çiçeğinden yapılan ispirtolu esans. Ballıbabagiller (Labiatae) familyasından, çok yıllık, tabanda çalımsı, siyahımsı mor renkli çiçekleri olan, hoş kokulu, batı Akdeniz kökenli bir tür.

Haziran-agustos aylari arasinda mâvi veya mor renkli çiçekler açan, 20-60 cm boylarinda, aromatik kokulu, çok yillik, otsu veya çalimsi bitkiler. Daha çok deniz ikliminin bulundugu bati bölgelerimizde yaygin olan lavantanin, Türkiye’de yetisen iki türü vardir. Bunlar, Lavandula stoechas ve L. angustifolia’dir. Ayrica daha ziyâde kültürü yapilan, Ingiliz lavanta çiçegi (L. spica) olarak bilinen türü de bulunur.
Ingiliz lavanta çiçegi (L. spica): Haziran-agustos aylari arasinda mâvi renkli çiçekler açan, 20-50 cm boylarinda çok yillik otsu bir bitki. Gövdeleri dik ve odunludur. Dallar, yalniz alt kisimlarinda yaprak tasir. Yapraklar kisa sapli, dar ve uzunca, tüylü, beyazimsi-grimsi-yesil renklerdedir. Çiçekler dallarin ucunda, uzun saplar üzerinde toplanmisladir. Çiçekler küçük ve çok kisa saplidir. Çanak ve taç yapraklari tüp seklindedir. Meyveleri parlak siyah renklidir.

Türkiye’de Kuzeybatı-batı ve güneybatı Anadoluda yetişir. Çiçekleri kullanılır. Çiçekleri açmadan toplanır ve su buharı ile distile edilerek, hemen uçucu yağ elde edilir. Uçucu yağında organik asitler, pinen, kâfur, camphen vs. gibi maddeler bulunur. Lavanta çiçeği, kuvvet verici, idrar söktürücü ve romatizmaya karşı çay hâlinde kullanılır. Çok iyi bir koku vericidir. Hâricen yatıştırıcı olarak da kullanılır. Parfümeri sanâyiinde kullanılan önemli bir bitkidir. Lavanta çiçeğinin bir türü olan Lavandula stoechas, Karabaş olarak da bilinir. Küçük, yoğun, çalımsı bir bitkidir. Yaprakları gri kürke benzer aromatik kokuludur. Çiçekleri mor renkli ve kokuludur yaz aylarında çiçeklenir. Güney Avrupa ve İngiltere'de doğal olarak yetişir. Boy ve Çap: 1 m boy yapar. Çit bitkisi olarak oldukça dikkat çekicidir. Tamamen güneş, zengin ve iyi drenajlı topraklara ihtiyaçları vardır. Asit ve alkalen topraklarda yetişebilir. Yarı dayanıklı bir bitkidir. Baharda budanır. Çiçeklenmeden sonra budandığında iyi bir çit etkisi yapar. Odunlaşmış çeliklerle yazın üretilir.

Sumo güreşlerinde en önemli ikinci derece ...

Ozeki,
Şampiyon.
Yokozuna, 
Büyük Şampiyon,
Birinci önemli derece.
Bellerine bağladıkları kalın ip anlamındadır.

Sumo (Japonca Ōzumō)
Sumo, Japon kültürüne özgü sporların içerisinde apayrı bir yere sahiptir. Sumonun, enaz 1500 yıllık bir geçmişi vardır. Bugün efsane olarak anlatılan eski inanışa göre, tanrı Take-Mikazuçi ülkede egemenliğini kurabilmesi ve sürdürebilmesi için rakibiyle sumo yapması gerekirdi. Tanrıların sporu olan sumonun yarı dinsel bu niteliği, bu sporun halk için yaşamsal öneme sahip bütün etkinliklere girmesine yol açmıştır. Önce tapınaklardaki törenler içerisinde uygulanırken, ilk aşamada saraya taşındı.

Japonya' da çok eski tarihe dayanan ve birçok adete ve töreye dayanan geleneksel bir güreş türüdür. Japoncadaki sumō, sumafu sözcüğünden gelmektedir ve bu "kendini savunmak" anlamına gelir. Bir Sumo güreşcisine Sumōtori denir. Sumo sporunda oyuncuya "rikişi" denir. Rikişi'nin amacı, rakibinin dengesini kaybetmesini sağlayarak ya vücudunun herhangi bir kısmını mindere değdirmek ya da ringin dışına atmaktır. Sumoda kilo sınırlaması yoktur. Kilolara göre kategori ayırımıda yoktur. Bir Rikishi karşısında kendinin 2 katı ağırlıkta bir rakip bulabilir. Bu yüzden Sumo sporunun kendine özel teknikleri vardır. Bu teknikleri akıllıca uygulayan kazanır

Güreşenlerin hedefi rakibin, yarışma alanı olan kum havuzundan ya da bir saman halatı ile işaretlenmiş halkadan dışarıya çıkmasını ya da dengesini bozup yere düşmesini sağlamaktır. Güreşçiler yere ayak tabanı dışında herhangi bir yerleriyle dokunduklarında maçı kaybetmiş sayılırlar. Bir karşılaşma genelde sadece birkaç saniye sürer. Her turnuvada yüzlerce karşılaşma yapılmaktadır. Ayrıca bu karşılaşmaların aralarında dinsel ve geleneksel görevler yerine getirilir.


Bir Rikishi olmak için Japon olmak şart değildir. Japon Sumo Liginde başarılı Havaili Rikisiler de vardır. Hatta Moğolistandan bile Rikishi çıkmıştır. Turnuva sonunda kazanan Rikishi İmparator Kupasını sahibi olur. Her Ligin kendi içindede ödülleri vardır. Bunlar Shukunsho, Kantosho, Ginosho'dur.

Sumo güreşlerinde en yüksek derece, büyük şampiyon ...

Yokozuna,
Ozeki, Şampiyon, Sumo güreşlerinde en önemli ikinci derecedir.

Sumo (Japonca Ōzumō) 
Sumo, Japon kültürüne özgü sporların içerisinde apayrı bir yere sahiptir. Sumonun, enaz 1500 yıllık bir geçmişi vardır. Bugün efsane olarak anlatılan eski inanışa göre, tanrı Take-Mikazuçi ülkede egemenliğini kurabilmesi ve sürdürebilmesi için rakibiyle sumo yapması gerekirdi. Tanrıların sporu olan sumonun yarı dinsel bu niteliği, bu sporun halk için yaşamsal öneme sahip bütün etkinliklere girmesine yol açmıştır. Önce tapınaklardaki törenler içerisinde uygulanırken, ilk aşamada saraya taşındı.
 
Japonya' da çok eski tarihe dayanan ve birçok adete ve töreye dayanan geleneksel bir güreş türüdür. Japoncadaki sumō, sumafu sözcüğünden gelmektedir ve bu "kendini savunmak" anlamına gelir. Bir Sumo güreşcisine Sumōtori denir. Sumo sporunda oyuncuya "rikişi" denir. Rikişi'nin amacı, rakibinin dengesini kaybetmesini sağlayarak ya vücudunun herhangi bir kısmını mindere değdirmek ya da ringin dışına atmaktır. Sumoda kilo sınırlaması yoktur. Kilolara göre kategori ayırımıda yoktur. Bir Rikishi karşısında kendinin 2 katı ağırlıkta bir rakip bulabilir. Bu yüzden Sumo sporunun kendine özel teknikleri vardır. Bu teknikleri akıllıca uygulayan kazanır.

Güreşenlerin hedefi rakibin, yarışma alanı olan kum havuzundan ya da bir saman halatı ile işaretlenmiş halkadan dışarıya çıkmasını ya da dengesini bozup yere düşmesini sağlamaktır. Güreşçiler yere ayak tabanı dışında herhangi bir yerleriyle dokunduklarında maçı kaybetmiş sayılırlar. Bir karşılaşma genelde sadece birkaç saniye sürer. Her turnuvada yüzlerce karşılaşma yapılmaktadır. Ayrıca bu karşılaşmaların aralarında dinsel ve geleneksel görevler yerine getirilir.

Bir Rikishi olmak için Japon olmak şart değildir. Japon Sumo Liginde başarılı Havaili Rikisiler de vardır. Hatta Moğolistandan bile Rikishi çıkmıştır. Turnuva sonunda kazanan Rikishi İmparator Kupasını sahibi olur. Her Ligin kendi içindede ödülleri vardır. Bunlar Shukunsho, Kantosho, Ginosho'dur.

Yer adlarının kökenini ve etimolojisini inceleyen bilim dalı ...

Toponimi
Yer adlarını inceleyerek tarih bilimine yardımcı olan bilim dalıdır. 
Yer ismi kökenleri,
Yer adları yararlı bir coğrafi referans sistemi olup isimlerinin, onların orijinlerinin, anlamlarının, kullanımlarının ve tiplendirmesinin bilimsel araştırmasıdır. Toponimi sözcüğü Yunanca tópos (yer) ve ónoma (ad)  sözcüklerinden üretilmiştir.

Toponimi, her türlü adın bilmi olan onomastik bilminin bir alt dalıdır. Sözcüklerin kökenini araştırır ve etimolojiden farklıdır. Çoğu zaman etimoloji ile karıştırılır. Ancak farklıdır ve içiçe gibi görünür. Bu konu ile uğraşanlara toponimist denir. İlk toponimistler destan yazarları ve şairlerdir.

Kazak Türklerinde seçimle gelen başkan ...

Ataman, (Eskiden),
Kazak reisi,

Rus Kazakların başbuğuna verilen unvan.
Eskiden Kazakların başbuğuna verilen san.

Çad' da yaşayan bir halk...


Bagirmiler,
Bualar,

Çad Cumhuriyeti, 
Afrikanın kuzey ortasında denizlerden uzak bir devlet. Doğusunda Sudan, kuzeyde Libya, batısında Nijer, Nijerya, Kamerun, güneyinde Orta Afrika Cumhûriyeti yer alır.
Başkenti, N'Djamena (Eski adı: Fort Lamy)
Önemli Şehirleri, Sarh, Mundu, Fada, Mongo, Ati, Mussoro, Abeşe.

Yüzölçümü: 1.284.000 km2. 
Nüfusu: 6.120.000 (1993 tahmini). 


Çad halkı çok değişik etnik unsurlardan meydana gelir. 
Belli başlıları şunlardır: 
Çad Arapları (%18.2), , Mabalar (% 4.4), 
Kanembular (% 4),  Tebular (% 4), Tama dili konuşanlar (% 3.9), Fulaniler (% 1), 
Sudaniler (Sudan zencileri), 
Hausalar, Haddad,
Saralar, 
Lisiler, 
Masalatlar, 
Dajular, 
Budumalar, 
Fongorolar,

Müslüman olan halk;
Araplar,  
Bualar, Bagirmiler,
Fulaniler, 
Sudaniler, Tebular, Tamalar,
Haddadlar, Hausalar. 

Çad, Afrikanın ortasında oldukça stratejik bir konuma sâhiptir. Kuzeydeki İslâmî bölgeden güneydeki siyah Afrikaya bir geçiş bölgesi olarak görülür. Günümüzde 5 milyonu aşan nüfûsu, 11 ana ırk grubuna ve pekçok alt gruba ayrılmıştır. Şari Nehri kabaca, kuzeydeki Müslüman olan berber siyahları güneydeki sahra siyahlarından ayırır. Kuzeydeki Müslüman olan grup; hayvancılık yapan Araplar, Sudan sınırına yakın ve çiftçi olan Wadaian ve çöldeki Touboulardan müteşekkildir. Buna karşılık güneyde bulunan en büyük grup olan Saralar çiftçilik yaparlar.

Tedalarla Dazalardan oluşan Tebular Çad' ın yerlilerindendirler ve bunların da bir kısmı göçebe veya yarı göçebe hayatı sürerler. Tebular daha çok Tibesti dağlarının eteklerinde ve Enidi bölgesinde yaşarlar. Tebular siyasi çalışmalarda da etkili durumdadırlar. Hausalar Orta ve Batı Afrika ülkelerine yayılmış kalabalık bir etnik kitledir. Değişik Hausa grupları arasında önemli kültürel farklılıklar görülür. 

Dillerinde Arapça'nın önemli etkisi vardır. Ticaretten yerel sanatlara çok değişik mesleklerle uğraşırlar. Ülkenin güneyinde yaşayan Saralar animisttirler. Saralar, Fransız sömürgesi döneminde onlarla kolayca anlaşmış ve kendileriyle işbirliği yapmışlardır. Bunda belki kuzeydeki Müslümanlarla aralarındaki anlaşmazlığın etkisi olmuştur. Saralar Fransız kültürüne çok çabuk adapte olmuş ve sonraki yıllarda bu kültürün savunuculuğunu yapmışlardır. Arapça'nın resmi dil olmasını isteyen Müslümanlara karşı Fransızca'nın resmi dil olarak kalması için mücadele vermektedirler.

Çad aynı zamanda dünyânın en bol ve en çok çeşitli kelebeleklerine sâhib ülke olarak tanınmaktadır. Dünyânın hemen her yerinden gelen kelebek kolleksiyoncuları her zaman için o güne kadar bulup göremedikleri çeşitlerle ülkelerine dönmektedirler.

Kazaklarda "Dombra" adlı çalgı eşliğinde söylenen türkü ...

Enk,
Eng,

Büyük kent serserisi ...

Apaş, (Fr. apache). 
Hayta,
Serseri,
Başıboş, 
Bir baltaya sap olamamış,
Zorba, 
Asi, 
Şaki.

Yapmacıklı davranış ...

Rol, (Fr. rôle, İng. role ),
Sahte davranış,
Yapmacıklı Davranış,
Bir kişiliği canlandıran oyuncunun söylemesi ve yapması gereken hareketlerin genel adı,
Bir oyuncunun bir filmde ya da televizyon oyununda yaratması gereken kişilik.
Gerçek olmayan davranış, gösteriş.

Şamanizm' in din adamlarına verilen ad...


Kam,
Şaman,

Şaman ya da Kam ruhlarla insanlar arasında iletişim kuracağına inanılan kişidir.

Uygurlar' da Kam, din adamı, anlamında daeğil, büyücü, sihirbaz anlamında kullanıldığı bilinmektedir.
Türk budunlarınca samanlara verilen âd. 

Esrime yeteneğindeki kimselerin (şamanların) cinlerle ve tinlerle ilişkiler kurarak onların üstün yetenek, beceri ve güçlerini elde etmeleri; bunları toplum ve birey adına kullanmaları; bu iş için yapılan dinsel, büyüsel işlemlerin ve törenlerin tümü.





Şamancılık (İng. shamanism),
Bir şamanın soyundan gelir. Eski bir Şamanın eğitiminde yetişir ve bir sınavdan geçtikten sonra şamanlık yetkisi alıp dinsel tören, bayram şöleni, kurban töreni, dua okuma v. b. görevlere başlar. Şaman bu görevler sırasında ; her parçası, üzerine takılan her maddesi, her şekli ayrı bir varlığın sembolü olan özel giysiler, külahlar giyer, maske takar ve yine özel bir şekilde hazırlanmış davulunu ya da tefini çalar. Kendinden geçinceye, başka bir deyişle, tanrılarla ve ruhlarla temas sağlayıncaya kadar zıplar, sıçrar, sesler, hayvan sesleri çıkarır, söylenir, yalvarır, yerlerde sürünür, bazen de bayılarak düşer. 
Şamanın okuduğu hayır dualarına alkış denir, şamandan alkış alan bir kimse dileklerinin yerine geleceğine inanır.

Şamanizm, insanlığın belki de en eski dinlerinden biridir. Temel olarak sihir ve büyüye dayanır. Her hangi bir kurucusu veya kutsal kitabı olmadığı gibi ortaya çıkış tarihi de belli değildir. Şamanizm ' in köken olarak anaerkil dönemde ortaya çıktığı tahmin edilmektedir.. Yakutlarda erkek Şamanlar özel cübbeleri bulunmadığı zamanlarda kadın entarisi giyerek ayin yaparlar. Şamanların çoğunun saçlarını uzatma nedenlerinden biri de budur.
 

Küçük çocukları korkutmak için uydurulmuş yaratık...

Umacı,
Öcü,

Küçük çocukları korkutmak için uydurulmuş hayalî yaratık, umacı.

Çocukları korkutmak amacıyla söylenen hayali yaratık, umacı, cin, peri.

Korkuluk. 
Cin, 
Peri 
Korkutan şey, yaratık.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ