ABD' de yaşayan, Osmanlı denizcilerin torunları olduğu söylenen bir halk ...


Meluncanlar, (Melungeon), 
ABD'nin güneydoğu eyaletlerinde, daha ziyade orta Apalaşya' nın Cumberland Gap yöresinde yaşayan bir takım toplulukları tanımlamak için halk arasında kullanılmış bir ifadedir. Popüler inanışta, Melungeon halkı, yerli ve Afrikalı Amerikalılarla karışmış, "tam beyaz" olmayan gruplardan teşekkül eder.  
  
Amerika Birleşik Devletlerinin güneydoğu eyaletlerinde yaşayan  Türk olduğu söylenen bir halk. Meluncanların yoğun olarak yaşamakta oldukları, Virginia eyaletinin güney kesiminde yer alan Wise ilçesinde insanlar, kendilerinin Türk ve Osmanlı olduklarını övünçle belirtiyor. Hemen, kanıt olarak da kafalarının arkasındaki Türk lobu da denilen çıkıntıyı gururla gösteriyorlar.     

1500 ve 1600’lü yıllar Osmanlı İmparatorluğunun gelişme dönemidir. Ve bu dönemde, Akdeniz adeta bir Türk gölüdür ve bu tarih kesitinde; Osmanlılar ile Portekizliler kıyasıya savaşmaktadır. Genellikle, Cebelitarık boğazı ve Kuzey Afrika kıyılarında vuku bulan çatışmalarda, Portekizliler tarafından esir alınan bir kısım Osmanlı leventleri forsa edilerek Brezilya’ya götürülür. Daha sonra, Amiral Sir Francis Drake komutasındaki İngiliz donanması tarafından Portekiz esaretinden kurtarılan bu leventler, Osmanlı’ya götürülmek üzere İngiliz gemilerine alınırlar. İngiliz gemileri, dönüş seferi sırasında olumsuz hava şartlarından korunmak ve ikmal için bu günkü Carolina eyaletine 5 Km. mesafedeki Raoneke adasına demirler. Ada da, ülkelerine geri dönmek isteyen İngilizler bulunmaktadır. Bunları gemiye alabilmek için Osmanlı leventlerinin 400 kadarı gemilerden indirilir ve adada bırakılır.  Zamanla, ana kıtaya yani Amerika’ya geçen Osmanlı gemicileri, burada bulunan Kızılderili kızlarıyla izdivaçlar yaparlar. Böylece Meluncanlar olarak isimlendirilen Türk kökenli insanlar ortaya çıkar.   

Meluncanların, örf adetleri, kültürel özellikleri, dil yapısı, genetik bulgular ve tipolojik benzerlikler Türklerle olan bağlarını gösteren argümanlardır. Yapılan inceleme ve araştırmalarda birçok somut özellik ve benzerlikler tespit edilmiştir.

Eftalit' ler de denilen Türk ulusu ...

Ak Hunlar,
Eftalitler,
Ak Hiungnu,
Sveta Huna,

Bizans kaynaklarında Eftalit
Çin kaynaklarında Ak Hiung-nu
Hint kaynaklarında ise Sveta-Hūna olarak geçer, 
Hiung-nu' ların bölünmesinden sonra batıya kayanlar tarafından kurulan bir devlettir.
Ak Hunlar, genel olarak göçebe bir yaşam sürüyorlardı. Buna karşın Gor, Huo ve Sakkala'yı başkent olarak da kullandılar. Ak Hunlar, Asya'nın ipek ticaretini ellerinde tuttukları sürece güçlerini korudular. Göktürkler'in İpek Yolu'nun denetimini ellerine geçirmesiyle bu üstünlüklerini yitirdiler.

Dördüncü yüzyılın başlarında Isığ Gölü çevresinde Avarlar'a bağlı yaşarlarken bu yüzyılın ikinci yarısında Maveraünnehir'e ve Toharistan'a yayılmış bir devlet. Batıya doğru ilerlemelerine devam ederek Çin'in kuzeybatısındaki Gobi Çölü'nden Hazar Denizi kenarına kadar yayılan bir devlet kurmuşlardır. Ak Hunlar’ın güneye inen bir kolu da Kabil çevresinde bulunan Kuşanlar'ı yenerek Hindistan'a doğru ilerlemiş ve Hindistan'da bulunan Gubta İmparatorluğu'nun 40 yılında parçalanmasından sonra 530 yılında İndüs Vadisi'ni ve Ganj Vadisi'ni almışlardır. Fakat Hindistan'daki Ak Hunlar beşinci yüzyılın yarısından sonra tarih sahnesinden çekilerek yerli halk arasında kaybolmuşlardır. Batı Ak Hunları ise, bir taraftan Orta Asya'da hâkimiyeti temin eden Göktürkler'in bir taraftan da İran'da hüküm süren Sasaniler'in arasında kalmışlar, iki taraftan saldıran kuvvetli düşmanları ile başa çıkamayarak 567 yılında Göktürkler tarafından tarih sahnesinden silinmişlerdir.








Kaynakça; http://tr.wikipedia.org/wiki/

Edirne yöresine özgü bir tür peynir tatlısı ...

Belmuş,
Taze peynirle yapılan bir çeşit tatlı, peynir helvası. 
Bir miktar taze tuzsuz peynir tencerede kaşık ile parçalanarak ısıtılır. Yağı çıkmaya başladığı zaman bir kaşık kadar un ve birkaç çırpılmış yumurta ve şeker ilave edilerek pişirilir. İstenildiği takdirde tepsiye yayılarak fırınlanır.

Edirne Ciğeri, Peyniri, Badem Ezmesi, Deva-i Misk (Edirne'nin geleneksel bir şekerleme çeşidi olan Deva-i Misk, "güzel kokan ve bedene iyi gelen" anlamını taşımaktadır. ), ve diğer kendine özgü damak lezzetleriyle, keşfedilmeyi bekleyen bir hazine gibi insanları üzerine çekmektedir.

Edirne Peyniri,Edirne mandıralarında elde edilen sütler, Edirne peynirinin kendine has lezzetinin ana kaynağıdır. Bugün Edirnede doğup büyümüş fakat başka şehirlerde yaşamak durumunda olan kişiler dahi Edirne'yi ziyarete her geldiklerinde kalıp kalıp tenekelerle dönmüşlerdir geriye.

Edirne ilinin en ünlü olan ürünlerindendir. Piyasada bulunan beyaz peynirler uzun yıllar "Edirne peyniri" olarak adlandırılmıştır. Edirne ilinde üretilen beyaz peynir ve kaşar peynirlerinin ünü Türkiye'nin bütün bölgelerinde bilinmektedir. Edirne'de beyaz peynirin kendine özgü yapılış biçimi vardır.

Süt önce 70 dereceye kadar kaynatılır. 30 dereceye kadar soğutulur ve mayalanır. Kaynatma ve mayalama sıcaklığı hava koşullarına göre değişir. 1.5 saat sonra telemesi oluşur. Çendere bezlerine alınır, süzülmeye bırakılır. Bu işlem yaklaşık 3.5 saat sürer, sonra kalıplar halinde tuzlanıp tenekeye dizilir. İkinci tuzunu 48 saatte alır. Buzhaneye yollanır, buzhanede 45 günde lezzetini alır ve satışa hazır olur. 55-60 kg koyun sütünden 20 kg peynir çıkar.

Edebiyatta bir sözcüğü kendi anlamı dışında kullanarak bir şeye benzediği başka şeylelerin adıyla anma sanatı ...

İstiare,
Eğretileme, 
Bir kelimenin manasını muvakkaten başka mânada kullanmak; veya herhangi bir varlığa, ya da mefhuma asıl adını değil de, benzediği başka bir varlığın adını verme sanatına istiare denir. Cesur ve kuvvetli bir insana "arslan", kurnaz bir kimseye "tilki" demekle istiare yapmış oluruz.
Bir şeyi anlatmak için ona benzetilen başka bir şeyin adını eğreti olarak kullanma, eğretileme
Ödünç, borç veya eğreti alma, ödünçleme. 
Ariyet istemek. Ödünç almak. Birinden iğreti bir şey almak.

Ege bölgesine küçük ama lezzetli bir karides cinsi ...


Çimçim,
Denizlerimizde 61 tür karides tespit edilmiş olup bunlardan 7 tanesi ticari değere sahiptir. Bunlardan Kuruma veya Japon karidesi (Penaeus Japonicus), Yeşil kaplanlar karidesi(Penaeus semisulcatus), Akdeniz karidesi, Oluklu ya da Karabüke(Penaeus kerathurus) türleri diğerlerine göre iri boyda olmalarıyla dikkat çeker. Boyca küçük türlere de genel olarak Çimçim karides denilmekte olup ege yöresine özgüdür.  
Ayrıca Çimçim Karidesi pek çok balığın avında kullanılabilen ve balıkların severek yediği bir yemdir. Karagöz, Levrek, Mercan, Tranca, Lagos, Lipsoz gibi balıklar için hazırlanan takımlarda canlı veya ölü olarak kullanılabilir. Bunları canlı temin etmek oldukça zor olsada özel karides sepetleri ile yakalanıp canlı olarakta kullanılabileceği gibi genelde ölü olarak kullanılırlar. Küçük balıklar için kabukları soyulup, etleri ayıklandıktan sonra, büyük balıklar için bütün, ölü veya canlı olarak iğneye takılırlar.

Değişik bir karides lezzeti;
Gerekli Malzemeler :
40- 50 adet karides (çimçim),
2 çorba kaşığı sıvı yağ,
2 adet yumurta,
1 çorba kaşığı mısır unu,
1 çorba kaşığı soya sosu,
1 çorba kaşığı üzüm sirkesi,
Tuz, 1 çay kaşığı kırmızı biber,
1 çay kaşığı zencefil,
1 çay kaşığı tane kara biber,

Hazırlanışı :
Tane karabiberi havanda dövün. Zencefili ve kırmızı biberi ekleyip karıştırın. Yumurtaları, bir tanesinin beyazını ayırarak kırın, soya sosu ile karıştırın. Aynı karışıma hazırladığınız baharatı da ekleyip tekrar karıştırın.
Ayırdığınız yumurta beyazına mısır ununu ekleyip karıştırın. Karidesleri ayıklayıp karışıma katın. 20 dakika kadar dinlendirin.
Sıvı yağı bir tavada kızdırın. Karidesleri yağda kızartın. Kızarmış karidesleri kenara alıp aynı yağa yumurtalı karışımı dökün. Pişmeye başlarken karidesleri ilave edin. Sıcak servis yapın. Servis yaparken tabağa garnitür olarak haşlanmış brokkoli ve doğranmış taze soğan koyabilirsiniz.

Başkalarının sırtından geçinen kimse...

Asalak, (Fr. parasite, İng. parasite  ).
Tufeyli,
Otlakçı,
Ekti,
Abacı,
Parazit.
Yelmeşik,
Başkalarının sırtından geçinen (kimse).
Bir canlıda sürekli veya geçici yaşayarak ona zarar veren başka canlı, parazit. 
Bir canlının içinde veya üzerinde, sürekli ya da geçici olarak besin ve yer sağlama amacıyla yaşayan başka canlı; ekti, yelmeşik, parazit.

Sivas ilindeki Kangal-Divriği karayolunda bir dağ geçidi ...

Karaşar,

Sivas il sınırlarında yer alan bu geçidimizde Divriği ile Kangal arasında konumlanır.
1950 Rakıma sahip bu geçide Yama Dağı yükseklik katar. Divriği çıkışlı yaklaşık 20 Km. iken Kangal çıkışlı yaklaşık 70 Km. dir.
 

Pirinçten yapılmış iki diskten oluşan vurmalı çalgı...

Halile,
Özellikle mehter müziğinde kullanılan pirinçten yapılmış iki diskten oluşan vurmalı bir çalgı.

Şişirilmiş tulumlar üzerine kurulan ve ırmaklarda kullanılan bir çeşit sal ...

Kelek,
Irmaklarda işleyen ve şişirilmiş tulumlar üzerine kurulan bir çeşit sal. 

Sal, kayık.

Irmaklarda ve göllerde kullanılan küçük bir kayık.

Irmaklarda işleyen ve şişirilmiş tulumlar üzerine kurulan bir çeşit sal.

Eskiden kelek adı verilen bir sal türü kullanılırdı. Kelek oluşturmak için o dönemlerde henüz fazlaca lastik olmadığı için keçi derisinden yapılma hava yastıkları kullanılırdı.

Tavuğun gögüs etiyle hazırlanan ve pişmiş hamurla yenen bir tür çorba ...


Arabaşı,
Hindi veya tavuk etiyle hazırlanan, pişmiş ve dondurulmuş hamur ile birlikte yenen çorba.
Çokça tavuk veya koyun etiyle yapılarak, tepside dondurulmuş hamurla, kışın, sıcak içilen ekşili, biberli bir çeşit çorba.
Haşlanmış hamurla birlikte içilen, tavuk, tavşan vb. hayvan etiyle yapılan biberli çorba.

Malzemeler; 
2 tavuk göğüs eti,
7 su bardağı su,
2 çay kaşığı salça,
2 tatlı kaşığı toz kırmızıbiber,
20 gr margarin,
1 çorba kaşığı un ,
1 limonun suyu ,
1 tatlı kaşığı nane
 
Hamur için; 
7 su bardağı su,
1 su bardağı un,
Tuz,
 
Hamur için, büyük bir tencerede 1 çay kaşığı tuz ilave edilmiş 5 su bardağı suyu kaynatın. Kalan 2 bardak soğuk suyla unu karıştırıp bulamaç haline getirin. Süzgeçten geçirip kaynayan suya hızla karıştırarak ilave edin. Sürekli karıştırarak muhallebi kıvamında pişirin. Hamuru yaklaşık iki parmak kalınlığında bir tepsiye döküp ılınmaya bırakın. Dinlenmesi için buzdolabında 1 saat  bekletin. Servis yapmadan önce hamuru kesin.
Çorba için, büyük bir tencereye tavuk etini alın. Sulandırılmış 1 çorba kaşığı salça ve 1 tatlı kaşığı toz kırmızıbiberi ilave edin. Etler yumuşayıncaya kadar pişirin ve parmak büyüklüğünde parçalara ayırın.

Bir tavada margarini eritip unu kavurun. Kalan salça ve biberi ilave edip 3-4 dakika daha kavurun. Bu karışımı, sıcak tavuk suyuna karıştırarak ilave edin. Tavukları  ekleyin. Bir taşım daha kaynatıp ocaktan alın.

Çorbayı servis kaselerine paylaştırın. Üzerlerine hazırladığınız hamurlardan ilave edin ve limon suyunu gezdirin.
Nane serpiştirin. Sıcak servis yapın.
Afiyet olsun.

    Ordu'nun Perşembe ilçesinin eski adı ...

    Vona,
    Perşembe
    Ordu ilinin bir ilçesidir. Eski adı "Vona" olan ilçe, vona yarım adasında yer alır. Perşembe, uzun zaman Roma ve Bizans hakimiyetinde kalmıştır. 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet' in Trabzon Rum Pontus imparatorluğunu ortadan kaldırmasından sonra Vona Osmanlı imparatorluğunun hakimiyetine girmiştir. 1945 yılında ise İlçe olmuştur. Ordu-Samsun devlet karayolu üzerinde Vona tabii liman koyunda kordon tepesi eteğinde kurulmuştur. Kuzeyinde Karadeniz, doğusunda Ordu, batısında Fatsa, güneyinde Ordu-Ulubey ve Fatsa İlçeleri ile sınırlıdır. İl Merkezine 13 km. uzaklıktadır.

    Çaka doğal plajı, bunların en tanınmışıdır. Bu plaj ileri düzeyde turistik hale getirilmesi için Perşembe Kaymakamlığı, Belediyesi ve İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Valiliğimizin öncülüğünde ve himayesinde ortaklaşa olarak çalışmalarını yürütmektedir.
    Perşembe, tam bir dinlenme ve tatil yeridir. Sakindir,havası hoştur. Gürültü ve görüntü kirliliğinden tümüyle uzaktır. Önümüzdeki birkaç yıl içinde Perşembe bir turizm cazibe merkezi olacaktır. Perşembeli bir büyük iş adamı,turizm yatırımları için,ciddi çalışmalar yapmaktadırlar.

    Kıyılar,son derece güzel manzaralara sahiptir. Kıyı boyunca Çeşmeönü, Aktaş, Çerli Köyü, Mersin, Çaytepe Yason burnu Yarımadası, Çatı. Büyükağız, Okçulu Koyu, Mederesönü başlı başına birer dinlenme, gezi ve spor beldeleridir.








    Kaynakça; http://tr.wikipedia.org

    Çirozluktan sonra yağlanmaya başlayan uskumru ..

    Lipari,  
    Uskumru balığına yağlıyken verilen isim. 
    Uskumru, Scomber scombrus Linnaeus, Atlantik ve Akdeniz’de yaşar. Marmara ve Karadeniz’e göç ederler. Özellikleri: Uzunluğu 20-25 cm’dir. Mavimtrak, mâdenî parlak sırtı, az kıvrımlı siyah çizgilidir. 
    Çeşitleri: Uskumru, çiroz, lipari gibi isimler alırlar.

    Uskumruların sahip oldukları boy ve ağırlık grubuna göre verilen farklı isimleri;
    1 -Uskumru vonozu (5-15 cm.),
    2 -Uskumru (15-35 cm),
    3 -Lipari (35 cm ve üzeri),

    Göçmen bir balık olan uskumru kırmızı etli , orta sularda yaşayan , yağlı olduğu dönemlerde harika ızgarası olan çokça tüketilen ve ekonomik değeri olan Pelajik bir deniz balığıdır.  Bu balık yaz aylarını Karadeniz de av yasağının olduğu bu dönemde rahatlıkla gönlünce yaşayarak geçirir. Ekim ayından sonra Marmara denizi’ ne göç eden ve kış aylarını burada üreyerek geçiren aynı zamanda da Uskumrugiller  familyasına adını vermiş olan bu hassas ve sakin balığın ekonomik değeride çok yüksektir. Sırt tarafında açık veya koyu yeşil, mavi, çizgiler bulunmaktadır. Karın tarafı ise beyaz renktedir. Gözleri kolyoza göre daha ufak olup ortalama ağırlığı ise 125 gram civarındadır.  Uskumru bir göç balığı olduğundan dolayı, Çanakkale’den Ege ve Akdeniz’e göç ederler, her nedense buradan tekrardan Marmara Denizi’ne geri gelmezler. Bu bölgelerde avlanma az olduğundan dolayı uskumrunun boyu 60cm.olduğu görülmüştür.  Denizlerimizde 25cm.’ ye kadar büyüyebilen bu balık avlanmanın daha doğrusu gırgır motorlarının az olduğu ve teknolojinin, balık bulucu cihazların olmadığı dönemlerde 1973 yılında avlanan onlarca ton uskumrunun boy uzunluğunun 50cm. olduğu tesbit edilmiştir.  

    Geçen zaman içerisinde bu harika vücutlu füze formatındaki balık, hesapsızca avlanma neticesinde yok edilmiştir. Şimdilerde adet ölçüsünde Sivri adası ve Silivri etrafında tek tük avlanmakta olan bu balıklar , 13 kilo alabilen tahta kasalarla nakledilmektedirler. Ayrıca, Uskumru çaparisi denilen kırçıllı hindi tüyünden yapılmış çaparilerle de çok iyi avlanırlar. Marmara ve Karadeniz de avlanan uskumrunun tadı, Okyanuslarda ve kuzey denizinde yakalanan uskumruların tadından çok daha lezzetlidir. Bunun nedeni bizim denizlerimizdeki tuz miktarının, okyanuslardaki tuz miktarından çok daha az olmasından kaynaklanmaktadır.  Uskumru balığı yazın Karadeniz de yakalandığından dolayı yağlı olması nedeniyle Çiroz yapılmaktadır. Başka bir ifade ile balık iyice temizlendikten sonra, çamaşır gibi kuyruklarından iplere asılarak güneş altında kurutulmaktadır.  1380 sayılı Su ürünleri kanununun 2/1 nolu sirkülerinde ki 15. maddesinde de belirtildiği gibi bu balığın avlanması için minimum boy uzunluğu: 20cm. dir. Bunun altında avlanması kesinlikle yasaklanmıştır.  Uskumru balığı Denizlerimizin haricinde Japonyada, Kuzey denizlerinde ve Kuzey Amerika sahillerindede yaşamını sürdürmektedir. Bu balığın latince adı Scomber scombrus’tur. Uskumru balığının ilk avlandığı dönemlerde Karadeniz de, boyu çok küçük olduğundan dolayı adına Lipari denmiştir. Bu balığın, yağlı dönemlerinde ızgarası, ardından tavası, buğulaması ve fırında kağıt kebabı yapılmaktadır.

    Uskumrular, her yıl soğukların başlamasıyle büyük sürüler hâlinde Kasım sonunda ve bilhassa Aralık başında kışlamak için Marmara’ya akın etmeye başlarlar. Ocak sonunda son sürüler de Boğaz’dan Marmara’ya ulaşır. Bu dönemde avlananların eti yağlı olduğundan ızgarası makbuldür. Mayıs sonunda veya Haziran başında Marmara’nın yüzey sularında her dişi yarım milyon kadar yumurta bıraktıktan sonra beslenmek için Karadeniz’e geçerler. Bir hafta içinde yavrular yumurtadan çıkar, en son kalan sürüyle Karadeniz’e geçerler. Bu küçük bireylere “mavrika” adı verilir. Yumurtlama döneminden sonra avlananlar zayıf olduklarından “çiroz” adını alırlar. Bunlar kurutularak yenir. Marmara veAkdeniz’den en son dönen uskumru sürüleri ağustosta Karadeniz’e ulaşırlar. Besin bakımından zengin olan Karadeniz’de yağlandıktan sonra, sonbahar sonunda Boğaz’dan tekrar akmaya başlarlar.

    Uskumrunun beyaz eti lezzetli ve makbuldür. Uskumru kolyoz’ a çok benzer. Bu iki balık çoğu defa karıştırılır. Uskumrunun fiyatı pahalı olup, tadı kolyozdan üstündür. Bu sebeple balık pazarlarında bilmeyenlere kolyoz, uskumru diye satılır. Kolyoz iri gözlüdür. Rengi daha mattır. Karın tarafında yuvarlağımsı koyu lekeler bulunur. Başın üst kısmında şeffaf kemiksi bir saha mevcuttur. Bu kısma dikkat edildiği taktirde hayvanın beyninin bir kısmını görmek mümkündür. Ayrıca kolyoz’un yüzme kesesi bulunduğu hâlde uskumru da bu özellikler yoktur.

    Ordu'nun Perşembe ilçesinde bir plaj ...


    Efirli,
    Perşembe ilçesinin doğusunda  Ordu il sınırları içinde bulunan Efirli Plajı, uzun yıllardan beri ilimizin önemli tatil yerlerinden biridir. Kamuya ait tatil kamp yerleri ile bilinen Efirli plajında yaz aylarında yeme- içme yerleri, müzik, eğlence mekanları hizmet vermektedir.
    Plajda gözetleme kulesi, can kurtaran ve atlama iskelesi bulunur.

    Çaka Kumsalı ve Mesire Yeri:  
    Perşembe ilçesinin en natürel köşelerinden biri olan Çaka kumsalı Hoynat adası yakınındadır. Ekolojik kirlilikten uzak kalmış nadir plajlardandır. Çaka beyaz kum plajında her türlü ihtiyaca cevap verecek tesisler bulunmaktadır.

    Belicesu:  
    Perşembe ilçesinin en batı noktasında bulunur. Kıyısı çok görkemlidir. Kumsalı küçük olması yanında kamp yapmaya müsaittir. Yeme içme yeri ve kır kahvesi bulunmaktadır.

    Mavi Dünya Plaj - Restaurant - Çadır  Kampı Kampı: 
    Gülyalı ilçesi Tepealtı mevkiinde bulunan Mavi Dünya Plaj işletmesi iki restaurant, soyunma kabinleri, kamelyaları ile hem yazın hem de kışın hizmet vermektedir. Kestane Köyündeki iki kemer köprü, bir taş çeşme ve cami ilçenin zenginlerindendir.

    Aktaş Plajı:  
    Perşembe İlçesine 1 km. mesafede Perşembe tünelinin hemen yanında bulunur. Plajı küçük ama temizdir. Her yıl Mayıs ayının 20’ side ( Mayıs Yedisi) burada deniz şenliği olan  Mayıs Yedisi günü  düzenlenir.

    Uzunkum Plajı: Ünye ilçesine 3 km. mesafede bulunan uzunkum plajı üzerinde birçok otel, motel, pansiyon ve kamp alanları bulunmaktadır.

    Gölevi: Ünye ilçesinin 8 km. batısında yer alır.  Plaj, pansiyon ve yeme içme yerleri mevcuttur.    

    İlimiz Ünye’den başlayarak Gülyalı ilçesine kadar tüm sahil şeridinde küçüklü büyüklü plajlar ve kumsallar mevcuttur. Bu plaj ve kumsallardın çoğunda yeme içme ve ihtiyacı karşılayacak tesisler bulunmaktadır. Bu tesislerin çoğunda yöresel yemekleri bulmak mümkündür.

    Soğanlı ve kökten sürme şerit yapraklı bir süs bitkisi ...


    Altınyıldız, Gagea Salisb, (Liliaceae),

    Bu tür süs bitkisinin  Dünyada yaklaşık 100 türü, Türkiye' de ise 26 türü bulunur. 

    Avrupa ve Batı Asya' da yayılış gösterir. Bir çoğu yüksek dağ bitkisi olmasına rağmen, deniz seviyesinde  kuru taşlı ortamlarda da yaşayanları vardır.

    Erzincan yöresine özgü, yoğurt ve yufka ile yapılan bir yemek...

    İsirin,
    Su, tuz ve un birlikte yoğrulur. Hamuru, yumurta büyüklüğünde topaklara, bezelere ayrılır. Hamur mayasız olur ki buna fetir denir. Yufkalar açılır. Sac üzerinde pişirilir. Kalın bir örtü içerisinde bekletilir. Daha sonra yufkalar iki parmak genişliğinde katlanır. Birer parmak genişliğinde bıçakla kesilerek tepsiye dağıtmadan dizilir. Üzerine sarımsaklı yoğurt dökülür. Yufkaların yumuşamaması için en fazla yarım saat önceden dökünüz. Üzerine iyice yakılmış tereyağı ile servis yapınız.

    Mısır ...

    Darı,
    Lazot, Lazut.
    Kokoroz.
    Gilgil.
    Misi.
    Adu. 

    Mısır,
    Buğdaygillerden, kuraklığa dayanıklı bir bitkidir. Tohumları besin olarak kullanılır. Mısır  yurdumuzun birçok bölgesinde yetişir. Mısırın vatanı, Güney Amerika’ dır. 1520′ de İspanyol' lar tarafından Avrupa’ ya getirilmiş ve buradan diğer ülkelere yayılmıştır. 

    Ülkemizde, Mısır’ dan getirildiği için bitkiye bu adının verildiği sanılmaktadır. Sıcak bölgelerde yetişen bir bitkidir. Mısır, nemli ve sıcak iklimi sever.  Son yıllarda Çukurova bölgesinde ikinci ürün olarak ekilen mısır önemli gelir kaynağı durumundadır. 

    Haziran-ağustos ayları arasında çiçekler açan, 1-2 m yüksekliğinde, bir yıllık, tek evcikli bir kültür ve tahıl bitkisi. Gövdeleri sert ve diktir. Yaprakları sapsız, geniş, uzun, üst yüzü tüylü, alt yüzü tüysüz olup, tabanı ile bir kın halinde gövdeyi sarar. Erkek çiçekler gövdenin ucunda salkım şeklinde dizilmiş başakçıklarda toplanırlar. Çiçekler kavuz adı verilen yaprakçıklarla örtülür. Dişi çiçekler, gövdenin alt ve orta kısımlarındaki yaprakların koltuğundan çıkan ve taşıyıcı yaprakçıklarla örtülü olan, kalınlaşmış, çomak şeklinde bir eksen üzerinde toplanmışlardır. Meyve, yani mısır taneleri, açık veya koyu sarı, esmer veya kırmızımtrak renklerdedir. 

    Mısır tanelerinde % 67 nişasta, % 10 azotlu maddeler ve % 8 yağ bulunmaktadır. Mısır tanelerinden (meyvesi) gıda maddesi olarak ve hayvan yemi olarak faydalanılmaktadır. Mısır tanelerinden elde edilen yağ, yemeklik yağ olarak veya kozmetik sanayiinde hammadde olarak kullanılır. Mısır yağı, doymuş yağ asidi miktarının düşük olması sebebiyle damar sertliği olan hastalara yemek yağı olarak tavsiye edilmektedir.   Püskülün bileşiminde karbonhidratlar, potasyum, sodyum ve kalsiyum tuzları vardır. İdrar söktürücü ve taş düşürücü olarak kullanılır. Darı unundan yapılan yiyecekler, zihin yorgunluğunu giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Hamilelere de faydası vardır.

    Kimi bölgelerde mısıra verilen ad...

    Darı,
    Lazot, Lazut.
    Kokoroz.
    Gilgil.
    Misi.
    Adu. 

    Mısır,
    Buğdaygillerden, kuraklığa dayanıklı bir bitkidir. Tohumları besin olarak kullanılır. Mısır  yurdumuzun birçok bölgesinde yetişir. Mısırın vatanı, Güney Amerika’ dır. 1520′ de İspanyol' lar tarafından Avrupa’ ya getirilmiş ve buradan diğer ülkelere yayılmıştır. 

    Ülkemizde, Mısır’ dan getirildiği için bitkiye bu adının verildiği sanılmaktadır. Sıcak bölgelerde yetişen bir bitkidir. Mısır, nemli ve sıcak iklimi sever.  Son yıllarda Çukurova bölgesinde ikinci ürün olarak ekilen mısır önemli gelir kaynağı durumundadır. Mısır tanelerinde % 67 nişasta, % 10 azotlu maddeler ve % 8 yağ bulunmaktadır. Mısır tanelerinden (meyvesi) gıda maddesi olarak ve hayvan yemi olarak faydalanılmaktadır. Mısır tanelerinden elde edilen yağ, yemeklik yağ olarak veya kozmetik sanayiinde hammadde olarak kullanılır. Mısır yağı, doymuş yağ asidi miktarının düşük olması sebebiyle damar sertliği olan hastalara yemek yağı olarak tavsiye edilmektedir.  

    Püskülün bileşiminde karbonhidratlar, potasyum, sodyum ve kalsiyum tuzları vardır. İdrar söktürücü ve taş düşürücü olarak kullanılır. Darı unundan yapılan yiyecekler, zihin yorgunluğunu giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Hamilelere de faydası vardır.

    Açı ölçmeye yarayan, dönme hareketli bir çeşit cetvel ...

    Alidat, (fr. alidade; ar. al-'idâde, cetvel).
    Topografik bir terim.

    Pinül ya da dürbünden oluşan bir gözleme düzeneğiyle donatılmış cetvel; bir doğrultuyu, topograf plançetesine çizerek ya da dereceli bir çember üstünde işaretleyerek belirleme dürbünlü alidat (özindirgeyici) ile plançete donanımı olanağı verir.  (Plançetede daha çok düzeçleyici alidat ve dürbünlü alidat kullanılır.)
    Bir teodolitin hareketli bölümü.
    Açı ölçmeye yarayan, dönme hareketli bir çeşit cetvel,
    Bir doğrultuyu, dereceli bir çember üstünde işaretleyerek belirleme olanağı,


    1:200 000 ölçekli istikşaf haritalarının yapılmasında kullanılan bu alet plançete sehpası üzerinde bulunan bir cetvel ve bu cetvelin her iki ucunda düşey durumda bulunan madeni gözlem hedefelerinden yararlanarak eğim ölçmektedir. Göze yakın hedefede 3 delik ve cetvelin ucundaki hedefede dikdörtgen biçiminde yukardan aşağıya doğru dar bir pencere olup bu pencerenin ortasında yukardan aşağıya doğru gerilmiş bir kıl vardır. Pencerenin iki tarafında 0-40 arasında eşit aralıklı bölümleme vardır.  

    Noktanın konumuna göre uygun deliklerin birinden bakarak cetvelde k değeri okunur .  
    Ve a/k =S/h ilişkisinde a değeri sabit olduğundan grafik önden kestirme ile bulunan S uzaklıkları ile h = S.k/a (k/a=tan α) ilişkisinden yükseklik farkları bulunur. 


    Teodolit,
    Yatay ve çoğu defa düşey açıları tespit etmek suretiyle açık arazide noktalar, hatlar, cisimler arasındaki mesafe ve boyutlarla ilgili hususları ölçmeye yarıyan optik bir alet. Teodolit, ayar vidaları bulunan üç ayrı ayak üzerine oturtulmuştur. Teodolitin ayaklar üzerine oturan gövde kısmında yatay ve düşey açıları gösteren kadranlar, alidat denilen dürbün ve hareketleri sağlıyan verniyerleri, kadranları okumaya yarıyan optik aletleri taşıyan parçaları bulunur. Teodolit üzerinde yatay ve dikey düzlemdeki konumunu ayarlamakta yardımcı olan yatay ve dikey tesviye ayeti göstergeleri de vardır. Ayar vidaları ve bu tesviye aletleri yardımıyla alet yatay ve dikey düzlemde hassas bir şekilde konup ayarlanabilir.

    Ölçüm yapma maksadına göre teodolitler cinslere ayrılmıştır. Yön teodolitlerinde yatay skala sabit kalmak üzere seri halde ufuk boyunca tam bir devir yapılarak ölçümler alınır. Ölçülen büyük değerden küçük değer çıkarılarak ölçülmesiyle istenilen açılar tespit edilir. Tekrarlı teodolitlerdeyse aynı yönlerde birçok ölçüm yapıldıktan sonra elde edilen toplam açı tekrar edilen ölçüm sayısına bölünerek netice elde edilir.

    Teodolitlerde yatay ve düşey açıların ölçülerinin hassas bir şekilde yapılabilmesi için büyütme oranı büyük dürbünler de kullanılabilir. Ayrıca açı derecelerinin okunması için bir objektif veya mekanik mikrometre mevcuttur. Modern teodolitlerle yüzdelik cinsinden iki saniyelik açılar ölçülebilir. Astronomi maksadıyla kullanılan teodolitler üzerinde fotoğraf makinesi de vardır. Rasathanelerde kullanılan bu cins teodolitlere fototeodolit denir. Fototeodolitlerle enlem ve boylam yönleri tam olarak bilinmeyen yerlerde kutup yıldızı, güneş ve diğer yıldızların gözlenmesiyle enlem ve boylam yönleri tespit edilebilir. Açı ve mesafe ölçümünü elektronik olarak yapan ve infrared (kızılaltı) ışınlarıyla çalışan bir jeodimetri (bir tür takometre) vardır. Bilgisayara da bağlanarak hassas ve çabuk ölçüm yapar.

    Teodolitin en çok kullanıldığı saha mesafe ölçümleridir. Bu tür ölçümlerle baraj, bina, yol, boru hatları konumları projeler üzerine aktarılır. İyi bir haritacı teodolit yardımıyla arazi yapısını resimleyebilir. Bu tür çalışmalar topoğrafya konuları içindedir. Teodolitle mesafe bulmak için üzerinde çok ince ölçekli işaretler bulunan bir sırık, mesafesi ölçülecek noktaya konulur. Teodolit dürbününde sırık üzerindeki görülebilen alt ve üst çizgiler arasındaki uzunluk okunduktan sonra teodolite has bir formülle mesafe hesaplanır. Bu formül D= 100R+30 olarak verilmişse 30 teodolitin odak uzaklığı, R sırık üzerindeki iki çizgi arasında okunan değer ve D ise hesapla bulunan mesafedir. Formüldeki değerlerin hepsi santimetredir.

    Bir işin doğru olup olmadığını o işteki yarar ile ölçen ahlak sistemi ...

    Ütilitarizm,  
    Faydacılık,   
    Bir işin doğru veya yerinde olup olmadığını o işten umulan yarar ile ölçen düşünce akımıdır.    
    Yararcılık, 
    İng. Utilitarism .   
    Latince utilis = fayda, yarar.  
    Yararın yaşam ilkesi yapılması.     
    Ahlaksal eylem ve davranışlarda yararın ilke yapılması, yararlı olan iyidir. Ahlaki iş ve davranışlarda yararın ilke edinilmesi.  

    Doğruluğu ve gerçekliği tek yanlı olarak yalnızca hareketlerin sonuçları ve başarıları ile değerlendiren öğreti, faydacılık, pragmatizm.  

    Bir bilgi ya da işlemin değerini yararcı niteliğinde bulan düşünce yaklaşımı.

    Yaylı bir çalgı ...

    Rebab,
    Iklığ,

    Rebab,
    Türklerin Orta Asyada icad ettiği ve kullandığı bir sazdır. Kabak kemaneye benzer bir yapısı vardır fakat alt kısmında hindistan cevizi kullanılmış olması ve sapının daha uzun olması onu tamamen bu enstrumandan ayırır.

    Üç telli bir sazdır, iki teli bağırsaktan, diğer teli de (icra teli) at kılından yapılmıştır. Tek tel üzerinden icra edilir. Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin ney üflediği zannedilir oysaki kendisi bizzat rebab icra etmiştir. Hindistan cevizinin önüne gerilerek yerleştirilen deri yayın balığı derisinden elde edilir. Pes sesli bir sazdır.Ses aralığı yaklaşık iki buçuk oktavdır.Perdesiz bir sazdır.Son dönemlerde icrasının kolaylaştırılması için perdeler eklenmiş olanları da vardır.Ancak bu rebablar, aslında “rabab” olmaktan çıkmış ayrı bir enstruman kimliğine kavuşmuştur.

    Iklığ,
    Eskiden Türkler'in kullandığı yaylı bir çalgıdır. "Iklığ" sözcüğü, "yay" anlamındaki "ık" sözcüğünden türemiştir. Iklığın yarım küre biçimindeki gövdesinin yapımı için kap­lumbağa kabuğu (bağa), sukabağı ya da hindistancevizi kullanılırdı. Gövdeye tutturul­muş uzun bir tahta sapı, sapın ucunda da tel sayısınca akort burgusu vardı. Telleri at kılın­dan ya da hayvan bağırsağından yapılan ıklığ tek telli olabildiği gibi iki ya da üç telli de olurdu. Gövdenin göğüs denen ön bölümüne ince bir deri (çoğunlukla da balık derisi) gerilir, teller bu göğüs üzerinde yer alan, kemik ya da tahtadan yapılma, köprü biçi­mindeki eşiğin çentiklerinden geçer ve gövde­nin altına bağlanırdı. Çalınırken ıklığın göv­desi iki diz arasına sıkıştırılır, sapı ise sol elle diklemesine tutulurdu.

    Dünyanın hemen her yerinde buna benzer çalgılara rastlanmaktadır. Günümüzde Asya Türkleri'nin kullandıkları ıklığ benzeri çalgı­ların her dil ya da lehçedeki adları az ya da çok değişiktir. Bazı boylar, bu çalgıya İran kültürünün etkisiyle kemence adını verirken bazıları ise kopuz, gıcak, kıcak ya da kıyak sözcüklerini kullanmaktadır.
    Günümüzde Anadolu halk müziğinde kul­lanılan kabak kemane ile 19. yüzyıla kadar Türk müziğinde ve özellikle de Mevlevi müzi­ğinde gözde bir çalgı olan rebap da ıklığ benzeri çalgılardır.

    Sivas' ta kuru üzüme verilen ad...


    Üsküc,
    Kuru üzüm,
    Et kurusuna ve meyve kurusuna Türkler kak derlerdi. Bugün de Anadolu' da meyve kurusuna kak deniyor. Türkler, 11. yüzyılda, kayısı ve zerdaliyi yarmadan, çekirdeği ile birlikte kurutmakta ve buna küli derlerdi. Kuru üzüme üsküc denirdi. Kurutma, daha çok güneşte kurutma biçimindedir.

    Taze üzüm, potasyum karbonatla suya yatırılır ve kurutulur. Zeytinyağı parlatıp sarartır. Potasyumun yerine ayçiçeği sapı, bağ çubuğu ve sakızlık çalısı külü de kullanılabilir. 

    Karaciğerin dostudur. Kan yapar. Kekikle yenirse vücudu şişmanlatır.  
    Kumları döker, idrarın damla damla gelmesinin tedavisinde iyi gelir. Çekirdekleri alınır karabiber konulup yenir.  
    Sert urları eritir. Kuru üzüm, safran, yumurta sarısı, kuş yemi, keten tohumundan merhem yapılıp uygulanır.  
    Unutkanlığı giderir, dimağı kuvvetlendirir. Günlük ile yenilir.  
    Sarılığı giderir, sirke ile yenir.  
    Öksürüğü keser. Anason ile kaynatılır, badem yağı ile içilir.  
    Çıbanları patlatır, iyileştirir. İç yağı ile merhem yapılıp uygulanır.  
    Üzüm çekirdekleri selülit tedavisinde kullanılır


    Zekeriya Sofrası;

    Kuru üzüm zekeriya sofrasında yer alır. Bir Zekeriya Sofrası Listesi Şöyledir:
    1) Antep fıstığı,  2) Fındık, 3) Sarı leblebi, 4) Kuru üzüm,  5) Beyaz leblebi ,  6) Kuru erik , 7) Dut kurusu , 8) Yerfıstığı , 9) Pestil , 10) Kuru incir , 11) Şeker, 12) Portakal, 13) Mandalina, 14) Ayva, 15) Armut, 16) Muz, 17) Kestane, 18) Hurma, 19) Ceviz içi, 20) Damla sakızı, 21) Vişne kurusu, 22) Kesme şeker, 23) Çikolata, 24) Tepsi böreği, 25) Sigara böreği, 26) Zeytinyağlı dolma, 27) Kuru köfte, 28) Patates salatası, 29) Patates kızartması, 30) Turşu, 31) Bisküvi, 32) Maydanoz, 33) Tere,  34) Roka, 35) Marul,  36) Salatalık,  37) Taze soğan,

    Sivas yöresine özgü, üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek hazırlanan bir tür hamur işi ...


    Sübüra,

    Malzemeler:
    1 bardak soğuk süt
    Yoğurt
    Sarımsak
    Tereyağı

    Hamur için,
    Un
    1 adet yumurta
    Tuz

    Yapılışı;
    Unun içine bir yumurta kırılır. Tuzu da atıp yoğrulur. Sonra alınan yumaklar 1 mm kalınlığında açılır. Biraz kuruduktan sonra un serpilip dörde bölünür. Parçalar üst üste konularak 6-7 cm lik şeritler haline getirilir. 2 cm boyunda ve kareler halinde kesilir. İçlerine ince doğranmış soğan, kıyma, maydanoz, tuz ve biber harç olarak konulup muska şeklinde kapatılır. Kaynayan suya atılıp toptan haşlanır. Pişince süzülür, üzerine sarımsaklı yoğurt ve yağ dökülüp yenir. Hafif sulu çorba kıvamında da sofraya getirilir.  

    Büyük boy tencereye orta ocak ateşte 2 litre su konularak kaynatılır. Kaynayan suyun içerisine 2 kase sübüra eklenir (tuz, su ve undan yapılan hamur parçaları). Suyun yarılaması gerektiğinden ortalama pişme süresi 20 dakikayı bulabilir. Suyunu çeken sübüraya 1 bardak soğuk süt eklenerek karıştırılır. Bir büyük salata kasesine 3 diş sarımsak soyularak ezilip eklenir. İçerisine 1 kg yoğurt eklenerek karıştırılır. Lapa görünümündeki sübüra, sarımsaklı yoğurda karıştırılır. Sonrasında tavaya 1 yemek kaşığı tereyağı ilave edilip eritilir. Kızan yağın içerisine 3 adet yumurta kırılıp karıştırılır.. Kırılan yumurtalara 1 çay kaşığı pul biber serpilerek sübüranın içerisine eklenir. Yemeğimiz 4 kişilik olup ortalama 20 dakikada yapılmaktadır.
    Su şehrine ait olduğu da söylenir.


    Sivas yöresine özgü yemekler;
    Hurma, Tırhıt, Kelecoş, Kelle tatlısı, Karaş, Hingel, Sübüra, Çırliet, Üzümleme, Kavurma Herlesi,

    Dünyanın en büyük ince dallardan örülmüş, sepetinin bulunduğu yer ...

    Nowy Tomysl,
    Polonya' nın Nowy Tomysl (Almanca : Neutomischel) kasabasındadır.,
    İlçenin en köklü geleneği haır, örme sepet işidir. Kentin merkezindeki meydanda bulunan, 2006 yılında örülmüş sepet, 9 m. genişliğinde, 17 m. uzunluğunda ve 7.7 m. yüksekliğinde olup dünyanın en büyük örme sepeti olarak Guinness rekorlar kitabına (Guinness Book of Records) girmiştir. Kasabada ayrıca ünlü bir sepet ve saz yetiştiriciliğine ait bitki müzesi ile küçük bir hayvanat bahçeside yer almaktadır.

    Leyleğe benzer bir kuş ...


    İbis,

    Beyaz İbis (Eudocimus alba) ve Al renkli İbis (Eudocimus Rubra);
    Bunlardan, balıkçıl kuşu iriliğindeki beyaz ibis’in kanatlarının ucu yeşilimsi siyahtır. Amerika’nın tropikal ve subtropikal bölgelerinde yaşar. 

    Tropikal Güney Amerika’nın harikulade al renkli ibisi’nin ise pırıl pırıl bir koyu kırmızı rengi ve mavimsi siyah kanat uçları vardır. Her iki kuş da bazı bölgelerde gayet bol olup yüzlerce başlık sürüler halinde toplaşırlar. Venezuela içlerinde binlerce al renkli ibis ve birkaç da beyaz ibis’ten meydana gelmiş sürülere rastlanmıştır. Beyaz ibis Birleşik Amerika’nın güneyinde yuva yapar.

    Kutsal ibis, (Threskiornis aethtopica);
    İbis’lerin bilinen yirmi altı türünün en iyi tanınanıdır, ibis ailesinin bilimsel adı ibadet kuşu anlamına gelir. Eski Mısırlılar, beyaz tüylerle kaplı bir vücudu, dantel gibi siyah kuyruk tüyleri, çıplak bir kafasıyla çıplak bir boynu olan kutsal ibis’e taparlardı. Hatta ilim ve irfan tanrıları Tot’u ibis kafalı olarak resmederlerdi. Tot, ölülerin tanrısı Osiris’in kâtibi olarak, ölülerin dünyada yaptıklarını kaydetmekle görevliydi. Mısır mezarlarında bu kusun mumyalarına rastlanmıştır.


    Orman İbisi, (Mycteria americana).

    Birleşik Amerika’ da bulunan biricik leylektir. Florida’nın selvili bataklıklarında ve memleketin güney - doğusunun baş ka köşelerinde çok kere on beş bin kuşluk muazzam koloniler halinde ürer. Arada daha kuzeye de çıkar. Orman ibisi, siyah kanatlı iri bir beyaz kuştur: Uzunluğu 120 santimi bulur. Çıplak, çirkin kafasından ötürü, yerine göre, deri kafalı, yassı kafalı, demir kafalı, papaz, İspanyol akbabası gibi türlü lâkaplar edinmiştir. Orman ibisi’ nin de, bütün leylekler gibi, saatlerce havada kalmasını sağlayan çok büyük kanatları vardır. Leyleklerin çoğu gibi sessiz bir kuştur. Fakat bazen kalabalık bir kolonide bulunan yüzlerce yavru karınları acıktığı zaman hayli gürültü edebilirler.

    Parlak İbis; (Piegadis falcinellus)

    Parlak ibis veya öbür adıyla Çeltik kargası, Eski Dünyanın sıcak bölgelerinde çok yaygındır. Birleşik Amerika’da enderdir. Fakat yakın akrabası olan beyaz yüzlü çeltik kargası' na (Piegadis guarauna) Birleşik Amerika’nın batısındaki bataklıklarda çok rastlanır. Her iki tür de tavuk iriliğindedir ve tunç veya yeşilimsi parıltılı siyahımsı tüyleri vardır. Bu ibisler yüksek sazların arasında dağınık görünüşlü ottan yuvalar yapar ve yeşilimsi mavi yumurtalar yumurtlar.

    Popüler Yayınlar

    İzleyiciler

    Yeni içerikler için takip edin!

    BULMACA ANSİKLOPEDİSİ