Yunan müziğine özgü tiz sesli bir obua ...

Pipiza,
Yunan müziğine özgü,tiz sesli bir obua,

Kapitalizmin ilk sanayi girişimi dönemine özgü imalathanelere verilen ad...


Manüfaktür,
Manifaktür,

Latince de manus, el; factura yapmak manasında olduğundan, ilgili sözcük elle yapmak anlamına gelir.  İlk ve en yaygın örneği yünlü dokumada çıktığı için bu önerme çok da doğruluk arz etmez. 

Çünkü Anadolu da, İtalyan tacirlerinin de etkisiyle, dokuma satan mağazalara hala manifaturacı denmektedir.

16-18. yüzyıl manüfaktür işçisi, hemen her yerde, hâlâ bir üretim aletine, tezgaha, aile çıkrığına, ve boş zamanlarında işledigi küçük bir miktar toprağa sahipti. Proleter bunlardan hiç birisine sahip değildir. Manüfaktür işçisi, hemen her zaman, kırsal kesimde ve kendi toprakbeyi ve işvereni ile azçok ataerkil ilişkiler içerisinde yaşar; proleter ise, çoğunlukla büyük kentlerde yaşar ve işvereni ile yalnızca para ilişkisi içerisindedir.

Bir sanayi metasının üretim aşamasında ihtiyaç duyulan tüm mühendislerin, zanaatçıların ortak bir çatı altında toplanıp bir araya gelmesiyle oluşturulmuş elbirliğidir. Örneğin; bir koltuk takımının üretim aşamasında keresteciye, oymacıya, tekstilciye, boyacıya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyaç duyulan ve kendi alanında uzmanlaşmış zanaatçıların tek bir tesis ve kapitalistin denetimi altında bir araya getirilmesidir. İşte böylece manüfaktür kapitalist üretim sistemini doğururken, loncaların da sonunu hazırlamıştır.

Muğla' nın Milas ilçesine bağlı turistik bir belde ...

Ören, (İng. ruins ),
Eski yapı veya kent kalıntısı. 
Eski zamanlardan kalma kent, kale ve duvar yıkıntıları.
(Mimarlık) Eski çağlardan kalma yıkıntı.
Kent, şehir. 
Yapı kalıntısı, harabe.
Virane, harabe.
Kalıntı.
Otlak.

Ören beldesi, Muğla iline bağlı Milas ilçenin 40 km. güneyinde Gökova Körfezinin Kuzey sahilinde yer almaktadır. Arkası sarp kayalık dağlara dayanan kentin önünde koca çayın getirmiş olduğu alivyonlarla oluşan ovası uzanır. Bugünkü Ören Beldesi Antik Keramos kentinin üzerine kurulmuştur.

Mitolojide Dionysos'la Ariadne'nin oğlu ve çömlekçilik sanatının kurucusu sayılan Keramos'un adını taşıyan kentin harabeleri bugün modern belde yerleşiminin içinde hala ayakta kalabilmiştir.
Kayra dönemindeki ismi olan keramos Yunancada çömlekçilik anlamına gelmektedir. Bu isim zamanla değişerek Gereme ismini almıştır. Keramos'un arkaik çağdan başlayarak o zaman Akdeniz'den etkili Helenleşme sürecinin dışında kalmamış olduğunu, Helenleşme sürecinin M.Ö. 7-6. Yüzyıllarda başlamış olabileceği, ele geçen Yunan tipi Arkaik yontularda görülmektedir. Helenistik döneminde deniz aşırı ülkelerle örneğin, Mısır ilede doğrudan ve dolaylı ilişkiler kurduğunu özelliklede Romus dönemindede adını Asia eyaletinde duyurmuştur.

Keramos kenti M.Ö. 5. Yüzyılda üyesi olduğu Attika-Delos deniz birliğine 1,5 talant vergi ödüyordu. Daha sonra Khrysaor birliğine bağlanan şehir arazi ve köylerinin çokluğundan yararlanarak etkin bir konuma gelmeyi başarmıştır.

Ören beldesinde Akdeniz iklimi egemendir. Yıllık ortalama 20 C civarındadır. Temmuz ve ağustos aylarında bu sıcaklık 32 ila 34 C'ye çıkmaktadır. Sıcaklık kışın 10 C'den aşağı düşmemekle birlikte, kışın yağışlı ve ılık, yazın ise kurak ve sıcaktır.

Deniz sıcaklığı ortalama 22 C civarındadır. Ağustos ve eylül aylarında ise deniz sıcaklığı 24 ila 26 C'ye çıkmaktadır. Kışın ve yaz mevsiminde Gökova körfezinden esen Lodos rüzgarı yazın doğal klima işlevini görmektedir. Beldede ormanlık alanın çokluğundan dolayı nem oranı minimum düzeydedir, oksijen oranı yüksektir. Bu nedenle, şeker hastası, bronşit, romatizma hastalarına doktorlar Ören'i tavsiye etmektedir.

Tarihi, denizi, kumsalı ve doğasıyla şirin belde olan Ören'e karadan ve denizden ulaşım mümkündür. Ören beldesi dünyanın en önemli turizm merkezi olan Bodruma 60 km., Milas ilçesine 40 km., Muğla iline ise 58 km. mesafededir. Ören beldesi ile Bodrum-Milas havaalanı arası 49 km. dir.

Yöre halkı 1990 yıllarına kadar geçimini tarım (narenciye, susam, tütün, pamuk, hububat), hayvancılık, dokumacılık, (halı, kilim, ipek, bez, vb.) ile sağlamaktaydı. 1990 yıllarından sonra ekonomiye turizmin katkısı anımsanmayacak kadar artmıştır. Otelcilik, restoran işletmeciliği, yatçılık ve eğlence mekanları gibi turizm işletmeciliği yaygınlaşarak ekonomide önemli bir boyut kazanmıştır.

Gökova Körfezi Türkiye'de en fazla balık çeşidi bulunan bir iç denizdir. Bu nedenle belde halkının bir kısmı geçimini balıkçılıktan sağlamaktadır. Gökova körfezinde, lagos, çipura, sinarit, fangiri, mercan, barbun, levrek, kefal gibi tüm balık çeşitleri yılın on iki ayında avlanabilmektedir. Ören beldesinin ılık bir iklime sahip olmasından dolayı seracılık da yaygın olarak yapılmaktadır. Ören ve çevresinde; Çökertme, Gürceyiz, Akçakaya, Kızcağız, Bakırköy, Dereköy, Bozalan, Pınar ve Türkevleri köylerinde (halk arasında Gereme köyleri denilmektedir), halı, kilim, ipek, bez dokumacılığı yaygın olarak yapılmaktadır. Özellikle taban halıları yaygın olarak dokunmaktadır. Gökova Körfezinin önemli noktasından biri olan Ören beldesinde yatçılık ve yat turizmi önemli yer tutmaktadır.

Şair Melih Cevdet Anday’ın (1915-2002) da doğum yeri olan Ören’in turizm ve balıkçılık dışında en önemli gelir kaynağı halıcılık. Hatırı sayılır bir üne ulaşan Milas halılarının bir kısmı, ilçeye bağlı bu şirin beldedeki kadınların hünerli ellerinde dokunuyor.

Adana, Tufanbeyli ilçesinde bir antik kent ...

Şar,
Şar, Adana'nın Tufanbeyli ilçesine 15 kilometre mesafededir.
Tufanbeyli İlçesi' nin kuzey ucunda Kayseri İl hudutlarına birkaç km. uzaklıktaki örenyerinde Hitit, Roma ve Bizans dönemi eserleri yer almaktadır. Kilikya Komanası diye anılan bu antik şehir, Şar, Etilerin dini merkezlerinin ikincisi olup ilki Pontus Komanası idi. Hitit Kralları bizzat gelerek burada dini ayinlere katılırlardı. Bu dini merkezlerde başrahibin emrinde kadın ve erkek altı bin kişi hizmet görürdü. Tapınağa vakfedilen zengin toprakların gelirini de başrahip alırdı. Büyük rahiple kral aynı soydandı ve başrahibin Kilikya ve Kappadokya komanaları' ndaki mevkii kraldan hemen sonra gelirdi. 

Şar'da ayakta kalabilen eserler çoğunlukla Roma eserleridir. Bunlar arasında amfiteatr, yani kademeli açık hava tiyatrosu bilhassa dikkati çeker. Yukarı mahallenin güneyinde, çayın sol kıyısındaki yamaçta yer alan bu tiyatro ne yazık ki bugün bir hayli harap durumdadır. Ayakta kalan bölüm, yüksek bir duvar ile merdiven şeklinde yükselen bazı sıralardır. Bu merdivenlerin altında hem destek vazifesi gören ve hem de vahşi hayvanların barınak yeri olarak kullanılan mahzenler vardır. Bunların bir kısmı halen toprak altındadır. Şar Antik Kent'inde bir diğer önemli eser de Bizanslılardan kalma kilisedir. Kubbesi yıldırım düşmesiyle yıkılmış olan bu tapınak muntazam yontulmuş gayet iri taşlarla inşa edilmiştir. "Kilise Mahallesi" diye anılan yerdeki bu Hıristiyan tapınağının ayakta kalan tek bölümü apsis kısmına ait 5 metre yükseklikteki duvardır. Bu binaya ait yerdeki taş bloklar üzerinde çeşitli geometrik motifler ile biri üzerinde bir haç şekli görülür. 

Şar'ın maziden kalan en kıymetli ve nadide eseri "Alakapı" dır. Bulunduğu mevki bu ad ile anılır. Büyük mermer bloklarla meydana getirilen 6 metre boyunda ve 3 metre enindeki bu yüksek yapının, Ana Tanrıça Tapınağı'nın kapısı olduğunu söyleyebiliriz. Tapınak tamamen yıkılmış olmakla beraber, bu kapının yanı başında görülen üzerleri bitkisel motiflerle süslenmiş cephe ve yan duvar taşları binanın orijinal durumu ve ölçüleri hakkında bir fikir verebilmektedir. 

Romalılar zamanında Hieropolis adıyla anılan bu yerde başka bina kalıntıları, rölyefler ve kitabeler ile sütun, sütun başlığı, arşitrav ve kemer gibi çeşit çeşit mimari öğeler görülmektedir.

Çam ağacının çiğnenip emilen iç kabuğu ...

Yalamuk,
Soymuk,
Çam ağacının reçineli kabuğu, soymuk.
Çam ağacının reçineli kabuğundan çıkan öz suyu.
İlkbaharda, çam ağacından akan özsu .
Çamın soyulup çıkarılan tabakası.
İç yumuşak kabuk arasında yürüyen, Öz suyunun bir tasa akmasını sağlarlar. Öz suyunu (Ksilem / Navrık) süt gibi içip, soydukları ince yumuşak kabukları da çiğnerler. Çok lezzetli ve tatlıdır. 


İlkbahar’ da Öz suyunu (Navrık Suyu) on gün kadar yiyip içen doktora muhtaç olmaz. Bir miktar ishal ve halsizlik yapar. Yenilip içildiği zaman vücut tarafından kolay hazmedilir. Bu yanlız köknar ve çamlık olan bölgelere mahsustur. Buna Soymuk derler. 

Ağrı ilinde kayak merkezi olan bir dağ ...

Bubi Dağı,
Ağrı' ya 45 km. , Eleşkirt ilçesine 4 km. uzaklıktadır. Bölge halkına hizmet veren Bubi Dağı Kayak Merkezi, Ağrı’ya 18 km. uzaklıktaki Bubi Dağı'nda yer alır. 650 metre yüksekliğindeki yaylaya kurulmuş olan Ağrı şehri, adını yanında heybetle yükselen dağdan almıştır. Yörede çok sert geçen kara iliminin hakim olduğunu belirtelim. Kayak için en uygun sezon aralık-nisan ayları. Alpin çayırlarla kaplı merkezde, kayak mevsiminde kar yüksekliği 1-2 metreyi buluyor.

Kayak Merkezinde uzunluğu 1227 metre olan kayak pisti ile 600 kişi/saat kapasiteli teleski hizmet vermektedir. 4 kişilik iskemleli sökülebilir telesiyej tesisi yapılmıştır. Tesis uzunluğu 1650 metre, kapasitesi. 1000 kişi/saattir. Ankara ve İstanbul'dan haftanın belirli günlerinde uçak seferleri bulunmaktadır.

Adıyaman' da bir tümülüs ...


Sofraz,
Karadağ,
Karakuş,

Sofraz Tümülüs Mezarları,
İl merkezine 45 km., Besni ilçesine 15 km. uzaklıkta, Üçgöz (Sofraz) köyündedir. 15 m. Yüksekliğinde olan mezarın üzeri kırma taş ve molozla örtülüdür.

Dikilitaş (Sesönk),
Besni ilçesinin 33 km. güneydoğusunda, Kızıldağ üzerinde Kommagene Kralı II. Mithridates tarafından inşa edilen anıt mezar, herbiri yaklaşık 10 metre yükseklikte üç çift sütunla çevrelenmiştir. Sütunları üzerinde kadın, erkek ve aslan kabartmaları bulunmaktadır.

Karadağ Tümülüsü

Adıyaman’a 5 km mesafede, Karadağ eteğindedir. 2 bölümden oluşan bir kaya mezar bulunur. Ayrıca buradan şehir ve baraj göl manzarası da izlenebilir.

Sofraz Tümülüsü (Üçgöz),
Besni ilçesine 15 km. uzaklıkta, Üçgöz Beldesindedir. Anıt mezarın üzeri kırma taş ve molozla örtülüdür.

Beştepeler,
İlimize 25 km mesafede Ilıcaklı Köyü sınırları içinde yer alır. Yığma taşlardan yapılmış olup 6 adet mezar bulunmaktadır.

Malpınarı (Kaya Anıtı)
,
Adıyaman’a yaklaşık 35 km. uzaklıkta Malpınar mezrasında doğal kaya üzerine oyulmuş Hiyeroglif bir kitabe ve kayalara yapılmış yerleşim birimleri geç Hitit dönemine aittir.

Arsemia Anıtı (Kahta)
Kahta Çayı’nın doğusunda, eski Kahta Kalesinin karşısında bulunan Kommegene Krallığının yazlık başkenti Arsemeia’da bulunan bir anıttır.

Perre Antik Kenti Ve Kaya Mezarları,
Her yönüyle zengin olan Adıyaman, ilimiz merkez Örenli (Pirin) mahallesindedir. Kommagene Krallığının beş büyük antik kentinden birisidir. Başkent Samosata ile Melitene (Malatya ) arasında yer alan bir uğrak yeridir.

Yurdumuzun Göller Yöresi'nde, bir adı da ”Güllüce” olan dağ ...

Anamas Dağı, 
Güllüce Dağları,
Dedegöl (Dedegül), 
Akdeniz Bölgesi'nde, Antalya bölümünün İç Anadolu'ya doğru sokulduğu kesimde, Isparta ilindedir. Arazi oldukça yüksek ve dağlıktır. İlin orta kesimi, yerkabuğuna biçim veren jeolojik olaylarla çökerek çukurlaşmıştır. Karakuş ve Sultan dağlarının en yüksek kesimleri Isparta ilinin kuzeydeki doğal sınırını oluşturur. 


Bu sınır, aynı zamanda Akdeniz Bölgesi'yle Ege ve İç Anadolu bölgelerini de birbirinden ayırır. Anamas Dağlarının en yüksek yeri 2992 m yükseklikteki Dedegöl Dağı’dır. Dedegöl (Dedegül) Dağı ve Anamas (Güllüce) Dağı en yüksek kesimdir. Göller Yöresinde diğer dağlar; Davras, Barla, Akdağ ve Kapı dağlarıdır. İlin orta kesiminde alüvyonlarla dolması sonucunda oluşan Isparta Ovası, verimli bir tarım alanıdır.



Adıyaman' da bir kaya mezarı ...

Turuş kaya mezarları,
Adıyaman il merkezine 40 km. uzaklıkta ve Adıyaman-Şanlıurfa karayolunun 1 km. batısında yer alan Turuş Kaya Mezarları Roma Dönemine aittir. Mezarlar zeminden aşağıya doğru ana kaya oyularak yapıldığından mezarların girişine aşağıya doğru inen 10-13 basamaktan sonra ulaşılır. Bazı Kaya mezarlarının duvar ve kapı girişlerinde çeşitli figürler ve kabartmalar bulunmaktadır.
 
Haydaran kaya mezarları,
Adıyaman’ın 17 km kuzeyinde Taşgedik köyü sınırları içinde yer alır. Burada kaya mezarlar ve Güneş Tanrısı Helios ile Kral Antiochos’un tokalaşma kabartmaları vardır.

Adıyaman' da diğer kaya mezarları, tümülüs, dikilitaş, kaya anıtı ve mağaralar...
Zey Mağaraları,
Adıyaman’a 7 km. mesafede, Zey Köyü yakınında, erken dönem hristiyanların yaşadığı yerleşim birimleri bulunmaktadır. Köyde ayrıca Şeyh Abdurrahman Erzincani’ ye ait bir türbe ve cami yer almaktadır. 

Gümüşkaya Mağaraları,
Adıyaman ilinin 40 km. güneybatısında Göksu nehri kenarında aynı adla anılan köyün batısında kayalardan oyma tünel şeklinde birbirleri ile bağlantılı çok sayıda mağaralar yer almaktadır. Tarihte konut olarak kullanılan bu mağaraların İ.Ö. 150 yılında yapıldığı tahmin edilmektedir. Balkonlara, bölmeli odalara ve kuyulara sahip bu mağaralara sadece bir insanın geçebileceği dar bir yolla ulaşılmaktadır.

Palanlı Mağarası
,
Adıyaman’ın 10 km. kuzeyinde Adıyaman – Çelikhan – Malatya karayolunun üzerinde Palanlı köyü sınırları içerisindedir. M.Ö. 40.000 yıllarında kullanılmış doğal bir mağaradır. Duvarında bulunan ve halen fark edilebilen geyik figürü yalın kontur çizgilerle oluşturulmuştur. Mağara arkeolojik alanı olarak tescillidir. Mağaranın yer aldığı derin vadi ise ender bulunur bir doğa parçası olup, sık bir vejetasyona sahiptir.

Sofraz Tümülüs Mezarları,
İl merkezine 45 km., Besni ilçesine 15 km. uzaklıkta, Üçgöz (Sofraz) köyündedir. 15 m. Yüksekliğinde olan mezarın üzeri kırma taş ve molozla örtülüdür.

Dikilitaş (Sesönk),
Besni ilçesinin 33 km. güneydoğusunda, Kızıldağ üzerinde Kommagene Kralı II. Mithridates tarafından inşa edilen anıt mezar, herbiri yaklaşık 10 metre yükseklikte üç çift sütunla çevrelenmiştir. Sütunları üzerinde kadın, erkek ve aslan kabartmaları bulunmaktadır.

Karadağ Tümülüsü

Adıyaman’a 5 km mesafede, Karadağ eteğindedir. 2 bölümden oluşan bir kaya mezar bulunur. Ayrıca buradan şehir ve baraj göl manzarası da izlenebilir.

Sofraz Tümülüsü (Üçgöz),
Besni ilçesine 15 km. uzaklıkta, Üçgöz Beldesindedir. Anıt mezarın üzeri kırma taş ve molozla örtülüdür.

Beştepeler,
İlimize 25 km mesafede Ilıcaklı Köyü sınırları içinde yer alır. Yığma taşlardan yapılmış olup 6 adet mezar bulunmaktadır.

Malpınarı (Kaya Anıtı)
,
Adıyaman’a yaklaşık 35 km. uzaklıkta Malpınar mezrasında doğal kaya üzerine oyulmuş Hiyeroglif bir kitabe ve kayalara yapılmış yerleşim birimleri geç Hitit dönemine aittir.

Arsemia Anıtı (Kahta)
Kahta Çayı’nın doğusunda, eski Kahta Kalesinin karşısında bulunan Kommegene Krallığının yazlık başkenti Arsemeia’da bulunan bir anıttır.

Perre Antik Kenti Ve Kaya Mezarları,
Her yönüyle zengin olan Adıyaman, ilimiz merkez Örenli (Pirin) mahallesindedir. Kommagene Krallığının beş büyük antik kentinden birisidir. Başkent Samosata ile Melitene (Malatya ) arasında yer alan bir uğrak yeridir.

Muğla' nın Ula ilçesine bağlı turistik bir belde...

Akyaka,
Akyaka, Muğla' ya 26 km., Marmaris' e 30 km., Köyceğiz' 35 km., Ortaca' ya 50 km. ve Dalaman' a 60 km. uzaklıkta.dır. 
Muğla-Marmaris karayolunda Sakar Geçidi vardır. Buradan ova ve Gökova Körfezinin manzarası gerçekten çok güzeldir. Gökova sahilinde yer alan gerçek bir tatil cennetidir, Akyaka. Azmak denilen pırıl pırıl dere ve Akyaka’nın özel mimarisi göze çarpar. 


Akyaka şehir merkezi ve plajı orman alanı tarafındadır. Deniz sığ ve dalgalı olduğu için biraz bulanıktır. Azmak derenin denizle buluştuğu yerde plaj vardır. Tekneyle Azmak deresinde gezmek ve berrak suda tatlısu balıklarını görebilirsiniz. Orman içi dinlenme tesisleri ve biraz ilerisinde Akyaka’nın Çınar plajı ve Gökova Körfezi’nin masmavi sularını görebilirsiniz. Çınar plajının Akyaka ile arası yaklaşık 3 kilometre. Bu yolu takip ettiğinizde, Akbük Koyu’na oradan da Ören (Gereme Keramos)’a gidebilirsiniz.

En küçük izci kuruluşu ...

Oba,
İzci, Dayanışma ve yardımlaşma duygularını geliştirmek, ruhça ve bedence güçlendirilmek için kamplarda ve okullarda eğitilen genç.
İzcilik, kişinin inandığı ve topluma karşı sorumluluk duygularını geliştirilmesinin öğrenildiği bir yaşam biçimidir. İzcilik dünyanın heryerinde içinde bulunduğu toplumun koşullarına göre değişen ve toplumun gereksinimlerine göre hizmet veren bir olgudur.

İzcilik Değerleri (İdealleri): 
İzcilik idealleri izci andı, izci türesi ve parolalarında belirlenmiştir. İzci de bu idealler doğrultusunda daha iyi bir insan olmayı dener. İzcilikte saptanmış olan hedefler yüksektir. İzci olan genç bu hedeflere erişirken neler yaptığını da kontrol eder.

Oba Sistemi: 
Oba, izcilikteki ilk demokratik ve en küçük örgütlü birimdir. Genç bir grup üyesi olmayı, grup içinde yaşamayı ve vatandaşlığın gerektirdiği sorumluluklara katılma konusunda çok çeşitli deneyimleri oba da kazanır. Oba metodu izcilerin bir biri ile demokratik ilişkiler geliştirmesini ve küçük gruplar içinde kendi kendilerini eğitme olanağını verir.

Açıkhava Etkinlikleri: 
İzcilik programı açıkhava etkinliklerine yer verecek şekilde hazırlanmıştır. İzci olan genç böylece sorumluluğu paylaşmayı ve diğerleri ile birlikte yaşamayı öğrenir. İzcilik dört duvar dışında yapılan bir çok çalışmayı kaynaştırıcı niteliktedir.

Terfi Ettirmek (Sınıf Çalışması):
İzcilik; izcilere terfi ettirme aracılığı ile bir kısım aşılabilecek engeller ve yükselinebilecek basamaklar dizisi sunar. İzci de kendi terfisini planlar ve her zorluğun üstesinden gelebilmek için atacağı her adımı programlar. Burada elde edeceği her başarı için ödül alır. Böylece genç kendine güven kazanır. İzci sorumluluk almayı, bir üst noktaya çıkmanın ve başarmanın hazzını da bu sistemde yaşar. 

Liderlik Gelişimi (Fırsatı): İzcilik programı gençlere liderliği öğrenme ve deneme için fırsatlar verir. Her izci hem kendi başına, hem de obasıyla birlikte liderlik yapabileceğini izcilik içinde öğrenir. Gençyaşıtı olanları temsil etmeyi, haklarını savunmayı, onların liderlik rollerini kabullenmeyi öğrenir. Böylece geleceğin iyi vatandaşı olmanın temel taşlarını atmış olur.

Kişisel Gelişme: Tüm bireyler gibi genç büyürken izcilik içindeki çalışmalar aracılığı ile kendi hedeflerini planlamayı ve programlamayı öğrenir. İzcilik çalışmaları içinde genç iyilik yapma fikri ile kendi kişisel gelişimine katkıda bulunur. Genç kendine ve çevresine iyilik yaparak büyür. Bu tek başına başarılı bir gelişmenin temeli olamaz. Bunun yanında liderlerle birlikte izciliğin amaçları doğrultusunda neler yaptığını da gözden geçirmelidir.

Mafya adamlarının, hesaplaşmalarında kullandıkları kesik namlulu av tüfeği ...

Lupara,
Menşei Sicilya olan, el yapımı modifikasyonla namlusu ve dipçiği kısaltılmış bir çiftedir.
Namlusu kısaltılmış tüfek. Kısa namlulu bir av tüfeğidir. Mafyanın ortaya çıkış yıllarında daha kolay gizlenebildiği için sicilya köylüleri tarafından yaygın olarak kullanılan silahıdır.
İtalyada özellikle kan davalarında kullanılan silahtır.
Mafya arasında da çok yaygındır. Lupara, kelimesi aslında kurt için anlamına geliyor. 


Geleneksel olarak kurt avında kullanılan bir silah. Özellikle Sicilyanın sık ağaçlıklı koruluklarında kolay taşımak için bu tür bir modifikasyon ile kısaltılmış bir silahtır. Lupara' nın Sicilya mafyası ile özdeşleştirilmiş.  Mario Puzzo'nun Baba romanında ve de romandan uyarlanan sinema filimlerinde bol bol bahsi geçen bu silah, halk arasında da Sicilya mafyası ile bağlantılı sayılmış.

Sicilya'da olmasa bile, Amerika'da ki Sicilya mafyası uzantıları, kolay taşınıp kolay gizlenebildiği ve de şoksuz kısa namluları sayesinde geniş bir yelpazeye saçma saçabildiği için sıklıkla kullanılır. Bu da tabii sonuçta halkın belleğinde lupara ile Sicilya mafyasını özdeşleştiren bir diğer unsur olmuştur. Türkiye'de ve diğer pek çok ülkede yivsiz tüfeklerin belli bir namlu boyunun olması şartı var. Bu yüzden Lupara'nın da satılması, alınması, bulundurulması, taşınması vs. yasaktır.

Ankara' nın eski adlarından biri ...

Engürü,
Engüriye,
Ankara,
Ankyra, Ancyra,
Angora,
Anküra,




Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti ilan edildiğinde küçük bir kasaba durumunda olan Ankara şehri, zengin bir tarihî geçmişe sahiptir. Galatlarca Aneyra denen şehrin adı günümüze dek Ankara, Angur, Engürü, Angora biçimlerinden ge­çerek bugün Ankara olmuştur. Anka­ra’da ilk uygar topluluğun, Anadolu’da istikrarı sağlayan Hititler olduğu anla­şılmaktadır.

Tarihi boyunca pek çok isimle anılmıştır. Şehir, Frigler, Galatlar ve Romalılar (Klasik, Helenistik ve Bizans dönemlerinde) tarafından gemi çapası anlamına gelen, klasik Yunanca' da Anküra olarak okunan Ankyra ve Ancyra olarak adlandırıldı. Ankara, Arap kaynaklarında Beldei-el Selasil, Mamuriye ve Ma'muriye-i Selâse olarak geçer. Klasik Yunanca 'Anküra' olarak telaffuz edilen şehrin adı Araplarca korunmuştur. 


Türklerin Anadolu'ya gelmesinden sonra bu ad Ankara ve Engürü olarak değişime uğradı. Batı dillerine de Angora olarak geçti. Engürü adı Arapça ekiyle Engüriye olmuştur.

Ankara' yı egemenliğinde tutan devletler tarafından basılan sikkelerde beliren resmi ad, Selçuklularda Ankara, İlhanlılar döneminde Engürü ve Engüriye, Osmanlı Devletinde Engürü ve Ankara olmuştur. Osmanlılarda 16. yy'dan itibaren şehrin adı resmen Ankara olmasına rağmen onu izleyen yüzyıllar boyunca halk tarafından Engürü, Batılılar tarafından ise Angora olarak adlandırılmaya devam etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra diğer adların kullanımı son bulmuş ve Ankara adı evrenselleşmiştir.

Eski çağlarda Karadeniz' in kuzey doğusundaki bozkırlarda yaşayan göçebe bir halk ...

Alanlar,

Alanlar (Latince Alani, Halani, İran aryana) ,
İrani dillerde konuşan iskit-sarmat kökenli göçebe bir halk. Alan adı yazılı kaynaklarda ilk defa M.S. 1. yy' da ortaya çıkar. Bu Azak Denizi ve Kafkas' larda ortaya çıktıkları döneme denk gelmektedir.

Alanların bir kısmı IV.yy'da Büyük Halklar Göçüne katılmıştır. Kalanlar ise Kafkas coğrafyasında yerleşik hayata geşmişlerdir. Alanların klan esaslı birliği daha sonra Alaniya olarak bilinen Alan ve yerel Kafkas halklarını biraraya getiren ve Tatar-Moğol İstilasın' na kadar devam eden feodalizm öncesi yönetim şekline sahip bir devlet oluşturmuşlardır. 1230' lu yıllarında sonuna doğru Alaniya' yı ele geçiren Tatar, Moğollar hayatta kalan Alanları Kafkasya' nın merkezindeki dağlık yerlerde ve Kafkas Dağları'nın ötesine yerleşmek zorunda bırakmışlardır. Buralarda yerel halkların da karışması ile Osetya' lı olarak yaşamlarını sürdürmüş ve Kuzey Kafkasya' daki halkların etnik kökeninde önemli rol oynamışlardır. Karadeniz' in kuzey doğusundaki  bozkırlarda yaşayan bu göçebe halk alanlardır.








Kaynakça, http://tr.wikipedia.org/wiki/Alanlar

Hindistan' da idrarla yapılan tedavi yöntemine verilen ad...

Amaroli, 
İdrarın, zihinsel ve fiziksel sağlık kazanmak için dahili ve harici olarak kullanıldığı yoga tantra çalışmasıdır. İdrarı % 95 su, % 2,5 üre %2,5 tuz geri kalan yüzde birlik kısmında ise mineraller, enzimler ve hormonlar oluşturur. Hindistan gibi bazı kültürler de idrarın tedavi edici özellikleri olduğuna inanılır. 

Çin idrar terapisi derneği idrarın steril ve antiseptik olduğunu söylüyor. Ciddi bazı yoga hocaları kendi idrarını içmeye amaroli diyor. İdrar terapisi uygulayan en ünlülerden biri hindistan başbakanlığı yapmış olan Morarji Desai' dir. 99. Doğum günü kutlamasında Desai uzun ömürlü olmasını hergün idrarını içmesine bağlamıştır. Bu tür tedaviler iğrenç uygulamalardır. Daha iğrenci ise insanın kendi dışkısını yemesi anlamına gelen koprofaji isimli psikiyatrik bir hastalık daha vardır.

Bu daha çok şizofreni hastalarda alkoliklerde demans depresyon hastalarında görülür.

Yapısına girdiği sözcüğe "kendi kendine" anlamı katan yabancı önek ...

Oto,
Yunanca Autos, 
Kendi kendine anlamına gelen ve Türkçeye girmiş yabancı bir önek, kelimedir.

Kimi giysilerin omuzlarına süs olarak takılan parça ...

Apolet, (Fr. épaulette),  
Omuzluk,

Subaylarda rütbeyi göstermek için üniformaların omuzlarına takılan işaretli parça, omuzluk. (Denizcilerde spalet denir).
Subayların omuzlarında yer alan, rütbelerini belirten arma. 

Giysilerin omuzlarına süs olarak takılan parça.
Subayların rütbesini gösteren üzerinde yıldız, çelenk, kılıç v.s bulunan omuza takılan askeri bir eşya.  

Kara ve hava kuvvetlerinde üniformanın yaka kısmına ise spolet denir. 
 

Arap abecesiyle yazılan ve ancak büyüteçle okunabilen bir yazı türü ...

Gubari, 
Eski harflerle yazılan bir çeşit ince yazı. 
Bu isim Arapça toz demek olan gubardan alınmıştır. Yazı, toz gibi ince yazıldığı için bu adı almıştır. Eski Türk devletlerinde güvercin postalarıyla gönderilen mektuplar bu yazı ile yazılırdı. 

Gubari hattı kaynaklarda gubarü’l-hılbe, kalemü’l-hılbe, kalemü’l-cenah olarak da adlandırılır.   Gubari yazı, çok küçük yazılması sebebiyle her çeşit yazıya uygulanabilirse de, yapısı itibariyle daha ziyade nesihle birlikte nesta’lik ve rik’a yazılarına daha uygun düşmektedir. Eskiden posta vazifesini gören güvercinlerin kanadına bağlanan mektuplar gubari hattıyla yazıldığı için bu yazıya “kalemü’l-cenah” (kanat yazısı) adı da verilmiştir. 

Cepte taşınacak veya savaşta sancaklara takılacak kadar küçük boydaki mushaflarda ve içleri boş iri harflerin iç kısmına ayet ve hadislerin yazılmasında gubari yazı kullanılmıştır. Bu gün pek çok evin duvarlarını süsleyen, büyük boydaki bir tabaka kâğıda sığdırılacak şekilde yazılmış Kur’an-ı Kerim levhaları ve “Yasin” kelimesinin içine sığdırılmış Yasin Suresi levhaları bu yazı için örnek teşkil etmektedir.

Tarihte bu yazıyı iyi yazdığı için “Gubari” unvanını alan ve mahlasını kullanan hattat ve şairler vardır. Bunlardan İstanbul’da Sultan Ahmed Camiinin yazılarını yazan Seyyid Kasım (ö.1034/1624-25 ), bir pirinç tanesinin üstüne İhlas Sûresini yazmış ve bundan dolayı “Gubari” ünvanıyle meşhur olmuştur. Şeyh Hamdullah’ın oğlu Mustafa Dede’nin talebesi olan Akşehirli Abdurrahman Gubari de ( ö.974/1566 ) hem hattat hem şair olarak aynı mahlası kullananlardandır. 

Bu kabil yazıların sanat kıymeti inceliklerindendir. Gelişi güzel yazılamayacağı cihetle, sanatkâr olmayanlar bu yazıyı yazmaya pek de muvaffak olamazlar. Sokollu Mehmet Paşa’nın bilye şeklinde hürmüz incilerinden bir tesbihi vardı. 99’ luk bu tesbihin şahane inci taneleri üzerine gubari hat ile Kur’an-ı Kerim’in tamamı yazılı idi. Ancak özel büyüteçle okunabildiğini söylemek, bu hat türü ve hattatının sabır ve mahareti hakkında bir fikir verir.

Köpekbalığı çeşitleri ...

Harharyas,
Büyük Beyaz Köpekbalığı,
Boyu 6 (nadiren 7) metreye ağırlığı 1.7 t. kadar ulaşabilen bu köpekbalığı, bütün dünyadaki ılıman sularda, dolayısı ile Türkiye'nin Akdeniz, Ege ve Marmara kıyılarında bulunur. Bazı kaynaklarda, Karadeniz'de de bulunduğu belirtilir. 


 Türkiye'de gerçek adı olan Harharyas, Rum kökenli balıkçılardan kalan bir isimdir. İstanbulda eskiden, Adalar ve İstanbul Boğazı çevresinde bu köpekbalığıYaşamaktaydı. Atlantik okyanusu'ndakilerin üreme bölgesi Ege'dir. Harharyas ya da diğer adı ile Büyük Beyaz Köpekbalığının Akdeniz havzasındaki temel besinleri, Orkinos balıklarıdır. Ancak Orkinos balıklarının neslinin azalması sonucu Yunuslar ile beslenmeye ağırlık verdikleri tahmin edilmektedir.

Mako (Dikburun), 
Sanbar (Sandbar), 
Kum Köpekbalığı, 
(Carcharinus plumbeus),
Boğa Köpekbalığı, 
Esmer Köpekbalığı,
Büyük Burun Köpekbalığı.
Kaplan köpekbalığı,
Büyük beyaz köpekbalığı 
(Carcharodan carcharias).
Apolet köpek balığı (Hemiscyllium ocellatum), 

Eskişehir' in Alpu ilçesinde bir mağara ...

Ulubük,Ulubük Mağarası,

Alpu ilçesinin yaklaşık 30 km kuzey batısında, Alpınar Köyünün 2 km güneyinde Ulubük Yaylası’nda yer alır. 
Mağaranın bulunduğu alan Sakarya Nehri ve Porsuk Çayı(Eskişehir) akarsu havzalarını birbirinden ayıran yüksek bir sırt halindedir. Sakarya’ya bakan mağaraya Eskişehir-Alpu-Gökçekaya Barajı yolu ile gidilmektedir. 


Mağaraya herhangi bir vasıtayla gidilebilir. Sakarya Nehri’ne bakan ormanlık yüksek bir alanda bulunan Ulubük Mağarası’nın içi, zengin damlataşlarla kaplıdır. 

Kara Mağara,
Alpu’nun yaklaşık 25 km kuzeydoğundan bulunan Karacaören köyünün 2 km kuzeyinde Sulununkıran Tepe’sinin Sakarya Nehri’ne bakan kuzey yamacının başlangıcında yer alır. 

Kanyon şekilli derin vadi içinde akan Sakarya’nın sol yamacının en üst kesiminde bulunan mağaraya, Alpu-Gökçekaya Barajı yoluyla gidilmektedir. 


Bu yoldan ayrılan stabilize yol, Kuzayva ve Gümele köylerinden geçerek Karacaören’e varır. Bu yol, daha sonra Otluk ve Kandamlamış köylerinden geçerek Eskişehir-Alpu-Mihalıççık-Nallıhan yoluna bağlanır.

Karacaören köyünden yarım saatlik yürüyüşle Kara Mağara’ya ulaşılmaktadır. İçeri görünümleri son derece güzel sarkıt dikit, sütun ve duvar damlataşları ile kaplı olan Kara Mağara, turizm amaçlı kullanıma son derece uygun fiziksel özelliklere sahiptir. Ayrıca gerek mağara çevresinin vahşi güzelliği(Sakarya Nehri ve Gökçekaya Barajı hemen önündedir.) ve uçaktan bakıyor hissi vermesi ve gerekse ulaşımın kolay olması, önemini daha da artırmaktadır.

Diğer mağaralar;

Koçakkıran Mağarası,
Kötüfatma Mağarası,
Karamıkini Mağarası,
Kara Mağara.

Devletin arazi ve arsaların alan, sınır ve hukuki durumlarını saptayarak plana bağlanması ...

Kadastro, (İsp. catastro), 
Kadastro (Osm., Farsça), 
Bir ülkedeki her çeşit arazi ve mülk yerinin, alanının, sınırlarının ve değerlerinin devlet eliyle belirlenip plana bağlanması işidir.
Bir ülkedeki arazi ve mülklerin alanını, sınırlarını ve yerini belirtip plânlama işidir.

Taşınmaz malların sınırlarının arazi ve harita üzerinde belirtilerek hukuki durumlarının ve üzerindeki hakların tespit edilmesi işlemine kadastro denir. 


Memleketin kadastral topografik haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarını arazi ve harita üzerinde belirterek hukuki durumlarını tespit etmek ve bu suretle tapu sicilini kurmak, ve harita üzerindeki fenni değişiklikleri takip etmekle görevli kamu idaresine kadastro müdürlüğü denir.

Bir bölgedeki özel arsaların kaydıdır; bu arsalar sistematik şekilde numaralandırılır, her birinin çevresi ve parsel tanımlayıcısı büyük ölçekli haritalarda gösterilir, hem haritada hem de kayıt defterinde bu arsanın niteliği, büyüklüğü, değeri ve onunla ilgili hukukî haklar belirtilir.

Çim motoruyla çalışan, dört tekerlekli ve küçük yarış arabası ...

Gokart,
Go-kart; kart adı verilen çok küçük, benzin ve hava  soğutmalı, arkadan motorlu, dört tekerlekli minyatür araçlarla  yapılan pist yarışıdır. 

Karting; Motorsporlarının temelidir ve pist  yarışlarının küçük kardeşi olarak kabul edilir. 7 den 70e her  insanın yapabileceği bu spor dalı hem kolay olması hem de  maliyetinin düşük olması nedeniyle hızla popülerleşmektedir.

Go-kart, 1950'li yıllarda ABD'de, eskiyen çim biçme makinelerinin motorlarının  tekrar kullanılabilmesi amacıyla yapılan çalışmalar sonucu ortaya  çıkmıştır. İngiltere, Avustralya ve Japonya olmak üzere uluslararası yarışmalarda kullanılmaya başlandı. Uluslararası Karting organizasyonların yönetimi İsviçre'de kurulan CIK (Uluslararası Karting Kurulu) tarafından yapılmaktadır. Hoş bir hobi olmanın dışında karting, motor sporlarına başlamak için de sağlam bir temel hazırlıyor. Birçok ralli veya Formula pilotu bu spora karting yaparak başlamıştır. Bunlara örnek olarak 1994-1995 Formula1 Dünya Şampiyonu Michael Schumacher ve kardeşi Ralf Scumacher'i verirsek herhalde yeterli olur. Hatta Michael Schumacher, aynı zamanda Köln'ün 30 km kadar dışında uluslararası standardlara sahip büyük bir go-kart pistinin sahibidir.

Türkiye'de bu sporun ilk kez tanınması Demir Bükey aracılığıyla gerçekleşmiştir. Önce 1970'li yılların ortalarında ÜstBostancı Go-kart Pisti hizmete girdi., İstanbul Karting Kulübü'nün de kurulmasıyla birlikte ilk ciddi pistine 1980'lere doğru kavuştu. 1987 yılında Cem Hakko'nun öncülüğünde tekrar canlandı ve Tuzla Karting Pisti'nin yapılmasıyla önlenemez bir yükselişe geçti. 1998 yılında İzmir, Ankara ve Adana'da yapılan pistlerde Türkiye Karting Şampiyonası yarışları yapılmaya başladı. Resmi yarışların yanı sıra Istanbul icinde (Topkapı, Büyükçekmece, Tatilya) Adana, Bodrum, Antalya, Alanya, Kuşadası, Çeşme'de de ticari amaçlı küçük karting pistleri açıldı. En son Bursa Nilüfer'de yeni bir karting pisti hizmete girdi.

Başlangıçta kullanacağınız araçlar 5,5-6 HP güç üretebilen 160 cc hacminde tek taraflı motorlara sahip. En fazla 75 km/s hıza ulaşabilseler de pist içinde bu hız ortalama 40-50 km/s. Türkiye'de profesyonel anlamda bu sporu yapmak istiyorsanız Türkiye Otomobil ve Motor Sporları Federasyonu'ndan lisans almanız gerekiyor. Bu alanda profesyonel yarışlar ise Tuzla Pisti, Körfez Pisti ve İzmir Pisti'nde yapılıyor. Bu tür yarışmalarda araçlar 120 km/s hıza ulaşabiliyorlar.

"Kardinal Çiçeği" de denilen otsu bir süs bitkisi ...

Lobelya
(Lobelia).
Kardinal Çiçeği, 
Frengi Otu.
Ilıman iklim bitkisidir. Otsu ya da odunsu karakterde tek veya çok yıllık bitkilerdir. Yaprakları almaşıklı olarak dizilmiştir. Çiçekler yaprak koltuğundan çıkmaktadır.  Her bir çiçek sapında bir çiçek mevcut olup çiçekler, dal ucunda ve salkım şeklindedir. Ilıman iklim şartlarında haziran, temmuz'a kadar çiçeklenir. 


Tohumlar mart ve nisan başında kasalara veya yastıklara seyrek olarak atılmalıdır. Tohumlar küçük olduğu için üzeri örtülmez. Hafifçe üzerine bastırmak yeterlidir.

Güneşli yerlerde ve gevşek besin maddece zengin, iyi gübrelenmiş topraklarda gayet iyi gelişir. Killi topraklarda fazla yapraklanma gösterir ve boylanır. Bitkinin yetiştirileceği toprağın sonbaharda işlenmesi gerekir.

Lobelia bitkisi saf halde fazla geniş olmayan parterlerde veya parter kenarlarında, gruplar halinde diğer yaz çiçekleri arasına serpiştirilmiş olarak ya da toprak yüzeyini örtmek amacıyla kullanılır. Sarkıcı formdakiler ise balkonlarda ve pencere önlerinde kullanılır.

Lobelia bitkisinde dikkat edilecek bir konu da ilk çiçeklenmeden sonra bitkilerin budanmasıdır. Böylece 2 – 3 hafta sonra tekrar çiçeklendiği gözlenmiştir. Kısa boylu, parter grup bitkisi olarak ve yeşil alanlardaki kenar kısımları bitkilendirmede kullanılıyor.  Asma sepetler ve vazolar için uygun bir türdür. Yarı dayanıklıdır. Tek yıllık, çiçekleri bol sayıda ve açık mavi renktedir. Çiçek sapları uzundur. Çalımsı ve sürünücü formdadır. 


Boyları 10-25 cm olabilir. Gövde bol miktarda ince dallara sahiptir. Üretimi tohum atılarak yapılır. Tohumlar şubat ve mart ayında atılır ve mayıs ta şaşırtılır.

Değirmi biçimde yassı hap ...

Tablet, (Fr. tablette, İng. tablet ). 
Düz ve yassı biçimli, çiğnenecek veya yutulacak madde,
Toz ilaçların bağlayıcı maddeler ve kolay dağılabilen nişasta, talk, süt şekeri gibi bazı maddelerle karıştırılarak özel makinelerde sıkıştırılarak yapılan, çoğunlukla yuvarlak, yüzeyleri düz veya kabarık olan bir müstahzar çeşidi.

Eski medeniyetlerden kalma, pişmiş veya güneşte kurutulmuş kilden yapılmış, üzerinde çivi yazısı ile metin yazılı belge.

Parlak kırmızı renkte bir süs taşı ...


Lal,
Latince adı Garanatum'dan gelen Lal taşı, Garnet olarak da adlandırılır.  
Tutku taşı,
Merhamet taşı,
Hayal kuran taşı,

Dairesel veya oval biçimli bir taştır. Parlak kırmızı renkte, billurlaşmış, saydam bir alüminyum oksidi olan değerli bir taştır. Kırmızı mavi mor ve kahverengi renkleri olmasına rağmen genelde kırmızısı bilinen sekiz yüzlü bir kristaldir. Dairesel veya oval biçimli bir taştır. Lal'in erkek türü koyu kırmızı, dişi türü ise açık kırmızıdır. Üzerinde taşıyanı, bedensel zayıflığa ve acımasızlığa karşı koruduğu bilinir. 

Lal'in erkek türü koyu kırmızı, dişi türü ise açık kırmızıdır. Üzerinde taşıyanı, bedensel zayıflığa ve acımasızlıklara karşı koruduğu bilinir. "Hayal Kuran" ve " Merhamet Taşı" olarak da bilinir. 

Cinsel enerjiyi ve duyarlılığı artırdığı, cinsel dengesizliğe karşı koruma taşı olarak bilindiğinden bazı yerlerde "Tutkuların Taşı" olarak da bilinir.

Kalp şeklinde yapılmış tılsım Lal' ler, eşleri ve sevgilileri cezbetmeye yaradıkları gibi, yatak ve yastık altına konulduğunda kötü rüyaları ve gecenin kötü ruhlarını kovar. Bedeni kuvvetlendirir, temizler, canlandırır. Bilhassa kan damarları için çok yararlı bir taş olan Lal, hayal gücünü harekete geçirir, sevgi ve şefkati sembolize eder. 

Rahmin üzerine koyularak, üreme gücünü artırma amacıyla kullanılır. Ayrıca adet sancıları, düzensiz kanamalar ve menepoz için de faydalıdır. Erkelerde lal taşını kasıklarının üzerine koyarak üreme güçlerini artırabilirler. Üremeyi artırma amacıyla kullanımda bir-iki hafta boyunca günde en az on dakika süreyle bu uygulama tekrar edilir. bel ağrılarını geçirmede etkilidir. Hassas kişilerin lal taşını bel altında kullanması daha doğrudur. Çünkü bu tür kişilerde sinirliliğe, baş ağrılarına yada baş dönmesine sebep olabilir.
Bedeni kuvvetlendirir, temizler ve canlandırır. Enerjisi damarlar için faydalıdır.

Heyecan ve boşluk duygularına kapıldığınızda, dengenizi korumanıza yardımcı olur. Dinginlik hissi verir. Böylece yapmanız gereken işlerin  üzerine sırayla sırayla ve yavaşça gitmenizi sağlar ve kapasitenizin arttığını hissettirir. Kendinizi kabullenmenizi sağlayarak sizi korur. işlerinizi tamamlamanız için gereken canlılığı ve zindeliği sağlar. Geçmişi hatırlamaya yardımcı olur.

Yatak veya yastık altına konulduğunda karabasanlardan korunmayı sağlar. Hayal gücünü kuvvetlendirir. sevgi ve şefkat duygularını artırır. Hangi amaçla kullanılırsa kullanılsın, Kristal kuvars ile birlikte kullanımı etkisini artırır. Karabasanlardan korunmayı sağlar. Geçmişi hatırlamaya yardımcı olur.

Koç, Akrep, Yay, Oğlak ve Kova burçlarının taşıdır.


Oyunda cezalı çocuk ...

Ebe,

Genellikle çocuk oyunlarında baş olan, diğer çocuklara veya gruba karşı cezasını çekmek ve bundan kurtulmak için tek başına bütün sorumluluğu üzerine alan çocuk, oyun ebesi.

Oyunda elebaşı olan çocuğun durduğu yer.
Körebe oyunu. Saklambaç oyunu.

Ehemmiyetli ...

Mühim,
Önemli,
Önemi olan, mühim, ehemmiyetli.
Kritik,
Önemi olan, değerli.

Ehemmiyet ...

Ehemmiyet,
Önem,  (Ar. ehemmiyyet).
Bir şeyin nitelik veya nicelik bakımından değeri olma durumu, ehemmiyet.

Leylak rengi, açık mor ...

Lila,
Açık eflatun,

Zeytingiller (Oleaceae) familyasından, yaprakları karşılıklı bir ağaççık ve bu ağacın koni durumunda toplanmış, beyaz, eflatun veya pembe renkte, güzel kokulu çiçeklerinin açık mor rengidir.

Tepkili uçak ...


Jet, (İng. jet). 
Tepkili motorlarla çalışan, özel cihazların çıkardığı gazla basınç sağlanan, hızı çok olan uçak, tepkili uçak. Tepkili uçaklara jet denmesinin nedeni, uçak motorlarının egzoz borusundan arkaya doğru püsküren ve tepkiyi doğuran sıcak gazlardan (jet) dolayıdır.

Jet motoru
Atmosferden aldığı havayı sıkıştırıp yakıtla yakarak ısıtır. Bu ısıtma sonucunda ortaya çıkan gazları, hızla dışarı püskürterek, ters yönde bir itme gücü oluşturur.Yani temel mantık itme gücüne dayalıdır. Akabinde bu güçle, motorun bağlı olduğu aracın hareket etmesi sağlanır. Bu motorlar, Newton’ın hareket yasalarına bağlı olarak geliştirilmiştir. Bu yasaya göre; her etki eşit büyüklükte ve ters yönde bir tepki doğurur.

1903′ten 1935′e kadar olan dönemde, uçakların itme sistemlerinde alternatif piston hareketli içten yanmalı motor ve pervane düzenekleri kullanılıyordu. 1935′de Hans von Ohain tarafından ilk jet motorlu uçak (jet uçağı) yapıldı. Jet motorlu uçaklar, diğer uçaklara göre çok daha hızlı ve çok daha çok yükseğe çıkabiliyor.

Günümüzde birçok jet motoru çeşidi geliştirilmiştir. Bunlardan bazıları; turbojet, turbofan, turboprop, turboşaft ve ramjet ' tir.

Jet motorları, ön taraftan içeri fan ile alınan havanın yakıt ile karıştırılıp patlatılarak arkadan çıkartılması şeklinde çalışır. İçeride sıkışan hava aniden dışarı çıkmak ister ve motorun arkasında çok büyük bir itme kuvveti oluşur. Etki-tepki prensibine göz önüne aldığımızda itilmek istenen hava bu kuvvete tepki gösterecek ve motorun ileriye doğru hareketini sağlayacaktır. 

Uçaklarda kullanılan sistem bundan ibarettir. Önden alınan hava çok büyük bir vakum oluşturmaz yani motor fanının büyüklüğü ve devri ölçüsünde havayı motor içerisine alır.
Fakat motor içerisindeki patlamayla beraber arkaya verilen hava itişi çok fazladır. Bu nedenle uçak motorunun önünde durulabilir ama arkasında asla durulmaz.

Tokat' ın Pazar ilçesinde , sarkıt ve dikitleriyle tanınmış bir mağara ...

Ballıca,
Ballıca Mağarası,
Kazova’ da kıvrıla kıvrıla akan Yeşilırmak’ı izleyen Tokat-Turhal karayolunun 23. km.’ sinden güneye ayrılan yolun sapağında, iki levha dikkati çeker. Bunlardan sarı renkli olan tabela Ballıca Mağarası’nı göstermektedir. Ballıca Mağarası, Turhal'a 32 km., Tokat'ın Pazar ilçesinin 7 km. güneydoğusundadır.


Ballıca Mağarası kristalleşmiş kireçtaşlarından meydana gelmiştir. Kireçtaşı oluşumu göz önüne alındığında, mağaranın hacmi inanılmaz derecede büyüktür. Ballıca Mağarası Tokat Dağı'nın başkalaşmış şistleri üzerinde uzanan karstik kristal kireçtaşıyla oluşmuştur. Tektonizm ve karstikleşmenin sonucu, çözelti boşlukları oluşmuştur.

Eski bir Japon dansı ...

Dengaku,

Geleneksel Japon halk danslarından biridir. Akrobatlığa dayalı dengaku ise daha az gelişmiş Japon seyircisinin hoşlandığı yaygın bir dans gösterisidir.
 
Noh bilinen en eski tiyatrodur.  Geleneksel Çin sanatından ve geleneksel Japon halk oyunlarından (dengaku) yaptığı alıntılarla sarugaku olarak da bilinen Noh 14.yy. çok büyük ilerleme kaydetmiştir.

Yapılarda ahşap ya da taşların birbirine bağlanmasında kullanılan iki ucu dirsekli kenet...

Klamo,

Osmanlı imparatorluğu döneminde Mısır valilerine verilen san...

Hıdiv,
Hidiv,
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kavalalı Mehmet Ali Paşa'dan sonra Mısır Valilerine verilen unvan.

Knut Hamsun' un dilimize çevrilen bir eseri ...

Açlık,
Knut Hamsun,
(1859 Gudbrandsdal - 1952 Grimstad - Norveç).
Norveçli yazar ve 1920 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi.
Norveçli yazar Hamsun’ın asıl adı Knut Pedersen’dir. 
Yazarlıkta kullandığı Hamsun adını, babasının 1863 yılında yerleştiği Hamsund köyünden aldı. Genç yaşta çalışmaya, bir yandan da yazmaya başladı. Üniversiteye gitmek için yeterli parayı bulamayınca, çalışmak üzere ABD’ye gitti. 1884 yılında Norveç’e geri döndü. 1986 yılında tekrar ABD’ye gitti.  1889 yılında Norveç’e geri döndü. 


İlk romanı olan Açlık büyük başarı kazandı. Bundan sonra, hayatını yazarlıkla kazanmaya başladı. 1920 yılında Nobel Ödülü’nü aldı. 1930 yılında ülkesindeki faşist partiye katıldı. II. Dünya Savaşı’nda Norveç’in işgali sırasında Almanlar’ı destekledi. Savaştan sonra, bu nedenle tutuklandı, ancak ileri yaşı dolayısıyla yalnızca para cezasına çarptırıldı.

Eserleri;
Açlık,
Pan,
Göçebe,
Victoria,
Rosa,
Gizemler,
Hilalin Altında,
Segelfoss Kenti,
Toprağın Bereketi,
Otların Bürüdüğü Patikalarda.
Sonbahar Yıldızları Altında,
Dünya Nimeti ,
İstanbul'da İki İskandinav Seyyah.
Uçarı .

Küçük köpek...

Enik, 
(İng. litter).
Fino,
Oşik,
Zaar,
Fifi,
Bocu,

Köpek yavrusu,
Köpek, köpek yavrusu, küçük köpek.
Küçük köpek,


Kedi ve köpek yavrusu,
Kedi, köpek vb. çok memeli hayvanların yavrusu,
Kedi ve köpek gibi çok memeli ve bir doğumda birden çok yavru veren memelilerin doğurduğu yavrulardan her biri.

Enük,
Et yiyen dört ayaklı hayvanların yavrusu, yavru. 
Argoda çocuk demektir.

Köpek
KUDUZ






Hayvanın sırtına, eyerin altına konulan kumaş parçası ...


Yuna,
Yapık,

 
At vb. hayvanların sırtına, eyerin altına konulan keçe, meşin veya kalın kumaş parçası, yapık, yuna.

Belleme, Halk dilinde.

Motorlu taşıtlarda direksiyon ile tekerlek arasındaki bağlantıyı sağlayan mil ...

Rot, (İng. rod). 

Motorlu taşıtlarda direksiyon ile tekerlek arasındaki bağlantıyı sağlayan demir çubuk.

Zihinsel bozukluklarda belirtileri gidermek, davranışları değiştirmek ve kişiliği geliştirmek için bir uzmanın yürüttüğü tedavi yöntemi ...

Psikoterapi, (Fr. psycothérapie, İng. psychotherapy).  
Hekimin hastayı etkilemek için kullandığı psikolojik yöntemlerin bütünü.
Ruhsal tedavi.

Psikoterapi, bireylerin duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, ruh sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Psikoterapi her zaman sadece tek tek bireyleri konu almaz, zaman zaman incelenen tüm bir ailenin etkileşimsel meseleleri zaman zamansa incelenen bir çiftin birbiriyle olan ilişkisindeki bazı sorunların ruh sağlığı temelindeki kökleri olabilir. Ruh-zihin sağlığına dair sorunların psikolojik, sosyolojik veya somatik boyutları olabilir.

Terim psiko ve terapi formlarından oluşur ki, psiko Yunanca psukhē "ruh, zihin" den, terapi ise Yunanca therapeia "iyileştirme"den türemiştir.

Psikoterapi, daha olgun ve uygun bir ruhsal denge sağlamak amacı doğrultusunda zihinsel ve duygusal bozukluk gösteren hastalarla düşünce ve duygu alışverişi kurularak yürütülen bir tedavi bilim ve sanatıdır. Psikiyatristler, Klinik Psikologlar, Psikolojik Danışmanlar ve Sosyal Hizmet Uzmanları psikoterapi yaparlar. Çok genel bir başlık altında söylemek gerekirse, duygusal çatışmaları çözümleyen, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri, çökkünlükleri azaltan, ruhsal uyum düzeyini artıran, kişilerarası ilişkileri daha olgunlaştıran tüm teknik ve yöntemlere psikoterapi denilebilir.

Pek çok psikoterapi yöntemleri mevcuttur, en önemlileri aşağıda listelenmiştir.


Bütüncül Psikoterapi: 
Tüm psikoterapi tekniklerinin hangi hastaya ne zaman uygulanacağını ve bütünü izah etmeye yönelik bu terapi yöntemi farklı teknikleri entegre etmeyi sağlar. Esneklik sağlayan bu model evrensel uygulamalar için de uygundur ve pratiktir.

Dinamik Psikoterapi: 
Dinamik psikoterapi, yapıtaşı olarak Freud’un klasik Dürtü Kuramı ve sonrasında da, Ego Psikolojisi, Nesne İlişkileri, Kendilik Psikolojisi gibi diğer dinamik ekollerle devam etmiştir. Bu ekoller; psikopatolojilerin temelinde kişinin 0-6 yaş arasındaki dönemde yaşadıklarının olduğunu savunur ve hipnoz, serbest çağrışım ve rüyalar yoluyla bunları irdeler.

Kognitif (Bilişsel) Psikoterapi: 
Bilginin işlenmesi sürecinde; temel kabullerdeki hatalardan kaynaklanan işlevi olmayan şematik kavramlar, zamanla olumsuz otomatik düşüncelere dönüşür. Sonuçta ortaya çıkan düşünsel, duygulanım ve davranış bozukluklarının sağıtımı bilişsel psikoterapinin alanına girmektedir. Kognitif terapi olarak da adlandırılmaktadır. Şema terapisi, düşünsel duygulanımcı davranış terapisi de bilişsel terapiden kaynaklanmıştır. Hastalık, Depresyon.

Davranışçı Psikoterapi: 
Davranışta otomatik modelleme gibi öğrenmeler sonucunda ortaya çıkan bozukluklarda; duyarsızlaştırma, ödüllendirme gibi çeşitli teknikler yoluyla davranış değişikliği ya da davranışın frekansında azalma gibi sonuçlar sağlamaya yönelik terapilerdir.
Bilişsel - Davranışçı: Klinik uygulamalar ve gözlemler psikoterapi süreci içinde, bilişsel-davranışçı yöntemlerin bir arada kullanılmasının etkin sonuçlar ortaya çıkarttığını görgül olarak göstermektedir. Günümüzde sıklıkla bu iki method bir arada kullanılmaktadır.

Varoluşçu Psikoterapi: 
Varoluşçu psikoterapi de önemli olan şimdi ve burada kavramlarıdır. Varoluşçular varolma yolunda kişinin en çok üzerinde durduğu 5 soruyu temel alarak bunlar yoluyla psikoterapiyi yapılandırmışlardır.

Sistemik Psikoterapi: 
Palo Alto'dan Paul Watzlawick ve arkadaşlarının 1970'lerde geliştirdiği, matematik sistem teorileri, iletişim teorileri ve aile dizin çalışmalarının temelini olşturduğu, 10-15 seans süreli ve bir ekip tarafından uygulanan psikoterapi yöntemidir.




Kaynakça; http://tr.wikipedia.org/wiki/Psikoterapi

Eğik olarak kesilmiş kenar ...

Pah, (İng. bit, cant ).
Eğik olarak kesilmiş kenar. 
Bir yapı elemanında eğik bir yüzey elde etmek amacıyla keskinliği giderme.
Rendelenmiş tahtanın keskin yanı.
(Mimarlık) Duvar köşesindeki keskinliği gidermek için yapılan körletme.

Popüler Yayınlar

Takipçiler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ