Yunan müziğine özgü tiz sesli bir obua ...

Pipiza,
Yunan müziğine özgü,tiz sesli bir obua,

Kapitalizmin ilk sanayi girişimi dönemine özgü imalathanelere verilen ad...


Manüfaktür,
Manifaktür,

Latince de manus, el; factura yapmak manasında olduğundan, ilgili sözcük elle yapmak anlamına gelir.  İlk ve en yaygın örneği yünlü dokumada çıktığı için bu önerme çok da doğruluk arz etmez. 

Çünkü Anadolu da, İtalyan tacirlerinin de etkisiyle, dokuma satan mağazalara hala manifaturacı denmektedir.

16-18. yüzyıl manüfaktür işçisi, hemen her yerde, hâlâ bir üretim aletine, tezgaha, aile çıkrığına, ve boş zamanlarında işledigi küçük bir miktar toprağa sahipti. Proleter bunlardan hiç birisine sahip değildir. Manüfaktür işçisi, hemen her zaman, kırsal kesimde ve kendi toprakbeyi ve işvereni ile azçok ataerkil ilişkiler içerisinde yaşar; proleter ise, çoğunlukla büyük kentlerde yaşar ve işvereni ile yalnızca para ilişkisi içerisindedir.

Bir sanayi metasının üretim aşamasında ihtiyaç duyulan tüm mühendislerin, zanaatçıların ortak bir çatı altında toplanıp bir araya gelmesiyle oluşturulmuş elbirliğidir. Örneğin; bir koltuk takımının üretim aşamasında keresteciye, oymacıya, tekstilciye, boyacıya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyaç duyulan ve kendi alanında uzmanlaşmış zanaatçıların tek bir tesis ve kapitalistin denetimi altında bir araya getirilmesidir. İşte böylece manüfaktür kapitalist üretim sistemini doğururken, loncaların da sonunu hazırlamıştır.

Muğla' nın Milas ilçesine bağlı turistik bir belde ...

Ören, (İng. ruins ),
Eski yapı veya kent kalıntısı. 
Eski zamanlardan kalma kent, kale ve duvar yıkıntıları.
(Mimarlık) Eski çağlardan kalma yıkıntı.
Kent, şehir. 
Yapı kalıntısı, harabe.
Virane, harabe.
Kalıntı.
Otlak.

Ören beldesi, Muğla iline bağlı Milas ilçenin 40 km. güneyinde Gökova Körfezinin Kuzey sahilinde yer almaktadır. Arkası sarp kayalık dağlara dayanan kentin önünde koca çayın getirmiş olduğu alivyonlarla oluşan ovası uzanır. Bugünkü Ören Beldesi Antik Keramos kentinin üzerine kurulmuştur.

Mitolojide Dionysos'la Ariadne'nin oğlu ve çömlekçilik sanatının kurucusu sayılan Keramos'un adını taşıyan kentin harabeleri bugün modern belde yerleşiminin içinde hala ayakta kalabilmiştir.
Kayra dönemindeki ismi olan keramos Yunancada çömlekçilik anlamına gelmektedir. Bu isim zamanla değişerek Gereme ismini almıştır. Keramos'un arkaik çağdan başlayarak o zaman Akdeniz'den etkili Helenleşme sürecinin dışında kalmamış olduğunu, Helenleşme sürecinin M.Ö. 7-6. Yüzyıllarda başlamış olabileceği, ele geçen Yunan tipi Arkaik yontularda görülmektedir. Helenistik döneminde deniz aşırı ülkelerle örneğin, Mısır ilede doğrudan ve dolaylı ilişkiler kurduğunu özelliklede Romus dönemindede adını Asia eyaletinde duyurmuştur.

Keramos kenti M.Ö. 5. Yüzyılda üyesi olduğu Attika-Delos deniz birliğine 1,5 talant vergi ödüyordu. Daha sonra Khrysaor birliğine bağlanan şehir arazi ve köylerinin çokluğundan yararlanarak etkin bir konuma gelmeyi başarmıştır.

Ören beldesinde Akdeniz iklimi egemendir. Yıllık ortalama 20 C civarındadır. Temmuz ve ağustos aylarında bu sıcaklık 32 ila 34 C'ye çıkmaktadır. Sıcaklık kışın 10 C'den aşağı düşmemekle birlikte, kışın yağışlı ve ılık, yazın ise kurak ve sıcaktır.

Deniz sıcaklığı ortalama 22 C civarındadır. Ağustos ve eylül aylarında ise deniz sıcaklığı 24 ila 26 C'ye çıkmaktadır. Kışın ve yaz mevsiminde Gökova körfezinden esen Lodos rüzgarı yazın doğal klima işlevini görmektedir. Beldede ormanlık alanın çokluğundan dolayı nem oranı minimum düzeydedir, oksijen oranı yüksektir. Bu nedenle, şeker hastası, bronşit, romatizma hastalarına doktorlar Ören'i tavsiye etmektedir.

Tarihi, denizi, kumsalı ve doğasıyla şirin belde olan Ören'e karadan ve denizden ulaşım mümkündür. Ören beldesi dünyanın en önemli turizm merkezi olan Bodruma 60 km., Milas ilçesine 40 km., Muğla iline ise 58 km. mesafededir. Ören beldesi ile Bodrum-Milas havaalanı arası 49 km. dir.

Yöre halkı 1990 yıllarına kadar geçimini tarım (narenciye, susam, tütün, pamuk, hububat), hayvancılık, dokumacılık, (halı, kilim, ipek, bez, vb.) ile sağlamaktaydı. 1990 yıllarından sonra ekonomiye turizmin katkısı anımsanmayacak kadar artmıştır. Otelcilik, restoran işletmeciliği, yatçılık ve eğlence mekanları gibi turizm işletmeciliği yaygınlaşarak ekonomide önemli bir boyut kazanmıştır.

Gökova Körfezi Türkiye'de en fazla balık çeşidi bulunan bir iç denizdir. Bu nedenle belde halkının bir kısmı geçimini balıkçılıktan sağlamaktadır. Gökova körfezinde, lagos, çipura, sinarit, fangiri, mercan, barbun, levrek, kefal gibi tüm balık çeşitleri yılın on iki ayında avlanabilmektedir. Ören beldesinin ılık bir iklime sahip olmasından dolayı seracılık da yaygın olarak yapılmaktadır. Ören ve çevresinde; Çökertme, Gürceyiz, Akçakaya, Kızcağız, Bakırköy, Dereköy, Bozalan, Pınar ve Türkevleri köylerinde (halk arasında Gereme köyleri denilmektedir), halı, kilim, ipek, bez dokumacılığı yaygın olarak yapılmaktadır. Özellikle taban halıları yaygın olarak dokunmaktadır. Gökova Körfezinin önemli noktasından biri olan Ören beldesinde yatçılık ve yat turizmi önemli yer tutmaktadır.

Şair Melih Cevdet Anday’ın (1915-2002) da doğum yeri olan Ören’in turizm ve balıkçılık dışında en önemli gelir kaynağı halıcılık. Hatırı sayılır bir üne ulaşan Milas halılarının bir kısmı, ilçeye bağlı bu şirin beldedeki kadınların hünerli ellerinde dokunuyor.

Adana, Tufanbeyli ilçesinde bir antik kent ...

Şar,
Şar, Adana'nın Tufanbeyli ilçesine 15 kilometre mesafededir.
Tufanbeyli İlçesi' nin kuzey ucunda Kayseri İl hudutlarına birkaç km. uzaklıktaki örenyerinde Hitit, Roma ve Bizans dönemi eserleri yer almaktadır. Kilikya Komanası diye anılan bu antik şehir, Şar, Etilerin dini merkezlerinin ikincisi olup ilki Pontus Komanası idi. Hitit Kralları bizzat gelerek burada dini ayinlere katılırlardı. Bu dini merkezlerde başrahibin emrinde kadın ve erkek altı bin kişi hizmet görürdü. Tapınağa vakfedilen zengin toprakların gelirini de başrahip alırdı. Büyük rahiple kral aynı soydandı ve başrahibin Kilikya ve Kappadokya komanaları' ndaki mevkii kraldan hemen sonra gelirdi. 

Şar'da ayakta kalabilen eserler çoğunlukla Roma eserleridir. Bunlar arasında amfiteatr, yani kademeli açık hava tiyatrosu bilhassa dikkati çeker. Yukarı mahallenin güneyinde, çayın sol kıyısındaki yamaçta yer alan bu tiyatro ne yazık ki bugün bir hayli harap durumdadır. Ayakta kalan bölüm, yüksek bir duvar ile merdiven şeklinde yükselen bazı sıralardır. Bu merdivenlerin altında hem destek vazifesi gören ve hem de vahşi hayvanların barınak yeri olarak kullanılan mahzenler vardır. Bunların bir kısmı halen toprak altındadır. Şar Antik Kent'inde bir diğer önemli eser de Bizanslılardan kalma kilisedir. Kubbesi yıldırım düşmesiyle yıkılmış olan bu tapınak muntazam yontulmuş gayet iri taşlarla inşa edilmiştir. "Kilise Mahallesi" diye anılan yerdeki bu Hıristiyan tapınağının ayakta kalan tek bölümü apsis kısmına ait 5 metre yükseklikteki duvardır. Bu binaya ait yerdeki taş bloklar üzerinde çeşitli geometrik motifler ile biri üzerinde bir haç şekli görülür. 

Şar'ın maziden kalan en kıymetli ve nadide eseri "Alakapı" dır. Bulunduğu mevki bu ad ile anılır. Büyük mermer bloklarla meydana getirilen 6 metre boyunda ve 3 metre enindeki bu yüksek yapının, Ana Tanrıça Tapınağı'nın kapısı olduğunu söyleyebiliriz. Tapınak tamamen yıkılmış olmakla beraber, bu kapının yanı başında görülen üzerleri bitkisel motiflerle süslenmiş cephe ve yan duvar taşları binanın orijinal durumu ve ölçüleri hakkında bir fikir verebilmektedir. 

Romalılar zamanında Hieropolis adıyla anılan bu yerde başka bina kalıntıları, rölyefler ve kitabeler ile sütun, sütun başlığı, arşitrav ve kemer gibi çeşit çeşit mimari öğeler görülmektedir.

Çam ağacının çiğnenip emilen iç kabuğu ...

Yalamuk,
Soymuk,
Çam ağacının reçineli kabuğu, soymuk.
Çam ağacının reçineli kabuğundan çıkan öz suyu.
İlkbaharda, çam ağacından akan özsu .
Çamın soyulup çıkarılan tabakası.

İç yumuşak kabuk arasında yürüyen (Ksilem / Navrık); Öz suyunun bir tasa akmasını sağlarlar. Öz suyunu (Ksilem / Navrık) süt gibi içip, soydukları ince yumuşak kabukarı da çiğnerler. Çok lezzetli ve tatlıdır. İlkbahar’ da Öz suyunu (Navrık Suyu) on gün kadar yiyip içen doktora muhtaç olmaz. Bir miktar ishal ve halsizlik yapar. Yenilip içildği zaman vücut tarafından kolay hazmedilir. 
Bu yanlız köknar ve çamlık olan bölgelere mahsustur. Buna Soymuk derler. 

Ağrı ilinde kayak merkezi olan bir dağ ...

Bubi Dağı,
Ağrı' ya 45 km. , Eleşkirt ilçesine 4 km. uzaklıktadır. Bölge halkına hizmet veren Bubi Dağı Kayak Merkezi, Ağrı’ya 18 km. uzaklıktaki Bubi Dağı'nda yer alır. 650 metre yüksekliğindeki yaylaya kurulmuş olan Ağrı şehri, adını yanında heybetle yükselen dağdan almıştır. Yörede çok sert geçen kara iliminin hakim olduğunu belirtelim. Kayak için en uygun sezon aralık-nisan ayları. Alpin çayırlarla kaplı merkezde, kayak mevsiminde kar yüksekliği 1-2 metreyi buluyor.

Kayak Merkezinde uzunluğu 1227 metre olan kayak pisti ile 600 kişi/saat kapasiteli teleski hizmet vermektedir. 4 kişilik iskemleli sökülebilir telesiyej tesisi yapılmıştır. Tesis uzunluğu 1650 metre, kapasitesi. 1000 kişi/saattir. Ankara ve İstanbul'dan haftanın belirli günlerinde uçak seferleri bulunmaktadır.

Adıyaman' da bir tümülüs ...


Sofraz,
Karadağ,
Karakuş,

Sofraz Tümülüs Mezarları,
İl merkezine 45 km., Besni ilçesine 15 km. uzaklıkta, Üçgöz (Sofraz) köyündedir. 15 m. Yüksekliğinde olan mezarın üzeri kırma taş ve molozla örtülüdür.

Dikilitaş (Sesönk),
Besni ilçesinin 33 km. güneydoğusunda, Kızıldağ üzerinde Kommagene Kralı II. Mithridates tarafından inşa edilen anıt mezar, herbiri yaklaşık 10 metre yükseklikte üç çift sütunla çevrelenmiştir. Sütunları üzerinde kadın, erkek ve aslan kabartmaları bulunmaktadır.

Karadağ Tümülüsü

Adıyaman’a 5 km mesafede, Karadağ eteğindedir. 2 bölümden oluşan bir kaya mezar bulunur. Ayrıca buradan şehir ve baraj göl manzarası da izlenebilir.

Sofraz Tümülüsü (Üçgöz),
Besni ilçesine 15 km. uzaklıkta, Üçgöz Beldesindedir. Anıt mezarın üzeri kırma taş ve molozla örtülüdür.

Beştepeler,
İlimize 25 km mesafede Ilıcaklı Köyü sınırları içinde yer alır. Yığma taşlardan yapılmış olup 6 adet mezar bulunmaktadır.

Malpınarı (Kaya Anıtı)
,
Adıyaman’a yaklaşık 35 km. uzaklıkta Malpınar mezrasında doğal kaya üzerine oyulmuş Hiyeroglif bir kitabe ve kayalara yapılmış yerleşim birimleri geç Hitit dönemine aittir.

Arsemia Anıtı (Kahta)
Kahta Çayı’nın doğusunda, eski Kahta Kalesinin karşısında bulunan Kommegene Krallığının yazlık başkenti Arsemeia’da bulunan bir anıttır.

Perre Antik Kenti Ve Kaya Mezarları,
Her yönüyle zengin olan Adıyaman, ilimiz merkez Örenli (Pirin) mahallesindedir. Kommagene Krallığının beş büyük antik kentinden birisidir. Başkent Samosata ile Melitene (Malatya ) arasında yer alan bir uğrak yeridir.

Yurdumuzun Göller Yöresi'nde, bir adı da ”Güllüce” olan dağ, ...

Anamas Dağı, (Güllüce Dağları),

Akdeniz Bölgesi'nde, Antalya bölümünün İç Anadolu'ya doğru sokulduğu kesimde yer alan ve bir çok göl bulunan ve göller bölgesi de denen bu kesimde  Isparta ili toprakları oldukça yüksek ve dağlıktır. İlin orta kesimi, yerkabuğuna biçim veren jeolojik olaylar sırasında oluşan çökmeler sonucunda çukurlaşmıştır. İl topraklarını Batı Toroslar'a bağlı dağlar engebelendirir.

Neredeyse 90°'lik bir açıyla birbirine bağlanan Karakuş ve Sultan dağlarının en yüksek kesimleri Isparta ilinin kuzeydeki doğal sınırını oluşturur. Bu sınır, aynı zamanda Akdeniz Bölgesi'yle Ege ve İç Anadolu bölgelerini de birbirinden ayırır. İlin doğu kesiminde Dedegöl (Dedegül) Dağı, ile Anamas (Güllüce) Dağı yükselir. 

Dedegöl Dağı'nın 2.992 metreye ulaşan doruğu ilin en yüksek noktasıdır. Göller Yöresi de ilin en yüksek kesimidir. İlin batı kesiminde yer alan başlıca yükseltiler ise Davras, Barla ve Kapı dağları ile Akdağ'dır. İsparta kentinin doğusunda 2.635 metreye ulaşan Davras Dağı, bu kesimdeki en önemli yükseltidir. İlin orta kesiminde yer alan çöküntü alanının alüvyonlarla dolması sonucunda oluşan Isparta Ovası, verimli bir tarım alanıdır. İlin tarıma elverişli öbür düzlükleri Kuleönü, Bozanönü, Senirkent, Hoyran ve Gelendost ovalarıdır.

Isparta ilindeki en geniş dağ kütlesi de Eğirdir Gölü-Kovada depresyonu ile Beyşehir Gölü arasında yer alan Anamas (Dedegöl) Dağları’dır. Arazi, Paleozoik’de teşekkül ettikten sonra Mesozoik boyunca Tetis jeosenklinalinde kalmış ve Mesozoik sonunda ilk alpin tektonik hareketlere uğramıştır. Miyosen’de subsidansa uğrayarak tekrar deniz tarafından işgal edilmiş, Pliosen ve Kuaterner’de topyekün olarak önemli ölçüde yükselmiştir.Bu yükselme devam etmektedir.

Anamas Dağları, kuzey-kuzeybatı, güney-güneydoğu doğrultuda uzanmaktadır. Dağlar, kuzeyde 300-400 m.lik düzlükten sonra yükselir ve 2000 m.den sonra dalgalı bir düzlük görünümünü alır. Dağın en yüksek yeri 2992 m yükseklikteki Dedegöl Dağı’dır. Dedegöl zirvesi hem Anamas Dağları’nın hem de Batı Toroslar’ın en yüksek noktasıdır. Anamas Dağları’nda en geniş alan kaplayan formasyon Jura-Kretase devrine ait kireç taşlarıdır. Yine Dedegöl Dağı’nda genelde triyas dolomitik kireç taşlarından oluşmuştur. Anamas Dağları da diğer dağlarda olduğu gibi çeşitli mağaralar (Pınargözü, Zindan), lapya, dolin, uvala ve polyeler gibi irili ufaklı karstik şekiller ve glasyal şekillerden de sirkler (Poyraz, Çobankaya) yer almaktadır.

Sütçüler ilçe merkezinin doğusunda Kuyucak Dağları, Gelendost Ovası’nın kuzeyinde, Eğirdir Gölü’nün doğusunda Kirişli Dağı, Eğirdir Gölü’nün güneydoğusunda Dulup Dağı, Beyşehir Gölü’nün kuzeyinde Sürütme ve Kızıldağ'lar bulunmaktadır.

İl topraklarının suları Aksu ve Köprü Suyu aracılığıyla Akdeniz'e, küçük bazı akarsularla da yöredeki göllere ulaşır. Isparta ilinde yer alan başlıca doğal göller, Eğridir ve Kovada gölleri ile İsparta Gölcüğü'dür. Yalvaç Baraj Gölü ise küçük bir yapay göldür. Beyşehir ve Burdur göllerinin bir bölümü de il sınırları içinde kalır. Türkiye'nin dördüncü büyük gölü olan Eğridir Gölü'nün Boğazova adıyla anılan oluktan geçerek Kovada Gölü'ne akan fazla suları buradan da Kurudere adı verilen gideğeniyle ya da gölayağıyla Aksu'ya boşalır ve bu yolla Akdeniz'e ulaşır. Bu gideğen üzerinde kurulan Kovada I ve Kovada II hidroelektrik santrallarından sulamada da yararlanılır. Eğridir Gölü'nün güney kesiminde Eğridir kenti açıklarında Yeşilada ve Canada denen iki adacık vardır. Kovada Gölü'nün çevresinde doğal değerler bakımından zengin olan 6.000 hektardan çok orman alanı 1970'te ulusal park olarak ayrılmıştır. İsparta kentinin güneybatısında yer alan Isparta Gölcüğü' nün çevresinde kurulan orman içi dinlenme yeri, yöre halkının başlıca mesire yerlerindendir. Bu küçük gölün suları Isparta Ovası'nın sulanmasında kullanılır.

Isparta ilinde yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise Akdeniz kıyısına göre daha soğuk ve yağışlı geçer. İlin alçak kesimlerindeki doğal bitki örtüsü bozkır (step) görünümündedir. Bunun nedeni eskiden yaygın olan ormanların insan eliyle yok edilmesidir. İsparta ilinin dağlık kesimleri ise gür bir orman örtüsüyle kaplıdır. Bu ormanlar meşe, köknar, sedir, kızıl çam, kara çam ve ardıçlardan oluşur. Tükenme tehlikesiyle karşı karşıya bulunan ve yöreye özgü olan kasnak meşesi ile sığla ormanları korumaya alınmıştır.

Adıyaman' da bir kaya mezarı ...

Turuş kaya mezarları,
Adıyaman il merkezine 40 km. uzaklıkta ve Adıyaman-Şanlıurfa karayolunun 1 km. batısında yer alan Turuş Kaya Mezarları Roma Dönemine aittir. Mezarlar zeminden aşağıya doğru ana kaya oyularak yapıldığından mezarların girişine aşağıya doğru inen 10-13 basamaktan sonra ulaşılır. Bazı Kaya mezarlarının duvar ve kapı girişlerinde çeşitli figürler ve kabartmalar bulunmaktadır.
 
Haydaran kaya mezarları,
Adıyaman’ın 17 km kuzeyinde Taşgedik köyü sınırları içinde yer alır. Burada kaya mezarlar ve Güneş Tanrısı Helios ile Kral Antiochos’un tokalaşma kabartmaları vardır.

Adıyaman' da diğer kaya mezarları, tümülüs, dikilitaş, kaya anıtı ve mağaralar...
Zey Mağaraları,
Adıyaman’a 7 km. mesafede, Zey Köyü yakınında, erken dönem hristiyanların yaşadığı yerleşim birimleri bulunmaktadır. Köyde ayrıca Şeyh Abdurrahman Erzincani’ ye ait bir türbe ve cami yer almaktadır. 

Gümüşkaya Mağaraları,
Adıyaman ilinin 40 km. güneybatısında Göksu nehri kenarında aynı adla anılan köyün batısında kayalardan oyma tünel şeklinde birbirleri ile bağlantılı çok sayıda mağaralar yer almaktadır. Tarihte konut olarak kullanılan bu mağaraların İ.Ö. 150 yılında yapıldığı tahmin edilmektedir. Balkonlara, bölmeli odalara ve kuyulara sahip bu mağaralara sadece bir insanın geçebileceği dar bir yolla ulaşılmaktadır.

Palanlı Mağarası
,
Adıyaman’ın 10 km. kuzeyinde Adıyaman – Çelikhan – Malatya karayolunun üzerinde Palanlı köyü sınırları içerisindedir. M.Ö. 40.000 yıllarında kullanılmış doğal bir mağaradır. Duvarında bulunan ve halen fark edilebilen geyik figürü yalın kontur çizgilerle oluşturulmuştur. Mağara arkeolojik alanı olarak tescillidir. Mağaranın yer aldığı derin vadi ise ender bulunur bir doğa parçası olup, sık bir vejetasyona sahiptir.

Sofraz Tümülüs Mezarları,
İl merkezine 45 km., Besni ilçesine 15 km. uzaklıkta, Üçgöz (Sofraz) köyündedir. 15 m. Yüksekliğinde olan mezarın üzeri kırma taş ve molozla örtülüdür.

Dikilitaş (Sesönk),
Besni ilçesinin 33 km. güneydoğusunda, Kızıldağ üzerinde Kommagene Kralı II. Mithridates tarafından inşa edilen anıt mezar, herbiri yaklaşık 10 metre yükseklikte üç çift sütunla çevrelenmiştir. Sütunları üzerinde kadın, erkek ve aslan kabartmaları bulunmaktadır.

Karadağ Tümülüsü

Adıyaman’a 5 km mesafede, Karadağ eteğindedir. 2 bölümden oluşan bir kaya mezar bulunur. Ayrıca buradan şehir ve baraj göl manzarası da izlenebilir.

Sofraz Tümülüsü (Üçgöz),
Besni ilçesine 15 km. uzaklıkta, Üçgöz Beldesindedir. Anıt mezarın üzeri kırma taş ve molozla örtülüdür.

Beştepeler,
İlimize 25 km mesafede Ilıcaklı Köyü sınırları içinde yer alır. Yığma taşlardan yapılmış olup 6 adet mezar bulunmaktadır.

Malpınarı (Kaya Anıtı)
,
Adıyaman’a yaklaşık 35 km. uzaklıkta Malpınar mezrasında doğal kaya üzerine oyulmuş Hiyeroglif bir kitabe ve kayalara yapılmış yerleşim birimleri geç Hitit dönemine aittir.

Arsemia Anıtı (Kahta)
Kahta Çayı’nın doğusunda, eski Kahta Kalesinin karşısında bulunan Kommegene Krallığının yazlık başkenti Arsemeia’da bulunan bir anıttır.

Perre Antik Kenti Ve Kaya Mezarları,
Her yönüyle zengin olan Adıyaman, ilimiz merkez Örenli (Pirin) mahallesindedir. Kommagene Krallığının beş büyük antik kentinden birisidir. Başkent Samosata ile Melitene (Malatya ) arasında yer alan bir uğrak yeridir.

Muğla' nın Ula ilçesine bağlı turistik bir belde...

Akyaka,
Muğla-Marmaris yolunun 15. km’ sinde başlayan, deniz seviyesinden 671 metre yükseklikteki Sakar Geçidi’nden ovaya doğru çam ormanlarının içerisinden kıvrılarak inen 7 km’lik yolu ya giderken ya da dönerken günışığında geçmelisiniz. Ovanın ve Gökova Körfezi’ nin manzarası gerçekten başdöndürücüdür. Rengarenk güzelliğiyle Gökova ovası, bir yanda mavi yolculuğun değişmez adresi Gökova Körfezi tüm muhteşemliği ile serilecek gözlerinizin önüne. Yol kenarında manzara seyretmek için park yerleri vardır. Aracınızı kenara çekin ve düşlere dalın. Körfez çoğu zaman sisler içindedir ve daha da düşsel bir manzara sunar. Bu virajlı yol ovaya inerken Akyaka’ya ayrılıyor.  Gökova körfezinin dantel gibi işlenmiş koylarını seyrederek dağları geride bırakır bırakmaz hemen sağa dönüldüğünde Gökova sahilinde yer alan gerçek bir tatil cennetine, Akyaka’ya varacaksınız. 

Azmak denilen pırıl pırıl dereyi izleyin. Akyaka’nın özel mimarisi hemen dikkatinizi çekecektir. Sağınızda solunuzda ahşap yapıların en güzelleri sıralanıyor. Özenmemek, imrenmemek zor. Akyaka şehir merkezi içine girip orman alanına doğru ilerlerken sola dönerseniz plaja çıkarsınız. Deniz sığ ve dalgalı olduğu için biraz bulanıktır. Azmak derenin denizle buluştuğu noktadır burası. Dilerseniz tekneyle Azmak’a girebilir ve berrak suda kocaman tatlısu balıklarını seyredebilirsiniz.
Doğal güzelliklerinin yanında, binlerce yıldır Güney Batı Anadolu’da yaşayan çeşitli medeniyetlerin izlerini taşıyan tarihi dokusu, değişik mimarisi, denizden her daim esen ılık meltem rüzgarları büyüleyecek sizi. Sırtını yasladığı dağların eteğinde Gökova Ovası ile kucaklaşarak Gökova Körfezi ile buluşan Akyaka, bu konumu ile mutlaka görülmesi gereken bir huzur sığınağı.  
Mimarisi son derece özellikli. Akyaka evlerinin her biri diğerinden güzel bahçelere sahip. Begonvillerin sarmaladığı bu şirin evler dantel gibi işlenmiş ahşap oymalarla süslü. Akyaka evlerinin mimari tarzı Ulalı Sanatçı Nail Çakırhan’a ait. Ula'nın eski evlerini örnek alarak, Akyaka’da bu mimari özellikteki ilk evi kendine yaptı ve bu çalışmasıyla ödül aldı. Doğayla uyum içinde yaşam süren ve Akyaka’nın en büyük özelliklerinden biri olan bu şirin evlerde kendinizi bir masal diyarında hissetmeniz işten bile değil.
Akyaka’nın hemen yanı başından ağaçlar ve sazlıklar arasından süzülerek Gökova Körfezi’ne akan Kadın Azmağı doğal bir akvaryum gibi. Buraya yürüyerek veya teknelerle de ulaşıp, gezmeniz mümkün. Azmağın serinliği, şiirsel güzellikteki su altı bitki örtüsü, elinizle tutuverecekmiş hissine kapılacağınız balıkları, kaplumbağaları, üzerinde süzülen ördekleri ve sevimli su sumarları(lutra lutra) yörenin doğal dokusunu yaşatıyor. Azmak kenarında birbirinden güzel ve şirin çeşitli restoranlar bulunuyor. Sabah kahvaltısından başlayarak gece geç saatlere kadar hizmet veren bu restoranların tabii ki olmazsa olmazı deniz ürünleri. Burada benzersiz doğal güzellikler arasında Akdeniz ve Ege balıklarını tatmanın, ekmeğinizi azmaktaki balıklar ve ördeklerle paylaşmanın keyfine varacaksınız.
“Gökova” ovasının sazlıklarına gelen değişik türdeki göçmen kuşlar, leylekler, flamingolar ve pelikanlar size ömür boyu unutamayacağınız bir görsellik sunacak. Bu sazlıklar bahar aylarında kuş gözlemi yapan meraklıların akınına uğruyor.
Akyaka'nın incecik, sapsarı ve tertemiz kumlu plajında sakin bir tatil günü geçirmeye niyetlendiyseniz kumsalın hemen arkasındaki çeşitli kafe ve restoranlardan yiyecek ve içeceğinizi temin edebilirsiniz. Sahilden itibaren 2 yüz metre sığlığı devam eden masmavi denizini kulaçlarken bir Akdeniz Fokuna rastlamanız ve birlikte yüzmeniz de mümkün.  Bu plajın hemen yanında Orman içi dinlenme tesisleri ve biraz ilerisinde Akyaka’nın gözdesi Çınar plajında da bedeninizi Gökova Körfezi’nin masmavi sularına bırakabilirsiniz. Çınar plajının Akyaka ile arası yaklaşık 3 kilometre. Çınar plajı yolu takip edildiğinde Akbük Koyu’na oradan da Ören (Gereme Keramos)’a ulaşılabilir.

Akyaka’da her türlü su sporu, tarih ve doğayla kucak kucağa orman yürüyüşleri, kaya tırmanışları yapabilir, bisikletle çevreyi gezebilir, Sakar Tepe’de yamaç paraşütünün adrenalin dolu büyüsünü tadabilir, azmak sularında tatilinize kano heyecanını yaşayacağınız bir gün ekleyebilir, Cip Safari turlarıyla çevre köylerdeki yerel kültürü keşfedebilirsiniz.  Günlük gezi teknelerinin düzenlediği turlarla da İncekum ve Sedir Adası'na gidip, Gökova Körfezi’nin unutulmaz güzelliklerini yaşamınıza katmayı sakın unutmayın.
Akyaka, Muğla' ya 26 km., Marmaris' e 30 km., Köyceğiz' 35 km., Ortaca' ya 50 km. ve Dalaman' a 60 km.   uzaklıkta.dır.

En küçük izci kuruluşu ...

Oba,
İzci, Dayanışma ve yardımlaşma duygularını geliştirmek, ruhça ve bedence güçlendirilmek için kamplarda ve okullarda eğitilen genç.
İzcilik, kişinin inandığı ve topluma karşı sorumluluk duygularını geliştirilmesinin öğrenildiği bir yaşam biçimidir. İzcilik dünyanın heryerinde içinde bulunduğu toplumun koşullarına göre değişen ve toplumun gereksinimlerine göre hizmet veren bir olgudur.

İzcilik Değerleri (İdealleri): 
İzcilik idealleri izci andı, izci türesi ve parolalarında belirlenmiştir. İzci de bu idealler doğrultusunda daha iyi bir insan olmayı dener. İzcilikte saptanmış olan hedefler yüksektir. İzci olan genç bu hedeflere erişirken neler yaptığını da kontrol eder.

Oba Sistemi: 
Oba, izcilikteki ilk demokratik ve en küçük örgütlü birimdir. Genç bir grup üyesi olmayı, grup içinde yaşamayı ve vatandaşlığın gerektirdiği sorumluluklara katılma konusunda çok çeşitli deneyimleri oba da kazanır. Oba metodu izcilerin bir biri ile demokratik ilişkiler geliştirmesini ve küçük gruplar içinde kendi kendilerini eğitme olanağını verir.

Açıkhava Etkinlikleri: 
İzcilik programı açıkhava etkinliklerine yer verecek şekilde hazırlanmıştır. İzci olan genç böylece sorumluluğu paylaşmayı ve diğerleri ile birlikte yaşamayı öğrenir. İzcilik dört duvar dışında yapılan bir çok çalışmayı kaynaştırıcı niteliktedir.

Terfi Ettirmek (Sınıf Çalışması):
İzcilik; izcilere terfi ettirme aracılığı ile bir kısım aşılabilecek engeller ve yükselinebilecek basamaklar dizisi sunar. İzci de kendi terfisini planlar ve her zorluğun üstesinden gelebilmek için atacağı her adımı programlar. Burada elde edeceği her başarı için ödül alır. Böylece genç kendine güven kazanır. İzci sorumluluk almayı, bir üst noktaya çıkmanın ve başarmanın hazzını da bu sistemde yaşar. 

Liderlik Gelişimi (Fırsatı): İzcilik programı gençlere liderliği öğrenme ve deneme için fırsatlar verir. Her izci hem kendi başına, hem de obasıyla birlikte liderlik yapabileceğini izcilik içinde öğrenir. Gençyaşıtı olanları temsil etmeyi, haklarını savunmayı, onların liderlik rollerini kabullenmeyi öğrenir. Böylece geleceğin iyi vatandaşı olmanın temel taşlarını atmış olur.

Kişisel Gelişme: Tüm bireyler gibi genç büyürken izcilik içindeki çalışmalar aracılığı ile kendi hedeflerini planlamayı ve programlamayı öğrenir. İzcilik çalışmaları içinde genç iyilik yapma fikri ile kendi kişisel gelişimine katkıda bulunur. Genç kendine ve çevresine iyilik yaparak büyür. Bu tek başına başarılı bir gelişmenin temeli olamaz. Bunun yanında liderlerle birlikte izciliğin amaçları doğrultusunda neler yaptığını da gözden geçirmelidir.

Mafya adamlarının, hesaplaşmalarında kullandıkları kesik namlulu av tüfeği ...

Lupara,
Menşei Sicilya olan, el yapımı modifikasyonla namlusu ve dipçiği kısaltılmış bir çiftedir. 
Namlusu kısaltılmış tüfek. Kısa namlulu bir av tüfeğidir. Mafyanın ortaya çıkış yıllarında daha kolay gizlenebildiği için sicilya köylüleri tarafından yaygın olarak kullanılan silahıdır.
İtalyada özellikle kan davalarında kullanılan silahtır.
Mafya arasında da çok yaygındır. 

"Lupara" kelimesi aslında "kurt için" anlamına geliyor. Geleneksel olarak kurt avında kullanılan bir silah. Özellikle Sicilyanın sık ağaçlıklı koruluklarında kolay taşımak için bu tür bir modifikasyon ile kısaltılırmış bir silahtır. Lupara' nın Sicilya mafyası ile özdeşleştirilmesinin hikayesi ise ilginçtir. Genelde Sicilya' da Mafyoz işlerde pek kullanılmamış aslında ama Mario Puzzo'nun "Baba" romanında ve de romandan uyarlanan sinema filimlerinde bol bol bahsi geçince, otomatik olarak halk arasında da Sicilya mafyası ile rabıtalandırılmıştır.

Sicilya'da olmasa bile, Amerika'da ki Sicilya mafyası uzantıları, kolay taşınıp kolay gizlenebildiği ve de şoksuz kısa namluları sayesinde geniş bir yelpazeye saçma saçabildiği için sıklıkla kullanılır. Bu da tabii sonuçta halkın belleğinde lupara ile Sicilya mafyasını özdeşleştiren bir diğer unsur olmuştur. Türkiye'de ve diğer pek çok ülkede yivsiz tüfeklerin belli bir namlu boyunun olması şartı var. Bu yüzden Lupara'nın da satılması, alınması, bulundurulması, taşınması vs. yasaktır.

Ankara' nın eski adlarından biri ...

Engürü,
Engüriye, 

Ankara, 
Ankyra, Ancyra,
Angora, 
Anküra,


Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti ilan edildiğinde küçük bir kasaba durumunda olan Ankara şehri, zengin bir tarihî geçmişe sahiptir. Galatlarca Aneyra denen şehrin adı günümüze dek Ankara, Angur, Engürü, Angora biçimlerinden ge­çerek bugün Ankara olmuştur. Anka­ra’da ilk uygar topluluğun, Anadolu’da istikrarı sağlayan Hititler olduğu anla­şılmaktadır.

Tarihi boyunca pek çok isimle anılmıştır. Şehir, Frigler, Galatlar ve Romalılar (Klasik, Helenistik ve Bizans dönemlerinde) tarafından gemi çapası anlamına gelen, klasik Yunanca' da Anküra olarak okunan Ankyra ve Ancyra olarak adlandırıldı. Ankara, Arap kaynaklarında Beldei-el Selasil, Mamuriye ve Ma'muriye-i Selâse olarak geçer. Klasik Yunanca 'Anküra' olarak telaffuz edilen şehrin adı Araplarca korunmuştur. Türklerin Anadolu'ya gelmesinden sonra bu ad Ankara ve Engürü olarak değişime uğradı.  Batı dillerine de Angora olarak geçti. Engürü adı Arapça ekiyle Engüriye olmuştur. 

Ankara' yı egemenliğinde tutan devletler tarafından basılan sikkelerde beliren resmi ad, Selçuklularda Ankara, İlhanlılar döneminde Engürü ve Engüriye, Osmanlı Devletinde Engürü ve Ankara olmuştur. Osmanlılarda 16. yy'dan itibaren şehrin adı resmen Ankara olmasına rağmen onu izleyen yüzyıllar boyunca halk tarafından Engürü, Batılılar tarafından ise Angora olarak adlandırılmaya devam etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra diğer adların kullanımı son bulmuş ve Ankara adı evrenselleşmiştir.

Eski çağlarda Karadeniz' in kuzey doğusundaki bozkırlarda yaşayan göçebe bir halk ...

Alanlar,

Alanlar (Latince Alani, Halani, İran aryana) ,
İrani dillerde konuşan iskit-sarmat kökenli göçebe bir halk. Alan adı yazılı kaynaklarda ilk defa M.S. 1. yy' da ortaya çıkar. Bu Azak Denizi ve Kafkas' larda ortaya çıktıkları döneme denk gelmektedir.

Alanların bir kısmı IV.yy'da Büyük Halklar Göçüne katılmıştır. Kalanlar ise Kafkas coğrafyasında yerleşik hayata geşmişlerdir. Alanların klan esaslı birliği daha sonra Alaniya olarak bilinen Alan ve yerel Kafkas halklarını biraraya getiren ve Tatar-Moğol İstilasın' na kadar devam eden feodalizm öncesi yönetim şekline sahip bir devlet oluşturmuşlardır. 1230' lu yıllarında sonuna doğru Alaniya' yı ele geçiren Tatar, Moğollar hayatta kalan Alanları Kafkasya' nın merkezindeki dağlık yerlerde ve Kafkas Dağları'nın ötesine yerleşmek zorunda bırakmışlardır. Buralarda yerel halkların da karışması ile Osetya' lı olarak yaşamlarını sürdürmüş ve Kuzey Kafkasya' daki halkların etnik kökeninde önemli rol oynamışlardır. Karadeniz' in kuzey doğusundaki  bozkırlarda yaşayan bu göçebe halk alanlardır.








Kaynakça, http://tr.wikipedia.org/wiki/Alanlar

Hindistan' da idrarla yapılan tedavi yöntemine verilen ad...

Amaroli, 
İdrarın, zihinsel ve fiziksel sağlık kazanmak için dahili ve harici olarak kullanıldığı yoga tantra çalışmasıdır. İdrarı % 95 su, % 2,5 üre %2,5 tuz geri kalan yüzde birlik kısmında ise mineraller, enzimler ve hormonlar oluşturur. Hindistan gibi bazı kültürler de idrarın tedavi edici özellikleri olduğuna inanılır. 

Çin idrar terapisi derneği idrarın steril ve antiseptik olduğunu söylüyor. Ciddi bazı yoga hocaları kendi idrarını içmeye amaroli diyor. İdrar terapisi uygulayan en ünlülerden biri hindistan başbakanlığı yapmış olan Morarji Desai' dir. 99. Doğum günü kutlamasında Desai uzun ömürlü olmasını hergün idrarını içmesine bağlamıştır. Bu tür tedaviler iğrenç uygulamalardır. Daha iğrenci ise insanın kendi dışkısını yemesi anlamına gelen koprofaji isimli psikiyatrik bir hastalık daha vardır.

Bu daha çok şizofreni hastalarda alkoliklerde demans depresyon hastalarında görülür.

Yapısına girdiği sözcüğe "kendi kendine" anlamı katan yabancı önek ...

Oto,
Yunanca Autos, 
Kendi kendine anlamına gelen ve Türkçeye girmiş yabancı bir önek, kelimedir.

Kimi giysilerin omuzlarına süs olarak takılan parça ...

Apolet, (Fr. épaulette),  
Omuzluk,

Subaylarda rütbeyi göstermek için üniformaların omuzlarına takılan işaretli parça, omuzluk. (Denizcilerde spalet denir).
Subayların omuzlarında yer alan, rütbelerini belirten arma. 

Giysilerin omuzlarına süs olarak takılan parça.
Subayların rütbesini gösteren üzerinde yıldız, çelenk, kılıç v.s bulunan omuza takılan askeri bir eşya.  

Kara ve hava kuvvetlerinde üniformanın yaka kısmına ise spolet denir. 
 

Arap abecesiyle yazılan ve ancak büyüteçle okunabilen bir yazı türü ...

Gubari, 
Eski harflerle yazılan bir çeşit ince yazı. 
Bu isim Arapça toz demek olan gubardan alınmıştır. Yazı, toz gibi ince yazıldığı için bu adı almıştır. Eski Türk devletlerinde güvercin postalarıyla gönderilen mektuplar bu yazı ile yazılırdı. 

Gubari hattı kaynaklarda gubarü’l-hılbe, kalemü’l-hılbe, kalemü’l-cenah olarak da adlandırılır.   Gubari yazı, çok küçük yazılması sebebiyle her çeşit yazıya uygulanabilirse de, yapısı itibariyle daha ziyade nesihle birlikte nesta’lik ve rik’a yazılarına daha uygun düşmektedir. Eskiden posta vazifesini gören güvercinlerin kanadına bağlanan mektuplar gubari hattıyla yazıldığı için bu yazıya “kalemü’l-cenah” (kanat yazısı) adı da verilmiştir. 

Cepte taşınacak veya savaşta sancaklara takılacak kadar küçük boydaki mushaflarda ve içleri boş iri harflerin iç kısmına ayet ve hadislerin yazılmasında gubari yazı kullanılmıştır. Bu gün pek çok evin duvarlarını süsleyen, büyük boydaki bir tabaka kâğıda sığdırılacak şekilde yazılmış Kur’an-ı Kerim levhaları ve “Yasin” kelimesinin içine sığdırılmış Yasin Suresi levhaları bu yazı için örnek teşkil etmektedir.

Tarihte bu yazıyı iyi yazdığı için “Gubari” unvanını alan ve mahlasını kullanan hattat ve şairler vardır. Bunlardan İstanbul’da Sultan Ahmed Camiinin yazılarını yazan Seyyid Kasım (ö.1034/1624-25 ), bir pirinç tanesinin üstüne İhlas Sûresini yazmış ve bundan dolayı “Gubari” ünvanıyle meşhur olmuştur. Şeyh Hamdullah’ın oğlu Mustafa Dede’nin talebesi olan Akşehirli Abdurrahman Gubari de ( ö.974/1566 ) hem hattat hem şair olarak aynı mahlası kullananlardandır. 

Bu kabil yazıların sanat kıymeti inceliklerindendir. Gelişi güzel yazılamayacağı cihetle, sanatkâr olmayanlar bu yazıyı yazmaya pek de muvaffak olamazlar. Sokollu Mehmet Paşa’nın bilye şeklinde hürmüz incilerinden bir tesbihi vardı. 99’ luk bu tesbihin şahane inci taneleri üzerine gubari hat ile Kur’an-ı Kerim’in tamamı yazılı idi. Ancak özel büyüteçle okunabildiğini söylemek, bu hat türü ve hattatının sabır ve mahareti hakkında bir fikir verir.

Köpekbalığı çeşitleri ...


Harharyas,
Boyu 6 (nadiren 7) metreye ağırlığı 1.7 tona kadar ulaşabilen bu köpekbalığı, bütün dünyadaki ılıman sularda, dolayısı ile Türkiye'nin Akdeniz, Ege ve Marmara kıyılarında bulunur. Bazı kaynaklarda, Karadeniz'de de bulunduğu belirtilir. Türkiye'de gerçek adı olan Harharyas, Rum kökenli balıkçılardan kalan bir kelimedir, balığın latince adından türetilmiş gibi durmaktadır. İstanbullu yaşlı balıkçılar, 1980'li yılların ortalarına kadar Adalar ve İstanbul Boğazı çevresinde bu köpekbalığını sıklıkla yakaladıklarını belirtmektedirler.. Ayrıca Atlantik okyanusu'ndakilerin üreme bölgesi Ege'dir. Harharyas ya da diğer adı ile Büyük Beyaz Köpekbalığının Akdeniz havzasındaki temel besinleri, Orkinos balıklarıdır. Ancak Orkinos balıklarının neslinin azalması sonucu Yunuslar ile beslenmeye ağırlık verdikleri tahmin edilmektedir.

Mako (Dikburun), Shortfin mako köpekbalığı görünüş olarak büyük beyaz köpekbalığına benzer. Gövde üzerinde ve yanlardaki parlak mavi renkle diğerlerinden farklılık gösterir. Gövde üzerinde ve yanlardaki parlak mavi ona ait belirgin bir özelliktir. Daha büyük gözleri vardır. Dişleri daha dar ve düz yüzeylidir. Büyüdüğünde 4 metreye kadar ulaşır.

Sanbar (Sandbar), Carcharhinidae ailesinin Requiem Shark türündendir. Atlantik Okyanusu ve Indo Pasifik'te bulunurlar. Kahverengi köpekbalığı veya ince derili köpekbalığı olarak da tanınırlar. Dünyanın sahillerde dolaşan en büyük köpekbalığıdır.


Kum Köpekbalığı, (Carcharinus plumbeus),


Boğa Köpekbalığı, 

Esmer Köpekbalığı,

Büyük Burun Köpekbalığı.


Kaplan köpekbalığı,

Büyük beyaz köpekbalığı (Carcharodan carcharias).
 
Apolet köpek balığı (Hemiscyllium ocellatum), Hemiscylliidae familyasından bir köpek balığı türü. Genellikle 50 m ve yakınlarındaki derinliklerde görülürler. Uzunlukları 1,07 m'den uzundur. Apolet köpek balıkları ovipar olarak ürerler. Az oksijenli ortamda avlanmaya ve yaşamaya adapte olmuşlardır.

Eskişehir' in Alpu ilçesinde bir mağara ...

Ulubük,Ulubük Mağarası,

Alpu ilçesinin yaklaşık 30 km kuzey batısında, Alpınar Köyünün 2 km güneyinde Ulubük Yaylası’nda yer alır. 
Mağaranın bulunduğu alan Sakarya Nehri ve Porsuk Çayı(Eskişehir) akarsu havzalarını birbirinden ayıran yüksek bir sırt halindedir. Sakarya’ya bakan mağaraya Eskişehir-Alpu-Gökçekaya Barajı yolu ile gidilmektedir. 


Mağaraya herhangi bir vasıtayla gidilebilir. Sakarya Nehri’ne bakan ormanlık yüksek bir alanda bulunan Ulubük Mağarası’nın içi, zengin damlataşlarla kaplıdır. 

Kara Mağara,
Alpu’nun yaklaşık 25 km kuzeydoğundan bulunan Karacaören köyünün 2 km kuzeyinde Sulununkıran Tepe’sinin Sakarya Nehri’ne bakan kuzey yamacının başlangıcında yer alır. 

Kanyon şekilli derin vadi içinde akan Sakarya’nın sol yamacının en üst kesiminde bulunan mağaraya, Alpu-Gökçekaya Barajı yoluyla gidilmektedir. 


Bu yoldan ayrılan stabilize yol, Kuzayva ve Gümele köylerinden geçerek Karacaören’e varır. Bu yol, daha sonra Otluk ve Kandamlamış köylerinden geçerek Eskişehir-Alpu-Mihalıççık-Nallıhan yoluna bağlanır.

Karacaören köyünden yarım saatlik yürüyüşle Kara Mağara’ya ulaşılmaktadır. İçeri görünümleri son derece güzel sarkıt dikit, sütun ve duvar damlataşları ile kaplı olan Kara Mağara, turizm amaçlı kullanıma son derece uygun fiziksel özelliklere sahiptir. Ayrıca gerek mağara çevresinin vahşi güzelliği(Sakarya Nehri ve Gökçekaya Barajı hemen önündedir.) ve uçaktan bakıyor hissi vermesi ve gerekse ulaşımın kolay olması, önemini daha da artırmaktadır.

Diğer mağaralar;

Koçakkıran Mağarası,
Kötüfatma Mağarası,
Karamıkini Mağarası,
Kara Mağara.

Devletin arazi ve arsaların alan, sınır ve hukuki durumlarını saptayarak plana bağlanması ...

Kadastro, (İsp. catastro), 
Kadastro (Osm., Farsça), 
Bir ülkedeki her çeşit arazi ve mülk yerinin, alanının, sınırlarının ve değerlerinin devlet eliyle belirlenip plana bağlanması işidir.
Bir ülkedeki arazi ve mülklerin alanını, sınırlarını ve yerini belirtip plânlama işidir.

Taşınmaz malların sınırlarının arazi ve harita üzerinde belirtilerek hukuki durumlarının ve üzerindeki hakların tespit edilmesi işlemine kadastro denir. 


Memleketin kadastral topografik haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarını arazi ve harita üzerinde belirterek hukuki durumlarını tespit etmek ve bu suretle tapu sicilini kurmak, ve harita üzerindeki fenni değişiklikleri takip etmekle görevli kamu idaresine kadastro müdürlüğü denir.

Bir bölgedeki özel arsaların kaydıdır; bu arsalar sistematik şekilde numaralandırılır, her birinin çevresi ve parsel tanımlayıcısı büyük ölçekli haritalarda gösterilir, hem haritada hem de kayıt defterinde bu arsanın niteliği, büyüklüğü, değeri ve onunla ilgili hukukî haklar belirtilir.

Çim motoruyla çalışan, dört tekerlekli ve küçük yarış arabası ...

Gokart,
Go-kart; kart adı verilen çok küçük, benzin ve hava  soğutmalı, arkadan motorlu, dört tekerlekli minyatür araçlarla  yapılan pist yarışıdır. 

Karting; Motorsporlarının temelidir ve pist  yarışlarının küçük kardeşi olarak kabul edilir. 7 den 70e her  insanın yapabileceği bu spor dalı hem kolay olması hem de  maliyetinin düşük olması nedeniyle hızla popülerleşmektedir.

Go-kart, 1950'li yıllarda ABD'de, eskiyen çim biçme makinelerinin motorlarının  tekrar kullanılabilmesi amacıyla yapılan çalışmalar sonucu ortaya  çıkmıştır. İngiltere, Avustralya ve Japonya olmak üzere uluslararası yarışmalarda kullanılmaya başlandı. Uluslararası Karting organizasyonların yönetimi İsviçre'de kurulan CIK (Uluslararası Karting Kurulu) tarafından yapılmaktadır. Hoş bir hobi olmanın dışında karting, motor sporlarına başlamak için de sağlam bir temel hazırlıyor. Birçok ralli veya Formula pilotu bu spora karting yaparak başlamıştır. Bunlara örnek olarak 1994-1995 Formula1 Dünya Şampiyonu Michael Schumacher ve kardeşi Ralf Scumacher'i verirsek herhalde yeterli olur. Hatta Michael Schumacher, aynı zamanda Köln'ün 30 km kadar dışında uluslararası standardlara sahip büyük bir go-kart pistinin sahibidir.

Türkiye'de bu sporun ilk kez tanınması Demir Bükey aracılığıyla gerçekleşmiştir. Önce 1970'li yılların ortalarında ÜstBostancı Go-kart Pisti hizmete girdi., İstanbul Karting Kulübü'nün de kurulmasıyla birlikte ilk ciddi pistine 1980'lere doğru kavuştu. 1987 yılında Cem Hakko'nun öncülüğünde tekrar canlandı ve Tuzla Karting Pisti'nin yapılmasıyla önlenemez bir yükselişe geçti. 1998 yılında İzmir, Ankara ve Adana'da yapılan pistlerde Türkiye Karting Şampiyonası yarışları yapılmaya başladı. Resmi yarışların yanı sıra Istanbul icinde (Topkapı, Büyükçekmece, Tatilya) Adana, Bodrum, Antalya, Alanya, Kuşadası, Çeşme'de de ticari amaçlı küçük karting pistleri açıldı. En son Bursa Nilüfer'de yeni bir karting pisti hizmete girdi.

Başlangıçta kullanacağınız araçlar 5,5-6 HP güç üretebilen 160 cc hacminde tek taraflı motorlara sahip. En fazla 75 km/s hıza ulaşabilseler de pist içinde bu hız ortalama 40-50 km/s. Türkiye'de profesyonel anlamda bu sporu yapmak istiyorsanız Türkiye Otomobil ve Motor Sporları Federasyonu'ndan lisans almanız gerekiyor. Bu alanda profesyonel yarışlar ise Tuzla Pisti, Körfez Pisti ve İzmir Pisti'nde yapılıyor. Bu tür yarışmalarda araçlar 120 km/s hıza ulaşabiliyorlar.

"Kardinal Çiçeği" de denilen otsu bir süs bitkisi ...

Lobelya, (Lobelia).
Kardinal Çiçeği, 
Frengi Otu.

Ilıman iklim bitkisidir. Otsu ya da odunsu karakterde tek veya çok yıllık bitkilerdir. Yaprakları almaşıklı olarak dizilmiştir. Çiçekler yaprak koltuğundan çıkmaktadır. Her bir çiçek sapında bir çiçek mevcut olup çiçekler, dal ucunda ve salkım şeklindedir. Ilıman iklim şartlarında haziran ortasından temmuz ortasına kadar çiçeklenir. Tohumlar mart ve nisan başında kasalara veya yastıklara seyrek olarak atılmalıdır. Tohumlar küçük olduğu için üzeri örtülmez. Hafifçe üzerine bastırmak yeterlidir.

Güneşli yerlerde ve gevşek besin maddece zengin, iyi gübrelenmiş topraklarda gayet iyi gelişir. Killi topraklarda fazla yapraklanma gösterir ve boylanır. Bitkinin yetiştirileceği toprağın sonbaharda işlenmesi gerekir.

Lobelia bitkisi saf halde fazla geniş olmayan parterlerde veya parter kenarlarında, gruplar halinde diğer yaz çiçekleri arasına serpiştirilmiş olarak ya da toprak yüzeyini örtmek amacıyla kullanılır. Sarkıcı formdakiler ise balkonlarda ve pencere önlerinde kullanılır.

Lobelia bitkisinde dikkat edilecek bir konu da ilk çiçeklenmeden sonra bitkilerin budanmasıdır. Böylece 2 – 3 hafta sonra tekrar çiçeklendiği gözlenmiştir. Kısa boylu, parter grup bitkisi olarak ve yeşil alanlardaki kenar kısımları bitkilendirme de kullanılmaktadır. Asma sepetler ve vazolar için uygun bir türdür. Yarı dayanıklıdır.
Tek yıllık, çiçekleri bol sayıda ve açık mavi renktedir. Çiçek sapları uzundur. Çalımsı ve sürünücü formdadır. 10 – 25 cm boylanabilir. Gövde bol miktarda ince dallara sahiptir. Üretimi tohum atılarak yapılır. Tohumlar şubat ve mart ayında atılır ve mayıs ta şaşırtılır.

Değirmi biçimde yassı hap ...

Tablet, (Fr. tablette, İng. tablet ). 
Düz ve yassı biçimli, çiğnenecek veya yutulacak madde,
Toz ilaçların bağlayıcı maddeler ve kolay dağılabilen nişasta, talk, süt şekeri gibi bazı maddelerle karıştırılarak özel makinelerde sıkıştırılarak yapılan, çoğunlukla yuvarlak, yüzeyleri düz veya kabarık olan bir müstahzar çeşidi.

Eski medeniyetlerden kalma, pişmiş veya güneşte kurutulmuş kilden yapılmış, üzerinde çivi yazısı ile metin yazılı belge.

Parlak kırmızı renkte bir süs taşı ...


Lal,
Latince adı Garanatum'dan gelen Lal taşı, Garnet olarak da adlandırılır.  
Tutku taşı,
Merhamet taşı,
Hayal kuran taşı,

Dairesel veya oval biçimli bir taştır. Parlak kırmızı renkte, billurlaşmış, saydam bir alüminyum oksidi olan değerli bir taştır. Kırmızı mavi mor ve kahverengi renkleri olmasına rağmen genelde kırmızısı bilinen sekiz yüzlü bir kristaldir. Dairesel veya oval biçimli bir taştır. Lal'in erkek türü koyu kırmızı, dişi türü ise açık kırmızıdır. Üzerinde taşıyanı, bedensel zayıflığa ve acımasızlığa karşı koruduğu bilinir. 

Lal'in erkek türü koyu kırmızı, dişi türü ise açık kırmızıdır. Üzerinde taşıyanı, bedensel zayıflığa ve acımasızlıklara karşı koruduğu bilinir. "Hayal Kuran" ve " Merhamet Taşı" olarak da bilinir. 

Cinsel enerjiyi ve duyarlılığı artırdığı, cinsel dengesizliğe karşı koruma taşı olarak bilindiğinden bazı yerlerde "Tutkuların Taşı" olarak da bilinir.

Kalp şeklinde yapılmış tılsım Lal' ler, eşleri ve sevgilileri cezbetmeye yaradıkları gibi, yatak ve yastık altına konulduğunda kötü rüyaları ve gecenin kötü ruhlarını kovar. Bedeni kuvvetlendirir, temizler, canlandırır. Bilhassa kan damarları için çok yararlı bir taş olan Lal, hayal gücünü harekete geçirir, sevgi ve şefkati sembolize eder. 

Rahmin üzerine koyularak, üreme gücünü artırma amacıyla kullanılır. Ayrıca adet sancıları, düzensiz kanamalar ve menepoz için de faydalıdır. Erkelerde lal taşını kasıklarının üzerine koyarak üreme güçlerini artırabilirler. Üremeyi artırma amacıyla kullanımda bir-iki hafta boyunca günde en az on dakika süreyle bu uygulama tekrar edilir. bel ağrılarını geçirmede etkilidir. Hassas kişilerin lal taşını bel altında kullanması daha doğrudur. Çünkü bu tür kişilerde sinirliliğe, baş ağrılarına yada baş dönmesine sebep olabilir.
Bedeni kuvvetlendirir, temizler ve canlandırır. Enerjisi damarlar için faydalıdır.

Heyecan ve boşluk duygularına kapıldığınızda, dengenizi korumanıza yardımcı olur. Dinginlik hissi verir. Böylece yapmanız gereken işlerin  üzerine sırayla sırayla ve yavaşça gitmenizi sağlar ve kapasitenizin arttığını hissettirir. Kendinizi kabullenmenizi sağlayarak sizi korur. işlerinizi tamamlamanız için gereken canlılığı ve zindeliği sağlar. Geçmişi hatırlamaya yardımcı olur.

Yatak veya yastık altına konulduğunda karabasanlardan korunmayı sağlar. Hayal gücünü kuvvetlendirir. sevgi ve şefkat duygularını artırır. Hangi amaçla kullanılırsa kullanılsın, Kristal kuvars ile birlikte kullanımı etkisini artırır. Karabasanlardan korunmayı sağlar. Geçmişi hatırlamaya yardımcı olur.

Koç, Akrep, Yay, Oğlak ve Kova burçlarının taşıdır.


Oyunda cezalı çocuk ...

Ebe,

Genellikle çocuk oyunlarında baş olan, diğer çocuklara veya gruba karşı cezasını çekmek ve bundan kurtulmak için tek başına bütün sorumluluğu üzerine alan çocuk, oyun ebesi.

Oyunda elebaşı olan çocuğun durduğu yer.
Körebe oyunu. Saklambaç oyunu.

Ehemmiyetli ...

Mühim,
Önemli,
Önemi olan, mühim, ehemmiyetli.
Kritik,
Önemi olan, değerli.

Ehemmiyet ...

Ehemmiyet,
Önem,  (Ar. ehemmiyyet).
Bir şeyin nitelik veya nicelik bakımından değeri olma durumu, ehemmiyet.

Leylak rengi, açık mor ...

Lila,
Açık eflatun,

Zeytingiller (Oleaceae) familyasından, yaprakları karşılıklı bir ağaççık ve bu ağacın koni durumunda toplanmış, beyaz, eflatun veya pembe renkte, güzel kokulu çiçeklerinin açık mor rengidir.

Tepkili uçak ...


Jet, (İng. jet). 
Tepkili motorlarla çalışan, özel cihazların çıkardığı gazla basınç sağlanan, hızı çok olan uçak, tepkili uçak. Tepkili uçaklara jet denmesinin nedeni, uçak motorlarının egzoz borusundan arkaya doğru püsküren ve tepkiyi doğuran sıcak gazlardan (jet) dolayıdır.

Jet motoru
Atmosferden aldığı havayı sıkıştırıp yakıtla yakarak ısıtır. Bu ısıtma sonucunda ortaya çıkan gazları, hızla dışarı püskürterek, ters yönde bir itme gücü oluşturur.Yani temel mantık itme gücüne dayalıdır. Akabinde bu güçle, motorun bağlı olduğu aracın hareket etmesi sağlanır. Bu motorlar, Newton’ın hareket yasalarına bağlı olarak geliştirilmiştir. Bu yasaya göre; her etki eşit büyüklükte ve ters yönde bir tepki doğurur.

1903′ten 1935′e kadar olan dönemde, uçakların itme sistemlerinde alternatif piston hareketli içten yanmalı motor ve pervane düzenekleri kullanılıyordu. 1935′de Hans von Ohain tarafından ilk jet motorlu uçak (jet uçağı) yapıldı. Jet motorlu uçaklar, diğer uçaklara göre çok daha hızlı ve çok daha çok yükseğe çıkabiliyor.

Günümüzde birçok jet motoru çeşidi geliştirilmiştir. Bunlardan bazıları; turbojet, turbofan, turboprop, turboşaft ve ramjet ' tir.

Jet motorları, ön taraftan içeri fan ile alınan havanın yakıt ile karıştırılıp patlatılarak arkadan çıkartılması şeklinde çalışır. İçeride sıkışan hava aniden dışarı çıkmak ister ve motorun arkasında çok büyük bir itme kuvveti oluşur. Etki-tepki prensibine göz önüne aldığımızda itilmek istenen hava bu kuvvete tepki gösterecek ve motorun ileriye doğru hareketini sağlayacaktır. 

Uçaklarda kullanılan sistem bundan ibarettir. Önden alınan hava çok büyük bir vakum oluşturmaz yani motor fanının büyüklüğü ve devri ölçüsünde havayı motor içerisine alır.
Fakat motor içerisindeki patlamayla beraber arkaya verilen hava itişi çok fazladır. Bu nedenle uçak motorunun önünde durulabilir ama arkasında asla durulmaz.

Eski bir Japon dansı ...

Dengaku,

Geleneksel Japon halk danslarından biridir. Akrobatlığa dayalı dengaku ise daha az gelişmiş Japon seyircisinin hoşlandığı yaygın bir dans gösterisidir.
 
Noh bilinen en eski tiyatrodur.  Geleneksel Çin sanatından ve geleneksel Japon halk oyunlarından (dengaku) yaptığı alıntılarla sarugaku olarak da bilinen Noh 14.yy. çok büyük ilerleme kaydetmiştir.

Tokat' ın Pazar ilçesinde , sarkıt ve dikitleriyle tanınmış bir mağara ...

Ballıca Mağarası,
Kazova’ da kıvrıla kıvrıla akan Yeşilırmak’ı izleyen Tokat-Turhal karayolunun 23. km.’sinden güneye ayrılan yolun sapağında, iki levha dikkati çeker. Bunlardan birincisi Pazar ilçesini, sarı renkli olan diğeri ise Ballıca Mağarası’nı göstermektedir. Ballıca Mağarası, Turhal'a 32 km.,Tokat'ın 26 km. güneybatısında bulunan Pazar ilçesinin 7 km. güneydoğusundadır. 

Tokat-Mağara arası 33 km.'dir.

Pazar ilçesine ayrılan yol 3. km.’den sonra Yeşilırmak’a ulaşır. Yol buradan, Anadolu Selçuklularının yaptırdığı köprüden geçerek tarihi Kral Yoluna bağlanır. Yılların ve Yeşilırmak’ın uzun zamandır yıpratmadığı bu güzel köprünün hemen yakınında, 1238′de yapılan Mahperi Hatun Kervansaray bütün haşmetiyle ırmağı ve yoldan geçenleri seyreder. XII. yüzyıldan beri Anadolu’dan Karadeniz’e gelen kervanların konaklama ve dinlenme merkezi olan Pazar, geçmişle bugünün kucaklaştığı, tarihle doğanın iç içe olduğu şirin bir ilçedir. İşte, Ballıca Mağarası bu ilçenin sınırları içinde yer alır.

Ballıca Mağarası kristalleşmiş kireçtaşlarından meydana gelmiştir. Sınırlı kireçtaşı oluşumu göz önüne alındığında, mağaranın hacmi inanılmaz derecede büyüktür. Buradaki kireçtaşlarının yatağı yoktur;özürlü ve kırılmıştır ayrıca çatlaklar kalsiyum karbonatla doldurulmuştur. 

Ballıca Mağarası Tokat Dağı'nın başkalaşmış şistleri üzerinde uzanan karstik kristal kireçtaşıyla oluşmuştur. Mağaranın içerisinde yer alan kristalleşmiş kireçtaşı kütlesinin yüzey alanı yaklaşık 30 hektardır.


Tektonizm ve karstikleşmenin sonucu olarak, bu oluşumun derin yerlerindeki çözelti boşlukları mağaraya bir yükselti sağlamıştır. Kireçtaşlarının sınırlı yüzey boyutuna rağmen bilinen mağara 680m. uzunluğunda ve geniş kapsamlı karstikleşme gösteren 6.500 metrekarelik bir alanı kaplamaktadır.

Ballıca Mağarası esas olarak iki yönde gelişmiştir. KD-GB (1.Galeri) ve KB-GD (2.Galeri). (K38° B ve K47° D) Kireçtaşları içerisindeki kırılma sistemleri üzerinde yapılan ölçümlerle bu verilen yönler doğru orantıda devam etmektedir. Mağara tabanı kuzey batıdan güneydoğu yönüne doğru derece derece azalır ve kuzeydoğudan güneybatıya doğru düzensiz seviyelerde uzar. Bu da bize mağaranın gelişme esnasında tekrarlanan tektonik hareketleri gösterir.

Çeşitli tiplerde geniş kapsamlı ikincil oluşumlar mağaranın girişinden bitimine kadar her yerde bulunmaktadır. Bütün sarkıtlar (drapeli, damlataşlı, makarna-şekilli, paraşüt-şekilli, soğan-şekilli, pırasa-şekilli), dikitler, kolonlar, sarkan yapılar, havuzlar ve mağara incileri gerçekten çok önemlidir. 

Pasajlar ve sözde salonlar çoğunlukla tektonik hatlarla kesilmiştir ve böylece ya aniden yönlerini değiştirirler yada seviyeleri gittikçe azalır. Çünkü kolonlar genellikle kırık hatlar boyunca şekillenmiştir. 

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ