Menzil oklarının ucuna takılan yüksük biçiminde kemik parça...

Soya,
Yay, ok atmak için kullanılan bir savaş aletidir. Kavs veya kabza da denir.Yaylar yapılışına göre tımanlı veya sağınlı; kullanılma sahalarına göre de tirgeş, menzil, peşrev (pişrev), kepaze, hedef ve savaş yayları gibi çeşitleri vardır, yaylarla yapılan ok atış mesafelerine geze, atışı yapana da kemankeş denirdi.

Kasırga isimleri...

Bilinen ve büyük zarar veren Kasırgalar;

Konson (Filipinler, Çin, 2010),
Morakot (2009, Çin)
Nergis 2008, (Myanmar), 
İke 2008, 
Hanna 2008, Gustav 2008,
Bill ,( ABD, Kanada),
Felix 2007, 
Dean 2007,
Katrina 2005,
Rita 2005,
Charlie 2004,(Florida)
İrene 1999,
Floyd 1999,
Mitch 1998, 
El Nino 1997,
Fran 1996,
Roxanne 1995,
Andrew 1992,
Hugo 1989, (ABD)
George 1988,
Alica 1983,
Fifi 1974,
Betsy 1965,
Barbara 1953,
Galveston 1900,(ABD)


Kasırga, tayfun ve siklon sözcüklerin üçü de aynı olayı anlatıyor; tek fark, değişik bölgeler için kullanılan sözcükler olmaları. Atlas Okyanusu'yla ilişkili olanlar için "kasırga", Pasifik Okyanusu' yla ilişkili olanlar için "tayfun", Hint Okyanusu'yla ilişkili olanlar içinse "siklon" deniyor.

Okyanus üzerinde oluşan kasırgaların en fazla etkili olduğu alanlar; ABD'nin okyanusa açık olan her iki bölgesi, Karayipler, Meksika Körfezi, Filipinler, Avustralya, Bengal Körfezi, Japonya ve Çin'dir.

Kasırga ve tropik fırtınalara kolay ayırt edilebilmesi, akılda kalıcı olması amacıyla kısa isimler verilmesi tercih edilmektedir. Kasırgaların önceden tahmin edilemez ve yıkıcı doğaları meteorologlara kadınları çağrıştırdığı için günümüzde kasırgaları adlandırmak için kadın isimleri kullanılmaya başlandı. Bayan isimleri ve daha çok tarihsel kimliği olan isimler verilirken, daha sonra gelen tepkiler sonucu kasırgalara erkek isimleri de verilmeye başlanmıştır. Günümüzde kasırgalar oluşmadan önce isimleri belirlenmektedir. İnsan yaşamı gibi kasırgalar da doğar, büyür ve ölürler. 1979'dan beri alfabetik sırayla kadın  erkek. Toplam 6 adet liste bulunuyor ve bunlar rotasyon usulüyle her yıl yeniden onaylanıyor. Her listede, kasırgaların meydana geldiği bölgede konuşulan dillerden Fransızca, İngilizce ve İspanyolca isimler  veriliyor. Yani 2004 listesi, 2010'da tekrar kullanılıyor. Ancak bir kasırga çok yıkıcı olduysa o kasırganın bulunduğu listeye sıra geldiğinde, Dünya Meteoroloji Örgütü ile eşgüdüm halinde, söz konusu kasırga ismi "emekliye" sevk ediliyor. Fazlaca zarar veren kasırga isimleri bir daha kullanılmamak üzere istatistiklerde yerini alır. isimlerinden karma liste yapılıyor

Amerikan Ulusal Kasırga Merkezi'nin 1953'ten beri her yıl hazırladığı resmi kasırga listesine göre, Rita'dan sonra bölgeyi etkilemesi beklenen kasıga ve tropik fırtınalara sırasıyla Stan, Tammy, Vince veWilma isimleri verilecektir.

Osmanlıların düşman gemilerini ve kıyılarını ateşe vermede kullandığı savaş gemisi...

Harraka,
Eskiden düşman gemilerini veya düşman şehirlerini ateşlemek için, yakıcı âletlerle donatılmış olan harp gemisi.

Roma Tanrıları...

Roma Tanrıları;

Eski Romalılar ilk önce Predeist bir çağ yaşamışlar. Bu çağda Romalılar hiç bir Tanrıya tapmamışlar. Buna rağmen iyilik ve kötülük anlayışına sahiplermiş ve büyü ile uğraşırlarmış. Zamanla inançlarında ölümsüzler Lar' lar ile Penat' lar ortaya çıkmıştır. Her Roma ailesinin bir Lar' ı, birkaç tane de Penat' ı vardı; bu Tanrılar, yalnız o ailenin olur, kendilerine tapınaklarda tapılınamazdı. Ayrıca bütün şehri koruyan Larlar ile Penatlar da bulunurdu.

Artan savaşlar, ulusların kaynaşması ile birlikte Tanrı inancı Roma'ya da gelmiş. Böylece Yunanların Olimpos Tanrılarını Romalılar da kabul etmiş, yalnız adlarını değiştirmişler. Jupiter (Zeus), Neptunus (Poseidon), Vesta (Hestia), Iuno (Hera), Mars (Ares), Vulcanus (Hephaistos), Minerva (Athena), Venus (Aphrodite), Mercurius (Hermes), Diana (Artemis) isimleri verdikleri Tanrılara inanmışlar.Hades'e Pluton, Dionysos'a Bakkhos demişler, Apollon adını değiştirmemiş olduğu gibi kullanmışlar.

Abeona - Roma mitolojisinde çocukların koruyucusu Tanrıça.
Abundantia - Roma mitolojisinde fazla etkin olmayan bolluk, başarı ve şans Tanrıçası.
Aequitas - Roma mitolojisinde adil işlerin ve anlaşmaların Tanrısı.
 
Ageria - Doğum tanrıçası,
Alemonia - Henüz doğmamış çocukları besleyen Tanrıça.
Ambarvalia - Roma’da Mars şerefine yapılan tören,
Anna Perenna - Yeni yıl Tanrıçası. Onun festivali Mart ayının 15 de kutlanırdı. Romalılar amnis perennis ("sonsuz akıntı") kelimesine çeşitli anlamlar vermişler
Antevorte - Roma mitolojisinde geleceğin Tanrıçası.
Appiades - Appian su kemerinin yakınlığında tapınakları bulunan beş Tanrıçaya verilen genel ad. Bu Tanrıçalar: Concordia, Minerva, Pax, Venus, ve Vesta idi.

Atena - Roma imparatorlarının tacı,
Aurora - Şafak Tanrıçası. Yunan mitolojisinde ona Eos demişler.
Bakanal - Romalılar'da şarap tanrısı Baküs için düzenlenen, içkili, danslı  eğlence, 
Bellona - Romalı'ların Zafer Tanrıçası. Kapadokya Tanrıçası Ma ve Yunan Tanrıçası Nike ile aynı özellikleri taşımaktadır.
Bubona - Roma mitolojisinde atların ve büyükbaş hayvanların Tanrıçası.

Caca - Romalıların Ocak Tanrıçası ve Gigant Cacus'un kızakardeşi. 
Camene - Çeşme perileri
Camenta - (Egeria) Romalıların Doğum Tanrıçası.
Carna - Roma civarında Tiber nehri kenarlarında yaşayan bir peri  kızı,

Ceres - Toprak ve ürünler Tanrıçası Demeter’e verdikleri ad,
 

Concordia - Romalıların Barış Tanrıçası.
Concus - Eski Roma Tanrılarından biri. Gizlemek, örtmek, saklamak Tanrısıydı.
Copia - Servet ve bolluk Tanrıçası.

Dea Dia - Büyüme ve gelişme Tanrıçası.
Dea Tacita - Kelime anlamıyla "Sessizliğin Tanrıçası". Roma mitolojisinde Ölüm Tanrıçası.
Diana - Doğa, verimlilik ve çocuk doğum Tanrıçası. İffet Tanrıçası. O Capua yanındaki Tifata dağında çalışır ve aynı zamanda Ay Tanrıçası görevini de üstlenmiş. Latinlarin de Tanrıçasıydı.
Disciplina - Roma mitolojisinde Disiplin ve düzen Tanrıçası.
Dius Fidus - Ant ve Yemin Tanrısı. Sabine kökenli bir Tanrıydı.
Duellona - Roma Tanrıçası.
Edusa - Küçük çoçuklara beslenmeyi öğreten Tanrıça.
Egeria - Doğum Tanrıçası. Roma'nın kurucusu Romulus'un koruyucusu.
Eventus Bonus - (Bonus Eventus)'İyi Akşamlar'. İş yaşamında başarı Tanrısı. Ayrıca Hasat Tanrısı olarak da bilinir. Heykeli Roma'da, Jupiter tapınağının yanında konulmuştur.


Genius - Roma Tanrısı. Bir nevi koruyucu melek görevini görüyordu. Her insanın kendine ait bir Genius'u olduğuna inanılırdı.
Grazia'lar - (Graces) - Letafet perilerinin Roma mitolojisindeki isimleri. Yunan mitolojisinde Kharit'ler olarak geçerler. Doğadaki güzellik ve neşe insanların da, Tanrıların da kalplerinde duygukları, güzellik hayranlığı onların eseridir.
Fabulinus - Bebeklerin Tanrısı. Efsaneye göre, bu Tanrı Romalı çocuklara konuşmayı öğretirdi.

Fatum - Kader tanrısı,
Faunus - Vahşi doğanın ve verimliliğin Tanrısı. Nasihatçı olarak da tapınım ve saygı görmüştü. O Yunanların doğa tanrısı Pan ile aynı özellikleri taşımıştır, boynuz ve yeleleri varmış. Büyükbaş hayvanların da koruyucusu olarak bilinmiştir. Ona Roma Kır Tanrıları Faun'lar eşlik ederlermiş. Faun'lar Yunan mitolojisinde Satyr'ler olarak yerlerini almışlar. Faunus'un bayan benzeri Fauna'dır. Kurt suratı, çelenk ve kadeh Faunus'un simgeleridir.
Febris - Telaş ve paniğe karşı koruyucu Tanrıça. Febris ("heyecan") antik Roma'da üç tapınağa sahipti. Bu tanınaklardan biri Palatine ve Velabrum arasında yer almıştı.
Flora - İlkbaharın taze çiçeklerinin Tanrıçası. Quirinalis yakınında tapınağı vardı. Dördüncü yüzyılda bu Tanrıçanın şerefine, 28 Nisan - 1 Mayıs tarihleri arasında Floralia festivali kutlanırdı. Flora Yunanların Chloris'i ile özdeşleştirilmiştir.
İanus - (Janus) - Romalıların inancına göre İanus, evlerin kapılarını bekleyen bir Tanrıydı.
Junon - (Iuno) Romalıların baş Tanrıça Hera'ya taktıkları ad.
Jupiter - Romalıların baş Tanrı Zeus'a verdikleri ad.
Juturne - (Juturna) Romalıların Su Kaynakları Tanrıçası. Jupiter onu periye çevirmiş ve Latium yakınlığındaki Lavinium'da bir su kaynağını ona armağan etmişti. O Fontus (Fons)'un annesi ve Janus'un karısıydı.
Juventus - Gençlik Tanrıçasının adı. Romalılar gençlik çağına giren delikanlılara bu adı koyardı.
Kybele - Roma ve eski Anadolu mitolojisinde Tanrıların anası. Onun karakteri Phyrgia'da ortaya çıkmış, daha sonra Yunanistan'a kadar yayılmıştır. Yunanlarda Rheia onun yerini almıştır.
Lar - Romalıların ocakbaşı Tanrısı.
Larv'lar - Roma inançlarına göre tehlikeli ve insanlara bela olan ruhlar. Anlatılanlara göre, Larv'lar ellerinde uğursuzluğun sembolü olan birer baykuş taşırlardı.
Libitina - Roma da ölüler için yapılan merasimi koruyan Tanrıça,
Lima - Başlangıçlar Tanrıçası.
Luna - Romalıların Ay Tanrıçasına verdikleri ad. Yunanlar ona Selene derler.

Junon - Romalılar'ın baş tanrıça Hera'ya taktıkları ad,
Lucina - Kadınlara doğumda yardım eden ve sancıları azaltan Tanrıça. Sonraları 'çocuklara ışık bahşeden' anlamına gelen Juno adını almıştır.
Maia - Mayıs ayına adını veren Tanrıça. Bu ayda ona kurbanlar verilir, adaklar adanırdı. Mitolojide Maia Vulcan'ın yardımcısıydı. Bazen Fauna ve Ops ile eşit tutulurdu.

Manes - Romalı'larda tanrı olarak düşünülen ölü ruhları,
Mars - İlk başlarda bitkilerin köklerini besleyen bir Tanrı olmasına rağmen daha sonra Yunan mitolojisinden etkilenerek Savaş Tanrısı sıfatını kazanmıştı. Yunanlıların aksine Romalılar onu severlerdi. Onlara göre ise Mars üstün, soylu bir görünüşü olan hiç yenilmeyen bir Tanrıydı.
Mater Matuta - Romalıların şafak Tanrısı.
Minerva - (Minerve) Romalıların Zeka Tanrıçası Athena'ya verdikleri isim.
Moneta - Başarı Tanrıçası.

Mutunus - Evlilik tanrısı,
Nascio - Roma mitolojisinde Doğum Tanrıçalarından biri.
Necessitas - Zaruret, Zorunluluk Tanrıçasıydı. Kader Tanrıçası olarak da bilinmekteydi. Romalılar onun insan şeklinde olduğuna inanırlardı. Yunanlardaki ismi Ananke idi.
Neptun - Romalıların Deniz Tanrısı Poseidon'a verdikleri ad.
Nerio - Romalılarda savaş Tanrısının karısı olup, kahramanlığı temsil eder.
Nundina - Roma mitolojisinde yeni doğan bebeğe isim takıldığı dokuzuncu günün Tanrıçası.
Occator - Acı ve üzüntü Tanrısı.

Ops - Bereket ve toprak ürünleri tanrıçası, (Ekim ve biçim tanrısı),
Orcus - Ölüm ve yeraltı dünyasının Tanrısı. Bazen çok zalim ve korkunç, bazense oldukça iyi bir Tanrı olarak tanımlanmıştır. Yunan Tanrııs Hades'le aynı özellikleri taşımıştı.
Pales - Romalıların koyun sürülerini koruyucusu olduğuna inandıkları Tanrı.
Parkae - Romalıların Ralih Tanrıçalarına verdikleri ad.
Penat'lar - Romalıların Ev Tanrılarına verdikleri ad.
Pilumunus - Yeni doğan çocukları koruyan Roma Tanrıçası.
Poena - Roma mitolojisinde ceza Tanrıçası
Pomona - Romalıların Meyve Tanrıçası.
Puta - Ağaçlar ve asmaları budamakla ilgili olan Roma Tanrıçası.

Romos - Roma şehrini kuran ve adını veren kahraman
Romulus ile Remus - Roma mitojisinde ikiz kardeşler. Mars ile Rea Silvanın oğulları. Küçük yaşta Tiber nehrine bırakılan ikizler, dişi bir kurt tarafından bulunmuş, onun sütüyle beslenmişlerdi. Sonra onları Picus adında bir çoban keşfetmiş, evine götürüp besleyip büyütmüştü. Kardeşlerin kaderinde Roma şehrinin temelini koymak vardı. Büyüdükten sonra iki kardeş arasında şehri hangisinin kuracağı konusunda tartışma çıkmış ve bu tartışma Remus'un ölümüyle sonuçlanmıştı. Romulus Roma şehrinin kurucusu ve ilk kralı oldu. Roma' nın kurucusu Romulus da tanrısallaştırılmıştı.
Salus - Romalıların Sağlık Tanrıçası.
Saturnus - Roma Tanrısı Satürnüs çiftçilerin Tanrısı olarak görülmüştür. Mitolojiye göre Satürnüs ve karısı hasat Tanrıçası olan Ops ekincileri korurmuş. Yunan mitolojisinin etkisi ile sonraları Satürnüs Kronos kişiliği kazanmıştır. Satürnüs'ün İtalya'yı yönettiği devre 'altın çağ' adını vermişler.
Silvanus - Romalıların Orman, Bağ, Bahçe Tanrısı.
Summanus - Romalıların gece çakan Şimşek Tanrısı.
Tellus - Romalıların Yunan mitolojisindeki Toprak Ana (Gaia) ya verdikleri ad.
Terminüs - Romalıların sınır taşı Tanrısı.

Ultor - Jüpiter ve Mars’ın sıfatı,
Vacuna - Sabinelilerin Tarım Tanrıçası. Vacuna'ya kutsal orman Reate'nin bulunduğu bölgede tapınılmıştır.
Velovis - Bir Roma Tanrısı. Yer altı Tanrılarından sayılmakta, volkanlar ve balıkları bunun idare ettiğine inanılır.
Veritas - Adalet ve Gerçek Tanrıçası. Satürnüs'ün kıız.
Vesta - Aile ocağı Tanrıçası
Virtus - Roma mitolojisinde cesaret ve savaş gücünün Tanrısı
Vulcanus , Amor - Ateş Tanrısı. Demircilik ve sanatla da uğraşır. Onun dökümhanesi Etna dağındadır. Burada o yardımcıları ile beraber Tanrılara ve kahramanlara silah yapardı. Yunan mitolojisinde bu Tanrı Hephaestus adını almıştı.

Züppece giyiniş biçimi...

Bobstil,
Eskiden,efemine, sosyetik, modayı takip eden, züppe gibi anlamlarda kullanılan bir sözcük.

Kuş gagası...

Nuk, Gaga gibi sivri uçlu olan şey. 

Gaga (İngilizce : beak, bill veya rostrum) 
Kuşların anatomik bir dış yapısıdır. Beslenmeye ek olarak, tımar etme, temizleme, nesneleri beceriyle kullanma, avlarını öldürme, yiyecek aramada sonda etme, kur yapma ve yavrularını beslemede kullanılır.

Kuş kanadı...

Bal,

İstanbul' da "Taksim Cumhuriyet Anıtı", Ankara' da Etnografya müzesi önündeki atlı " Atatürk Anıtı", İzmir' de atlı " Atatürk Anıtı" gibi yapıtlaıyla tanınmış İtalyan heykeci...

Prof. Dr. Pietro Canonica (1869 - 1962),

Roma Güzel Sanatlar Akademisi' nin Heykel Bölümünde profesör ve İtalyan Akademisi' nde üye olan Canonica, ülkesinde daha çok atlı heykelleriyle adını duyurmuş değerli bir sanatçıydı. Kurtuluş Savası'ndan galip çıkıp Cumhuriyet'e kavuşan Türk milletinin öyküsünü bir anıtla ölümsüzleştirmek için 1927 yılında başlatılan çalışmalarda akla ilk gelen isimlerden biri Canonica oldu. Gerçekten de Canonica'nın taslağını amaca uygun bulan İstanbul Belediyesi Anıt Komisyonu, Taksim Cumhuriyet Anıtı'nın siparişini Canonica'ya verdi. Sanatçının İtalya'da tamamladığı tunç figürlü mermer heykel 1928 yılında alandaki yerine yerleştirilmiş ve açılışı yapılmıştır. 

Eserleri;
Taksim Cumhuriyet Anıtı,
Ankara Etnoğrafya Müzesi önündeki atlı Atatürk heykeli, 
Ankara Zafer Alanı'ndaki Atatürk heykeli,
İzmir'deki atlı Atatürk Anıtı, 
Caningrad'daki atlı II.Aleksandar heykeli, 
Bağdat'taki atlı Faysal I heykeli,
Columbia'daki Bolivar Anıtı .

Taksim Cumhuriyet Anıtı,  İstanbul, Taksim Meydanı' nda bulunan anıt. 
İtalyan heykeltraş Pietro Canonica' ya yaptırılan, iki genç Türk; Hadi (Bara) Bey ve Sabiha (Bengütaş) Hanım'in yardımlarıyla, ant 1928'de tamamlanmıştır. 8 Ağustos 1928'de açılan anıtın, kaide ve çevre düzeni mimar Guilio Mongeri tarafından yapılmıştır.

Taksim meydanındaki Cumhuriyet Anıtında iki Rus generali de yer almaktadır. Bunlardan Furunze,Kızılordu teorisyen' lerindendir. Ve kurtuluş Savaşı’nın sürdüğü yıllarda Rusya’nın desteğini göstermiştir. Anıtta tasvir edilen ikinci Rus yetkili ise, K.Yefromoviç Voroşilov’dur ve Kızıl Ordunun generallerindendir.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında caddenin adı “cadde-i Kebir” ken “İstiklal caddesi” olarak değiştirilmiştir. Kentsel gerçeklik boyutlarında bu yeterli görülmemiş, Cumhuriyet' in coşkusunu, Kurtuluş Savaş'ının öyküsşünü yeni kuşaklara daha çağdaş bir dille, bir anıtla anlatmanın, daha da anlamlı olabileceği düşünülmüştür. Bu görüşle de halkın bir yandan parasal katkısını sağlamak için girişimlerde bulunulurken, öte yandan ünlü İtalyan yontucu Pietro Canonica yapım için çağrılmıştır. İki genç Türk; Hadi (Bara) Bey ve Sabiha (Bengütaş) Hanım'ın yardımlarıyla, anıt 1928' de tamamlanmıştır.
 

Arı ürünleri ile hastalıkların tedavisi, önlenmesi veya iyileştirilmesi...

Apiterapi, 

Arı ürünlerinin bir yada birden fazla hastalığın önlenmesi yada iyileştirilmesi amacıyla kullanılması şeklinde tanımlanabilir.

Breziya Borsasının adı...

Bovespa - Brezilya,

Diğer Dünya Borsalarının adları;
Dow Jones - ABD,
Nasdaq - ABD,
S&P 500- ABD,
T300 Comp. - Kanada,
Merval - Arjantin,
IPC - Meksika,
Nikkei - Japonya, Tokyo,
DAX - Almanya, 
CAC - Fransa,
BUX - Macaristan,
BSE - Romanya,
Athens Composite endeks - Yunanistan,
RTSI - Rusya
PX50 Prag - Çek Cumhuriyeti,
HSI-Hang Seng - Çin,
SSEC-Shangai - Çin,
FTSE - İngiltere,
İMKB - Türkiye, İstanbul, İstinye,
All Ordinaries, Sydney - Avustralya,
Kospi-Seul - Kore,
Tel-Aviv TASE100 - İsrail,
Johannesburg South Africa All Shares - Güney Afrika,

Römorku traktöre bağlamaya yarayan demir çubuk ...

Hatırıp,

Beli ince göstermek için kadınların kalça üzerine bağladıkları yastık...

Uhdume,

Hoş kokulu ve güzel çiçekleri olan bir süs bitkisi...

Itır Şahi Çiçeği (Kokulu bezelye).

Baklagiller familyasındandır. Anayurdu Güney Avrupa ile özellikle Sicilya adası olan Latyrus cinsi bitkilerin 160 dolayında türü vardır.  Itırşahi çiçeği (L.odorata) diye adlandırdığımız tür, uzun yıllardır süs bitkisi olarak bahçelerimizi süslemektedir. 1,53 m. kadar boylanabilen ve bir yıllık dayanıklı tırmanıcı bitki olan ıtırşahi çiçeğinin dikine uzayan sert sürgünlerinin üzerinde karşılıklı dizili, yeşil renkli ikili yapraklan ve bitkinin tutunmasına yarayan sülükleri yer alır. Sürgünlerin ucunda yaz başından sonbahar başlarına kadar 5 cm. kadar genişlikte kızıl, mavi, mor ya da gül renginde ve bezelye bitkisinin çiçeklerine benzeyen hoş kokulu çiçekleri, aralarında yaprak bulunmadan dört ila yedili çiçek içeren salkımlar halinde açar.

Itırşahi çiçeği bitkisi bol güneşli ama serin ortamları; süzek (suyu iyi akıntılı), organik madde yönünden zengin bitek ve derin toprakları sever. Tohumuyla üretilen bitkinin tohumları, son donlardan altı hafta kadar önce kapalı mekanlardaki sıcak yastıklara ekilir. Burada gelişen fideleri havalar ve toprak ısındığında bahçedeki yerlerine şaşırtılarak 15'er cm. aralıklarla dikilir.

Roma mitolojisinde ekim ve biçim tanrıçası...

Ops,
Roma mitolojisinde ekim ve hasat tanrıçası.
Roma mitolojisinde bereket ve toprak ürünleri tanrıçasıdır.

Hile yapan...

Hileci, Hilekar,
Dalavereci, Düzenbaz, 
Makir, Madrabaz,
Sahtekar,

Başa örtülen bir çeşit şal...

Alavura,

Ege denizi' nin ilk çağlarda "Adalar Denizi" anlamındaki adı...

Arşipel,

Antik çağlarda “eski deniz, adalar denizi” anlamına gelen ve Ege Denizi'nin de o çağlardaki adı olan Arşipel, Halikarnas Balıkçısı'nın çok bilinen bir kitabının da adı.

Sisli ve yağmurlu hava...

Çiskin, 
 Arapça hava demek.
Çiseleyen yağmur, Çiseleyen yağmurdan hafifçe ıslanmış,
Kırağın, gayet ince yağmur, baran ve boran.

Göçebe balıkların, Akdeniz'den Karadeniz' e çıkması ..

Anavaşya,(Yunanca)
Göçücü balıkların Akdeniz'den Karadeniz'e çıkması, katavaşya karşıtı.

Göçebe balıkların, ısı düşmesi sonucu Karadeniz' den Marmara Denizi' ne ya da Akdeniz' e geçmeleri...

Katavasya, (Yunanca).
Göçebe balıkların, ısı düşmesi sonucu Karadeniz' den Marmara denizi'ne ya da Akdeniz'e geçmeleri. 
Göçücü balıkların kışa doğru Karadeniz'den Akdeniz'e geçmesi, anavaşya karşıtı. Göçebe balıkların, ısı düşmesi sonucu Karadeniz'den Marmara denizine veya Akdeniz'e geçmeleri. Balıkların Marmara ve Ege’ye yaptıkları iniş göçü.



Anavasya,
Göçücü balıkların Akdeniz’den Karadeniz'e göç etmesi.
Balıkların Karadeniz'e yaptıkları çıkış göçü.

Hile, düzen anlamında eski bir sözcük...

Mekr,
Riv, Dek, Huda, Numara, Madik,

Sacda pişirilen ekmek...

Loş,
Lavaş, Sac ekmeği,

Gilik,
Saçta pişirilen küçük ekmek, çörek. 
Ufak halka biçiminde simit.
Mayalanmış hamurdan yapılan sac ekmeği.

Judo, karate gibi dövüş sporlarında yer minderi olarak kullanılan, pirinç saplarından örülmüş kalınca halı...

Tatami,

Ciğerli kuru fasulye...

Gizados, Ciğerli kuru Fasulye.
Yahudi Yemeklerinden bir lezzettir.

Malzemeler;
Yarım kg kuru fasulye
250 gram dana ciğeri
2 adet domates veya 2 kaşık salça
1 çorba kaşığı dolusu margarin
1 adet büyük boy soğan
Yeteri kadar tuz, kırmızı pul biber
2 adet yeşil biber

Hazırlanışı;
Akşamdan fasulyeyi temizleyip iyice yıkayın. Sonra tencereye yeterince su doldurup ıslatın. Sabaha kadar bu tencerede bekletip yumuşamasını sağlayın. Soğanı ufak ufak doğrayın. Tencereye yağı koyup pembeleştirin. Doğranmış domatesi veya salçayı ilave edip biraz daha kavurun. Sonra fasulyeyi suyuyla beraber bu karışıma ilave edin. Tuzunu ve biberini ilave edip pişirin. Ciğerleri büyük parçalara bölün ve tavanın içinde bir miktar yağla fazla kurutmadan kavurun. Fasulyelerin üzerine ekleyin. 1-2 taşım daha kaynatıp tencerenin altını kapatın. Biraz dinlendirdikten sonra sıcak olarak servise sunun. Afiyet olsun...

Muğla yöresinde ebegömeci bitkisine verilen ad...

Ebecik,  
Ebegümeci,
Ebe gömeci, Malva sylvestris  

Ebe gömeci, Ebegömeci, Kazankarası, Ebegümeci, gül hatmi, develik, veya gül fatma gibi çeşitleri adları vardır. 

Çiçeği büyük olup gül'e benzer. Beyaz, pembe, kırmızı, siyaha maildir. Ebe gömeci herkezce bilinir. Bahçelerde vesair yerlerde terbiye gerektirmeden yetişir. Dünyanın hemen hemen her yerinde yaygın olan ebegümeci türleri, tüm iklim koşullarına ve her toprağa uyum göstermiş, iki ya da çokyıllık otsu bitkilerdir. Ülkemizde 8 ebegümeci türü yetişmektedir. Bunlardan en önemlisi, Büyük ebegümeci (M. sylvestris) türüdür. Yaprak ve sapları hafif kokulu ve yavan lezzetlidir. Bazı yerlerde sebze olarak yenilir.

Malzemeler
500 gr. ebegömeci
2 adet orta boy soğan, 3 diş sarmısak
2 adet domates
30 gr. terayağı
100 gr. pirinç, 20 gr. domates salçası, Tuz
Yapılışı
Bir tencerede tereyağını eritelim ince doğranmış soğanları pembeleşene kadar kavuralım. Sarmısakları ve Domatesin kabuklarını soyup küp küp doğrayıp tencereye ilave edelim salçasını ve tuzunu koyup karıştıralım. Ebegömeçlerini ince doğrayıp ilave edelim. Pirincini de koyduktan sonra iki bardak sıcak su ekleyip çok kısık bir ateşte pişirelim. Pirinçler piştiğinde ateşten indirelim. Servis tabağına alalım ve afiyetle yiyelim.


Faydaları;
  • Anne sütünü artırır.
  • Vücut iltihabına karşı faydalıdır.
  • Mide ve bağırsakları düzene koyar.
  • Boğaz hastalıklarında çok faydalıdır.
  • Öksürük ve bronşitte iyi gelir.
  • Ebegümeci ayrıca ciltteki çıban, yara ve küçük yanıklarda iyileştirici etki yapar. Bunun için, bitkinin taze yaprak ve çiçekler ezilerek hazırlanan yara lapası, bir tülbentin içine konularak, şikâyet edilen yere kompres şeklinde uygulanır.

"Şeriat ve Kadın", "Cahiliyye", " Müslümanlık sınavı" gibi yapıtlarıyla tanınan öğretim üyesi ve hukukçumuz...

Prof. Dr. İlhan Arsel  
(İstanbul, 1921-07.02.2010), Hukukçu Öğretim üyesi.
İstanbul'da 1921 yılında doğan İlhan Arsel, 1942'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduktan sonra 1949'da İsviçre'nin Cenevre Üniversitesi'nde doktora eğitimini tamamladı. Doktorasını aldıktan sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde “Anayasa hukuku” dersleri veren Prof. Dr. İlhan Arsel, 1960 askeri müdahalesinden sonra yeni Anayasa tasarısını hazırlamakla görevlendirilen 10 kişilik “İstanbul Komisyonu”nda ve daha sonra kurucu meclis ön tasarısını oluşturan 5 kişilik komisyonda üye olarak yer aldı.

Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından 1966 yılında “Kontenjan Senatörü” olarak Senato'ya atanan Arsel, 1971 yılında, merkezi New York'ta bulunan “Inter-University Associate” kuruluşunda danışman ve araştırmacı olarak görevlendirildi. Kuruluşun “kronolojik yorum” esasına göre yayımladığı “Dünya Ülkeleri Anayasaları” (Constitutions of The Countries of The World) adlı 14 ciltlik eserin “Türkiye” ve “Belçika” bölümlerini hazırlayan Arsel, 1977'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden istifa etti. İstifasından sonra araştırma ve öğretim faaliyetlerine devam etti.

Serbest düşüncenin fikir hayatına geçirilmesi için mücadele etmiş, şeriat sistemine ve getireceği karanlığa karşı korkusuzca savaşmış bilim adamı olan Prof. Dr. İlhan Arsel için, "Şeriat ve kadın" isimli kitabı yüzünden kendisini sözde halife ilan eden Cemalettin Kaplan tarafından katli vaciptir fetvası çıkarılmış ve ölüm tehditleri savrulmuştur. 

Eserleri ;
Müslümanlık Sınavı (2002)
İslam'a Göre Diğer Dinler (2002)
Muhammed'e Göre Muhammed (2000)
Kur'an'ın Eleştirisi (1999)
Kur'an'daki Kitaplılar (1999)
Tevrat ve Incil'in Eleştirisi (1999)
Şeriat ve Kölelik (1999)
Şeriat'tan Kıssalar I (1996)
Şeriat'tan Kıssalar II (1997)
Aydın ve Aydın (1997)
Toplumsal Geriliklerimizin Sorumluları Din Adamları (1996)
Şeriat ve Kadın (2008, Kaynak Yayınları İstanbul, 17. baskı)
Arap Milliyetçiliği ve Türkler (1973)
Biz Profesörler (1997)
Teokratik Devlet Anlayışından Demokratik Devlet Anlayışına (1975, AÜ İlahiyat Fakültesi Yayınları)

Hindistan' da yapılan, pamuktan dokunmuş çok ince bez cinsi...

Basta,

Hindistan' da dokunan bir tür kumaş...

Nila (İpek ve bitkisel elyaf karışımından dokunan bir tür kumaş),
Lajya (bir tür boyalı pamuk bez), 
Süra-Sura (Yumuşak ince bir tür ipekli kumaş.),
Basta (pamuktan dokunmuş çok ince bez cinsi),

Hindistan'da dokunan bir cins ipek tafta...

Jumara,

Hindistan' da dokunan çok ince, çok seyrek pamuklu bez...

Adatis,

Hindistan' da kaba ipekten dokunan bir tür kumaş...

Aridas,

Kırık çanak çömleği yapıştırmaya yarayan, yumurta akı, kireç, süt ve pamuk karışımı...

Sep,
Bir çeşit macun.

Osmanlılar' da vergi denetimi ve tahsili ile maliyeye ilişkin soruşturmaları yapan memur...

Bakıkulu, Osm. Gulam-ı bakı
Osmanlılarda, defterdarlık merkez örgütünde devlet gelirlerini toplayan görevli, maliye müfettişi. Defter ile dar kelimelerinden meydana gelen bir terkib olan "defterdar", "defter tutan" demektir. Doğudaki Müslüman devletlerin "müstevfi" dedikleri görevliye Osmanlılar, defterdâr diyorlardı. Bir bakıma günümüzdeki Maliye bakanlığı manasını ifade eder. 

Osmanlılar, XIV. asrın son yarısında ve Sultan I. Murat zamanında maliye teşkilâtının temelini atıp onu tedricen geliştirmişlerdir. Baş defterdar rütbe ve itibarda "nişancı" gibidir.Padişahın malının vekili odur. Vezir-i âzam ise onun denetleyicisidir. Maliyeye ait davaları dinler. Maliye tarafından hüküm verirdi. Kanunnamede belirtildiği üzere devlet gelir ve giderleri ile ilgilenen defterdarların vazifeleri, sadece devlet hazinesini zenginleştirmek değildir. Onlar, devlet hazinesine haram malın girmesine engel olmak zorunda oldukları gibi yetim malı dahi sokmayacaklardır. İcraat ve tahsilatta defterdârın icra memuru olarak emri altında farklı vazifeleri bulunan beş görevli bulunurdu. Bunlardan ilki, başbakıkulu denilen devlet gelirlerinin birinci tahsil memurudur. Defterdârlıkta bunun bir dairesi olup emri altında bakıkulu ismiyle altmış kadar mübaşir vardır. Bunlar, hazineye borcu olup vermeyenleri hapis ve sıkıştırma ile tahsilat yaparlardı. Bu yüzden maliyeye borcu olanlar başbakıkulu hapishanesinde tutuklanırlardı. İkinci icra memuru, cizye başbakıkuludur. Bu da cizye sebebiyle hazineye borcu olanları takip eder. İltizama verilen cizyelerin, mültezimlerinden henüz borcunu ödememiş veya yatırmamış olanları takip ederdi. Defterdarın üçüncü icra memuru, tahsilat ve ödemelere ilgilenen veznedar başıdır. Bunun da maiyetinde dört veznedar vardı. Baş defterdarın icra memurlarından dördüncüsü sergi nâzırı, beşincisi de sergi halifesi olup her ikisi de hazine ile ilgili işlerin defterini tutuyorlardı.

Venedik' te dokunan ve Osmanlılar döneminde ithal edilerek yeniçerilere dağıtılan parlak renkli bir tür çuha...

Iskarlat, Parlak Venedik çuhasıdır. 

İtl. Eski devirlerde venedik mensucatından, boyası has ve kumaşı dayanıklı bir nevi çuhanın adı idi ve şarkta pek makbuldü. Yeniçeri ocağı ileri gelen ağalarına, sekbanbaşıya ve yeniçeri kâtibine her sene bu çuhadan verilir veya bedeli para olarak tahsis olunurdu. Bu paraya da “iskarlat bedeli” denirdi. Osmanlıcada iki değişik şekilde yazılan bu kelime İtalyanca olup (scarlato) en iyi cins kırmızı boya ile boyanmış ve çok parlak bir cins, Venedik çuhasıdır.

Artvin' in Yusufeli ilçesinde bir kale...

Peterek,
Artvin Osmanlı topraklarına katılınca merkezi Pert-Eğrek (Peterek) kalesi olan Livana Sancağı kurulur. Peterek (Çevreli) Kalesi, Yusufeli'ye bağlı Çevreli köyünün(eski adı: Peterek) arkasında, vadiye hakim tepe üzerindeki anakayaya yerleştirilmiştir. 

Armaşen Kalesi,
Artvin’in Yusufeli ilçesinin Esendal (eski adı: Armaşen) köyündedir.



Ersis Kalesi,
Yapım tarihi belirlenememiş ve Yusufeli´nin 8km güneyinde Kılıçkaya (Ersis) Köyü´nde bulunmaktadır.

Erkinis Kalesi,   
Yapım tarihi belirlenememiş ve Yusufeli´nin 10km kuzey doğusunda Demirkent (Erkinis) Köyü´nde bulunmaktadır. Harap bir durumdadır.

Nihah (Yokuşlu) Kalesi ,
Yapım tarihi bilinmeyen Nihah Kalesi, Yusufeli´nin 15 km güneybatısında bulunan Yokuşlu (Nihah) Köyü´nde bulunmaktadır.Şu anda harap durumdadır.

Oşnak Kalesi ; Yapım tarihi bilinmeyen Oşnak Kalesi, Yusufeli´nin 12 km güneybatısında Oşnak (Köprügören) Köyü´ndedir. Harap bir durumdadır. 

İşhan Kalesi, 
Kale Yusufeli´nin 11 km doğusunda bulunmaktadır. Dağ Yolu (İşhan) Köyü´nün arkasında bulunan kayalık arazi üzerine yapılmıştır.Şu anda harap durumdadır.      

Öğdem Kalesi, 
Yapım tarihi kesinlik kazanamayan Öğdem Kalesi, Yusufeli´nin 10km kuzeyinde Öğdem Köyü´nde bulunmaktadır. Şu anda harap bir durumdadır.      

Aşbişen Kalesi, 
Yapım tarihi belirlenemeyen ve şu anda Artvin´de bulunan birçok kale gibi harap bir vaziyette bulunan bu kale, Yusufeli´nin 7 km doğusundaki Kınalıçam Köyü´ndedir.

Tekkale Kalesi, 
Artvin’in Yusufeli ilçesinin Tekkale (eski adı: Dörtkilise) köyündedir.

1919-1983 yılları arasında yaşamış, soyut ve yazıya yer vermeyen yapıtlarıyla tanınmış karikatür sanatçımız...

Şadi DİNÇÇAĞ   (1919-1983)

Karikatürcü. Samsun' un Bafra İlçesi’nde doğdu. Ortaöğrenimini İstanbul Erkek Lisesi’nde, yükseköğrenimini İstanbul teknik Üniversitesi’nde tamamladı. İlk karikatürü 1938’de Akbaba’da yayınlandı.

Daha sonra Şaka, Akbaba, Yıldız, Sinema Magazin, Cumhuriyet, Tef, Dolmuş, Çarşaf ve Çivi’de de çizdi. Yurt içinde ve dışında bir çok sergi ve yarışmaya katılan Dinççağ, 1973’te Yugoslavya’da Sarajevo’da ve 1979’da Üsküp’te özel ödüller; 1974’te yine Yugoslavya Üsküp’te Altın Plaket Birincilik Ödülü’nü kazandı. 1976’da Çarşaf Uluslar arası Karikatür Yarışması’nda da başarı ödülü aldı. Bazı karikatürlerini Karikatürler Albümü’nde topladı.

"Haiku" şiir türünün en büyük temsilcisi olan Japon şair...

Matsuo Başo (Basho),  
Matsuo Bashō (1644 – November 28, 1694)

Haiku'nun babası olarak bilinir. Asıl adı Matsuo Munefusa' dır. Zen felsefesini benimseyerek "dünyanın anlamını şiirinin yalın anlamı içine sığdırmaya, küçük şeylerde saklı umutları açığa vurmaya ve bütün nesnelerin birbiriyle ilişki içinde olduğunu göstermeye çalıştığını" belirtir.  Türkçede yayınlanan en büyük eseri "Kuzeye giden ince yol - Oku no Hosomichi " isimli kitabıdır. Haiku' yu zen budizmi ile birleştirmiş ve onu bir sanatsal gösteri haline getirmiştir.

16. yüzyılda ortaya çıkıp 17-19. yüzyıllarda gelişen, Haiku bir tür Japon lirik bir şiir türüdür. Her devrin usta bir haiku kalemi vardır ancak şimdiye kadar haikunun gelmiş geçmiş en usta kalemi Basho (Başo) kabul edilmektedir.
1644'te Kyoto'nun güneydoğusunda bir kale kent olan Ueno'da doğduğu düşünülüyor. Köklü bir aileden gelen babası geçimini çocuklara okuma yazma öğreterek kazanmak zorunda kalan alt sınıf bir samuray. Ancak -belki de hizmetine verildiği derebeyinin oğlunun etkisiyle- Başo edebiyata merak sarıyor. Şiir sanatını ünlü Kyoto' lu şair Kigin' den öğreniyor ve yaşamının ilk yıllarında üzerinde sonsuza kadar etkisini sürdürecek olan iki etkiye maruz kalıyor, Çin şiiri ve Tao öğretisinin ilkeleri.  Başo ustasının ölümünden sonra zamanını Kyoto' da geçirmeye ve birbirine bağlı beyitler halinde yazılan bir şiir türü olan haikai üzerinde çalışmaya başlıyor. Başo'nun döneminde haikai' nin ilk beyiti -doğanın özünü yakalayan kısa ve kafiyesiz üç mısradan oluşan- haiku adlı bir şiir üslubuna dönüşüyor. Başo ilk haiku' sunu her biri kendisi için özel bir anlam ifade eden farklı, örneğin Tosei (yeşil şeftali) gibi takma adlarla  yayımlıyor.
Başo yirmili yaşlarının sonlarına doğru büyük bir sosyal değişimin hızlı nüfus artışının ticari gelişimin yaşandığı Edo'ya (günümüzde Tokyo) taşınıyor. Birkaç yıl içinde de daha sonra Başo Okulu olarak bilinecek olan akımı oluşturacak bir grup öğrenci ve hami ile bir araya geliyor.
1680'de öğrencilerinden biri şair için Sumida Nehri yakınlarında bir kulübe inşa ediyor. Ve kısa bir süre sonra bir diğer öğrencisinin ona bir basho ağacı (bir çeşit muz) gövdesi hediye etmesiyle şiirlerini günümüze kadar gelen adıyla Başo olarak yazmaya başlıyor. Güvenilir kaynaklara göre bu manevi konularda kafasının karışık olduğu ve Zen Budizmi'ni incelemeye başladığı dönem. 1682'de Edo'nun neredeyse tümünü yerle bir eden büyük bir yangında evi yanınca hissettiği keder ve umutsuzluk iyice artıyor. Duygularını şu dizelere döküyor:
Kirazdan her şeyden bıkıp oturdum çamurlu sake'nin ve kara pirincin başına.

Hiçbir devletle uyrukluk bağı olmayan kişi...

Haymatlos, Vatansız, Tabiiyetsizlik,

Vatandaşlık (uyrukluk), belirli bir devletle kişi arasındaki karşılıklı hak, ödev ve yükümlülük ilişkilerini belirleyen hukuksal bağ olarak tanımlanır. Bu tanımlamada, kişinin etnik kökeni ya da kendini hangi etnik kökenden saydığı gibi “öznel” (sübjektif) özellikler değil, hukuksal durum göz önüne alınır. Nitekim, “Uyrukluk Konusunda Avrupa Sözleşmesi”nin “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinde , “uyrukluğun” (vatandaşlığın) “kişiyle devlet arasındaki hukuksal bağı ifade ettiği ve kişinin etnik kökenini göstermediği” açıkça belirtilmiştir.

Haymatlos kelimesi dilimize Almanca’dan gelir. Heimatlos- Vatansız karşılığı olarak, dilimizce Almaca okunduğu gibi geçmiştir. Türkiye’ye, 1933 ten sonra Nazi Faşizminden kaçan Alman Yahudilerine kapılarını açmıştı. Bir çok Alman bilim adamı Üniversitelerimize gelerek, eğitim hareketimize katkı koymuşlardır. Bilim adamlarının yanında, birçok ünlü sanatçı da vatansız- haymatlos olarak Türkiye’de yaşadılar. Birçok göçmen, çingene ve pomak ta haymatlostur.

26.04.1954' te Birleşmiş Milletlerin girişimi ile “ Vatansız kişilerin hukuki durumuna ait  sözleşme kabul edilmiştir. Türkiye 1975 yılında, Avrupa Konseyi Kişi Halleri Komisyonunca 1954 te kabul edilen “Vatansızlık Hallerinin Azaltılmasına Dair Sözleşmeyi” de kabul etmiştir. İnsanın sadece ve sadece yaşamını sürmek gibi bir ideali olmadığı, aidiyet duygusunun, insan üzerinde mutlaka bir şekilde bulunmasının zorunluluk olduğu bir gerçektir. Bu gerçeği en iyi anlayanlar mutlaka haymatloslardır. "Ana  gibi yar, Vatan gibi diyar olmaz" sözü bunu çok iyi anlatmaktadır. Kaybedince varlığı ve değeri  en derin şekilde anlaşılacak  vatandaşlık duygusu ve bilinci hukuken en gerekli bir duygudur. Ülkemizde Vatansız olmak şağılayıcı hakaret olarak düşünülmektedir. Ancak vatandaşın isteği dışında gelişebilmektedir. Burada küreselleşme hiçbir zaman vatansızlık olarak anlaşılmamalıdır.
 
Antik çağdaki adı Pamfilya olan Antalya,  12.Eylül.2009 tarihinde Hamburg Üniversitesinden iki profesörün de katılacağı, vatansızlar sergisine ev sahipliği yapmıştır. Pamfilya’nın “her ülkeden gelenler” anlamını taşıması bu sergi için çok anlamlı kılmıştır.  Antalya’ya bu yıl 116 ülke vatandaşının yanında 1500' e yakın haymatlos da gelmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman’ın İspanya’dan kovulan Yahudileri, Osmanlı topraklarına kabul edip yerleştirmesi ve 1933 den sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ ün Almanya’dan vatansızları kabul edişi iyi yorumlanması ve değerlendirilmesi gereken iki önemli olaydır. 

İkinci Dünya Savaşı' ında Sovyetler Birliği' ne yönelik Alman işgal planına verilen ad...

Barbarossa Harekatı,

Hitler,2. dünya savaşı'nın başlarında "yıldırım operasyonu" ile Avrupa'nın yarısını alman çizmeleri altına almıştı. Alman-İtalyan ordularının son olarak Sırbistan ve Yunanistan'ı da ilhak etmesiyle artık Hitler için savaşın en zor raundu başlıyordu. Nazi Almanya’sının Rusya’yı işgal planının adı Barbarossa Harekatıdır.







II. Dünya Savaşı'nın Doğu Cephesi’ni açan harekât. Wehrmacht’ın Sovyet topraklarına saldırdığı 22 Haziran 1941 tarihinde başlayan harekat, Kızıl Ordu’ nun Berlin’ i işgal ettiği 2 Mayıs 1945 tarihine kadarki Doğu Cephesi savaşlarının başlangıcı olmuştur.

Barbarossa Harekatı, Kuzeyde Von Leeb’in Kuzey Ordular Grubu, Hoepper’in 4. Zırhlı Grubuna eşlik eden iki ordu, Fin ordusunun da katkısıyla Doğu Prusya’dan saldırarak Leningrad’ı ele geçirecektir.

Ortada Von Bock’un Merkez Ordular Grubu, Guderian’ın 2. Zırhlı Grubu, Hoth’un 3. Zırhlı Grubu ve iki ordu ile Polonya-Beyaz Rusya sınırından, Minsk ve Simolensk üzerinden Moskova üzerine Guderian’ın 2. Zırhlı Grubunda üç zırhlı kolordu bulunmaktadır. Toplamda beş zırhlı tümen ve üçü motorize olmak üzere dört piyade tümeni ile bir süvari tümeninden oluşan bir kuvvet ile yürüyecek. General Hoth’un 3. Zırhlı Grubu ise toplam üç zırhlı tümen ve iki motorize piyade tümeninden oluşan iki zırhlı kolordu ile üç piyade tümeninden oluşan bir piyade kolordusu bulunmaktadır. 


Güneyde Von Rundstedt’in Güney Ordular Grubu yer alıyor. Üç ordu ve Von Kleist’in 1. Panzer Grubu ile Romanya, Macar ve Slovak birlikleri, bir koldan Polonya-Ukrayna, diğer koldan da Romanya-Beserabya sınırından hareketle Ukrayna’yı işgal ederek Kiev’e ulaşacak, Dinyeper ırmağını geçince de Merkez Ordular Grubuyla koordineli bir harekata girişecekler.




Her üç grup da yaklaşık eşit güçte olmakla birlikte Merkez Ordular Grubunun emrinde, diğerlerinden bir fazla, yani iki zırhlı grup bulunmaktadır. Bu hareket tarzıyla Almanlar, Rus topraklarına dört koldan birer kama gibi girecekler. Rusya’nın batıdaki birliklerini kuşatarak imha edeceklerdir. Bu birliklerin Rusya’nın içlerine doğru çekilmesi kesinlikle engellenecektir. Zırhlı birlikler ise Rusya’nın derinliğine dalacak ve yeni savunma mevzileri oluşturulmasını önlerken, diğer yandan da kuşatılmakta olan Rus birliklerinin geri bağlantısını kesecekti.

İlk harekatın beklenilen etkiyi göstermemesi üzerine Hitler, "Tayfun Operasyonu" adıyla yeni bir saldırı başlatılmasını istemiştir.

Harekata, General Hoth’un 3. Panzer Grubu, general Hoeppner’in 4. Panzer Grubu ve general Guderian’ın 2. Panzer Ordusu katıldı. 2 Ekim 1941 günü her üç grup da üç yönden saldırıya geçti.  Alman birlikleri hızla ilerlerken, Moskova da sert bir savunma hazırlığı devam etmekteydi. Kent, binlerce kilometrelik siperler ve tank engelleriyle geniş bir savunma çemberine alınmıştı.  27 Kasım 1941 de 1. Panzer Tümeninin ileri unsurları, Moskova’ya 30 km. kala, kentin kuzey batı kesiminde sert Rus direnişiyle durduruldu. 2 Aralık 1941 de yeni bir saldırı girişiminde bulunduysadılar da, Moskova civarındaki kesif ormanlık alanlarda mevzilenmiş Kızıl Ordu birlikleri, harekatın hızını kesti ve gücünü kırdı.

Bir Alman keşif taburu Moskova’nın varoşlarına kadar ilerlemeyi başardı. Kremlin’e 18 km. kadar yaklaştı. Birkaç Rus tankıyla fabrikalardan toplanan bir grup işçi, Almanları geri püskürtü. Bu Almanların yaklaşabildiği en yakın mesafedir.

5 Aralık 1941 günü, Moskova’ya yönelik Alman taarruzları durdu. Eksi 55°C düşen sıcaklığın etkisi ve giderek sertleşen Rus direnişi karşısında 3. ve 4. Panzer Ordularının taarruzları gittikçe zayıfladı. Son bir haftadır Tula’yı kuşatmak için birliklerini muharebeye sokan Guderian da 5 Aralık gecesi taarruzu durdurma ve savunma hatlarına çekilme kararı aldı. Aşırı don, hemen hemen tüm birlikleri hareket edemez hale getirmişti. Öte yandan Rusların Tula civarını sürekli takviye etmeleri de taarruzu sürdürmeyi yararsız duruma getirmişti.

Barbarossa Harekatı da, tıpkı Britanya Savaşı’nda olduğu gibi, Almanlar’a istediklerini vermemiştir; bilakis Almanlar iyice zor duruma düşmüşlerdir. Gerek ağır kış şartları gerekse Sovyet direnişinin (Özellikle Stalingrad) üst seviyede olması Almanlar’ın yenilmez görülen gücünü ve itibarını diğer devletlerin nazarında düşürmüştür. 

Stalingrad' da ünlü Rus general Zhukov komutasındaki Rus ordusunun kahramansı direnişiyle yenilen Alman orduları yeniden Ukrayna sınırına gerilemişlerdi. 20.yy tarihçilerinin ortak kanaati, Stalingrad savaşının 2. dünya savaşı açısından dönüm noktası olduğudur. Zira bu kuşatmayla Alman orduları bir daha toparlanamamış ve sürekli geri çekilmek zorunda kalmıştı. Bu kuşatma ayrıca Hitler için sonun başlangıcı oluyordu.

Barbarossa Operasyonu, ağır bir yenilgi almıştı ve artık toparlanamayacaktı. Birkaç ay sonra Rus uçakları, Almanların tek petrol kaynağı olan Ploesti yataklarını da bombalıyordu.
Atık Naziler dünyayı fethetme isteklerinden sıyrılıp savunmaya geçeceklerdi. İkinci Dünya savaşı, farklı bir boyut kazanıyordu. Artık saldıran taraf Naziler değil, Avrupalılar ve Ruslar ' dı.

3 yıl sonra ise Zhukov komutasındaki Rus ordusu, artık bir harabe olan Berlin' e girip Hitler'in yakılmış cesedini devralacaktı.

Fotoğraf sanatçısı ve duayen işadamı, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) Yönetim Kurulu Başkanı...

Şakir Eczacıbaşı (1929-2010),

1929 yılında İzmir'de doğdu. Robert Kolej'deki öğreniminden sonra Londra Üniversitesi'nde eczacılık okudu. Türkiye’ye döndüğü zaman bir süre gazetecilik yapan Eczacıbaşı, "Sanat Yaprağı"nın yayıncıları arasında yer aldı. Eczacıbaşı ilaç kuruluşuna 1955' te katılan Şakir Eczacıbası, 1956-1967 arasında, bilim çevreleri kadar sanat ve kültür çevrelerinde de geniş yankılar uyandıran "Tıpta Yenilikler" dergisini yayımladı. Ayrıca, uluslararası şenliklerde ödüller alan "Eczacıbaşı Kültür Filmleri" dizisini, 1960-1962 döneminde Sabahattin Eyüboğlu ve Pierre Biro ile birlikte hazırladı.

Bunlardan "Renk Duvarları", 1964 yılında Avrupa Konseyi'nin "Kültür Filmleri Ödülü"nü kazandı. Eczacıbaşı, 1965'te Türk Sinematek Derneği'nin kuruluşuna öncülük ettigi gibi, 10 yıl süreyle başkanlığını yaptı. İş yaşamında 1970' li yıllarda Eczaçıbaşı İlaç Kuruluşu'nun Genel Müdürlüğü’ne gelen Eczacıbaşı, 1980'de Eczacıbaşı Topluluğu İcra Kurulu Başkanı, 1993'te ise Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı oldu. 

Fotoğrafla ilk kez 1960' larda ilgilenmeye başlayan Eczacıbaşı, eserleriyle yurt içinde ve dışında geniş ilgi çekerek, çağdaş fotoğraf sanatçıları arasında seçkin bir yer elde etti. Türkiye'de 13, çeşitli Batı ülkelerinde 23 fotograf sergisi düzenleyen Eczacıbaşı'nın, seçme fotoğraflarını içeren "Anlar/Moments" adlı yapıtı 1983'te, "Türkiye Renkleri" 1997'de, "Kapılar Pencereler" kitabı ise 2001'de yayımlandı. Eczacıbaşı, 1968' den bu yana, genç Türk fotoğrafçılarının yapıtlarının yer aldıgı "Eczacıbaşı Renkli Fotoğraf Yıllıkları"nı çıkardı.
"Türkiye: Bir Portre" ve "İstanbul Görüntüleri" adlarıyla, seçkin yazar ve fotoğraf sanatçılarının katıldıgı iki kitap hazırladı.

Bernard Shaw'dan "Gülen Düşünceler", Oscar Wilde'dan "Tutkular, Acular, Gülümseyen Deyişler" adıyla yaptığı derleme kitapları büyük yankılar uyandırdı.
1996'da iş yaşamından ayrılan Eczacıbaşı, Fransa'nın "Sanat ve Edebiyat Şövalyesi Nişanı" ve "T.C. Devlet Üstün Hizmet Madalyasıyla ödüllendirildi.

Eczacıbaşı, 1993'ten bu yana, Istanbul'da uluslararası beş sanat festivalini düzenleyen "İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı yapıyordu. Şakir Eczacıbaşı, 81 yaşında yaşamını yitirdi.

Gevenden çıkarılan, elde edilen bir tür zamk...

Kitre, Kestere (Betonica officinalis/Labitae ),

Geven, (Astragalus glycyphyllus, Astragalus cicer,  Leguminosae ) / Legumino.  
Ketre, Çekme, Ak geven, Püs geveni, zamk geveni,

Baklagillerden, çok yıllık, dikenli bir çalı. Yetiştiği bölgelere göre farklılaşan 2000 kadar türü vardır. Yapraklar eliptik bir şekilde dal boyunca karşılıklı sıralanmıştır. Sarı, açık sarı, beyaz ve pembe açan türleri mevcuttur.  Tıpta özellikle ana vatanı Çin olan Çin Geveni kullanılmaktadır. Gevenden gövde veya kökünün üzerinden bıçakla özel olarak yapılan çizgilerden akan zamka kitre denir. Ayrıca kitre ilaç yapımında da kullanılır. Kitre bitkisel ilaçların ve terkiplerin yan tesirini gidermek için ve ebru yapımında kullanılır.

Soğuk algınlığı ve grip, süregen enfeksiyon, kronik yorgunluk ve astımda şifa sağlamaktadır.
Kalp rahatsızlıkları, böbrek rahatsızlıkları, mide ülserleri rahatsızlıklarında şifa sağlar. Çeşitli allerjiler ve yaraları geçirir. Akciğer kanseri hastalarında tümör ilerleyişini tersine çevirebildiğine işaret edilmektedir. Bağışıklık sistemini güçlendirir.

Kullanım Şekli : 2 çorba kaşığı bitki 0,5 litre suda 10 dakika kaynatılır. Günde 4 defa yemeklerden evvel birer çay bardağı içilir. 

İskoçya' lı tarihi ve roman yazarı...

Sir Walter Scott (1771 - 1832), İskoçyalı tarihi roman yazarı ve şairi.

Tarihi roman türünün babası sayılan Walter Scott, 15 Ağustos 1771’de İskoçya’nın Edinburgh kentinde doğdu ve hukuk tahsilini bitirene dek bu kentte yaşadı. Edinburgh barosuna kabul edilmesine rağmen, onun merakı folklor ve halk şarkıları üzerineydi. 1803’deki ilk çalışması İskoç halk şarkılarını konu edinen üç ciltlik bir incelemeydi. Kendisi de 1805’den sonra İskoç folklorüne ve efsanelerine dayanan romantik şiirler yazdı. Ancak o yıllar İngiltere’sinde romantik şiire damgasını vuran iki ateşli şair; Lord Byron ve Percy Shelley vardı. Scott’un bu alanda onlarla boy ölçüşmesi mümkün değildi. Folklor ve efsaneleri romana taşıdı Scott. 1814 yılında “Waverly” adlı romanını yayınladı. Saray tarafından “baron” unvanına layık görülen ve adı “Sir” eki ile birlikte anılan Walter Scott’un ilk romanları, Waverly dönemi romanları olarak bilinir.Tedavi için gittiği İtalya’da da derdine derman bulamayan Sir Walter Scott’un ölüm tarihi, 21 Eylül 1832’dir.

En çok tanınan eserleri;
Ivanhoe, Kara Şövalye(İngiltere tarihi),
Rob Roy,
The Lady of The Lake, 
Waverley, The Heart of Midlothian ve The Bride of Lammermoor ,
Quentin Durward (konusu ise Fransız Devrimidir.)
 
Ivonhoe (Wilfred of İvanhoe),
Rotherwood Grange Lord’u Celdric’in oğludur, ama Norman kralı Aslan Yürekli Richard’ın ordusuyla Haçlı seferlerine katıldığı için, bir Saxon olan babası tarafından reddedilmiştir. Kral Richard’ın yokluğunda ise İngiltere tahtı, kralın kardeşi olan kötü kalpli Prens John’a kalmıştır ve tahtı bırakmaya hiç de niyetli değildir John. Hikayenin başlangıcında, Ivanhoe’nun İngiltere’ye döndüğünü kimse bilmez, elbette Kral Richard’ın akıbeti de meçhuldür. 
 
Kara şövalyenin Kral Richard olduğu söylentisi yayılmaktadır. Bunu duyan ve zaten yönetimden hoşnutsuz olan köylüler -aralarında Robin Hood da olma üzere- toplanmaya başlarlar. Rebecca’yı kurtarmak isteyen Ivonhoe, Sir Bois’i öldürür. Kimliğini açıklayan Kral Richard’ın araya girmesiyle, Lord Celdric Ivonhoe’yi affeder, Ivonhoe ve Rovena evlenirler. Richard, krallığını geri alır. Romanın sonundaki düğün sahnesinde, Saxonlar ve Normanlar birlikte eğlenirlerken, davetliler arasında Robin Hood ve köylüler de vardır.

Satrançta, daha iyi duruma geçebilmek için bir taşın feda edilmesi...

Gambit, Satranç oyununda daha iyi bir mevki kazanmak için bir oyuncunun bir veya birkaç taş feda etmesine denir. Burada tuzak da olabilir. Tuzak, teknik bir terim olarak; taraflardan birinin sakıncalı gibi görünen bir hamlesiyle rakibini görünürde kuvvetli sanılan bir hamle yapmaya yönelttikten sonra bir “kombinezon” veya mümkün olursa “Mat Ağı” düzenlemesine, denir. 

Santracın Tarihi;
Satrancın atası MS 600'de oynanan Çaturanga isimli oyundur.  Tarihçiler satrancın (daha doğrusu çaturanga' nın) din zulmünden kaçan budist rahipler yoluyla Çin' e götürüldüğünü düşünmektedirler. Çin satrancı 8. yüzyılın sonunda ortaya çıkmıştır ve onu Japon versiyonu Şogi takibetmiştir.   Öteki yöne dönüldüğünde satranç 625 yılları civarında Pers ülkesine ulaşmıştır (Bugünkü İran). Persler bu oyuna Çatrang ismini vermişlerdir. Araplar satranç hastalığına 25 yıl sonra yakalanmışlar ve Şatranç ismini vermişlerdir.  Emeviler İspanya' yı 700 yılında işgal ettiklerinde yanlarında satrancı da getirmişlerdir. Bizans İmpratorluğu ile de karşılaşma önemli bir dönüm noktasıdır.   

Yüzyıllarca satranç yavaş stratejik bir oyundu. 1400' lü yılların sonunda iki uzun menzilli taşın (Fil ve Vezir) icadıyla oyun hareketlendi. Oyun bu taşlarla beraber çok heyecanlı hale geldi ve bir süre sonra İspanya'dan tüm Avrupa'ya yayıldı.  Rok kuralı çok daha yavaş kabul edildi. Başta Şah istisnasız en fazla bir kare ilerleyebilirdi.  Ama Fil ve Vezirin oyuna dinamik bir şekilde katılımından sonra Şahın biraz yardıma ihtiyacı olduğu anlaşıldı. Orta çağlarda bir süre rok hareketi iki hamlede gerçekleştirildi. Ama 1600'lerin başında artık bir hamlede rok hareketi kural haline gelmişti. Şah ve Kalenin rok hareketiyle tam olarak nereye yerleştirileceği ancak 17.yüzyılda belirlendi ve İtalyanlar kendilerine özgü rok hareketine 1900' lere kadar sahip çıktılar.   
 
İlk resmi uluslararası satranç turnuvası 1851' de İngiltere Londra'da düzenlendi. Bu turnuvada İngiltere şampiyonu Howard Staunton herkes için geçerli olması gereken Satranç Kuralları' nın (rok geçerken alma berabere kuralları dokunulan taşı oynama kuralı vb.) onaylanma gerekliliğini tartışmaya açtı. Ne var ki bu hayalin gerçekleşmesi ancak bugün FIDE (Federation Internationale des Echecs) ismi altında bilinen uluslararası bir satranç federasyonunun kurulmasıyla mümkün oldu.

Adı bilinen en eski Türk şairi...

Aprın Çor Tigin,

Adı bilinen en eski Türk şairi. Mani dini etkisi altında yazılmış şiirlerden ikisinde, bunların Aprın Çor Tigin adlı bir şaire ait olduğu kaydedilmiştir. Bu varsayımdan hareketle, adı günümüze kadar gelebilmiş ilk şairdir. Turfan kazılarında bulunan şiirleri ilk kez A. von Le Coq tarafından 1919’da yayımlanmıştır. Elimize geçen iki şiirinden ilki, üç dörtlükten oluşan ve ilâhî tarzında yazılmış bir övgü olup ilk dörtlüğü zedelenmiştir. Aprın Çor Tigin’ in ikinci şiiri, aşk konusunda yazılmış din dışı bir şiirdir. Yedi dörtlükten oluşan bu şiirin ilk dörtlüğü kayıptır. “Sevgili” adı verilebilecek olan bu şiir, Uygur edebiyatının, dolayısıyla Türk şiirinin ilk ve en eski lirik şiir örneği sayılır.

Denizli yöresine özgü, kuru fasulye ve bulgurla yapılan bir yemek...

Alaçora, (Aliçora).

Haşlanmış kuru fasulyenin üzerine tereyağı ve bulgur ilave edilir, tuz, biber ve su konulduktan sonra suyu çekilinceye kadar pişirilir.
 
Denizli'de geleneksel yemek türleri ve beslenme alışkanlıkları sürmektedir. Kedi börülcesi çorbası, Mercimek çorbası, Domates çorbası, kuru börülce çorbası, Tarhana çorbası, ovmaç çorbası gibi yöreye özgü çorba türleridir. Et yemeklerinin başlıcaları tas kapaması, kumbar dolması, sirkeli et, nohutlu et, Tandır, kol dolması, ciğer sarma, saçta işkembedir. 

Denizli yemeklerinden seçmeler;
Alaçora, Ayran Ufaklaması (Doğrameç),
Çaput Aşı, 
Darı Ekmeği , Denizli Turşusu, 
Et Çevirmesi,  Et Kapaması ,
Gındıra Çorbası,
Kaçamak, Karın (Mumbar) Dolması , Keşkek, Kuzu Çevirme, Kuru Börülce Çorbası,
Mantı,
Patlıcan Kebap ,Patlıcan Çentme,
Ovmaç Çorbası,
Sıyırma,  Sura,
Tarhana Çorbası , Tirit,
Un Çorbası,
Yoğurtlu Patlıcan Gömmesi,

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ