Deniz ve kara savaşlarında kullanılan, emniyetli mesafelerden hedefi görünmeden incelemeye yarayan optik bir alet.

Periskop, (Alm. Periskop (n), Fr. Périscope (m), İng. Periscope.) 

Deniz ve kara savaşlarında, harekatı kolaylaştırmak maksadıyla kullanılan, emniyetli mesafelerden hedefi görünmeden incelemeye yarayan optik bir aalet. Teknisyenler, nükleer araştırmaları da tehlikeli bölgeye yaklaşmadan periskopla gözler. Periskopun en çok kullanıldığı saha denizaltılardır.

Periskopta iki yansıtıcı ayna veya prizma bulunur. Birinci ayna hedeften gelen ışıkları doksan derece kırarak aşağı doğru yansıtır. İkincisiyse bu gelen ışıkları tekrar doksan derece kırarak yatay yönde göze iletir. Periskopun bu özelliği teleskop yapı ile güçlendirilir. Periskop, mercekler yardımı ile hedefi yaklaştırma, büyütme özelliği kazanır.


Periskop, prensip olarak ters ve doğru yerleştirilmiş iki dürbünün bir tüp içine yerleştirilmesinden ibârettir. Ters dürbünde cisimler olduğundan daha küçük görülmesine rağmen görüş açısı çok büyüktür. Ters dürbünle genişletilmiş görüş sahası doğru dürbünle tekrar büyütülüp yaklaştırılarak gözlenir. Bu duruma göre görüntüyü büyütmek için üst (ters) dürbün görüntüsünün küçültülmesi; alt (doğru) dürbün görüntüsünün ise büyütülmesi gerekir. Bu işlemler periskop kafasına monte edilmiş kolların elle döndürülmesiyle yapılır.

Zeka yaşı 7-12 arasında olan gelişmiş insan...

Moron, 
(öğretilebilir geri zekalı.)

Zekâ katsayısı (I.Q.) 50 ve 70 arasında olan, akıl bakımından yetersiz kişilere moron denir. 

Genel olarak akıl gelişimi bozukluğuna da oligofreni denmektir.

Saydam olmayan her türlü yazı, resim, fotoğraf, grafik vb. çizimlerin büyütülerek perdeye yansıtan alet...

Episkop, Opak projektör (İng. episcope). Saydamsız resimlerin (fotoğraf, kitap sayfası, her çeşit basılı gereç, vb.) görüntülüğe büyük görüntülerini yansıtan bir çeşit gösterici.

Saydam olmayan her türlü yazı, resim, fotoğraf, grafik vb. çizimlerin renkli olarak büyütülerek perdeye (ya da duvara) yansıtılmasına olanak veren biröğretme aracıdır. Opak projektör olarak da adlandırılır. Bir episkop (opak projektör) oldukça basit bir yapıda olup kullanımı kolaydır. Bu araçlara, ayrıca bir parça eklenerek slayt (dia) ve film şeridi gösterme olanağı da vardır. 

Bu parçanın eklenmesiyle,söz konusu araç epidiyaskop adını alır. Böylece episkop, saydam olan ve olmayanaraçların gösterimi için kullanılır duruma gelebilmektedir. Episkop ve epidiyaskop, çok iyi karartılmış ortam gerektirir. Gerek slayt, gerekse film şeridi gösteren makineler, çeşitli ülkeler ile tarihi ve turistik kentlerin, yapıtların tanıtımına konu olan Sosyal Bilgiler öğretiminde etkili olarak kullanılabilir.

Zincir biçiminde bezeme örgesi...

Zencirek,

Elyazmalarında sayfaların yazılı bölümlerini çevreleyen, zincir biçiminde, altın yıldızlı bezeme (kitap kapaklarında ve levhalarda da kullanılan cilt kapağındaki ince çizgiler.) Farsçada küçük zincir anlamına gelir. Zincir biçimindeki bezeme örgesine “Zencerek” Zencirek, yani zincir gibi, denir. Yazma kitapların sayfa kenarlarına, yazı levhalarının çevresine iki çizgi arasında altınla yapıldığı gibi, yapılarda da pencere, kapı kenarlarında taş kabartma olarak uygulanmıştır. İlk islam yapıtlarında yer aldığı görülen tezhip sanatında da çok uygulanmıştır. 

Tezhip sanatı, Arapça zehep (altın) sözcüğünden gelmektedir. Altınlamak anlamı taşır. El yazması eserleri, murakka denilen hüsn-i hat yani güzel yazı levha ve albümleri ile padişah tuğralarına altın yaldız ve boya ile yapılan bezeme Sanatına verilen addır.

Dört ya da beş metre boyunda, tek kişilik bir spor yelkenlisi...

Laser,
Laser sınıfı, 1969 yılında Bruce Kirby tarafından çizilmiştir ve o günden beri dünya üzerinde 200.000' den fazla üretilerek rekor kırmış ve olimpik sınıf olmuştur. Genelde optimist sınıfından sonra genç yelkenciler laser sınıfını tercih ederler.

Laser da tek kişilik,hızlı ve performanslı bir sınıftır. Salması hafiftir ve dengeleyici özelliği olmadığı için tüm dengeyi kurma tekneyi kullanana aittir. Hafif havalarda bu çok zor olmasa da sert havalarda özellikle rüzgâra karşı tırmanılan seyirlerde tekne her yelkenli gibi rüzgâr altına doğru bayılır. Bu bayılmayı hafif salma karşılayamadığı için kullanan kişinin vücudunu teknenin dışına atarak dengeyi bu şekilde sağlaması gerekir. Denge sağlanamadığı zaman devrilen ve düzeltilmesi gereken bir sınıf olma özelliği taşır.Fiberglas malzemeden yapılan laser; hafif olması, kolay taşınabilmesi ve yelken yarışları için uygun olması nedeniyle çok tutulan bir yelken sınıfı olmuştur ve Laser Standart olimpiyatlarda yarışan bir sınıftır.

Zurnanın dudaklara gelen kamış bölümü...

Sipsi, Kamış.

Zurnada ses elde edilmesini sağlayan en önemli parça kamıştır. Sesinin küçücük bir kamış silindirin ezilerek daracık bir elips haline getirilmiş dış deliğinin açılma kapanma titremeleriyle çıkması. 

Zurnanın bölümleri; 
Ana gövde (Erik, abanoz, zerdali, zeytin gibi sert ağaçlardan yapılır.), Dil (Zurnanın üflendiği kısımda ana gövdenin içine giren bölüm ), Boru (Zurnanın ses çıkarmaya yarayan en önemli bölümlerinden birisidir, ucuna kamış bağlanır.), Kamış (Zurnada ses elde edilmesini sağlayan en önemli parçadır.Sipsi de denir.)

Zurna, gövde ve sipsi olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Ön yüzünde 7, arka yüzünde de 1 olmak üzere 8 adet ses perdesi bulunmaktadır. Bu perde deliklerinden başka kalak üzerinde daha küçük çaplarda “Şeytan Perdesi” denen perdeler bulunmaktadır. 

Zurna kelimesi Türkçe’dir. Farsça Sür ( düğün ) ile nüy ( düdük, boru ) kelimelerinin bir araya gelmesinden yapılma bir söz olduğu da iddia edilir. Halbuki zurna “ zur “ kökü ile “ na “ ekinden meydana gelmiş Türkçe sözdür. Yapılış bakımından “ turna “ kelimesinin aynıdır. “ zur “ kökü ses taklidini göstermektedir: Türkçe’de cur, yur, ır, cır, yır, sur, sar, car, şar, çar, sır, onomatopelerinin “ z “ ile başlayanından başka bir şey değildir. Sümerce’de sur, sir, ser kelimelerinin tegonni manasına alındığını biliyoruz. Görülüyorku bu kelimeler Sümerce’den beri müsiki ifade etmektedir. Hece başındaki ve ortasındaki ses değişmeleri kelimelerin mortolojik birliğine halel vermiyor. 
Zurna kelimesinin Kalmuklar’da “ Zurr “ olarak bulunuşu ve muhtelif Türk lehçelerinde zurna adlarındaki ittıratsızlık da zurna’yı onometope olarak göstermektedir. “ Sırnay “ , “ Surnay “, “ Zurnay” ( kazan ), “ Sarna “ = “Sorna” ( Azarbaycan ).. “ San “ ve “ Sarna “ kökünden gelen “ Sarın “ = Teganni ( Şor, Televt, Kırgız lehşeleri ), “ Surnamak “ = şarkı söylemek (Karaim lehçesi ) kelimelerinden de zurna’nın ses taklidinden yapılma Türkçe bir söz olduğu anlaşılıyor  Çift - dilliler’in umumi adı Surna ( Zurna )’dır. Oldukça eski bir alet olan Surna’nın bilhassa yakınçağlarda Kaba, Cura, Asafi, Şihabi, Acemi, gibi pek çeşitli tipleri yapılarak bir aile meydana getirilmiştir. Zurna sazının Avrupa’ya pek erkek geçtiği ve “ Havbois “ ve başka adlarla orada tekammülünü tamamladığı tahmin edilir. 

XVIII. yy’da Avrupa’nın Türk Mehter Musikisi’ne dikkatle eğildiği sıralarda bestekarlar zurna işleyişli ezgilerini yazmaya başladılar. Zurna’ya verilen “ Cor des Turcs “, “ Cornet des Turcs “, “ Corne Turc “ isimleri bu yüzyılın mahsulüdür. 

Macaristan’da ise zurna Türkler’den gelmeliğini ve “ Török sip “, “ Taragato sip “ isimlerinde muhafaza etti.

Zurna...

Arakiye, Bir tür küçük zurna. 

Geleneksel/yerel müziğin önemli çalgılarından biridir. Başlangıçta ağaç kabuğundan yapılan “boru”, daha sonraları bakır ve pirinç levhalar bükülerek de yapılmıştır. Bu çalgı geçmişte, curna, zurr, sarna ya da sorna ve Farsça olarak sernay olarak da anılmıştır. Baş kısmından başlayarak aşağı doğru genişleyen bu boruyu çalabilmek için ağzına, kamıştan yapılmış bir “sipsi” takılır. Üstünde altı, alt yanında ise bir olmak üzere toplam yedi delik bulunur. Sol el, ağıza yakın delikleri, sağ el ise kalan delikleri kapatır ve üflenerek çalınır. 

Osmanlı Mehterinin en önemli çalgılarından olan “Zurna”, Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde “Cornet Turc”, “Corne Turc”, “Cornet des Turcs” ve Macaristan da “Török Sip” gibi isimlerle anılmıştır.  Değişik ebatlarda olan zurna ses rengine göre; Kaba Zurna, Orta Kaba Zurna ve Cura Zurna (Zil Zurna) olmak üzere üç çeşittir. Genellikle erik, kayısı, şimşir, ceviz vb. ağaçlarından yapılmaktadır.

Zorla kabul ettirilmiş...

Empoze, (Fr. imposé).
“Dayatmak” anlamındaki empoze etmek birleşik fiilinde geçen bir sözdür.
Zorla benimsetilmiş, kabul ettirilmiş olan.

Zorla elde edilen mal...

Kaparoz,
Argoda Yolsuzca veya zorla elde edilen mal.

Zorla alınan para...

Baç,
Zorla alınan para, haraç.

Zorbalık...

Tagallüp,(Arapça).
Cebir, Serkeşlik, Nüşüz,

Zeytingillerden, çit yapmakta kullanılan bir süs bitkisi...

Kurtbağrı, (Ligustrum.) 

Çok arsız çalılar. Herdem yeşil. (Kışın kısmen yaprak döker, Ovalifolium dışında)
 
Kesime dayanıklı olduklarından çitler için en uygun olan çalılardır.Toprak ve konum açısından hiçbir sorunları yoktur. Ligustrumlar kırpılmaya ve kuvvetli budanmaya dayanıklı, sağlam bitkilerdir. Bu özellik onları iyi bir çit bitkisi yapar. Çit, bordür, yol ağacı, grup ağaç ya da topiary olarak kullanılır.

Zeytinin yağı alındıktan sonra posası...

Pirina (Rumca), (Zeytin posası),
Bir kaç defa sıkıldıktan sonra yağ bakımından hala zengin olan, hayvan yemi, yakıt veya gübre olarak kullanılan zeytin küspesi.

Zeytinyağı fabrikalarında sıkılarak fiziksel olarak içerisindeki yağın ve suyun büyük bir bölümü alınana zeytin posası içerisinde hala bir miktar yağ barındırmakta, ancak bu yağ gerek posadan ayrıştırma yöntemi gerekse posa haline geldikten sonraki uğradığı fiziksel değişim ve bulunduğu ortamın şartları nedeniyle artık zeytinyağı olarak adlandırılamaz ve bu yağa Pirina yağı adı verilir.

Önce zeytinler türlerine göre ayrılır. Huni adlı çukura dökülen zeytinler makine sistemiyle yapraklardan temizlenir ve kırıcıda ezilip kırılır (makine, üçbin devirle çekirdeği unufak eder). Buradan çıkan hamur, karıştırma yoğurmadan sonra su verilir, posa ve şırası ayrıştırılır. Şıradan da yağ ve karasu ayrıştırılıp, yağ filtre tankına alınır, son tortuları ayıklanıp dinlenme tankına bırakılır. Buradan doğal yağ güğümlere, teneke ve şişelere doldurulur. Yağdan geriye kalan prina tekrar öğütülüp sabun yapmada kullanılır. Prina posasına pelet denir ve yakacak, yakıt olarak kullanılır.

Prina Posası: Yakıt  Yağı kalmayan prina, artık tam bir posadır. Bu posa, ya doğrudan işyerinin ocağında yakıtkurutulur (pelet) ve dışarı satılır. 2 kilo prina posasının, 1 kilo fueloile eş değerde kalorisi vardır. Ayrıca, pelet küllerinden de, yüksek oranda potasyum oksit taşıdıkları için, gübre olarak yararlanılabilir.

Prina Yağı: Prina, zeytinlerin, mekanik olarak yağa dönüştürülmesinden sonra arta kalan katı alt üründür. 100 kg zeytinden ortalama 10-27 kg zeytinyağı, 35-45 kg prina; 100 kg pirinadan, ortalama 6-7.5 kg Pirina yağı, 60-70 kg kuru pirina elde edilmektedir. Elde edilen prina yağı, daha çok sabun yapımında kullanılmaktadır. 

Zeytingillerden, çiçekleri güzel kokulu bir ağaçcık...

Yasemin, Fr. jasmin
(Latince adı Jasminum nudiflorum).

Zeytingillerden, beyaz, kırmızı veya sarı renkli güzel kokulu çiçekleri olan, 1-2 metre boyunda, süs bitkisi olarak yetiştirilen tırmanıcı bir ağaççıktır. Yaseminin beyaz, mavi ve sarı renkte türleri vardır. Bahçe bitkisi olarak yetiştirilenlerden başka, ticari amaçla yetiştirilen beyaz yasemin türleri vardır. Özellikle Italya’da yasemin tarlalarından pekçok insan geçimini sağlamaktadır. Toplanıp işlenen yaseminlerden dünya parfüm piyasasında faydalanılır. Çiçekleri uçucu yağ taşımaktadır. Uçucu yağ, organik çözücü ve tüketme yolu ile elde edilmektedir. Uçucu yağın en önemli maddeleri ise benzil asetat, jasmon, linalol ve geraniol’dur. 

Yasemin, özünde "metil yasmonat" adlı bir bileşiği içermektedir. Karmaşık bir kimyasal yapısı olan bu bileşik, günümüzde üretilen parfümlerin çoğunda kullanılır. Yine güzel kokusu nedeni ile tütsü yapımında kullanılır. Bundan başka bitkisel tedavide kullanılır. Ülkemizde de tüm baharatçılarda bulabileceğimiz, saflığın belirtisi bitkinin beyaz çiçeklerinden hazırlanan çay, gögüs ferahlatıcı ve sinirleri yatıştırıcı olarak kullanılmaktadır. Çiçek ayrıca romatizma, nikris ve mafsal ağrılarına iyi gelir. Ateş düşürücü olarak da kullanılabilir. Kabızlığı giderdiği bilinen faydalarındandır.

Zevki insan yaşamının tek değer ve amacı sayan öğreti...

Hedonizm, (Fr. hédonisme, İng. hedonism ). Hazcılık.  (Yun. hedone = haz)

Zevki, insan hayatının tek değer ve amacı sayan, haz veren her şeyin iyi olduğunu kabul eden öğretiye hedonizm denir. Hazza, fiziksel zevke hastalık derecesinde düşkünlük, insan yaşayışında en büyük değerin ve başlıca amacın haz alma olduğunu; haz ile en iyinin birbirine eşit bulunduğunu; sürekli hazza ancak bilgelikle erişilebileceğini savunan bir felsefe ve ahlak görüşüdür. Hedonizm sosyal bir problem olmanın yanında psikolojik bir rahatsızlıktır.

Kyrene Okulu' nun kurucusu olan Aristippos hazcılığın da kurucusu sayılır. Aristippos'a göre haz veren şey iyidir, acı veren de kötü. Haz ile iyi aynı şeydir. İnsan her şeyden sevinç duymaya çalışmalı, her yaşama durumunda iyiyi, sevincin kaynağını bulmak istemelidir. Ancak Aristippos'un göz önünde bulundurduğu bir anlık haz duygusudur. Bu öğreti daha tinsel biçimde Epikuros'ta da karşımıza çıkıyor. Ona göre de, biricik iyi hazdır, "Haz bütün eylemlerimizin ereği olmalıdır". Ancak Epikuros mutluluğun temelini ruhun dinginliğinde bulur, tinsel hazları duyusal hazların üstünde görür ve en yüksek erek olarak koyar; çünkü yalnız tinsel hazlar gelip geçici olmayan hazlardır, sürekli bir ruh durumu sağlarlar.

Zeus' un kutusunu açan Yunan mitolojisinde yaratılan ilk kadın...


Pandora, "Tanrılar armağanı" anlamına gelir. 
Yunan mitolojisinde ilk kadın, Zeus tarafından insanlığı cezalandırmak için hazırlandığına inanılırdı. Pandora , Yunan Mitolojisinde Tanrıların güçlü ve kendini beğenmiş erkekleri cezalandırmak için yarattığı ilk kadındı .
Bir Efsaneye göre, Zeus kendinden ateşi çalıp insanlara veren Prometheus 'un kardeşi Epimetheus'a balçıktan yapılmış tanrısal güzellik ve zekaya sahip Pandora' yı eş olarak gönderir. Epimetheus kardeşinin tüm uyarılarına karşı Pandora ile evlenir. Zeus, Pandora'ya evlilik hediyesi olarak topraktan yapılmış, çömlek benzeri bir kavanoz (yanlış yapılmış bir çeviri sonucu kutu olarak anılmaktadır) hediye eder ama bu kavanoz asla açılmamalıdır. Bir süre sonra merakına yenilen Pandora, kavanozu açar ve içindeki tüm kötülükler dünyaya yayılmaya başlar... ancak son anda kutuyu kapatır bu da insanların içindeki "umut"tur.kötülüğün yayılmamış olması umudu. Pandora mutsuzluk ve dertlerin olmadığı dünyada yaşar fakat kadına özgü merakına yenilip kutuyu açar.Ama başka bir efsaneye göre de Pandora kutuyu açtığında dünyaya kötülük hakim olur ve Pandora kutuyu kapatırken de kutu Pandorayı esir alır...

Diğer bir efsaneye göre; Zeus Pandora'ya bir kutu hediye eder, Pandora kutunun kapağını açtığında bugün yeryüzünde varolan bütün kötülükler bir bir uçuşup yeryüzüne dağılmaya başlar ve son bir tane kaldığında Zeus'un müdahelesiyle kutu birden kapanır. İnsanoğlu o gün bu gündür bunun çok özel bir armağan olduğunu düşünüp bir an bile başuçundan ayırmaz. Zeus yeryüzüne gönderdiği kötülüklerden insanların usanıp pes ediceklerini bildiğinden en önemli şeyi kutunun içinde saklayıp insanların bunu hiç bırakmayarak izdıraplarının uzamasını sağlamıştır. Kutunun içindeki umut'tur sadece ve o umut bütün kötülükler karşısında insanın pes etmeden direnmesini, hayatta kalmasını, varolmasını sağlar ve insanoğlu varoldukça umut'da kötülükler de hep varolacaktır.

Zırhlı savaş gemisi türü...

Dretnot,(İngilizce, Dreadnought) 

20. yüzyılın başlarında hizmete girmiş en baskın savaş gemisi türü. 1905' teki Çuşima Savaşı' ndan sonra duyulan ihtiyaç sonucu yapımı gerçekleştirilen İngiliz savaş gemisi. "Dreadnought" adını taşıyordu (1907). Bu ad "hiçbir şeyden korkmayan" sözcüklerinin kısaltılmışıydı. Sonraları bu tür gemilerin genel adı oldu. İlk dretnot 18.000 ton ağırlığındaydı. 23.000 beygir gücündeki makineleriyle saatte 38 km hız yapabiliyordu. 10 ağır, 30 kadar da hafif topu vardı. Dretnotlar 20. yüzyılın ilk yarısında uçaklar gelişinceye kadar, yüksek hızları ve ağır ateş yeteneğine sahip toplarıyla donanmaların ana vurucu gücü oldular. 

Reşadiye adıyla Osmanlı Devleti tarafından Vickers firmasına sipariş edilmiştir. Fakat I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla Birleşik Krallık tarafından el konup HMS Erin adıyla Kraliyet Donanması' na katılmıştır.1914'te yapımı biten Reşadiye ve Sultan Osman 'ı devralmaya giden Rauf Bey öncülüğündeki Osmanlı ekibi burada gemilere el konduğunu öğrenmişti. Britanya hükûmeti Osmanlı tarafının ödediği 4 milyon pound'luk ücreti de ödemeyi reddetti. Britanya hükümetinin bu hareketi Donanma Cemiyeti'ne bağış yaptığı için bu gemileri dört gözle bekleyen Osmanlı halkında ve bu olay öncesi İngiliz taraftarı olan Osmanlı Donanmasında büyük İngiliz karşıtlığı yaratmış, Almanya ise bu durumdan yararlanarak SMS Goeben ve SMS Breslau 'yu Osmanlı Devleti' ne vermiş ve halkın sempatisini kazanmıştı.

Zihin ya da bedenin enerjik hareketi...

Efor,

Zikrolunmuş, adı geçmiş...

Mezkur,
Adı geçen, anılan, sözü edilen, zikredilen, zikrolunan.
Sözü geçen, bahsi edilen, daha evvel temas edilen,
Zikir kökünden gelir. zikredilen manasındadır. İngilizcesi aforementioned' tır.

Zırhlı Başlık...

Kask, Miğfer.

"Zırnık" ta denilen kimyasal element...

Arsenik, Sıçanotu. (Alm. Arsen, Fr. Arsenic, İng. Arsenic. )

Arsenik periyodik tablodaki 33. element ve atom ağırlığı 74,91 g.dır. Toksik ve kanserojenik olan arseniğin simgesi As'dir. Kimyada As sembolü ile gösterilen ve metal ile ametal arasında bir özelliğe sahip bir element. Çekiçle vurulduğunda yada ısıtıldığında sarımsak kokusu yayar.
Yerkürenin kabuğunda çok az bulunan ve geniş olarak dağılmış bir elementtir. Yer kabuğunda kalay ve antimon nisbetinde bulunmaktadır.  

Hidrotermal damarlarda, dolomitik kireçtaşlarında, tuz domlarının anhidritli kısımlarında oluşur. Kobalt yada nikel cevherleriyle birlikte bulunabilir.İşlenmemiş verimli topraklarda milyonda bir kaç kısım arsenik bulunmaktadır. Fakat buralarda da, arsenik ihtiva eden pestisitlerin bir kaç yıl kullanılmaları sonucu arsenik derişimi bir kaç yüz misli artmaktadır. Deniz suyunda milyonda on oranında bulunmaktadır. Bazı elementel arsenik yatakları biliniyorsa da, arseniği, arsenit ve arsenat gibi filizleri şeklinde bulunduran mineraller daha yaygındır. En çok bulunan mineral arsenopirit, FeS2FeAs2'dir. Tabiatta bulunan diğer bileşikleri realgar, As4S4, orpigmen As2S3 ve arsenikli nikel sülfür, NiAsS'dir.


Mersin Silifke ilçesinde bir kale...

Tokmar Kalesi,(Taşucu - Antalya karayolunun 22. Kilometresinde kuzeye ayrılan 5 km'lik asfalt bir yolla ulaşılan Tokmar Kalesi, denize hakim bir tepe üzerine inşa edilmiştir. Güneyi yalçın bir kaya ile çevrili kalenin kuzeyinde savunma burçları vardır. XII. yy'da yapıldığı tahmin edilmektedir.)


Silifke Kalesi  (Temel belirlemelere göre Helenistik ya da erken Roma döneminin olduğu anlaşılan kale, geçirdiği onarım ve değişiklikler sonucu bugün bir Ortaçağ kalesi görünümündedir.)

Liman Kalesi, (Kentin güneyindeki yarım adayı çevreleyen surlar ve kaleye ait kalıntılar, günümüzde görülebilmektedir. Tarihi kaynaklarda güçlü bir kale olarak söz edilen liman kalesi, Antik Çağlar' da ve özellikle Orta Çağ ve sonrasında kente yönelik yoğun saldırılara, güçlü savunma sistemiyle direnmiştir. Piri Reis'in haritasında burçlarında bayrak dalgalanan kale belirgin olarak çizilmiştir.)
Korykos Kalesi-Kız Kalesi (Mersin-Erdemli-Silifke karayolunun 60. km’sinde Kızkalesi beldesindedir. Roma ve Bizans dönemlerinde yoğun olmak üzere, islami devirlerde de iskan görmüştür. Nekropol alanından çıkarılan eserlerden burada ilk yerleşimin MÖ 4. yüzyıla ait olduğu anlaşılmıştır. Herodot bu kenti Gorges adında Kıbrıs' lı bir prensin kurduğunu yazar.)

Silifke, Mut'a 73 km , Mersin'e 85 km ve Gülnar'a 70 km mesfede Toroslarla Akdeniz arasına kurulmuş Mersin'e bağlı ilçedir. Büyük İskender'in komutanlarından ve Suriye Krallığı' nın kurucusu Selevkos I Nikator, şimdiki Taşucu' nun olduğu yerde, ionluların "Holmi" adıyla kurduğu koloniyi ele geçirip halkını da kıyıdaki Holmi (Akliman)' dan 12 km. içeriye bugünkü Silifke' nin bulunduğu yere yerleştirmiş ve "Selevkos' un Şehri" anlamına gelen Seleucia kentini kurmuştur. Şehir merkezinin ortasından geçen Göksu (Kalykadnus) Nehri’nin üzerinde kurulmuş taşköprü vardır. 

Zırh ya da silah...

Cebe (Moğolca), Pusat, Zırh(Far. zirih).

Savaşlarda ok, kılıç, süngü vb. silahlardan korunmak için giyilen, çelik, demir ve tel levhalardan yapılmış giysi.

Bedeni düşman silahlarının etkisinden korumak için savaşta giyilen çok parçalı zırh, kalın meşinden giysi.

Camilerde Kuran okunurken hafızların karşılıklı olarak ezbere Kuran okumaları...

Mukabele, Hergün bir cüz okuyarak bütün Kuran'ı baştan sona okuma geleneğidir.

Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed'in (SAV) Cebrail (AS) ile Ramazan ayında karşılıklı Kuran-ı Kerim okuması olarak bilinen mukabele, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'deki bütün camilerde yapılıyor. Kuran-ı Kerim'in Allah-u Teala tarafından indirildiği şekilde muhafazası, ayet ve surelerinin tertibinin doğru şekilde tespiti için her yıl Cebrail (AS) ile Peygamber Efendimiz'in (SAV) Kuran-ı Kerim'i okumaları asırlardır süren mukabele geleneğinin başlangıcı olarak biliniyor. Kuran Peygamber' in son Ramazan'ında okuduğu sıralama ile vefatından sonra Ebubekir zamanında mushaflaştırılmış, Osman zamanında teksir edilerek büyük kentlere gönderilmişti.

İsa' nın doğumuna ve Noel yortusuna verilen ad...

Nativitas, Noel Yortusu.


Katolik, Süryani ve Rum Ortodoks Kiliseleri, “Doğuş Bayramı” ve “Milat Yortusu” olarak da bilinen Noel kutlamalarına, 24 Aralık’ta Noel arifesiyle başlıyor ve 25 Aralık’a kadar devam ediyor.

Hristiyanların çoğunlukta olduğu ülkelerde pratik olarak Noel tatili yılbaşı tatiliyle birleştiriliyor. Ermeni Kilisesi gibi bazı Doğu Ortodoks Kiliseleri ise, Jülyen takviminde 25 Aralık’a denk gelen 7 Ocak’ta Noel’i kutluyor. 
 
Hristiyan dünyası Noel yortusunu kutluyor. Kiliseler Hz.İsa’nın doğduğuna inanılan günde doldu taştı. Ayinlerden en fazla dikkat çekeni, hiç kuşkusuz Beytüllahim’deki Nativitas Kilisesi ile Vatikan’da gerçekleştirilenlerdi. Hz.İsa’nın doğduğuna inanılan Beytüllahim’deki Nativitas Kilisesi’nde düzenlenen ayine yüzlerce kişinin yanısıra, Filistin lideri Mahmud Abbas da katıldı. Ayini Kudüs’teki Latin patriği Michael Sabah yönetti. 

Tavuk ırkları...

Nemse, Beç, Leghorn-Legorn, Arden, Dorking, Fizan, Denizli, Hacıkadın-Gerze, Minorka, Orpington,

Bugün dünyada renk, şekil, büyüklük, verim yönü ve diğer bazı özellikler bakımından farklılaşmış 200′ ün üzerinde tavuk ırkı vardır. Tavuk ırkları Standart saf ırklar ve Hibritler şeklinde iki ana grupta incelenirler.

Tavuk ırklarının sınıflandırılmasında coğrafik yörelere veya elde edildikleri bölgelere göre olanıdır.
 
Bu şekilde ırklar 4 ana grupta incelenirler;
  • Amerikan ırkları
  • Asya ırkları
  • İngiliz ırkları
  • Akdeniz ırkları
 Verim yönlerine göre tavuklar 4 grupta ele alınabilir.

  • Yumurta ırkları
  • Et ırkları
  • Et-Yumurta veya Yumurta-Et kombine ırkları
  • Süs ırkları
Buna göre ırklar;
  • Ağır ırklar-sya ve İngiliz ırkları,
  • Orta ağır ırklar-Amerikan ırkları
  • Hafif ırklar-Akdeniz ırkları
Standart Saf Tavuk Irkları;
Ekonomik tavuk yetiştiriciliğinin ilk yıllarında materyal olmuş; tavuk ıslahında da bu ırkların amaçlanmıştır.  Zamanla ırklar arasında yapılan melezlemeler, verim artışında etken olmuş, sonra ise bu ırklardan geliştirilen hatlar arası melezleme ile elde edilen hibritler üretimde kullanılmışlardır. Burada standart saf ırklar kapsamında yetiştiricilikteki önemleri, ıslah programlarında kullanılmaları, cinsiyet ayrımı ve deri rengi gibi bazı ekonomik özellikleri ön plana çıkan ırklar hakkında bilgi verilmiştir.

Plymouth Rock, Amerikan ırkı olup çubuklu Dominique ırkı horozlarla Siyah Cochin ırkının melezlenmesiyle elde edilmiştir. 

Wyandotte, Amerika’da, 1877 ile 1887 yılları arasında, melezlemelerle elde edilmiş olan, değişik renklere sahip bir ırktır.  

Rhode island Red,
Amerika’nın Rhode İsland eyaletinde koyu-kırmızı renkli horozları ile tanınmış bir ırktır. Kırmızı Malay Game, Leghorn ve Asya ırkları arasında yapılan melezlemelerle elde edilmiş ve bu melezlerden elde edilen döllerde ilk defa 1880′de Rhode island Red ismi kullanılmıştır.  

New Hampshire,
Rhode İsland Red ırkının kullanılırlığını arttırmak amacıyla yapılan çalışmalarda ABD’nin New Hampshire eyaletinde geliştirilmiştir. 

Brahma,
Brahma’lar Malay ve Cochin ırklarının melezlenmesiyle elde edilmiş olan bir Asya ırkıdır.  

Cochin,
Çin orijinli olan Cochin’ler, 19.yüzyılın sonlarında Amerika’ya götürülmüş ve değişik ülkelere yayılmıştır. Vücutta iri top top kabarık tüyleri ile bir sergi hayvanı olarak önem taşır ve diğer ırklardan ayrılır.  

Langshan,
Langshan Çin’de elde edilmiş, yumurta-et kombine verimli bir Asya ırkıdır. Brahma ve Cochin’lere göre daha aktiftirler ve diğer Asya ırklarına göre daha küçük yapılıdırlar.  

Dorking,
Bir İngiliz et-yumurta ırkıdır. Beyaz, gümüşi ve gri renkli olmak üzere üç varyetesi vardır.  

Orpington,
İngiltere’ de çeşitli ırklar arasındaki melezlemeler sonucunda elde edilmiş bir et ırkıdır. Sarı, siyah, beyaz ve mavi olmak üzere dört varyetesi vardır. Siyah Orpington’ lar siyah Langshan, siyah Minorka ve siyah Plymouth Rock’lar arasındaki melezlemelerden elde edilmiş; sarı ve beyaz varyetelilerin elde edilmesinde Cochin ırkı kullanılmıştır.  

Susex,
Susex, 19. yüzyılın ilk yarısında beş parmak taşımayan Dorking varyetesi olarak geliştirilmiştir. Canlı ağırlıkları Dorking’lerden daha yüksektir. 

Austra,
Australorp’lar, bir İngiliz ırkı olan Orpington’un siyah varyetesinden Avustralya’da geliştirilmiş bir ırktır. Yumurta-et kombine verimlidirler.  

Cornish, 
İngiltere’nin Cornwall eyaletinde geliştirilmiş ağır ve et tipinde bir ırktır. Dövüşken Hint ırkı Indian Game, bunların ebeveyni olarak bilinmektedir.  

Leghorn,
Leghorn yumurta verim yönünde tanınmış olan ve ülkemize de ilk getirilen, en çok bilinen bir yumurtacı Akdeniz ırkıdır.  

Minorca,
Akdeniz’in batı sahillerinde yayılmış ve 200 yıl önce siyah tavuk olarak bilinen bir ırktır. 19. yüzyılın başlarında İspanya ve Portekiz’de İspanya tavuğu olarak tanınmıştır. Buradan İngiltere ve diğer ülkelere götürülmüş ve bir gösteri hayvanı olarak ün kazanmıştır. 

Yerli Irklar;
Ülkemizde değişik özellikleri ile standartlara girmiş iki adet yerli ırk Denizli ve Gerze ırkları bulunmaktadır. 

Denizli Irkı: Denizli ve Muğla illeri çevresinde yetiştirilen yerli bir yumurta-et ırkı olup horozlarının uzun ötüşleri ile tanınmaktadırlar. Denizli ırkının çeşitli tüy rengine sahip olan “Demir kırı, pamuk kırı, Pekmez kefi, şarabi ve siyah olmak üzere beş varyetesi vardır. Bütün varyetelerinde müşterek olan özellikler balta ibikli, beyaz kulakçık, siyah gagalı, koyu gri bacak renginde olmalarıdır. Ayrıca Denizli ırkının en belirgin özelliği gözlerinin etrafında siyah renkli bir halkanın bulunmasıdır ki, buna sürmeli denilmektedir. Derisi, kulakçıkları ve yumurta kabuk renkleri beyazdır.

Gerze (Hacı Kadın) Irkı: Karadeniz bölgesinde Sinop ili çevresinde, özellikle Gerze ilçesinde yetiştirilen yerli bir yumurta-et ırkıdır. Parlak siyah tüylü, uzunca beyaz kulakçıklı ve çatal ibiklidirler. Gaga, incik, ayak deri ve pulları siyah vücut derisi beyazdır.

Ticari Hibritler;
Hibrit üretimiyle ilgili ilk çalışmalar 20. Yüzyılın başlarında, mısır bitkisi üzerinde Shull, Hayes, East ve Jones gibi araştırmacıların konuyu derinliğine incelemesiyle başlamıştır. Heterosis veya melez azmanlığı elde edilen bu döller de hibrit olarak adlandırılır. 

Yumurta Verim Yönünden Geliştirilen Ebeveyn Hatları;
Ticari yumurtacı hibritlerin elde edilmesinde kullanılan yumurta yönlü hatlar kahverengi ve beyaz yumurtacılar olmak üzere iki grupta incelenirler. Kahverengi kabuklu yumurta veren ticari hibritlerin üretimi için özel hatlar geliştirilmiştir. Bu ticari hibritler kahverengi kabuklu yumurta verdikleri gibi kuluçkadan çıkışta tüy rengine bakılarak cinsiyet ayrımı da yapılabilmektedir. Bu amaçla genelde Rhode island Red ve Çubuklu Plymouth Rock ırklarından yararlanılmaktadır. 

Et Üretim Hatları;
Et üretim amacıyla yumurtadan ziyade canlı ağırlık artışına önem verilen belirli hatlar geliştirilmiştir. Bunlar broyler ya da roaster olarak yetiştirildiklerinde hızlı ve ekonomik canlı ağırlık artışı sağlayabilmektedirler.Bütün et hatlarında az ya da çok derecede Cornish kanı bulunmaktadır. 

Mini Irklar; 
Son zamanlarda değişik avantajları nedeniyle üretimde kullanılmak üzere mini tavuk hatları elde edilmiştir. Bu tavuklar çok önceden beri bilinen Bantam tavukları ile karıştırılmamalıdır. Mini Leghorn’lar daha küçük vücutlu olduklarından, gerek kafes gerekse yer sisteminde daha az yerleşim alanına ihtiyaç duyarlar. Dolayısıyla birim alanda barındırılabilecek hayvan sayısı daha fazla olmaktadır. Şüphesiz bu ekonomik bir avantajdır.

Eti lezzetli bir tavuk ırkı...

Orpington,

Anavatanı İngilteredir. İlk Orpington' lar siyah orpington' lardır ve 1880 'de İngiltere' de Kent şehrinde William Cook tarafından yetiştirilmişlerdir. Bu ırk çok tutunca 1886 da sarı Orpingtonu üretmeye çalışmaya başlamış ve 1894 ilk sarı Orpington showlarda görülmeye başlamıştır.  1905 ' te Amerikan standartlarına ilk olarak sarılar daha sonra 1908 'de de siyahlar girmiştir.


-Siyah Orpington
-Sarı Orpington
-Beyaz Orpington
-Mavi Orpington

Erkek 4.5 kg , dişi 3.6 kg civarındadır. Esas olarak et ırkıdır. Heybetli görünüşü ve kabarık tüyleri onları süs hayvanı yapmıştır. Civciv ve yarka iken etlik piliç yemi daha sonra yumurta yemi ve taneli yemler (darı,buğday.yulaf gibi) ile beslenir. Yeşillik unutulmamalı ve banyo için kum kabı konulmalıdır. Bu tavukların üreme yaşı 6 ay olup uygun ısı ve ışıkta, 21 günlük kuluçka devresinden sonra tüm yıl boyu üreyebilir. Yıllık yumurta sayısı 60-100 adettir.

İçinde şarap yapılan bir tür fıçı...

Fota, 

Şarap fıçısı sadece meşe ağacından olur.

Tropikal Amerika' da yaşayan ve "Göbekli Domuz" da denilen bir hayvan...

Pekari, (Peccary) .
Yakalı Pekari veya Misk Domuzu veya Göbekli Domuz.

Pekari, pekarigiller (Tayassuidae) familyasından olan çift toynaklı orta büyüklükteki memeli hayvanlara verilen ortak addır. Kuzey Amerika'nın güneybatısında ve Orta Amerika ile Güney Amerika'nın tamamında bulunurlar. Domuzgiller ve su aygırıgiller ile akraba olan pekariler genellikle 90 ile 130 cm. uzunluğunda ve 20 ile 40 kg. ağırlığındadır.
Yakalı pekari (Tagassu tajacu), Birleşik Amerika' nın en güneydeki kısımları ile Patagonya arasında bazen deniz yüzeyindeki yerlerde, bazen de 2400 metrelik yüksekliklerde yaşar. Açık renkli bir çizgi, İngilizcede kargı anlamındaki javelin adıyla da anılan bu hayvanın omuz hizasında vücudunu hemen tamamıyla çevirerek bir yaka meydana getirir.

Yakalı pekari, kır renkte kalın, kaba ve fırça kılı gibi tüylerle kaplıdır. Kuyruğu varla yok arasıdır. Omuz hizasında 50 santim boyunda, 90 santim uzunluğunda ve yaklaşık olarak 25 kilo ağırlığındadır.
Köpek dişlerini birbirine sürterek çıkardıkları takırtı sesiyle çevrede bulunan avcı hayvanları yaklaşmamaları konusunda uyarırlar. Saldırgan bir karaktere sahip olan pekariler insanları yaralayabilecekleri için Avrasya'nın domuzları gibi evcilleştirilemezler.

Tropikal Amerika' da yetişen ve "Brezilya Şimşiri" de denilen bir ağaç...

Amarelo, (Brezilya şimşiri)
Ormanc. Brezilya menşeli Euxylophora paraensis’ in tahtası. (Sedefotugiller.)

Orta Amerika ve Antiller’ de yaşayan büyük kertenkeleye yerli dilinde verilen ad...

Ameiva, (Brezilya’daki bir yerli dilden alınma kelime). 
Orta Amerika ve Antiller’de yaşayan büyük kertenkele; varan’a benzer, karnı büyük pullarla kaplıdır. (Teyugiller.)

Kilit dili...

Pericik, (Mandal, péne, die Schlossklinke, )
Kilit dili veya kapı mandalı, sürgü.

Zilsiz def...

Bendir,(İng. Bandır) Alaturka vurmalı çalgı aleti.

İsmi birçok kültürde farklı olarak anılan Def; Türk, Arap ve Hint müziklerinin altyapılarında sıkça kullanılmaktadır. Genellikle Tasavvuf Musikilerinde Kudüm'e eşlik eden bir enstrumandır. Yuvarlak bir kasnağa keçi derisi gerilerek yapılır. Suni derili modelleride mevcuttur. Çalınmadan önce mum alevinde derinin ısıtılması gereklidir (keçi derisi olanlar). Sol elle tutulup sağ elin parmakları vurularak çalınır. Aynı zamanda sol elin parmakları usülü takip etmelidir. Def'' in daha büyük çapta olanları Bendir olarak adlandırılır. Bu enstrumanı çalan sanatkara ise Bendirzen denir.
 

Ziftle kaplı yuvarlak bir sepetten oluşan ve Fırat ırmağında kullanılan sandal...

Kufe,

Zihin açıklığı...

Fitnat, (Fıtnat)
Zihin açıklığı, kolay kavrama ve anlama yeteneği, zekâ.

Fetanet; Yüksek zekâ, zihin açıklığı, çabuk anlama ve kavrama yeteneği.
Feraset; Anlayış, seziş, sezgi

Küçük tabak, küçük sahan...

Lembeki,
Ağzı açık, küçük bal tabağı,
Küçük tabak, küçük sahan.

Kertenkele derisi...

Lezar,(Fransızca).
Kertenkele derisinin sepilenmesiyle elde edilen bir tür deriye verilen ad. 

Kertenkele...

Kertenkele (Lacertilia),

Kertenkele bazen 4 ayaklı,2 ayaklı ve ayaksız olabilir. Derisi pullu ve pürüzlü yapıdadır. Kertenkelenin ayağı 5 parmaklıdır ve gelişmiş tırnak yapısına sahiptir. Yeraltında yaşayan türleri haricinde, diğer türlerinde dış kulak deliği vardır. Kertenkele tehlike anında kuyruğunu biraz, kopartır bırakır ve kaçar. 

Kertenkelelerin kuyrukları koptuğu zaman bir ayı geçmeyen bir zaman içinde yeni bir kuyruk meydana gelir. 

Yalnız bu yeni yetişen eskisi gibi olmayıp pul, renk ve yapı bakımından farklıdır. İlk kuyruktaki gibi omurgalar yoktur. Yeni kuyruğa kıkırdak dokusundan bir yapı destek olur. Bunda pullar gayri muntazam olup derideki desen meydana getiren boyalar da yoktur. Kuyruk kopmadan kırılırsa o yerden yeni bir kuyruk uzar. Böylece çatal kuyruk meydana gelir.

Diğer isimleri;

Ebeyılanı, Elöpen,
Golişefra, Gökyeşil,
Helez,
Keçemen, Kela, Kertiş, Kolişevra,

Duyularla algılanabilen her şey...

Fenomen, Görüngü, Hadise.
(Fransızca: phénomène kelimesinden, İng.: phenomenon, appearance, Alm.: Erscheinung, Phänomen  Yun. phainomenon  ). Kuramsal anlamı üzerinde pek durulmadan, yalnız gözlenmiş olan belirli bir doğa ya da deney olayı. Herhangi bir nesne ya da olayın algılanabilen yönleri. Duyularla algılanabilen her şey. Görüngü, hem gerçek varlıktan, hem de salt görüntüden ayırt edilir.

Adıyaman yöresinde yerel çalgıcılara verilen ad...

Gevende, 

( Çalgıcılar, düğüncüler) Adıyaman ağzıyla “düğün çalgıcısı, müzisyen” anlamına geliyor. Daha çok Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde kullanılır, "sokak/düğün çalgıcısı" anlamına gelir.Yerel sözcükte Davulcu.

1941' de Romanya' daki Nazi soykırımından kaçan 769 Yahudi sığınmacıyla İstanbul' a gelen, Türk yetkililer tarafından karaya çıkma izni verilmeyince 70 gün İstanbul açıklarında bekleyen ve bir infilak sonucu batan gemi ...

Struma,  
Adını Bulgaristan' daki bir nehirden almıştır.
II. Dünya Savaşı sırasında Nazilerden kaçan Yahudileri Filistin'e götürmek üzere Romanya' dan yola çıkan gemi. 


Struma, Romanya'nın Köstence limanında, Yahudi mültecileri İsrail' e götürmek üzere hazırlanan gemilerden biridir. İngiliz yapımı, Panama bandıralı, Bulgar mürettebatlıdır ve Pandelis isimli Yunanlı bir tacirin mülkiyetindedir. 1941 yılına gelindiğinde, son yolculuğuna çıkmadan önce, Bükreş' te "Campania Mediteranea de Vapores Limitada- CMVL" acentasına bağlı bulunmaktadır. Yaklaşık 46 metre boyunda, 6 metre eninde, brüt 227 ton ağırlığında bir gemidir. Son derece eski bir teknedir. 1867' de Newcastle tersanelerinde inşa edilmiş, alt yapısı sac, süperstrüktürü ahşap bir tekne. Nazi soykırımından kaçmak pahasına, son kuruşlarını ödeyerek bu gemiye binen 769 insan, 15 Aralık 1941 günü Sarayburnu açıklarına gelir dayanır.

Struma yolcuları Türkiye ve İngiltere arasındaki siyasi pazarlıkların sürdüğü yaklaşık 2,5 ay boyunca karantina koşulları altında bu limanda bekletilir. İstanbul' da kaldığı süre içinde, bir kaç şanslı yolcu, çeşitli gerekçelerle bu talihsiz gemiden kurtulmayı başarır. 800' e yakın yolcu ve mürettebatla Köstence' den gelen gemi, siyasi pazarlıkların beklenen neticeyi vermemesi sonucu, 1942 yılının Şubat ayında bu limandan koparılarak, geldiği yere, Karadeniz' e iade edilir. Ertesi gün, İstanbul Boğazı açıklarında infilak ederek batar. 103'ü çocuk olmak üzere 778 kişi öldü. İleriki yıllarda yapılan araştırmalar, bir Sovyet denizaltısı tarafından torpillendiği yolundadır. Faciadan bir tek kişi kurtulur. Istanbul'da tedavi gören David Stoliar, daha sonra Filistin'e gider. Orada evlenir, İngiliz ordusunda üniforma giyer. Halen ABD'nin Oregon eyaletinde yaşamaktadır.

Olayların gelişme sürecindeki en onurlu davranışlar olarak, Kızılay' ın ve İstanbul' daki Yahudi Cemaatinin -yaşanan savaş yıllarının kısıtlı koşullarına rağmen-, gemiye sağladıkları yiyecek ve giyecek yardımları gösterilebilir. Bu özverili yaklaşımlar sayesindedir ki, İstanbul Limanı' nda geçirilen 70 gün süresince, Struma' da bulunan yolculardan hastalık ve benzeri nedenlerden yaşamını yitiren olmamıştır. Doğum sancıları nedeniyle, Balat' taki Or Ahayim Musevi Hastanesi' ne kaldırılan Medea Salamonovich isimli bir kadın ise, maalesef ölü doğum yapar ancak, daha sonra, kara yolu ile İsrail' e ulaşır.

Süs olarak kullanılan, ziynet altını taklidi sarı tenekeden pul...

Penes, (Macarca penész )
Genellikle halk oyunlarında kızların süs olarak kullandığı, altını taklit, sarı tenekeden pul.
Kadın başlıklarına takılan küçük, ince altın veya gümüş para, pul

İspanyol tiyatrosunda güldürücü kısa oyun...

Sainete,

Osmanlı padişahlarının makam koltuğuna verilen ad...

Serir,

Kamış, saz...

Kargı,
Kofa, Kiliz, Hasırotu, 

Gövdesi 5-6 metre yüksekliğe erişebilen çok yıllık bir bitki, kamış, saz (Arundo donax).

Doğu Karadeniz' de yetişen ve "kara ağu" da denen orman gülü...

Komar,

Bizim Karadeniz dağları yapraklarını kışın döken, ilkbaharda açan sarı-turuncu açelya türleri kaynıyor. Daimi yeşil Orman güllerinin bizdeki doğal türü Rhododendron ponticum, Bilinen yöresel isimleri, Komar, Kaful (Vakfıkebir -Trabzon), Ağu, Kara ağu (Giresun), Zelenika (Demirköy-Kırklareli).

Ormangülleri (Rhododendron)  fundalar ailesine dahildir. Her dem yeşil ya da kışın yaprağını döken çalı veya küçük ağaçlardır. Kuzey yarım kürede serin ve ılıman bölgelerin, bol yağışlı ve nemli dağlık bölümlerinde yayılan 60’ın üzerinde tür, 600’ün üzerinde farklı taksona sahiptir. Orman güllerinin melez yapma özelliği onların süs bitkisi olarak ıslahını kolaylaştırmış. Süs bitkisi olarak kültüre alınmalarının yüzlerce yılı aşan geçmişi vardır. Kültüre alınan orman gülleri, günümüzde önemli bir ticari malzemedir. Ülkemize daha çok dış alım yoluyla gelmekte, açelya yada orman gülü adı altında binlercesi oldukça yüksek ederlere iç veya dış mekanlarda kullanılmak amacıyla satılmaktadır. 

"Kara ağu" ve "komar" gibi yöresel adlar da verilen mor çiçekli ormangülünün odunsu yapıdaki kalın dalları, odun olarak da kullanılıyor. Kimi yörelerde "sarı ağu" ya da "zifin" denilen sarı çiçekli ormangülü çiçeklerinin zehirleyici özelliği diğer türlere göre daha fazla. Bunu bilen köylüler özellikle yağmurdan sonra hayvanların bu çiçeğin altındaki otlara yaklaşmasına engel oluyorlar.

Anadolu' nun kırsal kesimlerinde erkekler arasında düzenlenen yaren toplantılarına verilen ad...

Barana,  
Barhane, Toplanma yeri, (Farsça).

Gezek,
Oturak, 
Şeker bağlaması, 
Sıra gecesi, 
Kürsübaşı sohbetleri,
Toplantı, 
Parti,
Fırka, 
Dernek.


Barana bugün Anadolu' nun çeşitli yörelerinde gezek, oturak, sıra gecesi ve şeker bağlaması gibi adlarla sürdürülüyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığının Türkiye’de somut olmayan kültürel mirasımızın korunması ve yaşatılması için başlattığı çalışmalar sonucunda Şanlıurfa Sıra Geceleri, Elazığ “Kürsübaşı Sohbetleri”, ve Balıkesir “Barana Geceleri” “Dünya Kültür Mirası Temsili Listesi”ne girdi.

Zeki, anlayışlı, uyanık...

Fatin,
Zeki, akıllı, anlayışlı, kavrayışlı kimse.

"Fahişe", "Başkanın Adamları", "Sophie'nin Seçimi" gibi filmleriyle tanınmış ABD'li sinema yönetmeni ...

Alan Pakula, 
Alan Jay. Pakula, (1928, The Bronx - 1998, Melville), 
Polonya asıllı, ABD'li film yönetmeni, yazar, yapımcı.

Hollywood'un en saygın yönetmenlerinden birisiydi. Bronx' ta doğan ancak Long Island'da ve Manhattan'da büyüyen Pakula 1948 yılında Yale Oyunculuk Okulu'ndan mezun oldu. Bir yıl sonra Hollywood'a, Warner Bros. şirketinde çizgi-film departmanında çalışmak için geldi. Boş zamanlarında tiyatro yönetmenliği de yapan sanatçının gelecekte 'oyuncu yönetmeni' olarak tanınmasının başlıca sebebinin tiyatro geçmişi olduğu bilinmektedir. "Antiogne"yi 1950 yılında Los Angeles Circle Tiyatrosu' yla sergileyen oyunu, yönetmen ve prodüktör Don Hartman tarafından izlendi ve çok beğenildi. Hartman daha sonra Paramount şirketinde çalışmaya başladı ve Pakula'yı da yanına aldı. 1956 yılında Paramount'ta tanıştığı Dore Schary ile birlikte bir prodüksiyon şirketi kurdu. 

Şirketin ilk filmi Anthony Perkins'in başrolde oynadığı "Fear Strikes Out" oldu. 1969 yılında Liza Minnelli'nin başrolde oynadığı "The Sterile Cuckoo" ile ilk uzun metrajlı filmini çekti. Donald Sutherland ve Jane Fonda' lı "Klute" 1971'de, gişede başarısızlığa uğrayan "Love and Pain and the Whole Damn" 1973'de, yine finansal açıdan Pakula'yı zorlayan "The Parallax View" 1974'de gösterime girdi. Bu iki filmin Pakula'yı bitireceği düşünülüyordu ancak Washington Post' un iki muhabirinin ortaya çıkarttığı politik skandalı öykülediği "All the President's Men" (1976) ile Pakula unutulmaz bir dönüş yaptı. İki Akademi Ödülü kazanan bu filmin ardından Meryl Streep' li unutulmaz "Sophie's Choice"u çeken Pakula, bir annenin faşist Almanya'da karşılaştığı ölümcül paradoksu ustaca anlattı. Doksanlı yıllarda "The Pelican Brief" ve "Pressumed Innocent" gibi gerilim filmleri çeken yönetmen, Brad Pitt ve Harrison Ford'lu "Devil's Own"un (1997) gösterime girmesinin ardından, 1998 yılında talihsiz bir araba kazasında yaşamını yitirdi.
 
Filmleri;
  • Sessiz Düşman, The Devil's Own (1997) 
  • Pelikan Dosyası, The Pelican Brief (1993) 
  • Şüphe Altında, Presumed Innocent (1990) 
  • Orphans (1987) (Senaryo) 
  • Sophie' nın seçimi, Sophie's Choice   
  • Başkanın Tüm Adamları, All the President's Men (1976)   
  • Fahişe, Klute (1971)

Bektaşi inançlarını dile getirdiği yergi dolu nefesleriyle tanınmış şairimiz. ..

Edip Harabi, (1853-1917)

İstanbul’da doğdu. Asıl adı Ahmet Edip’tir. Harabi mahlasından önce bazen, soyadını da mahlas olarak kullandı.
Küçük yaşlarda tasavvuf ve bu konudaki eserlerle ilgilendi. Zamanla kendi de şiir yazmaya başladı. Çok genç yaşında, Merdiven Köyü Bektaşi Tekkesi' nde M. A. Hilmi Dede Baba' ya ikrar verip tarikata girerek Bektaşi olan Harabi yaşamı boyunca bu ikrara sadık kalıp, şiir ve nefesleri ile Bektaşi edebiyatının en güçlü ustalarından biri oldu.

Tasavvufla tasavvuf üstadlarinin eserleri ile yakindan ilgilenmis, hece ve aruzla yazdigi veya irticalen söyledigi deyislerle koca bir divan meydana getirmiştir. Yunus'un sevgi ve birlik duygusuna, Nesimi' nin sertliğine, Kaygusuz' un hiciv ve istihzasına, Pir Sultan'ın cesaretine bu dünyadaki deyişlerde bol bol rastlamak mümkün. Harabi’nin, kendi şiirlerinden oluşturduğu 570 sayfalık bir divanı vardır. Hece ve aruz ölçülerinde değişik tasavvuf, sevgi gibi konularda şiirler yazan Harabi, hiciv dalında da oldukça başarılı eserler verdi.

Harabi ilk şiirlerini Saadet gazetesinde yayımladı. Bunların dışında, yayımlanmamış birçok şiiri de Bektaşi çevresinde yayılıp ve sevildi. Yine birçoğu bestelenerek tüm Türkiye’ye yayıldı.

Yerinde konuşma ya da davranma...

Takt, (Fr. tact)
İstikrar.
Yerinde konuşma veya davranma.

Roma mitolojisinde yolcuların koruyucusu olan tanrıça...

Abeona,

Bir Roma tanrıçası. 
Yolcular ile, henüz yürüyen çocukların koruyucusu oldu­ğuna inanılırdı. Roma Mitolojisi’ne özgü tanrıçalardandır. Hellen (Yunan) asıllı değildir.

Savaş yönetme sanatı...

Operatif,
Taktik,
Savaş yönetme sanatı.
Türlü savaş araçlarını belli bir sonuca ulaşmak amacıyla etkili biçimde birleştirerek ve kullanarak kara, deniz veya hava savaşını yönetme sanatı.

Ödünç verilmiş bir paranın, bir yıldan daha kısa bir dönem için hesaplanan faizlerinin ana paraya eklenmesi. ..

Anatosizm,
Eski Yunanca'daki ana ve tokos sözcüklerinin bileşimidir. Ana "yineleyen-doğurgan" demektir. Tokos, "faiz"dir. Anatosizm, "faizin faiz doğurması" anlamındadır.  Anatosizm, faizin hesap dönemi sonunda anaparaya eklenerek işletilmesidir. Bir başka deyişle, faizin kapitalizasyonudur. Bileşik faiz yönteminin işletilen paraya uygulanmasıdır. 

Casuslıkla suçlanarak 1953' te idam edilmeleri tüm dünyada büyük tepkiler doğuran "Ethel" ve "Julius" ön adlı ABD' li karı-kocanın soyadı...


Rosenberg,

Ethel Greenglass Rosenberg (1915 – 1953) ve Julius Rosenberg (1918 – 1953) 

ABD' li vatandaşı ve Amerikan Komünist Partisi CPUSA üyesiydiler. Sovyetler Birliği adına casusluk yapmakla suçlanıp yargılandılar, suçlu bulundular ve idam edildiler.

Türkiye' de de Şair Melih Cevdet Anday' ın Rosenberg' ler için yazdığı ve Zülfü Livaneli tarafından bestelenen Anı adlı bir şiir vardır.

Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil bu anılacak şey değil
Apansız geliyor aklıma
Neredeyse gün doğacaktı
Herkes gibi kalkacaktınız
Belki daha uykunuz vardı
Geceniz geliyor aklıma
Sevdiğim çiçek dalları gibi
Sevdiğim sokak adları gibi
Bütün sevdiklerimin adları gibi
Adınız geliyor aklıma
Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil, unutulur şey değil
Çaresiz geliyor aklıma
Evet herşeye rağmen "Hayat yaşanmaya değer" mutlaka....

Tırpana balığına verilen bir başka ad...

Rina, Tırpana balığı (Yunanca), Skate.

Öz kedi balığıgillerden, yan kanatları vücuduna yapışık, uzun kuyruklu, iri bir balık, rina (Raja batis.
Vücut kare şeklinde, üst ve altlardan basıktır. Yan yüzgeçler gelişmiştir. Vatoz' a benzeyen Rina'nın göğüs yüzgeçleri, Vatoz'a göre daha gelişmiştir. Sırtı koyu gri, kısmen kahverengidir. Kirli sarı benekleri vardır. Üst renkler koyu kahverengimsi olup, üzerlerinde koyu gri benekler vardır.Alt kısım beyazdır. Uzun kamçı kuyruğunda testere gibi dişli 1-2 zehirli diken bulunur. Burun fazla uzamıştır. 
Geç sonbaharda ve kış aylarında yumurtlarlar, yumurtalar 2-5 ay arasında açılır. Oltaya vurduğu zaman,iğneyi çıkartırken balığın kuyruk darbelerinden sakınmak gerekir. Rina'nın boyu yaklaşık 1,5 metreye kadar ulaşırsa da kıyılara küçük boyda olanlar yaklaşır.

XVI.yüzyılda piyadelerin tören silahı olarak kullandıkları kılıca benzer bir çeşit mızrak...

Korsek,

Akıl hastanelerindeki hademelere verilen ad...

Güllabici,
Akıl hastahanelerindeki gardiyanlar. Bunlar ellerinde kamçı olduğu halde deliler arasında dolaşıp azgın delileri döverek uslandırmak vazifesiyle mükellef olduklarından, dışarda bu türlü tavır takınanlara da mecaz yoluyla güllabici denilirdi.

XV.yüzyılda Osmanlılarda kullanılmış kabak kemaneye benzer Orta Asya çalgısı... .

Gizek,

Yahudi inancında şeytana verilen ad. ..

Belial,

İsrail Hava Yollarına verilen ad...

Elal,

Klavyeli çalgılar için bestelenen bir müzik formu. ..

Tokata,

Kalvyeli Çalgılar;
Akordiyon, 
Bandoneon,
Elektronik klavyeler, 
Garmon,
Klavikord, Klavsen, 
Melodika,  
Org (Erganun), 
Piyano,


Ekin tarlalarında biten ve morumsu renkte çiçekler açan zararlı bir bitki...

Karamuk,
Karanfilgiller (Caryophyliaceae) Türkiye’de yetiştiği yerler: İç Anadolu, Karadeniz, Marmara bölgesi. Haziran-ağustos ayları arasında çiçek açan, genellikle ekin tarlalarında rastlanan, 30-100 cm yüksekliğinde, büyük, mor, nadiren beyaz çiçekli, tüylü, bir yıllık otsu ve zehirli bir bitki. Gövdeleri, yaprakların çıktığı yerde şişkinlik göstermekte olup, basit veya ikiye çatallanmıştır. Yapraklar gövde üzerinde karşılıklı, sivri uçlu, mızraksıdır ve sapsız yapraklar, taban kısımlarında birbiriyle birleşmiştir.

Kullanıldığı yerler: Tohumları tıpta solucan düşürücü, balgam ve idrar söktürücü olarak kullanılmaktadır, zehirlidir.

Acil durumlarda bir kol ya da bacağın ana atardamarını sıkıştırmak için kullanılan alet...

Turnike,(Boğucu Sargı)

Damar bütünlüğünün bozulması sonucu kanın damar dışına (vücudun içine veya dışına doğru) doğru akmasıdır. 

Atardamar kanamalarında kan basınç ile fışkırır tarzda olur. Bu nedenle, kısa zamanda çok kan kaybedilir. Bu tür kanamalarda asıl yapılması gereken, kanayan yer üzerine veya kanayan yere yakın olan bir üst atardamar bölgesine baskı uygulanmasıdır. Vücutta bu amaç için belirlenmiş baskı noktaları şunlardır:
1-Boyun : Boyun atardamarı (şah damarı) baskı yeri
2-Köprücük kemiği üzeri : Kol atardamarı baskı yeri
3-Koltukaltı : Kol atardamarı baskı yeri
4-Kolun üst bölümü : Kol atardamarı baskı yeri
5-Kasık : Bacak atardamarı baskı yeri
6-Uyluk : Bacak atardamarı baskı yeri

Turnike uygulaması kanamanın durdurulamadığı durumlarda son çare olarak uygulanır. Ancak eskisi kadar sık uygulanmamaktadır. Çünkü, uzun süreli turnike uygulanması sonucu doku harabiyeti meydana gelebilir yada uzvun tamamen kaybına neden olunabilir.

Turnike(Boğucu Sargı) uygulamasında nelere dikkat edilmelidir.

• Turnike uygulamasında kullanılacak malzemelerin genişliği en az 8-10 cm kuvvetli ve esnemeyen olmalıdır. Buna "kravat sargı" adı verilmektedir.
• Baskı noktasına bir elle baskı uygulamaya devam etme,
• Diğer eline geniş kuvvetli ve esnemeyen materyali alma,
• Şeridi yarı uzunluğunda katlama, uzuv etrafına sarma,
• Bir ucu halkadan geçirip çekme ve iki ucu bir araya getirme,
• Baskı noktasında basıncı kaldırma ve kanamayı tamamen durduracak şekilde sıkı bir bağ atma;
o Geniş sargı uygulama
o Sargının içinden sert cisim (kalem gibi) geçirme ve uzva paralel konuma getirme
o Kanama durana kadar sert cismi döndürme, kanama durduktan sonra daha fazla sıkılmaz
• Sert cismi uzva dik konuma getirerek sargıyı çözülmeyecek şekilde tespit etme.
• Hasta/Yaralının elbisesi üzerinde, hasta/yaralının adı ve turnikenin uygulandığı zamanın (saat ve dakika) yazılı olduğu bir kart iğneleme
• Çok sayıda yaralı olduğunda, yaralının alnına rujla veya kalemle “turnike” veya “T” harfini yazma
• Turnike uygulanan bölgenin üzerine hiçbir şey örtülmez. Pansuman ve Turnike görülecek şekilde battaniye ile sarılır.
• Turnikeyi 15-20 dakika aralıklarla gevşetme sonra tekrar sarma.
• Turnike, kol ve uyluk gibi tek kemikli bölgelere uygulanır, ancak önkol ve bacağa el ve ayağın beslenmesini bozabileceği için uygulanmaz. Uzuv kopması durumlarında, önkol ve bacağa da turnike uygulanabilir.

El ve ayak kopmalarında turnike nasıl uygulanır?
Kaza ve yaralanmalarda atardamar yaralanmalarına neden olarak ölüme yol açmaktadır.
• Hasta/Yaralı sırtüstü yatırılır,
• Hasta/Yaralının bacakları 30 cm kadar yükseltilir,
• Kopmuş olan uzvun kanama kontrolü yapılır, tampon yapılır ve baskı noktalarına bası yapılır. Bu önlemlerle kanama kontrol edilemiyorsa turnike uygulanır,
• Turnike uzvun koptuğu bölgeye en yakın olan ve deri bütünlüğünün bozulmamış olduğu bölgeye uygulanır.
• Kopmuş uzuv parçası, su geçirmeyen bir temiz plastik torbaya konur.
• Daha sonra kopmuş uzuv parçasının konduğu plastik torba ağzı kapatıldıktan sonra, içerisinde 1 ölçek suya 2 ölçek buz konulmuş ikinci bir torbaya yada kovaya konulur. Bu şekilde, kopmuş uzuv parçasının buz ile direkt teması önlenmiş ve soğuk bir ortamda taşınması sağlanmış olur.
• Torbanın üzerine kopan uzuv parçasının sahibine ait kimlik bilgileri kaydedilir ve yaralı ile aynı araca konarak en çok 6 saat içerisinde sağlık kuruşuna sevki sağlanır.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ