Bağırsaklarda emilim bozukluğu ...


Çölyak, 
(İng. celiac).
Çölyak Hastalığı,

Bağırsaklarda emilim bozukluğu.
Yunanca karın manasına gelen koilliakos kelimesinden türemiştir.  

Beslenme bozukluğundan meydana gelen karın şişmesi, yağlı besinleri sindirememe ve ishal şeklinde görülen bağırsaklarla ilgili bir hastalık.  





Başka bir deyişle, tahıllarla ilgili olarak arpa, buğday, çavdardaki glütene karşı aşırı duyarlılığa bağlı olarak gelişen, karın şişmesi, yağlı besinleri sindirememe ve ishal şeklinde görülen bir hastalıktır. Bebeklerde unlu gıdalar yenildikten sonra karında şişkinlik ve ishal bu hastalığın ilk belirtilerindendir.  

Bağırsaklardaki sindirimi sağlayan villus denilen çıkıntıların, yapılnın bozulması sonucunda yiyeceklerdeki besinin emilmesini engelleyen ve ince bağırsakta hasarlar oluşturan bir sindirim sistemi hastalığı oluşur. Bağırsakların gluten adlı proteine karşı alerjisi olarak bilinir.

Hastalığın ilaçla tedavisi yoktur. Hastalık sürekli diyet gerektirir. Diyette buğday, arpa, çavdardan yapılan her çeşit un, bulgur, irmik, makarna, şehriye, kuskus, pasta, börek, bisküvi benzeri yiyecekler ile galeta ya da beyaz una batırılarak kızartılmış tavuk, balık gibi et ürünleri, hazır çorba, pilav, köfte, pane harçları, glüten bulunan çikolata ve sakızların yenmemesi gerekir. Eğer dikkat edilmez ise ileride problemler büyür. Bağırsak kanserine kadar gidebilecek bir süreç başlar.  

Ülkemizde bu hastalık için 09 Mayıs günü Çölyak hastalığıyla mücadele günü ilan edilmiştir.

Eski dilde durumlar, haller, vaziyetler ...

Ahval, (Arapça, احوال).
Davranışlar,
Olaylar,
Vaziyetler,
Haller,
Oluşlar,
Durumlar. 

Ahval ve şerait klimesini birlikte Mustaf Kemal ATATÜRK Türk Gençliğine hitabesi içinde kullanmıştır. Bugün dahi herkesin tekrar tekrar okuyup bir kez daha düşünmesi gerektiğini bilmelidir. İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!  


Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927

Eski dilde şartlar, koşullar ...

Şerait, (Arapça,  شرائط ).
Şartlar, 
Koşullar.
Gidişat, davranış, hal ve hareket.

Ahval ve şerait kelimesini birlikte Mustaf Kemal ATATÜRK Türk Gençliğine hitabesi içinde kullanmıştır. Bugün dahi herkesin tekrar tekrar okuyup bir kez daha düşünmesi gerektiğini bilmelidir. İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!  


Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927

Dönbaba, Turnagagası gibi adlarda verilen ve yaprakları ege bölgesinde sebze olarak kullanılan otsu bir bitki ...

İğnelik, 
İğnelik otu,
(Geraniaceae).
Turnagagası,
Çoban iğnesi,
Leylek gagası, Leylek burnu.
Dönbaba,(Erodium Cicutarium).
Itırın. 
Itır çiçeği. 
Dakka otu. 
Erzincan yöresinde Tarakotu denir.
Dönbaba, Turna gagası,Itırın, Leylek gagası, Çoban iğnesi gibi adlar da verilen bu otsu bitkinin yapraklı dalları Ege bölgesinde sebze olarak kullanılır. Kavrularak yemeği yapılır. Sacda pişirilen hamur işi ve böreklerde iç malzemesi olarak kullanılır. Sardunyagillerden, tohumlarının ucunda turna gagasına benzer ince uzun bir uç bulunur. Bitki kumlu topraklarda yetişir. Yaprakları güzel kokulu bir bitkidir. Türkiye'nin her yöresinde bulunan bu bitkinin çiçekleri beyaz ve pembe renkli olup çok güzel kokusu vardır. Boyu 20 cm. civarında olan bu bitki lavanta ve ıtriyatçılıkta çok kullanılır. Haşlaması ishal ve kanamalarda çay gibi içilir, boğaz ağrılarında ise gargara yapılarak bitkisel tedavi amaçlı kullanılır. Kan kesici özellği vardır. Kan şekerini düşürür ve dengeler.
Sebze olarak kullanılacak bitki genç yaşta, çiçeklenmeden önce toplanmalıdır. İğnelik otunun kavurması çok lezzetli olur.  

Dışarıya akıntısı olmayan küçük ve kapalı çukur, çöküntü ...

Kokurdan, 
(Halk dilinde).

Çöküntü,
Koyak, 
Tava, 
Kapalı çukur,
Susuz kapalı alan, Kuyu,
Derin çukur.

Coğrafi bir terim olup ortası çukur alan anlamındadır.
Çöküntü çukurları; kuyu; derin çukur
Dışarıya akıntısı olmayan küçük ve kapalı çukur.  
Kuyu gibi olan çukurlar, çöküntüler.



Halk dilinde kokurdan kelimesinin anlamı; kalkerli ve karstik özelliği ağır basan yerlerde çukurlukları bol, engebeli arazi.

Bulunduğu araziye göre derinlik gösteren hiç bir tarafa akıntısı olmayan kapalı çanak gibi arazi. Biçimi bakımından kapalı çanak şeklindedir. Kenarları dik, tersimi kabil olan çukurlar ve çöküntülerdir.

Yağışlar ve yer altı suları etkisiyle kalker, jips, kayatuzu, dolomit gibi eriyebilen kayaçlaın, kırık ve çatlakların çok olduğu taşların bulunduğu yerlerde, kimyasal aşınıma meydana gelir. Aşınım sonunda oluşan derinlikleri az, genişlikleri fazla olan erime ve çökme sonucu oluşan şekillere karstik şekiller denir. Bu bölgede bulunan çukur, derin çukur, kapalı alan gibi çöküntülere genel olarak halk dilinde kokurdan  denir. Kalker platolar üzerinde görülen oval çukurluklardır. Daha çok Toroslar’da görülür.
Aşınma sonucunda oluşan karstik şekillere; Sarkıt, Dikit, Lapya, Traverten, Polye, Çanak, Çöküntü, Mağara, Kuyu, Dolin, Uvala, Kokurdan, Koyak, Tava, Obruk, Düden, Kör vadi v.s. gibi isimler verilir.

Eski dilde birbirini vurmak, öldürmek, savaşmak anlamında bir kelime ...

Mukatele,(Arapça).
Öldürüşme, 
Birbirini vurmak, öldürmek. 
Boğazlama,
Kıtal, öldürme.
Sıcak savaş,
Vuruşmak, 
İki taraflı savaşmak.
Niza, ( نزاع ).
Kavga, 
Döğüş.

Birlikten yoksun ve anlaşamayan gemi mürettebatı için kullanılan sözcük ...

Alababula,
Birlikten yoksun ve anlaşamayan gemi mürettebatı için kullanılan sözcük. 
İş yapamayan bozuk, anlaşamayan, huysuz gemi mürettebatına verilen ad. 
Birbiriyle anlaşamayan, birlik ve düzenlik görülmeyen gemi personeli.
Birbiriyle kavgalı olan, geçinemeyen gemi mürettebatına verilen isim.


Çam gibi reçineli ağaçların yağlı ve çabuk yanmaya elverişli bölümü ...

Çıra,
Çerağ, (Farsça).
Çamın yağlı kısmı,

Çam vb. reçineli ağaçların yağlı ve çabuk yanmaya elverişli bölümü.  Bu bölümden küçük küçük kesilerek kolay yanmasını sağlayacak parçacıklar şeklinde hazırlanmış, tutuşturma ve aydınlatma işlerinde kullanılan ağaç. Genelde ağacın yağlı ve reçineli kısımları kolay tutuşur ve yanar.
Tutuşturucu ağaç.
Mangal ve soba yakarken kullanılan tutuşturucu ve kolay yanan parça ağaç, odun. 
Çam ağacından elde edilen çam sakızı, ağacın özünden gelen, bal kıvamında ve renginde olan keskin kokulu, acı bir tadı olan doğal maddedir.

Eskiden Çıra kelimesi mum, kandil, tutuşturucu ağaç  manasında kullanılan çerağ olarak ifade edilip Farsçadır.  Ayrıca, Lamba, ışık, aydınlık, kandil, elektrik ışığı anlamında da kullanılmıştır. Çıra kelimesi anlam olarak bezir ya da gazyağıyla yanan bir çeşit aydınlanma aracını ya da gazlı bir aydınlatma aracını anlatan bir manada kullanılmıştır.





Avustralya'da yaşayan gagalı memeliler familyasından ördek gagalı, kürklü ve yarı sucul bir hayvan ...

Ornitorenk,
Ornithorhynchus anatinus.
Platypus,

Gagalımemeligiller familyasındandır.
Monotremata, tek delikliler takımından, ördek gibi gagalıdır.
Platypus, vücudu sık siyah-kahverengi  kıllarla örtülüdür. Tavşan iriliğinde, yavrularını sütle besler. 




Doğum yapmayıp yumurtlayarak üreyen bir memeli hayvandır. Boyu 60 cm kadar, 1,5-2 kg ağırlığında  olan bu hayvanın vücudu susamuru veya köstebek gibi kürklü olup yavrularını emzirdiği için memeliler sınıfına giriyor. Bir yılan gibi zehirlidir. Hayvanın kuyruğu kunduz gibi olup acı veren zehirini arka ayaklarında taşıyan doğanın en ilginç hayvanıdır. Çok iyi yüzebilen kanca tırnaklı, beş parmaklı ayaklarının parmakları arasında perde vardır.  Genellikle su altında yaşıyor. Avustralya’ya özgü bir hayvan olup kürkü için yıllarca avlanan bu hayvanların soyu azaldığından 1900’lü yılların başından bu yana koruma altında bulunuyor. Avustralya yerlileri tarafından su köstebeği olarak anılmaktadır. 


Güçlü tırnaklarıyla ırmak kenarlarında kendine bir yuva kazar ve içini kuru otlarla döşer. Yuvası iki deliklidir. Yuva toprak altında 6-9 metre derine uzanabilir. Gece avlanmaya çıkar. Gagasıyla balçığı karıştırarak bulduğu kurtçukları yanak torbasında biriktirir. Sudan çıkınca kıyıda yer. Platypus, temel olarak böcek larvaları, karidesler ve solucanlarla beslenir. 

 
Yılda bir defa güvercin yumurtası iriliğinde iki yumurta yumurtlar. Kuluçkaya yatar. Bu arada bir şey yiyip içmez. Kuluçka süresi 9-10 gün sürer. Memeleri belirsiz olup göğsündeki çukurlukların içinde bulunurlar. Yavrularını emzirirken sırt üstü yatar. Sızan süt meme çukurlarında birikerek yavrular tarafından emilir.
 
Avının kokusunu hisseder. Çamurlu zemini hassas gagasıyla karıştırırken yumuşakça ve kurtçukları tespit ederek toplar. Her iki çenesinde dörder adet dişe benzer sert kemiksi çıkıntı vardır. Platypus'taki gaganın en önemli işlevi algıdır. Erkekleri dişiden iridir.  Arka ayaklarının tabanında yılan dişi gibi oluklu bir zehir dikeni bulunur. Erkek bunu ustalıkla kullanır. Bir vuruşta düşmanına saplayarak hasmını zehirler. 
























Alıntı, Rehber Ansiklopedisi







Soyu tükenmiş, kanatlı ancak uçamayan, güvercinler familyasından bir kuş türü ...

Dodo,
Mauritius dodosu (Raphus cucullatus), 
Dodo kelimesi etimolojik olarak incelendiğinde Portekizce aptal ya da keriz anlamına geldiği söylenir. 
Hint Okyansundaki  Mauritius adasında 17.yüzyılda yaşamış,  günümüzde soyu tükenmiş,  güvercingiller familyasından bir kuş türü olan dodolar 20-25 kg. ağırlığında, yaklaşık 1 metre boyunda uçamayan küt kanatlı bir kuştur. Meyvelerle beslenen yerde yuva yapan bu kuş uçamadığı için eti için insanlar tarafından çokça avlandığından soyu tükenmiştir. İlk olarak Hollandalı gemiciler bu kuş hakkında Mauritius adasında, 1598 yılında bazı bilgi (rapor ve resimler) ve bulgulara(çeşitli kemikler) sahip olmuşlardır. Bazı kayıtlarda bu hindi büyüklüğündeki akıllı olmayan, uçamayan ve hızlı koşamayan bu aptal yaratıklara Mauritius Kırmızı Tavuğu da denilmiştir. Ayrıca diğer hayvanlar tarafından da yumurtaları telef edilen bu kuşun soyu maalesef tükenmiştir. Dodo soyu, 200 yılda tamamen tükenmiş. 

Dodoların DNA yapısı güvercinlerinkine benzer olması aynı familyanın türü olduğunu göstermektedir.  Uçamayan bu kuşlar 200 yıl yaşayabilmiş bu kuş bitki ve meyvelerle beslenir. Büyük Britanya Kraliyet cerrahlık okulu yöneticisi ve paleontolog Richard Owen, Doğal Tarih Müzesi'nin kurucu şefi , 1865 yılında ilk fosil dodo kemiklerini buldu. Dodolar varlıkları ile ilgili pek az kanıt bırakmış olmasına rağmen  hızla ortadan kaybolmuştur. 
Sonuç olarak biz şimdi dodoların 26 milyon yıl önce Hint Okyanusu'ndaki Mascarene Adalarından geldiğini ve bir güvercin türünden evrimleştiği biliyoruz . Avcılar tarafından bu adada soyu kurutulana kadar avlandı. Bu kuşların gagaları büyürken kanatları küçüldü. 

Flaman ressam Roelandt Savery tarafından 1620 yıllında Mauritius adasından getirildiği söylenen bu kuşun resmi yapılmıştır. Bu kuşa ait bulunan kemikler ve bulgu ve bilgilerle Owen tarafından derlenerek müzede sergilenmiştir. 1866 yılında Owen dodo anatomisinin bir bilimsel açıklama yayınlamıştır. Bulunan Mauritius fosilleri ve yeni keşiflerle bilim adamları tarafından doğrulanmıştır. Paleontolog  Julian Pender Hume tarafından Doğa Müzesinde sergilenmiştir. Bu kuşun Akbaba ile ilişkili olabileceği de söylenmektedir.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ