Eski Türklerde "Şaman, Kam, Ozan, Oyun" gibi adlar da verilen büyücü-şairler için kullanılan bir başka sözcük ...

Baksı-Bahşı (ağır hastaları tedavi eden bir hekim).
Ozan, (sadece insanları eğitmez aynı zamanda eğlendirir).
Şaman, (alt ve üst dünyada yardım eder).
Kam,(Büyü yapan).
Bo,
Oyun,

Eski Türklerde Şairlere verilen ad.
Halk sanatçılarına Altay Türkleri (Kam) Kırgızlar (Baksı) Yakutlar (Oyun) Tonguzlar (Şaman) ve Oğuz Türkleri (Ozan) dedikleri halde bu deyimler günümüzde aşık ve ozan olarak iki ayrı kelimeyle ifade edilmektedir Oğuzların yanında diğer bazı Türk boyları da şair-çalgıcıları ozan sözcüğü ile karşılamışlardır.

Baksı; 
Eski Türk topluluklarında da ozan ya da kam, baksı gibi adlarla anılan Halk şairleri, söz söylemeye, saz, kopuz, davul çalma gibi yeteneklerin yanı sıra, büyücülük, hekimlik vb. çeşitli görevleri de üzerlerinde toplamışlardır. Bu bakımdan da toplum üzerinde oldukça etkindirler. Kam, Baksı, Şaman, Ozan gibi halk şairlerinin görevleri, destanların müzik melodileri yardımıyla okunmasını ve dilden dile dolaşarak akılda kalmasını sağlamışlardır. Ayrıca başka tür görevlerde de bulunan bu halk şairleri, dinsel törenler için din adamları, sağaltım için hekim, vb. meslekler gelişmiştir.

Türkmenlerde destan anlatıcısı, Özbeklerde destancı ve falcı, Kazak ve Kırgızlarda ise büyücü ve duahan manalarında kullanılmaktadır. Folklor araştırmacısı Hadi Zarifin ifadesine göre, Özbek halk destanlarının nesilden nesile intikal ettirilmesinde en önemli rolü baksılar üstlenmiştir.

Cengiz Han ve Altınordu, sarayında, daha sonra Hive ve Buhara saraylarında destan anlatan baksılar daima mevcut olmuştur. Her boyun meşhur olmuş baksıları, halk destanlarını ağızdan ağıza nakletmek suretiyle yaşatmışlardır. Özbeklerde güz mevsiminden itibaren bahar aylarına kadar her akşam destan okunması, halk eğitimi açısından önemli bir kültür faaliyeti olarak değerlendirilmektedir. baksı, dombırasını alır ve bütün gece destan okur. Baksılar bu şekilde Goroğlu, Alpamış, Kuntuğmış, Tomaris, Karahan gibi kahramanlık destanlarını yüzyıllarca güzel ve alçak sesle şarkı söyleyerek anlatmışlardır. Bu gelenek, esir Türkistan halkının gönlündeki hürriyet arzusunu ve mücadele şevkini daima yaşatmıştır. Romantik aşk ve macera destanlan ise, halkın millî ahlakının ve milli hayat tarzının devam ettirilmesinde, millî dil ve edebiyatın muhafaza edilmesinde çok önemli bir hizmeti yerine getirmiştir.

Şaman
İlk olarak XIII. y.y.' da kullanılmış olan "şaman" sözcüğünün eski Türkler tarafından kullanılmadığını öncelikle belirtmek gerekir. Eski Türkler’de şaman sözcüğü yerine "Kam" sözcüğü kullanılmıştır. Eski Türkler’de dini törenleri yöneten kişiye "Kam" denildiği, eski Çin kaynaklarından anlaşılmaktadır. Türkler’in günümüzde "şaman" anlamında kullandıkları Kam sözcüğü, araştırmacılara göre en az 5. y.y.’dan bu yana yaşamaktadır.

Uygurca’da şaman, "hastalıkları gideren, acıları dindiren, çılgınlıkları, saraları yatıştıran, hastalara ilaç yapan kimse" anlamında, "otacı" diye anılmıştır. Çin kaynaklarına göre, Kırgızlar’da şamanın adı Gan’dır. Altaylılar şamana Kam, kamların yönettikleri törenlere de "kamlama" demişlerdir. Moğolca’da şamanın karşılığı ise Böge’dir. Fakat Orhun Yazıtları'nda ve ele geçen Göktürkçe yazılı metinlerde ne "din adamı" anlamında, ne de "şaman" anlamında Kam sözcüğüne rastlanmadığı gibi, hiçbir belgede şamanlıkla ilgili açıklamalara rastlanmamıştır.

Şaman inanışına göre yeryüzünde yaşayıp, alt ve üst dünyaya yolculuk yapar. Şifacı, ruhların öte dünyaya gitmesine yardım eder. Evleri kötü ruhlardan korur. Davulu transa geçmesini sağlayan ve özel bir yöntemle yapılan en önemli aracıdır. Yardımcı, koruyucu ruhları vardır, onlar şamana öte alemlere yolculuğu sırasında yol gösterirler. Türk şamanların en önemli yardımcı ruhları körmös'lerdir. Körmösler ölmüş şamanların ruhlarıdır.

Ozan,
Türk edebiyatının başlangıcından 16. yüzyıla kadar "Ozan" kelimesiyle anılan halk şairleri toplumdaki olumlu ya da olumsuz gelişmeler, ozanın sazına, sözüne ve sesine konu olur. Ozanlarımız toplumun sorunlarını dile getirmek, olup biteni daha erken görme ve gelecek nesillere mesaj verme özellikleriyle de tanınmıştır. Böylece halka mal olmuşlardır. Ozanlık geleneğinde tabiat sevgisi vardır, halk sevgisi vardır, vatan sevgisi vardır, hak sevgisi vardır. Halkın bağrından kopar ve temsil ettiği toplumun sorunlarını, mesajlarını sazıyla anlatır. Yaşadıkları dönemlerde her halk ozanının farklı bir yeri vardır. Ama tüm halk ozanlarımızın buluştuğu yer, halkın gönlüdür.

Yazın giyilen astarsız hafif ceket ...

Kanadiyen, (Farsça).
Yaz aylarında giyilen bol ve geniş dikimli astarsız hafif ceket.
Kanadalı tuzak avcılarının ceketlerine benzeyen içi kürklü veya pamuklu, şal yakalı, kemerli kruvaze ceket .

Muğla' nın Fethiye ilçesinde bir yayla ...

Dont yaylası,
Seel  yaylası,
Seki yaylası,

Esenköy 19. yüzyılın başlarında, özellikle Antalya Manavgat civarından gelen Sarıkeçili yörükleri tarafından kurulmuştur. Sarıkeçili yörükleri önce günümüzde Fethiye-Antalya yolunun 63. km' sinde yer alan Yayla Esenköy'e kışların sert geçmesi nedeniyle de sahil Esenköy'e yerleşmişlerdir. Esenköy' ün gelişmesinde şüphesiz ki insanların hoşgörülü ve sevecen olması etkilidir.

Dont, Muğla Fethiye' de bulunan Esenköy köyünün eski adıdır. Bu adın bölgede daha önce yaşayan Rumlar' dan kaynaklandığı sanılmaktadır. Köy halkı geçimini seracılık ve turizmle sağlamaktadır. Ayrıca köy yaylasıyla da meşhurdur. Dont yaylası zeytincilik de son yıllarda büyük gelişme göstermiştir. Fethiye' nin en büyük köyü olan Dont bulunduğu yer bakımından da oldukça güzel ve temiz bir yerleşim yeridir. Yaylasında ceviz ağacının altında buz gibi ayran ve saç böreği yemek ayrı bir tattır. 

Fethiye ilçesinden içerilere doğru gidildikçe, Seki yaylası, Dont yaylası, Eldirek, Karaçulha, Patlangıç ve Karlık yaylası  gibi yaylaları vardır.

İstekli, hevesli kimse...

Şaik,(Arapça),
İstekli, hevesli kimse.

Uzun şeritler durumunda bir deniz yosunu ...

Laminarya, (Latince).  
Laminaria,

Bütün denizlerde yetişen, sarı veya esmer renkte, emici köklerle kayalara tutunan, uzun şeritler durumunda bir deniz yosunu .

Kelp yani Laminaria gurubu makroalgler bizler genelde deniz yosunları olarak biliriz. Barındırdığı vitamin,minareller ile uzak doğuda insan beslenmesinde eskiden beri öğünleri oluşturmaktadır .
Kelpler okyanusların en büyük  yosunları. Deniz tabanında kayalara tutunup, sarmaşık gibi okyanus yüzeyine kadar uzanıyorlar. Boyları 2 ila 30 metre arasında değişiyor. Dev kelpler  (macrocystis pyrifera) 60 metreye kadar ulaşabiliyor. Bunlar yaz aylarında günde 30 ila 60 cm arasında boy atıyorlar. Koloniler oluşturduklarından,  kelpleri tanımlarken   orman tabiri kullanılıyor. Soğuk suları (4 ila 20 derece arasında) tercih ediyorlar. Büyümeleri fotosenteze bağlı. Temiz, planktonu zengin  ve nispeten berrak suları seviyorlar.   Kelplerin su altında dik bir şekilde durmalarını yapraklarının hemen altında  tohuma benzer hava yastıkları  (pneumatocysts) sağlıyor. Ömürleri türlerine ve okyanus koşullarına göre 1 ila 7 yıl arasında değişiyor. En meşhurları ABD`nin Batı sahillerinde olmakla birlikte,  Batı Avrupa (özellikle İskoçya),  Kuzeydoğu Asya, Güney Afrika, Güney Avustralya ve Yeni Zelanda ve Güney Amerika`nın Batı Sahillerinde de yaşıyorlar.  Kelpler bulundukları ortamda, birçok canlıya  ev sahipliği yaptıklarından, kendilerine özgü bir eko-sistem  yaratıyorlar.  (Bu kısım Ç.Erciyes ‘den alıntıdır.

Yüksek kalsiyum, potasyum, magnezyum, demir, ve eser mineraller manganez, bakır ve çinko gibi.Ayrıca krom kan şekerini düzenler ,troid bezi içinde iyot gereklidir .
Çok yüksek demir, Yüksek iyot, brom, fosfor, bor, ve çinko.Ayrıca, protein, şeker, nişasta, vitamin A, vitamin B1 ve B12 ‘C vitamini, kalsiyum, magnezyum, sodyum, kobalt, klor, potasyum, kükürt, silisyum, vanadyum, çözünür azot, stronsiyum, alüminyum, rubidyum, radyum, bakır içerir manganez, titanyum, nikel, ve eser elementler 

Çok yüksek kalsiyum ve vitamin A. Yüksek vitaminlerinden B2, B6, ve B12 yüksek ve K vitamini, iyot ve brom. Ayrıca, şeker, nişasta, C vitamini, azot, bor, radyum, rubidyum, kadmiyum, kobalt, nikel ve eser elementler.

Kelp (laminaria) lar hakkında çevirilerim ve en üst kısımdaki alıntı yazıyla birliklte konu hakkında artık daha çok bilgiye sahipiz. Şu an için laminarialar(kelpler) hakkında fazla ilmi araştırma bulamadım. Zamanla uzak doğuda yemeklere giren bu yosunların bizdede öğünlere gireceği kanısındayım. Şimdilik besin tabletleri olarak tüketilmekte ama ilerde marketlerde yerlerini alacaktır kanaatindeyim

Uçan kuşların en irisi olan bir tür akbaba ...


Kondor,
Tepeli akbabaya “kondor” da denir. Andrean kondoru (Vultur gryphus) ve Kaliforniya kondoru (Gymnogyps californianus) 7.500 metreden daha yükseklere çıkabilirler. Kanat açıklıkları 3 metre kadar olup vücut ağırlıkları 10 kg kadardır. İyi bir hedef olduğu için avcılar tarafından kolaylıkla avlanır. Bu bakımdan nesli hayli azaltılmıştır. Yediği leşlerden saatlerce ayrılmaz. 


O kadar çok yer ki, havalanması için koşması gerekir. Leş hayvanı olmalarına rağmen bazan kuzu ve süt danalarına da saldırdıkları olur.

Akbabalar, 
Gündüz yırtıcıları (Falconiformes) takımının Yeni Dünya akbabaları (Cathartidae) familyasını ve Atmacagiller (Accipitridae) familyasına ait Eski Dünya akbabaları (Aegypiinae) alt familyasını oluşturan ve iri, leş yiyen kuşların ortak adıdır. Akbaba terimi belirli bir taksonomik grubu karşılamaz.

Akbabaların başları kel kursakları büyüktür. Yürümeye ve leşleri tutup kaldırmaya uyum sağlamış olan ayakları iri ama güçsüz, tırnaklarıysa yassıdır. Gagaları genellikle eti ve deriyi koparabilecek kadar güçlü ve kalındır. Görme duyusu bütün türlerde, duyma duyusu ise hindi akbabasında gelişmiştir. Tekeşli bir üreme özelliği gösterirler. Özellikleri, 60-116 cm uzunlukta. İki kanat ucu arası 2,5 m, ağırlığı 7 kg’dır. Ömrü: 100-118 sene. Esaret hayatında 30 yıl kadar yaşar. Akbabaların hepsi leş yiyici ve yağmacıdır. En yükseklerde uçan kara kuşlarıdır. 7000 metreden daha yükseklere çıkanları vardır. En önemli özellikleri yuva yapmamalarıdır. Yumurtalarını dağ ve kuru ağaç zirvelerindeki kovuklara bırakırlar. 1-2 yumurta yumurtlarlar. Akbabalar Avustralya ve Okyanus Adaları dışında bütün ılıman ve tropik bölgelere dağılmıştır.

Çoğunun besin seçme alışkanlığı olmadığından genellikle leş, çöp, ve ara sırada canlı hayvan gibi ne bulurlarsa yerler. Yalnızca bazı türleri kaplumbağa kuzu gibi savunmasız hayvanlara saldırır.

Akbabalar uzun ve geniş kanatları üstünde zarif bir biçimde dönerek saatlerce havada kalabilirler. İçlerinde biri ölü ya da can çekişen bir hayvan bulduğunda öbürleri de kilometrelerce uzaktan uçarak gelir. Besini paylaşırken gövdesi daha büyük ve gagası daha güçlü olana öncelik tanıyan topluluk düzenine sıkı sıkıya bağlı kalırlar. Akbabalar genellikle kümeler halinde tünedikleri ve yuva yaptıkları sarp kayaların ve yüksek ağaçların tepesinde ya da yerde yaşayabilirler. Dişisi bir ya da iki yumurta yumurtlar ve 7-8 hafta boyunca kuluçkaya yatar. Eskidünya akbabalarının avlarını kolayca yakalamaya elverişli kartalınkine benzer kıvrık pençeleri vardır.

Akbaba çeşitleri;
Mısır Akbabası,
Hindi akbaba, Kara Akbaba, Kızıl akbaba, Rahip akbaba, Tepeli akbaba(Kondor), Leş Akbabası, Kral akbaba, Amerika Kara akbabası.












Kaynakça:
http://tr.wikipedia.org/
http://www.turkcebilgi.com/

Açık boz renk...

Verka, (Verâki),
Açık boz renk.
Yabani güvercin, Üveyik.
Arapçada erkek ismi olarak da kullanılır.

Konya' nın Cihanbeyli ilçesinin eski adı ...


İnevi,
Esbikeşan,
Cihanbeyli,

Cihanbeyli, Türkiye'nin Konya ilinde ilçe. Cihanbeyli'nin ilk adı Esbikeşandır. Daha sonraları "İnevi" adını almış ve uzun yıllar İnevi adını taşımıştır. Esbikeşan İlçesi ilçelikten bucaklığa, bucaklıktan ilçeliğe çok kez yer değiştirmiştir. 1866 yılında Kulu Köyü Esb Keşan adı ile ilçe olmuş Cihanbeyli ve Şerefli koçhisar Kulu Köyüne bağlanmıştır. Ancak Cihanbeyli ve Koçhisar'ın Aşair beyleri Kulu'ya bağlanmak istememişler ve Ankara'ya baskı yapmışlardır. Bunun üzerine Kulu'nun ilçe teşkilatı lağv edilmiş ve cihanbeyli, Koçhisar Kulu'dan ayrılmıştır. Kulu'da Konya'nın Sille Bucağına bağlanmıştır. 

İç Anadolu Bölgesi’nde Konya İline bağlı bir ilçe olan Cihanbeyli, kuzeyinde Ankara ve Kulu, güneyinde Konya Merkez ilçesi, doğusunda Tuzla Gölü ile Niğde, batısında da Yunak ve Sarayönü ilçeleri ile çevrilidir. Cihanbeyli, Konya ilinin 100 km. kuzeyinde, Tuz Gölü’nün batısında yer almaktadır. Ayrıca Türkiye'nin yüzölçümü bakmından en büyük ilçesidir.

İlçe toprakları Cihanbeyli Platosu üzerinde yer alır. Bu plato, kuzeyde Haymana ile güneyde de Obruk platoları arasında, bir çöküntü alanıdır. Denizden 1.000 m. yükseklikte olan platonun üzerinde yer yer tepecikler bulunmaktadır. Bunların başlıcaları Nuras Dağı tepesi (1.566 m.), Kırklar Tepesi (1.736 m.), Kandil Tepe (1.363 m.), Kırkarşın Tepe (1.321 m.), Bağtepe (1.043 m.) ve Çayırtepe’dir (1.357 m.). Bu plato doğuda Tuz Gölü’ne doğru alçalmaktadır. Neojen döneminde oluşmuş tortullar üzerindedir. Yer yer çakıllı, kumlu, killi tortullar ve tuzlu yapıların olmasına rağmen kalkerli bir oluşumdur. Plato üzerinde yaz aylarında kuruyan küçük akarsular bulunmaktadır. Cihanbeyli’deki bir başka düzlük alan da kuzey-güney doğrultusundaki Altıntekin Ovası’dır.

Cihanbeyli Ovası’nın bir bölümünü sulayan İnsuyu Deresi ilçenin başlıca akarsuyudur. Büyük bir bölümü ilçe toprakları içerisinde kalan Tuz Gölü’nün yanı sıra Tersakan, Bolluk, Musalar, Süt, Acı, Adil ve Köpek gölleri de ilçe sınırları içerisindedir. 

Cihanbeyli' de tarihi eser olarak; Çorca Höyüğü, Akçaşar Köyü yakınlarındaki Bizans kalıntıları günümüze kadar gelen tarihi eserlerdir.

"Hüsnüyusuf" da denilen yerli bir armut cinsi ...

Hüsnüyusuf,
Akça armut,


Orjini Anadolu olup, ince kabuklu, sarı, etli ve sulu bir tür armut cinsidir. İstanbul Akçası, Dikenli Akça, İstanbul Armudu gibi türleri vardır. Ağaçları kuvvetli büyür ve yarı dik gelişir.

Meyvesi küçük, kısa boyunlu, alt kısmına doğru geniştir. Kabuğu yeşil, yeme olumunda yeşilimsi sarı renkte ve incedir. Meyve eti beyaz, az kumlu, orta derecede sulu, az tatlı olup orta – iyi kalitede bir armut cinsidir.
 
Temmuzun başında toplanır. Toplanan ürün bir hafta on gün saklanabilir. Biraz geç meyveye yatar. Ayva anacı ile iyi uyuşur.
  
Ayrıca;

Hüsnüyusuf (Dianthus barbatus) bir çiçek adıdır. Bu çiçek Avrupa' dan çıkmıştır. Şair karanfili de denir. Katmerli, katmersiz çeşitleri vardır. Çiçekleri toplu halde açılır. Görünüşü pek güzeldir. Yarım metre kadar boylanırlar. Memleketimizde çok ekilir. Tohumla yetiştirilir. Haziranda ekilen tohumlar şaşırtma yapıldıktan sonra yerlerine ekilir. Hüsnüyusuf tohumları mayıs ayında , iyi işlenmiş, gübreli toprağa serpilir.


Güneşli veya yarı gölge yerlerde yetişebilir. Hafif kireçli toprağı sever fakat şart değildir.

Çıkan fideler yaz boyunca sulanır ve otları temizlenir.

Sonbaharda şaşırtılarak asıl yerlerine 25-30 cm. aralıklarla ekilir. Fideler ertesi yıl ilkbahar ve yaz aylarında çiçeklenir. Hüsnüyusuf çoğu zaman dökülen tohumlarından kendiliğinden yetişir ve bahçenin kalıcı bitkilerinden oluşur.


Saban, pulluk ya da traktör toprakta açtığı iz ...

Akos,
Çizi,
Akoz,
Abara,
Telem.
Pulluğun açtığı iz.

Pulluğun toprakta bıraktığı ize, Telem denir.
Saban, pulluk veya traktörün toprakta açtığı iz, çizgiye akos denir.



Çift demirinin açtığı çizgi, saban izi.
Saban, pulluk veya traktörün toprakta açtığı iz, çizgi.  

Saban demirinin toprakta bıraktığı iz,  

Artvin' in Ardanuç ilçesinde ünlü bir yayla...

Bilbilan yaylası,
Artvin ili Ardanuç ilçesinde yer alan Bilbilan yaylasına, Ardanuç ilçesinden doğuya 51 km. stabilize yolla veya Şavşat-Ardahan üzerinden ulaşmak mümkündür. Yol ve su hariç altyapı hizmetleri bulunmayan yaylada her hafta cumartesi günleri pazar kurulmaktadır. Kurulan bu pazarda hayvanlarını satanlar, gıda ve ihtiyaç maddeleri satın almakta ve canlı hayvan borsası ve panayırı andıran görünümler oluşturmaktadır. 



Karanlık meşe ve Yalnızçam dağları ile kaplı ve Ardahan ile sınır olan Bilbilan yaylası yöre insanının yaylacılık geleneğini sürdürdüğü yaylalardandır.


Yayla, (plato);
Yüksek yerlerdeki derin akarsu vadileriyle yarılmış yüksekte kalan düz arazi şeklidir. Yükseklikleri beş yüz metreden birkaç bin metreye kadar çıkabilir. Örneğin Türkiye'deki Erzurum-Kars yaylasının yüksekliği 2000 metre civarında (1800 m) olmasına rağmen Orta Asya'da bulunan Pamir Yaylasının yüksekliği 4000 m civarındadır. Ülkemizde yaylaları ile meşhur Artvin ilidir.  Artvin yaylaları; Artvin topraklarının yarısı yaylalarla kaplıdır. 

Arsiyan, Amaneskit Yaylası,
Ballı, Bilbilan, Bülbülan, Beyazsu yaylası, Barhal Naznara yaylası,
Cindağı yaylaları,
Çamlıca, Çamlık,  
Düzenli, Dikme,
Mersivan Yaylası,
Hanlıköy,
Irmaklar, 
İnekli, İmerhevcan yaylası,
Kapik, Kireçli, Keşoğlu, Kurudere, Kocakarılı, Kafkasör, Karagöl, Karçal, Keşoğlu,
Lori,
Meşeli, Meydancık,  Mısırlı,  Mağara, Maçahel yaylaları,
Modut (Yusufeli),

Oba,
Sahara Yaylası,
Taşköprü, Taşkınlık yaylası,
Velat  yaylaları,
Yoncalı yaylası, Yusufeli, Yığılı,

Kafkasör Yaylası,
Artvin'in güney-batısındaki yaylaya 10 km. asfalt yolla ulaşılmaktadır. 1. 250 m. yükseklikteki yayla görülmeye değer güzelliktedir. Alt yapı hizmeti götürülmüş olan yaylada belediye tarafından yaptırılan 10 adet 80 yatak kapasiteli bungalovlar bulunmaktadır. Her yıl Haziran ayının son haftasında düzenlenen ve 3 gün süren boğa güreşleri etkinlikleri, yöre halkı tarafından yoğun ilgi görmekte, festival havasında geçmektedir. Yaylada Cıskaro, Yalnızhasan ve Acısu diye adlandırılan şifalı sular bulunmaktadır. 
 
Arsiyan Yaylası,
Kuzeyinde ve batısında Gürcistan sınırı, güneyinde Ilıca Köyü, güney doğusunda Pınarlı Köyü, Cindağı, doğusunda ise Posof (Kol Köyü) bulunur. Şavşat Arsiyan arasında ki yol düzenli çalışmaktadır. Arsiyan yaylası otuyla, suyuyla, balığıyla diğer yaylalardan farklıdır. 

Ayrıca tuz kayaları kömür madeni ve irili ufaklı çok çermik vardır. Yaylaların büyük nimeti turfanda meyveleri kekre, mozi, mesğal, jol da bol bulunur. 

Ayrıca gezilerde toplanan güzel kokulu Negolara (sarı cennet çiçekleri) lezzetli ve faydalı çorbası olan pancarının da ayrı bir bolluğu vardır. 

Arsiyan efsane gölleriyle ve eski yerleşimleriyle de ünlüdür. Göller Bölgesinde Postanın Gölü diye adlandırılan bir göl vardır. Hemen yanında Posta Karakolu diye ifade edilen bir yer vardır. 

Karagöl yaylası-Şavşat,
Artvin' in Şavşat ilçesinin kuzey doğusunda 8-10 hektar büyüklükteki Karagöl'e 30 km. toprak yolla, özel veya kiralanacak araçlarla ulaşılabilir. Karagöl'de elektrik, çeşme, WC, Orman Bölge Müdürlüğü'nün dinlenme binası ve telsizi hizmet vermektedir. Şavşat ve civarında Borçka Karagöl'de de olduğu gibi yaban hayvanları yaşamaktadır

Karagöl yaylası-Borçka,
Artvin ili Borçka ilçesinde bulunan yaylaya,  İlk 7 kilometresi asfalt olan Borçka-Camili yolunun 27 kilometresinden doğuya ayrılan toprak yoldan 20 km. giderek Karagöl'e ulaşılır.
Göl çevresi ormanlarda, vaşak, boz ayı, çengel boynuzlu dağ keçisi, dağ tavuğu, yırtıcı kuşlar gibi hayvanlar bulunur. Gölde alabalık avlamak mümkündür. Henüz bütün altyapı sorunları giderilmemiştir. Göl çevresinde WC, piknik masaları, çeşme ve Orman İşletmesi' nin bir misafirhanesi bulunmaktadır.

Karçal Yaylası,
Artvin ili Yusufeli ilçesinde bulunan yaylalar Köyü, Yusufeli ilçesinin 53 km. batısındadır. Yusufeli - Sarıgöl beldesi arası 20 kilometrelik stabilize yolda ticari araçlarla yolcu taşımacılığı yapılmaktadır. Sarıgöl - Yaylalar köyü arası 33 km. olup, toprak yoldan özel ya da kiralanabilir araçlarla Yaylalar köyüne gidilebilir. Yaylalar köyü - Dilberdüzü kamp yeri arası 10 km. patika yoldan yürüyerek gidilebilir. 3. 200 m. yükseklikteki Yaylalar köyü çeşme, elektrik, sağlık ocağı gibi altyapıya sahiptir. Köyde bakkal, kır kahvesi, lokanta, fırın ve kasap bulunmaktadır.

Yaylalar köyü, Kaçkar dağına tırmanmak için ara konaklama merkezi konumunda olup, tırmanıştan önce köyden yeme içme malzemeleri satın alınabilir, yük taşıma için katır kiralanabilir. 3. 328 m. yükseklikteki Dilberdüzü, Kaçkar dağları zirvesine en yakın kamp yeridir. Bol soğuk suyu bulunan Dilberdüzü' nde altyapı bulunmamaktadır. Dilberdüzü' nden itibaren 3. 932 m. rakımlı Kaçkar dağlarına rehbersiz çıkmak tehlikelidir. 

Bölgede vaşak, ayı, yaban keçisi, kurt, çakal, tilki gibi yaban hayvanları mevcuttur. Yaylalar Köyü yolu üzerinde Altıparmak köyünde, Altıparmak (Barhal) kilisesi ziyaret edilebilir. Köyde ipek halıları  dokunmaktadır.

Yaylaların büyük nimeti turfanda meyveleri kekre, mozi, mesğal, jol da bol bulunur. Ayrıca gezilerde toplanan güzel kokulu Negolara (sarı cennet çiçekleri) lezzetli ve faydalı çorbası olan pancarının da ayrı bir bolluğu vardır. 


Sahara Yaylası,
Artvin, Şavşat  ilçesine 15 km. uzaklıkta olup Şavşat-Ardahan karayolu üzerindedir. Sahara Karagöl Milli Parkı sınırları içinde bulunmaktadır. Bu yayladaki Kocabey Kışla Evlerinin kendine özgü ahşap mimari özellikleri bulunmaktadır.
Bu yörede her yıl Temmuz ayının 4’ncü haftasında Sahara Pancarcı Festivali düzenlenmektedir. Sahara’da Karavan Turizmine uygun alanlar bulunmaktadır.


Beyazsu Yaylası,
Artvin, Kaçkar Dağları´nın 2200-2400 metre arası yükseklikte bulunan bir yayladır. İsmini yayladaki bir kaya içerisinden çıkan suyun aşağı dökülmesiyle oluşan beyaz su köpüklerinden almıştır. Camili (Maçahel) yöresinin yüksek yaylalarından biridir. Zira bulunduğu yerde ormanların yerini meralar almaktadır. Kaçkar Dağları´nın zirvesinde bulunan Yıldız krater gölüne bu yayladan yürüyüşler yapılmaktadır.

Artvin Yaylaları

Deriyle kaplı bir çeşit Eskimo Kayığı ...

Umiak,
Umiak, umialak, umiaq, umiac, oomiac, oomiak,

Ahşap çerçeveye gerilen deriden yapılam açık Eskimo sandalı.
Ren geyiği derisinden yapılmış Eskimo kayığı. 
Eskimoların daha çok kadınlarca yük taşımak ve yolculuk yapmak için kullandıkları ve deri kayık tekniğiyle yapılan, boyu dokuz eni bir buçuk metre olan kayıklarının adı. 

Deri ile kaplı Eskimo kayığı ve ya Deriyle kaplı bir çeşit Eskimo kayığı ve ya Ren geyiği derisinden yapılmış Eskimo kayığı olarak tanımlana bilir.

Fok balığı derilerinden dikilerek yapılan ve taşıma işlerinde kullanılan Eskimo kayığı

Eskimo insanları, hem Yupik ve Inuit tarafından kullanılan botun bir tipidir. Başlangıçta Siberia'dan Greenland'a kadar kıyılarda kullanılırdı. Thule'de geleneksel olarak mevsimlik avlanma bölgelerinde kullanılmıştır.  Genellikle umiağı,  kadınlar kürekler ile sevk ederek kullanılır. 

Ondört dizeden oluşan bir Batı şiiri türü ...

Sone, (Fr. sonnet). 
İki dörtlü ve iki üçlüden oluşan, on dört dizeli bir Batı şiir türü.
Başta iki dörtlü ve sonra iki üçlüden ibaret ondört dizeli bir Batı koşuk şekli.
Klasik Avrupa yazınında bir koşuk biçimi. 
Bize de geçen sonelerin uyak düzeni şöyledir: Dörder dizelik iki, üçer dizelik iki olmak üzere dört bağlamlı 14 dizelidir. Uyak düzeni: abba abba ccd ede ya da abba abba ccd eed.

İki ayrı dilin komik bir etki yaratacak biçimde karıştırılmasıyla yazılan Latin kökenli şiir türü ...

Makaronik, (Fr. macaronique). 
Mülemma, (Eski dilde,  Arapça).
Latince sözcük ya da ekler katılarak yazılan alaylı (koşuk türü).
İki ayrı dilin komik bir etki yaratacak biçimde karıştırılmasıyla yazılan Latin kökenli şiir türü.
İki ya da daha fazla dilin karıştırılmasıyla yazılmış mısra veya bölümlerden oluşan şiir türü. Bulaşmış, sıvanmış.
Karışık dilde söylenmiş manzume.


Kunduracıların, ayakkabıya yarık açmakta kullandıkları araç...

Haramaki,
Ayakkabının taban köselelerine yarık açmakta kullanılan kunduracı aleti.
Dikiş açmak için kullanılan ince tel araç.
Kunduracıların, ayakkabıya yarık açmakta kullandıkları araç,

Evde ya da odada saygıdeğer kişilerin oturduğu baş köşe...

Tör, (Eski dilde).
Başköşe.
Evde ya da odada saygıdeğer kişilerin oturduğu baş köşe.
Ön, orun, şeref yeri.
Evin veya odanın en önemli, en iyi yeri. 

Güney Amerika yerlilerinin oklarına sürdükleri çok güçlü zehir ...

Kürar, (Fr. curare, İng. curare ).
Güney Amerika yerlilerinin oklarına sürdükleri bitkisel zehir.
Bitkilerden elde edilen ve Afrika yerlileri tarafından oklara zehir olarak sürülen, alkaloit madde içeren ve sinir uçlarında impuls iletimini engelleyerek felçlere sebep olan bir nörotoksin.
Amazon yerlileri'nin borudan üfledikleri oklarının ucuna sürdükleri zehir.

Düzeltme, iyileştirme ...

Islah, (Arapça, Osmanlıca)
Düzeltme, iyileştirme.
İyileştirmek. 
Düzeltmek. 
Kusurları gidermek. 
Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez.

Niteliği düşük mal...

Fason, (Fr. façon ).

Tapon,
Niteliği düşük, eski, elde kalmış: 
Bayağı (kimse).

Fason üretim veya kısaca Fason, biri diğerine göre ekonomik üstünlüğe sahip iki firma arasındaki ilişki sonucu, küçük firmanın büyük firma için anlaştıkları türde, miktarda ve kalitede süreli olacak şekilde üretim yapması ve bu üretimi anlaştıkları tarihte teslim etmesidir.

Yaradaki irini akıtmakta kullanılan bükülgen boru ...

Dren, (Fr. drain, Latince drain, İng. drain). 
Ameliyat sonrası vücut içinde kalan doku artıklarını ve sıvıları dışarı atmak veya yara üzerindeki iltihabı akıtmakta kullanılan bükülgen tüp.
İltihaplı yaradan cerahati çekmek, bu işi yapmak için kullanılan tüp veya fitil.
Sıvı veya cerahati boşaltma amacıyla boşluğa yerleştirilen tüp veya fitil.
Ark.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ