İsviçre'de Bir Kanton ...


Uri.
Bern.
Cenevre. 
Zürih.  
Basel,  
Valais,
  
Diğer Kantonlar;

Aargau.
Vaud,
Vrig,
Sion,
Brig, 
Glaris,
Guaris,
Fribourg. 
Jura.Lüzern.
Neuchâtel.
Nidwalden.
Obwalden.
Schwyz.
Solothurn.
St. Gallen.
Ticino.
Zug.
 
İsviçre, İsviçre Konfederasyonu,
Almanca: die Schweiz,
Fransızca: la Suisse,
İtalyanca: Svizzera

Orta Avrupada Alp Dağlarında yer alan ve denize kıyısı bulunmayan, batısında Fransa, kuzeyinde Almanya, güneyinde İtalya,  doğusunda Avusturya ile komşu bir ülkedir. 1848 yılından bu tarafa bir federasyondur.


Önemli şehirleri;
Zürich (Başkent), Bern, Basel ve Cenevre.

İsviçre’de Anayasa 1848 yılında yapılmış ve halen yürürlüktedir. Anayasaya göre İsviçre 20 egemen, 6 yarım kantondan meydana gelmiştir. Federal meclis 44 üyeden oluşan bir devlet konseyidir. Federal Meclis 4 yıl için seçilmiş 7 üyeden konseyi seçer.

"Altınkökü" de denilen kusturucu bir kök ...


İpeka, (Fr. ipéca), (Arapça Irku' z Zeheb).
Altın kökü, (Cephaelis ipeca cuanha).
Güney Amerika'da yetişen, kusturucu niteliği olan bir kök.

Kara ipeka karşılıklı yaprakları olan ve yaprakların koltuğunda salkım şeklinde ya da dalların ucunda demet şeklinde toplu çiçekli olan, meyveleri üzümsü ve sert olan bir ağaççıktır. Brezilya ipekası, Cephaelis ipeca cuanha ki ipekanın en değerlisi, Cartagena ipekası (Cephaelis Acuminata, türleri tedavi amaçlı kullanılır. 

İpeka 20-40cm boyunda küçük bir çalı görünümünde, ekvatorda yetişen bir tropik iklim bitkisi olması nedeni ile sürekli yeşildir. Çiçekleri oldukça küçük, topluca bir arada, salkım şeklinde, taç yaprakları beyaz renktedir. Meyveleri önce ham iken yeşil, olgunlaşınca kırmızı bir renk alır ve meyvelerinin topluca bir arada durması nedeni ile baş meyvesi diye de anılır. Kökleri 4-6mm kalınlıkta 10-20cm uzunluğunda ve köklerin uç kısımlarında ayrıca boğum boğum depo kökler bulunur ve bunlarda 5-7 mm kalınlığında 10-20cm uzunluğundadır.

Ana vatanı Güney Amerika olan, ormanlık bölgelerde yetişen, daima yeşil, yapraklı ve otsu bir bitkidir. Bileşiminde, Emetin, Sefelin ve Psikotrin adında 3 alkaloit, nişasta ve şeker bulunur. Az miktarda kullanıldığı takdirde tatlandırıcıdır. Altınkökü bitkisinin adından da anlaşılacağı gibi kökleri kullanılır. 0.5 gram kadarı balgamı söktürmeye yardımcı olur. İpeka Kökü zehirli değildir, fakat 1.5 gramdan fazlası bulantı ve kusmaya neden olur. Bu etkisinden dolayı ilaç ve besin zehirlenmelerinde kusturucu olarak kullanılır. İpeka, nefes darlığı, ishal ve düşük tansiyon gibi yan etkiler gösterebilmektedir. Toz halindeki veya dilimlenmiş ipeka kökü, az miktarlarda balgam söktürücü ve tatlandırıcı, büyük dozlarda kusturucu ve ishal yapıcıdır. 

Halk dilinde taya verilen ad...

Tilak,
Vezirköprü-Samsun yöresinde kullanılır.
Tay (Alm. Fohlen),
Üç yaşına kadar olan at yavrularına verilen isim.
Ayrıca Tilak, Kadın cinsiyet organının üst kısmında bulunan duygun küçük bir organ, bızır demektir.

Atgiller familyasından, tek tırnaklı, bir memeli hayvan olan atın, erkeğine aygır, dişisine kısrak, yavrusuna tay, yumurtaları çıkarılmış, iğdiş edilmiş olana da beygir denir.

Hepsine genelde at adı verilir. Arapçada binek ve yük hayvanı olan ata; dabbe, matiyye, semend, tusen-i sütur denir. Cenk atına da rahş denir. Hepsi otla beslenir. Geviş getirmezler. Memeleri kasık bölgesinde arka ayaklarına yakındır. Üçüncü parmakları geniş bir tırnakla çevrilmiş olup toynak adını alır. Bunun üzerine basarak yürürler. İnsanlara hizmet eden hayvanların en kabiliyetlisi ve kıymetlisidir.

Tarpan adıyla anılan Avrupa yaban atının (E. caballus gmelini) 1876’ dan beri nesli tükenmiştir. Bugün eski dünyada hala neslini devam ettiren, Orta Asya Moğolistan’ ının soğuk ve ıssız ovalarında yaşar. Asya yaban atı veya Prezevalski dendiği gibi Moğolistan yaban atı da denir. 

Yaşlarına göre Atlara verilen isimler;
0-1 yaş: Kulun, 
Yeni doğmuş Biye yavrusudur. Günümüzde kullanılan (at yavrusu, tay ) tabiri yanlıştır. Çünkü at erkek olduğundan doğurmaz, yavrulamaz. İlk altı aya kadar olan at yavrusuna kulun denir.

1-2 yaş: Tay, Cabağı tay,
İki yaşına basan kuluna “tay” denir. Üç yaşına kadar olan at yavrusuna tay denir.

2-3 yaş: Kunan (Erkek),
Üç yaşına basmış erkek yılkıya kunan denir. Kunan yarışları gelecekteki çapar atları belirlediği için çok önemlidir. 

2-3 yaş: Baytal (Dişi),
Üç yaşına basmış dişi yılkıya baytal denir. Baytal dişi olduğu için Türk Kazaklarında yarışa sokulmaz. Genellikle dişi yılkı yarıştırılmıyor. 

3-4 yaş: Dönen (Erkek),
Üç yaşına basan erkek yılkıya dönen denir ki, artık at olmaya dönüşmek üzere anlamındadır. Bu dönemde dönenler enenerek iğdiş edilir. Gösterişli ve güçlü kuvvetli olan bir dönen aygır adayı olarak ayrılır, enenmez.
3-4 yaş: Dönecin (Dişi),
Üç yaşına basan dişi yılkıya dönecin denir. Anne adayı olmaya dönüştüğü anlamındadır. İşte bu noktada, istenilen kalitede nesil verecek olanlar seçilir. Seçilenlere kısrak adı verilir. Özel olarak bakım ve disiplin altına alınır.
4-5 yaş: At (enenmiş, erkekliği giderilmiş erkek yılkı),
Dört yaşını doldurmuş, enenmiş, iğdiş edilmiş erkek yılkıya at denir. Atlar cinslerine göre günlük işlerde, seferde, yarışta, kökbörü tartmada “gökbörü çekişmesi”, cirit oyunu, toyda, avlanmakta, eğlence ve gezilerde kullanılır. Rahvan atlara daha çok toy ve düğünlerde binilir. Tırıs giden ve yürüyüşü rahat olan atlar binek olarak, çapar atlar da yarışlarda ve seferlerde kullanılır.

4-5 yaş: Aygır (enenmemiş erkek yılkı),
Dönen çağında iyi cins döl vereceğine inanılan enenmemiş ve iğdiş edilmemiş erkek yılkıya aygır denir. Damızlık erkek ata aygır denir. Aygıra teslim edilen sürü onun tarafından korunur. Sürüye yabancı aygır almaz, sürüyü her türlü tehlikeye karşı savunur, sürüyü kendi otlama bölgesinden başka otlama bölgesine salmaz, yeni doğan kulunlara , taylara ve zayıf biyelere saldıran kurt sürülerini imha eden destanlara konu olan aygırlar vardır. Aygırlar, kendi neslinden olan dişi ile çiftleşmez. Böylece neslinin temiz ve asil kalmasını sağlar. Aygırın sahip olduğu sürüye “Üyir” denir. Aygır üyirleri de doru aygır, kara aygır, ak aygır, gök aygır üyiri gibi aygırın renkleriyle adlandırılır.
4-5 yaş: Biye (Dişi yılkı),
Dönecin çağından analık çağına ayak basan dişi yılkıya biye denir. Hiç yavrulamamış biye veya kısraklara Bedev denir.
4-5 yaş: Kısrak (Dişi damızlık yılkı), Dişi at.
Dönecin çağında ileride iyi cins döl verileceğine inanılarak ayrılan damızlık dişi yılkıya kısrak denir.

Bir cesedin ölüm nedenini belirlemek için yapılan tıbbi inceleme. ..


Otopsi,
Eski yunanca: "auto"/kendi + "psi"/görme; kendi gözleriyle görme anlamındadır.
Cesed diye tabir edilen hayatî yaşam belirtieleri kalmamış yani ölmüş bedenin, çeşitli sebeplerin neticelerini öğrenmek için tetkik edilmesi incelenmesi olayına denir.  Otopsinin bir hasta muayenesinden veya ameliyattan  farkı ceset üzerinde uygulanmasıdır. Nekropsi ve thanatopsi sözcükleri eş anlamlı olarak kullanılır. Otopsi yapmak için yasalara göre tıp fakültesi mezunu hekim olmak gerekmektedir. Otopsi tıpta, insan vücudunu daha yakından tanıma, ölüm, hastalık sebeplerinin belirlenmesinde, hastalığın vücutta bıraktığı etkiyi görme ve inceleme, cinayet, kriminal olaylarda suçun işleniş biçimini teşhir etmede kullanılan bir yöntemdir. Özellikle adlî tıp alanında cinayete kurban giden kişilerin kimliklerini tesbit etmede en çok kullanılan yöntemlerden birisidir.

İlk otopsi 1374 yılında, Fransa’da yapılmıştır. Beşinci Charles, çocuk düşürme, dikkatsizlik yüzünden adam öldürme, intihar durumlarında, hekim, cerrah ve ebelere otopsi yapma, hâdise hakkında otopsi verme mecburiyeti koymuştur. Türklerde ilk otopsi, 1841′ de Proföser Bernand tarafından yapılmıştır. 1866 yılında açılan Tıbbîye-i Şahane’de adlî tıp dersleri okutulmaya başlanmış, 1920′de ilk adlî tıp enstitüsü kurulmuştur. 

Tıp dünyasında iki amaçla otopsi yapılmaktadır. Birincisi, bilimsel çalışmalar için olan otopsidir. Buna Kadavra Otopsisi denir. Diğeri ise adlî olayların çözümlenmesi ve tesbiti için yapılan otopsilerdir. Özellikle ceza hukuku alanında cezanın tesbitinde önemli rol oynamaktadır.
İsviçreli doktorlar, ölüm sebebini yüzde 80'e kadar belirleyebilen, aralarında optik 3D tarayıcısının bulunduğu aletler sayesinde cesedi  açmadan yılda yaklaşık 100 otopsi yapabildiği bildirilmiştir.

1- Hususî (Özel) Otopsi:
Ölen şahsın vasiyeti ile veya ölünün sahipleri tarafından istenen ve ölümün hakiki sebeplerinin araştırılması amacıyla yapılan otopsidir. Bilimsel çalışmalar ve tıp öğrencilerine bilgi ve eğitim vermek amacıyla yapılan otopsilerde bu gruba girer.

2- Adlî Otopsi:
Ölümün şüpheli olduğu hallerde, zehirlenme vakalarında, kurşun yaralarından ölen kimselerin vücudunda kalan kurşunları çıkartmak gayesiyle, adliyeye intikal etmiş olaylarda yapılan otopsilerdir. Adlî otopsisilerde cenaze sahibinin rızasının olup olmamasının hiç bir önemi yoktur. Ceset adlîyenin malı haline gelmiştir. ve adliye bunu istediği biçimde incelem hakkına sahiptir.

Bir ölünün adlî muayenesi; birisi adlî doktor olmak şartıylaiki hekim, hâkim ve tehlike umulan hallerde savcı tarafından yapılır. Bu iş, ölüyü son hastalığında tedavi eden doktora yaptırılmaz. Gerekli görülmesi halinde ölünün mezardan çıkartılmasına müsade edilir. Engelleyici sebepler olmadığı sürece ölüyü tanıyan kişilere gösterilerek hüviyeti (vatandaşlığı) tesbit edilir.

Cesedin dış görünüşü, bulunduğu yerin özellikleri tesbip edildikten sonra ceset muayene edilir. Bu muayenede cesedin elbiseleri çıkartılır ve vücut üzerinde yer alan tüm yara bere, ezilme vs değişiklikler teker teker yazılır.

Ceza Muhakemleri Kanununca, otopsi, ölünün hali müsait oldukça baş, göğüs, karın bölgesinin açılarak yapılmasını gerekitirir. Bilhassa cinayetlerde bu kısımlar mutlaka açılır.
Otopsi sonunda, gerek dış muayenin, gerekse iç muayenin bütün aşamalarında bulunan hakim ve savcı ile hekimler tarafından imzalanmış otopsi tutanağı (zabtı) hazırlanır. Ölüm sebebini ve mekanizmasını bildiren doktorlar tarafından yapılmış gerekçeli rapora ise ”Otopsi Raporu” denir.

Bebek otopsileri:
Yeni doğan bebeklerde, çocuğun vaktinde doğup doğmadığını tayin etmek için boy, kilo, kafa ölçüleri, göbek kordonu, kemikleşme noktaları ve dişler incelenir. Bebeğin ölü mü doğduğu yoksa sonradan mı öldürüldüğünü anlamak için hidrostatik test yapılır. Kalp, akciğer ve timüs bezi çıkartılarak bir suya atılır. Akciğer nefes almışsa bunlar suyun üstünde yüzerler. Eğer ölü doğmuşsa batarlar. Böylece ölü doğup doğmadığı anlaşılmış olur.

Zehirlenmelerde otopsi:
Bu tür oalylarda otopsi tekniği biraz değişiktir. Yakıcı zehirler değdiği yeri, cildi, ağzı, boğazı, mideyi yakıp harap eder. Mide delinebilir. Bunlarda mide ve barsak muhtevası ayrı kavonazlara boşaltılıp, zehir araştırması için laboratuara bir miktar da kan örneği ile birlikte gönderilir.












Kaynakça, http://www.saglik-bilgisi.net

"Seçkinler, mümtazlar" anlamında eski sözcük ...

Atavil,
Mümtaz,(Arapça).
Güzide,
Mutena.
Elit,
Benzerleri arasında niteliklerinin yüksekliğiyle göze çarpan, üstün, mümtaz, güzide, mutena.
Bir toplumda saygın ve etkin mevkilerde bulunan ve toplumun eğitim, ekonomi, siyaset, askeriye, din, sanat vb. alanlarıyla ilgili etkinliklerin denetimini elinde tutan (kişi veya grup),
Diğerlerinden ayrılmış, üstün, seçkin, seçilmiş.
Ayrı tutulan.

Artvin yöresinde mısır ekmeğine verilen ad...

Kerk,
Mısır ekmeği,
Artvin Şavşat yöresinde mısır ekmeği için kerk sözcüğü kullanılmaktadır.

Çadi,
Mısır ekmeği.
Mısır unu ile pileki veya kuzine sobada pişirilir. Hemen her öğünde sofraların baş tacıdır. 


Pileki Ekmeği,
Kilden yapılmış tepsi büyüklüğünde iki plaka içinde buğday veya genellikle mısır unundan yapılan bir ekmek türüdür. Pileki ekmeği, halen bulunmakla birlikte gelişen teknoloji ile birlikte maalesef kaybolmaya yüz tutmaktadır.


Mısır ekmeği, mısır ununun fırınlandıktan sonra un haline getirilerek işlenmesi ile yapılan bir ekmek çeşididir. Mısır unu içerisine tuz ve az miktarda şeker eklenerek mayalandıktan sonra pişirilir. 

Kosta Rika' da bir yarımada ...

Osa,
Nicaya,
Kosta Rika,
Orta Amerika' da küçük bir ülkedir. Kosta Rika adı, Kristof Kolomb, Karaib sahilleri yakınındaki küçük bir adaya 18 Eylül 1502’de çıktığında, burada bulunan altın yataklarından dolayı buraya, “Zengin Sahil” manasına gelen “Kostar Rika” adını vermiştir. Latin Amerika' da, Panama' nın kuzeyinde, Nikaragua' nın güneyinde yer alan batısında Büyük Okyanus, doğusunda Karayip Denizi vardır.

Ordusu bulunmayan az sayıda ülkelerden biridir. Karaib Denizi ile Büyük Okyanus kıyıları arasındaki uzaklık 120 ile 265 km arasındadır.

Yükseltiler, Nikaragua Gölünün batısında başlar.En yüksek tepesi  Cerro Chirripo 3,810 m., Ülkede bulunan volkanlar, Irazu 3432 m ve Turrilaba 3328 m . Talamanca Dağ silsileleri arasında 2740 m yükseklikte tepelere rastlanır. Batı kıyısından 480 km uzaklıktaki Coco Adası, Kostarika’ya aittir. Nicaya ve Osa yarımadalarının arasında kalan, Büyük Okyanus kıyıları yer alır.

Kosta Rika, idari açıdan 7 ile ayrılmıştır. Bu iller de 81 kanton'a ayrılmıştır. Başkent, Sant José' dir. Para birimim, Kolon' dur. Puertolimon, Puontarenas, Golfito başlıca limanlardır. San José yakınlarındaki Juan Santa Maria ülkenin tek milletlerarası havaalanıdır.
Bu İller;
  • Alajuela 
  • Cartago
  • Guanacaste
  • Heredia
  • Limón
  • Puntarenas
  • San José (Başkent).

Yassı çakıl ...

Gale, (Fr. galet). 
Kaydırak,
Çakıl, (İng. cobble).
Boyu 64-250 mm. olan yassı çay taşı.

İnkaların güneş tanrısı ...

İnti, (Kızılderili dillerinden)
İnka mitolojisinde güneş ve gökkuşağının tanrısı.
Peru para birimi.

İnti, yuvarlak altın bir yüzeyde insan yüzü olarak canlandırılmıştır. 

Mitolojiye göre Manco Capac ve Mama Ocllo' nun babasıdır. Karısı Mama Quilla olarak adlandırılmıştır. İnti kültü, 15.yüzyılın ilk yarısında 9.inka hükümranı Pachacutec Yupanqui tarafından ortaya atılmıştır.

Manco Capac, Peru´daki İnka Hanedanlığı´nın efsanevi kurucusudur. Efsaneler hakkında çeşitli rivayetler vardır. Bir efsanede, Viracocha´nın oğlu olduğu söylenir. 
Bir diğerinde ise Titicaca Gölü´nde Güneş Tanrısı İnti tarafından büyütüldüğü söylenir.


Diğer mitolojik Tanrı ve Tanrıçalar;
İnkalar'da, dağların tanrısı... Apo,
İnkalar'da, ay tanrısı... Coniraya,
İnkalar'da, göl tanrıçası... Copacati,  
İnkalar'da, bakire tanrı... Cavillace,  
İnkalar'da, iklim tanrısı... Illapa,  
İnkalar'da, Yağmur ve rüzğar tanrısı... Kon,  (Inti ve Mama Quilla´nın oğulları).
İnkalar'da, bereket tanrıçası... Mama Allpa,  
İnkalar'da, mahsul tanrıçası... Mama Zara, 
İnkalar'da, sel tanrısı... Paricia,  
İnkalar'da, ölüm tanrısı... Supay, (Şeytan soyundandır).
İnkalar'da, Kalp ve zenginlik tanrıçası... Ekkeko, 

İnkalar hakkında bilinmeyenler ;
İnka imparatorluğunun resmi dili... Keçua, 
İnka İmparatorluğu'nun son imparatoru... Atahualpa,
İnkalar'da, kraliçe ya da çok üst makamdaki kadın... Coya,
İnkalar'da, cenaze töreni... Purucaya,
İnkalarda, yiyeceklerin ya da eşyaların saklandığı kilere verilen ad... Colca,
İnkalar'ın, kesilmiş taşlarla yaptıkları ev... Callanca,
İnka İmparatorluğu'nun, Güneş tanrısı İnti'ye adanmış en önemli tapınağı... Coricancha,
İnkalarda orak biçimli, kıvrık uçlu, kurban ayinlerinde kullanılan, altın ya da gümüşten yapılma tören bıçağı... Tumi,


 

Afrika ve Avrasya' da yaşayan, "Terzikuşu" da denilen ötleğene benzer bir kuş...

Terzikuşu, (Fr. cisticole d'Europe).
Terzi Kuşu (cisticola Cisticola) 
Dokumacı kuş.
Sistikola.
 
Öteğengiller ailesinden, yaprak kenarlarını bitkisel liflerle dikerek yuva yapmakla meşhur bir kuş. Erkek terzi kuşu bir dalın sonunda, birbirine yakın gelişen iki ya da daha fazla geniş yeşil yaprağı seçer. Sivri gagasıyla her bir yaprağın kenarına delik açar. Sonra da bir terzinin ipliği kullanması gibi topladığı örümcek ağlarını veya bitki liflerini kullanır. 

Lifleri deliklerden çeker ve düşmesini engellemek için her ilmiği düğümleyerek yaprakları birbirine diker. Bu yapraklarla kaplı kesenin içinde ayrıca eşinin yumurtalarını koyduğu gizli bir yuva dokur. Terzi kuşunun gagası bir dikiş iğnesi gibidir. İplik olarak kullanmak üzere örümcek ağından ipek, tohumlardan pamuk ve ağaç kabuklarından da lif elde eder. Halen bir ağaca bağlı olup gelişmekte olan yaprakları seçer ve kenarları üstüste gelecek şekilde bu yaprakları çekerek şekle sokar. Avrupa, Asya ve Afrika' nın Ormanlık Bölgelerinde yaşar.
Boyu hemen hemen serçe kadardır. Büyük bir yaprağın kenarlarını yanyana getirerek, sivri ve uzun gagasının arasında tuttuğu ottan bir lifle ustalıkla dikerek kese şeklinde bir yuva yapar. Yuva yapım işi erkeğe aittir. Dişi yuvaya 5-6 yumurta bırakır. Yılda üç parti yavru çıkardıkları olur. Eşler yavrulara beraber bakar. Çoğunlukla sırtı ve kanatları siyah veya kahverengimsi, karnı sarı olur. Hindistan, Burma, bölgelerinde yaşayan türün kuyruğu uzuncadır.

Akaryakıt taşımakta kullanılan, silindir biçiminde metal kap...

Galon, (İng. gallon, gallen). 
Anglosaksonların kullandığı yaklaşık dört buçuk litrelik bir tür ölçü birimi. 
Çoğunlukla akaryakıt vb. sıvı maddeleri taşımada kullanılan, silindir biçiminde, metalden büyük kap,
Boya sanayisinde kullanılan beş litrelik ambalaj.
Sıvı maddeleri ölçmek için kullanılan, bir birimi, ABD’de 3,785, İngiltere’de ise 4,545 litreye eşit olan hacim birimi.
Bir hacim birimi.  1 ABD sıvı galon=3,785, 1 ABD kuru galon=4,405x10-3 m3.

Ünsüzle biten bir sözcüğün, ünlüyle başlayan sözcüğe bağlanarak okunması. ..

Ulama,
Vasıl, (Osmanlıca).
Sözcük sonundaki ünsüzün, sonra gelen sözcüğün başındaki ünlüye bağlanışı.
Ulanan parça, 
Ek, 
Katkı, ilave. 
Konuşmada art arda gelen kelimelerden birincisinin sonundaki ünsüzün, ikincisinin başındaki ünlüye ses bakımından bir hece oluşturacak biçimde bağlanarak söylenmesi, bağlama.

Saç tutamını ters tarayarak ve üstünü düzleştirerek saçı kabarık gösterme ...

Krepe,

Krepeli kabarık saçlar insanları daha uzun boylu gösterir. Saçlar kabarık olacağından çok fazla gür görünür, saçlarının böyle gözükmesini herkes sever. İnsanı daha havalı yapar. Yüzü/Gözü açar makyajla vurgulamak istediğiniz bölgenizi daha da çok gösterir güzelliğiniz belli olur. En önemlisi krepe edilmiş dağınık topuz her türlü kıyafete uyar bu elbiseme nasıl saç yapsam ne yaptırsam derdi son bulur. Kabarık Toplu saçlar yaz aylarında inanılmaz kurtarıcı olup terlemeyi önler.

Oturulan yerin, tamamen boş bırakılmış bir zemin katın üzerine kurulduğu Türk ev tipi ...

Fevkani, (Arapça).
Üstte, üstteki.
Bulunduğu yerin eğimi ya da çevresindeki yapıların durumu yüzünden, bir alt yapı üzerine oturtulan camiler, evler için kullanılan bir terim. Yüksek, yükseltilmiş anlamına gelir. Alt katta genellikle gelir getiren dükkanlar, ahır, sofa  bulunur.

Sivas' ın Divriği ilçesinde bir kaplıca ...

Erikli Kaplıcası,
Divriği Kaplıcası,

Erikli Kaplıcası;
Sivas ili, Divriği ilçesine bağlı Erikli köyündedir.
Bu su birçok hastalığa iyi gelmektedir. 15 derecelik ısıya sahip olan suyundan günde iki kez içerek sindirim yoları temizlenebilir. Karaciğer yetmezliğinin en büyük ilacıdır. Kuvvetli bir safra döktürücü olup, bağırsakların hızla çalışmasını sağlar.

Sivas ilindeki diğer kaplıcalar;

Balıklı (Yılanlı çermik) Kaplıcası;
Sivas ili, Kangal ilçesine bağlı Kavaklı köyündedir.
 “Yılanlı Çermik” ya da “Balıklı Çermik” adları ile de anılabilir. Kabuklu yaraları olan hastalar kendileri için ayrılmış olan havuzlara girerler. Bu havuzlardaki küçük balıklar yaraların kabuklarını yiyerek derhal iyileştirirler. Suyun da şifalı olması dolayısıyla bu yaralar bir daha çıkmaz. Kaplıca suyundan hem banyo hem de içme olarak yaralanılabilir. Cilt ve deri, romatizma, kadın hastalıkları ve böbrek kumu gibi rahatsızlıklara iyi geldiği bilinmektedir.
Akçaağıl Kaplıcası;
Sivas ili, Suşehri ilçesi yakınlarındadır.
 Yerden kaynayan sular üzerine bir hamam kurulmuştur. 40 derece sıcaklığındaki sular, sodyum sülfat ve sodyum klorür içermektedir. Romatizma, kadın hastalıkları, karaciğer ve sindirim organları hastalıklarında etkili sonuç vermektedir

Sıcak Çermik;
Sivas ili, Yıldızeli ilçesi, Direkli köyü yakınlarındadır.
Tesislerinin güzelliği sayesinde dinlenme yeri olarak da tercih edilen bir şifa merkezidir. Tesisler bünyesinde otel çarşı ve dinlenme yerleri mevcuttur. 43 derece sıcaklığındaki sular, kalsiyum bikarbonat içerir. Romatizmal hastalıklar, kadın hastalıkları ve şeker hastalıklarına iyi geldiği bilinmektedir.

Soğuk Çermik;
Sivas ili merkezine bağlı Kızılca ve Beypınar köylerinin tam ortasında yer almaktadır. 
Yeşillik bir alan üzerine kurulmuştur. Kaynayan sular üzerine bir hamam ve havuz inşa edilmiştir. 26 derece sıcaklığındaki sular, kalsiyum bikarbonatlı, magnezyumlu ve karbondioksitlidir. Safra kesesi ve sinir hastalıklarına iyi gelmektedir.

Ulus ve vatan temalarını etkileyici bir biçimde kullandığı opera ve senfonik şiirleriyle ünlü Çek besteci ...

Smetana,
Bedřich Smetana (d.Litomy,1824 - ö.Prag,1884) 

Smetana, ülkesinde milli kahraman mertebesine kadar yükselmiş, Çek müziğinin en önemli isimlerinden biridir. Çok genç yaşta yeteneği ortaya çıkan Semtana. 5 yaşında yaylı çalgılar dörtlüsünde çaldı, 6 yaşında ilk resitalini verdi, 8 yaşında ise ilk bestesini yaptı. 1843’te Prag’a yerleşip, aristokrat ailelerin çocuklarına ders vererek yaşamını kazanırken kendisi de Proksch’ dan ders alıyordu. Lizst’ i konserlerinde dinleyen Smetana, daha sonra, Romantik Dönemin en önemli isimlerinden olan besteciyle yakın bir arkadaşlık kurdu.

1848 Devrimi’ nde siperlerde aktif rol aldı. 1856’ da İsveç’ e giderek Goteborg Filarmoni’ nin yöneticiliğni yaptı. 1858’ den 1859’ a kadar Weimar’ da Lizst’ in yanında bulundu. Bu ziyareti sırasında Lizst özellikleri taşıyan 3 senfonik şiir yazdı. Ekonomik sıkıntılarından bir ölçüde kurtulmak amacıyla 1861’ de piyanist olarak Avrupa turnesine çıktı. Macaristan’ın Avusturya’yı yenmesinin ardından Çek ulusunda da ulusal bir uyanış gerçekleşti. Bu düşünce ortamı, Smetana’nın müziğine doğal olarak yansıdı. Branibori u Čechách Brandenburglar Bohemya’da, Dalibor, Dvě vdovy (İki Dul) operalarını yazdı.

Smetena 1874 yılından sonra tamamen sağır olduğu için şeflik yapmadı. Bu tarihten sonraki 5 yıl boyunca boyunca 6 senfonik şiirden oluşan Ma Vlast’ı (Vatanım) yazmakla uğraştı. 1876’da Z mého života (Hayatımdan) isimli, yaşamını anlattığı yaylı çalgılar dörtlüsünü yazdı. Bu tarihten sonra kendisini toplumdan soyutlayan besteci 2 opera ve birkaç koro eseri yazdı. Viyola çalışan Smetana, ömrünün son yıllarını Shakspeare’in 12. Gece adlı eserini müziğe uyarlamak için çalışarak geçirdi; ancak bu çalışması birkaç sayfayı geçmedi. Akıl sağlığını yitiren Smetana, akıl hastanesinde öldü.

Müzik tarihindeki ilk milliyetçi bestecilerden biri olan Smetana, ulusal kahraman olarak son yolculuğuna uğurlandı. Çek müziğinin kurucusu olarak da kabul edilen bestecinin değerinin dünyaca anlaşılması ise, çok sonra olmuştur. 

Operaları içinde Prodaná Nevěstá bir başyapıt olarak kabul edilir. En çok bilinen ve sevilen eseri ise 6 senfonik şiirden oluşan Ma Vlast’ın içinde yere alan, Bohemya’daki bir nehrin kaynağında doğuşundan denize dökülene kadarki öyküsünü anlattığı Moldau’dur. Smetana, Dvorak ve Janacek gibi sonraki kuşak Çek bestecileri için de ilham kaynağı olmuştur.

Operaları;
Braniboři v Čechách (Bohemya'da Brandenburglu) (1862–1863, prömiyer 1866)  
Dalibor (1866–1867, prömiyer 1868)  
Prodaná nevěsta (Satılmış Nişanlı) (1864–1866, prömiyer 1866)  
Libuše (1872, prömiyer 1881)  
Dvě vdovy (İki Dul) (1873–1874, prömiyer 1874)  
Hubička (Öpücük) (1875–1876, prömiyer 1876)  
Tajemství (Gizli) (1877–1878, prömiyer 1878)  
Čertova stěna (Şeytanın Duvarı) (1880, prömiyer 1882)  
Viola – Bitmemiş (1872–1884)  

Senfonik eserleri;
Symphonie triomphale (1854)  
Švédské písně (İsveç şarkisi) - Richard III, senfonik şiir (1858)  
Le Camp de Wallenstein, senfonik şiir (1859)  
Hakon Jarl, (1861)  
Má Vlast (Vatanım), 6 bölum senfonik şiir (1879)Vltava (Moldau)










Alıntı; http://www.metalgezegen.com

Rüzğarların savurup biriktirdiği kum yığınları ...

Eksibe, (Arapça). 

Kum yığını, 
Kumul. 

Çöllerde veya deniz kıyılarında rüzgârların yığdığı kum tepesi, eksibe.

Gümüşhane' nin Torul ilçesinde doğal güzelliğiyle tanınmış bir göl ...

Limni,
Kuzu,
Torul İlçesi Harşit Çayı kenarında Trabzon-İran Transit yolu üzerende kurulmuş bir ilçedir. DoğuKaradeniz bölgesinin Torul ilçesinde bulunan eşsiz doğa harikası köylerinden biri olan Zigana Köyü Saronay Yaylasındadır.Göl çevresinde yapılandırılan ve gölünde kattığı eşsiz güzellikler insanı büyülerken; gölün verdiği klima etkisindeki serin havada ziyaretçilerimizi gerek sağlık gerekse ferahlık bakımından rahatlatmaktadır.

Gümüşhane’de tam 18 tane krater gölü bulunmaktadır. Bunlardan birisi de Limni Gölüdür. Zigana Köyü yaylalarında Limni ve Kuzu Gölleri, Yağmurdere sınırları içerisinde Şakir Göl, Kürtün Sarıbaba' da Karagöl, Dörtkonak Yaylasında Aygır Göl, Dipsiz Göl gibi ilimiz sınırları içerisinde irili ufaklı göller mevcuttur. Limni Gölü,Torul ilçesi Zigana Köyü Saronay Yaylasındadır. Göl ve çevresi sahip oldugu doğal güzellikleri, zengin flora ve faunası ile adeta insanları büyülerken klima özelliği havası ile insanlara sağlıklı bir ortam sunar. Göl çevresinde öncül tesisler mevcuttur.
 

Parıltı, parlaklık...

Lemi, (Arapça).
Parlak, parıldayan.

Düzen, Hile , yanıltma...

Mekr,
Mekir,
Arapça, هرب.
Hile,
Aldatma,
Oyun,
Düzen,
Keyd,
Mihal, 
Tedlis, 
Tağrir, 
Ğaşş, 
Hılab,
Firib,

Tuzak, hile ile aldatma,
Renklendirme, birini hile ile maksadından döndürme.
Hile, plan ve tedbir.
Mekr kelimesi hemen hemen aynı anlamlara gelen "keyd" kendisinden daha zengin bir muhtevaya sahiptir. 
Birisinin kötü veya iyi hallerini öğrenmek veya kötülüğe sevketmek ya da gayesinden alıkoymak için yapılır.

Benzersiz, eşsiz ...

Yetime,
Benzeri olmayan, eşsiz.
Tek,(Fr. impaire).
Eşi olmayan, biricik, yegâne.
Eşi benzeri olmayan veya eşi benzeri görülmemiş olan.

Eski dilde kılıç...

Tig, (Farsça).
Kılıç, 
Seyf.
Uzun, düz veya eğri, ucu sivri, bir veya her iki yüzü keskin, kın içinde bele takılan, çelikten silah

Pastırmalı bir börek cinsi ...

Paçenga,
Paçanga,

Malzemeler : 
2-3 adet yufka 
160 gr pastırma 
1 adet domates 
3 adet sivri biber 
1 avuç kıyılmış maydanoz 
1 kase rendelenmiş kaşar peyniri 
1 kase zeytinyağı + su karışımı 
1 yumurta sarısı 
Çörek otu
Hazırlanışı:
Sivri biberleri doğrayın. Bir tavada 1 kaşık zeytinyağı ile kavurun. Pastırmaları ince şeritler halinde doğrayın ve biberlere ekleyin. Domatesin kabuğunu soyup küp küp doğrayın ve tavaya ekleyin. Suyunu çekene kadar pişirin. Tuzunu ilave edin ve altını kapattıktan sonra maydanozu da ekleyin.

Bir yufkayı yayıp 8 adet üçgen olacak şekilde kesin. Üzerine yağ ve su karışımından sürün. Ilınan iç malzemeden her parçanın geniş kısmına koyup üzerlerine dilediğiniz miktarda kaşar peyniri ekleyin. Yassı bir sigara böreği sarar gibi her parçayı katlayın. İyi yapışması için uç kısmına yağ+su karışımından bir parça daha sürün. Yağlı kağıt serilmiş tepsiye börekleri yerleştirin. Üzerlerine yumurta sarısı sürüp çörek otu serpin. 180 -190 derece fırında üzerleri kızarana kadar pişirin. Ilık olarak servis yapın. Hazırlanan börekler kızgın yağda iki tarafını da kızartarak hazırlanabilir. Kızartılan börekler kağıt havlu üzerine çıkarılır. Sıcak olarak servis yapınız.
Afiyet olsun.

Hatun, hanım ...

Banu, (Farsça).
Kadın, hatun, hanım, bayan.
Prenses. 
Hanımefendi. 
Gelin.
Hatun, Eskiden yüksek kişilikli kadınlara veya hakan eşlerine verilen san.
Eş, zevce

Alçak, Aşağılık...

Dun, (Arapça).
Eski dilde dun,
Alçak, aşağı, aşağılık.
Aşağı olma durumu, adilik.

Korku, korkma...

Hiras, (Farsça).
Korku.
Şaşırıp bozulmak, ürküp çekinmek.

Sanat, hüner...

Epik, (Fr. épique).
Destansı,
Sanat. 
Ar, 
(Ar ṣanaˁa صنع ).
İş, hüner.
İmalat, işçilik, ustalık, hüner
Epik kelimesi Yunanca kelime, konuşma, hikâye, şarkı, kahramanlık şiiri mânasına gelen epos kelimesinden türemiştir.
Kahramanlık olaylarını dile getiren edebi tür.
Epik şiire dilimizde hamasi şiir de denmektedir.
Epik ile birlikte lirik, dramatik, pastoral, didaktik, satirik diğer şiir türleridir.

Eskişehir yöresine özgü, çubuk biçiminde bir tür helva ...

Met,  
Met helvası,  
Eskişehir’e özel lezzettir.    
Met, Eskişehir’e özgü bir helva.
Biraz pişmaniyeyi andırsa da, ayrı bir tadı var. 

Karışımında; ayçiçeği yağı, un ve şeker bulunuyor. Bu meşhur helva pişmaniye tadını andırır.   İsmini, met (çubuk) ve aşık kemiği ile birlikte oynanan bir sokak oyunundan almıştır. 

Met Helvası, met oyunu sonucunda yenilen tarafın uzun kış gecelerinde helva çekmesiyle oluşan bir geleneğin ürünüdür. 

Özel karışımlı bir hamurun şekerle birlikte lifli hale dönüştürülmesi ile oluşur.     
Eskişehir' in pişmaniye tadını andıran ünlü helvasıdır. Un, yağ, şeker, limon ve su kullanılarak yapılan, 2-3 cm çapında ve 6 cm uzunluğunda yuvarlak olarak hazırlanan, yatay kesilmiş bir şekerleme cinsidir. Helvanın kakaolusu ve vanilyalısı vardır. Yerken dikkatli olunması gerekir ağızda veya elde her an dağılabilir. Pişmaniye ile farkı şekli ve Pişmaniye dağılsa da yenir çünkü oluştuğu tel tel bölümler yumuşaktır, ancak met helvası serttir dökülürse 2 veya daha çok parçaya bölünür ve bazı parçaları yere yapışır.  

Nuga helvası, cevizli yaz helvası, tahin helvası, tahin ve çövenden bir kürek yardımı ile yapılan kürek helvası Eskişehir’in diğer geleneksel tatlarındandır.

İber yarımadası' nın Hıristiyanlarca yeniden ele geçirilmesinden (11. ve 15. yüzyıllar) sonra İspanya' da kalan Müslümanlara verilen ad ...


Mudejarlar,
Arapça müdeccen yani kalmasına izin verilmiş demektir.

İber Yarımadası' nın Hristiyanlarca yeniden ele geçirilmesinden (11 ile 15. yüzyıl arası) sonra, ( İspanyolca Reconquista-Yeniden fetih)  İspanya' da kalan Müslümanlara verilen ad. 

 

Arap ve İspanyol sanat tarzının kaynaşmasıyla ortaya çıkan mimari forma da Mudejar tarzı denir. 

Müslümanlar İberya yarımadasında sekiz yüz yıl  kaldılar. O sırada “Endülüs” adını alan İspanya, bir İslam toprağıydı. Ülkenin eski sahibleri savaşta Kuzey’e, Asturias dağlarına sürülmüşlerdi. Sekiz asır sonra geri gelerek “Reconquista” adı altında İspanya’yı geri aldılar.

Reconquista Endülüs döneminde İber Yarımadası'ndaki Hristiyanların, Müslümanların yarımadadaki varlıklarını ortadan kaldırma amaç ve çabalarına verilen addır. 1492 yılında son Endülüs devletinin yıkılmasıyla başarıya ulaşan Reconquista İspanyolca "Yeniden fetih" anlamına gelir.

Emeviler zamanında, 711 yılında Müslümanların ayak bastıkları İberya Yarımadası, 1492 yılına kadar İslam idaresinde kaldı. Müslümanlar'ın orada bulunan Hıristiyan ve Yahudiler ile çok yönlü ilişkileri oldu. Sonuçta, Doğu İslam dünyasında parlayan medeniyet güneşi Endülüs'te zirvesine ulaştı. Modern Çağ'ın Endülüs tarihçilerinin hemen tamamının kabul ettiği bu gerceği değiştiren şey ise, daha 718 yılında Kuzey İspanya dağlarındaki Covadonga Magaraları'nda Pelayo öncülüğünde başlayan Hıristiyan Reconquistası oldu. 718'den 1085'e ilk, 1085'den 1238'e ve 1238'den 1492'ye kadar geçen üç safhada Reconquista süreci tamamlanmış oluyordu. 1492 yılında İslam hakimiyeti İspanya'da son buldu. 

Bundan sonra orada kalan Yahudiler (Sefaradlar) hemen, Müslümanlar (Mudejarlar) ise 1610 yılına kadar ara ara ülkeden çıkarıldılar. Endülüs Göçmenleri denilen bu topluluklar içinde özellikle Yahudileri, o zamanın dünyasında güçlü Osmanlı Devleti'nden başka kabul eden olmadı. 2 Ocak 1492'de Gırnata Emirliği de İspanyollar'a Emir Ebu Abdullah tarafından teslim edilmiştir. Bu olay Reconquista'nın son adımı olarak değerlendirilir. 

1508' de yayınlanan bir fermanla 6 yıl içerisinde Müslümanlar'ın kendi kıyafetlerini terk etmeleri ve Hıristiyan gibi giyinmeleri şart koşulmuştur. Yaklaşık bir yüzyıl boyunca üç milyon Müslüman, ya sürgün edilmiş, ya din değiştirmeye zorlanarak Hıristiyanlaştırılmış ya da kılıçtan geçirilmiştir. Bir mimari harikası olan saraylar yakılmış, kütüphaneler içlerindeki yüzbinlerce kitapla yakılıp talan edilmiştir. Bu yıkımdan sadece Cordoba'da bulunan ve şu an katedral olarak kullanılan Kurtuba Ulu Camii ile el-Kasr, yani Alkazar Sarayı, Medinettu`z-Zehra'nın kalıntıları, Gırnata'da (Granada) bulunan Elhamra Sarayı ile Cennetü'l-arif Sarayı kalmıştır.

İslam' ın beş şartından biri ...

 İslam’ın beş Şartı;
  1. Şehadet Etmek, 
  2. Namaz Kılmak,
  3. Zekat Vermek,
  4. Oruç Tutmak,
  5. Hac'a gitmek,
1- Kelime-i şehadet getirmek,
 [Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü] demek. Manası şudur:   Ben şehadet ederim ki, Allah’ tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam Onun kulu ve resulüdür.  Allah'ın birliğine ve ona şirk koşmamak. Allah'ın gönderdiği peygamberler ilk peygamber Adem peygamber son peygamber Muhammed'i Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmektir.
Allah'ın varlığına, birliğine ve Muhammet'in Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna inanmaktır.
Şehadet ilktir, önemlidir. Allah'ın kitabından yani emirlerinden,yasaklarından herhangibirinden birini kabul etmemek yada şüphe etmek küfre sebebiyet verir, yani o kişi küfre uğramış olur.

2- Namaz kılmakAkıl baliğ olmuş yani ergenliğe girmiş akıllı her müslümana günde beş vakit namaz kılmak çok önemli bir farzdır. Namaz dinin direğidir. Gece ve gündüz bir günlük süre içinde beş vakit namazı kılmaktır. İslam dininde, Allah'ın, verdiği nimetlere şükretmiş olmaları ve kulları üzerindeki hakkını yerine getirmeleri, bu esnada kulun Rabbi ile arasında bir bağ kurarak yalvarıp dua etmesi ve Müslüman kişiyi kötülükten ve hayasızlıktan alıkoyması için farz kıldığı bir ibadettir. İslam dinindeki en önemli ibadetlerdendir, Kur'an'da sık sık bahsolunur. Namaz kılmamak en büyük günahlardan biridir. Kılmayanın imanla ölmesi çok zordur.

3- Zekat vermek
Nisap miktarı yani borçlarını düştükten sonra alacaklarıyla beraber elinde 96 gram değerde, para veya ticaret malı olanın kırkta birini zekat vermesi farzdır. Meyve ve tarla mahsulünün de onda birini fakire vermek farzdır. Bu onda bir zekata da uşur denir. İslam'da, zekat, üzerine farz (maddi durumu iyi olan) olan herkesin, her sene fakir yahut muhtaçlardan onu almak durumunda olan insanlara veya zekat toplayıcısı memurlara verilmesi gereken sadakadır. Zekat fakirlere farz değildir yani fakirler zekat vermek zorunda değildir.




4- Oruç tutmakRamazan ayında, bir ay oruç tutmak farzdır. Hicri ayların dokuzuncusu olan Ramazan ayında bütün Müslümanların fecrin başlamasından ki bu sabah namazından güneş batıncaya akşam namazına kadar yemeyi, içmeyi ve şehevi arzuları terk ederek oruç tutmalarıdır. Oruç, yalnız aç ve susuz kalmak değildir. Bir hayvanı veya inanmayan bir kimseyi bir odaya hapsedip aç, susuz bırakmakla oruç tutturulmuş olmaz. Oructan maksat, sabır, şükür, nefs terbiyesidir. İslamın şartlarındandır. Tutmamak büyük günahtır.

5- Hac etmek
Mekke-i mükerreme şehrine gidip gelinceye kadar, geride bıraktığı çoluk-çocuğunu geçindirmeye yetişecek maldan fazla kalan para ile oraya gidip gelebilecek kimsenin, ömründe bir kere, Kâbe-i şerifi tavaf etmesi ve Arafat’ta durması farzdır.  İslam şeriatında belirtildiği gibi özel bir zamanda Allah'a özel bir ibadeti yapmak kasdıyla Mekke'de bulunmaktır. Allah'u Teala güç yetirebilene ömründe bir kere bu ibadeti yapmasını farz kılmıştır. Hacda dünyanın her yerinden gelen Müslümanlar yeryüzünün en hayırlı beldesinde toplanarak ve yönetici yönetilen, zengin fakir, beyaz siyah farkı olmaksızın tek bir elbiseye bürünerek tek olan Allah'a ibadet ederler. Bu ibadetin en önemli bölümü Arafat' ta vakfeye durmak, (Müslümanların kıblesi) Kabe'yi tavaf etmek, Safa ve Merve arasında sa’y yapmaktır.












Kaynakça; http://tr.wikipedia.org

Barbaros Hayrettin Paşa' nın gerçek adı ..

Hızır Reis,
Barbaros,


Barbaros Hayreddin Paşa
1475; Midilli - 4 Temmuz 1546; İstanbul,

16. Asırda ihtişamın zirvesine erişen Osmanlı Devletinin sancağını denizlerde şerefle dolaştıran kahraman kaptanımızdır. Osmanlı tarihinin en büyük denizcisidir.
Osmanlı Devleti tarihinin ünlü denizcilerinden, kaptan-ı derya olarak Osmanlı Devleti'nin ilk kaptan paşası. Akdeniz’de Osmanlı egemenliğini pekiştirdi, öyle ki bu deniz bazı tarihçilerce bir Türk Gölü olarak anıldı. 
Hayrettin Paşa, Akdeniz’ de Osmanlı egemenliğini pekiştirmiş, ortak Avrupa donanmasını Preveze Deniz savaşında yenmiştir. Barbaros Hayrettin Paşa’nın asıl adı Hızır Reis. Ona Hayrettin adını, hizmetinde bulunduğu Kanuni Sultan Süleyman verdi.

 Avrupalılar ise onu, sakalının kızıla çalması nedeniyle Barbarossa ya da Barbaros (kızıl sakal) olarak adlandırdılar.



Tanrı'ya ibadet amacıyla yeme, içme vb. şeylerden belli bir süre veya biçimlerde kendini alıkoyma ...

Oruç, (İng.fast, Alm. das fasten, Frn. jeûne [le]; carême [le]).
Ruze, (Farsça). 
Savm, Siyam.

Oruç, Hicretten on sekiz ay sonra, şaban ayının onuncu günü, Bedir Gazasından bir ay evvel farz oldu. Ramazan, mübarek ayların en mühimmi ve mübarek üç ayların sonuncusudur. Kur'an-ı Kerim' in nâzil olmağa başladığı Ramazan, oruç ayıdır. Arabî ve Kamerî olan takvime göre 9. ay Ramazan olup, oruç tutanın günahlarını yaktığı, mahveylediği için bu isim verildiği rivayet edilir. Ramazan, yanmak demektir. Çünkü, bu ayda oruç tutan ve tövbe edenlerin günahları yanar, yok olur. 

 Oruç Farsça bir kelimedir. Kelimenin aslı “günlük” anlamına gelen “Ruze”dir. Önceleri “Oruze” olarak kullanılmış, daha sonra oruç şeklinde ifade edilmeye başlanmıştır. Arapçada orucun karşılığı “savm” kelimesidir. Savm kelimesinin çoğulu Siyamdır. Savmın anlamı yemek-içmekten kendini tutmak, hareketsiz kalmak ve her şeyden elini eteğini çekmektir.  Kur’an’da savm “susmak” anlamında da kullanılmıştır. Ayrıca oruç sadece İslam dininin muhataplarına değil geçmiş kavimlere de farz kılınmıştır. Oruç tutmaya ve orucun başladığı vakte “imsak”, orucu açmaya da iftar adı verilir. Oruç tutmak için gece kalkıp yenilen yemeğe de sahur denir.

İkinci fecirden başlıyarak güneşin batmasına kadar yemekten, içmekten ve cinsi mukarenetten nefsi men'etmek suretiyle yapılan ibâdettir.  Tanrı'ya ibadet amacıyla yeme, içme vb. şeylerden belli bir süre veya biçimlerde kendini alıkoyma.  Oruç ruhî ve ahlakî eğitim sağlar, çünkü senenin on bir ayında nefsinin arzularını tatmin eden insan, bir bakıma hayatı yemek, içmek ve yerine göre şehevî arzularını tatmin etmekten ibaret zanneder hale gelir. Oruç tuttuğu zaman hayatın hep maddî ihtiyaçtan karşılamak­tan ibaret olmadığını, daha başka manevî hazlara da ihtiyacı olduğunu anlar.

Hicri ayların dokuzuncusu olan Ramazan ayında bütün Müslümanların fecrin başlamasından ki bu sabah namazından güneş batıncaya akşam namazına kadar yemeyi, içmeyi ve şehevi arzuları terk ederek oruç tutmalarıdır. Oruç, yalnız aç ve susuz kalmak değildir. Bir hayvanı veya inanmayan bir kimseyi bir odaya hapsedip aç, susuz bırakmakla oruç tutturulmuş olmaz. Oructan maksat, sabır, şükür, nefs terbiyesidir. İslamın şartlarındandır. Oruç müslümana akıl baliğ olana farzdır. Müslüman olmayanlar, akıl hastaları ve erginlik çağına gelmemiş çocuklara farz değildir. Farz olan oruç Ramazan ayında tutulan oruçtur. Yolcu ve hasta olanlara da oruç farzdır. Fakat bu hallerinde tutabildikleri gibi, sonraya bırakıp kaza da edebilirler. Emzikli kadınlar sıhhatlerine veya çocuklarına zarar geleceğinden korkarlarsa, daha sonra tutabilirler. Lohusa ve adet gören kadınlar bu halleri süresince oruç tutamazlar, sonra kaza ederler.

Orucun çeşitleri şöyle sıralanabilir:
1- Farz olan oruç:
Ramazan orucunun vaktinde tutulması, yine vaktinde tutulamayan bu orucun kazası, başlanıldıktan sonra özürsüz bozulduğunda kefareti farzdır.
2- Vacip oruç:
Adak orucu, bozulan nafile orucun kazası da vaciptir. Şu işim şöyle olursa şu kadar oruç tutacağım demek bir adaktır. işi, söylediği gibi olduğu zaman, orucu tutması vaciptir.
3- Sünnet oruç:
Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu veya onuncu ve onbirinci günleri oruç tutmak sünnettir.
4- Mendup olan oruç:
Zilhicce'nin dokuzuncu, ile pazartesi ve perşembe günleri, her ayın onüç, ondört, onbeşinci günleri ve ramazandan sonra gelen şevval ayında altı gün oruç tutmak menduptur. Ramazan dışında bir gün yenHip bir gün tutulması da menduptur.
5- Mekruh olan oruç:
Muharremin yalnız dokuzuncu yahut onuncu (nevruz) günü oruç tutmak, cuma ve cumartesi gibi yalnız bir günü tayin edip o günde tutmak mekruhtur. Kocasının izni olmadan, hanımın oruç tutması da mekruhtur. 
6- Haram olan oruç:
Ramazan bayramının birinci, Kurban bayramının dört gününde tutulması haramdır. 
7-Ölüm Orucu:
Herhangi bir amaca ulaşmak için sonunda ölümü bile göze alarak tutulan oruç.

İslam’ın beş Şartı ;
1- Kelime-i şehadet getirmek" Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü " demek. Manası şudur: Ben şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam Onun kulu ve resulüdür.
2- Namaz kılmak
Akıl baliğ olmuş yani ergenliğe girmiş akıllı her müslümana günde beş vakit namaz kılmak çok önemli bir farzdır. Namaz dinin direğidir. Namaz kılmamak en büyük günahlardan biridir. Kılmayanın imanla ölmesi çok zordur.

3- Zekat vermek
Nisap miktarı yani borçlarını düştükten sonra alacaklarıyla beraber elinde 96 gram değerde, para veya ticaret malı olanın kırkta birini zekat vermesi farzdır. Meyve ve tarla mahsulünün de onda birini fakire vermek farzdır. Bu onda bir zekata da uşur denir.

4- Oruç tutmak
Ramazan ayında, bir ay oruç tutmak farzdır. Tanrı'ya ibadet amacıyla yeme, içme vb. şeylerden belli bir süre veya biçimlerde kendini alıkoymak.Tutmamak büyük günahtır.

5- Hac etmek
Mekke-i mükerreme şehrine gidip gelinceye kadar, geride bıraktığı çoluk-çocuğunu geçindirmeye yetişecek maldan fazla kalan para ile oraya gidip gelebilecek kimsenin, ömründe bir kere, Kâbe-i şerifi tavaf etmesi ve Arafat’ta durması farzdır.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ