Eski Türklere özgü bir dövüş sanatı ...

Amarok,
Amarok eski Türklerin ilk dövüş sanatıdır. 
Amarok, Alpağutnung, Mengü, Az, Rak, Oğuz, Köreş kelimelerinin kısaltmasıdır. Bu spor özgün uzun adı yerine genelde baş harflerinden kısaltmasıyla tanınır.
Alpağut, Alpagu ; savaş sırasında düşmana, kendinden geçerek tek başına saldıran kişi, Alpagu(t) çoğul halidir.
Mengü, Sonsuz, ebedi.
Az Rak, Ender.
Oğuz, Eski Türklerin bir Tanrısı (bu sanatta bilinen Oğuz soyu anlamına gelmez).
Köreş, Bugün Güreş olarak kullanılan sözcük, eski çağda dövüşme veya çatışma anlamına gelir.

Amarok tekniği, judoya benzeyen hareketler içeriyor. Bu dövüş sanatını özellikleri çok çeşitli ayrıntılardan oluşmuştur. Diğer dövüş sanatlarından farklıdır. İlk olarak Amarok mistisizm yaşamına bağlıdır. Kişinin kendi içinde saklı olan gücü ve benliği vardır. Çalışma metodu çok geniş kapsamda kök disiplini vardır. Bu genelde başka dövüş sanatlarında olduğu gibi disiplin üzerine kurulmuş olup, 5000 yıllık geçmişe sahiptir.

Hokkabaz yardakçılarının giydiği bir tür başlık ...

Kaveza,
Kaveze hokkabaz külahıdır.
Türk seyirlik oyunlarında hokkabaz yardakçısının giydiği başlık.
Hokkabaz, tek kişilik seyirlik oyunlardandır. Hokkabazlık, el çabukluğu, gözbağcılığı gibi bir hüner gösterisidir. Arapça hokka kelimesine eklenen Farsça baz ekiyle oluşturulmuştur.

Hokka tek parçadan oluşan kutu, baz ise oynayan anlamına gelmektedir. Bu nedenle kutuların içine veya altına koydukları nesneleri yok eden kişi hokkabaz olarak adlandırılmıştır. Hokka oyunu, üç hokkadan birinin içerisine top konulur ve hokkalar tersine çevrilirdi. Hokkaların yerleri el çabukluğu ile değiştirilir, altı boş gösterilen hokkanın içerisinden top çıkması yada içi boş olduğu sanılan hokkanın boş çıkması oyunun başlıca şaşırtmasıdır. Bu oyun Türkiye’ye İber Yarımadası’ndan yahudiler eliyle getirilmiştir. Bu nedenle ancak XVI. asırda yaygınlık kazanmıştır. Türk hokkabazlığını diğerlerinden ayıran en önemli özellik el çabukluğundan çok dil çabukluğuna dayanmasıdır. Hokkalarla oynayan asıl sanatçı “usta” (pişekar) onun yardımcısı ise “yardakçı” olarak anılır. Usta, elinde şakşak denen bir maşa ile hünerlerini sergiler. Yardakçı ise ustanın oyununu bozmaya ve bu oyunların sırrını kavramaya çalışır. Batıda görülen illüzyon geleneği hokkabazlığın araç ve mekan bakımından geliştirilmiş ve sistemleştirilmiş bir türüdür. Türk hokkabazlığının önemli bir özelliği de yanındaki yardımcıları başka adıyla yardakçılarıyla söyleşmeleridir. Bu yardakçılar oyun boyunca saklanıp gülünçlükler yapıyor, oyunun hilesini çözmeye çalışıyormuş gibi yaparak seyirciyi güldürüyorlardı.Asıl amaç oyun sırasında seyircinin ilgisini başka yöne dağıtarak oyun hilesini örtmektir.Yardakçıların başlıklarına kaveza denilmektedir.

"Büyük, iri gözlü kimse" anlamında eski sözcük ...

Ayen, 
Büyük ve iri gözlü.
Bakılan yer.
Çok açık, pek belli, bâriz.
Demir.

ABD' de Tony ödülünün adı ...


Antoniette Pery,
Mary Antoniette Pery,

Tony ödülleri ABD'de verilen tiyatro ödülleridir. Asıl adı The Antoinette Perry Awards for Excellence in Theatre olan bu ödüller New York kentinde düzenlenen bir törenle verilmektedir. Ödüllerin kapsamında sadece Broadway yapımlarına verilmektedir. Tony Ödüllerinin adına adandığı Amerikalı kadın oyuncu ve yönetmeni Antoniette Pery dir. 27 Haziran 1888' de doğmuş, 28 Haziran 1946' da ölmüştür. Tam adı Mary Antoinette Perry'dir.

Tony ödülleri töreni ilk 1947' de düzenlenmiştir. 
Jüri 735 profesyonel tiyatrocu ve gazeteciden oluşur. Oscar ile aralarındaki fark: hitap ettikleri sanatçılardır. Sinema oyuncuları ve tiyatro oyuncuları. İlk yıllarda balo salonlarında düzenlenen tören daha sonra Broadway' de düzenlenmeye başlamıştır. 

1967 yılından itibaren ise televizyonda da yayınlanmaya başlamasından dolayı daha fazla kişiye hitap etmiştir. 5 haziran 2005 tarihinde New york radio city music hall’ de 59.su yapılarak 25 dalda ödül dağıtımı yapılmıştır.

Para arzının ekonomideki etkinlik düzeyini belirlediğini savunan iktisat okulu ...

Monetarizm,
Klasik makro iktisadın modern bir versiyonu olan Monetarizm, nominal (parasal değerlerle ifade edilen) milli gelir düzeyi­nin belirlenmesinde ve değişmesinde para­sal faktörlerin önemini vurgulayan doktriner bir yaklaşımdır. 
Monetarizm iktisadi politika uygulamalarında para arzını önemli bir araç olarak gören bir iktisadi öğretidir. Monetaristler' e göre para arzı hiçbir zaman mal ve hizmet arzından fazla olmamalıdır. 


Monetaristler' in en ünlülerinden biri Chicago Üniversitesi'nde bir akademisyen olan Amerikalı iktisatçı Milton Friedman,  1976 Nobel Ekonomi Ödülü'nü kazanmıştır. 
Friedman' a gore eğer hükümet ekonomiyi serbest bırakır ve Merkez Bankası para arzını kontrol ederse enflasyon azalır, yeni yatırımlar teşvik edilir, ekonomik gelişme sağlanır ve işsizlik önemli ölçüde azaltılır. Başka bir deyişle para arzı bir ekonomide üretim, istihdam ve işsizlik üzerinde doğrudan etkili olup para politikası araçları içinde en etkili olanıdır. Fakat Friedman son zamanlarda Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada fikrini değiştirdiğini, para arzının hedef alınmasının başarılı olmayabileceğini söylemiştir.

Klasik iktisat ve monetarizm arasındaki bu iki temel farklılığa rağmen her iki teori de enflasyonun en önemli kaynağının para arzındaki artışlar olduğunu kabul etmektedir. Monetaristlere göre enflasyonu kontrol altına almak için en etkin araç para politikasıdır. Para arzındaki değişmeler, para talebinden bağımsız bir şekilde para otoritesince belirlenir. Ancak para otoritesinin bu gücünün sık sık değişen para artış hızları şeklinde uygulanması istikrar değil, istikrarsızlık getirir. Monetaristler, bu istikrarsızlıkları önlemek için para arzının belirli bir oranda ve ekonomideki gelişmelerle orantılı olarak kademeli bir şekilde artırılmasını önermektedir.

Serbest piyasa ekonomisinin önde gelen ismi ve Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Milton Friedman, (d. 31 Temmuz 1912, Brooklyn - ö. 16 Kasım 2006 San Francisco), 94 yaşında hayatını kaybetti. 1980' li yıllarda popüler hale gelen monetarist (parasalcı) görüşleriyle Margaret Thatcher ve Ronald Reagan'ın uyguladıkları politikaları büyük ölçüde etkileyen Amerikalı ünlü ekonomist, ABD başkanlarından Nixon, Ford ve Reagan'a da danışmanlık yaptı.

1976 yılında "Paranın Miktar Teorisi üzerine çalışmalar" adlı kitabında Monetarizmin temel ilkelerini ortaya koymuştur. Amerika'daki Devlet okullarında öğrencilere ücretsiz öğle yemeği verilmesi tartışmaları sırasında söylediği "There is no such thing as a Free Lunch" (Bedava öğle yemeği diye bir şey yoktur) sözü monetarist ekonomi'ye inananların ana tartışma ekseni oldu. Milton Friedman kendisine Nobel Ekonomi Ödülü verilirken yaptığı konuşmada "enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgu olmuştur" sözüyle parasal genişleme - enflasyon arasındaki sıkı ilişkiye vurgu yapmıştır.


(Photo by Chuck Nacke)

Havaalanlarında bulunan ve çevredeki uçuşları denetlemeye yarayan sistem ...

Navar,

Kibrit çöpleriyle oynanan bir oyun ...

Nim,
Genellikle kibrit çöpleriyle oynanan bir oyun.
Çinde oynanan Mikado gibi bir oyundur. Nim satranç gibi zeka oyunu değil; bir dikkat ve beceri oyunudur. 
Nim, Mikado 41 çubukla, oynanan bir oyundur. Kibrit çöpleriyle de oynanır. Oyuncu sayısında kısıtlama yok. Çubuklar bir deste halinde dik tutularak yere bırakılıyor. Masanın üzerine rastgele dağılıyorlar. Amaç diğerlerini kıpırdatmadan çubukları tek tek toplamak. Biri bir çubuğu oynatırsa sıra bir sonraki oyuncuya geçiyor. Çubukların puan değerleri var. Bütün çubuklar bitince oyuncular ellerindeki çubukların puanlarını sayarak bir skor elde ediyor. 

En yüksek puanı toplayan oyuncu oyunu kazanıyor. Rivayete göre oyunu 20. yüzyılda Avrupa Japonlar’dan öğrenmiş, sonra dünyaya yayılmıştır.

Genellikle büyük şehirlerin üzerinde toplanan kirli hava...

Smog,
Smog oluşumu. 
Kimyasal kompozisyonları bir kenara bırakacak olursak, atmosferde aerosollerin dağılımı ve tane irilikleri kaynaklarına bağlıdır. Gazlar, özellikle büyük şehirlerde, Hava Yoğunluğu (Smog) oluşturarak etkili olmaktadır. Havaya salınan fazla miktardaki gazlar, atmosferdeki havayı yoğunlaştırır, gaz tabakasını kalınlaştırır. Bu yüzden gelen güneş ışınları daha fazla emilir, daha az yansıtılır ve yapay bir sera etkisi oluşur. 

Gazlar, özellikle büyük şehirlerde, Hava Yoğunluğu (Smog) oluşturarak etkili olmaktadır.
Smog oluşumunun bulunduğu yerleşim yerlerinde yaşayan insanlarda;
- Akciğer ağrıları
- Hırıltı
- Öksürük
- Baş ağrısı
- Akciğer iltihapları görülür.

Sera Gazlarının Bilinen ve Olası Etkilerinden kuraklık ve seller etkili olacaktır. Sera etkisi çeşitli iklim değişikliklerine yol açacaktır. Önlem alınmadığı takdirde bazı doğa olaylarının olumsuz etkileri çok büyük boyutlara ulaşacaktır.

Uzun taneli ve kokulu bir pirinç türü ...

Basmati,   
Pirincin Kralı olarak adlandırılan Basmati, mükemmel lezzeti, sihirli aroması ve hafif dokusu ile anılır. Pirincin şampanyası sayılan, saf Basmati, dünyada bir tek yerde, Himalaya’nın eteklerinde yetişir. Nefis aromasının yanısıra, Basmati pirinci haşlandıktan sonra üfleyince uçacak kadar hafif, yumuşak ve ayrışan taneleri ile benzersizdir.
Basmati pirinci ilk olarak, Himalaya dağlarının dağ eteklerinde keşfedildi. Hindistan, Pakistan ve bazı diğer güney Asyalı ülkelerde üretilir. Hindistan ve Pakistan' da  kokulu ve lezzetli, bir pirinç cinsidir. Hindu' da, Basmati, güzel kokuyu ifade eder.  

Pirinç, (Farsça birinc, İng. rice, Fr. riz, Lat. Oryza sativa). 
Buğdaygillerden, kökleri bol su içinde yetişen bir bitki (Oryza sativa),
Buğdaygiller (Gramineae, Poaceae) familyasından, sulak ve bataklıklarda tohumları için kültürü yapılan bir yıllık otsu bitki.
Buğdaygiller familyasından, sulak ve bataklıklarda tohumları için kültürü yapılan, selüloz ve silis içeriği yüksek çok sert kavuza sahip, taneleri protein bakımından fakir, nişasta bakımından zengin tek yıllık otsu bitki.

Basmati pirinci ile Pilav;
Malzemeler,
100 gram basmati pirinci 
40 gram margarin 
30 gram çam fıstığı 
30 gram badem 
1 adet çubuk tarçın 
30 gram kuşüzümü 
Pilav hazırlanışı:

Pilavın yapılışı;
Fıstık, badem, tarçın ve margarini fıstıklar kavruluncaya kadar karıştırın. Basmati pirinç ve kuşüzümünü ilave ettikten sonra üzeri kapanacak kadar su koyup 15 dakika pişirin. Su azaldıkça su ilave edin. 15 dakika sonra ateşten alın.  Afiyet olsun.

En yaygın Hint/Pakistan pilavı ise şöyle yapılır.
Bir kuru soğan çok ince piyazlık doğranır, rengi açık kahverengi olana kadar, rengi açık kalmayacak soğanların sıvı yağda kavrulur, . 

Üzerine suda bekletilmiş, süzülmüş pirinçleri ilave edip bir iki çevirip suyu ekliyiniz. Basmati biraz daha fazla su çeker ve genelde lapa pilav olmaz. Yani sıcak suda bekletilen 1 bardak pirinç için 3/4 bardak kaynar su eklenir.
2-3 tane karanfil, tane karabiber, kabuk tarçın, tuz ve tane kimyon ve kakule (1 tane yeterli) ilave edilir. Tane kimyon kesinlikle koymalısınız. Tadı da toz halindekinden oldukça farklı. suyunu çekene kadar pişirilir. Afiyetle yenilir.

Adana' nın Kozan ilçesinin eski adı ...

Sis,
Kozan,  
Eski adı Sis olan Kozan, hemen ardında dimdik yükselen Toroslar’ın gölgesinde yer alıyor.
Tarihi M.Ö 19.yüzyılda Hititlilere kadar uzanan kenti, sırasıyla Asurlular, İranlılar, Makedonyalılar, Selefkuslar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Ermeniler ve Ramazanoğulları ele geçirmiş. Adana ilinin bir ilçesidir. Adana ovasının Yukarı Ova denilen kısmında düz arazinin tepelik bölgeye geçtiği kesimde kurulmuş olup, il merkezine uzaklığı 69 km' dir. 

İlçe kuzeyde Kayseri, Yahyalı, Feke, Saimbeyli; doğuda Osmaniye, Kadirli; güneyde Ceyhan, İmamoğlu; Batıda Aladağ ilçeleriyle çevrilmiştir. 

İlçenin yüzölçümü 1690 km²' dir. Adana' nın metropoller hariç, iki büyük ilçesinden birisidir. Ayrıca Adana il sınırları içindeki en geniş ilçedir. İlçe Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyet Döneminde 1926' ya Kadar Vilayetlik Yapmıştır. Ancak 1926' da Bazı Milletvekilleri Yüzünden Vilayetliği Lağvedilmiştir. Ayrıca Vilayetken Fevzi Çakmak' ı TBMM' ye milletvekili olarak göndermiştir. 

1893 yılında Osmanlı Devleti tarafından yapılan nüfus sayımına göre Sis (Kozan)' ın nüfusu 32.507 kişidir. Bunun %56' sı Türklerden, %43' ü Ermenilerden oluşmaktaydı. Kentte 18.338 Türk ve 14.026 Ermeni yaşamaktaydı. 
 
İlçe, merkeze bağlı; 2 belde, 86 köy ve 16 mahalleden oluşmaktadır. İlçe merkezinde 8 mahalle varken 2009' da mahalle sayısı 15' e çıkartılmıştır. İlçe merkezindeki en büyük mahalle olan Tufanpaşa, Kozan' nın nüfusu 12.310' dur.  Kozan ilçe merkezinin tamamına yakını Türklerden oluşmaktadır. Köylerinde tamamına yakını Türk' tür. Ancak az sayıda Arap ve Balkan Göçmeni bulunur. Aydın-Söke,Musul-Kerkük ve Bulgar göçmenleriyle yerli Halk olan Varsak Türkleriyle Beraber Bölgede ki Türk nüfusunu oluşturur. Türklerden ayrı olarak Toros Arapı denen Arap ırkı Torosların eteklerinde yaşarlar. Balkan Türkleri ise Kozan' ın Postkabasakal, Çokuk ve Boztahta köylerinde bulunmaktadır.











Kaynakça; http://tr.wikipedia.org/wiki/Kozan

Kötü, alçak, soysuz ...

Habis,
Kötü, Alçak, Soysuz (kimse), traître, dégénéré, . 
Kötücül (hastalık veya ur),
Kötü, uğursuz, (Mecaz anlamında).
kötü huylu ( ur, hastalık vb ) malin ( tumeur, maladie ) habis ur tumeur maligne 2 kötü, alçak,
Habis adam (homme dégénéré),
Kötü huylu tümör, yani kanser
Bağışlanan şey. 
Mukabilinde bir ücret istenmeyen şey. 
Parasız olarak verilen nesne.

Derin vadi ...

Kapuz,
Derin vadi, geçit, boğaz.

Kanyon.
İçine girilmeyen sık orman.
Kapız,
Dere.
İçine girilemeyen sık ağaçlı orman.
Vadi, 
İki dağ arasındaki çukurca arazi veya geçit, koyak

Bez parçalarından dokunan basit kilim ...

Pala,
Kilim,
Bez parçalarından dokunan basit kilim, yaygı.
Beyaz yünden dokunmuş bir çeşit örtü. 
Bez parçalarından dokunan adi kilim, yaygı.

Pala ayrıca aşağıdaki anlamlara da gelir;
Eski, kullanılmış (eşya, giysi). 
Paçavra, bez parçası.
Kumaş kırpıntısı. 
Yatak ve yorgan.
Çocuk bezi.
Balıkçı kayıklarındaki dümen.
Mendil.
Fasulye,
Testere. 
Çamaşır tokacı.

Hapishane...

Kodes, (Rumca).
Hapishane,
Dam,
Damaltı,
Delik,
Kafes, 
Kümes, 
Dar yer.
Cezaevi, 
Tutukevi,
İmamevi

İncir ya da kayısı ve cevizle yapılan bir tür kurabiye ...


Mirivan,

İncirli mirivan;
Malzeme;
250 gr şeker
400 gr ceviz
250 gr küçük doğranmış incir.
6 yumurta beyazı.

Tüm malzemeyi küçük bir tencereye koyup, kısık ateşte15-20 dakika haşlayın. Sürekli dibi tutmasın diye karıştırılır. Haşadığınız karışımı mermer tezgaha döküp soğumasını bekleyin.
Soğuyan karışımdan tatlı kaşığı ile parçalar alınarak tepsiye dizilerek, yaklaşık 25-30 dakika 150 derecede ısıtılmış fırında pişirilir. Soğuk olarak tüketilir. Dışı sert ısırdığınızda sakızımsı yapıda meyveli kurabiyenizi tadarsınız.

Kayısılı mirivan;
Malzemeler;
Yarım Kilo un
1 su bardağı toz şeker
2 Yumurta
100 Gr. Oda sıcaklığında margarin
1/5 Çay kaşığı kabartma tozu
Yarım su bardağı ceviz
Yarım su bardağı kuru kayısı
 
Hazırlanışı;
Unu geniş bir kaba eleyin. Elediğiniz unun ortasını havuz gibi açın. Şeker, kabartma tozu, margarin ve yumurtayı ortasına koyun. Yavaş yavaş yoğurun gerekirse biraz un ekleyin. Elinize yapışmayacak kıvama gelene kadar yoğurup dört eşit parçaya bölün her parçayı yuvarlayıp, merdane yardımıyla açın. Ceviz ve kayısıyı ince kıyarak hamurun üzerine bir miktar serpin. Merdane üzerinde yuvarlayıp hamura yapışmalarını sağlayın. Büyükçe ve yuvarlak bir kurabiye kalıbıyla veya bir bardak yardımıyla yuvarlak kesin. Yağlanmış fırın tepsisine sıralayın. Önceden ısıtılmış 180 dereceli fırında pişirin. Fırından çıkardığınız kurabiyeleri hafifçe oynatıp tepside soğumaya bırakın.
Afiyet olsun. 

"Balon Balığı" da denilen ve Japon mutfağının en seçkin yiyeceklerinden biri olan çok zehirli bir balık ...

Fugu,
Tobi,
Toado,

Balon Balığı ya da Japonca “fugu“, 
Balon Balığı (Lagocephalus sceleratus)
Birçoğu denizde yaşayan 90 kadar balık türüne, bir tehlike karşısında havayı ya da suyu içlerine çekerek balon gibi şiştikleri için balonbalığı denir. Sıcak ve ılıman bölgelerde dağılmış olan bu balıklar Güney Afrika'da tobi, Avustralya'da toado, Japonya'da fugu gibi yerel adlarla tanınır.

En irisi 90 cm uzunluğunda olan balonba-lıklarından birçoğunun derisi dikenlerle kaplı olduğundan, şiştikleri zaman bir iğnedenliği ya da kirpiyi andırırlar. Ayrıca türlerden çoğu zehirlidir. Tetraodontoksin denen bu çok güçlü zehir balığın özellikle karaciğerinde, bağırsaklarında ve kanında yoğunlaşmıştır. Buna karşın Japonlar, özel olarak eğitilmiş aşçıların pişirdiği fugu balığını çok severek yerler. Balonbalıklarının dişleri birbiriyle kaynaşa­rak bir gaga biçimini almıştır. Bu yüzden, yumuşakçaların ve kabukluların kabuklarını kırabilir, mercan öbeklerinden parça kopara­bilirler. 

Yüzgeçlerini hafifçe dalgalandırarak süzülür gibi ağır ağır yüzen balonbalıklarına daha çok haliçlerin sığ ve ılık sularında, mercan kayalıklarının yakınında ve deniz diplerindeki bitkilerin arasında rastlanır. Bazı türleri de az tuzlu ve tatlı sularda yaşar. 

Güneydoğu Asya' da yaşayan balonbalığının (Tetraodon cutcutia) sırtı koyu yeşil üstü­ne açık renk lekeli, gövdesinin yan bölümleri sarımsı, karnı ise beyazdır. Bu balık, akvar­yumlarda üretilebilen çok az sayıdaki balonbalıklarından biridir. Süveyş Kanalı' nın açılmasından sonra Akdeniz'e kadar sokulan balonbalıklarının birkaç türü, Ege'nin güneyi­ne kadar uzanan sıcak kesimlerde de bulunur. Balonbalıklarıyla akraba olan sivri burunlu balonbalıkları da ürktüklerinde gövdelerini yusyuvarlak şişirebilir. Burunları uzun ve sivri olan bu balıkların boyu 20 santimetreyi geçmez.


Balon balığı genelde deniz avcılarımızın sık olamasada arada bir yakaladığı balık cinsidir. Araştırılan bilgilere göre bazıları hiç  yenilmemesini tavsiye ediyor bir kısmıda iyice temizlendikten sonra yenilebilir diye açıklama yapıyorlar ama Japonların fugu dediği bu balık cinsini Japonya' daki en iyi aşcılar dahi bu baliğin yenmemesini tavsiye etmislerdir.
Bu balık çiğ şahane olur. Küçükse fileto çıkmayacaksa kızartmaya yakışır. Ama filetoluk, etli butlu, bir büyüklükteyse, kızartıp mundar edilmemek gerekir. Filetosu çıkarılabilecek kadar büyükse çiğ halde ya da shabu shabu olarak yenilmelidir. 
Japonya’da Yamaguchi vilayeti, özellikle Shimonoseki ilçesi, bu balıkların üretimi ve pazarlanması konusunda nam salmıştır. Nagoya civarında da üreticisi-balıkçısı olsa da pazarın aslan payı Shimonoseki Dalyan Balıkçısı’ nındır.

Büyük servis tabaklarına ince ince, neredeyse yarı saydam halde, dilimlenmiş ve özenle bir geometrik desen oluşturacak şekilde dizilmiş yüksek kalite tora fugu bir ikram şaheseridir.
Yanında gelen yeşil soğan, soya sos, öğütülmüş kırmızı biber ve pirinç sirkesinden yapılma, ponzu adı verilen sosa batırılarak yenir. Ayıptır söylemesi tadı güzeldir evet ama kendine aşık edecek kadar da değildir.
Sanırım pahalı olmasına sebep az bulunması, Shimonosekili balıkçılar mafyası, güzel olduğu mevsimin kısa sürmesi, üçkağıtçı lokantalar ve işi bilen aşçıların işgüzarlığındandır.


Deneyimli ellerden çıktığından bu balığın zehri umrumda bile değilse de tadılması gereken asıl lezzet, sıcak fugu hire-zake (hirezake: balık yüzgeci ile tatlandırılmış pirinç rakısı) içinde yapılan fugu shabu shabu’ dur. 






Kaynakça, 
MsXLabs.org & Temel Britannica

Saka Türklerinin bir destanı ...

Şu Destanı,
Alp Er Tunga Destanı,

İlk Türk Destanları;
Altay, Yakut Türkleri; Yaradılış  Destanı  
Saka Türkleri; Alp  Er Tunga  Destanı, Şu Destanı   
Hun  Türkleri, Oğuz  Kağan  Destanı; Bozkurt Destanı, Ergenekon Destanı  
Uygur Türkleri  Dönemi; Türeyiş  Destanı, Göç   Destanı,

Sakalar
Eski Farsça: Sakā, Antik Yunanca: Sakai, Sanskritçe: Şaka, Han Hanedanı dönemi Çincesi: Sak ya da Şak.

Eski Çağ Orta Asya'sında İran kökenli atlı-göçebe topluluk. Türk olduklarına dair görüşlerde vardır. Saka kelimesi Ahamenişler döneminden sonra Eski Farsça' da kullanılmaya başladı. Yunanca' da Sakai olarak hitap edilen Sakalar ile İskitler'in aynı ülke olduklarına dair tezler mevcuttur fakat kesin kanıt bulunmamaktadır.
Tanrı Dağları ve Fergana Vadisi arasında yaşayan Sakaların Bir kısmı Akemenesilere itaat ederek Yunan-Pers Savaşına da katılmışlardı. M.Ö. 2. yüzyılda Orta Asya'dan güneye inerek Bahtriya'yı yendikten sonra Hint yarımadasına girdiler. Sakalar dönemine ait Alp Er Tunga ve Şu olmak üzere iki destan tesbit edilmiştir. 

Alp Er Tunga destanı;
M.Ö. VII. yüzyılda yaşamış kahraman ve çok sevilen bir Saka hükümdarıdır. Alp Er Tunga Orta Asya'daki bütün Türk boylarını birleştirerek hâkimiyeti altına almış daha sonra Kafkasları aşarak Anadolu Suriye ve Mısır'ı fethetmiş ve Saka devletini kurmuştur. Alp Er Tunga'nın hayatı savaşlarla geçmiştir. Uzun süre mücadele ettiği iranlı Medlerin hükümdarı Keyhusrev 'in davetinde hile ile öldürülmüştür. Alp Er Tunga ile iranlı Med hükümdarları arasındaki bu mücadelelerin hatıraları uzun asırlar hem Türkler hem iranlılar arasında yaşatılmıştır. Alp Er Tunga, Asur kaynaklarında Maduva, Heredot'ta Madyes, iran ve islâm kaynaklarında Efrasyab adlarıyla anılmaktadır.
Şu Destanı :
Şu destanı M.Ö. 330-327 yıllarındaki olaylarla bağlantılıdır. Bu tarihlerde Makedonyalı İskender, İran'ı ve Türkistan'ı istilâ etmişti. Bu dönemde Saka hükümdarının adı  Şu idi. Bu Destan Türklerin iskender' le mücadelelerini ve geriye çekilmeleri anlatımaktadır. Doğuya çekilmeyen 22 ailenin Türkmen adıyla anılmaları ile ilgili sebeb açıklayıcı bir efsane de bu destan içinde yer almaktadır. Kaşgarlı Mahmud Divan ü Lügat-it Türk' de İskender' den Zülkarneyn olarak bahsetmektedir. Destanın tesbit edilebilen kısa metni şöyle özetlenebilir: İskender, Türk memleketlerini almak üzere harekete geçtiğinde Türkistan'da hükümdar şu isminde bir gençti. İskender'in gelip geçici bir akın düzenlediğine inanıyordu. Bu sebeble de İskender'le savaşmak yerine doğuya çekilmeği uygun bulmuştu. İskender'in yaklaştığı haberi gelince kendisi önde halkı da onu izleyerek doğuya doğru yol aldılar. Yirmi iki aile yurtlarını bırakmak istemedikleri için doğuya gidenlere katılmadılar. Giden gurubun izlerini takip ederek onlara katılmaya çalışan iki kişi bu 22 kişiye rastladı. Bunlar birbirleriyle görüşüp tartıştılar. 22 kişi bu iki kişiye: "Erler iskender gelip geçici bir kişidir. Nasıl olsa gelip geçer , o sürekli bir yerde kalamaz. Kal aç" dediler. Bekle , eğlen, dur anlamına gelen "Kalaç" bu iki kişinin soyundan gelen Türk boyunun adı oldu. iskender Türk yurtlarına geldiğinde bu 22 kişiyi gördü ve Türk'e benziyor anlamında " Türk maned " dedi. Türkmenlerin ataları bu 22 kişidir ve isimleri de iskender'in yukarıdaki sözünden kaynaklanmıştır. Aslında Türkmenler, Kalaçlarla birlikte 24 boydur ama Kalaçlar kendilerini ayrı kabul ederler. Hükümdar şu Uygurların yanına gitti. Uygurlar gece baskını yaparak iskender'in öncülerini bozguna uğrattılar. Sonra iskender ile şu barıştılar. İskender Uygur şehirlerini yaptırdı ve geri döndü. Hükümdar şu da Balasagun' a dönerek bugün şu adıyla anılan şehri yaptırdı ve buraya bir tılsım koydurttu. Bugün de leylekler bu şehrin karşısına kadar gelir, fakat şehri geçip gidemezler. Bu tılsımın etkisi hâlâ sürmektedir.

Rumen halk edebiyatında hüzünlü duyguları dile getiren lirik şarkı ...

Doina,
Rumen ezgisi, 
Romen halk edebiyatında bazen aşk, bazen yakınma ve yas anlatan şarkı.
Rumen halk edebiyatında hüzünlü duyguları dile getiren şarkı

Tıp dilinde can çekişmeye verilen ad...

Agoni,  (İng. agony). 
Can çekişme.
Şiddetli ağrı, eziyet, acı, ızdırap veya etkilenme.
İleri derecede acı, ağrı, keder, bitkinlik verici ızdırap, ölüm durumunda veya ölüm öncesi dönemde olma, agoni.
Ölüm öncesinde vücut işlevlerinin bozulduğu, özellikle solunum ve dolaşım sistemlerinde problemlerin ortaya çıktığı, kas tonusuyla reflekslerde azalmanın meydana geldiği geri dönüşümsüz dönem, agoni.

Nükleer patlama benzeri olaylarda ölen kişiler dışında her ölümde uzun ya da kısa süren bir Agoni dönemi mevcuttur. Agoni sözcüğü, mücadele etme ve savaşma anlamındadır. Ölüme karşı direnişi ifade eder. Yaşam ile ölüm arasında canlılığın son dönemidir. Birdenbire inhibisyon veya şiddetli travma sonucu ölümlerde canlılık hemen sona erdiğinden agoni dönemi çok kısadır. Hatta bu dönem hiç izlenmeyebilir. Bazı ölümlerde birkaç dakika veya birkaç saat sürer. Kronik hastalıklara bağlı ölümlerde ise agoni dönemi günlerce sürebilir. 

Agoniye girmiş kişilerde patolojik, travmatik, toksik veya fonksiyonel nedenlerle artık geriye dönüşü olmayan işlev bozuklukları, düzensizlik ve yetersizlik söz konusudur. Zaman zaman görülen iyilik durumları olsa dahi ölüm kaçınılmazdır. Bilinç ve diğer duyular bazı vakalarda hayatın sonlandığı ana kadar açıktır. Çoğunlukla agoniye giren kişilerde hareketsizlik, sessizlik vardır. Kişi vücudunu kaldırma ve çevirme gücünü bulamaz. Vücutta bir takım gayri iradi hareketler izlenir. Göz kapakları titrer ve parmaklarda para sayar gibi hareketler olur (karfoloji), birden bire kalkar doğrulur, ataklar yapar, kolunu ve ayağını fırlatır. Uyarıları duysa, anlasa ve hissetse bile net bir cevap veremez. Bazen bir şeyler söylemek ister. Dudak hareketleri gözlenir. Ses hırıltılıdır ve çoğu zaman ne dediği anlaşılmaz. Ağızda yutma güçlüğü nedeniyle tükürük birikir. Gözler sabittir. Kas tonusu azlığı nedeniyle yüz ifadesi değişir. Yüzde iri taneli ter damlacıkları bulunabilir. Nabız kesintili ve düzensizdir. Çene yarı açık, bakışlar sabit göz kapakları yarı kapalıdır. Yavaş yavaş yüz ve dudaklar sararıp solar. El ve ayaklar soğumaya başlar. Kişi öleceğini bilir ve anlar. Bu durumda bazı hukuki işlemlerde bulunmak ister. Bu gibi durumlarda hukuki isteklerin geçerli olabilmesi için hekimler tarafından kişinin bilinçli olduğunun tespiti şarttır. Eğer bilinç açık ise ölecek kişinin son istekleri yapılır ve hukuken geçerlidir. Agoni esnasında duyulardan ilk önce görme duyusu kaybolur. Daha sonra diğer duyular yavaş yavaş kaybedilir. Agonin son safhasında bazen bu haller birden kaybolur. Kişinin adeta iyleştiği ve hayata döndüğü zannedilir. Bu hal tükenmek üzere olan canlılığın son dönemidir. Halk arasında bu hale “ölüm iyiliği” denir ve bu dönemden hemen sonra kişi ölür.

Kilime benzer, renkli ve motifli uzun yolluk ...

Zili, (Sili),
Halı, Kilim, Cicim, Sumak, Renkli uzun yolluk.
Dokunması güç, motifleri bol kilimi andıran tek parçalı bir dokuma. 

Yörük köylerinde zili dokuma, her desen ipliğinin kendi desen alanında enine üç üstten, bir alttan atlayarak geçirilmesi ile yapılır. Sıra tamamlanınca bir veya birkaç atkı atılarak sıra sıkıştırılır. Verev desenlerde üç üstten, bir alttan yapılan işlemler her sırada çözgü ipliği kaydırılarak devam ettirilmektedir. Zili dokumalarının motifleri fare dişi, kespik, nik, kertik, çubuk, böbrek gibi ilginç isimlerle anılır. Genellikle enleri 1 m olan zililerin boyları yaklaşık 4 ya da 4,5 m olur. Zili dokumalar da yaygı, seccade, çadır eşyası ve minder örtüsü olarak kullanılır. Düz, çapraz, çerçeveli, damalı zili gibi çeşitleri vardır.

Cicim, sumak ve zili kilim benzeri yaygı türleridir. Fakat dokuma teknikleri kilim dokuma tekniğinden farklıdır. Cicim, sumak ve zilinin kilimden farkı terslerinin ve yüzlerin birbiriyle aynı olmamasıdırHalı, cicim, zili ve sumak türü dokumalar kirkitli dokumalardır. El dokumalarının bir kısmında atkı ipliğini sıkıştırmak amacıyla kullanılan araca “kirkit”, bu aracın kullanıldığı el dokumalarına da kirkitli dokumalar denilmektedir. Bazı yörelerimizde kilim dokumalarında da kirkit kullanılmaktadır.

Sumak;
Sumak dokuma, cicim ve zilide olduğu gibi yaygının tersinden yapılır. Bir renkteki desen alanında, desen ipliklerinin devamlı olarak çözgü çiftlerine sarılmasıyla oluşturulan sumak dokumada, desen iplikleri cicimdeki gibi dokuma yüzeyinde kabarıklık oluşturmaktadır. Desen iplikleri, kendi alanında çözgü ipliklerine dolandıktan sonra bazen arkadan yana veya yukarıya doğru geçerek aynı renkteki başka desen alanlarına dolanarak devam eder. Bu ipliklerin çözgülere dolanış şekline ve desen ipliklerinin arasına atkı atılıp atılmamasına göre atkılı sumak dokumalar ve atkısız sumak dokumalar olarak iki kategoriye ayrılır. Sumak dokuma çeşitlerinden bazıları: atkılı/atkısız düz sumak dokuma, atkılı/atkısız ters sumak dokuma, atkılı/atkısız balık sırtı sumak dokuma, atkılı/atkısız çapraz-alternatif sumak dokumadır. Sumak dokumalar da seccade, heybe, gelin çuvalı ve yaygı olarak kullanılabilir.
 
Cicim;
Çözgü iplikleri arasına atılan renkli desen ipliklerinin sıkıştırılması ile oluşan dokumalara “cicim” adı verilir. En yaygın cicim çeşidi atkısı kıl olanlardır. Desen ipiliğinin kullanılışına göre 2-3 çeşit cicim dokuma türü vardır. Cicim dokumada kullanılan teknik sayesinde dokumanın yüzeyinde iğne ile işlenmiş gibi kabarık desenler oluşur. Desenler oluşturulurken atkı iplikleri ile desen iplikleri belli bir sırayı takip eder. Atkı ipliği atıldıktan sonra yapılacak desene göre desen ipliği, bir veya daha fazla çözgü ipliği atlatılarak istenen desen oluşturulur. Bu desenler, ipliğin kalınlığına, inceliğine ve serpme motiflerine göre değişiklik gösterir. Cicim dokuma bir çok farklı amaçla kullanılabilir. Anadolu'da cicim dokumalar heybe, masa örtüsü, gelin çuvalı, hurç, minder veya yastık kılıfı, divan örtüsü, seccade ve yaygı olarak kullanılır.

Gazete ve dergi gibi şeylerden kesilmiş yazı ...

Kupür, (Fr. coupure, İng. coupure).  
Kesik,
Para ve taşınır değerlerin üzerlerinde yazılı değere göre, her birimine verilen isim.
Giyside kesim.

Bursa' nın İnegöl ilçesinde bir kaplıca ve mağaranın ortak adı ...


Oylat kalıcaları,
Oylat şelalesi,
Oylat mağarası,
Oylat Kanyonu,


Bursa-Eskişehir Karayolu üzerinde, İnegöl' e 27 km. uzaklıktaki Oylat Kaplıcaları; Uludağ' a sırtını dayamış, iki tarafı yemyeşil vadilerle çevrili bir yamaç üzerine kurulmuştur. Bursa' nın İnegöl ilçesine bağlı Oylat' ın içinden, Oylat deresinin çağlayanlar meydana getirerek geçtiği vadi, çam, gürgen, meşe, kestane ıhlamur, kavak, çınar ağaçları ile kuşburnu ve böğürtlen bitkilerinden oluşan ormanla bütünleşir. Oylat deresinin suladığı vadi, doğanın serinliği ve yumuşaklığı sayesinde dinlendirici bir özelliğe sahip. Uludağ' ın kar suları ve civardaki kaynaklarla beslenen bu dere, 45 dk' lık mesafede ormanın içinde güzel bir şelale oluşturmaktadır. Aynı zamanda lezzetiyle sofralarımızı zenginleştiren alabalığın yatağını da oluşturur.

Deniz düzeyinden 840 metre yükseklikte bulunan, doğal tedavi merkezindeki su sıcaklığı 40 derecedir. Bölgede biri eski, ikisi yeni üç haman var. Ortasında 8. 10 x 5. 60 boyutunda, 1. 70 metre derinlikte bir havuz ve yıkanma yeri bulunur. Su üç aslanağzından dökülüp büyük havuza geçer. Hekim raporuna göre, kaplıcalarda kalma süresi yarım saat ile 45 dakika arasındadır.  Termal özelliği olan, 21 günlük küre kesinlikle uyulması gerekir. Oylat kaplıcası' nın çevreye akan radyoaktivite ve diğer şifalı öğeleri içeren suyu, ormanın temiz havasına yayılır. Oylat kaplıcası, nevralji, nevrit, siyatik, meralji, parastezzik, interkoskal ve oksipital nevraljilere iyi geliyor. Ağrılı sinir hastalıkları, romatizma, çocuk felci türü hastalıklar da banyo ve su içi masajlarda fayda sağlar. Vücut hücrelerinin faaliyetlerini harekete geçirici olan su, iç ifrazatı artırıcı gibi etkilerle, vücuda enerji ve zindelik kazandırır.

Bizans İmparatorluğu zamanında İnegöl hakim  tekfurunun kızı amansız bir hastalığa yakalanır. Hakim tekfuru çok sevdiği kızının acılarına tahammül edemez ve gözlerden uzak ama o zamanlar adı olmayan kaplıcaya gönderir. Son günlerini  yaşayacağına inanılan kıza sürekli “ölyat” denir.  Kız kaplıcadan çıkan sıcak suyla yıkanarak bir  süre sonra şifa bulur. O gün bugündür ölyat  kapıcası şifalı olarak bilinir ve ismi “Oylat”  olarak değiştirilir.

Oylat Mağarası, Oylat Kaplıcaları yolu üzerindeki Oylat Mağarası toplam 665 metre uzunluğunda 126 metre de girişe göre derinliğe sahiptir. Hilmiye köyünün 1 kilometre güneyinde yer alan Oylat Mağarası Oylat Kanyonunun sonlandığı noktadadır. İçinde bulunduğu Oylat Kanyonu anlatılmaz bir güzelliğe sahiptir. Mağara içinde çok güzel sarkıt, dikit, damlataşlar ve damlataş havuzu vardır. Turistlerin çok ilgisini çeken bu mağaranın girişeine ulaşabilmak için derin bir derenin geçilmesi gerekmektedir.

Tıp dilinde kasık fıtığına verilen ad...

Hidrosel, (İng. hydrocele).
Halk dilinde Su fıtığı denir,

Tunika vaginalis testis’te seröz sıvı birikimi sonucu skrotumun ağrısız şişliği. Bulunduğu tarafta şiddetli testis dejenerasyonuna neden olur.

Karın içi boşluğu ile yumurta torbası arasında yer alan kanaldaki karın içi zarı bağlantısının doğumdan sonra açık kalması ile oluşur. Bir ya da iki yumurtanın etrafında, bazen veya devamlı sıvı birikimi ile kendini gösterir.  Erkek bebekler annelerinin karnında gelişmelerini tamamlarken, testisleri yani erkek yumurtaları da kendi karınlarının içinde gelişmeye başlar. Testisler bebeğin karnından torbalarına hamileliğin son 2 ayında inerler. İşte bu yolculuk kasık bölgesinde bir kanal içinden olur. Karın içindeki testisler her iki kasıkta ayrı ayrı oluşan iki kanaldan geçip dış dünyaya, yani erkek çocuğun torbalarına varırlar. Bu kanallar normalde doğuma birkaç gün kala vazifeleri bittiği için kapanırlar. Böylece karın içi ile dışı arasında bağlantı kalmaz. Ancak bu kanallardan birisi veya ikisi birden kapanmazsa o zaman fıtıklaşma olur. Nispeten dar bir kanal açıklığı kaldıysa, karın içi sıvısı bu kanallardan kasığa ve torbaya akar ve burasını şişirir. Bu şişlik çocuk uyanık ve hareketli iken artar. Çocuk uyuyup sakin yatınca azalır veya kaybolur. Tıp dilinde bu hastalığın adı Hidroseldir. Halk arasında Su fıtığı olarak bilinir. 

Erkek bebeklerinkine benzer bir kasık kanalı kız bebeklerde de başka bir gaye ile vardır ve kapanmayabilir. Ancak kız çocuklarında kasık fıtığına daha az rastlanır ve kızlarda dışarı fırlayan organ çoğunlukla barsak değil yumurtalıklardır. Anneler kasıktaki şişliğin içinde bir fındık gibi yumurtalığın farkına çoğu zaman varırlar. Ne olduğunu çıkaramasalar bile şüpheleri artarak hekime daha çabuk başvururlar.

Fıtık mümkün olan en kısa zamanda tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Tedavide gecikmeler olduğunda barsak düğümlenmeleri, barsak ve yumurtalık çürümeleri kaçınılmazdır. Halk arasında " fıtık boğulması " diye tanımlanan böyle durumlarda birkaç saat içinde doğru müdahaleler yapılmazsa sıkışan organların kanlanmaları ve beslenmeleri bozulur ve çürüme meydana gelir. Geç kalındığında hem hayati tehlike ortaya çıkar, hem de organların çürüyen kısımların çıkartmak gerekir.

Tedavi ameliyattır. Kasık bağı veya korse gibi yöntemler tüm dünyada 40 yıl kadar önce terkedilmiş olan tehlikeli yöntemlerdir. Bunlarla hem hastalık geçmez, hem yapılacak ameliyat zorlaşır, hem de altında fıtık boğulması geliştiğinde farkedilmeyebilir ve hayati tehlikeler ortaya çıkabilir.

Çocuk cerrahisi uzmanlarınca ve çocuklara özgü yöntemlerle yapılması gereken ameliyatlarda prensip, açık kalan kanalın kapatılarak karın içi ile olan iştirakin ortadan kaldırılmasıdır.


















Kaynakça; http://www.saglikbilgisi.com/ 

İnsan ya da hayvanın iç organları ...

Ahşa,  
Haşa,
Bağır, 
Ciğer, bağırsak vb. vücut boşluklarında bulunan organların ortak adı, ahşa.
Haşâ, Vücuttaki bağırsak, ciğer gibi organlar,
Vücuttaki bağırsak, ciğer gibi organlar.
Pek korkunç. Çok korkunç. Çok korkunç yer.


Cehennem Zebanisi ...

Ateşi,
Zebella.
Zebani,
Cehennem'de vazife gören melek.
Cehennem bekçisi. 

Cehenneme gidenlerle meşgul olan melek, cehennemlikleri cehenneme atmaya memur edilen melek, cehennem bekçisi. Çoğulu zebâniyyûn'dur.   Cehennem bekçisi olan zebânîler, azap melekleri diye tavsif edilmiştir. Kuranı Kerim diliyle zebani, Cehennem koruyucusu' dur. 

Ateş, insan cismine çok büyük acı ve ızdırap verdiği için ahirette kâfir ve münâfıkların cezası ateşle verilecektir. Böylelikle Cehennem, Allah'ın tutuşturulmuş ateşinin ismidir. Burada görev yapan memurlara Ateşi, zebani, bekçi denilmektedir.
Miraç’ ta cehennem bekçisi, Malik' dir. Malik cehennemden iğne deliği deliği kadar bir yer açtı. Oradan iplik inceliğinden siyah bir duman çıktı. O duman bir saat çıksaydı; bütün yeri ve semaları o dumanın karanlığı sarardı. Güneşin, ayın ve diğer aydınlık veren şeylerin ziyası ve nuru görünmezdi; mahvolurdu. Ancak Malik, o deliği o anda eli ile sığadı; o duman yok oldu. 

Cehennem birbirinin atında yedi tabakadır. 
1. Cehennem,  en yukarısıdır, oraya müminlerin en asileri girer. 
2. Leza, Buraya Nasara girecektir,
3. Hutame, Buraya da Yahudiler girerler,
4. Sair, Buraya da Sabiler girerler.
5. Sakar, Buraya da mecusiler girerler.
6. Cahim, Buraya da müşrikler girerler.
7. Haviye, Buraya da münafıklar girerceklerdir. 
    Bir de Allahlık davası güdenler girerler. Firavun, Nemrut gibi.

Ben, aşağı tabakada olanların azaplarının şiddetinden bakmaya takat getiremedim. Ancak üst tabakada olanlara baktım. Buraya ümmetimin asileri girerler. Buraya bakınca gördüm ki:
Orada ateşten yetmiş derya var. Her deryanın kenarında ateşten birer şehir var. Her şehirde ateşten yetmiş bin ev var. Her evin içinde ateşten yetmiş bin sandık var. O sandıkların içinde de, erkekler ve kadınlar var. Oraya hapsolmuşlar. Yanlarında yılanlar ve akrepler var. 

Gerçeğe uygun, doğru, esas ...

Otantik, (Fr. authentique). 
Eskiden beri mevcut olan özelliklerini taşıyan.
Asıl, esas, doğru.
Gerçek olan, gerçeğe veya aslına dayanan,
Orijinal,  Özgün,
Mevsuk (Arapça),
Belgeye dayanan, doğru, doğruluğuna güvenilen, sağlam.

Güzel, hoş, latif ...

Rana, (Osmanlıca),  
Güzel, göze hoş görünen.
İyi, güzel, hoş, lâtif. 
Pür ve revnak olan.
Yumuşak, hoş, ince bir güzelliği olan,
Hoş, narin, şirin.
Yumuşak, nazik. 
Hoş, (Farsça), Beğenilen, duyguları okşayan, zevk veren
 

Bezek ...

Süs, (İng. Ornament). 
Süsleme, Bezeme içinde bir tek süs örgesi. 
Bezekleme, örge, su.
Süs, ziynet. 
Bir eseri süslemeye yarayan motiflerin her biri.
Süslü elbise.
Süs, süs eşyası, takı.
Bezek (Osmanlıca), Zinet, süs, debdebe, gösteriş.

Müsavi ...

Eşit, (Arapça).
Denk,
Birbirine denk olmak, aynı seviyede olmak. 
Denk, aynı derecede.

"Avcı hastalığı" , Tavşan Vebası" da denilen akut enfeksiyon hastalığı ...

Tularemi, (İng. tularemia). 
Avcı hastalığı,
Tavşan vebası,
Tavşan humması,
 
Kemirgenlerde (tavşan, fare, sincap vb.) öldürücü nitelikte, oldukça bulaşıcı, Francisella tularensis’ in (Pasteurella tularensis) neden olduğu, doğrudan veya kenelerle yayılan, şiddetli seyirli, ateşli hastalık. Mikroorganizma doğada çok yaygın olarak bulunur, birçok evcil hayvanı, insanı ve yabani kemiriciyi enfekte eder, tavşan humması. Hastalık hayvanlardan doğrudan temasla geçe­bildiği gibi sinek ve kenelerle de taşınabilir. Kuluçka devresi, üç gündür. Önemli bir zoonoz etkenidir.

Hastalık yeri tesbit edilemeyen genel mikroplanmalara sebep olabileceği gibi, deride, gözde, akciğerler­de, ve sindirim yolunda da yerleşebilir. Dış tularemide bulaş­manın başladığı yerler eller, gözler ve ağızdır. Buralarda önce küçük bir kabarcık oluşur, sonra ur şeklinde büyüyerek par­çalanır. Bulaşma yeri nedeniyle bu bölgelerdeki lenf bezleri şişer ve ağrır. İç tularemi ise, akciğer tüberkülozu ya da bağır­sak nezlesine benzeyen bir seyir izler. Böylece, vücuttaki tüm lenf bezleri şişip ağrıyabilir. Ateş durumu çok değişkendir. Ço­ğu kez kızamığa benzer deri döküntüleri ateşi izler. Tedavi edil­meyen hastalık 2-4 hafta sürer. En sık görülen yan etkisi lenf bezlerinin iltihaplanmasıdır.

Hastalık ve ölüm halinde sağlık kuruluşlarına bilgi verilmesi gereklidir. Salgın durumlarında hastalık yapan hayvanların yok edilmeleri zorunludur.

Tularemi ilk defa 1911 yılında McCoy tarafından Kaliforniya’nın Tulare bölgesinde, sincaplarda görülen veba benzeri bir salgın hastalık olarak tanımlanmıştır. İnsanlarda hastalığı ilk tanımlayan ise Edward Francis’dir. Bu hastalıkla ilgili çalışmaları nedeniyle E. Francis’e 1959′da Nobel ödülü verilmiştir. Tularemi, her mevsim görülebilmekle birlikte, insanların kullandığı sulara, yağışlar nedeniyle dışarıdan su sızıntılarını yoğun olabileceği kış ve bahar aylarında daha çok görülebilmektedir.

Hasta hayvanlara temas etmekle ve onların kirlettiği suyu tüketmekle bulaşan, ateş, halsizlik, karın ağrısı, boyunda şişlik belirtileri görülebilen Tularemi hastalığı, aniden süratle yükselen ateş, şid­detli baş ağrısı, kırıklık, bulantı, kusma ve ishal belirtileridir.

Devletler hukukunda, bir ulusun hangi devlete bağlanacağıyla ilgili oylama ...

Plebisit, (Fr. plébiscite). 
Devletler hukukunda bir ulusun hangi devlete bağlanacağıyla ilgili oylama. 
Halk oylaması.
Referandum, (Fr. référendum).

Plebisit bir şekilde güven oylaması manasını ihtiva ettiği için, günümüzde pek sık kullanılmamaktadır.

Plebisit, bir kişi veya önemli bir siyasi meselede halkın oyuna başvurma, bir hü­kümdar veya bir hükümet seçme; bağımsız­lık veya başka bir devlet tarafından ilhak edilme yönünde bir tercihte bulunma veya Önemli milli bir siyasi konu hakkında karar verme gibi hayati konularda irade beyanın­da bulunulması için bir ülkede veya belirli bir bölgede yaşayan bütün ahalinin görüşü­ne müracaat etme şeklinde tarif edilebilir.

Plebisite gidilmesini gerektirecek hayati konular, bir ülkenin veya belirli bir bölge­nin ve burada yaşayan insanların geleceği­nin tesbit edilmesi bakımından temel fak­törler olarak kabul edilebilecek konulardır: Bir kimseyi imparator, kral veya lider ola­rak kabul edip etmeme; bağımsız bir ülke veya bir bölge olarak kalma veya başka bir ülke tarafından ilhak edilme konusunda bir tercihte bulunma; nihayet ülkeyi veya söz-konusu bölgeyi ilgilendiren başka bir milli siyasi konu hakkında karar verme

Kanunların halkın referandumuna sunulması usulü ABD ve İsviçre'de temel bir prensip olarak kabul edilmiştir. Bugüne kadar referanduma sunulmuş dünya anayasaları içinde sadece 1946 Fransız Anayasası halk tarafından birinci oylamada reddedilmiştir. Bu anayasa ikinci referandumda kabul edilmiştir.

Kastamonu' nun Küre ilçesinde bir kanyon ...

Ersizlerdere Kanyonu,
Ersizler ve Ersizlerdere köyleri Küre ilçesine bağlı birbirlerine çok yakın iki kardeş köyümüzdür Küre İnebolu yolu üzerinde Küre ye biri 8 diğeri 12 km dir. Ersizlerdere köyü Kastamonu ilimizin Küre ilçesine bağlıdır. Ersizlerdere'nin Ankara'ya uzaklığı 317 km. Kastamonu il merkezine 64 km. Karadeniz'e 25 km. Ortalama yükseltisi 850m.dir. Ersizlerdere köyü dağlık, ormanlık, ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Kendi adını taşıyan Ersizlerdere kanyonu buradadır, ve aynı zamanda merkez mahallesi de olan Dereköy'e adını veren dere köyün ortasından geçmektedir. Tarihi Ecevit çorbasını da harikulade bir doğal güzelliğe sahip olan Ersizlerdere köyündeki Emin ustanın yerinde içmenin tadına da doyum olmaz.

Valla Kanyonu, 
Kastamonu’nun Pınarbaşı İlçesi Muratbaşı köyü sınırları içerisinde bulunan Valla Kanyonu’nun ilçeye uzaklığı 26 km’dir. Muratbaşı Valla mahallesine kadar stabilize, Kanyona kadar olan 1.5 km’lik kısmı ise orman içi patika yoldur. Valla Kanyonu, Devrekani Çayı ile Kanlıçay’ın birleştiği bölgeden başlamakta olup, Cide ilçesi istikametinde 12 km uzunluğunda, yan duvar kayaların yüksekliği yer yer 800-1200 metreye ulaşan, girişi son derece zor olan ve Muratbaşıköyü Valla mahallesinin altından orman içi 1.5 km’lik yolculuktan sonra bu iki çayın birleştiğ yerden seyredilebilmektedir.

Çatak Kanyonu
İlçenin en önemli turizm değerlerinden olan Çatak Kanyonu merkeze 7 km. uzaklıkta olup 6 km.si araç ile 1 km.si dağ içindeki yürüyüş parkurundan, 900 m. Yüksekliğe sahip gözetleme noktasına ulaşılmaktadır. Dünyanın 4. büyük kanyonu olması özelliğine sahip Çatak Kanyonu cazibesi, vahşiliği, gizemli görüşüyle içinde geçilebilir 7 km. alanı ve yüzerek veya bot ile geçilebilmektedir.

Horma Kanyonu, 
Pınarbaşı İlçesi’nin Ilıca köyünde yer alıyor. Avrupa’nın en yaşlı ormanlarının arasında ve doğa harikası bir coğrafyada yer alan kanyon, akvaryumu andıran derin göllerden ve irili ufaklı şelalelerden oluşuyor.

Çal Kanyonu, 
Kastamonu Azdavay ilçesi Gültepe köyü sınırları içersinde bulunan Çal kanyonu, Azdavay’a 25 km, pınarbaşı’na 17 km’ mesafededir.

Akdeniz kıyılarında çok yaygın bir karides cinsi ...


Nika,
Karidesler, çoğunun eti yenilebilir. En gösterişli karides 20 santim uzunluğunda olabilen ve başka türlerdeki gibi iki yerine, üç çift kıskacı olan Karamot' tur (Penaeus caramota). Akdeniz kıyılarının derin sularında yakalanır.   Ancak   haşlandıktan sonra pembe olan Pembe Karides uzun ve dikenli burnundan tanınır. Aslında birçok tür bu ad altında tanınır. Pembe karidesler kıyılardaki yosunların arasında ve kayaların altında yakalanır. 10 santimlik "Leander serratus" Atlantik kıyılarının en yaygın pembe karidesidir. 

Akdeniz'de daha ufak türler vardır. Bunlardan Nika edulis' te sağ ve sol kıskaçlar farklıdır. Burnu dikenli olmayan gri renkli çalı karidesi (Crangon erangon), okyanus kıyılarında cezir tarafından bırakılan su birikintilerinde yakalanır. Bazı karides türleri ise tatlı sudaki hayata ayak uydurmuşlardır. Örneğin, Caridina. Amerika' nın Atlantik kıyısının acı sularında yaşayan adi çamur karidesi (Palaemorates vuigaris) 2,5 santimden az uzundur.

Peru köylülerinin İspanyol egemenliğine karşı giriştiği başarısız ayaklanmanın önderliğini yürüten ve 18.yüzyılda yaşayan Perulu yerli devrimci...


Tupac Amaru,
Túpac Amaru II, Asıl adı José Gabriel Condorcanqui (1742, Tungasuca - Canas, Cuzco, Peru-18 Mayıs 1781, Peru Cuzco' da idam edildi).
1780 yılında Peru' daki İspanyol yönetimine karşı çıkan yerli ayaklanmasının lideridir.
Son İnka hükümdarı Topa Amaru' nun soyundan gelen Perulu Yerli devrimci.  Peru köylülerinin İspanyol egemenliğine karşı giriştiği başarısız ayaklanmanın önderliğini yürütmüş ve Yerlilerce Topa Amaru'yla özdeşleştirilmiştir.

Peru' nun güneyindeki Tinta bölgesinde bir kabilenin şefiydi. Cizvit okulunda yetişmiş olmasına karşın Yerli kimliğini korudu. 1780'de halka zulmettiği için kent yargıcı Antonio Arriaga'yı yakalatıp idam etti. Bu eylemi Yerlilerin İspanyollara karşı ayaklanmasına yol açtı. Başlangıçta kreollerin (sömürgelerde doğmuş ikinci kuşak ispanyollar) bir bölümününde desteklediği ayaklanma, Peru'nun bütün güney kesimine, Bolivya ve Arjantin'e yayılıp Yerlilerle Avrupalılar arasında bir savaşa dönüştükten sonra kreollerin desteğini kaybetti.

Túpac Amaru ve ailesi Mayıs 1781'de yakalanarak Cuzco'ya götürüldü. Karısının ve oğullarının öldürülmesini izlemek zorunda bırakıldıktan sonra kendisi de yerlerde sürüklendi, bacakları ve kafası kesilerek öldürüldü. Ayaklanma, İspanyol hükümeti ayaklanmacılar için genel af çıkarıncaya kadar sürdü.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ