Gümüşhane' nin Kelkit ilçesinde antik bir kent ...

Satala,
Gümüşhane’nin Kelkit ilçesine bağlı Sadak köyü sınırları içinde bulunan antik kenti.
Kelkit sözcüğü VII.yüzyılda yöreyi ele geçiren Peçeneklerin önderi Kilki Bey’in isminden kaynaklanmaktadır. 

Kelkit (antik Suissa) ilçesinin 17 km. güney-doğusunda bulunan 120 hanelik Sadak köyü, Meşe içi dağlarının doğu eteğinde kurulmuştur. 195.955 metre karelik bir sahayı kapsayan Sadak köyü antik devirde Satala ismini taşıyan önemli bir şehirdir.


Kelkit’in güneydoğusundaki Sadak Köyü yakınlarındaki Satala kenti Hititler tarafından kurulmuştur. Hititlerden sonra Gümüşhane ve çevresi Urartuların egemenliği altına girmiştir. Bunu Med ve Pers yönetimi izlemiş, MÖ.331’de Büyük İskender’in Persleri yenmesinden sonra yöre, Makedonyalıların egemenliğine geçmiştir. Yöreyi Roma ve Bizans hakimiyeti izlemiştir. Roma döneminde önemli bir askeri üs olan Kelkit, Roma ordusunun XV. Legio Apollinaris’in üstlendiği bir kale konumundaydı. Bizans döneminde bir süre dini açıdan önem kazanmış ve daha sonra sönükleşmiştir. Kelkit ve çevresi daha sonra Bizanslılar-Emeviler ve Bizanslılar-Abbasiler arasında birkaç defa el değiştirmiştir. Bizans İmparatoru Herakleios, 635’te Sasani devleti üzerine sefer düzenlemiş ve Kelkit vadisinden geçmiştir. VII.yüzyıl sonuna kadar Bizans-Sasani çarpışmalarına sahne olmuştur. Bizanslıların bu hakimiyeti, Xlll. Yüzyılda kurulacak olan Trabzon Rum imparatorluğuna kadar devam etmiştir. Anadolu Selçukluları 1016 yılında Doğu Anadolu’ya seferler yapmış ve Tuğrul Bey’in üvey kardeşi İbrahim Yinal Bey 1058’de yöreyi ele geçirmiştir.
Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Gümüşhane ve çevresinde Selçuklu egemenliğine girmiştir. Kaynaklardan öğrenildiğine göre XIV.yüzyılın ikinci yarısından sonra Çepniler bu bölgeye yerleşmiştir. Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u ele geçirmesinden sonra Osmanlılar yöreye hakim olmuşlarsa da Akkoyunlular bu bölgede hakim olmuşlardır. Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran (1514) seferinden sonra da Doğu Anadolu, Gümüşhane ve Kelkit de Osmanlı topraklarına katılmıştır. Bazı kaynaklarda Gümüşhane yöresinin Otlukbeli Savaşı’ndan (1473) sonra Osmanlı topraklarına katıldığı yazılıdır.

Hitit-Asur-Makedonya-Roma-Bizans hakimiyetlerinde kalan Sadak bir ara eski önemini kaybetmiş ancak Trabzon Komnenosları zamanında tekrar canlanmış, onların mesire yeri olmuştur.
































Kaynak; http://www.kenthaber.com

Küçük bohça...

Çıkı,
Bohça, 
Çıkın.
Çıkın, küçük bohça
Sofra bezi. 
Para kesesi. 
İçinde kıymetli şeyler bulunan paket.
Azık torbası.

Halk dilinde sütlaça verilen ad...

Sütlaç,
Akaş,
Halk dilinde Akaş denir.

Süt, şeker ve pirinçle yapılan bir tatlı türü.
Süt, şeker ve pirinçten yapılan bir tür tatlı, sütlü.




Fırın Sütlaç Tarifi;

Malzemeler:
(7 kase için).
4,5 su bardağı süt
½  su bardağı pirinç
1,5  su bardağı su
1  yumurta sarısı (iri yumurta)
1,5 su bardağı toz şeker
1 çorba kaşığı tepeleme nişasta+½ su bardağı su
1 mercimek büyüklüğünde  damla sakızı

Yapılışı: 
Pirinçleri yıkayıp suyunu süzün. 
1,5  su bardağı su ilave edin, pirinçler yumuşayana dek kısık ocakta pişirin. Gerekirse su ilave edebilirsiniz. 
Sütü ekleyip pirinçler yumuşayana dek 10 dakika daha pişirmeye devam edin. 
½ su bardağı su ile nişastayı pürüzsüz bir şekilde karıştırın.
Damla sakızı ve nişastayı sürekli karıştırarak tencereye ilave edin.
Ağır ateşte ve sürekli karştırarak göz göz olana dek pişirelim.
2 kepçe sütlacı büyük  bir kaseye alıp ılıtalım.
İçine çırpılmış yumurta sarısını ekleyip karıştıralım.
Tenceredeki sütlacı ısıya dayanıklı kaselere paylaştıralım.
Üzerlerine yumurtalı sütlacı paylaştırıp , kaseleri fırın tepsisine koyun.
Tepsinin içine , kaselerin yarısına gelecek kadar su ilave edelim.
Önceden 220 derecede ısıtılımış fırında sütlaçların üzeri kızarana dek pişirelim.
Üzeri kızaran sütlacı fırından alıp ılıtalım.
Sütlaçları buzdolabında2-3 saat soğutarak servis yapalım.
Afiyet olsun...








Sütlaç tarifi http://asevi.blogcu.com ' dan alınmıştır. Teşekkür ederiz.

"Arap Yasemini" de denilen ve güzel kokulu çiçekler açan bir ağaççık...


Ful,
Arap Yasemini,
Jasminum sambac,
Grand duke of Tuscany
 
Filipinlerin ulusal çiçeği olan Ful egzotik ve tropik bir herdem yeşil çalı olan Ful sarılıcı ya da çalı formlu olabilen çok yıllık, Oleaceae familyasından bir bitkidir. Ancak soğukta yaprak döküyor. Akdeniz ve Ege şartlarında dış mekanda, diğer bölgelerimizde ise kaplı fidan olarak kışın içeriye almak suretiyle yetiştirilebilir. Akdeniz ve Ege'de de sert kışlardan korumak gerekir. Soğukta yaprak dökebilir. Bizde katmerli türleri bilinir. Haziran ayında çiçeklenme başlar.

Haziran ayında çiçeklenmeye başlar. Güneş ve hafif gölge yerleri sever. Bol humuslu, yaprak çürüntülü, süzek toprakları severler. İlkbaharda ve yazın bol sulanır. Yaz sonuna doğru alınacak yarı odunsu çeliklerle üretilir. Ful çiçeklerinden parfüm sanayisinde faydalanılır.
 

Yaz sonuna doğru alınacak yarı odunsu çeliklerle üretilir. Çoğaltmak için, çelik alınır; Çelik keskin makas ile tepeden 10-15 cm kesilir, çelikler aspirinli suya batırıp 8-10 sn kadar tutulur, perlit, kum veya dezenfekte edilmiş torf içinde köklendirilir. Oksijenli sulu solüsyonla da sulanır.   Ful çelikleri uzun zaman alsa da doğrudan su içinde de köklenebilir. Katmerli çiçekliler daha çalı görünümlüdürler. Bunlarda zayıf ve uzayıp giden bir sürgün yerine kalın, çok dallı, dolgu formlu bir bitki tercih edilir. Bunun için de çalı tipindeki bitkilere genelde yapıldığı gibi uçtaki büyüme noktası köklendirilecek çelik olarak alınır.
 

Çiçeği yalın kat olanlar sarmaşık formlu büyürler ve sardırılabilir. Ful çiçeklerinden parfüm sanayisinde faydalanılır. Ayrıca uzak doğuda yasemin çayı fulden yapılır ve yeşil çayların aromalandırılmasında kullanılır. Çiçeklerinden elde edilen yağın aromaterapide de yeri vardır.

Ful Hakkında Bilinenler ve bilinmeyenler;
Ful en güzel tenekede yetişir. 
Ful çiçeği koklanırken burun değdirilirse kararır.
Tohumları alınmış domates ve kabak toprağı için yararlıdır.
Ful çiçekleri en güzel domateste sergilenir. 
Çiçek açınca çiçek sapının elverdiği ölçüde kesilir ve olgun bir domatese saplanır. Tabakta domatese saplı duran ful vazo ömrünü orada tamamlarken hem ortamı güzel kokutur, hem de kırmızıya saplanmış top top beyaz çiçekleri ile ilgi çeker.



































Kaynak; http://www.agaclar.net

Antalya' nın Kumluca ilçesinde antik bir kent ...

Rhadiapolis,
Antalya il sınırları Kumluca ilçesi yakınlarındaki antik kent.

Rhadiopolis, Antalya İli Kumluca İlçesi' nin 2,5 km kuzeyinde tepe üzerinde ve eteklerinde kurulmuştur.  Corydella ile kıyaslandığında görülebilecek kalıntılar açısından daha zengin olan Rhadiapolis’e Hacıevler köyünden gidiliyor. Kumluca'nın batı yönünde, bir dağın yamacında kurulmuştur. Oldukça kötü olan 3 kilometrelik toprak yolda ancak arazi araçlarıyla ilerlemek mümkün. XIX. Yüzyıl bilginlerince kentin adı "Rhudos" (Gül) ile ilgili görülmüştür. Bir Lykia şehri olan Rhadiapolis’in ortasında küçük bir tiyatro var. Tiyatronun kuzeyinde Bizans kilisesi, tepede de Helenistik kule bulunuyor. Arkeologlar ismine bakarak şehrin Rodoslular tarafından kurulduğunu düşünüyor. Kral Opramoas zamanında en zengin devrini yaşayan şehirde; tiyatro, hamam, Opramoas adına yapılan anıt, kilise, kaya mezarlarları ve lahitler, çok sayıda su sarnıcı bulunuyor. Kral Opramoas zamanında en zengin devrini yaşayan şehir,adı geçen kral vasıtası ile komşu şehirlerin tahrip olan eserlerini de yardım ederek onarttırmıştır. Şehrin tiyatrosu, hamamı, Opramoas anıtı, kilisesi, kaya mezarları ve lahitleri çok sayıda su sarnıcı bulunmaktadır.Tiyatronun skenesinde yazılı olan 12 imparator mektubu,19 procurator mektubu ve 33'u birlik toplantısına ait yazılı anıt antikacılarca tahrip edilmiştir.

Aşık oyununda aşığın dik durması...

Cuk,
Aşık oyununda aşığın dik oturması,
Aşık oyununda aşığın dik durması,

Aşık oyunu, koyun, kuzu ve keçilerin arka bacaklarından dizinde bulunan dört yüzlü kemikle oynanan bir oyun. Tarihi bir Türk oyunudur. Eski çağlardan günümüze gelene kadar Türklerin yayıldığı tüm coğrafi bölgelerde bu oyuna rastlamak mümkündür. 

Oyun, toprak üstüne çizilen bir daire ve daire çapına, atış mesafesine parelel olarak oyuncular sırasıyla aşık kemiklerini dizerler. Kura ile (yazı-tura şeklinde) belirlenen oyuncu, üç-dört m. mesafeye dikilir. Koç bacağından elde edilen, ve ağır olsun diye içine kurşun dökülerek ağırlaştırılan "şak" adı verilen aşıkla daire içine dizilen aşıkları hedef alarak atar. Aşıklardan biri veya bir kaçı çizgi dışına çıkarılmaya çalışılır. Çizgiden dışarı çıkan aşık oyuncunun olur. Atış ıskalananıncaya kadar devam eder. Sırası gelen oyuna başlar. Aşıklar bitki boyaları ile boyanarak süslenir. Daha sonraları kemik yerine bilye misket ile oynanmaya başlandı. Aşık oyunu günümüzde de köy, kasaba ve şehirlerde oynanmaktadır. 


Bazı Çocuk oyunları;
Evcilik,

Mangala,
Topaç,
Tornet,
Lak lak,
Aşık oyunu,
Beştaş,
Göçek,
Fırdöndü,
Gıncırık,
Tel araba,
Ok-yay-sapan,
Çağatara,



Anadolu halklarının ana tanrıçası ...

Kibele,
Anadolu halklarının ana tanrıçası,
Ma, Anadolu halklarının en eski ana tanrıçası,
Men, Anadolu halklarının ay tanrısı.

Antalya kentinin kurucusu olan ünlü Bergama kralı ...

Attalos,
Antalya, 
Antalya’nın eski adları: 
Attaleia, Atalla, Atale, Adalin, Adalya, Ataliyye, Etaliyye, Sattalla, Antalya.
Antalya ili, Türkiye’nin güneyinde, merkezi Akdeniz kıyısında olan bir turizm merkezidir. Kuzeyinde; Burdur, Isparta, Konya, doğusunda; Karaman, Mersin, batısında; Muğla illeri vardır. Güneyi, Akdeniz ile çevrelenmiştir. Türk Riviera’sı Antalya kıyılarının uzunluğu 630 km’yi bulur.

Attalos Yurdu anlamına gelen Antalya, II. Attalos tarafından kurulmuştur. Bergama Krallığı’nın sona ermesiyle (M.Ö. 133) bir süre bağımsız kalan kent, daha sonra korsanların eline geçmiştir. M.Ö. 77’de Komutan Servilius Isauricus tarafından Roma topraklarına katılmıştır. M.Ö. 67’de Pompeius’un donanmasına üs olmuştur. M.S. 130’da Hadrianus’un Attaleia’yı ziyaret etmesi şehrin gelişmesini sağlamıştır. Bizans egemenliği sırasında piskoposluk merkezi olan ismi görülen Attaleia, Türklerin eline geçtikten sonra büyük bir gelişme göstermiştir. Modern şehir, antik yerleşmenin üzerine kurulduğundan, Antalya’da antik çağ kalıntılarına çok az rastlanmaktadır. Görülebilen kalıntıların ilki, eski liman olarak nitelenen liman mendireğinin bir kısmı ve limanı çevreleyen surdur. Surların park dışındaki kısmında restorasyonu yapılan Hadrian Kapısı Antalya’nın en güzel antik eserlerinden biridir.

Attalos, Bergama'nın kralı ve İsa'dan önce 159 ile 138 yılları arasında hüküm sürmüştür. Kral Side'yi kuşatmış, alamayınca bölgenin ticaret yollarına hakim olmak için Antalya'yı inşa ettirmiştir. Başka bir efsaneye göre ise; Kral günün birinde adamlarına "Gidin ve bana bu yeryüzü üzerinde cenneti andıran öyle bir yer bulun ki, bütün kralların gözü kalsın." demiş, böylece şimdi Antalya'nın kurulu olduğu yer keşfedilmiş ve tabiata hayran kalan Attalos boz araziye derhal bir şehir inşa ettirtmişti. Önceleri kralın ismiyle anılan, yani Attalos denen şehrin adı zamanla Attaleya ve Adalya oldu, derken Antalya adını almıştır.

Attalos'un eşcinsel olup olmadığı konusunda kaynaklarda hiçbir kayıt bulunmuyordu, olmasına da imkán yoktu. Zira o devirlerde böyle bir kavram mevcut değildi ve erkeğin erkekle, kadının da kadınla ilişkisi olağan bir davranış kabul edilirdi.

Kral Attalos'un zamanında, entellektüel çevrelerde Epiküryen denilen düşünce sistemi hakimdi. Sistemi, İsa'dan önce 341 senesinde Sisam Adası'nda doğan, 270'te Atina'da ölen Epikür isimli filozof kurmuştu. 'Hayatın maksadı, zevki aramaktır. Acı ve üzüntü, bu dünyada düşünülebilecek en son şeydir. Entellektüel davranışların ve dostlukların temeli, işte bu zevk hissidir. Ölümden sonra hayat olmaması bir yana, kendi kendine yeterli bir şekilde ve zevk içerisinde yaşanan bir dünyada tanrıların da rolü yoktur' diyor; 'Ye, iç ve mutlu ol. Zira yarın ölebilirsin' diye tavsiyelerde bulunuyor, günlük dağdağadan ve siyasetten uzak durulduğu takdirde hayattan alınacak zevkin daha da artacağını söylüyordu.

Epikür, İsa'dan önce 306 yılında Atina'da içerisinde bir evin de bulunduğu gayet geniş bir bahçe satın aldı. Filozof'un entellektüel dostları burada biraraya geliyor, en güzel yemekler yenilip içilirken günlerce süren sohbetler yapılıyordu.

Ama işin bir başka tarafı, bu hayat tarzının cinsellik boyutuydu ve şimdilerde Kral Attalos ile çağdaşlarının eşcinsel olduklarını söyleyenler, iddialarını o günlerdeki cinsel eğilimlere dayandırıyorlardı: Eski Yunan toplumunda, özellikle de Epiküryen gruplarda kadınlar sadece çocuk yapma vasıtası olarak görülürler, erkeklerin arasına hiçbir şekilde alınmazlardı. Epikür ile onun yolundan gidenlerin içerisinde de kadın yoktu; erkekler cinselliği kendi aralarında yaşarlardı ve erkeklerde 'her erkek diğerinin hem kocası, hem de karısıdır' mantığı hákimdi. Erkek, kadına ancak canı çocuk yapmak istediğinde yaklaşırdı...

Tepeleri karla kaplı Beydağları, el değmemiş ormanlarının yeşilliği, batan güneşin tutuşturduğu gümüş kıyılar ve denizin o çividi mavisi, soluklarını kesmiş Bergamalı akıncıların. Toroslardan aşağılara indikçe, dünya cenneti bir ovanın rengarenk bereketiyle sarmalanmışlar. En sonunda bugünkü Antalya kentinin bulunduğu yere geldiklerinde karşılarına çıkan eşsiz doğal güzellik karşısında cenneti nihayet bulduklarını düşünmüşler. Dörtnala kalkıp Bergama’ya dönen akıncılar kralın huzuruna varıp “Emriniz üzere cenneti bulduk!” demişler. Kral Attalos akıncılarının “Cennet” dedikleri yeri bir de kendi gözleriyle görmek istemiş. Akıncılar yine öne düşmüşler, Kral Attalos arkalarından onları izlemiş. Bugünkü Antalya’nın bulunduğu yere vardıklarında Kral Attalos da cennete geldiğini kabul etmiş ve burada derhal büyük bir kent kurulmasını emretmiş.
Bu doğal güzellikler içinde Bergamalılar kısa zamanda görkemli bir kent kurmuşlar ve bu kente, Kral Attalos’un adına atfen“Attaleia” adını vermişler. Sonraları bu ad sırası ile “Stelai”, “Satalya”, “Adalya” ve “Antalya” olarak değişmiş.





















http://www.antalyakultur.gov.tr

Sönmemiş kireç ...


Kils,
Kireç taşı.
Sönmemiş kireç, 
Çoklukla yapı gereci olarak kullanılır.
(İng. quicklime, caustic lime, unsklaked lime, Fr. chaux vive, Dgr. aetzkalk).



Kireçtaşının ısıl bozunmasıyla elde edilen, kimyasal yapısında en çok CaO ve biraz da MgO ile başka toprak alkali metallerin oksitleri bulunan özdek. 

 Kireç, doğada kireçtaşı veya kalker (CaCO3) olarak bulunan kayaçların belli ebatlara indirgendikten sonra fırınlarda yakılmasıyla elde edilir.

 
Elde edilen sönmemiş kireç, higroskopik özelliklere sahiptir ve suyla reaksiyona sokularak toz halindeki sönmüş kirece dönüştürülür.


 



















Kireçli kabak Tatlısı;
 
Malzemeler:
1 kg kabak,
1,5 kg tozşeker,
4 bardak su,
250 gr sönmemiş kireç,
1 limon (veya 1,5 gr limontuzu).
 
Yapılışı:
Kabaklar, çekirdekleri çıkarılıp kabukları kesildikten sonra, kare şeklinde küçük küçük doğranır. 20 bardak suda, 250 gr sönmemiş kireç eritilir, suyu alınır ve kabak parçalan durulmuş kireç suyunda 6 saat bırakılır. Kireç suyundan çıkarılan kabaklar bol suda iyice yıkanır, süzülür. 1,5 kg tozşeker 4 bardak suda kaynatılarak şurup hazırlanır. Şurup kıvamını bulunca yıkanmış ve suyu süzülmüş kabak parçalan içine atılır ve kaynatılarak kabaklar pişirilir. Reçel kıvamını alınca limon suyu dökülür, hafifçe karıştırılarak limon suyu her yana eşit biçimde dağıtılır, 2-3 dakika kaynatıldıktan sonra ateşten indirilir. Reçel ateşten indirilince, soğumadan temiz ve kuru kavanozlara boşaltılır. Serin kuru bir yerde saklanır.



















Kaynak: http://www.nuhyapi.com.tr

Kiraya verilerek gelir getiren mülk...

Akar,
Kiraya verilerek gelir getiren mülk.
Para getiren mülk. (Ev, dükkân gibi.)

İcar, Kira.
Mucir, Acir, Kiraya veren kimse.

Kira...

İcar, 
Kiralamak. 
Kiraya vermek.
Kira parası.

Kiraya veren kimse ...

Mucir,
Acir.
(Ecir. den) İcar eden, 
Kiraya veren. 
Mücir,
Elindekini başkasına kiralayan. 
Kiraya veren.

Dinsel ve felsefi düşüncede, ruhun ölümünden sonra insan, hayvan ya da bitki biçiminde yeniden doğması ...

Reenkarnasyon, (Fr. réincarnation), 
Ruh göçü.
Tenasüh,
Tekammüs, 

Ölümden sonra ruhun bir bedenden başka bir bedene, kimi kez de insandan hayvana, hayvandan insana geçmesidir.
Kelimenin kökü, bedenlenme, bir bedene bürünme manasındaki enkarnasyon’dur. Buna göre reenkarnasyon, tekrar bedenlenme manasına gelmektedir.

Renaissance (tekrar doğuş) da aynı manadadır.  Dinsel ve felsefi düşüncede ruhun, ölümünden sonra insan, hayvan ve bazı durumlarda da bitki biçiminde bir ya da daha çok yeniden doğmasıdır.

Reenkarnasyon veya ruh göçü ruhun sürekli olarak tekrar bedenlendiğine inanan spiritüalistlerin bu olaya verdiği addır. Reenkarnasyon kavramı Asya dinlerindeki tenasüh kavramından farklıdır. Günümüzde ruh göçüne inanan insanlar vardır.

İlkçağın Ortadoğu dinleri, Manicilik ve gnostisizmin yanı sıra teosofi gibi bazı çağdaş dinsel akımlarda da reenkarnasyona rastlanır. Asya kökenli din ve felsefelerin karakteristik özelliği olan ruh göçü inancıdır. Ruh göçü inancını sürdüren başlıca Asya dinleri; Hinduizm, Caynacılık, Budacılık ve Sihlik. Bu dinlerin tümünün paylaştığı karman öğretimine göre herkesin şimdiki davranışındaki sonucun, sonraki yaşamında ortaya çıkacağıdır.


Ruh bilimi,
Ruh, din ve felsefede, insan varlığının maddi olmayan tarafı ya da özü olarak tanımlanır ve genellikle bireysellikle (zat) eşanlamlı olarak ele alınır. Teoloji'de ruh kişinin ilahiliğe iştirak eden kısmı olarak tanımlanır ve genellikle bedenin ölümünden sonra kişinin varlığını sürdüren kısmı olarak ele alınır. Bununla birlikte ruh kavramının kültürden kültüre, dinden dine, felsefeden felsefeye geniş ölçüde çeşitlilik gösterdiği görülmektedir. Ruhlar genellikle ölümsüz olarak kabul edilirler. Çeşitli dinler ve filozoflar, ruhun doğası (yapısı), beden ile ilişkisi, kökeni ve ölümlü olup olmayışı konularındaki farklı görüşleriyle bir sürü teori ortaya koymuşlardır. Ruh ile can kavramları arasında kimi kültür, din ve felsefelerde bir ayrım yapılmamış, kimilerinde ise bir ayrım yapılmış olmasına ve bu kavramları belirten iki ayrı ya da birkaç terim olmasına rağmen, sözkonusu terimler, sık sık aynı kavramı belirtmek üzerine birbirlerinin yerine kullanılmıştır. Birçok inanışa göre ruh, enkarne olmadan (ete bürünme, doğma) önce de vardı.

Ruh kavramı ölümden sonra yaşam kavramlarıyla yakından ilişkili olmakla birlikte, bu konudaki görüşler son derece çeşitlilik göstermektedir, özellikle bedenin ölümünden sonra ne olup bittiği konusunda. Halihazırda bilimsel araştırma, genel kabule göre, konusu olan maddi evrenin dışında kaldığından, ruhun var olduğunu ya da var olmadığını ortaya koyamamaktadır. Psikoloji ekollerinin de ruh konusundaki görüş ve yöntemleri birbirinden farklı olup, çeşitlilik göstermektedir.





http://tr.wikipedia.org

Osmanlı Devleti' nde Müslüman olmayan ahaliden alınan vergi ...

Cizye, (Arapça),
İslam ülkelerinde Müslüman olmayanlardan alınan bir çeşit vergi.
Osmanlı İmparatorluğu’nda müslüman olmayanlardan askeri hizmet karşılığı olarak alınan bir tür baş vergisi. krş. haraç.
Kafa vergisi.
Vergi. 

Müslümanların fethettikleri yerlerde, müslüman olmayanlardan alınan ve devlet teminatı altında bulunmanın karşılığı olan vergi.

Haraç. 
Osmanlı Devleti'nde Müslüman olmayanların devlete ödemekle yükümlü oldukları vergi. 
Osmanlı Türklerinde genellikle toprak sahiplerinden devletçe alınan vergi.
Osmanlı İmparatorluğu’nda müslüman olmayan kişilerin elinde bırakılan araziden ve elde edilen üründen alınan vergi. krş. cizye.
Bir yerden, bir kimseden zor kullanarak alınan para.
Osmanlılarda Müslüman olmayanların devlete ödemekle yükümlü bulundukları kafa ve toprak vergisi.


Kadınlar, kızlar ...

İnas,
(Ünsâ. C.) 
Kadınlar, kızlar.

Turhan Selçuk' un yarattığı ünlü çizgi roman kahramanı ...

Abdülcanbaz,

1957 yılında Turhan Selçuk tarafından Milliyet gazetesi için çizilmeye başlanan çizgi roman ve çizgi romanın baş kahramanıdır.

O yıllarda Milliyet gazetesinde yarım sayfalık yabancı bir çizgiroman vardır. Abdi İpekçi, Turhan Selçuk'tan israrla bu çizgi romanın yerlisini ister. Turhan Selçuk, mizah yazarı Aziz Nesin'den yardım ister.

Aziz Nesin, hilekar ve düzenbaz bir turist rehberi tipi yaratır. Bu üçkâğıtçı adama "Abdülcanbaz" adını takar. Birinci öykünün yayını bitince, Aziz Nesin diziye devam etmek istemez.

Turhan Selçuk, bunun üzerine Rıfat Ilgaz'dan yardım ister. Bir süre sonra Rıfat Ilgaz'dan gelen senaryolar da aksamaya başlayınca, Turhan Selçuk, diziyi kendisi yazmaya başlar. 

Bu, düzenbaz Abdülcanbaz tipinin değişmesine, yeniden yaratılmasına neden olur. Abdülcanbaz, düzenin düzensizliğine ve bu ortamdan doğan ahlaksız, namussuz, utanmaz, arlanmaz tiplere karşı savaşan bir semboldür artık.

Abdülcanbaz, yaratıldığı tarihsel dönemden de çıkarılır. Artık hikâye, Osmanlı döneminde, Kurtuluş Savaşı'nda, uzayda, Eski Mısır'da geçebilir.

Abdülcanbaz, uzun yıllar Milliyet, Cumhuriyet, Akşam ve Yeni İstanbul gazetelerinde yer aldı. Yetmişli yıllarda Mehmet Benli, seksenli yıllarda da Milliyet Yayıncılık tarafından albüm olarak yayınlandı. Turhan Selçuk, 1987'de Abdülcanbaz'ı emekli etti. Ancak 1994 yılında, ısrarlar sonucu tekrar çizmeye başladı.

Abdülcanbaz karakterleri;

Abdülcanbaz,
O her çağda halkın özlemini duyduğu, hayallerinde yaşattığı efsanevi bir tiptir. Bazen masal dünyalarında, bazen günümüzde sürdürür yasantısını, bazen de uzayı adımlar...

Halkını seven her dürüst ve namuslu kişide az çok Abdülcanbaz'lık vardır. Dürüsttür, cesurdur, akıllı ve zekidir. Yakışıklıdır, çelikten kaslara sahiptir. Bu üstün niteliklerini daima iyinin, haklının, ezilenin yanında; sömürücülere, zalimlere, namussuzlara karşı kullanır. "Osmanlı tokadı" ile ün salmıştır.

Karanfil Hoca,
Doğu'nun yetiştirdiği en büyük ilim adamıdır. İlmi Simya, İlmi Kimya ve keşif dünyasındaki yeri, İbn-i Sina, İbn-i Batuta gibi doğulu ilim adamlarından çok daha önemlidir. Biraz sinirli ve mütecaviz olmasına rağmen iyi kalpli, dürüst, kişilik sahibi bir adamdır. Minaretül Füze-tül Kamer, Sefine-i Hava, El Kabili Sevk-ül Karakuş, Vel Kebir-ül Köstebek gibi önemli buluşların sahibidir.

Tarzan,
Tarsus'da doğmuştur. Saf ve temiz yürekli bir Anadolu çocuğudur. Heybetli bir yapısı, ilahi bir gücü vardır. Cesareti ile ün salmıştır.

Fettah,
Abdülcanbaz'ın arkadaşlarındandır. Hoşsohbet, muzip, kolayca gönlünü kaptıran, başından büyük işlere girişen, sevimli bir adamdır.

Fayrabi,
Pehlivani gözbağcılıkta üstüne yoktur. Hatta bu marifetleri sanat haline getiren tek adamdır denilebilir. Abdülcanbaz ile Isfahan'da tanışmış, bir daha ayrılmamışlar, arkadaşlıklarını, toz kondurmadan sürdürmüşlerdir.

Gözlüklü Sami Bey,
Osmanlı sarayına mensub bir mirasyedi... Şeytani bir zekaya ve süngülü bir bastona sahiptir. İşrete, kadına düşkün, düzenbaz bir adamdır. Hazırlopçudur.

Sürmegöz İhsan Bey,
Gözlüklü Sami'nin dostu ve dalkavuğudur. Çıkar ugruna yapmayacağı şey yoktur.












Kaynak:  http://tr.wikipedia.org

Türk mizahının ünlü isimlerinden biri olan ve Cumhuriyet Gazetesinde çizen karikatürist...

Turhan Selçuk (d. 1922, Milas - ö. 11 Mart 2010, İstanbul), 
Türk karikatürist.

Türk mizahının isimlerinden biridir. Türkiye'de Semih Balcıoğlu ve Ferit Öngören ile beraber Karikatürcüler Derneği'nin kurucularındandır. İlk karikatürleri 1941'de Adana'da yayınlanan Türk Sözü gazetesi ile İstanbul'da yayınlanan Kırmızı ve Beyaz, Şut spor dergilerinde yayınlandı. İlk olarak 1943'de Akbaba'da çalışmaya başlayan sanatçı, 1948'de Tasvir gazetesinde karikatürcü ve ressam olarak çalıştı. Refik Halit Karay'ın çıkardığı Aydede'de baş çizer oldu. Yeni İstanbul, Yeni Gazete, Akşam, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinde Akis, Yön, Devrim, Toplum dergilerinde çizdi. Kardeşi İlhan Selçuk'la birlikte 41 Buçuk (1952), Karikatür (1953) ve Dolmuş (1956) mizah dergilerini çıkardı.



1957'de Milliyet gazetesinde çizmeye başladığı Abdülcanbaz dizisi ile tanınan sanatçının bu karakteri tiyatro ve sinemada da canlandırıldı. Ayrıca Abdülcanbaz 1991 yılında PTT tarafından bir posta pulu üzerinde resmedildi. Türkiye ve Avrupa'da birçok müzede karikatürleri sergilenen sanatçının "İnsan Hakları" konulu karikatür sergisi Avrupa Konseyi'nin önerisiyle ilk kez Strazburg’da açıldı ve dünyanın birçok ülkesinde sergilendi (1992-1997). "Barış ve Kitap" konulu karikatürü 1992'de Avrupa Konseyi'nin başlattığı kitap okuma kampanyasının afiş ve logolarında kullanıldı. Çizer Turhan Selçuk, en son Cumhuriyet gazetesinde çizmekteydi. Acıbadem Maslak Hastanesi'nde karın içindeki aort damarının yırtılması nedeniyle ameliyat oldu. Bu ameliyat sonrasında yoğun bakıma kaldırılan Selçuk, 11 Mart 2010 tarihinde İstanbul'da yaşamını yitirdi.















Kaynak:  http://tr.wikipedia.org

Bir tüketim kooperatifinin yıl sonunda üyelerine yaptığı ödeme ...

Risturn,
Koop-kâr,

Kooperatiflerde, dönem sonu elde edilen kârın ortaklara dağıtılan kısmıdır. Bu dağıtımın amacı, ortakların birbirlerinin sırtından haksız kazanç sağlamalarını önlemektir. 

Kooperatiflerin ortakları ile yatığı muamelelerden doğan karların ortaklara kooperatifle yaptıkları muameleler nispetinde dağıtımı olarak tanımlayabiliriz.

Kurumlar Vergisi Kanununun 8. maddesinin 2 numaralı bendi hükmü gereği aşağıda yazılı risturnlar kurumlar vergisinden istisnadır.
1. İstihlak kooperatiflerinde; ortakların şahsi ve ailevi gıda ve giyecek ihtiyaçlarını karşılamak için satın aldıkları malların kıymetine göre hesaplanan risturnlar,
2. İstihsal kooperatiflerinde; ortakların istihsal ederek kooperatife sattıkları veya kooperatiften istihsal faaliyetinde kullanmak üzere satın aldıkları malların kıymetlerine göre hesaplanan risturnlar,
3. Kredi kooperatiflerinde ortakların kullandıkları kredilere göre hesaplanan risturnlar,
4. Ortakların idare gideri karşılığı olarak ödedikleri paralardan sarf olunmayarak iade edilen kısımlar,

 Bu risturnların nakden veya aynı kıymette mal ile ödenmesi istisnanın uygulanmasına engel değildir. Ortaklardan başka kimselerle yapılan muamelelerden doğan kazançlar ile ortaklarla ortaklık statüsü dışında yapılan muamelelerden doğan kazançlar hakkında risturnlara ait istisna hükmü uygulanmaz. Bunların genel kazançtan ayrıştırılmasında ortaklarla yapılan iş hacminin genel iş hacmine olan oranı esas tutulur.
Bu risturnlar Gelir Vergisi Kanunu nun 94 ncü maddesine göre tevkifata tabi tutulmaz. Ortaklara dağıtımı kar dağıtımı sayılmaz.

Kooperatiflerin ortakları ile yatığı muamelelerden doğan karların ortaklara kooperatifle yaptıkları muameleler nispetinde dağıtımı olarak tanımlanan risturnlar Gelir Vergisi Kanunu nun 94. maddesinin 6 numaralı bendinin (b) alt bendine göre gelir vergisi tevkifatına tabi tutulmayacağı gibi kazanç ve kar dağıtımı niteliğinde sayılmadığından ortaklarca gelir vergisi beyannamesi ile beyanı da söz konusu değildir.

Kooperatiflerce ortaklara dağıtılan risturnlar, ortakların kooperatifle yaptıkları muameleler neticesinde ortaklardan alınan veya onlar lehine doğan fazlaların gene ortaklara iade edilmesidir. Bir başka ifade ile bu meblağlar kooperatifin kazancı olmayıp ortağın parasıdır. 









Kaynak:  http://www.turkcebilgi.com






Yapılması gerekli olan ...

Vacip, (Arapça).
Vacib,
Yapılması gerekli olan.
İslam dinine göre yapılması gerekli olan.
Vücub. C.: Vâcibât.
Lüzumlu, mecburi olan.

Fık: Yerine getirilmesi her müslüman için gerekli ve borç olup, yapılmadığı takdirde büyük günah olan Allah'ın emirleri. Yapılması zannî delil ile belli olan. Terki câiz olmayan. Yapılması şer'an kat'i derecede bir delil ile sâbit olmamakla beraber, her halde pek kuvvetli bir delil ile sâbit bulunan şeydir. (Vitir ve Bayram namazları gibi.)

İlm-i Kelâm'da: Varlığı zaruri olup, olmaması imkânsız bulunan.

Ot ya da ekin yığını ...

Dokurcun,
Taya,

Çeşitli sayılardaki ekin demetlerinden yapılmış yığın.
Ot ya da ekin yığını.
Ot veya ekin yığını. 
Dokuztaş oyunu. 
Çizgili şayak kumaş, tokurcun.






















Kaynak; http://tumguzelresimler.blogcu.com

Yunan mitolojisinde öc tanrıçası ...

Nemesis,

Adaleti sağlamak için intikam almayı savunan merhametsiz bir tanrıçadır. 
Yunan mitolojisinde nyx 'in kızıdır. Adalet ve intikam tanrıçasıdır.
 
Yunan mitolojisinde, aşırı gurur ve enaniyete düşenleri cezalandıran tanrıçadır. İnanışa göre o; kinci, yapılan hata veya kötülüğün karşılığını getiren, kaderin vücut bulmuş hali, merhametsiz bir tanrıçadır.
 
Hesiodos "Bir de ölümcül Nyx (Gece) Nemesis'i doğurdu, fani insana acı vermek için" der (Theogonia, 233, belki eklenti bir satır da olabilir). Homeros'ta nemesis sadece soyut bir tecessüm/şahıslandırma olarak geçer.




http://tr.wikipedia.org/wiki/Nemesis

İlgeç ...

Edat, (Arapça),
İlgeç.
Artlaç, 
Önleç, 
Bağlaç.
Tek başına anlamı olmayan, sonuna geldiği sözle cümledeki diğer kelimeler arasında ilişki kuran kelime türü, ilgeç.
Kendi bağına tam bir anlamı olmayıp ancak özerkli kelimelerin arasındaki gramatikal ilgileri göstermeğe yarayan yardımcı kelime: ve, dahi, yahut, ama, fakat gibi.

Yalnız başına bir anlam taşımayan; ancak, ad ve ad soylu kelimelerden sonra gelerek sonuna geldiği kelimeyle cümledeki başka kelimeler arasında anlam ilişkisi kuran, gramer görevli bağımsız kelime: gibi, göre, kadar, için, karşı vb. 
Babamın bana anlattıklarına göre, zavallı fahim bey meğer henüz doğarken de, kendisine takılan isimle bir yanlışlığın kurbanı olmuş 

Yerine koyma, yerine kullanma...

İkame, (İng. substitution).
Telafi,

Yerine koyma ya da kullanma. 
Bir mal veya üretim faktörünün diğer bir mal veya üretim faktörü yerine kullanımı.
Yerine koyma, yerine kullanma. 
Ayağa kaldırma, ayakta durdurma. 
Ortaya koyma. 
Yerine konulan, yerine geçen.

Tropikal Afrika' da yetişen ve "venge" de denilen dayanıklı bir ağaç ...


Venge, Wenge,
Panga Panga, (Millettia Laurentii-Wenge)
Pangapanga,
Venge ağacı
Avong, 
Mpande,

Tropikal Afrika' da yetişen ve açık damarlı, siyahımsı esmere dönüşen esmer renkte, daha çok kaba dokulu, sert ve ağır bir odun veren ağaç. Koyu kahverengi ya da siyah olan rengini kesildikten birkaç ay sonra kazanan wenge ağacının, kabuğunun altında yatan renk ise, beyaza yakın sarıdır. 

Batı Afrika, Gabon, Kamerun, Kongo, Tanzanya, Zaire gibi Afrika ülkelerinde yetişir. Doğu Afrika ağaçları arasında en çok tercih edilen ağaç türlerinden biridir. Çok hafif ama çok sert bir malzemedir.  Koyu kahverengi ile hemen hemen siyaha yakın renkte, açık renkli şeritleri dekoratif bir görünüş kazandırır. Sert bir ağaç olan venge, yapısal özellikleri nedeniyle güçlü bir ağaç işçiliği gerektirir.

Mantar, böcek ve termitlere karşı dayanıklı olup makinelerle oldukça iyi işlenebilir kesilebilir bir ağaç türüdür. Yapıştırılması güç ama iyi cilalanabilir. Ancak termit, mantar ve böceklere karşı dayanıklı olması ciddi bir avantaj sağlarken, geniş lifli yapısı çabuk kırılmasına neden olmaktadır.

Venge ağacının renklendirilmesinde boyama işlemi mutlaka ağaç kuruduktan sonra yapılmalı ve kullanılan boyaya çözücü eklenmelidir. Ahşap reçine hücrelerinin varlığı nedeniyle zımparalama işleminde yoğun bir toza neden olan yapısı vardır. Bu nedenle solunum problemlerine, dermatolojik rahatsızlıklara ve halsizliğe neden olabilir. Çalışma sırasında toz toplama sistemi kurulması zorunludur. Venge ağacıyla çalışırken, uygun havalandırma koşullarına dikkat edilmeli ve maske, koruyucu giysi kullanılması tavsiye edilir.

Bıçak sapı dışında üst yüzey kaplamalarında, parke, mobilya, lambri, oymacılık, tornacılık ve özellikle tesbih yapımında kullanılır. Ağırlığından dolayı, kontrplak üretimi için uygun değildir. Afrika topraklarında mistik güçleri olduğuna inanılan bu ağaç, yüzyıllar boyunca Afrika yerlileri tarafından, kutsal saydıkları törenlerde kullandıkları maske ve heykellerin yapımında kullanmışlardır.



Kitap getirmiş peygamber...

Resul,
Kitaplı peygamber,
Kendisine kitap indirilmiş peygamber. 
Haberci.
Elçi,
Peygamber,


"Helali" de denilen ve giysi yapımında kullanılan yarım ipekli bir kumaş ...

İdare,
İdare Bez, İki pamuk bir ipek iplikten dokunan, gömleklik kumaş türüdür. Helali kumaşının diğer adıdır.

Helali, 
Hilali,
Yarım ipekli, bürümcük türü bir kumaş.
Ham ipekten dokunmuş bürümceğe pamuk ipliği katılarak elde edilen kumaş. 

Helali denen ve erkekler için dokunan bürümcüklerde ise çözgü pamuk, atkı ipek ipliktendir. Çözgüde yer yer pamuk iplik kullanılarak yollu dokunanları da vardır. Beyaz pamuk iplikle dokunduğunda bu yollar mat bir görünüm verir. 

Renkli ipliklerle dokunan ya da dokunduktan sonra boyanan türleri de vardır. Bürümcük, XV. ve XIX. yy.' lar arasında başta Bursa olmak üzere Bilecik, Alaşehir, Muğla, Denizli ve İstanbul' da dokunuyordu. Bursa'da yapılan bürümcükler, Avrupa'ya da ihraç ediliyordu. Pamuk ipek karışımı, mat çizgili bürümcük, XIX. yy.'ın ilk yarısında, Paris kadın modasında etkili olmuştur.

Çözgüsü ipek, atkısı pamuk ipliğinden, bezayağı örgüyle dokunmuş, yarım ipekli, bürümcük türü bir kumaş. Erkeklerin saf ipekten giysi giymeleri inanışa göre haram sayıldığından, atkı ve çözgüsü ipek olan bürümcüklerin atkı İpliklerinde pamuk ipliği kullanılmış ve bu kumaş türüne "dince uygun" anlamında "helali" denmiştir. 

Genellikle el tezgâhlarında, çözgüsünde krep büküm ipek iplik, atkıda pamuk iplik kullanılarak dokunurdu. Atkı ipliği olarak iki pamuk bir ipek iplik kullanılan türleri de vardı. Pamuk ipliğinin teri emmesine karşı bükülü ipek ipliğin doku gözeneklerini açık tutması, terin kısa sürede ve sağlıklı bir biçimde kurumasını sağladığından özellikle erkek gömlekliği ve çamaşırlık olarak çok aranan bir kumaştı. Bu özelliği nedeniyle denizel ve kayıkçıların doğrudan tenlerine giydikleri gömlekler de "helali'den yapılırdı.

Bir tiyatro sahnesinin önünde, ışık ve ışıldakların yerleştirildiği, izleyiciye en yakın yer ...

Ramp, (Fr. rampe, İng. rampe).
Bir tiyatro sahnesinin önünde, ışık ve ışıldakların yerleştirildiği, izleyiciye en yakın yer.
Sahne düzeyinin seyirciye en yakın kesimi, sahne kenarı.

Eş, Karı, zevce ...

Refika, (Arapça).
Kadın, eş.
Eş, karı,
Kadın, eş.
Kadın arkadaş.
Ortak, arkadaş, eş, yardımcı, yoldaş. 
Avrad,
Kadın, karı, avrat.
Zevce,


Kına gecelerinde yaşlı kadınların başparmağına yakılan kına. ..

Apteslik,
Kına gecesi törenlerinde, yaşlı kadınların yalnızca başparmağına yakılan kına.
Abdest alınacak yer.
Abdest almaya yarayan.
Abdest alınırken giyilen ve kolsuz hırkaya benzeyen bir tür giyecek.
Kısa cüppe,
Aptes alınırken giyilen cüppe biçiminde, önü açık üstlük. 
Evlerde el, yüz ve bulaşık yıkanan, aptes alınan yer. 
Zeybeklerin giydiği kısa kollu cepken. (Günümüzde giyilen ince kumaştan bej ya da krem rengi latalara da bu ad verilir.)
Aptes alma işinde kullanılan: Aptestik leğen, aptestik ibrik.
 
Abdest, 
Müslümanların, bazı ibadetleri yapabilmek için belli bir düzen içerisinde bazı organları yıkayıp bazılarını mesh etme yoluyla yaptıkları arınma. 

Uyarı ...

İkaz,
İhtar,
Tenbih,
Herhangi bir konu, sorun üzerine ilgi çekme, ikaz, ihtar, tembih.
Uyarma, uyarı, dikkat çekme, ihtar, tembih.

Bir yerde oturan, ikamet eden...

İkamet,
Mukim,
Sekene, Sâkin olanlar, oturanlar. Bir yerde devamlı oturanlar. 
Bir yerde oturma, 
Eğleşme.
İkamet eden. 
Ayakta duran.
Okuyan.
Bir memlekette devamlı duran.
Vatanında veya vatanı sayılan bir yerde onbeş günden fazla kalan kimse. 
(18 saatlik uzağa gidene Misâfir denir.)


Erkekliğini gidermek, iğdiş etmek ...

Enemek,
İğdiş etmek.
Halk dilinde Enenmiş, burulmuş, erkekliği giderilmiş hayvan için enek denir.
Hayvanın hayalarını çıkarmak, iğdiş etmek.
Erkekliğini gidermek, iğdiş etmek,
Hayvanlara işaret koymak amacıyle kulaklarını kesmek ya da boynuzunu kertmek.
Hayvanın kulağından parça keserek im koymak.


Yıl boyunca güzel koyu yapraklı bir çalı...


Aralya, (aralia).
Genelde balçık toprağı ve su kenarlarını severler. Türkçede Japon çınarı olarak da biliniyor. Tabiatta 4 – 5 m. kadar gelişebilen bir çalı olan fatsia kalın etli 40 – 50 cm. dev yapraklardan ve ince dallardan oluşuyor.  

Yaz sonunda hedera sarmaşığının çiçekleri gibi az etkileyici, beyaz boncuklu, garip görünümlü çiçekler açar. Çiçekler zaman geçtikçe siyah tohum boncuklarına dönüşür.

Üretimi tohumlardan olabileceği gibi ilkbaharda esas bitkiden kesilen uç sürgünlerinden yapılmaktadır. Köklendirme tozu işlemi daha da garantiler.

Tam güneşi sevmez, güneş altında yapraklar sararır. Esas koyu yeşil rengi gölgede alır. Suyla da pek arası yoktur. Arada sırada ilgi ister. İkliminiz kışları soğuksa ağaç diplerine, duvar önlerine, kuytu alanlara dikim yapın. Çam dibinde pek çok bitki asitli iğnelerle gelişemez ama fatsianın böyle bir sorunu da yok. Sadece dikkat edin ağaç dipleri pek yağmur almaz, kuru kalır, onun için ayrıca sulayın. Hava kirliliği de az miktar toprakta sorun değil. Bu sebeple muhteşem saksı bitkisi olarak kullanılıyor.

Fatsia bambu bitkisi gibi tipik görüntüye sahip. Yerini bulup mutlaka dikin. İlkbahar, yaz çiçekli bordürlerine güzel, daimi yeşil fon yapar. Çok gelişip alt dallar çıplaklaşırsa tepesini kesin, dipten 1 – 2 senede tekrar gelişecektir. Normal bir fatsia 1 metreye 3 yılda, 4 – 5 metreye en az 15 yılda ulaşabilir. Zor bulunan, daha sıcaklık isteyen alacalı türü de vardır.
Bu bitkiden ve hedera sarmaşığından üretilmiş fatshedera isimli bir bitki bulunur.

Bakımı genelde aynıdır ama ışık isteği daha çoktur. Bu bitki de Türkiye’de hiç popüler değil ama önemli bir bahçe bitkisidir. Arayıp bulun, türleri artırın. 









http://www.bahcenet.com

Erkekliği giderilmiş ...

Enek, 
Hadım,
Kısırlaştırılmış erkek.
İğdiş, (Farsça ikdiş).
Erkeklik bezleri çıkarılarak veya burularak erkeklik görevi yapamayacak duruma getirilmiş (hayvan ve özellikle at).
Küçükbaş hayvanları iğdiş etmek başka bir tabirle burmak için penseler kullanılır.

Enenik,
Enenük,
İblik,
İğdiş edilmiş horoz için İblik,
İğdiş edilmiş hayvan,
İğdiş,
İkdiş, (Farsça).

Dört köşe kesilmiş küçük hamur parçalarıyla yapılan yoğurtlu çorba ...


Tutmaç Çorbası,
Esasen hepimizin bildiği erişte hamurundan yapılır. Yumurta, un, su, tuzdan yapılan erişte hamurundan yapılıp ince yufkalar halinde açılır ve kare kare kesilir. Bu kesilen kareler kurutulup saklama torbalarında veya kavanozlarda uzun zaman saklanabilir. Erişteye kıyasla oldukça incedir.

Bu çorba sıklıkla Doğu Anadolu yöresinde bilinir ve yapılır ama bir gün internette gezerken tesadüfen bir Selçuklu yemeği olduğunu öğrendim. 

Tutmaç çorbasının özelliği pestigen ve tutmaç denilen küçük ve ince kare şeklindeki eriştelerden yapılıyor olmasıdır. Tutmaç eriştesi ve pestigen yazdan hazırlanıp kış için saklanır.

Pestigen; Pestikan, pastikan, pestügen, peskütan, pesküten, peskürten adları ile de bilinir.
Pestigen yoğurttan yapılan doğunun uzun ve sert geçen kışları için yazdan hazırlanan tutmaç ve erişte gibi kilerlerde saklanabilen bir tür çorbalık. Asıl Tutmaç Çorbası bu Pestigen ile yapılır eğer yoksa alternatif olarak yoğurt ve yumurta ikilisi kullanılır ama doğal olarak lezzet farkı olur.

Pestigenin özelliklerinden en önemlisi bozulmadan uzun süre saklanabilmesidir ve sanırım çok eskiden Osmanlı zamanında uzun yola çıkanlar askerler, akıncılar vs. pestigeni suyla ezerek ayran yapımında da kullanıyorlarmış. Ayrıca bazı yörelerde pestigeni kahvaltılık olarak kullanıyorlarmış. Bir nevi Çökelik gibi kahvaltıda yenir.

Pestigen' in yapımı;
Yoğurt yayığa konulur. Yağı alınır. Ayran haline gelmiş yoğurt karıştırılarak kaynatılır. Sonra ocağın altı söndürülür. Soğuyuncaya kadar tekrar karıştırılır soğuduktan sonra yaklaşık 1 hafta kazanlarda iyice ekşiyene kadar bekletilir. Bu bekletme sırasında ayranın üst kısmında bir su oluşur. Bu su oluştukça alınır. 1 hafta sonunda ayran süzme torbalarına boşaltılır. Torbalar bir yere asılarak süzülmeleri sağlanır. Macun gibi oluncaya kadar süzülme tamamlanıp, süzme torbasından çıkarılır. Tuzlandıktan sonra bidon veya küplere basılır.

Tutmaç çorbası;
Malzemeler;
  • 1 su bardağı pestigen veya 1,5 su bardağı yoğurt + 1 yumurta
  • ½ su bardağı tutmaç
  • Et suyu
  • ½ su bardağı haşlanmış mercimek
  • ½ su bardağı haşlanmış nohut
  • Sarımsak
Çorbanın sosu için malzemeler,
Tereyağı, kekik veya anık (dağ kekiği), kırmızıbiber 

Hazırlanışı;
  1. Pestigeni 2 bardak suyla eritip tencereye koyun (Eğer pestigeniniz yoksa yumurta ve yoğurdu iyice çırpıp pestigen yerine koyabilirsiniz).
  2. Haşlanmış nohut ve mercimeği de ekleyin ve kaynamaya bırakın(Eğer yoğurt ve yumurta karışımını koyucaksanız kaynayana kadar sürekli karıştırmalısınız yoksa yoğurt çürür).
  3. Kaynamaya başlayınca tutmacını ekleyip 5 dakika daha kaynatın.
  4. Et suyunu ekleyin 5 dakika daha kaynatın ve sarımsağını ekleyip ocağın altını kapatın.

Sosu;
Bir sos tavasında yağını eritin içine bütün baharatları koyup kızdırın, servis yapmadan hemen önce çorba tenceresine döküp karıştırın.
Afiyet olsun.










Kaynak;
http://lezize.blogspot.com/

Popüler Yayınlar

Yeni içerikler için takip edin!