Türk müziğinde bir dizinin işleniş biçimine verilen ad...

Makam, (Arapça).
Klasik Türk müziğinde bir müzik parçası veya şarkının işleniş biçimi.
Musikide usul. 
Tempo.

Türk musikisinde, kullanılan ses dizilerinin(gam) belli kurallar çerçevesinde kullanılmasıdır. Makamların dizileri, aralıkları eşit olmayan toplamı 53 koma olan sekiz sesten oluşur. Dizileri aynı olan makamlar birbirlerinden seyirlerine göre ayrılır. Bu yüzden makamda seyir çok önemlidir. Makamların karar sesleri, güçlüsü, yedeni ve asma kararları olur.

XVIII.yüzyılda yaşayan ve Türkmen edebiyat dilinin kurulmasına ve gelişmesine öncülük eden Türkmen şair...

Mahtumkulu, 
Mahtumkulu Firaki 

Farsça: Mahdumqoli Faraghi; Türkmence: Magtymguly Pyragy; d. 1733 – ö. 1797

Türkmen mutasavvıf şair. Asıl adı Mahtumkulu olan şair, şiirlerinde kullandığı Firaki mahlası sebebiyle Mahtumkulu Firaki olarak bilinmektedir. 18. yüzyılda Türkmenler hakkında yazdığı sosyal ve politik şiirlerle tanınır. Türkmen şairlerin önde gelenlerinden biri olarak kabul edilmektedir. 1773 yılında, İran'ın Gülistan Eyaleti'nin Günbed-i Kavus şehrinin Hacı Kavuşan köyünde dünyaya geldi. Türkmenlerin Göklen boyunun Gerkez aşiretindendir. i, şiirlerinde Ahmet Yesevi'yi ustası olarak kabul etmiş, kendisinden önceki mutasavvıflardan yararlanarak eserlerini ortaya koymuştur

XVIII yüzyılın ünlü Türkmen şairi Mahtumkulu Firaki, 1773’te Türkmenistan’daki Etrek nehiri boyunda yer alan Hacı Kavuşan köyünde dünyaya gelmiştir. Türkmenlerin Göklen boyunun Gerkez tiresindendir. Babası XVII yüzyılın bilgini Devlet Mehmet Azadi’dir. Kendileri de şairdir. Onun “Vaaz-ı Azad”, “Hikayet-i Cabir Ensar”, “Münacat” adlı ünlü mesnevileri bulunmaktadır.  Mahtumkulu, döneminin aydın bir ailesinden gelmesi nedeniyle eğitimini devam ettirmiş, değişik medreselerde kendini yetiştirmiştir.  Gençliğini Hacı Kavuşan köyünde ve Etrek nehiri boyunda geçiren şair Mahtumkulu, ilk eğitimini köyünde alır. Sonra Lebap’ta bulunan Halaç ilçesinin Kızılayak köyünde olan İdris Baba medresesinde devam eder. Bundan sonra Buhara’daki Göğeltaş medresesinde eğitim görür. Şair, yüksek eğitimini döneminin üniversitesi kabul edilebileceğimiz Hive’deki “Şirgazi” medresesinde görür.  Eğitimini değişik medreselerde tamamlayan şair Arapça, Farsça ve Çağatayca öğrenmiştir. Nizami, Sadi, Fuzuli, Nevayi, Ahmet Yesevi, Hacıbektaş Veli gibi Türk Dünyasının önemli klasiklerini tanımış, onların eserlerini iyi öğrenmiştir.

Hindu inanışında, zora başvurmadan bir kötülüğe karşı koyma eylemi.. .

Ahimsa,
Sanskrit canlıların hayatına kıymama doktrini. 
Hint düşüncesinde geçen ve tüm canlıların akraba olduğu ve bütün varlıkların canının değerli olduğunu düşüncesini temel alan, hayvani gıdadan ve savaştan meydana gelen yaralamama ve zarar vermeme ilkesi. 
Şiddete başvurmama veya zarar vermeme anlamına gelen sanskritçe bir terim. 

Sanskritçe. “zarar vermeme”. Caynizmde dinsel yaşantının özü olarak al­gılanan, hiçbir canlıyı öldürmeme ve zarar vermeme kuralı.  Ahimsa kelimesi, Jaina ve Bu­dist dillerinde geçen Sanskritçe bir keli­medir. Ahimsa, “öldürmeyi arzu etme­mek” anlamına gelmektedir. Bu hareket tarzı Hinduizm, Jainizm ve Budizm tara­fından tavsiye edilen bir fazilet hareketi­dir. Ahimsa, “hayata saygı” olarak tarif edilmiştir. Bu hayat, sadece insan hayatı değil, bütün yaşayan varlıklarında haya­tıdır. Böylece, Ahimsa, bütün kanlı kur­banların kaldırılması ve et yememe gibi bir hedefe sahip olmaktadır. Hindistan'da bütün dinler, özellikle de jainizm bu ilkeyi savunur. Gandhi bu keli­meyi, saldırmazlık fikrine temel yaparak ah­lâk ve siyasetinin prensibi haline getirdi. 

Ancak, Hin­duizm’de Hindu’lar, böyle bir davranışın her zaman tatbik edilemeyeceğini kabul etmektedirler. Çünkü Eski Veda metinle­rinin uygulandığı dönemlerde, Hindular, hayvanları kurban ediyorlar ve et yiyor­lardı. Hatta faziletli savaşçılar yetiştiriyor­lardı. Bununla beraber, Upanişadlar’dan itibaren, gerçek dindarlık faziletleri ara­sında Ahimsa figürü görülmeye başlan­mıştır. Bu zamandan itibaren Ahimsa, hakimler ve azizler tarafından tatbik edilmeye başlanmıştır. Bhagavad Gîtâ, bu faziletin, gerçek bilgiyi oluşturan unsur­lardan biri olduğunu belirtmektedir. Fakat onu, savaşçılara empoze etme­mektedir. Bu kuralı uygulamaya, et yememeye, kanlı kurbanı redde davet edi­lenler Brahman’lardır. Meselâ Shankara, XIII. Yüzyılda, Tantrique kültler tarafın­dan teşvik edilen “kanlı kurban” tatbiki­ne karşı etkili şekilde mücadele açmış ve bitkisel takdimeleri teşvik etmiştir. İşte bundan dolayı Brâhmanlar canlı varlıkları öldürme tehlikesi taşryan “ziraatçılık mes­leğini” yapmamaktadırlar. Ahimsa, Hin­du şeriatının beş ana faziletinden birini teşkil etmektedir. Yine o, Yoga pratiklerindeki beş engellemenin arasında bu­lunmaktadır. Ahimsa, Lingâyâtlarda bir fazilettir.  Bütün bunlara rağmen, Hindu Tanrısı olan Shivâ, Vishnou, Krishna, Rama, Ahimsa’yı uygulamaya koymamışlardır. Tanrıların şiddet hareketleri, birtakım de­ğerli hareketler olarak canlı varlıkların karmık passifliğini yok etmekle, neticede kurtarıcı inayete dönüşmektedir. Nitekim Durgâ, manda kılığındaki bir şeytanı öl­dürdüğü zaman, manda, en sofu bir mün-tesip haline gelmiştir. Modern çağda Gandhi, şiddet dışı fazileti yeniden keşfetmiş ve Jainizm’de olduğu kadar Vishnuizm’de de Ahimsa pratikle­rini hatırlamıştır. Ahimsa, Gandhi’nin yanmda, politik bir tavır, bir ahlâki fazilet olmuştur. Bu tavır ve ahlâki fazilet, poli­tik bir hedefi gerçekleştirmek için her mil­let tarafından uygulanabilir. Jainizm’de, ahimsa, keşişin beş büyük adağından birini ve lâîkin’de beş küçük adağından birini teşkil eder. Yani her jain, kendini bu faziletle kuşatılmış hisseder, jain keşişleri, hayata aşırı şekilde saygı duymaktadırlar. Bu nedenle, böcekleri ezmemek için yollarını süpürmektedirler. Canlı böcek yutmamak için, ağızlarını bezle kapatmaktadırlar. Elbiselerini sabah ve akşam dikkatli şekilde silkmektedirler. Lâik Jain’ler de her canlı hayvanı öldür­meyi reddederek bir yumurtanın içindeki bir canlıyı dahi öldürmekten sakınırlar. Bunun için de çok sert Vejetaryendirler

Japon kökenli bir mantık oyunu...

 Sudoku, Su Doku,
Japon tipi bir bulmacadır. 
Japonca "Sayılar tek olmalı" anlamına gelen "Suuji wa dokishin ni kagiru" kelimelerinin kısaltması olan Sudoku, günümüzde Asya'dan, Avrupa ve Kuzey Amerika'ya da yayılan oldukça popüler bir oyundur. ABD' de Number Place (rakam yerleştirme) olarak bilinen oyun, Türkiye'de 1994 yılından bu yana Diamond adıyla piyasadadır. 

Dünyanın en çok ilgi gören oyunlarının başında gelen bu bulmacada, harfler yerine rakamlar kullanılır. Rakamlarla oynanmasına karşın matematikle ilgisi olmayan Sudoku toplama veya çarpma bilgisi gerektirmez. Bulmacanın zorluk derecesine göre ipuçları verilir. Verilen ipuçları baz alınıp, mantık yürütülerek oynanan bir oyundur. 

Aralarında ABD'nin de bulunduğu 100'ü aşkın ülkeyi kasıp kavuran Sudoku; zeka gücünü geliştirici entelektüel bir rakam bilmecedir. Otobüste, trende, öğle arasında, teneffüste rahatlıkla oynanılabilecek bir oyundur. 

Nasıl oynanır.
Toplamda 9x9=81 kare olan kümelere 1' den 9' a kadar rakamlar yerleştirilir. Her bir rakam, her bir satırda ve her bir sütunda sadece bir kez kullanılabilir. Her bir rakam, 3x3=9 kareden oluşan bloklarda da sadece bir kez kullanılabilir. Bulmacayı tamamlamak için tabloyu öyle bir şekilde doldurmalısınız ki dokuz kareden oluşan her satır, her sütun ve her blok 1' den 9' a kadar bütün rakamları içersin, hiçbir rakam tekrarlanmasın ve eksik kalmasın. Bazı rakamlar bulmacaya zaten yerleştirilmiş olarak ipuçları verilmiştir. Bu rakamlar ne kadar artarsa bulmaca o kadar kolaylaşır.

Portekiz' de, boğa güreşinde boğayı kızdırmakla görevli kimselere verilen ad...

Forkado,

Boğa Güreşi (Alm. Stierkamf, Fr. Course, de taureaux, İng. Bulfight.)
Boğa ile mücadele ve sonunda boğayı kılıçla öldürme esası üzerine kurulmuş bir spor. Boğa güreşinin başladığı yerin Girit olduğu tahmin edilmektedir. Buradan Etrüsklere ve Romalılara geçti. Sekizinci yüzyıla kadar önemini kaybeden boğa güreşi Faslılar tarafından bu yüzyılda İspanya'ya sokuldu. On beşinci yüzyılda İspanya'da milli spor olarak kabul edildi. Halen İspanyoların çok sevdikleri bir spor gösterisidir. Günümüzde, Portekiz, Kolombiya, Peru, Ekvator, Venezüella ve Fransa'da büyük rağbet gören bir spordur.

Boğa güreşinde gaye, özel olarak yetiştirilmiş bir boğanın matador tarafından arena denilen özel sahada yenilmesidir. Boğa güreşine çıkan kişiye, matador denir. Bunun çok çevik, refleks sahibi, ani kararlar verebilen, elindeki pelerini çok ustaca kullanabilen, fiziki olarak güçlü kuvvetli olması lazımdır. Güreşe çıkan boğada da cesaret, soyluluk, canlılık aranır. Özel olarak yetiştirilen boğaların hareketlerine ilk başlangıçta çok dikkat edilir. Güreşe müsait olanların, ayrılarak yetiştirilmesine itina gösterilir. Saldırıya geçmesi, sür'atli hareketi, saldırıya geçtiğindeki gözü pekliği, canlılığı bir güreş boğasında aranılan belli başlı özelliklerdir.

Boğa güreşleri Plazas de toros denilen çember şeklindeki arenalarda yapılır. Seyircilerin oturduğu sıraları boğalardan korumak için ön taraflarına görüşe mani olmayan yüksek duvar yapılmıştır. Arenaya açılan üç kapı vardır. Birinden matadorlar, diğerinden boğalar içeri girer, üçüncüsünden ise öldürülen hayvan dışarı çıkarılır.

Boğa güreşleri üç sahfada yapılır. Birinci safhada pikador denilen süvariler boğanın ilk saldırısını önlerler. İkinci safhada boğa saldırıya geçmesi için kışkırtılır. Boğanın iki omuzuna rengarenk kağıtlarla süslü üç dört çift sivri uçlu şişler saplanır. Böylece hayvan iyice öfkelenmiş olur. Son safhada artık tamamen matadorun maharetine bırakılır. Matador çeşitli oyunlar sergileyerek boğayı saf dışı etmeye çalışır. Değneğe tutturulmuş kırmızı renkli kumaşı kullanarak boğanın başını aşağıya doğru eğmesini temine uğraşır. Çeşitli artistik gösterilerin sonunda, kılıcı, boğayı öldürecek şekilde batırması ile güreş son bulur. Bazen bu işin başarılması mümkün olmayabilir. Kılıcın kırılması, matadorun boğanın boynuzları arasında parçalanması da ihtimal dahilindedir. Aslında boğa güreşi çok tehlikelidir. Fakat bütün tehlikesine rağmen heyecanla takib edilen, güreşlerin olduğu günlerde eğlenceler tertib edilen bir spordur.

Türkiye'de boğa güreşleri Artvin ve yakın çevresinde her yıl haziran ayında yapılan Kültür ve Sanat Şenliklerinde olmaktadır. Yurdumuzdaki boğa güreşleri İspanya ve diğer ülkelerde olduğu gibi, matador ile boğa arasında geçmeyip, boğa ile boğa karşılaştırılarak yapılır. Güreş meydanından diğer boğayı boynuzlarıyla tehdit eden ve kaçıran boğa galip sayılır. Birinci gelen boğanın sahibine oldukça yüklü armağan verilir. İlk olarak Kalatvan ve Didvake de yapılan boğa güreşleri çok çekişmeli geçer. Boğa sahipleri, bir yıl özenle beslediği boğasını iddialı bir şekilde arenaya sürer. Boğasından beklediği rakibini yenip pehlivan olmasıdır. Böylece kendiside verdiği emeğin boşa gitmediğini ve pehlivan boğa yetiştirmenin gurunu taşıyacaktır. 

İspanya'ya ortaçağda Magripliler tarafından tanıtılmıştır. Boğa güreşin­de her hareket geleneklere uygun olarak yapılır. Soyluların başlattıkları at sırtındaki boğa güreşlerinin yerini 1700'lerde, torero denen, çoğunlukla yaya dövüşen profesyo­nel boğa güreşçilerinin almasıyla, modern boğa güreşine doğru bir gelişme başlamıştır. Boğa güreşi İspanya, Meksika ve bazı Güney Amerika ülkelerinde yaygındır. Fransa'nın güneyinde ve Portekiz'de de yapılır; ne var ki, buralarda boğa öldürülmez. Dövüş için seçi­len boğalar sıradan sığırlar değildir; arena için özenle yetiştirilirler.

Boğa güreşi arenadaki tören yürüyüşüyle başlar. Gösteriye katılanların tümüne torero adı verilir. Önden, marşlar çalan bir bando, onun ardından parlak gösterişli giysileriyle atlı arena görevlileri gelir. Onların arkasında boğalarla dövüşecek olan matadorlar yürür. Pelerinleriyle boğayı kızdıran ve süslü kısa mızraklarını (banderilla) boğanın ensesine saplayarak matadorlara yardım eden bande-rillero'lâT ise matadorları izler. Sivri uçlu mızraklarıyla atlı picadorlar en arkadan ge­lir. Onlar da matadora yardım etmek üzere arenada bulunurlar

Tören yürüyüşü beledi­ye başkanı ya da başka bir resmi görevlinin oturduğu tribünün önünde sona erer ve baş matador güreşi başlatmak için izin ister. Başkan boğa ahırlarının anahtarını aşağıya atar. Matadorlar kadife pelerinlerini arkadaş­larına verirler; arena ilk matador ve takımı dışında tümüyle boşaltılır; ahırın kapısı açılır ve boğa var hızıyla arenaya girer. Kural olarak bir gösteride altı boğa öldürülür.

Matador ve yardımcıları, boğayı dövüşe çekmek ve yormak için, pelerinleriyle çalım atarlar. Saldıran boğa pelerinin hareketlerini izler ve kısa bir süre sonra onun denetimine girer. Matador ise bütün ustalığıyla boynuzla­ra yaklaşır. Ayaklarını kıpırdatmadan peleri­ni usulca boğadan kaçırır. Bu zarif geçişlerin Veronica ve Mariposa ya da kelebek gibi özel adları vardır.
Gösterinin, picadorlann arenaya girmesiy­le başlayan ilk evresi yaklaşık beş dakika sürer. Boğa atlarına saldırınca, picadorlar mızraklarını ya da pica 'lannı boğanın boynu­nun hemen aşağısına, omuzlarına saplarlar. Bu, boyundaki güçlü kasları zayıflatarak, boğanın kafasını eğmesini sağlamak ve cesa­retini ölçmek için yapılır. Eğer atlardan biri düşerse bacaklarında ağır zırhları olan picador düşen atının altından kurtulup arenadan çıkana kadar, öbür picadorlar pelerinleriyle boğanın dikkatini kendilerine çekerler.

İkinci evrede banderillerolar ve bazen de matadorun kendisi, renkli kâğıtlarla süslenmiş kısa mızrakları çift çift boğanın omuzlarına saplarlar. Banderillero boğanın boynuzların­dan korunarak, yandan, zarif bir hareketle, en fazla dört çift banderillayı boğanın omuzla­rına saplar. Gösterinin boğayı kışkırtan ve nasıl bir tepki verdiğini matadora gösteren bu evresi de yaklaşık beş dakika sürer.

Aslında kırmızırenk hiçbir boğayı kızdırmaz. Çünkü boğalar renk körüdür ve kırmızıyı diğer renklerden ayırt edemezler. Boğa güreşinde matador boğayı eline aldığı şapkasını şalını sallayarak kızdırır. Boğanın kırmızı şala saldırdığı inancı yanlıştır.

İspanya'da boğaların kırmızı renge saldırdığı inancı, matadorların kırmızı başlık kullanmaları nedeni ile yaygınlaşmıştır. Halbuki başlıklarda bu renk boğayı kızdırmak için değil, seyircilere hoşgörüntü verebilmek için seçilmişti.
Portekiz'de boğa güreşi at üzerinde yapılıyor ve 18. yüzyıldan beri amaç boğayı öldürmek değil, çıplak elle etkisiz hale getirmek.



Sulandırılmış nitrik asitle gravür elde etme tekniği...

Ofort,   
(Fr. eau-forte; Alm. Radierung, Aezkunst) 

Asitle yedirme gravür. Metal olarak çinko, bakır ve aleminyüm gibi madeni plaklar kullanılır. Bu plakların üzerine asitin etki yapmayacağı asfalt ya da 2 ölçü asfalt+2 ölçü balmumu + 1 ölçü reçine karışımı bir vernik eritilerek yaydırılır. Eğer yumuşak vernik yapılmak isteniyorsa 1 ölçü vernik içine 2 ölçü don yağı ya da vazelin katılır. Bu vernik daha çok ince izler elde etmek için kullanılır. 

Gravür asiti ise, 1 ölçü nitrik asit 9 ölçü su ile yapılır. Asiti daima suyun içine az az dökmek gerekir. Vernikli plak hazırlandıktan sonra üzerine ucu sivri, bir aletle istenilen resim yapılır ve asitin içinde 10-15 dakika bırakılır. Ondan sonra plak, terbentin ya da benzin içine atılarak üzerindeki vernik temizlenir ve mürekkep yedirildikten -sonra basılır. Asitle yedirme tekniklerinden bir de Akuatinta tekniği vardır. (akuatinta)

Süs bitkisi olarak yetiştirilen, hep yeşil yapraklı bir tür çalı...

Akuba, (Aucuba).
Lekeli defne.
Keklik Kanadı,
 
Peyzaj uygulamalarında en fazla kullanılan türü derimsi, daimi yeşil yaprakları ile A.japonica ve özellikle yaprakları üzerinde altın sarısı lekeler bulunan A.J.varigiata, gölge ve yarı gölge şartlarında (fazla güneşte yaprak yanmaları gözlenir), ağaçlar altında çokça kullanılan dekoratif bir tür ve formdur. 
En düşük sıcaklığın -15′in altına düşmediği yerlerde açıkta, daha düşük sıcaklığın olduğu yerlerde kapalı mekanlarda ve taşınabilen büyük kaplar içinde teraslarda değerlendirmek mümkündür. 

Çeşitli topral koşullarına, kuraklığa dayanıklıdır. Ancak bu durumda sulumaya özen göstermek iyi gelişmesini sağlar. Kentlerin kirli havasına da dayanıklıdır. Dikimlerde topraklı ve kaplı fidanların kullanımı önerilir. Dikim çukurlarına bolca organik malzeme ilave edilmesi gelişmesine büyük etki yapar. Dikimden sonra gövde etrafını malçlama fayda sağlar. Yaprak nodlarından budayarak kompakt formu koruması sağlanabilir. Yumuşak yarı odunlaşmış çelikle yazın başından itibaren sonbahara kadar uzunca bir period köklendirmeye alınarak üretilebilir. Çelikler açıkta ve gölgede yatiştirilebilir. Sisleme köklenmeyi hızlandırır.

"Çıplak balık, Akya balığı" gibi adlar da verilen bir balık...


 Leka,
Çıplak Balık.
Pulsuz, Hanım balığı,
Kuzu, Sarı kuyruk,
Liça,
Çatalkuyruk,
İskender Balığı, 
Akya Balığı (Lichia amia),

Akya balığının, sırt yüzgecinin önünde yarım düzine serbest dikeni vardır. Siyah bir, yol, kafasını ve yanlarını uzunlamasına katederek, yeşilimsi mavi sırtını gümüşlü beyaz karnından ayırır. Bu siyah yol balığın ölümünden sonra yok olur. 

Vücut oval, yanlardan yassılaşmış, sırt mavi, kısmen yeşilimsi, karın gümüşi renktedir. Vücut ince yapılmış pullarla örtülü, kafada pul yoktur. Yanal çizgi karakteristik olup, solungaç kapağından başlar, göğüs ucuna kadar sırta paralel hat çizer, daha sonra karına doğru bir kavis yapıp, tekrar düz bir hat halinde kuyruğa uzanır. Yırtıcılığı lüfere benzediği için kofana irisi diye tanımlandığı olursa da, lüferlerden yanal çizginin solungaç kapağının ilerisinden düz bir hat halinde kuyruğa uzaması ile ayrılır

Akya lichidae familyasından olup, lichia amia olarak bilinir, ülkemizde çıplak ve kuzu adlarıyla biliriz. Bu balığa çıplak ismini veren özelliği ise üzerinde hiç pul olmamasıdır. Bu yüzden birçok bölgemizde çıplak olarak bilinir. Üst kısmı maviden başlayıp yan tarafına doğru yeşilimsi olmaktadır. Kuyruğundan başlayan uzun bir çizgisi vardır. Bu çizgi baş tarafına kadar uzayıp gider. Karın bölgesi kirli beyaz, ağzı bir balığı kolayca yutabilecek kadar geniştir. Akyalar sürüler halinde dibe yakın yüzerler ve çok ataktırlar. Tehlike sezisi aldığı anda gözden kaybolur. Bilinen ağırlıkları 20 kilo kadardır. Ancak 50-60 kilo ağırlığa kadar ulaşabilmektedirler. Yumuşakçalar, kabuklular ve küçük balıklarla beslenerek dipte kıyılara yakın küçük sürüler halinde dolaşır.

Yeniçerilere ödenen üç aylıkların ikincisi...

Recec,

Yeniçerilere üç ayda ödenen maaşlara Ulufe denilmektedir.  
Ödenen ulufe dönemleri aşağıda gösterilmiş ve ödendiği ayların sembolleriyle ifade edilmiştir.


Ulufe dönemleri;
  1. Masar [ Muharrem, Safer, Rebiül-evvel ],
  2. Recec [ Rebiül ahır, Cemadül evvel, Cemdül ahır ] , 
  3. Reşen [ Recep, Şaban, Ramazan ],
  4. Lezez [ Şevval, Zilkade, Zilhicce ].

İsrail' de bazı sağcı partilerin oluşturduğu siyasal koalisyon...

Likud, (Consolidation) 
İsraildeki ana sağ kanat siyasi partidir. 1973 yılında çeşitli sağ ve liberal partilerin birlşemesiyle kuruldu. 1977 yılında kazanılan büyük zafer ülke tarihini değiştirdi. Bu seçimde sol ilk kez kan kaybetti. Ancak 1980lerdeki iktidarların ardından yıprandı. 2003 seçimlerinden zaferle çıkan parti 2005 yılında liderleri olan Ariel Sharon'un ayrılıp Kadima partisini kurması üzerine ilk seçimde dördüncü partiliğe geriledi.

Likud Genel Başkanı Ariel Şaron, 1928’de doğdu. Rakibi Barak gibi asker kökenli olan Şaron, orduya 14 yaşında girdi. Şaron, ordu bünyesinde özel komando birliği kurarak ülke güvenliğinin korunmasında etkin görev üstlendi. Şaron, askerliğinin yanında Tel Aviv Üniversitesi’nde hukuk öğrenimi gördü. Ehud Barak’ın da katıldığı 1967’deki 6 Gün Savaşı’nda yer alan Şaron, 1972’de ordudan ayrıldı. Aradan 1 yıl geçmeden 6 Ekim 1973’de, Mısır’ın tüm Sina Yarımadası’nı aldığı büyük zaferiyle sonuçlanan, İsrail’in en büyük dini bayramına denk gelen Yom Kippur Savaşı’nda orduya geri çağrıldı. 

Knesset (İsrail Parlemontosu)' na, 1973’te seçilen Şaron, 1 yıl sonra istifa ederek dönemin Başbakanı İzak Rabin’e güvenlik danışmanı oldu. Şubat 2001 tarihinde yapılan Başbakanlık seçimini rakibi Ehud Barak'a karşı yüzde 60'ı aşkın oyla kazandı.

Osmanlı süvarilerince kullanılan orta boyda mızrak...

Kostaniçe,
Hançere benzerliğiyle dikkat çeken, Osmanlıda sıkça kullanılan bir tür savaş aletidir.  Osmanlıların, Ordu bünyesinde yer alan Deli Ocağı, genellikle sınır boylarında, Rumeli beylerbeyi veya sancakbeyleri maiyetinde bulunan hafif süvari birliklerinden oluşuyordu. Deliler bu ocağa bağlıydılar. 

Osmanlı kara ordusunun ikinci temel grubu olarak adlandırabileceğimiz eyalet askerleri; barış zamanı kendi işleriyle uğraşırlar, devletten maaş almazlar, savaş zamanı çağrıldıklarında orduya katılırlardı. Deliler de, tıpkı tımarlı sipahiler, azaplar, akıncılar gibi bu kategoriye giriyordu.  

Bu sınıfın kullandığı silahlar, savaş çekici ve kader, Kılıç, pala, mızrak, kostaniçe, balta, bozdoğan, şeşper, gürz ve savaş çekici en çok kullandıkları silahlardı. Delilerin kullandığı mızraklar ise diğer askerlerinden en az bir buçuk metre uzun olurdu. Sık kullandıkları aletlerden biri de savaş çekiciydi.  Kıvrık ucu zırhları delen savaş çekici, kullanırken düşmana çok yaklaşmak gerektiği için dezavantalı bir silah olmasına, Osmanlı tarafından tercih edilmemesine rağmen, Deliler tarafından maharetle kullanılıyordu. Mızrakları, diğer Osmanlı savaşçılarının kullandığı mızraklardan 1,5 kat uzundu. Asla zırh kullanmazlardı. Kaderde ne varsa o yaşanırdı.

Everest Dağı' nın Tibet dilindeki adı...


Çomolungma, 

Everest Dağı, Tibet dilinde Çomolungma
Görkemli yapısı ve yüksekliği nedeniyle Tibetlilerin “Dünyanın Ana Tanrıçası” anlamında Çomolungma adını verdiği dağın dünya üzerindeki en yüksek nokta olduğu ancak 1852’de Hindistan kadastro idaresinin yaptığı ölçümlerle belirlendi. Günümüzde kabul edilen yükseklik küçük bir yanılma payıyla 8,848 m’dir.

Asya’ daki Himalayalar’ da bulunan, dünyanın en yüksek noktasını oluşturan doruk. Yaklaşık 28 derece kuzey enlemi ile 87 derece doğu boylamında, belirlenmiş Tibet –Nepal sınırı üzerinde yer alır. Çıplak Güneydoğu, Kuzeydoğu ve Batı sırtları en yüksek noktalara Everest (8,848 m) ile Güney doruğunda (8,748 m) ulaşır. Everest Dağı Kuzeydoğudaki Tibet Platosundan (yaklaşık 5000 m) tam olarak görülebilir. Eteklerinden yükselen Çangtse, Khumbutse, Nuptse ve Lhotse gibi doruklar Nepal’den görülmesine engel olur. Everest Dağındaki başlıca buzullar Kangşang Buzulu (doğu), Doğu ve Batı Rongbuk Buzulları (kuzey ve kuzeybatı), Pumori Buzulu (kuzeybatı), Khumbu Buzulu (batı ve güney) ve Everest’le Lhotse-Nuptse sırtı arasında kapalı bir buz vadisi olan Batı Buzyalağıdır.

Raymond Lambert ve Sherpa Tenzins Norkay, oksijen tüpleriyle 8535 metreye tırmanmaya muvaffak oldular. Ertesi sene, Lord Hunt, Güney Geçidine vardı. Nihayet 29 Mayıs 1953’te Edmund Hillary ve Tenzing Norgay 8500 metrede oksijen tüpleriyle kamp kurarak ilk defa Everest’in zirvesine çıkmayı başardılar.

1956’da İsviçreli bir grup, komşu zirvelerden en alçağı olan Lhotse’ye (8501 m) tırmandılar. Daha sonra Güney geçidinden ikinci ve üçüncü tırmanmayı başardılar. 1963’te Amerikalı bir grup Norman Dyhrcufurt başkanlığında Güney geçidinden iki defa tırmanmayı başardılar.
1965’te 9 Hintli dağcı 4 parti halinde zirveye ulaştılar.

1975’te Japon Cunko Tabei, Nepalli Ang Tsering eşliğinde doruğa ulaşan ilk kadın dağcı oldu. Aynı sene iki İngiliz dağcı Everest Dağına güneybatı tarafından tırmandılar. Kuzey duvarında ise 1980’de iki Japon dağcı da doruğa ulaştılar.

Hezarfen Ahmet Çelebi' den 600 yıl önce kanat takarak uçma denemelerine girişen ve bu denemeler sırasında ölen Türk bilgin ve sözlük yazarı...


İsmail Cevheri, (ö. 1003-1010), 
Farablı İsmail Cevheri, 
Kazak Müslüman yazar ve sözlük bilimi uzmanı.
Asıl adı, Ebu Nasır İsmail bin Humad'ul Cevheri' dir. Cevherî Horasanın Farab şehrinde, milâdın onuncu asrında dünyaya gelmiştir. İlk tahsilini dayısı İbrahim Farabi' den almıştır. Daha sonra Farab medreselerinde birçok İlimleri tahsil etmiştir. Al-Sihah adlı eserini yazdı. 1729 yılında bu eser Vankulu Mehmed Efendi tarafından Vankulu Lugati adı altında basıldı. Bu lugat İbrahim Müteferrika'nın matbaada bastığı ilk kitap ünvanını aldı. Nişabur'da yüzlerce talebeye ders vermiştir. Derslerden sonra evine çekilen Cevherî, bir çok hesaplar yaparak uçmanın çarelerini araştırmıştır. Sonunda bu maksadına ulaşmak için birtakım kanatlar yapmıştır.

İlk zamanlar, evinin bahçesinde tecrübeler yapıp sonra da hazırladığı bir takım tahtaları, İpleri ve kanatlan alarak Nişabur'daki ulu caminin minaresine çıktı. Camiin kubbesinden havalanarak uçmaya başladı. Dünyanın ilk uçan insanı, insanoğlunun ilk tayyaresini yapan Farablı Cevheri, havada epeyce dolaştıktan sonra yere inmek istedi. Fakat buna muktedir olamadı. Birdenbire düşerek parça parça oldu, (M. 1010)

Diğer uçmayı deneyen ünlüler;
İbn-i Fernas  (810–887);
Endülüs’te yaşamış Fernas havacı, kimyacı, mühendis, ahlak bilimci, mucit, müzisyen, fizikçi, şair, astrolog ve teknolojist. El makata adlı bir su saati icat etmiştir. Listemizde yer bulmasının sebebi ise Uçmayı başaran ilk mucit olması. 875 yılında, 65 yaşındayken yaptığı kanatlı bir gereçle Arus dağı’ndan Rusafa Meydan’ına süzülmüştür. Havacılığın babası sayılır.
Hezarfen Ahmed Çelebi ;
Bin fen bilen manasına gelen Hezarfen vasıf ve şöhretini alan Ahmed Çelebi 17. yüzyılda yaşamış bir Türk alimidir. Kendisinden önce yaşamış alimlerin ilimlerinden, bilhassa Biruni ve İbn-i Sina ile aynı devirde yaşamış olan Farablı İsmail Cevherinin uçuş tecrübelerinden faydalanmıştır. Hezarfen Ahmed Çelebi, Cevherînin başarı akımlarını ve denge unsurlarını hesapladı; uçmak için kartalı örnek almak gerektiğini düşündü. Asıl büyük denemeye girişmeden önce, o devirde çok büyük bir spor alanı olan İstanbul'daki Okmeydanı'nda tam dokuz deneme yaptı. Her denemede bir düzeltme yaparak kendisini uçuracak kanatlara son şeklini verdi. Nihayet birgün Galata Kulesinden Boğaz'ın sularını aştı. Üsküdar'da Doğancılar adını taşıyan semte bir kuş gibi süzülerek indi. Bu hâdisenin görgü şahidlerinden biri olan Evliya Çelebi, bu uçuşun tarihini belirtmeden IV. Murad zamanında gerçekleştiğini söylemekle yetiniyor. IV. Murad 1623-1640 yılları arasında hükümdarlık yaptığına göre, uçuşun bu tarihler arasında gerçekleştiği kesindir. Konuyu araştıran tarihçiler bunun, saltanatın ilk yıllarına rastladığında birleşiyorlar. IV. Murad, Hezarfen'i bir kese altınla mükafatlandırmıştır.

Lagari Hasan Çelebi;
Dördüncü Murad devrinde elli okkalık barut macunu ile çalışan 7 kollu bir roketin atış gücünden istifade ederek dünyanın ilk insan taşıyan roketini yapmıştı. Roket kendi yardımcıları vasıtasıyla ateşlenip havalanacak ve kendisi denize ineceğini tasarlamış ve nihayet tasarısında muvaffak olmuştu. Bir yandan kendisi havalanırken denizde birkaç gemi ve içinde dalgıçlar olduğu halde kendisini bekliyorlardı. Her ihtimale karşı da aracı muhkem şekilde yapılmışdı. Roketlerin ateşlenmesiyle fezaya doğru havalanmış daire şekil çizerek denize inmişti.



Dövülmüş et ve bulgurla yapılan bir tür kebap...


Oruk,
Dövülmüş et, bulgur, soğanla yapılan ızgara köfte.
Dövülmüş köftelik bulguru biberle iyice yoğurduktan sonra içine kıyma koyup, üstüne yağ dökerek fırında pişirilen bir çeşit yemek.

Malzemeler; (4-6 kişilik)

  • 1 kg. orta yağlı kıyma
  • 1 çay bardağı ince bulgur
  • Yeteri kadar sıcak su
  • 1 tane kuru soğan
  • 2 tatlı kaşığı biber salçası
  • 2 diş sarımsak
  •  Maydanoz
  • Tuz, karabiber, pulbiber,kimyon
  • Sıvıyağ
  • Çöpşiş
Yapılışı;
Servis için domataes ve biber közlenir ve tırnak pide ile sunulur.
Yoğurma kabına bulgur,  kıyma, soğan rendesi, sarımsak, doğranmış maydanoz, tuz ve baharatı ekleyip harmanlayalım. Azar azar su ilavesiyle yaklaşık 1 su bardağı kadar tamamını dökmeyin, bulgurun yumuşamasına bağlı ilave ederek karıştırın. Bulgurun yumuşayıp iyice yoğrulmasını sağlayalım. Mandalina büyüklüğünde parçaları alarak, çöp şişlere adana yapar gibi geçirip yağlanmış fırın tepsisine dizelim. Isıtılmış orta ısılı fırında pişirelim. Sumaklı soğan salatasıyla servis yapılır. Eğer isterseniz ocak üstünde tavada da pişirebilirsiniz. İmkanınız varsa ateşte yapmak sanırım en lezzetlisi olur.
Afiyet olsun.

1949' da keşfedilmiş küçük bir gezegen ...

İkar,

Haşhaşiler ya da Nizariye denen mezhebin kurucusu olan ve başta Selçuklu veziri Nizamülmülk olmak üzere birçok devlet adamının öldürülmesinden sorumlu tutulan İran' lı devlet adamı...

Hasan Sabbah,  (1035 - 1124), 
Büyük Selçuklu Devleti zamanında yaşamış olan, tarihin eski ezoterik ve Batıni örgütü fedaayiin (Karşı düşüncedekilere göre de Haşhaşileri) kuran ve ölene kadar liderliğini yapan kişidir. 

İran'da Kum kentinde dünyaya gelmiştir(bazı tarihçilere göre buraya Kufe'den göç etmiştir). Zamanın önde gelen okullarında okuma şansı bulmuştur. Ailesiyle birlikte Rey şehrine gittiğinde burada Şii inancının önderleriyle temas etmiş ve Şiiliği benimsemiştir. Dini çalışmalarını geliştirmek için Fatimiler'in hakim olduğu Kahire'ye gitmiştir. İran'a döndüğünde Selçuklu sarayında yüksek bir memuriyetle işe başlayacaktır. 

Bazı suçlamalara göre onun aklında daima padişahlık vardır.

Hasan Sabbah'ın yoğun dini çalışmalarından sonra örgütlenmeye başladığı ve Alamut kalesini ele geçirip burada üslenmesidir. Söz konusu kalede 2 bin müridinin yaşadığı söylenmektedir. Dönemin ileri gelenlerine yönelik suikastleri işletmek için fedailerine haşhaş vererek (bu daha çok muhalifleri tarafından uydurulduğu söylense de) onların zihinlerine kontrol ettiği bilinmektedir. Bu yüzden örgütün adı Haşhaşiler olara anılagelmiştir.

İlk insanlar tarafından yapıldığı sanılan en eski aletlere verilen ad...

Eolit,
İlk insanlar tarafından yapıldığı sanılan en eski araçlar.
Arkeolojide,ilk insanlar tarafindan yapildigi sanilan en eski aletlere verilen ad.

Doğu Karadeniz' de, inekleri süslemek için kullanılan küçük bez parçaları, boncuk ya da ipten yapılmış süs...

Purunca,
Traşolit.

Küçük bez parçaları, paçavra.
Doğu Karadeniz' de, inekleri süslemek için kullanılan küçük bez parçaları, boncuk ya da ipten yapılmış süs...  
Göç zamanı ineğin kafasına takılan, süslemeli bez.
İnekleri süslemek için kullanılan boncuk ya da ipten yapılmış süs. 

Özellikle inekler için yapılan nazarlıklar, "Göz Değmesi"ni savuşturmaktan öte süs olarak ön yapılır. Purunca, Traşolit gibi adlarla da bilinir.

"Kazayağı" da denilen ve çaprazlama yapılan bir tür teyel...

Hristo Teyeli,
Çaprazlama yapılan teyel, kazayağı. Hristo teyeli. 
Basit süslemelerde, etek kıvırma payı ve pantolon paçası baskısında kullanılan bir dikiş çeşididir.
Ispanakgillerden, yaprakları kaz ayağına benzeyen bir bitki (Chenopodium).Yemişlerinden yapılma toz ya da uçucu yağ, hekimlikte iyi bir solucan düşürücü olarak kullanılan kır bitkisi.
Çok kollu çengel. 
Eğri bir dikiş biçimi. 
Yazma kenarına yapılan boncuk oya.
Keçe üzerine yapılan, kaz ayağını andıran bir nakış. 
Çorap motifi. 
Ceketin sökülen yerlerini tutturmak için yapılan dikiş. 

Diğer teyel çeşitleri;
Düz Teyel:
İki kumaşı birbirine birleştirmek amacıyla kullanılır. Kumaşların kaymaması için ya da makine çekmeden önce işaretlemede kullanılan bir dikiş çeşididir. Düz teyel, makine çekildikten sonra kolayca sökülebilecek şekilde yapılır.

Bol Teyel:
Giysilerdeki işaretleri, bir taraftan diğer bir tarafa geçirmede ya da giysiye prova sonrası karşılaştırma yapmada kullanılan bir dikiş çeşididir.

Z Teyeli:
Giysiye telalama işlemi yapılırken, ekstraforu tutturmada ya da yaka kaplama işleminde kullanılan bir dikiş çeşididir .

Hristo Teyeli:
Basit süslemelerde, etek kıvırma payı ve pantolon paçası baskısında kullanılan bir dikiş çeşididir.

Ara Teyeli:
Parçaları birbirine tutturmada kullanılan bir dikiş çeşididir.

İşaret Teyeli:
Giysilerin ön, arka ve kol ortasını belirtmede kullanılan bir dikiş çeşididir.

Yusufeli mutfağından yemekler...

Yatık Döner (Cağ Döneri),
Özellikle az yağlı koyun veya dana eti dilimler halinde şişe takılarak köz üzerinde yatık bir şekilde yavaşça pişirilir. Pişen kısımlar çağ adı verilen küçük şişlere geçirilerek yenir. Tercihen et parçaları arasına soğan domates veya taze biber konur. Karabiber ve tuz etin terbiyesinde vazgeçilmezdir.

Silor 
Silor, özellikle ramazanlarda sahur yemeği olarak hazırlanan bir yufka yemeğidir. Hazırlanması için imece şeklinde kadınlar bir araya gelir, hamur yoğrulur, yufkalar açılıp sacda kurutmadan hafifçe pişirilir. Pişen yufkalar sıcak sıcak bir çarşaf içinde tüm hamur bitene kadar bekletilir. Yufka pişirme işi bitince yufkalar teker teker sıkıca rulo halinde sarılıp 2-3 cm eninde kesilir ve kesilen parçalar sıkıca tepsilere dizilir. Daha sonra fırına vererek pembeleşinceye kadar kızartılır ve soğuduktan sonra mukavva kutulara veya bez torbalara konarak ilerde gerektiğinde kullanmak amacı ile saklanır.
Malzemeler;
Yeteri kadar silor, Üzerini örtecek kadar yoğurt, 2 kaşık krema , Su
Yapılışı;
Silorlar uygun büyüklükteki tepsiye çok sıkı olmayacak şekilde dizilir. Bir miktar su ile hafifçe ıslatılır. Ayrı bir kapta yoğurt ve krema karıştırılır ve silorların üzerine yayılır. Önceden 150 dereceye ısıtılmış fırında 15 dakika kadar pişirilip sıcak olarak yanında çayla servis yapılır.
Hasuta
Malzemeler;
1 kaşık tereyağı , 1 fincan nişasta, 1 tatlı kaşığı un, 1 bardak su, Yeteri kadar şeker.
Yapılışı
Bir kapta şeker, su, un ve nişastayı iyice ezin. Topaksız bir karışım elde etmiş olmalısınız. Bir tavada kızdırdığınız yağa dökerek karıştırın. Sarı renkli yağı çıkana kadar karıştırarak pişirin. Sıcak olarak servis yapın.

Puçuko
Malzemeler;
Yarım kilo kemikli et, 2 avuç kadar kurutulmuş fasulye, 1 adet soğan, 1 yemek kaşığı salça , 2 yemek kaşığı iç yağ, Yeteri kadar tuz , Yeteri kadar su , 1 kaşık acı biber
Yapılışı;
Kurutulmuş fasulyeler akşamdan ıslatılır. Kavurma yağıyla soğanlar kavrulup salçası ilave edilir. Kemikli et ve fasulyeler ilave edilip kavrulur. Tuzu biberi eklenip malzemelerin üzerine gelecek kadar su konulur. Fasulyelerin iyice pişmesi gerekiyor. Daha sonra kemikli etler çıkarılarak etleri didilir. Kemiklerinden ayrılan etler tekrar tencereye dökülüp karıştırılır. Tercihe göre üzerine sirke dökülür.
   
Çinçar (Isırgan otu) Çorbası
Cimçar,  Çimçar, 
Isırganotu' nun yöresel adıdır. İlkbaharda taze çinçar toplanır. Kaynar suda haşlanır. Bir kesiciyle güzelce kıyılır. Kaynayan suya atılır. Üzerine tulum peyniri katılır. Un çalınır. Bir-iki yumurta ile tuz ve yağ eklenerek hazırlanır. 
Malzemeler;
1 demet ısırgan, 2 çorba kaşığı tereyağı, 3 çorba kaşığı un, 2-3 su bardağı su, 1 kaşık biber , 2 çorba kaşığı lor
Yapılışı;
Isırgan demetini ayıklayıp bol suda yıkayın ve doğrayın. Bir tencerede tereyağını kızdırıp içine unu loru ve ısırganları ekleyin. Böylece 3-4 dakika daha kavurmaya devam edin. sonra yavaş yavaş suyu ilave edin ki topaklanmasın. Tuz ve biberi katarak düzenli olarak karıştırın. Kaynadıktan sonra hafif ateşte pişirin ve ocaktan alın.
Hinkal
Bir Erkinis yemeği. Bu yemek Orta Asya kökenlidir.
Malzemeler;
Un, Su, Tuz, Kavurma.
Hazırlanışı;
Un, su ve tuzla sert bir hamur yapılır. Hamur iyice özlü bir hal alıncaya kadar yoğrulur. Kavurma çok ince doğranır. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparılıp beze yapılır. Oklava yardımı ile iki mm kalınlığında, takriben çay tabağı büyüklüğünde açılır. Hamurun ortasına bir kaşık kavurma konur. İkiye katlanıp poğaça gibi kenarları iyice bastırılır. Yapıştırılan kenar bir uçtan başlanıp bükülür. Hinkallerin bu işlem sırasında açık kalmamasına ve delinmemesine dikkat edilir. Hepsi hazırlanınca büyük bir tencerede kaynayan suya bir-iki kaşık tuz atılır ve hinkaller onar onar bu suda on dakika haşlanır. Haşlanmış hinkaller süzgeçle çıkarılır. Sıcak ve elle yenilmesi önerilir.
Kabak Tatlısı
Malzemeler;
Bal kabağı, Yeteri kadar toz şeker, Çekilmiş ceviz içi
Yapılışı;
Bal kabağı dilimlere ayrılıp bir tencereye sıralanır. Üzerine yeteri kadar şeker serpilir. Suyunu bırakması için bir saat kadar bekletilir.Kısık ateşte kabaklar yumuşayıp suyunu çekinceye kadar pişirilir.Üzerine ceviz içi serpilir.
Gendima Çorbası
Malzemeler;
1 su bardağı aşurelik buğday, 1 çay bardağı barbunya (akşamdan ıslatılır), 1 adet soğan, 1 çorba kaşığı tereyağı, 1 çorba kaşığı salça yeteri kadar tuz, biber, su, kemik eti
Yapılışı;
Tencerede tereyağı soğan ve salça kavrulur. Tuz, biber, kemik eti eklenir. Barbunya ve buğday eklenip kavrulur. Son olarak suyuda katılıp kaynatılır. Pişince ateşten alınıp servis yapılır.
Kavut Çorbası
Malzemeler;
1 su bardağı kavut unu, 5 su bardağı su, 1 çorba kaşığı tereyağı yeteri kadar tuz
Yapılışı;
Tencereye tereyağı ve kavut unu koyulup kavrulur.5 bardak su ilave edilip karıştırılarak kaynatılır. Hafif ateşte 15 dakika kaynatılır. Tuz ilave edilerek pişirilir.
Bişi
Malzemeler;
Yeteri kadar Un, su, tuz, maya Kızartmak için sıvı yağ
Yapılışı;
Un, tuz, su ve maya katılarak usulüne uygun ekmek hamuru kıvamında yoğurulup mayalandırılır. Sonra hamurdan küçük bezeler alınarak açılır ve kızgın yağda kızartılarak pişirilir.
Kete
Malzemeler;
1 kg. un, 1 yemek kaşığı tuz , 1 kaşık toz maya veya 1 paket yaş maya , 1 çay bardağı ılık süt , 2 su bardağı kalın çekilmiş ceviz yada bir tava kaymak kuymağı, 1 çay bardağı sıvı yağ
Yapılışı;
Un elenir. Maya toz ise ılık süt ile kabartılır. Tuz da ilave edilerek, ılık suyla hamur yapılır. Üzeri örtülerek mayalanmaya bırakılır. Mayalı hamur 2 santim kalınlığında açılır. Sıvı yağ sürülür ceviz serpilir. Yağlanmış tepsiye alıp önceden ısıtılmış fırında 30 dakika kadar pişirin üzeri hafif pembeleşene kadar.

Sarp bölgede kurulmuş Kafkas dağ köylerine verilen ad...

Aul,
Sarp bölgede kurulmuş Kafkas dağ köyleri,
Keh, Sarp dağların eteğindeki patika.

"Reisler, Başkanlar" anlamında eski sözcük...

Rüesa, (Arapça),
Başkanlar.
Reisler, 
Reislik yapanlar.

Tunus' un yerli halk tarafından kutlanan en önemli festival...

Ksur,
Sahra Festivali, 
Afrika’nın en ilginç ve sıra dışı geleneksel mimarilerinden birinin yaratıcısı, konuksever Berberiler’in yaşadığı etkileyici Sahra Çölü, Tunus’ta es geçilmeyecek bir destinasyon. Sahra’nın adı Büyük Çöl olarak da geçiyor. Sahra’nın kuzey kıyılarındaki Douz ve Tozeur çöl safarilerinin başlangıç noktaları. "Çölün kapısı" olarak da adlandırılan Douz, Tunus’un otantik festivallerinin en eskisi Sahra Festivali’yle de ünlü. Festival, aralık ayının son haftasında düzenleniyor. Korkunç biçimde gururlu Bedevi göçebeleri ve deve kervanları, muhteşem Sahra Festivali için Tunus'un vaha şehri Douz'da toplandıklarında etrafta mutlaka kum ve kıvılcımlar uçuşur. Festival Kasım sonu ya da Aralık başında başlıyor, tam tarih her yıl değiştiriliyor. Festivalin ilk ve son günü muhteşem gösteriler oluyor. 
 

Bir tür kokulu çörek...

Nokul,
Samsun-Bafra yöresine özgü, bir bayram ikramı olan lezzetli bir çörektir.

Malzemeler;
3 su bardağı dövülmüş ceviz,
2 su bardağı sarı kuru üzüm
1 kase sıvı yağ
İçi için: 1 su bardağı şeker
1 su bardağı ılık süt
1 su bardağı ılık su
1/2 limon suyu
Bir kaç kaşık süt kaymağı (Daha güzel olur),
1 kahve fincanı sirke,
Yarım çay bardağı sıvı yağ
1 çay kaşığı silme tuz
1 çay bardağı şeker
2 yumurta (1 tanenin sarısı üzerine sürülecek)
1 paket yaş maya
alabildiği kadar un
İçi için: 1 su bardağı kuru sarı üzüm

Hazırlanma;
Ilık su ile mayayı erittikten sonra unun ortasını açıp mayalı suyu, sütü, yarım çay bardağı yağı, 1 çay bardağı şekeri, 1 yumurtayı, 1 yumurta akını ve tuzu ilave ederek kulak memesinden biraz sert bir hamur yapana kadar yoğuralım. Hamurun üzerine bolca un sepeleyip temiz bir bez örttükten sonra mayasının gelmesi için üzerini sofra beziyle kapatalım.(yoğurt mayalarken yaptığımız gibi). 

Diğer tarafta derin bir kaba ceviz, üzüm ve şeker koyup güzelce harmanlayalım.

Hamurun mayası geldikten sonra hamuru portakal büyüklüğünde bezelere ayıralım. Açmaya başlamadan önce bezenin altını ve üstünü unlayalım ki hamur oklavaya yapışmasın. Her bir bezeyi oklavayla yufka büyüklüğünde fakat ondan daha kalın (bıçak sırtı kalınlığında) açalım. Kasedeki sıvı yağ ile yufkanın üzerini bolca yağlayalım. Harmanlanmış iç malzemeyi, yağlanmış yufkanın üzerine bolca serpeleyelim. (Kaç tane beze varsa malzemeyi de hepsine yetecek kadar eşit paylaştıralım) Yufkanın bir kenarından sarmaya başlayarak rulo yapalım. Ruloyu bıçakla 4-5 cm. uzunluğunda keselim. Yağlanmış tepsiye aralıksız olarak yanyana sıralayalım. Diğer bezelerlede aynı işlemleri yaptıktan sonra tepsideki nokulların üzerine yumurta sarısından sürülür. Önceden ısıtılmış (170 derece) fırında kabarmaması için bekletmeden pişirilir. Fırının ısısına göre 25-40 dakika arasında değişen sürede pişirilir. Fırınların da pişirme sürelerinde farklılıklar olabildiğinden nokulların üstü güzelce renk alana kadar pişirilir.  Nokulları fırından çıkarıp sıcağıyla sofra bezine koyup sararsanız daha güzel ve yumuşak olur. Çay ile afiyetle yenir. Ayrıca paketleyip buzdobında, buzlukta saklanır. Gerektiği zaman çıkarılıp mikrodalga fırında ısıtılarak da yenmesi çok güzeldir.
Afiyet olsun.

Roma mitolojisinde dedikodu tanrıçası...

Fama,

Şöhreti, halkın sesini ve dedikoduyu simgeleyen tanrıça. Roma mitolojisinde, çok gözlü ve çok ağızlı olarak betimlenen, halkın sesini simgeleyen dedikodu tanrıçasıdır.

Halkın sesinin sembolü olan Fama, Yer’in kızıdır. Sayısız gözü ve bir çok ağızı vardır. Çok hızlı uçardı.

Fransız Devrimi sırasında giyilen bir kıyafetin ve sokaklarda oynanan şarkılı bir halk dansının adı...


Karmanyol,
1793'te fransız devrimi sırasında halkın sokaklarda ettiği bir dans ve bunun şarkısıdır. Karmanyol, Carmagnola kentinin adından gelmiştir .

Carmagnola, Karmanyola, Piemonte’de şehir.  Fransız ihtilâlinde halkın giydiği bir kıyafet ve bu kıyafetle sokaklarda oynanan ihtilâl dansı şarkısı. Carmagnola’ dan gelme Piemonteli işçilerin güneyde giydiği, birkaç sıra madeni düğmeli, büyük yakalı kısa ceket, 1792′ de Paris’e marsilyalı federasyoncular tarafından sokuldu. İhtilâlcilerce benimsendi, üç renkli bir yelek ve kırmızı bir başlıkla giyilen bir kıyafet.

Tersin karşıtı, yüz, doğru ...

Ovart,
Tersin karşıtı, yüz, doğru

Tacikistan' ın para birimi...

Somoni,
Somoni, Tacikistan devletinin Ruble'yi bırakarak geçtiği para birimi.  Adını ilk kez Tacik devletini kuran İsmail Samanî'den alır. 

Ülke 1991 yılında bağımsız olduktan sonra Ruble'yi kullanmaya devam etti. Ancak 30 Ekim 2000'de Ruble'yi bırakma kararı alındı ve Somoni'ye geçildi.


Tacikistan, ( Tocikiston),
Orta Asya’da yer alan bir devlet. Doğuda Çin, güneyde Afganistan, batı ve kuzeyde Özbekistan ve Kırgızistan’la çevrili Tacikistan toprakları Asya’nın dağlık iç kesimlerinde yer alır.

Para birimi Somoni, Ruble.
Başkenti, Duşanbe,
Diğer önemli şehirleri, Hocent, Kul'ab, Novabad.
Resmi dil, Tacikçe, Özbekçe, Rusça.

Tacikistan topraklarının büyük bölümü dağlarla kaplıdır. Toprakların yarısından fazlasının yüksekliği 3000 metreden fazladır. Kuzeyde Tanrı Dağlarının batı uzantıları, orta kesimde aynı dağların güney uzantıları, güneydoğuda ise Pamir-Alay dağ silsilesinin buzullarla kaplı dorukları yer alır. Güneydeki dağlar arasında geniş vadiler bulunur. Topraklarının tamamı zelzele kuşağında yer aldığından, ülkede sık sık zelzele olur.

Ülkedeki göller Pamir bölgesinde toplanmış olup sayıları çok azdır. Göllerin en büyüğü denizden 3960 m yükseklikte yer alan Karakul Gölüdür. Dağlardan kaynaklanan sular Sır Derya ve Amu Derya nehirlerinin kollarını meydana getirir. Amu Derya (Ceyhun), cumhuriyetin güney sınırının büyük bölümünü çizer. Diğer önemli akarsu cumhuriyetin orta kesiminden geçen Zerefşan Irmağıdır.

İran kökenli bir halk olan Tacikler, milattan önce sırasıyla Perslerin, Büyük İskender’ in ve onun ardından kurulan devletlerin hakimiyetleri altında kaldılar. Tacikler 15. asırdan 18. asrın ortalarına kadar Buhara Hanlığının hakimiyeti altında yaşadılar. Daha sonra Ceyhun Irmağının güneyinde ve güneybatısındaki toprakları ele geçiren Afganlar, Taciklere hakimiyetlerini kabul ettirdiler. Tacik topraklarının büyük bölümü 1860’lı yıllarda Rusların eline geçti. Buhara Hanlığı ise 1868’de Rusya’nın hakimiyetini kabul etti.

 
Rusya’daki 1917 Ekim Devriminden sonraTaciklerin yaşadığı toprakların bir bölümü 1918 Nisan’ında kurulan Türkistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetine bağlandı. Bugünkü Tacikistan topraklarının böyük bölümünü içine alan Buhara Hanlığında 23 Ağustos 1920’de yönetime el koyan devrimciler, Ekim ayında Buhara Sovyet Halk Cumhuriyetini kurdular. Devrimciler 1921 başlarında Duşanbe ve Kulyab’ı ele geçirdiler. Yeni yönetime karşı ayaklanan halk, kanlı bir şekilde bastırıldıysa da ayaklanmacılar İbrahim Bek idaresinde mücadelelerine 1931’e kadar Doğu Buhara’da devam ettiler.

Buhara Sovyet Halk Cumhuriyeti ile 1924’te Türkistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetine bağlı Tacik toprakları birleştirilerek Tacikistan Özerk Cumhuriyeti kuruldu. İdari olarak Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetine bağlıydı. 1929’da Sovyetler Birliğini meydana getiren 15 cumhuriyetten biri haline getirildi.

Sovyetler Birliğinde 1989’da başlayan reformlar Tacikistan’da da köklü değişikliklere sebep oldu. İlk çok partili seçimler yapıldı. Ülke yeni bir siyasi ve ekonomik döneme girdi. Tacikistan 1991’de bağımsızlığını ilan etti ve aynı sene Bağımsız Devletler Topluluğuna katıldı.

20. yüzyılın başında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kurulduktan sonra bu birliğin uzantısı olan Tacik Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti varlığını sürdürmüştür. Devlet başkanı Emomali Rahmon'dur.

Bağ ya da bostan kulübesi...

Yazlak,
Bağ, bostan kulübesi.
Bol otlu sulak yer.

Karadeniz bölgesinde yetişen bir zeytin cinsi...

Marentelli,

Ülkemizde artık Akdeniz' den farklı olarak Karadeniz yöresinde de zeytin yetiştirilmektedir.

Karadeniz Bölgesinde zeytincilik Artvin, Trabzon, Samsun ve Sinop illerindeki mikro klimalar disinda gelisme imkânina sahip degildir. Elde edilen ürün küçük aile isletmelerinde sofralik olarak degerlendirilir.  



Karadeniz Bölgesinde yetişen zeytin çesitleri; 
Butko, Görvele, Marentelli (Trabzon Akçaabat ilçesinde yaygın olan bölge çeşididir), Patos (Trabzon ve civarında yaygın olan bölge çeşididir), Otur (Artvin ve civarında yaygındır), 
Sati, Samsun Salamuralık, Samsun Tuzlamalık, Samsun Kırmızı Tuzlamalık, Samsun Yağlık, Sinop, Trabzon Yağlık.

Akdeniz uygarlığının sembolü olan zeytin ağacı, tarih boyunca bu bölgede kurulan tüm uygarlıkların temelini oluşturmuştur. Zeytin yetiştiriciliğinin ilk insanlarla birlikte başladığı kabul edilmekte ve "Zeytin bütün ağaçların ilkidir." denilmektedir. Zeytinin, insanlık tarihindeki önemine tüm kutsal kitaplarda, yaradılış ve kuruluş efsanelerinde yer verilmektedir. 

Arkeolojik ve jeolojik buluntular da zeytinin M.Ö. 6000 yılından beri kullanıldığını göstermektedir. Zeytinden yağ elde edilmesinde kullanılan ilk yöntem, zeytinlerin önce ayakla ezilmesi ve sıcak su ile yağının alınması şeklinde olmuştur. Bugün için dünya üstünde bulunmuş en eski zeytinyağı tesisi, M.Ö. 6. Yüzyıla aittir ve İzmir' in Urla ilçesi yakınlarındaki antik Klazomenai kentinde bulunmaktadır. Daha sonraları Romalılar zeytinin iki taş arasında ezilmesine dayanan yöntemi bulmuşlardır. İlk zamanlarda taşın dönmesi insanlar tarafından sağlanırken, daha sonra bu iş için hayvan gücünden yararlanılmıştır. Zamanla, ezilen zeytin hamurunun sıkıştırılması için Arşimet vidasının döndürülmesi ile oluşturulan basınçtan faydalanılmıştır. Mengene tabir edilen bu usul günümüzde de halen kullanılmaktadır. XIX. Yüzyılda buharın kullanılmaya başlaması ile zeytinyağı sanayiinde yeni bir döneme girişilmiş ve daha yüksek basınçla daha fazla zeytin işleme olanağı doğmuştur. Bu iş için kullanılan hidrolik presler teknolojik gelişmelere paralel olarak dizel motoru ve elektrikle çalışabilecek biçimde geliştirilmiş ve zamanla günümüzde kullanılan en modern sistem olan kontinü tesislere dek gelinmiştir.

Kısırdöngü...

Fasit Daire, (Eski dilde).
Mantıkta Kısır döngü demektir.
Başlangıcı, sonucu tarafından tetiklenen olaylar silsilesidir.
Farenin kuyruğunu ısırması gibidir.

Bir önermeyi ikinci bir önermeyle ikinci önermeyi de dönüp birincisiyle tanıtlamaya çalışma yolu, fasit daire, döngü, kapsayıcı karşıtı.
Aynı olumsuz sonucu veren, çözüm getirmeyen durumların tekrarlanması, sürdürülmesi.

Dolu, doldurulmuş...

Memlu, (Osmanlıca).
Doldurulmuş. Dolu.

Zencefilgillerden ıtırlı bir bitki...

Kakule, (Arapça Kakulle).
Zencefilgiller ailesinden Elettaria ve Amomum cinslerini kapsayan bitkilerin genel adıdır.
Hindistan' dan getirilen bir baharat.
Zencefilgillerden, sıcak iklimlerde yetişen güzel kokulu bir bitki (Elettaria cardamomum). Bu bitkinin bahar olarak kullanılan tohumu.

Batı ve Güney Hindistan, Güneydoğu Asya’nın sıcak bölgelerinde yetişen, 4-5 m boyunda, büyük yapraklı çok yıllık bir bitki cinsidir. Özellikle Güney Hindistan’ın bataklık ormanlarında yabânî olarak yetişir. 

Kakulenin meyveleri 1-2 cm uzunlukta, sarımsı yeşil ve kirli beyazımsı renktedir. Tohumları mercimek şeklinde ve büyüklüğünde, kırmızımsı esmer renkte olup, keskin kokuludur. Kakule yetiştiği yere göre isim alır. Seyhan kakulesi, Malabar kakulesi, Siyam kakulesi gibi.

Tohumları meyvelerinin kurutulup, ayrılmasıyla elde edilir. Yemeklere özellikle de baklagillere ve balığa katılır. Muhallebi, sütlü tatlılar, hoşaflar, çay ve kahvede çeşni verici olarak kullanılır. İsveç ve Finlandiya'da unlu mamüllere de katılır. Hintliler nefesleri güzel koksun diye tohumlarını çiğnerler. Kakule tohumlari reçine, nişasta ve uçucu yağlar taşır. Hoş lezzeti ve kokusundan dolayı baharat olarak kullanılır. Ayrıca iştah açıcı, midevî ve gaz söktürücü etkilere sahiptir. Arapça ve Farsça "Hêl" olarak bilinen Kakule, ingilizcede "cardamom" olarak bilinmekte olup, çaya farklı bir aroma katmaktadır. Bergamotu andıran özel kokusundan dolayı ayrıca Kakule aromalı çaylar üretilir ki adları "Cardamom Tea" olarak geçer.










Kaynakça; Vikipedi, özgür ansiklopedi

Bir bilanço ya da sonuç hesabında, işletmenin yönetim göstergesi olarak kullanılan iki büyüklük arasındaki oran....

Rasyo, (İng. ratio ).
Oran.
İşlemenin yapısı ve işletme faaliyetlerinin verimliliği hakkında bilgi veren rakamlardır. Rasyolar, işletme kararlarının etkinliğini arttırmaktadırlar.

Genelde işletmenin ya da kuruluşların faaliyetlerini ölçme amaçlı kullanılan oransal göstergelerdir. Oransal göstergeler çoğu zaman karar vericilerin karar alma ve yönlendirmelerinde büyük rol oynarlar. Satış, tüketim, harcama, büyüme gibi bir çok göstergeyi, temel faaliyet verilerine bölerek anlaşılır rasyolar elde edilebilir.

Nakit akış rasyo analizi finansal performans ölçümü amacıyla yararlanılan ve bilanço, gelir tablosu ve nakit akış tablosu verilerinin kullanımıyla rasyolar elde edilir. Elde edilen rasyoların hesaplanarak yorumlanması ve işletme yönetiminin yararına sunulur.

Dantel ya da nakış ipliği yumağı...

Kuka, (Rumca Koka).  
İplik yumağı
Oya ipliği.
Dantel veya nakış ipliği yumağı. 
Yumağa benzeyen nesnelerle oynanan bir çocuk oyunu.

Kuka, Hindistan cevizinin tesbih yapımında kullanılan sert ve siyah tahtası. Tespih, sigara ağızlığı vb.nin yapımında kullanılan, siyah veya sütlü kahve renginde Hindistan cevizi kökü.

Popüler Yayınlar

Yeni içerikler için takip edin!