Deniz yosunlarından çıkarılan, beslenme endüstrisinde, hekimlikte ve bakteriyolojide kullanılan bir tür jelatin...

Agaragar,
Jeloz,
Jelatin (Gelatine),

Malaya dilinde, Deniz yosunlarından çıkarılan, beslenme endüstrisinde, hekimlikte ve bakteriyolojide kullanılan bir tür jelatin, jeloz.



Kabartma bir figür oluşturacak biçimde yontulmuş değerli taş...


Kame, (Fr. camée). 
Değişik renkli üst üste iki katmandan oluşan ve üstteki katmanına kabartma bir desen yapılan değerli taş.

Hırvatistan’ın para birimi...

Kuna,
Para birimi, 1 Kuna=100 Lipa.
Başkent, Zagrep.
Önemli şehirleri, Split, Rijeka, Osijek
Hırvatistan Cumhuriyeti, Croatia, Hrvatska.
Güneydogu Avrupa, Adriyatik Denizi kıyısında, Bosna Hersek ve Slovenya arasında bulunan Hırvatistan, Slavonya, Dalmaçya, Hırvatya, Istria diye dört tarihi bölgeden oluşur. 

Yüzölçümü, 56,542 km², 
Nüfusu, 4.784.000. 
En yüksek dağı Dinara 1.830 m.  
Akdeniz iklimi ve karasal iklim hüküm sürer.
Etnik Dagılım,  Hırvat (%78); Sırp (%12); Boşnak (%1); Diğer (%9).
Diller, Hırvatça, diğer etnik azınlık dilleri
Dinler, Rumen Katolik (%77); Ortodoks (%11); Müslüman (%1)

Yaratılmış olan bütün canlılar...

Enam,
Yaratılmış bütün canlılar. 
Halk.
Bütün mahlukat.

“Topla birlikte koşma” anlamında spor terimi...

Dripling, İngilizce kökenli (dribbling)
Top Sürme,  Ayak içi veya ayak dışıyla küçük kısa vuruşlarla topu sürmek.

"Topu kısa aralıklarla sürükleyerek veya yere vurarak karşı tarafın kalesine veya potasına doğru götürme." anlamına gelmektedir. 
Sporda kullanılan bu yabancı söz yerine dilimizde top sürme karşılığı bulunmaktadır.

Frikik, Faule maruz kalan takım lehine serbest vuruşla oyuna başlama hakkıdır. Faul yapan takım oyuncuları atış sırasında toptan 9.15 metre uzakta olmalıdır.
Korner, Topun en son defans oyuncuları veya kaleci tarafından kale yan çizgilerinden çıkması sonucu atak yapan takım oyuncuları tarafından topun korner atma alanından ayakla oyuna sokulması.
Penaltı, Savunma oyuncuları veya kalecinin ceza alanı içinde kuraldışı hareket etmeleri veya atak yapan oyuncuya faullü hareket etmeleri sonucu verilen direk ceza atışı.
Vole, Topun yere değmeden önce havada vurulmasıdır.
Taç atışı, Topun yan saha çizgilerinden çıkması sonucu karşı takım oyuncusunun ellerini kullanarak topu oyuna sokması. Top iki elle tutulup baş arkası ve üstünden ayaklar yerden kesilmeden atış yapılır.
Aut, Topun hücum oyuncuları tarafından korner çizgileri veya kale üstünden dışarı vurulmasıdır. Top ceza alanı içinden kaleci veya savunma oyuncuları tarafından ayakla aut vuruşu yapılarak oyuna sokulur.

İnsanların toplandığı yer.

Mesab,
Rücu edecek, geri dönecek yer. Kuyu ağzında su çeken kimsenin durduğu yer.
Havuz ortası. 
Suyun biriktiği yer.

Ördek yavrusu...

Badik,
Şibi,
Paytak,
Ördek (Bati, Şibi, Bat, İhvi, Babat)
Kaz ve ördek yavrusu.

Ördek, (Anatinae) alt familyasından hemen hemen bütün dünyanın sulak bölgelerinde yaşayan, perde ayaklı su kuşlarına verilen ad. Göl ve bataklık kenarlarını çok severler. Evcil ördekler yuva yapmaz ve uçmazlar. Yabani türler içinde ağaç kovuklarında veya çalılıklar arasında yuva yapanlar vardır. Yeşilbaş, terk edilmiş tavşan çukurlarında yuva yaparak yumurtlar. Yaban ördekleri toplu yaşar ve kışın ılık bölgelere sürüler halinde çok göç ederler. Evcil ördekler, küçük gruplar halinde yaşarlar. Genellikle her erkeğe 6 dişi düşer. Göl ve dere kenarlarında veya bahçe havuzlarında kolayca yetiştirilebilen kümes hayvanlarıdır.

İklime bağlı olarak, genellikle şubat-mart aylarında yumurtlamaya başlarlar. Yumurtalar 15-20 adeti bulduğunda dişi kuluçka olur. Her dişi, bu süre içinde 50-60 yumurta yapar. Yavru ördekler çabuk geliştiği için, kısa zamanda yumurtlamaya başlarlar. Sağlıklı bir dişi, 7-8 yıl yumurtlayabilir. Kuluçka müddeti 28-29 gündür. Evcil ördekler 15 yıl kadar, yabaniler çoğunlukla 20-30 yıl yaşarlar.

Çuvaş Türkçesinin güney şivesine verilen ad...

Anatri,
Çuvaş Türkçesinin güney şivesi. 
Anatri şivesi, Çuvaş yazı diline esas olarak alınmıştır.
Kuzeyde konuşulan Viryal şivesine göre, bu şivenin başlıca farkı o yerine u kullanılması, yani o ünlüsünün daralmasıdır.

Rusya ve Tataristan'la komşu olan Çuvaşistan Cumhuriyeti, Orta Volga'nın sağ kıyısında ve onun kolları olan batıdaki Sura ve doğusundaki Svigiya arasındadır. Güney ve doğusunda Volga ve Çuvaş platosu uzanmaktadır. Batısı ormanlık ve bataklıktır. Ülkenin üçte biri ormanlarla kaplıdır. Güneydoğusunda ise bozkırlar vardır. Ülkede ılıman kara iklimi egemendir. Yazlar ılık, kışlar uzun ve soğuktur. Çuvaş Türkleri, 10. yüzyılda ayrı bir Türk boyu olarak ortaya çıkmıştır. 13. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar Altın Ordu, 1552'de Kazan Hanlığı'nın Ruslar tarafından yıkılmasına kadar da bu hanlığın idaresinde yaşamışlardır. Başkenti : Çeboksar

16. yüzyılda Korkunç İvan zamanında Çuvaşlar arasında Ortodoksluğun yayılması yolunda çalışmalar yapıldı. Bu maksatla misyonerler Çuvaş Türkçesi'ni öğrenmişler, gramer kitabı yazmışlar ve İncil'i Çuvaş Türkçesi'ne çevirmişlerdir. Bu çalışmalar sonunda ülkenin kuzeyinde yaşayan Çuvaşlardan az bir kısmı Hıristiyanlaştırılabilmiştir. Fakat daha sonra Hıristiyanlık resmi din ilan edilmiştir. Buna rağmen Çuvaşlar büyük ölçüde eski dinlerine bağlı kalmaya devam etmişlerdir. İlk hürriyet yılları olan 1905'te bazı Çuvaşlar Müslümanlığı seçmiştir.

Çuvaşlar, "Yüksek Çuvaşlar" (Viryal) ve "Aşağı Çuvaşlar" (Anatri) olmak üzere ikiye ayrılırlar. Finlilerle yakın ilişkiler kuran Çuvaş Türkleri bir müddet kendilerini Çeremisler'e yakın hissetmişlerdir.  Çuvaşlar, 24 Haziran 1920'de Çuvaşistan'ın dışında Tatar, Başkurt, Komi ve Mari özerk cumhuriyetlerinde Türk ve Fin toplulukları ile bir arada yaşamaktadırlar. Rus idaresinden kaçan az sayıda Çuvaş Türkü Türkiye'ye göçmüştür.
 

Hawaii takımadalarında, başkent Honolulu ve Pearl Harbor deniz üssünün de bulunduğu ada.

Oahu adası,

Hawaii adalarının üçüncü büyük ve en fazla nüfusa sahip adasıdır. Nüfusu 2000'de 876.165, yüzölçümü 1.574 km²' dir. Kauai ve Molokai adaları arasında bulunur. Ada, volkanik platonun  kökenli iki paralel dağ gurubu (Koolau ve Waianae) arasında yükselen merkezi bir üzerindedir. Hawaii'nin en popüler şehri olan Honolulu buradadır. Ünlü dizi Lost'un çekim yeridir.
Pearl Harbor Saldırısı, Japon İmparatorluk Donanmasının 7 Aralık 1941 sabahı (Hawaii saati ile) Pearl Harbor, Oahu, Hawaii’ye gerçekleştirdiği sürpriz saldırıdır. Saldırı, Birleşik Devletler Donanması’nın Pasifik Filosu ve onu koruyan Ordu Hava Kuvvetleri ile Deniz Piyadeleri’ni hedef almıştır. Operasyonun amacı, Pasifik’te kuvvetle muhtemel olan bir Amerikan askeri müdahalesini önlemektir. 

Saldırı 12 Amerikan savaş gemisini ciddi şekilde hasara uğratmış veya batırmış, 188 savaş uçağını imha etmiş, ve 2,403 Amerikan askeri ile 68 sivilin ölümüne neden olmuştur. Bununla beraber Pasifik Filosunun üç uçak gemisi, üssün önemli tankerleri, denizaltılar ve fabrika gemileri gibi unsurları limanda değildi ve zarar görmekten kurtuldu.


Pearl Harbor saldırısı Hawaii saati ile sabah 7:53’de Japon saati ile 3:23’de başladı. Japon uçakları iki kol halinde saldırdı ve 353 uçak Oahu’ya ulaştı. En geniş ve başlıca avcı uçağı üssü olan Hickam üssüne pike bombardıman uçakları saldırırken, korumasız torpido uçakları (uçak gemileri umuduyla) gemilere saldıran 183 uçaklık ilk kola liderlik ediyorlardı. 170 uçaklık ikinci kol Bellows üssü ve Ford Adasına (Pearl Harbor’un ortasındaki Donanma ve Donanma Hava gücü üssü) saldırmaktaydı. Kayda geçen tek direniş birkaç P-36Hawk ile P-40 Warhawk’ın 25 sortisi ve donanmanın uçaksavar ateşiydi.

Japon Budacılığında bir mezhep...

Ci,
Cişu,
Japon Budizmi'nde bir tarikat.
İppen (1239-1289), ünlü japon buddhacı üstat.
Cingtu mezheplerinden birini kurdu. Günde altı kez Buddha Amitabha'nm adını anmayı (kurduğu mezhebin adı buradan gelir: Ci ya da Cişu) öğütleyerek ülkesini bir uçtan bir uca dolaştı.

Bir sözü ya da davranışı görünür anlamından başka bir anlamda kabul etme...

Tevil, (Arapça).
Durum, biçim
Bir sözü veya davranışı görünür anlamından başka bir anlamda kabul etme, çevri.

Bir nesneye redd ve irca' etmek. Döndürmek. Te'vil kelimesi, bazı müfessirlere göre, rücu' mânasına olan "Evl: " den alınmıştır. Müfessirlerce: Bir âyet-i kerimenin mânasını bir nesneye irca' ile beyan etmektir. Bazılarınca da (Evvel: ) lâfzından alınmış olup kelâmı evveline sarf ve irca' eylemektir. Bazılarınca da hükümet ve siyaset mânasına olan (İyalet: ) den alınmıştır ki, te'vil eden kimse, zihin ve fikrini kelâmdaki sırrın tetebbuuna taslit etmekten ibarettir ki, kelimeden maksud olan mâna zâhir ve söyleyenin muradı aşikâr ola. Tefsir ve te'vil beynindeki fark ise: Tefsir: Nüzul-ü âyetin sebebinden bahs ve lügat cihetinden kelâmın mevzuuna müteallik maddeye mübâşerettir. Te'vil ise: Âyetlerin sırlarını ve istar-ı kelimatı (kelimeler perdesini ve zarını) inceden inceye araştırmak ve âyetin mâna ihtimâllerinin birini tâyin etmekten ibarettir ki, muhtelif vecihlere muhtemel olan âyetler olur. Kur'anın anlaşılmasında birinci mertebe tenzil, ikinci mertebe te'vildir.Te'vil, bundan başka "rüya tâbir etmek" mânasına gelir ve "hoş kokulu bir nebat" adıdır.


Büyük delikli kalbur...

Sarat,
Abara,  
Kalbur, 
Gözer,
 
İri delikli, büyük kalbur.
Sarrad, İri gözenekli kalbur, kalburun büyüğü.

Sümerler mitolojisinde ay tanrısı...

Mannar,
Manar, 
Sin,

Sümerler,  M.Ö. 3500 - M.Ö. 2000 yılları arasında Güney Irak'ta (Mezopotamya) yerleşik olan, medeniyetin beşiği olarak bilinen coğrafi bölge ve medeniyet. İ.Ö. IV. binyılda Aşağı Mezapotamya'da yaşayan halkların inançları. Sümer dünyası XIX. yüzyılda keşfedilinceye inanç alanının temel bilgilerinde bir hayli değişiklikler olmuştur. Türkistan bozkırlarından Dicle'yle Fırat deltasına inen bu çok becerikli ve bilgili ulus, bölgelerinin kuzeyinde yaşayan Akad'larıda etkileyerek, olağan üstü bir uygarlık geliştirmiştir. Gerek yazı, dil, tıp, astronomi, matematik, gerekse din, fal, büyü ve mitoloji gibi alanlarda ilk öne çıkan ve bilinen toplum Sümerlilerdir.

Sumer dini çoktanrılı bir dindi. Dünyada, evrende, doğada görülen, hissedilen her nesnenin bir Tanrısı vardı. Tanrılar insan görünümünde, fakat insanüstü güçleri olan ölümsüz varlıklardı. İnsanlar gibi, onlann da çocuklan ve eşlerinden oluşan aileleri bulunuyordu. Bu aileler kral gibi bir Baştanrı altında toplanmışlardı. Tanrılar da insanlar gibi sever, üzülür, kızar, kıskanır, kavga eder, kötülük yapar, hastalanır, hatta yaralanabilirlerdi. 

Yer, Gök, Hava, Su Tanrılan yaratıcı, diğerleri yönetici ve koruyucu Tanrılardı. Her şehrin bir koruyucu Tanrısı vardı. O Tanrı, şehrinin iyi yaşam sürmesinden sorumlu idi. Onun gücü, şehrinin iyi veya fena olduğuna göre değişirdi. Bunlara aym zamanda diğer şehirlerde de tapılırdı. Bu şehir Tanrıları, evrenin yönetimini aralannda bölüşmüşlerdi. Tanrılara ait listelerde 1500 kadar Tanrı adı bulunması, Sumerlilerin ne kadar çok Tanrı yarattığını göstermektedir.

Sümerlerin Tanrı ve Tanrıçaları;
Yeraltı tanrısı; Abzu, Apsu, Absu. 
Gök tanrısı; Anum, An.
Gökyüzü tanrısı; Anşar.
Ay Tanrısı; Mannar, Manar.
Ay-tanrı; Sin.
Sümer tanrıçası; Aruru.
Bolluk ve güçlülük simgesi; Boğa.
Su tanrısı; Enki .
Yeryüzü tanrısı; Enlil, Bel, Belum.
Yeraltı ülkesi tanrıçası; Ereşkigal.
Devler ve canavarlar ordusunun komutanı; Kingu.
Yeryüzü tanrı; Kişar.
Erkek-yılan; Lakmu.
Sonsuzuk tanrısı; Moummou.
Ana tanrıça; Kybele,Nina, Nana, İnnina. Savaş tanrısı; Ningirsu,Urningirsu.
Kış bölgesi tanrıçası; Ninhur Sag.
Tanrı Enlil'in karısı; Ninlil,
Fırtına ve kötü hava habercisi tanrıça; Şullat,
Tuzlu su-tanrıçası; Tiamat,
Tatlı su-tanrı;  Apsu, Apzu,
Güneş-tanrı; Utu, Ud, Ut.
Cehennem ülkesi; Arallu.

Terzinin belli bir ölçü ve modele göre kumaşa biçim vermek için yaptığı iş...

Fason, (Fr. façon). 
Kesim. 
Malzemesi marka sahibi tarafından karşılanarak başka bir firmaya yaptırılan mal, 
Fason mal.

Fason sözcüğü genelde her sektör tarafından kullanılır. Tekstil sektöründe fason kavramı bir çok çağrışımlar da dahi bulunsa bile genelde bir başka firmanın malını üreten yer, takipçisi de işletme adına üreten yerleri kontrol eden, işin takibini yapan kişidir. 

Fason kelimesi Fransızca kökenli bir sözcük olup dilimize yerleşmiştir. Ansiklopediler “fason” kelimesinin karşılığı olarak “bir yan firma tarafından irtibatta bulunduğu bir ana firmaya ait bir mal ya da hizmetin tümünün ya da bir bölümünün üretilmesidir.”  şeklinde belirtir. Fason firma denildiğinde bu tür yerleri anlarken küçük ya da büyük bir işletme konusunda belirli bir tarif yok. Yani, fason çalışan firma küçük ya da büyük bir yer olabilir. Fasonu takip eden , kontrolle yükümlü bulunan ve onun işletmeler arasında koordinesini sağlayan işgörene de “fason takipçisi” denilir.

Küçük kitap, broşür...

Risale, (Fr. Brochure). 
Birkaç yapraktan veya nihayet bir iki formadan ibaret küçük kitap.
Kitapçık,
Mektub. 
Bir ilme dair yazılmış küçük kitap. 
Haber göndermek. 
Elçinin götürdüğü mektub, name. 
Bir kimsenin sözünü veya emrini başka birisine tebliğ etmek.
Broşür, genellikle bir şeyi tanıtmayı amaçlayan, sayfa sayısı az, küçük kitap, risale her türlü ürün tanıtmında hem kısa ürün bilgisi,hem iletişim bilgileri,hemde çekici ekler barındırabilen, taşınması, maliyeti, cazibesi yönünden ilği çeken ayrıca reklam konusunda ilk sırada olan mükemmel bi araçtır.

“Hayriyye” ve “Hayrâbâd” adlı mesnevileriyle tanınmış XVII. yüzyıl divan şairi...

Nabi,
Nabi on yedinci ve on sekizinci yüzyıl Osmanlı dîvan şâirlerinden. Asıl adı Yusuf’ tur. 1642’de Urfa’da doğdu ve 1712’de İstanbul ’da vefât etti. Hacı Gaffarzâdeler isimli bir ulemâ âilesinden olup, iyi bir tahsil gördü. Arabîyi ve Fârisîyi bu dilde şiir yazacak kadar iyi öğrendi.

Urfa’da arzuhalcilik yaparken, vâlinin tavsiyesiyle, yirmi beş yaşında İstanbul’a gitti. Vezir, Muhasip Mustafa Paşanın dîvân kâtibi oldu. Bu sıralarda, şâir Nailî ile görüşmek sûretiyle şiir kâbiliyetini geliştirebilmek fırsatını buldu. Arapçada “yok” mânâsına gelen “nâ” ve “bî” eklerini birleştirerek “Nâbî”yi kendine mahlas yaptı.
Eserleri;
Türkçe Dîvân,
Farsça Divânçe 
Hayriyye 
Hayrabâd 
Tuhfetü'l Haremeyn 
Zeyl-i Siyer-i Veysi Münşeat
Fârisî Dîvançe-i Gazeliyât, 
Tercüme-i Hadîs-i Erbain, 
Sûrnâme, 
Fetihnâme-i Kameniçe (Kameniçe Târihi ismiyle 1903’te basıldı). 
Siyer-i Veysi ve Münşaat isimli eserleri de vardır.

Modern Yunanca...

Elenika,
Modern Yunanca,

Tavşan yavrusu...

Çişik, (Halk dilinde  Tavşan yavrusu).
Göcen,
Göçken,
Kaylak,

Yavru tavşanların beslenmesi olun tavşanlarınkine göre farklıdır ve bünyeleri daha hassastır. Fazla yeşillik verilmesi yavru tavşanların bağırsak floralarının bozulmasına, ishale ve ölüme yol açabilir. Tavşan sahiplerinin dengeyi tutturana kadar verdikleri mamaya dikkat ederek ve tavşanlarının dışkısını ishal riskine göre gözlemleyerek dengeli bir beslenme stratejisi uygulamaları gerekmektedir. 


Tavşan yavruları için besleme anne sütünü yeteri kadar alması ile başlar. Yavru bir tavşan annesinden 30 ila 45 gün süt emmesi gerekmektedir. Burada onların yeteri kadar süt emmeleri çok önemlidir. Çünkü anne sütü ile gerekli bağışıklık elemanlarını almaktadırlar. Yavrular bu bağışıklık elemanlarını anne sütü haricinde başka hiçbir besinden alamazlar. Burada süt sadece tavşan sütü olmalıdır. Yani yeni aldığınız yavrunuz erken sütten kesildi ise
yavrunun süt ihtiyacı var diye inek sütü verilmemelidir. Çünkü inek sütü ile tavşan sütü, kompozisyon açısından büyük farklılıklar içerir ve bu farklılıklar yavru tavşanlara zarar verir.
Tavşan yavruları 15 günlük olduktan sonra anne sütü ile beraber kuru yonca-kuru saman ve pelet yem tüketmeye başlarlar. Bu yüzden aldığınız yavru çok küçük ise ona bu tip gıdalar verilebilir. Kuru yonca - kuru saman bulunamadığı zaman yonca unlu pelet yemlerde aynı faydayı sağlayacaktır. Bu yemler olmadığında tavşan dışkısında yumuşamalar başlar.
Yavru bir tavşan 1 aylıkken sütten kesildiği zaman ortalama 400 - 600 gr canlı ağırlığa sahip olur. Onu aldığımızda ağırlığını kontrol ederek erken sütten kesilip kesilmediğini anlarız. Erken sütten kesilen bir yavruya daha itinalı yaklaşmamız gerekecektir.

Tavşanların beslenmesinde diğer bir nokta da onlara sebze ve meyva vermenin zamanıdır. Bu besinler sulu gıda olduklarından 3 aylık yaştan önce verilmeleri uygun olmaz. Çünkü sindirim sisteminin gelişimi tam olarak gerçekleşmemiştir. Tavşanımız 3 aylık olduktan sonrada ancak hafta 1-2 kez bu besinler verilebilir. Bunların her gün verilmesi de uygun değildir.

Büyük piliç...

Bulada, (Bulgarca). 
Yarka, (İng. pullet). 

Yumurtlamak için yeterli yaşta olan genç dişi tavuk.

Büyük piliç.

Tavuklaşmaya başlayan, yumurtlama çağına gelmiş piliç.


Asur Krallığı’nın başkenti...

Ninova, 
Asur Krallığının Başkenti,

Ticaret ile uğraştılar. Kolonicilik yapmışlardır.

Anadolu’nun en eski yazılı belgeleri Kayseri'de Kültepe tabletlerinde bulunan belgeler Asurlu tüccarlardan kalmadır.

Asurlular Asya’da ilk atlı birlikleri oluşturmuşlardır. İlk sömürge imparatorluğudur  ve en önemlisi Dünaynın ilk kütüphanesi Ninova’da kurulmuştur.




Asurlular,
Hareketli, güçlü, aynı zamanda da acımasız ve kan dökücü bir halk olan Asurlular, korkunç savaşlarla büyük zaferler kazandılar. Asur ordusu çok iyi örgütlenmişti. Mızraklı askerler ve okçular, örme zırhlar giyerlerdi; savaş arabaları çok çabuk yer değiştirebiliyordu; kuşatma gereçleri son derece gelişmişti. Ayrıca, gerçek bir süvari sınıfı da tarihte ilk olarak Asur ordusunda kurulmuştu. Ne var ki, bu yırtıcı insanlar, kazandıkları her zaferin ardından, ele geçirdikleri savaş tutsaklarına büyük işkenceler yapıyor, işgal ettikleri ülkelerdeki insanları ya öldürüyor ya da sürüyor, ülkeyi sistemli biçimde yakıp yıkıyorlardı.

Asurluların ilk büyük kralı, Tiglatpileser l (M.Ö.1112-M.Ö.1074) olmakla birlikte, Asur imparatorluğu özellikle Sargonlar sülalesi (M.Ö. 721-M.Ö.610) zamanında en parlak dönemini yaşadı. Başkent Ninova' da, Sargon II (M.Ö.727- M.Ö. 705) büyük bir saray yaptırdı ve önemli bir kitaplık kurdurdu. Sargon II'nin yeri ne geçen Sanherib (M.Ö.705-M.Ö.681),Basra körfezi kıyılarındakı halkları boyunduruk altına alabilmek için bir donanma yaptırarak, Fenike ve Filistin kıyılarını bütünüyle ele geçirdi. 

Asur Banipal döneminde (M.Ö.668-M.Ö.626), imparatorluk en geniş sınırlarına ulaştı. Avrupa'dan gelen İskitler tarafından istila edildi. Ninova M.Ö.612 yılında alındı ve yerle bir edildi. Babil kralları, Asur İmparatorluğu'nun büyük bölümünü elde ettiler ve Asurluların egemenliğinden kurtulabilmek için canla başla savaştılar. 

Asurlular, aşırı savaşçılıklarının yanında büyük bir medeniyet meydana getirmişlerdir. Kuvvetli bir hükümet teşkilatı kurmuşlar tek tanrı fikrini benimsemeye başlamışlar, çivi yazısını kullanmışlar, sanat, edebiyat, mimarlık ve hukuk alanlarında bir çok eserler yaratmışladır. Asurluların sanatlarında Sümer Hitit sanatlarının izleri açıkça görülür de, Asur sanatındaki doğruluk, gerçek bağlılık, nispetlerde ve çaptaki ululular, bu sanatı, öbür sanatlardan ayırır. 

Dağ oluşumu...

Orojenez, (Fr. orogénie). 
Dağ oluşumu.
Dağoluşu.


Dağ oluşumu (Orojeenz) Hareketleri,
Bu hareketler okyanus tabanlarında başlar. Dış kuvvetlerin etkisiyle aşındırılarak okyanus tabanlarında biriken tortul tabakalar birbirine doğru hareket eden levhalar arasında kalarak sıkışırlar. Sıkışma sonucunda kıvrılma ve yükselme olur. Böylece kıvrım dağları oluşur. Kıvrılma ile yükselen yere Antiklinal, çukurlaşan yere de Senklinal denir. 


Orojenezle kıvrılma özelliği taşımayan sert tabakalar da kırılır. Bu kırılma yerlerine Fay (kırık hattı) hattı denir. Fay hattı boyunca yükselen yerlere horst, çöken yere de graben denir. Dünyanın en uzun graben çukurluğu Doğu Afrika’da Mozambik sınırlarından başlar, Yurdumuzda Hatay çukurluğuna kadar uzanır (5000 km).  Türkiye’de Horst ve Graben oluşumu en fazla Ege Bölgesinde görülür.

Grabenler: 
Bakırçay , Gediz, B. Menderes, K. Menderes ve Amik ovasıdır.

Horstlar: 
Kaz dağı, Madra dağı, Yunt dağı Bozdağlar, Aydın dağları ve Menteşe dağlarıdır. Dünya üzerindeki başlıca kıvrım dağları III. Zamanda oluşmuş Alp-Himalaya kıvrımları ile Amerika kıtasının batısındaki Kayalık ve And dağlarıdır.

Türkiye’deki dağların büyük bir kısmı III. zamanda Alp-Himalaya kıvrımları ile oluşmuştur. Bunlar kuzeyde Kuzey Anadolu Dağları ve güneyde Toros Dağlarıdır. 
Kısacası Orojenez sonucunda; Kıvrım dağları , Horst-Grabenler ve fay hatları oluşmuştur.

Dağların oluşumunu inceleyen bilim dalı...

Orojeni, (Fr. orogénie). 
Dağ oluşumu.
Dağoluşu.
 Oro-Dağ, Jenez-Oluşum Orojenez, Dağ oluşum hareketleri. 
Sıra dağlar genellikle derin denizlerde biriken tortulların, yan basınç oluşturan kıta hareketleri sonucu, kıvrılarak yükselmesi ile oluşmuştur. Ya da kırılarak yükselmesi sonucu oluşmuştur.

Kıvrım Dağları:
Bu dağlar esnek tabakaların kıvrılarak yükselmesi sonucunda oluşmuşlardır. Türkiye’deki kıvrım dağlarını Apl-Himalaya kıvrım sistemi içinde düşünüyoruz.  Türkiye’nin bulunduğu yerde Tetis Jeosenklinali vardı. Bu deniz küçülerek 3. zaman ortalarına kadar varlığını devam ettirmiştir. Bu jeosanklinal, etraftan dış kuvvetlerin getirdiği materyallerle dolmuş ve kalın tortul tabakalar oluşturmuş,daha sonra bu tortul tabakalar kıvrılarak yükselmiş, böylece Alp-Himalaya kıvrım sistemi oluşmuştur.      

Ülkemizdeki Kuzey Anadolu Dağları ve Toroslarda, bu kuşak içerisinde olup, kalker tabakalarının kıvrılmasıyla oluşmuştur.     

Kuzey Anadolu Dağları ve Toroslar; Van gölünün kuzeyinde birleşirler. Bunlar oluşumlarını 3. zaman sonlarında, bugünkü şekillerini de 4. zaman başlarında Anadolu’nun toptan yükselmesiyle kazanmıştır.     

Kırık Dağları:          
Kıvrılma özelliğini kaybetmiş olan tabakalar kırılmaya uğrarlar. Böylece fay hatları oluşur. Fay hatları boyunca, bazı kısımlar çökerken, bazı kısımlarda, yüksekte kalırlar. Çöken kısımlara Graben, yükselen kısımlara Horst denir. 
Bunlara örnek Ege’deki Horst-Graben hattı verilebilir. Kazdağı, Kozak D. Yunt Bozdağlar, Aydın D., Menteşe D. horstlara örnektir.     

Volkanik Dağlar; 
Volkanik dağlar, yerin derinliklerinde bulunan kızgın, erimiş ve basınç altındaki magmanın yeryüzüne çıkmasıyla oluşur. Ülkemizdeki volkanik faaliyetler III. Zamanda yoğun olarak görülmüştür. Bu faaliyetler sonucu kırıklar boyunca magma yeryüzüne akmış ve volkanik araziyi oluşturmuştur.   
Volkanik dağları şu şekilde sıralayabiliriz.  

Doğu Anadolu Bölgesi Volkanları: Bu dağlar Van gölünün kuzeyinde bir fay hattı üzerinde yer almıştır. Türkiye’nin en yüksek dağı olan Ağrı dağı bu dağ sırasının kuzeydoğu ucunda yer alır.     
Ağrı Dağı: 1203km2’lik alan içersinde kuruludur. İki kütle halindedir.Küçük Ağrı 3896 m. yüksekliğe,Büyük Ağrı ise 5137m yüksekliğe sahiptir.     
Tendürek Dağı: Yüksekliği 3533 m’dir Çaldıran ilk Doğubeyazıt arasında bulunur.     Süphan dağı: Yüksekliği 4058 m’dir (Bitlis)     
Nemrut Dağı: Bitlis de yer alır. Van gölü varlığını bu dağa borçludur.Nemrut Dağı şimdiki görünümünü son volkanik patlama ve çökmeden sonra kazanmıştır.son patlama sonucunda dağın tepe noktası yok olmuş ve krater olmuştur. Birkaç kraterin birleşmesiyle kalderalar oluşmuştur.  
 Ayrıca Kargapazarı, Dumlu ve Bingöl dağları volkanik yapılı dağlardır.     

İç Anadolu bölgesi Volkan Dağları :  
Erciyes: 3917m dir. Bu dağ, İç Anadolu’nun en yüksek dağıdır. Erciyes dağının oluşumu birkaç aşamalıdır. Yamaçlardan merkezden çevreye doğru yayılan kırık hatları vardır. Doruk kesimlerinde sirkler ve buzullar vardır. Erciyes Kayseri ve Develi için su deposu görevini görür.Yurdumuzun başlıca kayak ve kış turizmi merkezleri arasındadır.     
Hasan Dağı:Aksaray da yer alan bu dağ bir volkan konisidir.      
 Ayrıca: yine Aksaray’da yer alan Melendiz Dağı, Karapınar yakınlarında Karacadağ ve Karadağ genç volkan konileridir.     
İç Anadolu’da Ürgüp-Nevşehir çevresinde tüfler ve tüflerin sıkışmasıyla oluşan kayaçların yer aldığı bir volkanik arazi yer alır. Bunların üzerinde Peribacaları bulunur. Karapınar (Konya) çevresinde volkanik arazi üzerinde oluşmuş göller vardır. Bunların en tanınmışı Meke Tuzlası dır.     

Ege Bölgesi Volkanları:  Kula çevresinde yoğunlaşmıştır. Genç Kula volkanlarının 70 kadar konisi vardır. Bunlar fazla yüksek değildirler. Koyu renkli volkanik materyallerin yaygın olmasından dolayı yöreye halk arasında yanık arazi de denir.    

Güneydoğu Anadolu Bölgesi Volkanları:  Bunlardan en tanınmışı 1957 m yüksekliğindeki Karacadağ’ dır. Karaca dağdan lavlar geniş bir alana yayıldığından yayvan biçimine sahip olan bu dağ halk arasında kalkan biçimli volkan olarak adlandırılıyor.

Dağ eteği...

Rag,
Dağ eteği.
Çimenlik, çayırlık, bahçelik, bağlık. 

Rize ilinin adı ile ilgili olarak değişik görüşler ileri sürülmüştür; Yunanca pirinç anlamına gelen Rhisos, Rumca'da "Rıza" olarak dağ eteği anlamında kullanılmıştır. 

Osmanlıca'da ise "Rize" ufak kırıntı, döküntü anlamındadır. Ayrıca Erzincan'ın Sakalar dönemindeki "Eriza" olan adının başındaki "e" sesinin düşmesi ile adaş olarak Rize için de kullanıldığı ifade edilmektedir.

Dağ...

Tur,
Kuh,
Cebel, (Osmanlıca).
Dağ, (İng. mountain ).

Yer kabuğunun çıkıntılı, yüksek, eğimli yamaçlarıyla çevresine hâkim ve oldukça geniş bir alana yayılan bölümü. Türkçe kökeni Çince'deki "tai" sözcüğüne dayanan sözcük "tağ" olarak Türkçe'ye girmiş zamanla da bugün kullanılan halini almıştır.

Ünlem...

Nida,
Çağırma, bağırma, seslenme,
Ünlem.
Seslenmek, çağırmak, haykırmak, bağırmak. 
Ses vermek.

Bataklık...

Aynaz,
Azmak,
Mırık,
Corma,
Coc,

Çok derin olmayan sularla örtülü batak bölge,
Daha çok göl kıyılarında, akıntısı yetersiz , alçak ve düz ovalarda görülen, belli bir çanağı olmayan durgun, sığ, üzeri yoğun sazlarla kaplı su birikintisi.
Yoğun ötrofikasyon sonucu sığ su alanlarının zengin organik maddelerle kaplanması, azmak.
İçinde çeşitli kimyasal maddeler üreyen, içine bir girdin mi çıkmanın çok zor olduğu, çırpınmanın fayda etmediği, her harekette insanı biraz daha içine çeken çamurumsu alan. 

Bataklık üstüne basıldığında ya da bir ağırlık geldiğinde içine batabilen, rutubetli ve çamurlaşmış toprak alanlara denir.  Bataklığın çevresinde kil vb. su geçirmez katmanlar bulunur. Genellikle bataklıklar sıtma vb. hastalık kaynağıdır. Yerel yönetimler bu nedenle bataklıkları kurutma çalışmaları yaparlar. Denizlerin çekilmesi veya ilerlemesi, delta oluşumu, volkanik olaylarla adaların ortaya çıkması gibi coğrafi olaylar, kara ve denizlerin kapladığı alanı sürekli olarak değiştirmektedir.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ