Hıristiyan mezhebi...

Paulusçuluk,  

Paulusçuluk 7. yüzyılda ortaya çıkan dualist Hıristiyan mezhebi. Hristiyanlığın ilk dönemlerinde doğan Markionculuğu dualist görüşlerininin ve 3. yüzyılda İran' da yayılan gnostik din Maniciliğin etkisinde kalmıştır. Mezhebe adını veren Paulus'un kim olduğu tartışmalıdır. 

Paulusçuluğun temelinde biri iyi öbürü kötü iki Tanrı olduğu öğretisi yatar. İyi Tanrı gelecekti dünyanın kötü Tanrı ise bu dünyanın yaratıcısı ve yönecisidir. İyi Tanrı etten ve kemikten bir insan olamayacağına göre İsa gerçekten Meryem Ana'nın oğlu olamaz. Paulusçuluğun kurucusu sayılan 'Konstantin' adlı Ermeni Paulus'un müritlerinden Silas'ın adını almıştı. Ortaya çıktıktan kısa süre sonra mezhep imparatorluk sınırları içinde siyasi ve askeri çalkantılara yol açtı. II. Konstantinos ve II. İustinianos mezhebi dağıtmak için seferler düzenlendiler. 9. yüzyıl başlarında Paulusçuluk yeniden canlandı. Klikya ve Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde etkili oldu. İmparator I. Mikhail ile İmparatoriçe Theodora'nın giriştiği kırımlara karşın varlığını koruyabildi. 9. yüzyıl üçüncü çeyreğinde en güçlü dönemini yaşadı. 872 yılında I. Basileios'un düzenlediği sefer mezhenin askeri gücünu kırdı. Ama Haçlı seferlerine kadar Paulusçuluk ortadan kalkmadıç 9 yüzyıldan sonra Bulgarlara karşı öncü güç olarak yerleştirildikleri Trakya dışında Paulusçuların etkisi kalmadı. Paulusçu öğreti Makedonya Bulgaristan ve Yunanistan'da özelikle köylüler arasında etkili oldu.

Hıristiyan inanışında insanın Tanrı' ya duyduğu doğa üstü aşk...


Karitas, (Latince caritas, Aşk), 
Kontrol, saygı, kendini sevme, tarafsız iyiniyet, merhamet, hayırseverlik. 

Hıristiyanlığın başından beri en yüksek erdemleri arasında yer alan saygı ve sevgi bir Hıristiyan işareti olarak tanıtılmaktadır. Daha geniş bir uygulama üzerinde aşk, merhamet misyonu her zaman Kilisenin temel bir tutumu olmuştur.

Heykel çalışmalarında taslak olarak kullanılan küçük model...

Bozetto,
İtalyanca Bozzetto, Taslak, Model.
Bedizci, Heykel yapan sanatçı, yontucu.

Herhangi bir partiye yada toplumsal felsefeye bağlı olmayan...

Degaje, (Fransızca dégage).
Serbest, geniş.
Açık.

Heykel, abide...

Abide,
Anak,
Yontu,
Heykel, Taş, tunç, bakır, kil, alçı vb. maddelerden yontularak, kalıba dökülerek veya yoğrulup pişirilerek biçimlendirilen eser, yontu, statü.

Herkesin huyuna ve keyfine göre davranan nabza göre şerbet verilmesini bilen...

Mizaçgir,(Arapça).
Herkesin huyuna ve keyfine göre davranan, nabza göre şerbet vermesini bilen (kimse).
Mizaç,  Huy, yaradılış, tabiat, karakter

Herhangi bir konuda çok ileri gitme ölçüyü aşma...

İfrat, (Arapça).
Herhangi bir konuda çok ileri gitme, ölçüyü aşma, aşırı davranma, taşkınlık,
Haddinden geçmek. 
Pek ileri gitmek. 
Takatinden ziyade iş vermek. 

Tefrit, Herhangi bir konuda geride kalma, yeterli ölçüde olmama durumu,
Tefrit karşıtı.

Mekanik enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren aygıt...

Jeneratör, (İng. generator, Fr. générateur).
Üreteç,
Müvellit (Osmanlıca).

Herhangi bir mekanik enerjiyi elektrik akımına çeviren aygıt, jeneratör, dinamo.
İşleysel erkeyi, elektriksel erkeye dönüştüren işlerge.
Kimyasal ya da fiziksel olaylar sonucu, sürekli olarak özdek ya da erke üreten aygıt.

Mekanik enerji kaynakları, rüzgar, güneş, güneş enerjisi, sıkıştırılmış hava vb.dir. Ya da ilk hareketi veren su türbini, buhar türbini, içten yanmalı motor veya gaz türbini gibi aletlerdir. Jeneratörün dönme hareketini gerçekleştirmesini bu kaynaklar sağlar. Bu sistemler günümüzde elektrik enerjisi üretmenin en etkili yolu haline gelmiştir.

Jeneratörler farklı boyutlarda, en küçükten en büyük kapasiteli olana göre imal edilirler. Doğru akım ve alternative akım olmak üzere ikiye ayrılırlar. Doğru akım üretenler dinamolardır, alternatif (dalgalı) akım üretenler de alternatörlerdir. Her ikisinin de çalışması için ve jeneratörlerin yapısı nda gerekli olan elektrik kaynağı aynıdır.

Günümüzde üretilen jeneratörlerin çoğu alternatif akım jeneratörleridir. Bu jeneratörlere senkron jeneratörler de denir. Buhar ve su enerjisi sağlayan santrallerde kullanılırlar.

Meleke...

Yeti,
Alışkanlık,
Ünsiyet,
Meleke, (Arapça).
Tekrarlama sonucu kazanılan yatkınlık, alışkanlık.

Meksika' da yaşayan yırtıcı bir hayvan...

Eyra,

Kedi ailesinin en garip üyesi belki de Yaguarundi veya öbür adıyla Eyra' dır. (Felîs eyra), Herpailurus.
Uzunca bir kuyruğu olan bu kısa bacaklı ve uzun vücutlu kedi, kedi den çok gelinciğe benzer ve Tropikal Amerika'da Eski Dünyadaki gelincik kedi' lerin yerini doldurur. Rahatça suya girmesinden ötürü Meksika'da susamuru kedi adıyla tanınır.  

Vücutları 65 cm (+45 cm kuyruk) uzunluğunda olur. İki farklı renk varyasyonları vardır; bazıları gri tüylü, bazıları kırmızımsı kahverengi tüylü olurlar. Eskiden bu ayrı renklerinden dolayı, iki ayrı tür olarak sınıflanırlardı, ama daha ayrıntılı araştırmalardan sonra, iki renk varyasyonun da birbirleriyle çiftleştikleri ve kardeş yavruların bazılarının kırmızı ve bazılarının ise gri olabildikleri ortaya çıkmıştır.

Mektup dipnotu olarak kullanılan bir kısaltma...

P.S.
Mektup dipnotu (kısa).

Mekanizmaların kumanda kolu...

Levye, (Fr. levier).

Bir mekanizmanın kumanda kolu. 
Bir şeyi yerinden oynatmak, kaldırmak, harekete geçirmek, gevşetmek vb. için kullanılan, kaldıraca benzer araç.

Mekanları örten kemerli yapı...

Tonoz, (Rumca), (İng. vault) .  

Tuğla ve harçla örülmüş, alttan obruk, yarım silindir biçiminde tavan örtüsü.  

Bir kemer gözünün aralıksız olarak devam etmesi ile meydana gelen örtü biçimi. 

Beşiktonoz, Haçtonoz, Taraktonoz.

Mektup kağıdının boş bir yerine yazılan ek düşünce...

Hamiş,
Mektup kâğıdının boş bir yerine yazılan ek düşünce, çıkma, not.
Haşiye, sayfa kenarı.

Mektup yazan...

Mükatip,
Yazışan,
Mektuplaşan kimse,

Mektup...

Name, (Arapça mektub).  

Bir şey haber vermek, sormak, istemek veya duyguları bildirmek için birine çoğunlukla posta yoluyla gönderilen, zarfa konulmuş yazılı kâğıt, name.

Muzgiller familyasından, Orta Amerika ve Madagaskar’da yetişen bir ağaç...

Ravenala, Madagaskar dilinde,
Ravenala madagascariensis.
Muz Palmiyesi,
Gezgin Palmiyesi,
Yolcu Palmiyesi. 

Dünyadaki en enteresan ve gösterişli ağaçlardan biridir. Bu ağacı, ülkemizde kış bahçelerinde yetiştirmek mümkündür. Ilıman Akdeniz sahil kuşağında, kışın dondan koruma için gerekli tedbirler alınmalıdır. Strelitziaceae (Cennet Kuşu Çiçekleri) ailesinden olan bu bitki, adının aksine ne muz, ne de palmiyedir. 

Muzgillerden Ravenala Madagascariensis’e Madagaskar’da «yolcu ağacı» da denir. Çünkü bunun yapraklarının dip kısmında su vardır, ihtiyaç halinde yolcu bununla susuzluğunu giderir. Ravenala’nın vatanı, adından anlaşılacağı gibi Madagascar Adası' dır. Madagaskar' a endemik (dünyada doğal olarak yalnız bu adada bulunan) bir ağaçtır. Gençken, starliçe gibi yumuşak yapraklardan olan gövdesi zamanla kalınlaşır, 30cm çapında yuvarlak bir ağaç şeklini alır. Muz Palmiyesi,18 metreye kadar boylanabilir. Her iki tarafa simetrik olarak uzanan ve muza benzeyen 25-50cm. genişliğindeki yaprakları, sapları ile birlikte 3 metreyi bulur. Yapraklarının şekli nedeni ile muza, uzaktan bakıldığında ise geniş yapraklı bir yelpaze palmiyesine benzediği için Muz Palmiyesi adı verilmiştir. İngilizler Gezgin Palmiye (Travelers Palm) olarak da adlandırmışlardır. Bu ad Madagaskar’a giden gezginlerin, ormanda su gereksinimlerini, Ravenala’nın geniş yapraklarında biriken sudan karşılamaları nedeni ile verilmiştir. 

Çok sayıda, krem renkli ufak çiçekleri tek sap üzerinde 30cm uzunluğunda tek bir çiçek gibi görülürler. Ağaç, tropiklerde bütün yıl boyunca çiçek açar. Kahverengi meyvelerinin içinde, parlak mavi renkli köşeli şekillerde olan tohumları da bitki kadar çekicidir.   Tropik bir bitkidir, ancak kısa süreli ve hafif dona dayanabilir. Rüzgardan korunmalıdır, rüzgar nedeni ile, muzlarda olduğu gibi yaprakları parçalanır. Toprak için çok seçici değildir, kumlu veya killi topraklarda yetişir. Köklerinin suda olmasından hoşlanmaz, ancak devamlı nemli toprakta daha iyi gelişim gösterir. Bol güneşi tercih eder, yarı gölgeye de dayanıklıdır. Ülkemizde kış bahçelerinde ve kışın dondan koruyarak güney sahillerimizde yetiştirilebilecek bir bitkidir.

Savaşılması gereken hastalığın belirtilerine karşıt belirtiler meydana getiren ilaçların verilmesini öngören ve en çok kullanılan tedavi yöntemi...

Allopati, (Allopathy, Allopathie, Allopathia).

Hipokrat tıbbının temel ilkelerinden biri. Bu ilkeye göre karşıt karşıtı iyileştirir (contraria contrariis curantur). Bu tedavi uygulamasında sağlıklı bir kişiye verilince tedavi edilmek istenen hastalığın belirtilerine yol açmayan ilaçlar kullanılır. Bu tip tedaviye bir örnek Hipokrat’ın Havalar, Sular ve Yerler adlı kitabında bulunmaktadır. Bağırsakları kuru ve kolayca iltihaplanabilen kişilere daha tatlı, daha duru ve hafif sular yararlıdır. İç organları yumuşak, nemli ve phelagma’lı (irinli iltihap ya da balgam) olanlara ise daha sert, sindirimi daha zor ve biraz daha tuzlu sular yararlıdır. Bu yaklaşımın geliştirilmesiyle hastalığın belirtilerini tam karşıt özellikler taşıyan maddeler kullanma yoluyla tedavi yöntemleri ortaya çıkmıştır (örneğin yanık bölgeye buz basmak). Bu yöntemlere karşıt uygulamalar ise homeopati adıyla tanınır.

Tek bir hücre ya da organizmadan eşeysiz üreme yoluyla türetilmiş, genetik yapıları birbirinin tıpatıp aynı hücre ya da organizmalar topluluğu...

Klon, (İng. clone).  
Bir hücreden çoğaltılan hücreler topluluğu. Hayvan ve bitki doku kültüründe mitoz bölünme ile bir hücreden meydana gelen hücreler topluluğu veya bitki doku kültüründe bir tek bireyden vejetatif veya eşeysiz üretilerek tekrar tekrar çoğaltılan bitki grubu.

Klonlama, temel olarak, herhangi bir şeyin aynısının kopyalanması anlamına gelmektedir. Klonlama günümüzde embriyoların veya herhangi bir organizmanın kopyalanması ile aynı anlamda kullanılmaktadır. Ancak klonlama sadece bir embriyonun veya organizmanın benzeşik ikizinin yaratılması değil aynı zamanda özgün bir DNA parçasının da çoğaltılması anlamına gelmektedir.

Bir organizmanın kopyalanması ilk defa 1972 yıllnda İngiliz bilim adamları tarafından yapılmıştır. Bu çalışmada kurbağa embriyosu hücrelerinin çekirdeği, döllenmemiş kurbağa yumurtalarının içine yerleştirilmesiyle kurbağa elde edilmiştir. Ancak, bu kurbağaların çok yaşamadan öldükleri görüldü. Klonlama ile ilgili tekniklerde anlatıldığı şekilde, 1993 yılında ABD'li bilim adamları embriyoları ikiye bölerek aynı genetik yapıya sahip ikizler oluşturmuşlardır. Bu embriyolar 32 hücreli safhaya gelene kadar yetiştirildikten sonra imha edilmiştir. Memeli bir hayvanın kopyalanması ise 1996 yılında Dr. Ian Willmut ve arkadaşları tarafından İskoçya Roslin enstitüsünde gerçekleşmişir. Dolly adı verilen koyunun İskoçya, Roslin Enstitüsünde kopyalanmasıyla birlikte klonlama tüm dünyada büyük yankılar uyandırmış, etik ve moral açıdan da son derece tartışılır hale gelmiştir.

Klon ise; tek bir bireyden eşeysiz üreme yoluyla üretilmiş, genetik yapısı birbirinin tıpatıp aynı olan canlı topluluğuna karşılık gelen bir biyoloji terimidir. Klonlama, biyolojinin çeşitli dallarında farklı biçimlerde karşımıza çıkabilen bir terimdir.

DNA'nın belli bir bölümünün, genellikle de bir genin kopyasını oluşturmak için kullanılan yöntemleri kapsayan klonlamaya genetik denir.
Tek hücreli canlıların üreme şekline biyolojik klonlama denir. (klonal çoğalma). Bunun dışında çok hücreli organizmalarda da belli konularda özelleşmiş hücrelerin bölünerek kendilerini tekrar oluşturmasına da "klonal çoğalma" denir. 

Hawaii’den tüm dünyaya yayılmış bir masaj yöntemi...

Lomi Lomi Masajı,

Dilimizdeki masaj sözcüğü Arapça dokunma anlamına gelen “mass” ve Yunanca yoğurma anlamına gelen ”massein” sözcüklerinden türetilmiştir.

Masaj; deri, derialtı dokusu, kaslar, iç organlar, metabolizma, dolaşım ve lenf sistemlerinin mekanik ve sinirsel (refleks) yolla tedavi amaçlı uyarılması; çeşitli darbeler ve ovmalarla bölgesel kan dolaşımını artırma, damarları genişleterek dokuya daha fazla kan gelmesini sağlama yöntemidir. Masajla, yumuşak dokuları mekanik olarak uyararak sistematik manipülasyonlarla organizmada fizyolojik ve psikolojik etki yaratılır.

Vücut yüzeyinde el, elektrik, su vb. aracılığı ile tedavi, bakım ve rahatlama sağlanır.
Hawaii'den tüm dünyaya yayılan Lomi Lomi masajı, eski çağlarda devlet adamlarının savaş kararları almadan önce yaptırdıkları bir masaj biçimi. Lomi Lomi, tarihçesi çok eskilere dayanmaktadır; ayrıca Huna olarak bilinen felsefenin bir parçasıdır. Huna'nın temeli sevgiyi ve harmoniyi aramaktır. Uzun, sürekli, akıcı ve yumuşak dokunuşlarla hücrelerimize işlemiş olan eski inanışları ve bizi sınırlalayan davranışları ortadan kaldırarak bedenin rahatlamasını sağlar. Hawai dilinde, masaj anlamına gelen "Lomi Lomi" bir veya birden fazla masajcı tarafından yapılan yumuşak Hawai Masajıdır.
Kahuna şifacıları tarafından yapılan Lomi Lomi masajının en önemli özelliği masaj sırasında sağladığı gevşeme ile karar alma mekanizmalarını harekete geçirmesi. Masajın etkileri diğer masajlar gibi uygulandıktan hemen sonra değil takip eden iki - üç gün içerisinde hissediliyor. Bu nedenle tatil köylerinde Lomi Lomi masajı yaptıranlar 'tatil sonrası iş stresini yenmek ve etkili kararlar alabilmek' için tatillerinin son günlerinde bu masajı yaptırmayı tercih ediyor. Masajı kadınlardan çok erkekler tercih ediyor.
Lomi Lomi’nin farklı ve daha spiritüel bir kolu olan Lomi Lomi Nui, Özellikle Hawai'de uygulanan farklı ve törensel bir masaj türüdür. Orijinalinde deniz kıyısında havlu ve çarşaf kullanılmaksızın masaj yatağı üzerinde çıplak vücuda uygulanan, vücudun daha çok kol ve dirsek bölgesi ile yapılan ritmik ve akışkan bir masaj türüdür. Su bazlı yağlar kullanılarak yapılır. Masaj sırasında kötü elektriği atmak için dua edilir ve belirli ritüelleri vardır. Terapistin hareketleri daha çok bir dansı andırır ve masaj hizmeti alan kişi çevresinde armoni içinde dönülerek yapılır. Eğlenceli ve çok değişik bir uygulamadır.

Sıcağı geçirmeyen, içi mantarlı bir tür şapka...

Kolonyal Şapka, (Fr. colonial).

Genellikle sıcak bölgelerde giyilen şapka.
Sıcağı geçirmeyen, içi mantarlı bir tür şapka.

Padişahların sadrazamlara hitap için kullandıkları sözcük...

Lala,
Padişahların vezirlerine seslenirken kullandıkları bir söz.
Padişahların sadrazamlara hitap ederken kullandıkları san.
Padişahların sadrazamlara verdikleri unvan. 
Sadrazamlara hitapta kullanılan unvan.

Genellikle birbirine ekli metal levhalardan oluşan soyut heykel...

Stabil, (Fr. stable).

Genellikle birbirine ekli metal levhalardan oluşan soyut heykel.

Dayanıklı, sağlam. 
Dengeli. 
Düz. 
Oturmuş. 

Kararlı, değişmez.

Kafeince zengin, çok değerli bir kahve cinsi...

Mako,
Coffea arabiaca türü kahve çekirdeklerinden üretilen, içimi ağır, aromatik arap menşeili, çok kokulu bir kahve türü.
 
Kök boyasıgillerden, sıcak iklimlerde yetişen bir ağaç (Coffea arabica). Bu ağacın meyvesinin çekirdeği.
Bu çekirdeklerin kavrulup çekilmesiyle elde edilen toz. 
Bu tozla hazırlanan içecek


Amerika’nın tropikal bölgelerinde yaşayan büyük bir sürüngen...

İguana, Iguana tuberculara. (İng. iguana). 

İguanagillerden, 1-2 metre boyunda, Amerika'nın tropikal bölgelerinde yaşayan, sırtında dikenli çıkıntılar bulunan, pullu, büyük sürüngen, Hint kertenkelesi.

Tropikal iklimde yaşayan egzotik bir kertenkele türüdür. Ağaçlarda yaşayan iguanaların ortalama yaşam süresi 18-20 yıldır. Tümüyle otçul bir türdür; meyve, yaprak gibi bitkilerle beslenirler. Yeşille beslenip kendileri de yeşil olduğundan dolayı radyasyon emici özlliği gibi faydaları da vardır. Boyu çoğunlukla burnundan kuyruğuna kadar 1.3-2 metre ve dili 50 cm uzunluktadır. Erkek iguanalar dişilerine göre daha saldırgandır. Erkek iguanaların kendilerini koruma yöntemi kuyruğu kırbaç gibi sallamaktır. İguanalar özellikle kuşlardan çok korkarlar.



kaynak: http://tr.wikipedia.org

İnkalar tarafından kullanılan ve iplerin üstüne atılmış her düğümün rengine göre bir anlamı olan düğüm-yazı...

Kipu,
İnka İmparatorluğu’nda ve And Dağları bölgesindeki İnka öncesi topluluklarda kullanılan bir kayıt ve hesap sistemi, Quipu, Khipu.

Güney Amerika’nın en görkemli uygarlıklarından birini oluşturan İnkalar, yazısı olmayan tek büyük uygarlık olarak biliniyor. Ancak İnkaların "khipu" denen düğümlü sicim demetlerinin, yalnızca bir hafıza yardımcısı ya da muhasebe aracı değil, aynı zamanda üç boyutlu bir yazı dili olduğu yolundaki işaretler bu inancı değiştirmiştir. Hatta khipuları ikili sistemi kullanan ilkel bir bilgisayara benzetenler de var. 

İspanyol istilacılar, başta bir hesap ya da muhasebe aracı olarak gördükleri khipularla fazla ilgilenmemişler. Ancak, günün birinde İspanyol askerlerin durdurdukları bir İnkanın, üzerinde bulunan sicim demetleriyle, İspanyolların sevap ve günahlarını kayda geçirdiğini söylemesi üzerine sicim demetleri imha edilmeye başlanmış. Bu garip demetlerden yalnızca 600 kadarı günümüze kalmış bulunuyor. Khipular, 0,5-0,7 cm kalınlığında bir sicim üzerine tutturulan ve sayıları 100 ile 1500 arasında değişebilen daha ince sicimlerden oluşuyor. Bu ince sicimlerin üzerine bazen daha da ince sicim salkımlar ekleniyor. Tüm bu sicimlerin üzerinde irili ufaklı düğümler oluyor. 

Bilim tarihçisi L. Leland Locke 1923 yılında Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’ndeki 100 khipunun, hesap sonuçlarını kaydetmek için kullanıldığını kanıtladı. Sicimlerde 1 rakamını temsil edem düğümler sicimlerin altına atılıyor. Daha sonra bir tür ondalık sistemle, 10’ların, 100’lerin ve 1000’lerin düğümleri düzenli aralıklarla sicimlerin daha üst bölümlerine yerleşiyorlardı. Ancak Locke’un yöntemi, İspanyollardan kurtulan 600 khipunun hepsinin şifresini çözemediği gibi, bu düğümlerdeki sayıların neyin kayıtları olduğunu da açıklayabilmiş değildi. Bunun üzerine, khipuların bir tür yazı olabileceği yolundaki görüşler yeniden gündeme geldi. 1981 yılında Cornell Üniversitesi arkeologlarından Robert Ascher ve matematikçi karısı, khipuların yaklaşık beşte birinin "sayısal olmadığı" tezini ortaya attılar. 1997 yılında bir tekstil uzmanı uzmanı olan Wilikam J. Conklın, ilk kez sicimlerin son derece karmaşık eyrilme, dokunma ve boyanma biçimlerine dikkati çekti, Araştırmacı, sicimlerin her birinin farklı yapı ve boya kodu taşıdığına dikkat çekerek "bilginin %90’ının, daha düğümler bağlanmadan sicime yüklendiği" görüşünü öne sürdü. Bu yaklaşımı benimseyen Harvard Üniversitesi araştırmacılarından Gary Urton, sicim eyirme ve örmenin esaslarından yararlanarak İnkaların bir ikili tercihler sistemi getirdikleri görüşünde. 

Bu sistemde, sicimin yün ya da pamuk olması, ikili (binary) sistemde seçilmiş bir değeri ifade ediyor (tıpkı günümüz bilgisayarlarının kullandığı ikili kodda, 0 ya da 1’in ve bunların tekrarlarının bilgi depolamada kullanılması gibi). Sicimin dönüş yönü ve eğimi, demetteki sicimleri ana sicime bağlayan düğümlerin yönü (düz ya da ters ilmekler) bu ikili tercihler sisteminin birer parçası. Urton’a göre bütün bunlar dikkate alındığında, her düğüm yedi-bit uzunluğunda bir dizge haline geliyor.

Her dizge de, 26 x 24 potansiyel bilgi ünitesinden birini kodluyor. Toplam 1536 olan bu bu birimler, sayı sı 1000-1500 olduğu düşünülen Sümer çiviyazısı karakterlerinden biraz fazla. Mısır ve Maya hiyerogrif yazısındaki flekillerinse 2-3 katı. Bu durumda Urton, khipuların yalnızca bir yazı türü olmakla kalmayıp, tıpkı günümüz bilgisayarlarında kullanılan gibi, bir ikili kodlama sistemi olarak getirildiğini düşünüyor. Tabii bu görüşe kuşkuyla bakanlar yok değil. Urton’un destekçilerinden olan Conklin bile, khipuların anlam içerdiği tezini kabul etmekle birlikte, bilgisayar analojisinin aşırı iddialı olduğunu söylüyor. Conklin’e göre günümüz ikili bilgisayar kodundaki 1 ve 0’lar birbirlerinden bağımsızken, And dağlarında geçerli ikililik (duaikte) kavramı, bizim bildiğimizden çok farklı. Bunlardaki karşıtlıklar, bir gelgit dalgası gibi, tek bir olgunun ters, ama birbirleriyle etkileşen görünümleri. Bazılarına göreyse, bütün bunlar, İnkaları yüceltme güdüsünün yol açtığı zorlama yorumlar. Bu eleştirmenlere göre khipular değişik bir hesap tahtasından başka bir şey değil. Tartışmayı noktalandıracak tek şey, khipuların yazı olduğunun kanıtlanması. 

Bunun için de Mısır hiyerogriflerinin çözümünü sağlayan ve üzerinde aynı metnin Mısırca ve daha önce çözülmüş başka dillerle yazılmış olduğu "Rosetta Tafik" nın bir benzeri, yani bir çeviri gerekiyor. 1996 yılında Clara Miccinelli adlı bir İtalyan amatör tarihçinin aile arşivinde, şiir kaydedilmiş bir khipunun ayrıntılı bir İspanyolca çevirisinin bulunduğunu iddia etmesi heyecan yarattıysa da, Miccinelli’nin belgelerini başkalarının kullanımına açmaması, umutları hayal kırıklığına dönüştürdü. Şimdi Urton ile, matematikçi ve web tasarımcısı Carrie Brezine, bir yandan kendi khipu veri tabanlarını oluştururken, bir yandan da kendi Rosetta taşlarını bulma çabasındalar.

 
İnkalara ait diğer bilgiler;

İnka imparatorluğunun resmi dili... Keçua, 
İnka İmparatorluğu'nun son imparatoru... Atahualpa,
İnkalar'da, kraliçe ya da çok üst makamdaki kadın... Coya,
İnka mitolojisinde güneş ve gökkuşağının tanrısı.. İnti,
İnka İmparatorluğu'nun, Güneş tanrısı İnti'ye adanmış en önemli tapınağı... Coricancha,
İnkalarda orak biçimli, kıvrık uçlu, kurban ayinlerinde kullanılan, altın ya da gümüşten yapılma tören bıçağı... Tumi,
İnkalar'da, cenaze töreni... Purucaya,
İnkalarda, yiyeceklerin ya da eşyaların saklandığı kilere verilen ad... Colca,
İnkalar'ın, kesilmiş taşlarla yaptıkları ev... Callanca,






Kaynak; Science,

Koyun ya da keçi yavruladığında çobana verilen bahşiş...

Genişke,
Koyun ya da keçi yavruladığı zaman çobana verilen bahşiş.
Şişek, Kuzulama dönemine girmiş ya da doğurmuş koyun.
Saya, Kuzulama dönemine yakın sürü sahiplerini dolaşarak yiyecek ve bahşiş toplayan çoban.

Gürcistan’ın para birimi...

Lari,
Para birimi: Lari,  
Para birimi kodu: GEL

Gürcistan, Gürcüstan (İngilizce: Georgia).
Gürcistan Cumhuriyeti
(Yerel adı: Sak'art'velo).
Güneybatı Asya'da Karadeniz kıyısında, Türkiye ile Rusya arasında yer almaktadır. 


Lari Gürcistan'ın milli para birimidir. Gürcistan'da Abhazya ve Güney Osetya dışındaki bölgelerde kullanılır.


Yüzölçümü: toplam: 69,700 km² dir. 
Sınırları: toplam: 1,461 km. Sahil şeridi: 310 km
İklimi: Ilıman ve sıcaktır. 
En Yüksek noktası: Kazbek dağı (5,048 m.). 
Nüfus: 4,615,807 (Temmuz 2009 verileri), 
Din; Gürcistan Ortodoksları %65, Müslümanlar %11, Rus Ortodoksları %10, diğer %14 oluştururlar. 
Konuşulan diller; Gürcüce %71 (resmi), Rusça %9, Ermenice %7, Azerice %6, diğer %7.  

İdari bölümler: 
53 bölge, 9 şehir ve 2 bağımsız cumhuriyet ; 
Abashis, Abkhaziai (Sokhumi), Adigenis, Ajaria (Batumi), Akhalgoris, Akhalkalak'is, Akhaltsikhis, Akhmetis, Ambrolauris, Aspindzis, 
Baghdatis, Bolnisis, Borjomis, 
Chiatura, Chkhorotsqus, Chokhatauris, 
Dedoplistsqaros, Dmanisis, Dushetis, 
Gardabanis, Gori, Goris, Gurjaanis, 
Javis, 
Karelis, Kaspis, Kharagaulis, Khashuris, Khobis, Khonis, Kutaisi, 
Lagodekhis, Lanchkhut'is, Lentekhis, 
Marneulis, Martvilis, Mestiis, Mtskhetis, 
Ninotsmindis, 
Onis, Ozurgetis,
Poti, 
Qazbegis, Qvarlis, 
Rustavi, 
Sachkheris, Sagarejos, Samtrediis, Senakis, Sighnaghis, 
Tbilisi, Telavis, Terjolis, Tetritsqaros, Tianetis, Tqibuli, Tsageris, Tsalenjikhis, Tsalkis, Tsqaltubo, 
Vanis, 
Zestaponis, Zugdidi, Zugdidis

Muşmulaya benzer bir yemiş...

Üvez,
Muşmula(beşbıyık),
Ezgil,
Döngel,

Üvez (sorbus) : Gülgiller familyasından; orta boylu bir ağaçtır. En yaygın türü olan kuşüvezi yamaçlarda ve çalılık yerlerde yetişir. Yabani üvez, ova ve yamaçlardaki ağaçlar arasında dağınık olarak bulunur.

Üvez denilen meyvesi, muşmula gibi olgunlaştığı zaman yenir.  Üvez meyvesinin kış hastalıklarına karşı vücut direncini artırıcı özelliği bulunur.

İnce pide halinde ekmek...

Lavaş, (Farsça).
Mayalı hamurdan tandırda pişirilerek yapılan ve yapıldığı yere göre büyüklüğü değişen ince ekmek türü.
Baget.  
İnce ve uzun ekmek cinsi.

İnsan bedeni çevresindeki manyetik alan...

Aura,  
Eterik Beden, Işın Beden, enerji beden,

Aura Grekçe'de meltem veya esinti anlamına gelir. Aura bir emenasyondur. Bir canlının bedeni çevresindeki enerji alanıdır. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler, mineraller vs... hepsi birer Auraya sahiptir.
Canlı ve cansız her varlık, aura adı verilen bir enerji tabakasıyla çevrilidir. Kolay kavranmayan, görünmez, akışkan bir özdür. Canlıların bedeni etrafında yer alan ve uzun süreli elektrik akımları olarak alan oluşturan elektromanyetik alanlardır. Bu elektrik dalgaları, çeşitli renkler oluşturan salınımlar ve frekanslardır. Bu frekanslar çakralarla da yakından ilişkilidir.

Eterik, duygusal, zihinsel ve ruhsal olarak farklı tabakalar oluştururlar. Bütün aura alanlarının kendi titreşim frekansları vardır. Hepsi kendi frekans sınırları içinde bir enerji hareketine sahiptir ve birbirinden ayrı değil, birbirleri içinde yayılırlar. Frekans alanları genişleyip yükseldikçe, farkındalığın yüksek şekillerine ulaşılır.

Kendimizi korumak için, bu enerji tabakalarını güçlendirmek mümkündür ve gereklidir. Rahatsızlıklar önce aura tabakalarında başlar ve fiziksel bedene doğru hareket eder. Aura tabakaları koruma sağladığı için, auramız zayıf olursa, alanımıza istenmeyen enerjileri toplayabilir ve enerji alanımızı daraltıp bizi hastalığa yatkın hale getirebilir.

Bu tabakalar, insanın sağlık durumunu belirleyen enerji kanallarıyla doludur. Enerji akışında meydana gelen engeller yüzünden rahatsızlıklar önce aurada başlar. Eğer tıkanıklıklar giderilmezse, bedeni etkilemeye başlar. Aura, canlının enerji olarak gerçek ifadesidir. O, insanın güçlerinin, düşüncelerinin ve duygularının toplamıdır.

Çakra, (Sanskritçe), İnsan bedeninde bulunan enerjiyi tüm vücuda dağıtan enerji noktaları. İnsan aurası yada insan enerji alanı evrensel enerji alanının insan bedenini saran bölümüdür. Aura'nın yedi çeşit katmanı vardır ve bu katmanların her biri vücudumuzda yerleşmiş yedi ana çakra (enerji merkezi ) ile ilişkilendirilmektedir.

Güneydoğu Anadolu’da geniş bir ova...

Harran ovası,
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin en önemli ovası. Altınbaşak Ovası olarak da bilinir. 
Şanlı Urfa ilinin güney kesiminde yer alan Harran Ovası, Suriye sınırına yakın olan bir bölgedir. Şanlıurfa'ya 44 kilometre uzaktadır. 1500 km2' lik bir alanı kaplar. Ovanın doğusunda Viranşehir Ovası, batısında Suruç Ovası bulunur.  Harran Ovası, ortalama 375 m yüksekliğiyle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin en alçak yerlerindendir. 
 
Tevrat'ta Hârân olarak geçen yerin burası olduğu söyleniyor. İslam tarihçileri kentin kuruluşunu Nuh Peygamber’in torunlarından Kaynana veya İbrahim Peygamber’in kardeşi Aran'a (Haran) bağlarlar. 13.yüzyıl tarihçilerinden İbn Şeddad, Hz. İbrahim'in Filistin'e gitmeden önce bu şehirde oturduğunu yazar. Bu nedenle Harran'a Hz. İbrahim'in kenti de denildiğini, Harran'da İbrahim Peygamber’in evinin, adını taşıyan bir mescidin, onun otururken yaslandığı bir taşın varolduğunu söyler. Anadolu'dan Mezopotamya'ya, Mezopotamya'dan da Anadolu'ya olan ticaret binlerce yıl Harran üzerinden yapılmış olması burada zengin ve köklü bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuş. Harran; ay, güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya putperestliğinin (Sabiizm) önemli merkezi olması yönüyle de ünlüymüş. 

Çok az yağış alan Harran Ovası’nda eskiden kuru tarım yapılır, güney kesimdeki araziler ise yer altı sularından yararlanılarak sulanırdı. Ancak bölgenin kaderini değiştiren Güneydoğu Anadolu Projesi’nin (GAP) kapsamında Fırat Nehri’nin sularının ovaya aktarılması çalışmaları başarıyla tamamlanmıştır.  Güneydoğu Anadolu Projesi’nin bir parçası olan Şanlı Urfa Sulama Tünelleri’nin açılmasıyla, tüm ova sulanmaya başlanmıştır. Harran ovasında sanayi bitkilerinin üretimi yapılabilmektedir. Harran Ovası’nın verimli toprakları üzerinde sulama olanaklarıyla birlikte pek çok ürün yüksek kalitede yetiştirilmeye başlanmıştır. Ovada yetiştirilen belli başlı ürünler buğday, arpa, pamuk ve mercimek olarak sıralanabilir. Hemen her sebzenin yetiştirildiği Harran Ovası’nda ikinci ürün olarak mısır, soya fasulyesi ve susam da yetiştirilmektedir.

Müzikte geceden esinlenen ya da geceyi çağrıştıran beste...

Noktürn,( Fransızca nocturne).



Tatlı ve içli gece ezgisi, gece müziği,
Müzikte geceden esinlenen veya geceyi çağrıştıran beste.
Geceden esinlenen ya da geceyi çağrıştıran beste.

Gece müziği 18.yüzyılda ses, genellikle nefesli, bazen de yaylı çalgılar için yazılan duygulu parçalardan oluşur.

Serbest tarzda yazılır, belirli bir biçimi yoktur. 19.yüzyılda İrlandalı besteci John Field tarafından yapıtlarına ad olarak kullanılmış, en güzel örneklerini Chopin vermiştir.

Türkiye’de sihirbazlığın yerleşmesine ve yaygınlaşmasına öncülük etmiş illüzyonist...


Zati Sungur, (10 Mart 1898, Bursa - 06 Temmuz 1984, İstanbul) , Türk Sihirbaz, İllüzyonist.

1916 yılında Gedikli Çarkçı Mektebi'ni bitirdi. Denizaltı eğitimi için Almanya'ya gönderildi. I. Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'da illüzyonla ilgilenmeye başladı. 1922 yılında Latin Amerika'ya gitti ve orada çeşitli gösteriler düzenledi. Önceleri Kont Sati von Richmond takma adıyla sonraları Zati Bey adıyla sahne aldı. 1936'da Türkiye'ye döndükten sonra Anadolu'nun çeşitli yerlerini gezdi. 1938 yılında sahne asistanı Necla Hanım'la evlendi. Bu evlilikten iki kız çocuk sahibi olur. 1966 yılında, Dormen Tiyatrosundaki gösterilerinin ardından aktif sahne yaşamına son verir. Almanca, Fransızca, İngilizce, İspanyolca, Portekizce ve İtalyanca’yı ana dili gibi biliyordu.

1920'de Berlin WinterGarten'deki gösterisi ile büyük üne kavuşur. Bir grup sanatçıyla birlikte turneye çıkar; Fransa, İtalya, İspanya, Kuzey Amerika ve sonra da 1922 yılında Güney Amerika'ya gider. Orada kendi kadrosunu oluşturup, iki saat süren gösterisi, yaklaşık 10-12 yardımcısı ve iki kamyonu dolduracak miktarda zengin malzeme ile Güney Amerika'nın değişik ülkelerinde, Şili, Paraguay, Brezilya ve Arjantin'de sahneye çıkar. Önce Kont Sati Von Richmond sonra da Zati Bey adı ile büyük ün kazanır.  

Zati Sungur kendisini ve sanatını geliştiren bir sanatçıydı. Çekoslovakya'nın Karlovy Vary şehrinde düzenlenen uluslararası bir illüzyon yarışmasında birinci seçildi ve 1981 yılında da aynı kentte düzenlenen Uluslararası İllüzyonistler Kongresi'nde kendisine "Sihirbazlar Kralı" ünvanı verildi.
Dünyaca ünlü on sihirbaz arasında yer alan Zati Sungur, Sanatı ve kişiliği ile Türk halkının çok sevip saydığı ve 6 Temmuz 1984 gecesinde kalp yetmezliği nedeniyle aramızdan ebediyen ayrılan Zati Sungur'un vefatından sonra Türk illüzyon sanatçıları hocalarının boşluğunu doldurabilmek için birçok çalışmalar yapmışlardır. Üstat Zati Sungur'un yetiştirdiği en ünlü talebesi Sermet Erkin sahne hayatında hocasının ekolünü sürdürmüş, zarif ve efendi kişiliği kadar yeteneği ve engin bilgisi ile de onyıllar boyunca ülkemizde adeta tek başına illüzyon sanatını, daha doğrusu "Zati Sungur Ekolünü" temsil etmiştir. 1999 yılından itibaren de Erdinç Demiray ve Dr Selim Başarır, "Zati Sungur geleneğine", açtıkları İstanbul Magic Studio sahnesinde gönüllü olarak eğitim verdikleri genç illüzyon sanatçılarını, uluslararası alana çıkmaya teşvik ederek önemli katkıda bulunmuşlardır.

Zati Sungur’un öncülüğünde memleketimize giren ve yayılan illüzyon sanatının diğer bazı isimlerini, illüzyonun yayılmasında ve yaşamasında emek vermiş olmaları sebebiyle zikretmek yerinde olacaktır. 
Bunlar: Emin Atabay, Kamil Tekin Turan, Farabi, Bahattin Giray ve Talat Şener’dir.  

Tarlada suyu akıtmak için yapılan tahta oluk...

Abara,

Tarlada suyu akıtmak için yapılan tahta oluk,
 Tarla sulamada kullanılan tahta oluklar .

Değirmen oluğu.
Su değirmenlerinde suyun basıncını çoğaltmak için yapılan, büyük bir huni şeklindeki hazne. 

Tarlalarda bir taraftan bir tarafa su geçirmekte kullanılan tahta, ağaç oluk.

Balı alınmış petek...

Kavara,
Balı alınmış petek.
Kovanda özellikle kış aylarında arıların yemesi için bırakılan bal.

Doğu Karadeniz yöresinde, denizde kopan fırtınaya verilen ad...

Zifona, Zifozi, (kasırga, fırtına).

Denizden kopup gelen ve önünü kesmenin mümkün olmadığı fırtına.
Doğu Karadeniz yöresinde, denizde kopan fırtınaya verilen ad.

Kılıç, bıçak gibi şeylerin yapımında kullanılan iyi cins demir...

Taban,
Kılıç yapımında kullanılan iyi cins demir.

Yünlü ya da pamuklu bir tür dokuma...

Abadan, Yünlü ya da pamuklu bir dokuma,
Filafil, Yünlü ya da pamuklu bir kumaş.

Sofra örtüsü.
Aşağı yukarı dört metre kare genişliğinde, üzeri iki ayrı renkte küçük karelerle süslü olan; yatak, yorgan sarmakta örtü olarak veya kışın omuz atkısı olarak kullanılan yün dokuma, ince battaniye. 
Kalın kumaştan yapılmış, işlemeli, cepkene benzer bir çeşit ceket.
Aba yelekte dokuma abadan yapılır.Yelek bildiğimiz yelek gibi dikilir. Fermuar yokken kemik ve ilikli olarak yapılırdı. Günümüzde ise genellikle fermuarlı olarak yapılır.

Bursa, Keles’de dokumalar çulfalık tezgahında yapılır. (Bu tezgah dardır. Dokunan eşyaların eni 35 cm.' yi geçmez. Geniş dokuma istenirse dokunanları yanyana çiterler. Tezgahın güzüsü, makarası, ipi hayvan kirişi, tefesi, karga veya tel olur, selmini, ayakçılık’ı vardır. Soğuk havalarda tezgahın altına kor ateş konur. Çulfalıkta Aba dokunur. Daha önce iki defa dinkte yün tepilir. Daha önce ayak ile teperlerken bugün Baraklı’ daki dink (link) te tepilmektedir. Abadan erkek giysisi, karçın, çoban yağmurluğu yapılır. Çulfalıkta ayrıca erkeklere ak kuşak, çoban şalı; kadınlara peşkir (önlük), şal kuşak (arkalık), ferece (siyah yünden), allı yeşilli minden, ve yaygı da dokunur.

Afrika’da yetişen ve meyveleri ok zehiri olarak kullanılan tırmanıcı bir bitki...

İne,

Kalp sarmaşığı, Kalp Tohumu (Strofantus).
Batı Afrika ve Asya'nın tropik bölgelerinde yetişir ve çok zehirlidir. Afrika yerlileri tarafından ok zehiri olarak kullanılan strofantusun güçlü bir kalp kuvvetlendirici olduğu 19. yy'da anlaşılmıştır. Kalbin kasılma gücünü arttırır dolayısıyla kan dolaşımını düzenler. Ancak ağız yoluyla kullanıldığında etkisi çok az olduğundan, ilaç sanayinde tüketilir. Damar içine enjeksiyon şeklinde ampul mamulleri hazırlanır. Bunların en önemli özelliği, dakikalar gibi çok kısa bir süre içinde etki gösterebilmeleridir. Bunun için de acil durumlarda kullanılan başlıca kalp kuvvetlendiricidir.

Çiftçilikte, toprağı işleyerek ürüne ortak olan kimse..

Maraba,
Ürüne ortak olmak koşuluyla toprağı işleyen kimse.

Yarıcı,
Ortakçı.
Çiftçi. 
Hizmetçi.
Çiftlik kâhyası. 
Çiftçilikte, toprağı işleyerek ürüne ortak olan kimse, ortakçı.

Çiftliklerde çalıştırılmak için toprak işcisi bulan aracı...

Elçi,

Boğaların tutuldukları yer...


Toril,
Boğaların kapalı tutuldukları arenaya bitişik yer, 
Arenada boğaların güreşten önce kapalı tutulduğu yer,
Boğa güreşleri genellikle 45 dakika sürüyor. Karşılaşmanın başında boğaya 3 santim kalınlığında ve 14 santim uzunluğunda bıçaklar saplanıyor. Böylece boğa kızdırılıyor. Daha sonra matador kırmızı pelerini kullanarak boğanın başını eğmesini sağlıyor ve kılıcı saplayarak 500 kiloluk hayvanı etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Eğer hayvan ölmezse arenadan çıkartıldıktan sonra vuruluyor. 

Hayvan hakları savunucuları, hayvanın binlerce kişinin gözü önünde zevk olsun diye öldürülmesinin vahşet olduğuna vurgu yapıyorlar. Ayrıca arenaya çıkmadan önce günlerce karanlıkta ve susuz tutulduklarını, arenada gözlerine vazelin sürülerek görme yetisinin zayıflatıldığını da söyleniyor.


İspanya, 2007 yılında devlet televizyonunun boğa güreşi göstermesini yasakladı. Her yıl Avrupa Birliği’nden (AB) yaklaşık 500 milyon euro yardım alan boğa yetiştiricileri ise, İspanya’da çok önemli bir sektör oluşturuyor. İspanya’da boğa boynuzlarını tedavi etme konusunda uzmanlaşan bir cerrahi dalı da bulunuyor. 

Kimi hastalıkları sağaltmak amacıyla bir bez üzerine yayılıp vücudun kimi yerlerine konulan, koyuca lapa ya da özel biçimde yapılmış eczalı parça...

Yakı,  
(İng. emplastre, Plaster, blister, cautery, adhesive / sticking plaster, plastering). 

Çeşitli etkin maddelerin içine bal mumu, reçine, terementi esansı gibi maddeler de katılabilen, katı veya yarı-katı yapışkan kitlelerin pamuk, keten, kumaş üzerine yayılmasıyla elde edilen ve vücudun çeşitli bölgelerine dışarıdan yapıştırılarak uygulanan bir ilaç biçimi.

Bazı hastalıkları tedavi etmek amacıyla bir bez üzerine yayılıp deri üzerine uygulanan, beden ısısıyla vücuda yapışan, koyuca lapa. Çeşitli otlardan, nesnelerden yapılarak, ağrıyan, hasta organ üstüne konulan bir ilaç.

Vücudun muhtelif yerlerindeki adale ağrıları ile romatizma, siyatik ve lumbago ağrılarının azalmasına yardımcı olarak hazırlanan yakı ağrılı yere tatbikinde etkisini hemen gösterir. Boyun, omuz, bel ve diğer bölgelerdeki kas ve eklem ağrılarında, ağrılı kas gerilmesinde belirtilerin azaltılması için kullanılır.  

Açık yara ve tahriş olmuş deriye, hassas ciltlere uygulanmamlıdır. Tatbik edildiği zaman dışarıdan ısı uygulanmamalıdır. Yakının yapıştırılacağı ağrılı yerin üzeri temizlenir, kurulanır ve yakı yapıştırılır.(Eski deyimle vurulur). Yapıştırılacak yer üzerine konup, sıvazlanarak yapışması sağlanır. Yakma etkisi kayboluncaya kadar kullanılır. Üzerine baskı uygulanmamlıdır.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ