Yürekli, yiğit ...

Cesur,
Yürekli, yiğit.
Serbaz, 
Yürekli, korkusuz (kimse).
Alp,
Güçlü ve yürekli, kahraman.
Tehlikeyi korkusuzca karşılayan, hiçbir şeyden korkusu olmayan.
Gözü pek,
Babayiğit, 
Koçak, 
Cesaretli, 
Cüretli, cüretkar,
Delikanlı, 
Genç erkek.

Pehlivan,
Dilaver,
Kahraman.
Bogatır,
Neriman, (Farsça).

Anadolu'da ortaklaşa yapılan yemekli içkili toplantı ...

Ferfene,
Felfene,
Felfele,
Ferfana,
Ferfane,

Ortaklaşa yapılan yemekli içkili toplantı. 
Anadolu'da ortaklaşa yapılan yemekli içkili toplantı ...
Çocukların ayrı ayrı evlerden malzemelerini toplayıp kırda yaptıkları pilav. 
Kış gecelerinin eğlencesi.
Kış mevsiminde yemekli sohbet toplantıları,
Bolu'da köylerde yaşatılan bir gelenek.
Anadolu'nun birçok yerinde farklı isimlerle çeşitli uygulamaları bilinen yemekli eğlence.
Ferfene eskiden elektrik, televizyon ve bugünün teknolojik aletlerin olmadığı yıllarda, uzun kış gecelerinde eğlence amaçlı düzenlenen yemekli ortaklaşa içkili toplantı..

Kefal balığının yavrularına verilen ad ...

Gamit,
Ganbut,
Kefal balığının yavruları.
Kefalin küçüğü.
Kefalin yavrusudur. 
Levrek gibi balıkları avlamak amacıyla canlı yem olarak kullanılır.

Kefalgiller (Mugilidae). 
Tropikal ve ılıman bölgelerin deniz ve tatlı sularında yaşar. 
Vücudu iri pullarla örtülü, çift sırt yüzgeçli, otçul bir balıktır. Sırtı gri, karın tarafı gümüşi beyazdır. Uzunlukları 25-90 cm arasında değişir. Eti makbul olup avlanması güçtür. Kefal 15-16 yıl yaşar. 

Türkiyede sularımızda yaşayan türleri;
Has kefal-Gambot-Topan Kefal, Bıldırcın Kefali, Dudaklı kefal,  Altınbaş kefal-Sarı yanak-Sarı kulak, Topbaş kefal, Polatarina, İlirya - İnce dudak-Ceyran, Çulara kefali, Mezopotamya kefali, Mavraki. 

Kefal, çevik ve kurnaz bir balık olduğundan olta ve ağla yakalanması zordur. Genellikle serpme ve çöktürme ile avlanır. Japonya, Çin ve son yıllarda İsrail’de havuzlarda sazan balıklarıyla beraber kefal yetiştirilmektedir. Küçük kefal yavruları, denize dökülen nehir ağızlarında küçük bir ağ ile yakalanır. Koruyucu mukoza örtülerini zedelememek için elle dokunulmadan kovalarla, depo tanklarına aktarılırlar. Yavrular tanklardan havuzlara aktarılırken her iki ortamın sıcaklığına dikkat edilmelidir. Havuzlar zengin alg (yosun) ihtiva etmelidirler.

Gamit ayrıca zayıf kişiye denir.

Büyük okyanusa verilen başka bir ad ...

Pasifik,
Büyük okyanusa verilen başka bir ad.

Büyük Okyanus, diğer adıyla Pasifik Okyanusu,  Amerika, Asya ve Okyanusya kıtaları arasında bulunur. 
Yüzölçümü: Atlas ve Hint okyanuslarının toplamına yakın olup dünyadaki bütün karaların yüzölçümü toplamından daha büyük yani  179.7 milyon km² dir. En derin yeri: Mariana Çukuru'dur. (11.034 m.)

Diğer 5 okyanus şunlardır.

  1. Büyük Okyanus, Pasifik.
  2. Atlas Okyanusu, Atlantik.
  3. Hint Okyanusu.
  4. Arktik Okyanusu, Kuzey Buz Denizi.
  5. Güney Okyanusu, Antarktika Okyanusu.
Büyük okyanusa Pasifik ismini Portekizli denizci, Ferdinand Magellan vermiştir. Magellan, günler süren zorlu ve fırtınalı şartlar altında adını verdiği Macellan Boğazı'ndan geçip bu okyanusa açıldığında, fırtınaların dinmesinden ve kendisini sakin suların karşılamasından dolayı Portekizcede "sakin" anlamına gelen "Pasifico" kelimesinden yola çıkarak bu ismi vermiştir. Mikronezya, Melanezya, Polinezya takımadaları Büyük Okyanusun batı kesiminde bulunur. 

En az kötü olan çözümü kabul etme eylemi ...

Minimizasyon,
Minimization, minimisation
En az kötü olan çözümü kabul etme eylemi.
Simpleks yöntem.
Bir anlamda Ehvenişer, (ehven-i şerreyn).
Maliyet enazlaştırması.
Amaç fonksiyonunu en aza indirgeme (en azlama) çalışmasına minimizasyon denir.

Masrafları azaltmak amacı güdülen bir gider minimizasyonu nihai amaçta kar maksimizasyonudur. 
Bir firmanın belirli bir üretim miktarını olası en düşük maliyetle üretebilmek amacıyla girdi miktarını ayarlaması.
Minimizasyon, küçültme. Bir şeyi olabildiğince az miktarda veya dereceden veya konuma indirgeme eylemidir.

Osmanlılarda kentlerin güvenliğini sağlamakla görevli karakollara verilen ad ...

Kulluk,
Osmanlılarda kentlerin güvenliğini sağlamakla görevli karakollara verilen ad.
Kullukçu,
Osmanlı devletinde İstanbul' un güvenliğini sağlamakla görevli yeniçerilere verilen ad.
Eski Türkler'de kamu düzen ve güvenliği işleri Subaşılar tarafından belli yasalara uygun olarak yürütülürmüş. Osman Bey Karahisarı aldığı zaman, kentin yönetimini oğlu Orhan Beye vermiş ve onun yanına arkadaşı olan Gündüz Alp'i de Subaşı olarak tayin etmiştir. Subaşılar savaş zamanında ise yetiştirdikleri kıtalara komuta etmişlerdir. Kulluk denen bu karakollarda bulunan ve devriye görevi yapan Kullukçu, Karakullukçu neferleri devamlı surette kol gezerek önleyici zabıta hizmetlerini yerine getirirlerdi. Osmanlı Devletinde şehirlerde ve taşrada ve köylerde kullukçu veya karakullukçu denen bir baş karakullukçunun emrinde gece ve gündüz devriye görevi yapan zabıta kuvvetleriydi.
Kullukçular görev aldıkları bölgelerde kol gezerek şüpheli gördükleri kişileri, gece fenersiz gezenleri yakalayıp, amirlerinin huzuruna getirirlerdi. Fuhuş yapıldığı iddia edilen evlere baskın düzenlerdiler. Bölgelerinin emniyet ve asayişini sağlayarak, halkı koruduklarından dolayı kendilerine kullukçu, yasakçı hakkı verilirdi.

Osmanlıda kullanılan görevler ve isimleri;
Kulluk, Karakollar, 
Baş Karakullukçu, Kullukçuların Amiri,
Kullukçu veya Karakullukçu, Yasakçı, Zabıta Kuvvetleri,
Kulluk Neferi, Karakol Bekleyen Yeniçeri
Keçeli, Yeniçeri Neferi
Odabaşı, Yeniçeri Kışlası Amiri
Kulluk Bayrakdarı, Emniyet Amiri.
Cellat, İdam Hükümlerini İnfaza Memur
Cellat başı, Cellatların Amiri
Subaşı, Bir Şehrin İnzibat Amiri
Asesbaşı, Yeniçeri Ocağı İnzibat Amiri
Böcek Başı, Gizli Polis Amiri, 
Böcek, Gizli polis, ajan.

Şap hastalığına verilen bir başka ad ...

Tabak,
Dabak,
Şap hastalığına verilen bir başka ad,
Halk dilinde Şap hastalığı.
Şap, çift toynaklı hayvanlarda görülen viral bir hastalıktır.
Koyun, keçi ve sığırların, ağız, tırnak aralarında olan bir hastalık; şap hastalığı.

Halk arasında Tabak Hastalığı olarak tanınan şap, bütün çift tırnaklı hayvanlara kolayca bulaşabilen bir hastalıktır. Aft Humması, ayak-ağız hastalığı isimleri de kullanılmaktadır.

Sığırlar, domuzlar, koyunlar ve keçiler hastalığa çok çabuk yakalanırlar. Bunun yanı sıra hayvanat bahçesindeki bazı hayvanlarla doğal hayattaki kirpi, fare, ceylan gibi hayvanlar da bu hastalığa yakalana bilmektedir.

Virüs adı verilen çok küçük bir mikrop tarafından meydana getirilir. Çok bulaşıcı ve hızla yayılan bir hastalıktır. Hastalık her yıl dünyanın bir çok ülkesinde salgınlar yapmaktadır. Hastalığın etkeni olan virüsün 7 tipi ve bir çok alt tipi olduğundan hastalıkla mücadeleyi zorlaştırmaktadır.

Hayvanlarda bulaşma; direkt ve indirekt yolla olmaktadır. Direkt yolla bulaşmada sağlam hayvanların hasta hayvanlarla bir arada bulundurulması, indirekt yolla bulaşmada; bulaşık yem, su, altlık, çoban, bakıcılar ve nakil vasıtaları ile olmaktadır.

Virüs ilk olarak hayvanın boğaz bölgesine yerleşir, burada çoğalır. Ortalama 2-7 günlük bir kuluçka döneminden sonra kana karışır. Şap hastalığına karşı duyarlı organlar olan ağız mukozası, diş etleri, dil, ayaklar ve memede veziküllerin (İçi su dolu kesecikler) meydana gelmesi ile hastalığın belirtileri ortaya çıkar.

Hastalığa yakalanan hayvanların ağızdan ip gibi salya akar. Ateş 1-2 gün 40 dereceye çıkar. Hayvanların dil, diş etleri, dudaklarında görülen veziküller üç gün içerisinde patlar, yerinde erozyonlar (tahribat) şekillenir. Hastalık 15-20 gün içerisinde iyileşir. Hastalık insanlara da bulaşabilir. Ağız ve parmak aralarında küçük veziküller meydana gelir.

Şap, Tabak hastalığında koruyucu önlemler...
  • Bir yaşına kadar olanlara 4 ayda bir, bir yaşından sonra 6 ayda bir kombine aşılar yapılmalıdır. Aşılar soğuk zincir içerisinde taşınmalı ve kurallara uygun tatbik edilmeli
  • Yeni satın alınan hayvanlar en az 10 gün karantinaya alınmalı.
  • Ahırlara hayvan bakıcısından başkasının girmemesi, bakıcının ahırda özel elbise, çizme kullanması
  • Sağım öncesi ve sonrası malzemelerin mutlaka sıcak su ile yıkanması
  • Hastalıklı bölgelerden asla hayvan alınmamalı
  • Ölen hayvanların yakılarak yahut derin çukurlara gömülüp üzerine kireç dökülmeli, 

Dabak kelimesinin diğer anlamları;
Ham deriyi işleyen (kimse) anlamındadır.
Boynuzsuz keçi vb. hayvan.
Yaşlanmış ağaç. 
Dalları kesilmiş ağaç gövdesi.
Yemek tabağı.
Tabaka, yaprak.


Rus mantısı ...

Pelmeni,
Rus mantısı,
Rus mantısı olarak da bilinen yemek klasik mantı pişirme tekniğiyle hazırlanıyor. Ancak hamuru diğer mantılara göre daha ince açılıyor. Kıymalı, tuzlu harçla yapılan pelmeni, ketçap ve mayonez gibi soslarla servis ediliyor. 
Ayrıca içi marmelat dolu tatlı pelmeniler de hazırlanabiliyor. Bu tür pelmeniler pudra şekeri ile tüketiliyor.


Türk mutfağında Kayseri mantısı, Rusya'da Pelmeni, İtalyan mutfağında Ravioli ve Çerkez mutfağında Haluj, (Hingel, Hınkal) ve Uzakdoğu mutfağında Gyozo hepsi benzer lezzetlerdir.
Pelmeniyi diğer benzerlerinden ayıran en önemli özellik hamurunun çok ince açılması. Tatlı ve tuzlu olmak üzere iki farklı biçimde hazırlanır. Tatlı olanın içine meyveli bir sos, üzerine hafif şeker (pudra şekeri) serpiliyor. 
Tuzlusu ise sade, peynirli, kıymalı olarak yapılıp, afiyetle yenir. Üzerine hafif tereyağı gezdirilerek yenir.

Pelmeni, bir kaşığa 40 tane sığdırdığımız kayseri mantısının lezzet ve zahmeti  yanında pratik bir lezzettir. Yapılışı;
Malzemeler;
Hamuru için; 
4,5 su bardağı un
1 su bardağı ılık su
2 adet yumurta
2 çay kaşığı tuz

Pelmeninin içi için;
200 gram dana kıyma
1 adet orta boy soğan
1 yemek kaşığı zeytinyağı
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı karabiber 
1 Çay kaşığı kırmızı biber(pul)
1 tutam maydanoz

Soğan soyulur ve minik küpler halinde doğranır. Bir tavanın içine zeytinyağı ve soğan alınarak kavrulur. Daha sonra kıyma ilave edilir. Kıymalarda iyice pişince ocaktan alınarak içine baharatlar ve maydanoz konur ve soğumaya bırakılır.

Derin bir kabın içerisinde un, yumurta, su ve tuz ilave edilerek iyice yoğrulur. Çok sert olmayan, kulak memesi kıvamında bir hamur elde edilir. Bu hamuru beş bezeye (yuvarlak hamur parçası) bölün. Her bezeyi ince bir biçimde açın. Bir su bardağının yardımıyla açtığınız hamurlardan küçük yuvarlak hamurlar elde edin. Bu hamurların içine hazırlanan ve soğumaya bırakılan içten-kıymalı harçtan ilave edin. Yarım ay şeklinde kapatarak uçlarını aşağıya doğru birleştirin. İşte size pelmeni. 

Tüm hamurlar için aynı işlem yapılarak bir tepsiye dizin ve buzdolabında yaklaşık 15 dakika dinlendirin. Bir tencerenin içerisinde suyu kaynatın. Kaynayan suyun içine bir miktar tuz ve zeytinyağı ekleyin. Kevgir yardımıyla pelmenileri suya atın. Yaklaşık 10-15 dakika kadar pişirin ve kevgir ile sudan çıkarıp bir tabağa alın.  Bu lezzet tabağı sos ile ya da sade bir biçimde servis edilir. 
Sos, acı pul biber, tereyağı ve sarımsaktan hazırlanarak yoğurt ile sunulabilir.

Ağaçlıklı yol...


Ave,
Avenu.
Ave (İng.)
İki tarafı ağaçlıklı yol.
Cadde, geniş yol, sokak.
Girilecek veya çıkılacak yol
Bulvar, ağaçlı yol, 
İki yanı ağaçlıklı yol; 
Cadde, yol.


Ave kelimesi, Türkçe'de merhaba, selam, güle güle, hoşça kal anlamındadır.
İsim olarak kullanıldığında, Hazreti Meryem'e selam duası anlamına gelmektedir.

Yaprak tomurcuğu ...

Bozalak,
Yaprak tomurcuğu.
İng. Leaf bud,
Çalının taze sürgünü, 
Yaprak tomurcuğu, 
Taze mısır koçanı,

Bozalak kelimesinin anlamları;
Çalının taze sürgünü. 
Yaprak tomurcuğu. 
Taze mısır koçanı.
Ötleğen kuşu.
Ekzema gibi bir deri hastalığı
Kel.
Sürgün.
Ötleğen kuşu.
Taze Mısır Koçanı;
http://www.bulmacabil.com/2012/01/taze-msr-kocan.html

İşlenmemiş, boş bırakılmış tarla ...

Gen,
İşlenmemiş, boş bırakılmış tarla.
İşlenmemiş toprak,
İşlenmemiş boş tarla,
Boş yer, arazi, sürülmemiş işlenmemiş arazi.
Bir müddet sürülmeyerek boş kalmış ve otla kaplanmış tarla.
Bor,
Borak.
Bir süre sürülmeyerek boş bırakılmış (tarla).
Uzun yıllar sürülüp ekilmemiş ve otlanmış tarla. 
Kele,   
Keleme,
Malaz,


Gen kelimesinin diğer anlamları;
Geniş. 
Döven, 
Uzak, 
Üçgen, dörtgen vb. geometri terimlerinde “kenarlı” anlamıyla kullanılan bir söz.  

Gen, (Fr. gene, İng. gene) Biyoloji,
Osm. gen.
Yunanca genos = soy
İçinde bulunduğu hücre veya organizmaya özel bir etkisi olan, kuşaktan kuşağa ve hücreden hücreye geçen kalıtımsal öge. 

Kromozom üzerinde belirli bir yer işgal eden kalıtımın temel birimi. Kalıtsal karakterler ana babadan oğul döle genlerle taşınır. 
Tek bir gen belirli bir DNA uzunluğunda (bazı virüslerde RNA) olur. Genler protein sentezini yönetir, kendilerini eşler ve RNA tiplerinin sentezini yaparlar. 
Polipeptit zincirinin sentezini yöneten fonksiyonel gen bir sistrondur.    
Kromozomlarda bulunan ve kalıtsal karakterlerin bir dölden bir döle taşınması, karakterlerin gelişmesi ve tayini ile ilgili oları kalıtım faktörleri.


Kayseri’nin eski adlarından biri...

Mazaka,
Kanisti,
Kaisareia,
Kayseri,
Eusebeia,

Dünyanın en eski şehirlerinden Kayseri Milattan önce kurulmuş bir şehirdir. Asur'lular döneminde Kayseri'ye Mazaka ismi verilmiştir. 

Kapadokya Krallığı döneminde başkent olarak Eusebeia adını da almıştır. Kayseri bugünkü adını VII. yüzyılda Arap ordularının şehri ele geçirmesinden sonra Kaisareia adını, Kayseri olarak telaffuz etmesinden dolayı Kayseri adını almıştır.

Erciyes dağının eteklerine kurulu Kayseri iline bağlı ilçeler şunlardır.;
Akkışla, Bünyan, Develi, Hacılar, İncesu, Kocasinan, Melikgazi, Pınarbaşı, Sarıoğlan, Sarız, Tomarza, Yahyalı, Talas, Özvatan, Felahiye ve Yeşilhisar.

Kapadokya bölgesinde bulunan ve eskiden ipek yolunun geçtiği Kayseri ilinin komşuları; Yozgat, Sivas, Kahramanmaraş, Adana Niğde, Nevşehir.

Yansıca ..

Ekopraksi,
Yansıca, 
İng. echophrasia.
Echopraxia

Başkasının yaptığı devim ve davranışları anlamsız olarak yineleme.
Başkasının yaptığı hareket ve davranışları anlamsız olarak tekrarlama, ekopraksi.

Batı, Orta Afrika, Malezya ve Endonezya’ da Afrika Yağ Palmiyesi ağacının meyvelerinin pulp kısmından elde edilen bir yağ ...

Palm Yağı,
Palmiye yağı,
Palmiye meyvesinden elde edilen yarı katı bitkisel yağdır. Palmiye yağı ağırlıklı olarak yemeklik yağ olarak kullanılır. Dizel veya biyodizel üretiminde de kullanılmaktadır. Palmiye yağı, içerisinde barındırdığı asit içeren bileşenler nedeniyle tümörlere yol açabiliyor. Maliyeti nedeniyle gıda sektöründe bir çok ambalajlı üründe kullanılan bu yağ türüdür.

Batı, Orta Afrika, Malezya ve Endonezya’ da Elaeis guineensis-Afrika Yağ Palmiyesi ağacının yağlı meyvelerinin pulp kısmından elde edilen ve oda sıcaklığında yarı katı olan bir yağdır. Dünyanın en büyük Palmiye Yağı üretici Endonezya ve ikinci sırada Malezya'dır. Palmiye ağacının ömrü 25-30 yıl, boyu 30-40 m. dir. 

Meyvenin çekirdeğinden elde edilen ve laurik asit içeriği yüksek olan bu yağ ise palm çekirdeği yağı olarak bilinmektedir. Gıda sanayinde diğer yağlara göre ucuz olması sebebiyle sıklıkla kullanılmaktadır. Palmiye yağının bağımlılık yaptığı ve kokaine benzediği iddia edilmektedir. Sektörde bisküvi, kek, çikolata gibi hazır gıda, dondurma ve margarin yapımında tercih edilmektedir. 

Ayrıca şampuanlar, cilt losyonları, sabunlar ve mumlar gibi gıda dışı kategoride yer alan pek çok ürünün yapımında da kullanılmaktadır. Palm yağını diğer bitkisel yağlardan farklı kılan özelliği tek bir meyveden iki farklı yağ üretilmesidir. Bunlardan biri mezokarp yani meyvenin taze kısmından elde edilen palm yağı, diğeri ise palm bitkisinin çekirdeğinden elde edilen palm çekirdek yağıdır. Bu iki yağın her ikisi de ticari değere sahiptir. 
Karotenler ve tokoferoller palm yağına stabilite sağlar ve besin değeri katar. Ayrıca yüksek karoten içeriği palm yağına derin kırmızı turuncu bir renk verir. Ancak bu bileşenler kırmızı palm yağında yüksektir. Rafine palm yağında ise daha düşük miktarlarda bulunur.

Gemi omurgasının baş ve kıç tarafından yukarıya uzanan ağaç ya da demir direklerden her biri ...

Bodoslama,
Podostima, (Rumca).
Bodoslama kelimesi rumca sözcüğünden türemiş ve kullanılmaktadır. Orjinal olarak Pod-Ayak ve Stema-Durmak kelimeleri rumcada birleştirilerek Podostima olarak çevrilmiş ve Türkçeye girmiştir.
Bodoslama, bir geminin baş ve kıçında, gövdenin her iki yanının tam ortada birleştiği kalas veya metal dikmeye denir. 
Teknelerin baş ve kıç tarafından yukarıya doğru uzanan demir, ahşap ya da ağaç direklere verilen ad. 

Gemi omurgasının baş ve kıç tarafında birleşen kısımda omurgadan yukarıya doğru uzanan demir ya da ağaçtan yapılmış direklere bodoslama denir. 

Geminin, teknenin ya da vapurun suyu yararak yüzdüğü zaman baş kısmındaki direklere de bodoslama denir. Herhangi bir şekilde bir yere veya kişiye çarpan cisimler, kişiler için yaptığı bu işi benzeterek bodoslama girdi denir. Pervasızca hareket edenler için de aynı sözcük kullanılır. Kelime Yunancadan pervasızca anlamındadır. Geminin baş kısmındaki burun kısmına baş bodoslama, kıç taraftakine de kıç bodoslama denir. Tabi her zaman kastedilen baş bodoslama anlamındadır.

Açık ve kesin yargı ...

Nas,
Nas, (Arapça ناس )
Açık ve kesin yargı.
Doğma,
Eski dilde açık ve kesin yargıya verilen ad, Nas. 
Açıklık, açık ve kesin yargı.


Nas kelimesinin diğer anlamları;
Kalabalık,
İnsanlar.
Halk.
Herkes. 
Karagöz ustaları, Nas sözcüğünü gitmek anlamında kullanır.

Kapadokya'da bir dere ve vadi...

Zemi,
Zemi Vadisi,
Zemi Valley,

Nevşehir’de ilginç dar bir vadi yapısına sahip gezilecek bir yerdir. Nevşehir - Ürgüp karayolu üzerindedir. Uçhisar yerleşkesinin doğusundadır. Göreme Açıkhava Müzesi civarındadır. Bağlıdere Vadisi, Kermir Tepesi Kabacık mevkisi civarındadır. 

Çeşitli meyve çeşitleri, erik, dut, kayısı, armut ve fındık vardır.

Diğer Vadiler;
Çat,
Bağlıdere,
Üzengi,
Pancarlık,
Derbent(Hayal),
Paşabağı (Keşişler vadisi), 
Zelve,
Gomeda,
Göreme,
Güvercinlik,
Kızılçukur (Gün batımı),
Balkanderesi (Uzun vadi),



Benzeyen, andıran ...

Okşak,
Benzeyen,
Andıran.
Benzeyiş. 
Benzeyen, andıran.

XX.yüzyıl başlarında İtalya'da ortaya çıkan, sözcüklerin anlamlarından çok tınılarına önem veren bir şiir akımı ..

Hermetizim.
İtalyanca Ermetismo,
XX.yüzyıl başlarında İtalya'da ortaya çıkan, sözcüklerin anlamlarından çok tınılarına önem veren bir şiir akımı ..
20.yüzyıl başlarında İtalya'da ortaya çıkan sözcüklerin anlamlarından çok tınılarına önem veren şiir akımı.
Yirminci yüz­yıl başında İtalya’da ortaya çıkan modernist şiir hareketidir. Bu hereket ya da akım geniş kitlelere ulaşamamıştır. Novalis, Poe ve Fransız Baudelaire, Mallarme, Valery, Rimbaud gibi simgeci şairlerince benimsenen şiir kuramıdır. Bu akımın doğmasında iki savaş arasındaki dö­nemde faşist yönetimin edebiyat üzerindeki etkisi etkili olmuştur. 

Sıkı denetim ile hermetik şairlerin kısa ve kapalı ifadelere, belirsiz ve dolaylı bir anlatıma yönelmesinde önemli bir rol oy­namıştır.

Kavga, dalaş ...

Hır,
Kavga,(Farsça).
Dalaş, (İng. fight).
Dövüş,
Münazaa,
Tartışmak.

Düşmanca davranış ve sözlerle ortaya çıkan çekişme, dövüş, münazaa. Herhangi bir amaca erişmek, bir şeyi elde etmek veya bir şeye karşı koyabilmek için harcanan çaba, verilen mücadele. Kavga etmek sözlü veya fiziksel eylemdir. Profesyonel olmayanlarda kavga edebilir. Dövüş profesyonel anlamda spor olarak yapanlar arasında kullanılır.

Çalgı onaran veya yapıp satan kimse ..

Lutiye,
Luthier,
Fr. luthier,
Ödağacı anlamına gelen kelimeden türetilmiştir. 
Luthier, telli müzik aletleri yapımcısına verilen addır.
Çalgı onaran veya yapıp satan kimse.
Luthier (Lutiye) Telli müzik enstrümanı yapan, üreten, tamir, bakım ve onarımı yapan kişiye verilen isimdir. 
İtalyancada Luthier, müzik enstrümanları yapım ve onarımıyla uğraşan kişi demektir.  
Luthiye'ler yaylı çalgılar ağırlıklı çalışırlar, ama genel olarak müzik aleti ustalarına verilen unvandırTürk müzik dünyasından bir enstrümanın, enstrüman imalatçısı için de Luthiye denir. Genel olarak da Luthier`ler, ud, keman üretmektedir. Luthier'ler, sadece enstrüman üretmez. Aynı zamanda onarımını ve bakımını da yaparlar. XV. yüzyıldan bu yana süregelen luthierlik mesleği, iyi bir kulağa sahip olmayı da gerektirir. Dünyada bu iş kolunun eğitimi için, İtalya'da ustaların beşiği olarak bilinen Crémone kenti ön plandadır. 

Ünlü Luthier'ler;

Antonio Stradivari, tarihteki en ünlü luthier.
Andrea Guarneri,
Tieffenbrucker,
Martin Hoffmann,
Joachim Tielke
Leopold Widhalm
Andrew Rutherford,
Andrea Amati, 

Richard Berg
Stephen Gottlieb
Cezar Mateus,
Jacob Stainer, 
Gasparo da Salò (Gasparo Bertolotti), 
Gauthier Louppe, 
Leo Fender,

Zeynel Abidin Cümbüş (Cümbüş),  Varol Aydın, Eren Sülün, Özgür Özgüler, Atilla Okan, Ecevit Tunalı, Dinçay Gülenç, Murat Küçükebe, Oğuz Demir, İbrahim Akın, Turgay Trabzon, Ufuk İrgin, Orhan Ümmetler, Hamdi Can Türkel, Demircan Demir, Rıfat Türen,  Yılmaz Koluman, Faruk Türünz, Aydın Tutak, Çağatay Akın, Hasan Afşar, Hasan Gülaslan, Abdullah Ilıca, Tolgahan Çoğulu, İmam Karadoğan, Ejder Güleç, Taylan Çağatay Akın, İbrahim Akın, İmam Karadoğan, Ali Nişadır, Muharrem Nalbant, Hüseyin Fırat, Hayret Şensezen, Murat Yerden (Kemençe), Mehmet Karakurt, Ahmet Hakan Kalkan, Vahan Yetvart  Nigogosyan (Ermeni Luthier).

"Giysi" anlamında argo bir sözcük ...

Faça, (Argo).
Giysi,
Urba,(İtalyanca)
Libas,
Elbise, Esvab, Esvap (İtalyanca).
Roba,
Entari,
Giyim, Kuşam.
İtalyanca roba kelimesinden urba, halk dilinde giysi demektir. 

Argo'da giysi, kılık kıyafet veya yüz,çehre için Faça kelimesi kullanılır.
Giysi, her türlü giyim eşyası, giyecek, elbise, libas, urba demektir. 


Fasülye ya da börülce ...

Lobya,
Libye,
Lolaz, 
Loglaz, 
Fasülye,
Börülce, (Adana yöresinde Acabek denir.)
Börülce' nin diğer bir adı Karnıkara' dır. 
Acıbek,
Acebek,



Kuru börülce: Baybarslavals,
Deniz Börülcesi: BBC

Börülce familya olarak baklagiller arasında yer alır ve bir tür fasulyedir. İyi gelişmiş köklere sahip olan bu bitki tek yıllıktır ve otsu bitkiler sınıfına girer. Börülce tohumlarının meyvesine bağlandığı yerde renkli halkaları vardır.

Maş, 
Sıyırma, 
Ülübü, 
Acebek, 
Acıbek, 
Endaze,
Karnıkara.

Ankara keçisinin yünü kahverengi ya da siyah olan türü ...

Alatya,
Ankara keçisinin yünü kahverengi ya da siyah olan türü ...
Moher, Mohair.
Tiftik, Angora, 
Ankara keçisinin kılına tiftik denir. Bu nedenle Tiftik Keçisi ya da Ankara Keçisi olarak bilinir. Ankara keçileri Sakallı keçilerdir. Genellikle beyaz ve boynuzu olan türdendir. Siirt ve Mardin yörelerinde melezlemelerin de etkisiyle siyah, kahverengi ve gri renkli tiftik keçilerine rastlanır. 

Yeni doğan keçilere oğlak, altı aylık keçiye çepiç, bir yaşından büyük keçilerin erkeklerine teke, dişilerine anaç denir.

Türkiye haricinde Güney Afrika, Birleşik Devletler, Kanada, Yeni Zelanda, Rusya, Arjantin ve Brezilya'da yetiştirilmektedir. Ankara Keçisi veya Tiftik keçisi olarak bilinir. Ankara Keçisi olarak bilinen tiftik keçisi Ankara'nın tüm ilçelerinde yetiştirilir.  Ayrıca Yozgat, Konya,Çorum, Afyon Eskişehir, Kırşehir, Çankırı gibi illerde de yetiştirilmektedir.
Ankara keçisinin sayısı günümüzde oldukça azalmıştır. Ankara keçisinin ağırlığı 30-40 kg. olup, erkek yani tekeden ortalama 5-6 kg dişilerinden ise 2-3 kg tiftik elde edilir. Keçinin tiftiğinden ve derisinden faydalanılır. Tiftik tekstilde, peruk ve oyuncak yapımında kullanılmaktadır.

Keçi ırkları;
Kıl Keçisi (Kara Keçi)
Ankara Keçisi (Tiftik Keçisi)
Kilis Keçisi
Damaskus Keçisi (Şam Keçisi)
Norduz Keçisi
Honamlı Keçisi
Gürcü Keçisi
Abaza Keçisi
Alpin Keçisi ve Melezleri
Türk Saanen Keçisi
Malta (Maltız) Keçisi
Gökçeada Keçisi
Akkeçi

Bornova keçisi,
Skopelos keçisi, (Ana vatanı Yunanistan).
Kalahari Keçisi, (çöl, yarı çöl ve sıçak iklimlere son derece dayanıklı bir keçidir).

Terazi gözlerinden her biri ...

Kefe,
Arapça,Keffe.
Göz,
(Fr. plateau). 
Terazi gözlerinden her biri.
Tartı aletleri,
Bir şeyin belli olmayan değerini, onun ağırlığına dayanarak ölçme işi ticaretin kuruluşu ile birlikte başlamıştır. Adi terazi, kantar ve baskül olarak tipleri vardır.


Adi terazi-Eşit kollu terazi,
Esas olarak iki eşit parçaya ayrılmış bir çubuktan yapılmıştır. Çubuğun orta yerine kama denen ve bir köşesi aşağı dönük üçgen bir prizma konmuştur. Boyunduruk denen çubuğun iki ucuna, ters yönde konmuş diğer iki kamaya kefeler asılıdır. Bu tip terazi, kefelerden birine tartılmak istenen şey, ötekine de daha önce tartılmış şeyler konarak işler. Tartılmak istenen şeyin ağırlığı öteki kefeye konan ağırlığa eşit olunca boyunduruğa takılı ibre (iğne) denge durumuna ulaşıldığını bölümlü bir cetvel üzerinde gösterir. Dayanak noktası kuvvet ve direnç noktalarının tam ortasında bulunan kaldıraca, kantar ise dayanak noktası direnç noktasına çok daha yakın olan kaldıraca benzer. Kuvvet kolu, direnç koluna eşittir. Malın ağırlığı ile öteki kefeye konan ağırlığın eşit olması gerekir.

Kantar oldukça hassastır ve ağır şeyleri tartar. Kantarda kuvvet kolu, direnç kolundan daha uzundur. Bundan dolayı denge elde etmek için kuvvet koluna dirençten küçük bir kuvvet konması yeter. Kantar boyunduruğu eşit olmayan kollara ayrılmış bir terazidir. Kısa olan tarafın ucun da tartılacak şeyin konacağı bir kefe bulunur. Tartılacak torba veya küfe ise kefenin yerine birkaç kanca konur. Çubuğun uzun olan tarafı birbirine eşit küçük kertik' lere ayrılmıştır. Her kertiğin altında kilogram cinsinden bir rakam yazılıdır Bu kola topuz denen ağırlık küçük bir halka ile asılmıştır. Bu topuz sağa sola doğru yürütülebilir Topuzun asılı olduğu halka kertiklerden birinin üzerine gelince iki kol denge durumuna gelir ve kertiğin altında ki rakam da tartılan şeyin ağırlığını gösterir. 

Eli ya da ayağı sakat olan kimse...

Çot,
Halk dilinde.
Ankara yöresinde halk ağzı ile sakatlar verilen ad, Çot.
Sakat,
Çolak,
Kötürüm,
Eli ya da ayağı sakat olan kimse. 
Topal, 
Sakat.
El veya ayağı sakat olan kimse, kötürüm, çolak. 
Parmakları kısa ve küt olan. 
Beş yaşına kadar yürüyemeyen çocuklara denir. 
Bacağı eğri olan davar. 
Parmakları kısa ve küt olan. 
Beş yaşına kadar yürüyemeyen çocuklara denir. 
Eğri uzayan tırnak. 
Bodur, ufak tefek.

Popüler Yayınlar

Yeni içerikler için takip edin!