Hint saraylarında kadınlara ayrılan bölüm...

Zenana,
Hint saraylarında kadınlara ayrılan bölüm.
Hindistan'da harem dairesi.
Harem dairesi.
Harem (Osmanlıda).
Gynaeceum (Yunanda).


Hindistan ve Pakistan gibi Asya ülkelerinde bir evin kısmı ev kadınlar için ayrılmıştır. Ayrılan bu kısımlara Zenana adı verilir. Bu bizim bildiğimiz Gynaeceum, Harem gibi aynı olgunun farklı kültürlerde nitelenen adıdır. Amaç, görev ve niyet değişmemektedir. Gynaeceum, Harem ve Zenana aynıdır. Uygulama ve düşünce aynıdır. Eskiden Yunan’da zengin erkeklerin evlerinin kadınlar için ayrılan ve yalnızca evin erkeğinin girebildiği yerin adı olup bu gelenek orta çağa  kadar sürmüştür.    Evin kadınıyla birlikte erkeğin diğer kadın köleleri , Osmanlıda odalık, zamanının büyük bölümünü evin bu bölümünde geçirirler. Eve bir konuk geldiğinde dışarıya çıkmaları yasaktır. 

Aynı anlayışla kurulan Harem de farklı değildir. Yunan anlayışının Türk versiyonudur. Bu zihniyet dünyanın bir çok ülkesinde farklı uygulanıp adlandırılmaktadır. Tıpkı Hindistan ve Pakistanda olduğu gibi. Pers kültüründe bu olguya Zenana denmiştir.   

Gynaeceum bildiğimiz Osmanlıdaki Haremdir. Harem kültürü, Osmanlıda olduğu gibi Romantizm çağında Batılı sanatçı ve edebiyatçıların da rüyalarını süslemiştir. Bir çok sanatçı tarafından bu kültür resmedilmiş veya yazılmıştır. Hatta opera (Saraydan Kız Kaçırma), sahne ve müziklere dahi konu olmuştur.   Kısaca Zenana kadınlara diye ayrılan ancak erkeklere hizmet eden arzuların erotik ruh halinin yansımasıdır. 

Osmanlıda, Yunanda, Romalıda, Hintlide, Çinlide sistem bir başka versiyonla ortaya çıkmaktadır. Tarih tekerrürden ibarettir. Günümüzde tam adı konmamış olsada saunalar, hamamlar, masaj salonları, fitness centerler, SPA merkezleri v.s. belki de eskilerin zenanasıdır.   

Ancak çok enteresan, 19. yüzyılda Baptist kadın misyonerler Hindistan'da kadınları Hristiyanlığa davet etmek için yaptıkları örgütsel faaliyetlere, harekete de bilinmeyen bir nedenle Zenana adını vermişlerdir. 

Tüyleri alacalı kıl keçisi...

Akker,
Tüyleri Alacalı kıl keçisi.
Kıl keçisi,
Kara keçi,  
Ülkemizde evcil keçi olarak en çok bu keçi ırkı yani kıl keçisi yetiştirilir. Anadolu'nun fundalık ve makiliklerin de yaşar. Her türlü arazi şartlarına en iyi uyabilen hayvan sert iklime de dayanıklıdır. Genelde siyah renktedir. Gri, kahverengi ve alaca renkli olanlarında vardır.  Alacalı renkli olanlarına da Akker denir. Keçinin üstündeki kıllar üstte sert altta yumuşaktır. 
Anadolu'da süt, et ve kılı için çok yetiştirilir. Özellikle de doğu Anadolu'da halkın geçim kaynağıdır. Denildiği gibi keçi sakalı vardır. 

Keçi ırkları;
Kıl keçisi, 
Kara keçi,  
Ankara (Tiftik), 

Şam (Damaskus), 

Honamlı, 
Gürcü, 
Abaza, 
Alpin, 
Maltız(Malta), 
Türk Saanen, 
Akkeçi, 
Gökçeada, 
Bornova.
Kilis,

Bozuk ve okunaksız yazı ...

Kakografi, 
Cacography.
Bozuk ve okunaksız yazı. 
Kötü el yazısı ya da kötü yazı yazmak.
Kötü el yazısı. 
Bozuk ve okunaksız yazı.
Kötü el yazısı ya da kötü yazı yazmak.

Açık ve düzgün harflerle yazılmamış, kolaylıkla okunamayan (yazı).

Soy, nesil, döl, kuşak...

Zürriyet, (Arapça,  ذریت ).
Eski dilde döl.
Frn. génération, İng. offspring.
Soy, nesil, döl, kuşak.
Döl, soy sop, sulp(sulb).
Sülale,
Çocuk.
Evlat,
Soy, bir soydan gelenler.
Nesil,
Nesep, Baba soyu. 
Kuşak.

Bu kelime ile ilgili çok sık kullanılan sözler şöyle çağrıştırılır. Zürriyetsiz denerek soysuz olduğu veya çoluk çocuk sahibi olmadığı ifade edilir. Çirkin bir deyim ve anlam ifade etmektedir. Ama uygun olabilecek bir ifade tarzı ise; Erken kalkan yol alır, Erken evlenen döl alır denerek çocuk ve evlat sahibi olunması özendirilir ki doğrudur. Sülalenin gelişmesi, soyun devam etmesi için söylenmiş bir ifadedir.

Mitolojiye göre Ren Nehri kıyısında geçen Nibelungenlied Destanındaki kahraman...

Siegfried,  
Sigurd.
Mitolojiye göre Ren Nehri kıyısında, eski Worms şehri civarında geçen Nibelungenlied Destanındaki kahraman. İskandinav mitolojisinde pagan versiyonunda adı Sigurd olarak tanımlanmıştır.
Mitolojiye göre; Fethedilmiş bir krallığın veliahdı olduğundan haberdar olmayan demircinin yanında çalışan Siegfried, kendine yaptığı kılıcı ile bir ejderhayı(dragon Fafnir) öldürür. Ejderhanın yağını vücuduna sürerek yenilmezlik sağlar. Silah işlemez. Ancak ejderhanın yağını sürerken bir Ihlamur ağacı yaprağı sırtına düşer.  Sırtının iki kürek kemiği arasında bir bölge zayıf kalır. Ancak bu kısımdan öldürmek mümkündür. 

Bir gün Burgonya kralının kız kardeşi kendisine büyü yaparak kahramanımızı aşık eder. Halbuki Siegfried Norse’ların güzel savaşçı kraliçesini sevmektedir. Kral da norse'ların bu kraliçesini sevmiş ve evlenmek istemektedir. Siegfried'i kullanır. Kraliçe ile evlenmek için onu yenmek gerek. Kral adına savaşçı kraliçe ile dövüşür. Esasen büyü yapılmamış olsaydı bu kraliçeye aşık olan kahramanımız kendi eliyle sevdiğinin kralla evlenmesi için yardımcı olur. Bu iyiliğinden dolayı kral da kendisi ile kan kardeşi olmak ister. Bu nedenle vücudundan kan çıkabilecek tek yer o bölgedir.  

Böylece dostları ve kan kardeşi kahramanın bu sırrını öğrenirler. Sonraları Siegfried tehdit olarak algılanarak öldürülmek istenir. Tabii ölümü de yine bu dostları ve kardeşi tarafından olur. Kralın kız kardeşi ile evlenen ve kral tarafından  zamanla bir tehdit olarak görülür ve onu öldürmek isterler.  Bir av partisinde kralın kötü adamı Tronjeli Hagen, Siegfried'i korumak bahanesiyle bu zayıf noktasını öğrenerek sırtından mızraklayarak öldürür. Daha sonra durumu anlayan kral kötü Hageni öğrenir ancak Hagen bu seferde Kralı öldürür. Kraliçe de Hageni öldürür. İşte bu destanda, Siegfried Balmung adında bir kılıç ve Grani adında bir at kullanır. Destan Orta Çağa ait izler taşır.  

Bu destan, 19. asırda Alman milliyetçiliğinin yükselmesinde, Alman prensliklerinin bir ulus olarak birleşmesinde tarihsel bir öneme sahiptir. Siegfried adı, cesaret, yiğitlik ve şövalyeliği temsil eden bir ad olarak Almanya'da çok değişik alanlarda kullanılmıştır.  Hitler de bahse konu bu kahramandan çok bahsetmiştir.  1. Dünya savaşında Maginot hattı karşısına Almanlar Siegfried'i dikmişlerdir. Bir çok korkak ve iktidarsız kişiler için borusuz Siegfried, korkak  deyimleri için kullanıldığı da olmuştur.

Sinemaya da aktarılan bu hikaye Lanetli yüzük (Ring of the Nibelungs) adı ile gösterilmiştir.







 

Alıntı: http://tr.wikipedia.org/

Avrupa’da Averroes adıyla tanınan Endülüslü Arap filozof, hekim, matematikçi ve felsefeci ...

İbn-i Rüşd
1126 Kurtuba-İspanya / 1198 Marakeş-Fas.
Latince Averroes,
İbn Rüşd.
İbni Rüşd,
(Arapça, ابن رشد ).
Künyesi: Ebü’l-Velîd. 

Avrupa’da Averroes adıyla tanınan Endülüslü Arap filozof .  


Tam adı: Muhammed İbn Ahmed İbn Muhammed İbn Rüşd.
Doğum tarihi: 14 Nisan 1126, Kurtuba (Cordoba), İspanya
Ölüm tarihi: 10 Aralık 1198, Marakeş (Merrâkûş), Fas
Baba adı: Abu Al-Qasim Ahmad,(Kurtuba Kadısı).
 

On üçüncü yüzyılda Endülüs’te yetişen meşhur filozof, doktor astronomi bilgini ve matematikçidir. Yoğun entelektüel faaliyetlerin olduğu İspanya'nın Kurtuba şehrinde Hukukçu bir aileden gelen İbni Rüşd, iyi bir dini eğitim almıştır. Ayrıca fizik, astronomi, tıp, matematik, felsefe ve hukuk alanlarında eğitim almıştır. Rasyonalist İslam ilahiyatçısıdır. Aristoteles'in felsefesinin büyük yorumcusu olarak tanınmıştır. İbn-i Rüşd’ün düşün hayatının en önemli olayı, Gazali’ye karşı giriştiği polemiktir. Felsefenin Tutarsızlığı kitabında Yunan felsefesini şeriatın öğretileri ile uyuşmadığı gerekçesi ile reddeden Gazali’ye karşı, İbn-i Rüşd, Tutarsızlığın Tutarsızlığı adlı eseri ile felsefe ile dinin tutarlı bir şekilde savunabileceğini ve Gazali’nin ileri sürdüğü tezlerin yanlış olduğunu savunmuştur. 

İbn-i Rüşd, hayatının büyük bir bölümünü Kurtuba, Marakeş ve Sevilla’da geçirmiş. O dönemde Kurtuba bir kültür merkezi iken Sevilla bir sanat merkezi imiş. Sevilla kadılığına getirilen İbn-i Rüşd, kısa bir süre sonra da Kurtuba başkadılığına (Kadıkudat, yani kadı­lar kadısı) atanır. İbn-i Rüşd, bir yandan kadılık görevlerini yerine getirirken diğer yandan Aristoteles ile ilgili çalışmalarına devam etmiştir. 1182 yılında Kitab-el Külliyat adıyla önemli bir tıp eseri yazan İbn-i Rüşd başhekim olarak atanmıştır.

İleri sürdüğü fikirlerin İslam dininin esaslarına ters düşmesi, Ülkede müslümanlar arasında hoşnutsuzluklar çıkarmış. Ad kavminin helak olmasına dair bilgilerin hayal mahsulü olduğunu söyleyerek Kuran-ı Kerim'de bildirilen bir hususun efsane olduğu yönündeki sözleri infial yaratmış ve halkın tepkisini almıştır. Bu şikayetler üzerine Kurtuba alimlerinden bir meclis oluşturulmuş ve yargılanmıştır. İbn-i Rüşd'ün islamiyetin iman esaslarına uymayıp görüşlerinin çoğunun sapıklık, bir kısmının ise dinden çıkmaya sebep olduğuna hüküm vermişler. Bunun üzerine de Hükümdar İbn-i Rüşd'ü görevinden alarak hapse atmıştır. Sonradan Sultan Mansur, Kurtuba'ya gelince onu affetmiş ama filozofun son seneleri keder ve sıkıntılarla geçmiştir. Lucene şehrine sürülmüş ve 1198'de Marakeş 'te vefat etmiştir.

Eserleri ;
  • Külliyat fit-Tıb, Kitab El -Tıb Kulliyate tel (Evrensel Tıp Kitabı-1162), Colligetadı ile İbranice'ye çevrilmiş ve 1255 yılında Bonacosa tarafından Latince'ye tercüme edilmiştir.
  • Tashrih al- a'lda: De Anatomia (Organların anatomisi),
  • Mukaddemat,
  • Nihayet-ül-Müctehid,     
  • Et-Tah-sil,
  • Muhtasar-ı Me-cisti, 
  • Kitab-ül Hayevan,
  • Zaruri,
  • Telhisü İlahiyyat-ı Nikolavus,
  • Te-hafüt-üt Tehafüt, 
  • Makhale fi Cevher il-Felek.
  • Şerhul Urcuze fit-Tıb, 
  • Kitabü Mabadet-Tabia, 
  • Şerhü Kitab-ün Nefs li Aristotales,
  • Fasl-ül-Makal ve Keşf an Menahic-il-Edille, 
  • Şerhu Kitab-üs-Sema ve-Âlem li-Aristales, 
  • Makale fil-Kıysas,

Asi Melekler kitabı ile büyük ün kazanan Amerikalı kadın yazar ...


Danielle Trussoni, (1973- .... ).
Danielle Anne Trussoni,
Amerikalı  kadın yazar.

ABD’nin Wisconsin eyalitinde, La Crosse kentinde ailenin dört çocuğundan biri olarak 1973 yılında doğmuş. Daha sonra anne ve babası boşanan Trussoni, Wisconsin Üniversitesinde Tarih ve İngiliz Edebiyatı bölümünü birincilikle bitirmiştir. 



Danielle Anne Trussoni   Nikolai Grozni ile evlenmiş ve 2002 yılında Iowa Yazarlar Atölyesinde Kurmaca Yazarlığı branşında mastır yapmıştır. 

Yazıları muhtelif gazetelerde yayınlanan yazarın 2006 yılında babası hakkında  yazdığı Vietnam Savaşı ile ilgili otobiyografi türünde ilk kitabı, Falling Through the Earth: A Memoir adlı kitabı The New York Times Book Review tarafından o yılın ilk on kitabı arasında gösterildi. 

Ayrıca bu eseri ile Michener-Copernicus Society of America ödülünü kazandı. 2010 yılında Asi Melekler (Angelology) adlı Sıla Okur tarafından Türkçeye de çevrilen ikinci kitabını, ilk romanını yazmıştır. Çok büyük gören ilk romanının film haklarını Columbia Pictures firması satın almış. Yazarın Asi Melekler ile başladığı dizinin ikinci kitabı Angelopolis olup yine beklenen ilgi ve alakayı görmüştür. Çalışmalarına kafasını dinleyebileceği kimsenin bilmediği sakin bir yerde devam etmektedir.(2014)

Tuaregler'de sultana ya da krala verilen ad...


Amenokal,   
Leder,   
Tuaregler'de sultana ya da krala verilen ad.  
Tuaregler'de krala ya da reise verilen ad.      

Osmanlı arşivlerinde, Hagarlar ve Ezgarlar olarak iki halktan oluşan Tuaregler, Tevarık olarak kayıt altına alınmıştır. Afrika’nın en eski kavimlerinden biri olan Berberi kabilelerine mensup göçmen Tuaregler, Nijer, Mali, Nijerya, Tunus, Libya, Cezayir ve Burkina Faso arasında geniş bir alanda yaşarlar. Tarihleri boyunca çölde sınır tanımadan yaşayan bu millet de bulundukları ülkenin hükümetleriyle sürekli sorun yaşıyorlar.


Berberi dillerinden birini konuşan bir halk, bağımsız bir siyasi örgütlenmeye sahiptir. Genelde Tamaşek dilini kullanıyorlar. Nüfusları yaklaşık 4-5 milyon civarında olup çoğunlukla çöl, savanlar ve steplerde yaşarlar. Eskiden maden, kervan, hayvancılık işleri yaparken günümüzde uyuşturucu ve insan kaçakçılığı yanında paralı askerlikte yapmaktadırlar. Soylular, din adamı, vasallar, zanaatçılar ve eskiden köle emekçilerinden oluşan sınıflara ayrılmışlar. Geleneksel olarak, kırmızıya boyanmış deri çadırlarda yaşarlar. Eski Libyalıların kullandığı el yazısına benzer bir el yazısı, tifinag halen kullanılmaktadır.  Toplum içinde, erkekler başlarını ve yüzlerini litham adı verilen peçe ile örtüyorlar. Rivayete göre mensup oldukları mezhepleri gereği bir hadise istinaden veya başka bir rivayete göre erkekler duyguların gizli kalması gerektiği için yüzlerine peçe takarak örtüyorlar. Gençlik çağında yüzlerini örtmeye başlayan Tuaregler, ölene kadar yüzlerini açmıyorlar. Peçe ve örtü olarak genelde mavi renk hakim olup bu nedenle mavi adamlar bile denmiştir. Soy kadından çocuğa geçtiği düşünüldüğü için kadın ve kızlara ayrı bir önem veriyorlar. Kız çocukları da erkek çocukları ile aynı eğitimi alıyorlar.  Büyük bir çoğunluğu okuma yazma bilmeyen Tuaregler ağırlıklı olarak müslüman dinine mensup olup, maliki mezhebindendir.

Bir şeye veya bir kimseye taraflı olma, husumet derecesine varacak ölçüde bir saplantıya düşmek, bağnazlık ...


Taassup,  
Arapça Taassub, ( تعصب ).
Bağnazlık,
Yobazlık.
Fanatiklik, 
Katı yandaşlık. 
Dini açıdan fazla salabetli (katılıkta) olma.
Benimsediği görüşü körü körüne savunma anlamında bir terimdir.
Bir şeye veya bir kimseye taraflı olma.
Haksız yere husumet etmek. 
Bir görüşe, bir inanışa körü körüne bağlanmak.

Türkçede taassup kelimesi yerine yobazlık ve bağnazlık kelimeleri de kullanılmaktadır. Taassup sahiplerine de mutaassıp denir. Halk arasında mutaassıp kelimesi dindar anlamında kullanılmaktadır. Halbuki dindar kişi mutaassıp değil, hoşgörülü olmalıdır. Taassup tamamen cahilliğe dayanır. Her zaman ilim ve bilim ile halkı aydınlatmak, cahil olmasını önlemek gerekir. Bir insanın içinde yaşadığı toplumun ortak değerlerine bağlı olması ve onları koruyup savunması, taassup değildir.  

Taassup kelimesi Arapça'da yakalamak, kuşatmak, sarmak, bağlamak anlamındaki asb (usub) kökünden türetilmiş olup kendi soyuna yardım etmek, körü körüne bağlanmak manasındadır.  Genel itibariyle taassup kelimesi asabiyet kelimesi ile eş anlamlı olarak kullanılır. Sinirli olmak, kendisi dışındakileri hiç sayarak kendi bildiğine gitmek, ön yargılı olarak kendi görüş ve düşüncelerini ifade etmek demektir.  İnsanlarda herhangi bir konuda  oluşan aşırı sevgi ve heyecan, cehaletten kaynaklanıyorsa taassup, bilim ve ilimden kaynaklanıyorsa müsamaha (hoş görüşlülük) demektir. Hoşgörülü insan, sabit fikirli değildir. Medeni cesaretle fikirleri tartışabilir. Doğru ile yanlışı ayırt etme gücüne sahiptir. Hakkında yeterli bilgisi olmayan şeylerde körü körüne iddia sahibi değildir. Taassup sadece dinde olmaz. Her tür konuda yanı şekilde oluşur. Bilgisizlikten kaynaklanan ve inatçı, tartışmayan benimsediği fikre körü körüne savunan kişi ve düşünceler de taassuptur.

2005 yılında keşfedilmiş, yüzeyi buzullarla kaplı güneş sisteminin bilinen üçüncü büyük cüce gezegeni ...


Makemake,
Gezegene Şili’de yaşayan Polinezya halkı Rapanui halkının tanrısı olan Makemake'nin adı verilmiş. Uydusu bulunmayan Makemake, güneş sisteminin yeni cüce gezegenlerinden birisidir. En küçük gezegen olarak bilinen Plüton’dan daha da küçük, aşağı yukarı dörtte üçü kadar bir gezegendir. Güneşe uzaklığı 50 AB (1 AB = 150.000.000 km), olup, Çapı 1500 km. dir. 
Gezegenin ortalama sıcaklığı -240oC olup yüzeyinin metan, etan ve nitrojen buzulları ile kaplandığı tahmin edilmektedir.


Makemake, Amerikalı uzay bilimcilerinden astronom Michael E. Brown, Chad Trujillo ve David Rabinowitz tarafından 31 Mart 2005 yılında Palomar Rasathanesinde ilk kez gözlemlenmiştir.  Gezegen Easterbunny kodu ile kayıtlara geçmiştir. Resmen 2008 yılında Uluslararası Astronomi Birliği tarafından cüce gezegen olarak kabul edilmiştir. 

Güneş sistemindeki Eris ve Plüton gezegenlerinden sonra sonra bilinen en büyük cüce gezegendir.  Makemake gezegeninde gözlemler sırasında, kırmızımsı bir renk gözlenmiştir. 

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ