Mızmız ve sevimsiz kimseler için kullanılan bir sözcük ...

Sinameki, 
Mızmız,
Sevimsiz,
Evhamlı, 
Vehimli, 
Mızmız, sevimsiz, başkalarıyla ilişki kurmayan kimse.
Her şeyde kusur bulan, hiçbir şeyden memnun olmayan. 
Küçük sorunları bile kafaya takan insan.
 
Sinemaki, (Arapça Sinemaki, İng. Indian senna) .

Baklagiller (Leguminosae) familyasından, 60-100 cm kadar boylanabilen, ana vatanı Arabistan ve Somali olan, yaprakları ve meyveleri eczacılıkta müshil yapımında kullanılan çok yıllık, çalımsı bir bitki.


Sıcak bölgelerde yetişen, birçok türü bulunan bir bitki (Cassia). 
Bu bitkinin meyvesi. 
Bu bitkinin bazı türlerinden elde edilen, hekimlikte ishal yapıcı olarak kullanılan madde.

Geminin sol yanı ...

İskele,

Baş: Bir teknenin ön ve ileri kısmı.
Pruva: Bir teknenin ön tarafı, ileri istikameti. Geminin ön tarafı .
Kıç: Teknenin geri kısmı.
Pupa: Bir teknenin kıç kısmından geri istikameti .Geminin arka tarafı .
Sancak: Teknenin pruva-pupa hattının sağ tarafı. Gemini sağ yanı.
İskele: Teknenin pruva-pupa hattının sol tarafı. Geminin sol yanı.

Diğer Denizcilik Terimleri;
Vasat: Teknenin pruva-pupa hatına göre orta kısmı.
Omuzluk (Sancak/İskele Baş/Kıç): Teknenin baş veya kıçında sancak ve iskele tarafında 45 derecelik nisbi açı içindeki bölüm veya yön.
Omurga: Teknenin postalarının üzerine oturtulup bağlandığı, ve baştan kıça kadar uzanan ağaç/madeni kısım. Genellikle küçük teknelerde yekpare olur.
Posta: Üzerine kaplama tahtalarının (veya saçlarının bağlandığı) ağaç veya maden eğriler (kaburga).
Kemere: Güvertenin döşenebilmesi için posta uçlarını birleştiren enine (omurgaya dik) konan kısımlar.
Güverte: Gemilerde ve teknelerde baştan kıça kadar döşenmiş tahta veya madeni platform. 
Baş/Kıç Bodoslama: Teknenin başında veya kıçında teknenin başını veya kıçını meydana getirmek maksadıyla yukarı yöne doğru konan ağaç veya saçtan yapılan sütun.
Çene: Omurga ile baş bodoslamanın birleştiği köşe.
Balb: Gemilerin baş bodoslamalarının su içindeki kısmında bulunan şişkinlik. Yeni gemi inşa tekniği olan "balb"lar, geminin ileri hareketi ile meydana gelen dalgaları küçültmeye ve suyun gemi karinasına olan basıncını azaltmaya yarar. Bu sayede yakıt tasarrufu ve az miktarda sürat avantajı sağlanır. Özellikle büyük ticari gemilerde kullanılır.
Borda: Geminin su kesiminden yukarıda kalan dış kısmı.
Küpeşte: Rüzgarlı ve denizli havalarda denizlerin güverteye girmemesi için bordaların ana güverteden yukarı doğru uzatılmasıyla meydana gelen ve geminin etrafını kısmen kuşatan güverte üstündeki borda kaplaması.
Alabanda: Bordanın iç kısmı.
Karina: Bir teknenin sualtında kalan ıslak dış kısmı.
Sintine: Gemi makine ve kazanlarının bulunduğu kısmın zemininin altında, genellikle ambar güvertesinin altında kalan ve gemi içinden sızan sularla makine ve kazan dairelerinden akan yağ yakıtların toplandığı en alt kısım.
Kana Rakamları: Gemilerin çektikleri su derinliğini göstermek için baş ve kıç bodoslamaları üzerine konmuş rakamlar.
Pervane/Uskur: Gemi ve deniz araçlarının ileri ve geri hareketlerini sağlamak üzere bir makine vasıtasıyla dönen bir milin ucuna takılmış iki veya daha fazla kanattan ibaret parça.
Köprüüstü: Gemilerin seyir ve manevralarını idare etmek üzere en üst güvertelerden yukarıda etrafı iyice görebilecek yükseklikte yapılmış ve genellikle sancaktan iskeleye kadar uzatılmış bölüm.
Dümenevi: Dümene kumanda edilen, serdümenin bulunduğu mevki. Genellikle köprüüstüne yakın veya köprüüstünde bulunur.
Volta: Bir halatın babaya veya biteye bir kez dolaştırılıp, çımasının bedeni yönünde bulundurulması.
Fora: Bir yere volta edilmiş olan halatın çıkartılması
Alesta:
Hazır olmak, hazır olarak apikoda beklemek. Alesta tramola (Tramola etmeye hazır ol) Alesta ferro (Demir atılmaya hazır)
Vira: Vidayı, cıvatayı, ırgat veya vinci sarma yönünde çevirmek için verilen komut. 
Vira Etmek: Çekmek,Kaldırmak
Mayna Etmek: Aşağı indirmek (ağır ağır); Rüzgarın ve denizin şiddetinin azalması.
Hisa Etmek: Herhangi birşeyi yukarıya kaldırmak, çekmek.
Arya: Yelkenin, sancağın veya çubukların aşağıya indirilmesi
















Kaynak; http://www.amatordenizci.com

Gemini sağ yanı ...

Sancak,

Baş: Bir teknenin ön ve ileri kısmı.
Pruva: Bir teknenin ön tarafı, ileri istikameti. Geminin ön tarafı .
Kıç: Teknenin geri kısmı.
Pupa: Bir teknenin kıç kısmından geri istikameti .Geminin arka tarafı .
Sancak: Teknenin pruva-pupa hattının sağ tarafı. Gemini sağ yanı.
İskele: Teknenin pruva-pupa hattının sol tarafı. Geminin sol yanı .
 

Diğer Denizcilik Terimleri;
Vasat: Teknenin pruva-pupa hatına göre orta kısmı.
Omuzluk (Sancak/İskele Baş/Kıç): Teknenin baş veya kıçında sancak ve iskele tarafında 45 derecelik nisbi açı içindeki bölüm veya yön.
Omurga: Teknenin postalarının üzerine oturtulup bağlandığı, ve baştan kıça kadar uzanan ağaç/madeni kısım. Genellikle küçük teknelerde yekpare olur.
Posta: Üzerine kaplama tahtalarının (veya saçlarının bağlandığı) ağaç veya maden eğriler (kaburga).
Kemere: Güvertenin döşenebilmesi için posta uçlarını birleştiren enine (omurgaya dik) konan kısımlar.
Güverte: Gemilerde ve teknelerde baştan kıça kadar döşenmiş tahta veya madeni platform. 
Baş/Kıç Bodoslama: Teknenin başında veya kıçında teknenin başını veya kıçını meydana getirmek maksadıyla yukarı yöne doğru konan ağaç veya saçtan yapılan sütun.
Çene: Omurga ile baş bodoslamanın birleştiği köşe.
Balb: Gemilerin baş bodoslamalarının su içindeki kısmında bulunan şişkinlik. Yeni gemi inşa tekniği olan "balb"lar, geminin ileri hareketi ile meydana gelen dalgaları küçültmeye ve suyun gemi karinasına olan basıncını azaltmaya yarar. Bu sayede yakıt tasarrufu ve az miktarda sürat avantajı sağlanır. Özellikle büyük ticari gemilerde kullanılır.
Borda: Geminin su kesiminden yukarıda kalan dış kısmı.
Küpeşte: Rüzgarlı ve denizli havalarda denizlerin güverteye girmemesi için bordaların ana güverteden yukarı doğru uzatılmasıyla meydana gelen ve geminin etrafını kısmen kuşatan güverte üstündeki borda kaplaması.
Alabanda: Bordanın iç kısmı.
Karina: Bir teknenin sualtında kalan ıslak dış kısmı.
Sintine: Gemi makine ve kazanlarının bulunduğu kısmın zemininin altında, genellikle ambar güvertesinin altında kalan ve gemi içinden sızan sularla makine ve kazan dairelerinden akan yağ yakıtların toplandığı en alt kısım.
Kana Rakamları: Gemilerin çektikleri su derinliğini göstermek için baş ve kıç bodoslamaları üzerine konmuş rakamlar.
Pervane/Uskur: Gemi ve deniz araçlarının ileri ve geri hareketlerini sağlamak üzere bir makine vasıtasıyla dönen bir milin ucuna takılmış iki veya daha fazla kanattan ibaret parça.
Köprüüstü: Gemilerin seyir ve manevralarını idare etmek üzere en üst güvertelerden yukarıda etrafı iyice görebilecek yükseklikte yapılmış ve genellikle sancaktan iskeleye kadar uzatılmış bölüm.
Dümenevi: Dümene kumanda edilen, serdümenin bulunduğu mevki. Genellikle köprüüstüne yakın veya köprüüstünde bulunur.
Volta: Bir halatın babaya veya biteye bir kez dolaştırılıp, çımasının bedeni yönünde bulundurulması.
Fora: Bir yere volta edilmiş olan halatın çıkartılması
Alesta:
Hazır olmak, hazır olarak apikoda beklemek. Alesta tramola (Tramola etmeye hazır ol) Alesta ferro (Demir atılmaya hazır)
Vira: Vidayı, cıvatayı, ırgat veya vinci sarma yönünde çevirmek için verilen komut. 
Vira Etmek: Çekmek,Kaldırmak
Mayna Etmek: Aşağı indirmek (ağır ağır); Rüzgarın ve denizin şiddetinin azalması.
Hisa Etmek: Herhangi birşeyi yukarıya kaldırmak, çekmek.
Arya: Yelkenin, sancağın veya çubukların aşağıya indirilmesi
















Kaynak; http://www.amatordenizci.com

Toplum kurallarına aldırış etmeden, günü gününe yaşayan varlıksız sanatçılar için kullanılan sözcük ...

Bohem, (İng. Bohemian, Bohemian, Fr. bohème ),
Yarınını düşünmeden günü gününe tasasız, derbeder bir yaşayışı olan edebiyat ve sanat çevresinden (kimse veya topluluk).
Derbeder, başıboş yaşayış .
Yarınını düşünmeden ve toplum kurallarına aldırış etmeden yaşayan, genellikle sanat ve edebiyat çevresinden varlıksız kişi .
Yarını düşünmeden yaşama; hayatı hafife alarak yaşama.
Yarınını düşünmeden günü gününe tasasız, derbeder bir yaşayışı olan (kimse veya topluluk).
Yarınını düşünmeden günü gününe tasasız, derbeder bir yaşayışı olan edebiyat ve sanat çevresinden kimse veya topluluk.
Lümpen ise benzerlik göstermesine karşın, içinde bulunduğu toplumun kuültürüne yabancı düşen, sözde bilgili tutum ve davranışlarıyla itici olan anlamına gelen kelimedir. 
Melankolik bir yaşam süren,dertler derya olmuş, her yeni doğan güneş yeni bir dert tadında duygu ve düşüncelere sahip, bugünü yaşarım yarına Allah kerim diyebilen derbeder, çilekeş insanlar için kullanılan sözcük.
Köken olarak Fransızca bir kelimedir.
Boşa yaşayan, kaygısız insan manasına da gelebilir.
Yapı tarzı olarak da kullanılır.

Bohemin asıl anlamı çingene olan fakat terimleşerek bir hayat tarzının tanımı haline gelmiş sözcüktür. 
Bohem kişinin tek kaygısı sanattır, öğrenmektir.








Kaynak: Türk Dil Kurumu

Marksist terminolojide, proletaryanın sınıf bilincinden yoksun alt tabakasına verilen ad. ...

Lümpen, (Alm. lumpen). 
Sınıfsız. 
Ayaktakımı,
Almanca: Lumpenproletariat, "proletarya yığını"; "pejmürde proletarya", 

Başlangıçta Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından ikinci ünlü paydaş çalışımları Alman İdeolojisi` nde (1854) icat edilen terim. Marks daha sonra bu terimi eserlerinde yorumlamıştır. Marks'ın Louis Bonaparte'ın 18. Brumaire'i (1852) adlı eserinde verdiği tanımı: 
Bütün sınıflar tarafından istenmeyenler, bunlara "dolandırıcılar, itimat hilebazları, genelev sahipleri, çaput ve kemik tüccarları, laternacılar, dilenciler ve toplumun diğer kimsesizleri" de dahildir.

Marx'a göre lümpen proleteryanın devrime katılmak için özel bir nedeni bulunmuyordu, ve hatta, var olan sınıf yapısının korunması çıkarlarına daha uygundu, çünkü lümpen proleterya hayatı sürdürebilmek için genellikle burjuva ve soylu sınıfa (aristokrasiye) bağımlıydı. Buna göre Marx lümpen proleteryayı devrim karşıtı bir güç olarak görüyordu.
Lümpen' in anlamı;
Marksçılık akımına göre toplumsal sınıf bilinci olmayan. 
İçinde bulunduğu toplumun kültürüne yabancı düşen, sözde bilgili tutum ve davranışlarıyla itici olan: mensup olduğu sınıfın insanlarından kendini üstün göstermeye çalışan bu yolda itici tavır ve tutum sergileyen, büyük bölümü işçi sınıfından oluşmuş insanlar.

Diğer Toplumsal Sınıflar;
Burjuvazi · Üst sınıf · Asalet · Beyaz yakalılar · Küçük burjuvazi · Üst orta sınıf · Yaratıcı sınıf · Seçkinler · Mavi yakalılar · Proletarya · Orta sınıf · Yeni sınıf · Kölelik · Yeni zenginler · Gri yakalılar · Lümpen proletarya · Alt orta sınıf · Köylü/Serf · İşçi sınıfı · İşsizler · Pembe yakalılar · sınıfsızlık · Yeşil yakalılar · Redneck ·






















Kaynak: Vikipedi, özgür ansiklopedi

Eski Türk devletlerinde yolları koruyup gözeten görevliye verilen ad ...

Yasavul,
Hulaguhan, İlhanlı Devleti' nin kurucus olan ünlü Moğol hükümdarı.
İlhanlılar devrinde ordu müfettişliği görevini yapan kimse. 
Jandarma, yürütme erki taşıyan görevli, karakol nöbetçisi. 
Öncü, akıncı.
Yasakçı, muhafız.
Koruyucu, muhafız.
İlhanlılarda ordu müfettişlerine verilen ad

Osmanlılarda erkeklerin giydiği bir tür pelerin ...

Harmani,
Pelerin,

Omuzlardan aşağı dökülen geniş, kolsuz bir çeşit üstlük, pelerin.
Bütün vücudu saran, kolsuz ve bazen kukuletalı bir çeşit üst giysisi.
Kimi varlıklı Arapların giydiği ipekten harmani , pelerin,

Pelerin ve ya Pelerin biçiminde, vücudu örten kolsuz uzun üstlük ve ya Bütün vücudu saran, kolsuz ve bazen kukuletalı bir çeşit üst giysisi,

Yeni Zelanda' da yaşamış, devekuşuna benzer soyu tükenmiş bir kuş ...

Moa,
Moalar (Dinornithes) takımının, moagiller (Dinornithidae) familyasından, 50 cm kadar uzunlukta, Yeni Zelanda'da yaşayan bir tür. 
Moalar, Yeni Zelanda'nın ormanlarında ve ovalarında 7 milyon yılı aşkın bir süre yaşadıktan sonra soyu tükenmiş olan uçamayan kuşlardır. Tartışmalı olan tür sayıları uzmanlara göre 13-26 arasında değişen ve devekuşunu andıran bu kuşların boynu uzun, başı küçük, gagası sağlam bacakları güçlüydü.

 

Moaların boyutları türlere göre büyük bir değişiklik gösteriyordu. Bazılarının boyu 3 metreyi aşarken, en küçükleri hindiden iri değildi. Derileri kırmızıydı. Koyu renk tüylerinin ya uçları beyazdı ya da ortası sarı çizgili ve kenarları morumsuydu. Başlıca besin kaynakları otlar, tohumlar, meyveler ve yapraklardı.


Eski Polinezya halkları moaları avlayarak etini yemiş, kemiklerinden mızrak ucu ve süs eşyaları yapmışlardı. Çapı 18 santimetreyi, uzunluğu 25 santimetreyi bulan yumurtalarından ise su kabı olarak yararlan­mışlardı.

İri moaların 17. yüzyılın sonlarına doğru yok olduğu, küçük yapılı türlerden bazılarının daha uzun süre varlığını sürdürerek 19. yüzyıla ulaştığı sanılmaktadır.

































Kaynakça;
Temel Britannica, Cilt no: 12, Basım yılı: 1988
 

Kadınların süs için saçlarının üstüne taktığı küçük başlık ...

Hotoz,
Kadınların süs için saçlarının üstüne taktıkları, çeşitli renk ve biçimde yapılmış küçük başlık.
Tavus kuşu, tavuk vb.nin başında bulunan tüyler.

Orta Asya ve Anadolu tarihi boyunca Türk kadınları çok çeşitli form ve ölçülerde başlıklar kullanmışlardır. Bazen sade bazen de ihtişamlı olan bu başlıklar, sosyo- ekonomik ve kültürel düzeyde farklılıklar göstermiş ama kadınlar hangi sınıfa mensup olurlarsa olsunlar giysilerini tamamlayan bu aksesuardan vazgeçememişlerdir. Yüksek sınıfa mensup kadınlar başlıklarını sorguç, enselik, baş iğnesi ve çeşitli mücevherlerle süslerken sıradan kadınlar bunu boncuk, kuş tüyü, renkli mendil veya tülbentlerle yapmışlardır.

Kadınların süs için saçlarının üstüne taktıkları, çeşitli renk ve biçimde yapılmış küçük başlık.  
Kadınların süs için saçlarının üstüne taktığı, çeşitli renk ve biçimde yapılmış küçük başlık. 

Kimi kuşların başlarında bulunan tüyler.
Eski zaman kadınları süslenmek için kafalarına geçirirlerdi. Nadiren de şimdiki sosyetik kadınlar takıyor.

Kabarık, karışık (saç için):
Tavus kuşu, tavuk vb.nin başında bulunan tüyler. 
Hotoz, Erkek hindi. 

Osmanlıca Hotoz;  
Eski zamanda kadınların başlarına giydikleri süslü serpuş.
Hayvan, kuş ve tavuk tepesi.
Yapıların ve eşyaların üzerine konulan tepelik.

Bir deniz teknesinin başka bir tekneye, bir iskeleye ya da bir rıhtıma yanını vererek yanaşması ...

Aborda, (İtalyanca abborda),
Bir deniz teknesinin başka bir tekneye, bir iskeleye veya bir rıhtıma yanını vererek yanaşması.
Deniz teknelerinin rıhtıma, iskeleye veya başka bir tekneye yanlamasına yanaşması.
Bir teknenin diğerine veya bir iskeleye yanaşması.
Gemi yanlamasına yanaşmak.

Argoda Aborda;
Bir kimseye veya bir şeye sokulmak, yanaşmak, yaslanmak.

"Deliliğe Övgü" adlı yapıtıyla tanınmış Hollanda' lı yazar ...

Erasmus, (1469-1536)
Deliliğe Övgü  
(özgün adıyla: Morias enkomion seu laus stultitiae), 

Rönesans hümanizminin en büyük temsilcilerindendir. İlk olarak 1511' de yayımlanan Deliliğe Övgü, güncelliğini zamanımıza değin koruyabilmiş başyapıtıdır. Erasmus, dostu Thomas More' u eğlendirmek için bir yolculuk sırasında bir haftada yazdığını söylediği Deliliğe Övgü' de şu soruyu sorar: 

İnsanoğlunun tüm zincirlerinden kurtulmasını ve salt özgürlüğe ulaşmasını sağlayan delilik değil midir? Gülmece bu çerçevede gelişir ve söz kendisini övmesi için deliliğe bırakır. Delilik, yaratıcısının savunduğu her şeyi eleştirerek gençliği, hayattan zevk ve neşe almayı, baş döndüren cinselliği över. 

Çocuklukta, yaşlılıkta, dostlukta, aşkta ve evlilikte, savaşta ve barışta, kendisinin insanlara nasıl egemen olduğunu ve onları nasıl mutlu kıldığını gösterir. Deliliğe Övgü, yazılışından günümüze felsefe ile gülmecenin birleştiği en yetkin ürünlerden biri olma özelliğini sürekli korumuş bir kitaptır.


Erasmus eserini iki tema üzerine kurmuştur.
1) Gerçek bilgelik, deliliktir. 
2) Kendini bilge sanmak deliliktir. 

Birinci temaya baktığımızda, akla fazla prim vermiş insanlığa yeni bir pencere açılır gibidir. Rasyonel davranış aşırı yüceltildiği için insan kendi doğasından uzaklaşmıştır. Yeniden doğasının gerektirdiği “çocuksuluğu” bulması, tam da Rönesans felsefesinin temelindeki düşüncelerden beslenir. 
İkinci tema ise, ortaçağda okuma yazma bilenlerin sadece soylular ve din adamları olduğunu düşünür. Bu kitlenin, nüfusun geri kalanı üzerinde baskı ve zorbalık yapma hakkı olduğuna inanları eleştirmektir.

Osmanlılarda savaş zamanı ordunun ve yüksek komutanların atlarına bakan, barışta da has ahır ve çayır hizmetlerinde çalışan ve özellikle Bulgarlardan oluşturulan bir sınıf asker ...


Voynuk,
Voynuklar,
Voynuk Teşkilatı,

Voynuk teşkilatı Sultan Birinci Murad Han (1359-1389) zamanında Rumeli beylerbeyi olan Timurtaş Paşa tarafından ilk defa Bosna’da kuruldu. Mensupları Bulgarlar arasından seçilerek, yaygınlaştırıldı. 

Hassa, amme veya seferli ve Çayır Voynukları halinde teşkilatlandı.  Hassa voynukları, Istabl-ı amire (saray ahırı) hizmetlileriydi. Amme voynukları, seferlerde askeri hizmetlerde bulunurlardı.

Muharebeye gitmek için davet edilenlere Sefer Voynukları denirdi. Istabl-ı amire’ye çayır biçmek ve hayvanları çayırlatmak için gelmeleri emir olunan voynuklara da Çayır Voynukları denilirdi. 

Voynukların oğullarına ve Voynukluğa aday olan akrabalarına Zevait Voynuk denilirdi.   Ölüm ve sakatlanmalar halinde Zevait Voynuklarıyla kadro tamamlanırdı.

Voynuk Teşkilatı 1691 yılında kaldırıldı.  1693 yılında tekrar kuruldu. 1878 tarihinde ise tamamen kaldırıldı.

Osmanlılar döneminde Savaş zamanı ordunun ve yüksek komutanların atlarına bakan, barışta da has ahır ve çayır hizmetlerinde çalıştırılan, Hıristiyanlardan, özellikle Bulgarlardan oluşturulan asker sınıfına voynuk örgütü ve bu örgüt içindeki subaylara Likator denmektedir.

Yırtma ...

Çak,

Yırtık, yarık ...

Yirik,
Şak (Osmanlıca), 
Yırtılma sonucu oluşmuş yarık,
Çatlak, delik.
Yarılarak açılmış yer, geniş çatlak,
Deride, Yırtılmış, yırtık.

Yırtılmış, yırtık ...

Deride, (Farsça),
Yırtık, 
Yırtılmış,
Yırtık,(Déchirure).
Eskimiş, parçalanmış.
Yirik,
Şak (Osmanlıca), 
Yırtılma sonucu oluşmuş yarık,
Çatlak, delik.
Yarılarak açılmış yer, geniş çatlak,


"Baston" da denilen bir tür ince ve uzun ekmek ...


Baget,
Baston,
İnce ve uzun ekmek cinsi,
Düşük gramajlı ince, uzun ekmek.

Malzemeler:
4 su bardağı beyaz un
1,5 su bardağı ılık süt, 125 ml ılık su.
30 gr oda sıcaklığında küçük doğranmış tereyağ
1 yemek kaşığı şeker
1 tatlı kaşığı tuz
1 silme yemek kaşığı kuru maya


Yapılışı:
Eğer ekmek makinanız varsa bu malzemelerle hamur mayalama düğmesinde hamurunuzu mayalayın. Yoksa unu büyükçe bir kaba alın. Ortasını havuz gibi açın. Ortasına kuru maya ve şekeri koyun. Ilık sütü ekleyin. 10 dakika o şekilde mayanın erimesini bekleyin. 10 dakika sonra yağı ve tuzu ekleyip yoğurmaya başlayın. Kulak memesi yumşaklığında bir hamur elde edin. Mayalanması için üstünü örtün. 1-2 saat bekleyin. Hamur iki katına çıkmalı. Hamura parmağınızla dokunduğunuzda hafif esnek olmalıdır.

Mayalanmış hamuru un yardımıyla üç eşit parçaya bölün. Baget şekli verin. Tepsiye dizin. Üstüne keskin bir bıçakla üç kesik atın. Derin kesikler olsun. 20 dakika mayalanmasını bekleyin. Üstüne su sürün, susam serpin. 180 derece önceden ısıtılmış fırında üstleri kızarana kadar pişirin. Süre sonunda koyu renkli kabuğa sahip olan bagetler, fırının kapağı açık şekilde 30 dakika bekletilir. 

Hazır olan bagetler dilimlenir ve servise alınır.
Afiyet olsun.










































Kaynak: http://www.bulmacabul.com/




Çek Cumhuriyetinin ilk Cumhurbaşkanı olan "Buruk Ezgi", "Bildirim", "Şeytan Çelmesi" gibi oyunlarıyla da tanınan ve 75 yaşında ölen yazar ve devlet adamı ...

Vaclav Havel, (d. 5 Ekim 1936, ö. 18 Aralık 2011),
Çek tiyatro yazarı, düşünce adamı, siyasetçi.

1936' da Prag'da doğdu. Prag Sanat Akademisi' nde drama üzerine eğitim gören Havel, en bilinen tiyatro eseri The Garden Party' yi 1963 yılında yayımladı. 1968' deki Prag Baharı' ndan sonra politik aktiviteye katılması ve yazı yazması yasaklandı. Ancak çalışmalarını ve fikirlerini açıklamayı sürdüren Havel, 1989' daki Kadife devrim' in öncüsü oldu. 29 Aralık 1989' da devrimi gerçekleştiren Civic Forum tarafından Çekoslovakya Devlet Başkanlığına getirildi. 1990' da yapılan serbest seçimlerde Cumhurbaşkanı oldu.

1992' nin Aralık ayında ülkenin Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak barışçıl ikiye bölünmesinde de başrol oynadı. Yeni Çek Cumhuriyeti' nin de ilk başkanı olarak seçildi.

1998' de yeniden Cumhurbaşkanı seçilen Havel, Şubat 2003' te eski siyasi rakiplerinden Vaclav Klaus tarafından yenilgiye uğratıldı ve Cumhurbaşkanlık dönemi sona erdi.
Eserleri;
Letters to Olga (1988) 
Open Letters (1991) 
Disturbing the Peace (1991) 
Summer Meditations (1992-1993) 
The Power of the Powerless (1985) 
The Art of the Impossible (1998) 
Buruk Ezgi (Largo Desolato), (oyun, 1984), Can Yayınları 
Bildirim (Vyrozumeni), oyun, Can Yayınları. 
Görüşme Kutlama Çağrı, oyun, Remzi Kitabevi. 
Şeytan Çelmesi, oyun, Can Yayınları. 
Uzaktan Soruşturma, Afa yayınları.























Kaynak: Vikipedi, özgür ansiklopedisi

Yetişkinlerde, heyecan ve doyumun yalnızca çocuklarla yaşanması biçiminde görülen cinsel sapma ...


Pedofili,
Sübyancılık,
Çocukculuk,

Bebeklere ve çocuklara cinsel yönden ilgi duyma durumu.
Yetişkin bir kimsenin ergenlik öncesi 4-11 yaş arası çocuklara cinsel arzu ve istek duyması anlamına gelen pedofili, tüm dünyada ve özellikle Batılı devletlerde en önemli cinsel suç olarak kabul ediliyor.

Türkçeye, İngilizce ''paedophilia'' kelimesinden geçen pedofili sözcüğünün kökeni Yunanca paid (çocuk) ve philia (sapma, düşkünlük) sözcüklerinden oluşur.  Daha çok erkek erişkinlerde görülen bu sapkınlık kadınlarda çok az rastlanır. Pedofililerde cinsiyet ayrımı yoktur. Bu kişilerin her iki cinse de yönelebilir. En çok 6–12 yaşlarındaki kızlar ve 12–15 yaşlarındaki oğlanlar istismar edilir. Heteroseksüel veya hemcinssel alt tipleri vardır. Vakaların üçte ikisinde aynı yetişkin tarafından mükerrer taciz veya tecavüz söz konusudur. Kurban durumundaki çocuklar hemen daima utanç ve korku saikiyle susarlar, ifşaattan kaçınırlar. Etiyolojisi net olarak bilinmemektedir; pedofilik erkeklerin genellikle yetişkin kadınlarla veya hemcinsleriyle cinsellik yaşamaktan kaçınan tipler olduğu bilinir. Grup veya bireysel psikoterapilerin etkililiği çok tartışmalıdır.


Çocukculuk ya da küçük çocuklara cinsel ilgi duyma, çoğunlukla erkeklerde rastlanan bir sapkınlıktır; bu tür kişiler genellikle, cinayetle sonlanabileceği için bu tehlikeli eğilimine karşı bütün gücüyle savaşan zararlılardır. Küçük çocukları baştan çıkarma, onlarla sevişme ve cinsel birleşme yapma olayları gibi eğilim ve eylemler, çeşitli kılıklarda karşımıza çıkar.

Pedofili için en azından 6 aylık bir süre içerisinde 13 yaşında veya daha küçük çocuklara karşı tekrarlayıcı şiddetli cinsel istekler veya uyarılmalar olması gerekir. Pedofilili kişi en azından 16 yaşındadır ve en az kurbandan 5 yaş daha büyüktür. Çocuklarda sarkıntılıkların büyük bölümünü cinsel organların okşanması veya oral seks içermektedir. Kimi ülkelerde ya da yörelerde genç erkekler, gözü dönmüş psikopatlar, kadın bulamamaktan ya da aşağılık komplekslerinden dolayı, küçük çocukları kendilerine hedef seçerler. Kimi büyükler de, çocukları sevip okşarken fırsatını bulunca, okşama sınırlarını zorlayarak, bu tür zevklerini tatmine çalışırlar. Cinsel organlarını tutturanlar, çocukların mahrem yerlerine dokunanlar, öpenler de pedofilinin kapsamına girer.Pedofililerin %95’i heteroseksüeldir ve %50’si olay sırasında aşırı alkollüdürler.

Pedofili DSM-IV-TR Tanı Ölçütleri;
1-En az 6 aylık bir süre boyunca, kişinin ergenlik dönemine girmemiş bir çocukla ya da çocuklarla (genellikle 13 yaşlarında ya da altında olanlarla) cinsel etkinlikte bulunma ile ilgili yoğun, cinsel yönden uyarıcı fantezilerinin, cinsel dürtülerinin ya da davranışlarının yineleyici bir biçimde ortaya çıkmasıdır.

2-Kişi, bu cinsel dürtülere göre davranmaktadır ya da bu kişinin cinsel dürtüleri ya da düşlemleri (fantezileri) belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası sorunlara neden olmaktadır.
















Kaynaklar;
http://www.cised.org.tr
http://www.habersarayi.com

"Gösteriş, çalım" anlamında argo sözcük ...

Caka, (İt. giacca).
Fiyaka,
Alayiş,
Gösteriş,
Çalım,
Kabadayılık,
Afi, (Rumca).
Argoda, Gösteriş, çalım, caka.
(Argo) Gösteriş, çalım. Caka, 
Mal mülk, giyim, kuşam, yahut hareket davranış yoluyla olabilir. İslâm'da gösterişin her şekli haram ve günahtır. Bugün bazı kimseler ve aileler gösteriş belâsı yüzünden maddî sıkıntılara düşmektedir.

"July' nin İnsanları", "Oğlumun Öyküsü", "Başka Dünyalar", gibi yapıtları dilimize çevrilen ve 1991 Nobel Edebiyat Ödülü' nü kazanan Güney Afrikalı yazar ...


Nadine Gordimer, (d. 20 Kasım 1923), 

Nadine Gordimer, 20 Kasım 1923'te Güney Afrika'da, Johannesburg yakınlarında küçük bir madenci kasabasında dünyaya geldi. Anne ve babası Yahudi'ydi; kuyumculuk yapan babası Rusya'dan, annesi İngiltere'den göç etmişti. Aldığı manastır eğitiminden sonra Johannesburg'da Witwatersrand Üniversitesi'ni bitirdi. Nadine Gordimer, yazmaya dokuz yaşında başladı ve on beş yaşındayken yazdığı ilk kısa öyküsü Güney Afrika'da bir dergide basıldı. On yıl sonra 1949'da ilk öykü kitabı, Face to Face yayınlandı. İlk romanı The Lying Days, 1953 yılında çıktı. Afrika, Avrupa ve Kuzey Amerika'nın birçok yerini gezdi, ancak Johannesburg'da yaşamayı sürdürdü. Nadine Gordimer, bugüne kadar yazdığı on roman ve yedi öykü kitabının yanında edebiyat eleştirileri ve değişik konularda pek çok makale yazdı, konferanslar verdi. 1974 yılında The Conservationist adlı kitabıyla Booker Ödülü'nü, 1991 yılında da Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.

Eserleri; 
Çırılçıplak(1972)
A World of Strangers (1958)
Occasion for Loving (1963)
The Late Bourgeois World (1966)
A Guest of Honour (1970)
The Conservationist (1974)
Burger's Daughter (1979)
July's People-July' nin İnsanları  (1982)
A Sport of Nature (1987)
My Son's Story - Oğlumun Öyküsü (1990)
None to Accompany Me (1994)
The House Gun (1998)
Yaşama Durmak (2001)
Get a Life (2005)
300 Spartalı(1949)

Başka Dünyalar,

















Kaynak; http://tr.wikipedia.org



Yahudi inancında çöl şeytanı ...

Azazel,
Azazil , 
Arapça: عزازل, Aze'ezel,
Yahudilikte çölde yaşadığına inanılan şeytan, 
Yahudi inancında çöl şeytanı, 
Yahudi inanışında bütün günahların nedeni olan şeytan.

Azazil kelimesi, Arapça kökenli bir sözcüktür. 

Şeytanın Adem'e secde etme emrinin verilmesinden önceki ismidir. Yahudi geleneğinde de Azazil'den bu şekilde bahsedilmektedir.

Türkçe Şeytan anlamına gelmektedir. 



Şeytan;
Muhalif, bozucu ve bozguncu gibi anlamlara gelen İbranice Satan kelimesinden gelir. Komplo kurmak anlamına gelir.
Arapça'da "şetane" sözcüğü "rahmetten uzaklaştı, hak' dan uzak oldu" anlamlarına gelir.



















Kaynak; http://tr.wikipedia.org
 



Piyade, atsız asker ...

Yayak, (Yayağ).
Atsız asker,
Yaya, Yayan,
Yaya, binitsiz.
Yürüyerek giden, yaya, piyade, binitsiz.
Piyade, (Farsça piyade, peyede, pıyade).
Yaya askeri.
Yaya olarak savaşan askerlerin oluşturduğu sınıf.
Orduda tüfekle teçhiz edilmiş olan ve muharip sınıfların asli unsuru bulunan efrada da bu ad verilir. 
Yaya askeri.
Yaya.


















Kaynak:
http://tdkterim.gov.tr
http://harptarihi.wordpress.com


Japon mutfağında sıkça kullanılan kurutulmuş deniz yosunu ...


Nori,
Japon mutfağında sıkça kullanılan kurutulmuş deniz yosunu.
Yenebilir çiğ nori yosunu ezilip ince kağıt haline getirilerek makizushi, temaki sushi gibi yemeklerde kulalnılmaktadır. Suşi yapımı esnasında sarma için yaprak olarak bu yosun kullanılmaktadır. 

Asakusanori, (Japonca).
Porphyra tenera.
Başlıca malzemesi deniz yosunu olan japon yemeği. 

Porphyra yenebilir bir bitkidir, çoğunlukla nori olarak bilinir, dünyada en geniş çapta tüketilen denizsel üründür.
Çoğunlukla Asya yiyeceği, özellikle Japon yiyeceği, olarak bilinir ve Japonya da dev bir nori endüstrisi olarak başı çeker. Porphyra çok ilginç heteromorfik yaşam döngüsünün yanı sıra bir algden isteyebileceğiniz her şeye sahiptir.

Eyer altına konulan belleme ..


Haşa,
Yuna,
Belleme,

Çultar,
Çaprak,
Eyerin veya palanın üzerine örtülen kilim, halı vb. örtü.
At örtüsü, eyer örtüsü. 

Teğelti, Teğeltü, (Halk dilinde).
Eyerin altına konulan keçe.
Binek hayvanlarında eyerin altına konulan keçe.


Eyer örtüsü...

Çultar,
Çaprak,
Eyerin veya palanın üzerine örtülen kilim, halı vb. örtü.
At örtüsü, eyer örtüsü.
Bir çeşit kilim.
Çok eskimiş elbise.


Teğelti,
Teğeltü, (Halk dilinde).
Eyerin altına konulan keçe.
Binek hayvanlarında eyerin altına konulan keçe.


Haşa,
Yuna,
Eyerin altına konulan belleme,

Eyerin altına konulan keçe ...

Teğelti,
Teğeltü, (Halk dilinde).
Eyerin altına konulan keçe.
Binek hayvanlarında eyerin altına konulan keçe.

Haşa,
Yuna,
Eyerin altına konulan belleme,

Çultar, Çaprak, Eyer örtüsü.

Uzaklaştıran, kovan, savuşturan ...

Uzaklaştıran, 
Kovan, 
Savuşturan,
Dafi,
Defeden,
Def'eden, menedici. 
Ortadan engeli kaldıran.
 

Zorluk, güçlük ...

Usr,
Zorluk, 
Güçlük,
Güçlük, zorluk. 
Zor iş.
Sıkıntı. 
Darlık.
Kıtlık.
 

Menkul kıymetler borsalarında etkinlik gösteren borsa komisyoncularının müşterilerinden aldıkları aldıkları ücret ...

Kurtaj, (Brokerage Fee).
Yüzdelik,
Aracı kuruluşların, aracı olarak Borsada gerçekleştirdikleri işlemler karşılığında menkul kıymetlerin işlem fiyatlarıyla hesaplanan tutarı üzerinden müşterilerinden aldıkları komisyondur.

Borsada aracı olarak yaptıkları her işlem için müşterilerinden "Kurtaj" adı   altında bir komisyon alırlar. Üyeler, müşterileri adına gerçekleştirdikleri tüm işlemler için işlem tutarı    üzerinden kurtaj alırlar.

Borsalar zaman içerisinde işlem gören malların cinsine göre “emtia”, “menkul kıymetler”, “döviz”  ve “türev ürünler” borsaları olmak üzere dört ana gruba ayrılmıştır. İMKB hisse senedi, tahvil ve benzeri finansal sermaye piyasası araçlarının alınıp satıldığı borsalara, “menkul kıymetler borsaları” denir. Borsa üyelerinin, aracı olarak borsa’ da gerçekleştirdikleri işlemler karşılığında menkul kıymetlerin işlem gördüğü fiyatlarla hesaplanan tutarı üzerinden, müşterilerinden aldıkları komisyona “kurtaj” denir. Kurtaj tarifesi, İMKB Yönetim Kurulu’ nun önerisi üzerine SPK tarafından belirlenir ve İMKB tarafından ilan edilir. Gerçekleştirilmeyen emirler için kurtaj alınmaz; varsa gider karşılığı alınır.

Borsa; (İt. borsa, İng. exchange market, stock Exchange ). 
Piyasa .
Bazı tüccarların ve özellikle sarraflarla değerli kâğıt ve tahvil alışverişiyle uğraşanların alım satım ve değişim amacıyla devlet denetimi altında iş yaptıkları yer:
Mal, altın, döviz ve taşınır değerlerin belirli kurallar çerçevesinde alım ve satım işlemlerinin yapıldığı ortamlar.
Tecim ve yapım işleriyle uğraşan kişilerin alım, satım ve değişim amacıyla devlet denetimi altında iş yaptıkları yer.

"Fakat, ama, ancak" anlamında eski sözcük ...

Lik,
Ancak, 
Ama, 
Lakin,
Yalnız.

Lik eski bir sözcük olarak fakat, ama, ancak anlamında olmasına karşı diğer anlamları aşağıdaki gibidir.;
İplik eğirmekte kullanılan iğin eğri demir ucu.
Tokmak.
Kırağının sıcaklık nedeniyle su damlasına dönüşmesi.
Az ıslaklık, nem.

Moldova' nın para birimi ...


Lei,
Leyi,
Moldova Lei, 
Moldova Leyi
(MDL); 
Moldova' nın resmi para birimidir.
1 ABD Doları = 12,60 MDL,
1, 5, 10, 20, 50, 100, 200, 500 ve 1000 
Lei olarak  basılmıştır.

Moldova, 
Moldova Cumhuriyeti .
Güneydoğu Avrupada bulunan Moldava, batıda Prut nehri ile Romanya’ya sınır komşuluğu yapar. Kuzeyi, doğusu ve güneyi ise Ukrayna ile çevrilidir.
Güneydoğu Avrupa’da yer alan Moldova' nın yüzölçümü, alansal büyüklüğü;  33.700 km²  olup, içinden Prut ve Dniester nehirleri geçen Kişinev(780.000 Kişi) başkenttir. 

Ülkenin denize sınırı yoktur. Moldova' nın nüfusu: 4,2 Milyondur. %65 Moldovalı, %14 Ukraynalı, %13 Rus, %2 Bulgar, %3,5 Gagavuz (Gagoğuz -Türk), Yahudi ve Alman asıllı azınlıklardan oluşmaktadır. Doğu Ortodoks %98, Musevi %1,5, Baptist ve diğer %0,5. Mutedil karasal bir iklim hakimdir.

Eski adıyla can halk vilayeti dir. Cumhuriyet'in esası Prut ve Dinyester nehirlerinin arasında tarihi adı Besarabya olan bölgedir. 1538 den itibaren üç asır Osmanlı hakimiyetinde kaldıktan sonra 1812’de Rusların işgaline uğrayan Moldova 1918 yılında bağımsızlığını kazanmış ve iki ay sonra  Romanya’ya bağlanmıştır. 1944 yılında Sovyetler Birliği tarafından tamamen işgale uğrayan ülke 1991 yılında tekrar bağımsızlığına kavuşmuştur.  

Slav azınlık (Ruslar ve Ukraynalılar), Transnistirya (Transdinyester) bölgesinde bağımsız “Moldav Sosyalist Cumhuriyeti”ni ilan etmiştir. 


1994 yılında Rusya ve Moldova arasında Rus ordusunun Moldava’dan çekilmesini öngören anlaşma imzalanmıştır. 

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ