Kırklareli'nin Vize ilçesinde, "tabiatı koruma alanı" kapsamına alınan orman bölgesi ve körfez ...

Kasatura, 
(vykrojení).
Marmara Bölgesinde, Kırklareli ili, Vize ilçesi, Kıyıköy köyü sınırları içerisinde yer almaktadır.


Kıyıköy’e 18 km. Vize’ye 48 km. Kırklareli’ne 85 km. ve İstanbul’a 223 km. mesafede yer alan Kastros plajları, 500 metre uzunluğunda, 200 metre genişliğinde bir alan kaplamaktadır. Denizi berrak, sahili ince kumlu ve yer yer kayalık bir yapıya sahiptir. Plajın kuzeyi ve güneyi ormanlarla kaplıdır.


Kıyıköy Kasabası ile Tekirdağ İli sınırları arasında kalan Kasatura Koyu’ndan Karadeniz’e dökülen Bahçeköy Deresi, İstanbul-Kırklareli İl sınırını oluşturur.  Bahçeköy Deresi’nin Karadeniz’e döküldüğü yerde bir lagün gölü oluşmuştur.
Trakya'nın tek karaçam meşceresine sahip oluşu ile bir orman ekosistemi ve başta karaca olmak üzere çeşitli hayvan ve bitki türlerinin yaşadığı eşsiz bir tabiat parçası özelliği göstermektedir. 

Karaçam, Macar meşesi, sapsız meşe, saçlı meşe, doğu gürgeni, kara gürgen, dişbudak, kayın, akçaağaç, ıhlamur, kızılağaç sahadaki başlıca ağaç türlerini oluşturur.  Orman eko sistemi ve başta karaca olmak üzere çeşitli hayvan ve bitki türlerinin yaşadığı eşsiz bir tabiat parçası özelliği göstermektedir. Kumsalında nadir türlerden kum zambağı bulunmaktadır. Çiçek açtığında güzel kokusuyla insanı adeta büyülemektedir. Bölgede; karaca, yaban domuzu, kurt, çakal, sansar, tilki, porsuk, tavşan bulunmaktadır. Ayrıca Akdeniz fokunun yaşamasına elverişli doğal özelliğe sahiptir. 


Yurdumuzda yetişen ve kabuğundan siyah boya elde edilen yabanıl bir ağaç ...

Işığan, (Aquifoliaceae),
Çoban püskülü,
Işılgan,
Işığan,
Kazmaç,

Kuzey Anadolu' da doğada kendiliğinden yetişen, bir süs bitkisidir.  Aquifoliales takımındandır. Monotipiktir. Işığan ağacı kışın yapraklarını dökmeyen, 3 metre boyunda, yaprakları sivri dikenli, beyaz çiçekli, meyvesi parlak kırmızı renkli bir çalı türüdür.Yaprağı taflan yaprağına benzeyen, kabuğundan siyah boya yapılan ve ormanlarda yetişen, yabani  bir ağaçtır. Çiçek ve meyve vermeyen, yapraklarının kenarı dikenli olan defneye benzeyen ve daha çok mezarlıklarda yetişen bir çeşit çalıdır.

Türkiye'de çobanpüskülü (Ilex aquifolium) ile ışığan (Ilex colchica) türleri bilinir.



Anadolu' da doğada kendiliğinden yetişen, süs bitkisi ve çeşitli rahatsızlıkların tedavisi amaçlı kullanılan çoban püskülü, ışılgan, ışığan, kazmac-kazmaç olarakta adlandırılan bitki fidan olarak da yetiştirilerek üretilebiliyor. Sindirim Sistemi rahatsızlıklarında Müshil olarak kullanılmaktadır. İdrar söktürücü özelliğiolan bitkinin Kas, Kemik ve Eklemlerde spazm çözücü olarak kullanılmaktadır.






































Kaynak; 
http://www.bulmacabul.com/2010/06/yurdumuzda-yetisen-ve-beyaz-odunu.html


Koyunlarda ve danalarda görülen tehlikeli bir hastalık ...


Delibaş, (Coenurose Cerebralis ),Devvare ,

Köpeklerde yaşayan bir tenyanın larva formundan bulaşan bir hayvan hastalığıdır. Çoğunlukla beyinde larva olarak yerleşirler. Olgun şekli köpeklerin bağırsaklarında şerit şeklindedir. Koyun ve keçiler bu tenyanın ara konakçısıdır. Hastalıklı köpeklerin dışkısı ile enfekte olan meralarda otlayan koyun ve keçiler bu etkeni alırlar. 


Coenurus cerebralis merkezi sinir sisteminde (beyin, beyincik, omurilik soğanı) yerleşmektedir. Hayvanlar durgun, başları aşağıya ve yana eğik vaziyettedir. Başlarını yemliklere, duvarlara yaslarlar, diş gıcırdatma ve görme bozukluğu, ileri safhalarda körlük meydana gelir. Hayvanlar kendi etraflarında dönerler (bu yüzden delibaş hastalığı denmiştir). Daha sonra felç görülebilir. Ölüm bir hafta içinde meydana gelir.

Bu hastalık genç hayvanlarda daha  fazla görülür. Tedavi şekli ise; ilerlemiş durumlarda, hastalığın son dönemlerinde mümkün değildir. Bu durumdaki hayvanlar kesime sevk edilir. Hastalık erken döneminde fark edilirse, etkili ilaçlarla tedavi şansı olabilir. Ancak asıl tedbir, bu parazitin son konakçısı olan köpeklerin tedavi edilmesidir.  Bu amaçla köpekler sık sık etkili ilaçlarla tedavi edilmelidir. Korunma için çoban köpeklerinin düzenli olarak barsak şeritlerine karşı ilaçlanması gerekir. 

Ayrıca kesilen delibaşlı hayvanların başları köpeklere verilmez. Bulaşık kafalar yakılmalı ya da gömülmelidir. Başıboş köpekler öldürülür.  

Delibaş hastalığına yakalanan koyunların sağıtım olası değildir. Hayvanlar zayıflamadan kasaplık olarak değerlendirmelidir.

Batı Toroslar' da ünlü bir yayla ...


Gembos yaylası, 
Gemboğaz, 

Torosların içanadolu yüzünde yer alan Beyşehir/Kurucaovaya bağlıdır. Derebucak - İbradı arasında bulunur. Gembos yaylası Geofit (soğanlı-yumrulu-rizomlu bitkilere verilen genel ad) cenneti olarak biliniyor. Yaylanın yüksekliği 1200-1600 m . dir. Ardıç ormanına sahip bir alandadır. Yaylanın etrafı kalker kayalıklarla kaplı olup kaya çatlaklarında bol miktarda kardelen bulunur. Toros köknarı  ormanıyla kaplıdır.

Gembos veya Gemboğaz ovası ibradı`nın kuzeyinde Dereköy ile Göynrem ve İbradı arasındadır. Rakımı 1130 metredir. Dağlardan inen sularla kışın dolar göl halini alır. En kuzey ucu Taşköprü. En güney ucuda Başpayam ibradı belidir. Ortası, Ortapayam ve Erikli adıyla anılır. Kapladığı arazi aynı bir bademi andırır. Bu ovanın genişliği iki,  uzunluğu onbeş km. dir. Haziran`da su çekildikten sonra hemen ekilir, toprağı alivyonlu olduğundan 40 gün sonra bereketli mahsul alınır.


Batı Toroslardaki diğer  yaylalar;
Ali Efendi, Anamas, 
Bardat, Baran                                       
Dirmil, 
Eynif, 
Feslekan,                                
Gazipaşa, Gembos, Girdev,  Gömbe (Batı Toroslarda Akdağ'ın hemen altındaki vadide), 
Karaağaç,  Kapaklı, Karıngöl, Kızılcadağ,
Melik,
Oğuz,
Sanlı, Söbüçimen, Söbüce, Sülek, Sultandağı,  
Yeşilgöl, Yedikaza,

Frankfurt Okulu' nun ve Eleştirel Teori' nin öncülerinden ünlü Alman düşünür ...

Theodor W. Adorno (Theodor Ludwig Wiesengrund-Adorno), 
11 Eylül 1903 yılında Frankfurt am Main'de doğmuş ve 6 Ağustos 1969'da İsviçre'nin Wallis kantonunda bir klinikte hayata gözlerini yummuş Alman felsefeci, toplum bilimci, bestekâr ve müzik bilimci.

Frankfurt Okulu'nun ve Eleştirel Teori'nin öncülerindendir. Yoğun teorik birikimi ve yaratıcılığı ile okulun önde gelen isimleri arasinda yer almış, her zaman düşüncenin eleştirelliğinin katıksız bir savunucusu olarak çalışmalarını sürdürmüştür. 

Felsefe ve sosyal disiplinleri bir arada değerlendirerek müzikten gündelik yaşama, ahlaki sorunlardan tahakküm ilişkilerine kadar geniş bir alanda Modern kavram ve kategorileri ve onlara dayalı genel anlayışları sorunsallaştırmıştır.

Adorno, Frankfurt'ta müzik ve felsefe eğitimi gördü. Sonraki düşüncelerinin oluşumunda György Lukacs, Ernst Bloch, Walter Benjamin, besteci Arnold Schönberg ve Max Horkheimer'ın etkisi olduğu söylenebilr. 1930'lu yılların başında Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü'ne katıldı. Nazi iktidarıyla birlikte ABD'ye göç etti. Çalışmalarını orada da sürdürdü.

Adorno'nun kişisel çalışması, Okul'un genel yönelimlerinin çok ötesine gider bir bakıma, çünkü Adorno bir anlamda eleştirel teorinin kendi sınırlarına ulaştığı noktada çalışmasını sürdürür ve kendine özgü yöntemini bu çalışmarla geliştirir. Horkheimer ile birlikte yaptığı çalışmların yani sıra, kendi kişisel çalışmlarının derinliği ve iceriğinden söylem yapısına kadar taşıdığı özgüllüğü dikkat çekicidir. Onun kişisel başyapıtı olan Minima Moralia bu bakımdan özel bir yere sahiptir. Kendi yöntemini ve anlayışını derinlikli ve ilginç bir şekilde ortaya koyar bu kitap. Adorno, her zaman, düşüncenin kendi içine kapanma eğilimine karşı israrla direnir.O, bir anlamda her tür despotizmin ve tahakküm ilişkisinin kaynağını ve kökenini düşünme imkanının sınırlandırıldığı ve ketlendigi yerlerde görür.

Eserleri;
Aydınlanmanın Diyalektiği, 1947 yılında Horkheimer ile birlikte yapılan ortak çalışmanın ürünüdür.
Modern Müziğin Felsefesi (1949)
Otoriter Kişilik , Adorno yönetiminde bir çalışma grubu tarafından 1950'de hazırlanmıştır.
Negatif Diyalektik 1960'da ve Estetik Teorisi 1970'de yayınlanmıştır.











Kaynak: http://www.msxlabs.org/forum/felsefe-ww/

Pasta çörek ...

Gato, (Fr. gateâu),
Pasta, (İt. pasta) Makarna,
Çörek.

Az yağlı, bazen şekerli ve yumurtalı, gevrekçe bir hamur işi.
İçine katılmış türlü maddelerle özel bir tat verilmiş, fırında veya başka bir yolla pişirilerek hazırlanmış bir tür hamur tatlısı.

Türeme, oluşma, meydana çıkma ...

Husul,
Peyda, (Farsça),
Mevcud, var olan, açık, âşikâr, meydanda olan. 
Olma, oluş, oluşma, meydana gelme.
Peydâ olma. Hasıl olma. 
Meydana gelmek. 
Üremek, türemek.

Kastanyet eşliğinde, bir kişi tarafından yapılan İspanyol dansı ...

Ole,

Kastanyet eşliğinde, bir kişi tarafından yapılan İspanyol dansı.

Fandango, 
Gitar ve kastanyet eşliğinde çiftler tarafından oynanan ünlü bir İspanyol dansı.

Bir İspanyol dansı, solo olarak kastanyetlerle oynanır. 
Ole gaditano, (İsp.) 
Tek kadının oynadığı İspanyol dansı.

Kendini becerikli, usta gösteren kimse ...

Olçum,
Hekimlik taslayan kimse. 
Kendini becerikli, usta gösteren kimse. 
Eli işe yatkın, becerikli kimse.
Beceriksiz, kaba saba (kimse).
Yetenek.
Hekimlik taslayan, urasa yapan.
Mesleğinde ustalaşmamış sanatçı.

Düz döşenmiş parke ...

Rabıta,
Bağlayan şey, bağ.
Düzen, sıra.
Kerestelerin kalınlık ayarına yarayan, makina, araç, teçhizat, metal.
Binalarda yerlere döşenen parke.
Parkeden daha büyük ahşap parçaları ile ve paralel olarak döşenen bir yer döşemesi.

Rabıta parkeler önce uygun koşullarda (nem, ısı) bekletilir. Rabıtalar zıvanalarından ve karkasa gelen yerlerinden tutkallanır. Rabıtalar arasında boşluk oluşursa, çektirme ile birbirine sıkıca gerdirilir. Parkeler karkaslara çivilenerek çakılır. Parkenin sistire işlemi yapılarak, yüzey bozuklukları giderilir. Ara boşlukları, tutkallı macunla doldurulur. Daha sonra dolgu verniği sürülür. Müşterinin isteğine göre eskitme işlemide uygulanabilir. 


































Kaynak, http://www.tekkereste.com/

Her şeyden bir çıkar bekleyen, çıkarcı ...

Asıcıl,
Yalnız kendi çıkarını düşünen, çıkarını kollayan (kimse), 
Çıkarsever, 
Menfaatçi, 
Menfaat düşkünü, 
Menfaatperest, 
Menfaatperver, 
Menfaattar.

Çuvaş Türkçesinin güney şivesi ...


Anatri,
Rusya’nın orta kesiminde, Ural Dağlarının batısında konuşulan ve Türk dillerinden biri de Çuvaşca' dır. Çuvaşistan bölgesinde Çuvaşlar tarafından konşulan Türk lehçesi olup Çuvaşistan' ın resmi dilidir. 

Türkçenin iki ana lehçesinden (yakutça ve çuvaşça) biridir. Türk Lehçelerine en uzak lehçe olan Çuvaş Lehçesi' nin önemli ses değişimleri vardır. 

Çuvaş Türkleri üzerine yapılan çalışmaların oldukça az olduğu görülür. Çuvaşca dil özellikleri ve kelime hazinesi bakımından diğer Türk lehçe ve şivelerinden daha uzak olması nedeniyle Çuvaş Türkleri üzerine yapılan çalışmaların daha ziyade Rusça, Macarca, Fince gibi dillerde yoğunlaşmıştır. 

Çuvaşça Anatri (Aşağı-Güney) ve Viryal (Yukarı-Kuzey) olmak üzere iki ana şiveye ayrılmaktadır. Çuvaş edebî dili Anatri şivesine dayanır. Bu iki şive arasındaki en önemli fark ise Eski Türkçe “o” sesinin Tatarcanın tesiriyle Anatri şivesinde  “u” ya dönüşmesidir. Çuvaşça ile diğer Türk Lehçeleri ve Eski Türkçe arasında özellikle temel fiiller şahıs zamirleri sayılar ve organ isimleri dikkate alındığında belli başlı ses değişmeleri dışında çok büyük bir farklılık yoktur.

Esiegeme...

Diriğ, (Farsça esiegeme).
Esirgemek işi, koruma, 
Himaye, 
Vikaye.
Men'etmek, korumak, esirgemek.
Eyvâh, yazık.

Askerlik çağı ...

Esnan,
Askerlik çağı,
Yaşlar.
İnsanın doğduğu andan ölümüne kadar uzvî sîretinde birbirini takibeden muhtelif zamanlar. Askerlik çağı gibi.
Dişler.

Taze mısır koçanı ...

Bozalak,
Çalının taze sürgünü. 
Yaprak tomurcuğu. 
Taze mısır koçanı.
Mısır söbeği.

Mısır, tropik, subtropik ve ılıman iklim kuşaklarında yetişebildiği için, dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde az çok mısır tarımı yapılabilmektedir. Bugün, Antartika haricinde, dünyanın her yerinde mısır yetişebilmektedir. 

Mısır çeşitleri: 
Sert mısır, unlu mısır, at dişi mısır, patlak mısır, cin mısır, taş mısır, çizgili mısır, mumlu mısır, tatlı mısır ve kavuzlu mısırdır.
Gerek insan beslenmesinde, gerek hayvan yemi olarak ve gerekse sanayinin değişik kollarında hammadde olarak kullanılabilmesinden dolayı, pek çok ülkenin tarımsal ürün deseninde kolayca yerini bulabilmiştir. Dünyada üretilen mısırların yaklaşık % 90' ı insan beslenmesinde ve hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Bunun % 65-70’i hayvan yemi olarak, % 20’si ise direkt olarak insanlar tarafından tüketilmektedir. Geri kalan % 8-10' luk kısım ise, sanayide  değerlendirilmektedir.

Buğdaygiller (Gramineae). Türkiye'de yetiştiği yerler: Anadolu, Özellikle Karadeniz bölgesinde yetişir.Haziran-ağustos ayları arasında çiçekler açan, 1-2 m yüksekliğinde, bir yıllık, tek evcikli bir kültür ve tahıl bitkisi. Gövdeleri sert ve diktir. Yaprakları sapsız, geniş, uzun, üst yüzü tüylü, alt yüzü tüysüz olup, tabanı ile bir kın halinde gövdeyi sarar. Erkek çiçekler gövdenin ucunda salkım şeklinde dizilmiş başakçıklarda toplanırlar. Çiçekler kavuz adı verilen yaprakçıklarla örtülür. Dişi çiçekler, gövdenin alt ve orta kısımlarındaki yaprakların koltuğundan çıkan ve taşıyıcı yaprakçıklarla örtülü olan, kalınlaşmış, çomak şeklinde bir eksen üzerinde toplanmışlardır. Meyve, yani mısır taneleri, açık veya koyu sarı, esmer veya kırmızımtrak renklerdedir.

Verev iğne tekniğiyle işlenen, kafes biçimli bir tür nakış ...

Muşabak,
Pencere. 
Pencere kafesi, cumba.
Gömlek kenarlarını kıvırarak dikme.

Geminin arka tarafı ...

Pupa,

Baş: Bir teknenin ön ve ileri kısmı.
Pruva: Bir teknenin ön tarafı, ileri istikameti. Geminin ön tarafı .
Kıç: Teknenin geri kısmı.
Pupa: Bir teknenin kıç kısmından geri istikameti . Geminin arka tarafı .
Sancak: Teknenin pruva-pupa hattının sağ tarafı. Gemini sağ yanı.
İskele: Teknenin pruva-pupa hattının sol tarafı. Geminin sol yanı.
 

Diğer Denizcilik Terimleri;
Vasat: Teknenin pruva-pupa hatına göre orta kısmı.
Omuzluk (Sancak/İskele Baş/Kıç): Teknenin baş veya kıçında sancak ve iskele tarafında 45 derecelik nisbi açı içindeki bölüm veya yön.
Omurga: Teknenin postalarının üzerine oturtulup bağlandığı, ve baştan kıça kadar uzanan ağaç/madeni kısım. Genellikle küçük teknelerde yekpare olur.
Posta: Üzerine kaplama tahtalarının (veya saçlarının bağlandığı) ağaç veya maden eğriler (kaburga).
Kemere: Güvertenin döşenebilmesi için posta uçlarını birleştiren enine (omurgaya dik) konan kısımlar.
Güverte: Gemilerde ve teknelerde baştan kıça kadar döşenmiş tahta veya madeni platform. 
Baş/Kıç Bodoslama: Teknenin başında veya kıçında teknenin başını veya kıçını meydana getirmek maksadıyla yukarı yöne doğru konan ağaç veya saçtan yapılan sütun.
Çene: Omurga ile baş bodoslamanın birleştiği köşe.
Balb: Gemilerin baş bodoslamalarının su içindeki kısmında bulunan şişkinlik. Yeni gemi inşa tekniği olan "balb"lar, geminin ileri hareketi ile meydana gelen dalgaları küçültmeye ve suyun gemi karinasına olan basıncını azaltmaya yarar. Bu sayede yakıt tasarrufu ve az miktarda sürat avantajı sağlanır. Özellikle büyük ticari gemilerde kullanılır.
Borda: Geminin su kesiminden yukarıda kalan dış kısmı.
Küpeşte: Rüzgarlı ve denizli havalarda denizlerin güverteye girmemesi için bordaların ana güverteden yukarı doğru uzatılmasıyla meydana gelen ve geminin etrafını kısmen kuşatan güverte üstündeki borda kaplaması.
Alabanda: Bordanın iç kısmı.
Karina: Bir teknenin sualtında kalan ıslak dış kısmı.
Sintine: Gemi makine ve kazanlarının bulunduğu kısmın zemininin altında, genellikle ambar güvertesinin altında kalan ve gemi içinden sızan sularla makine ve kazan dairelerinden akan yağ yakıtların toplandığı en alt kısım.
Kana Rakamları: Gemilerin çektikleri su derinliğini göstermek için baş ve kıç bodoslamaları üzerine konmuş rakamlar.
Pervane/Uskur: Gemi ve deniz araçlarının ileri ve geri hareketlerini sağlamak üzere bir makine vasıtasıyla dönen bir milin ucuna takılmış iki veya daha fazla kanattan ibaret parça.
Köprüüstü: Gemilerin seyir ve manevralarını idare etmek üzere en üst güvertelerden yukarıda etrafı iyice görebilecek yükseklikte yapılmış ve genellikle sancaktan iskeleye kadar uzatılmış bölüm.
Dümenevi: Dümene kumanda edilen, serdümenin bulunduğu mevki. Genellikle köprüüstüne yakın veya köprüüstünde bulunur.
Volta: Bir halatın babaya veya biteye bir kez dolaştırılıp, çımasının bedeni yönünde bulundurulması.
Fora: Bir yere volta edilmiş olan halatın çıkartılması
Alesta:
Hazır olmak, hazır olarak apikoda beklemek. Alesta tramola (Tramola etmeye hazır ol) Alesta ferro (Demir atılmaya hazır)
Vira: Vidayı, cıvatayı, ırgat veya vinci sarma yönünde çevirmek için verilen komut. 
Vira Etmek: Çekmek,Kaldırmak
Mayna Etmek: Aşağı indirmek (ağır ağır); Rüzgarın ve denizin şiddetinin azalması.
Hisa Etmek: Herhangi birşeyi yukarıya kaldırmak, çekmek.
Arya: Yelkenin, sancağın veya çubukların aşağıya indirilmesi
















Kaynak; http://www.amatordenizci.com

Geminin ön tarafı ...

Pruva,

Baş: Bir teknenin ön ve ileri kısmı.
Pruva: Bir teknenin ön tarafı, ileri istikameti. Geminin ön tarafı .
Kıç: Teknenin geri kısmı.
Pupa: Bir teknenin kıç kısmından geri istikameti .Geminin arka tarafı .
Sancak: Teknenin pruva-pupa hattının sağ tarafı. Gemini sağ yanı.
İskele: Teknenin pruva-pupa hattının sol tarafı. Geminin sol yanı.
 

Diğer Denizcilik Terimleri;
Vasat: Teknenin pruva-pupa hatına göre orta kısmı.
Omuzluk (Sancak/İskele Baş/Kıç): Teknenin baş veya kıçında sancak ve iskele tarafında 45 derecelik nisbi açı içindeki bölüm veya yön.
Omurga: Teknenin postalarının üzerine oturtulup bağlandığı, ve baştan kıça kadar uzanan ağaç/madeni kısım. Genellikle küçük teknelerde yekpare olur.
Posta: Üzerine kaplama tahtalarının (veya saçlarının bağlandığı) ağaç veya maden eğriler (kaburga).
Kemere: Güvertenin döşenebilmesi için posta uçlarını birleştiren enine (omurgaya dik) konan kısımlar.
Güverte: Gemilerde ve teknelerde baştan kıça kadar döşenmiş tahta veya madeni platform. 
Baş/Kıç Bodoslama: Teknenin başında veya kıçında teknenin başını veya kıçını meydana getirmek maksadıyla yukarı yöne doğru konan ağaç veya saçtan yapılan sütun.
Çene: Omurga ile baş bodoslamanın birleştiği köşe.
Balb: Gemilerin baş bodoslamalarının su içindeki kısmında bulunan şişkinlik. Yeni gemi inşa tekniği olan "balb"lar, geminin ileri hareketi ile meydana gelen dalgaları küçültmeye ve suyun gemi karinasına olan basıncını azaltmaya yarar. Bu sayede yakıt tasarrufu ve az miktarda sürat avantajı sağlanır. Özellikle büyük ticari gemilerde kullanılır.
Borda: Geminin su kesiminden yukarıda kalan dış kısmı.
Küpeşte: Rüzgarlı ve denizli havalarda denizlerin güverteye girmemesi için bordaların ana güverteden yukarı doğru uzatılmasıyla meydana gelen ve geminin etrafını kısmen kuşatan güverte üstündeki borda kaplaması.
Alabanda: Bordanın iç kısmı.
Karina: Bir teknenin sualtında kalan ıslak dış kısmı.
Sintine: Gemi makine ve kazanlarının bulunduğu kısmın zemininin altında, genellikle ambar güvertesinin altında kalan ve gemi içinden sızan sularla makine ve kazan dairelerinden akan yağ yakıtların toplandığı en alt kısım.
Kana Rakamları: Gemilerin çektikleri su derinliğini göstermek için baş ve kıç bodoslamaları üzerine konmuş rakamlar.
Pervane/Uskur: Gemi ve deniz araçlarının ileri ve geri hareketlerini sağlamak üzere bir makine vasıtasıyla dönen bir milin ucuna takılmış iki veya daha fazla kanattan ibaret parça.
Köprüüstü: Gemilerin seyir ve manevralarını idare etmek üzere en üst güvertelerden yukarıda etrafı iyice görebilecek yükseklikte yapılmış ve genellikle sancaktan iskeleye kadar uzatılmış bölüm.
Dümenevi: Dümene kumanda edilen, serdümenin bulunduğu mevki. Genellikle köprüüstüne yakın veya köprüüstünde bulunur.
Volta: Bir halatın babaya veya biteye bir kez dolaştırılıp, çımasının bedeni yönünde bulundurulması.
Fora: Bir yere volta edilmiş olan halatın çıkartılması
Alesta:
Hazır olmak, hazır olarak apikoda beklemek. Alesta tramola (Tramola etmeye hazır ol) Alesta ferro (Demir atılmaya hazır)
Vira: Vidayı, cıvatayı, ırgat veya vinci sarma yönünde çevirmek için verilen komut. 
Vira Etmek: Çekmek,Kaldırmak
Mayna Etmek: Aşağı indirmek (ağır ağır); Rüzgarın ve denizin şiddetinin azalması.
Hisa Etmek: Herhangi birşeyi yukarıya kaldırmak, çekmek.
Arya: Yelkenin, sancağın veya çubukların aşağıya indirilmesi
















Kaynak; http://www.amatordenizci.com


Kural...

Kural,  (Osm. kaide,  İng. rule ).
Dilin aynı cinsten olaylarında görülen birlikten çıkarılmış hüküm.
Kaide,
İlke, 
Nizam,
Bir sanata, bir bilime, bir düşünce ve davranış sistemine temel olan, yön veren ilke, nizam
Davranışlarımıza yön veren, uyulması gereken ilke.
Düşünme ve eylemenin öznel ilkesi.
Her alanda uzun araştırma ve denemelerden sonra ortaya çıkmış genel yargı. Eylemlerin, işlemlerin; koşuk biçimleri, ölçüler, uyaklar, türler., gibi yazınsal sorunların doğruluğu kurala uygunlukla sağlanmış olur.

Derebeylik toplum düzeninde toprakla birlikte alınıp satılan köle ...


Serf, (Fr. serf , İng. serf, Alm. leibeigener ).
Derebeylik kölesi.
Derebeylik toplum düzeninde toprakla birlikte alınıp satılan köle.
Derebeylikte tarımsal üretimde çalışan ve toprakla birlikte alınıp satılan kişi. 
Köle. 
Toprağa bağlı köle.

Derebeylik toplum düzeninde, tarımsal üretimde çalışan, toprakla birlikte alınıp satılan köle.


Köylüler (Serfler) Sınıfı;
Feodal piramitin en alt ve en geniş tabakasını oluşturan serfler, soylunun toprağında üretim yapar ve tükettikleri çok az miktar haricindeki bütün ürünü soyluya verirlerdi. Bunun dışında serfler, soyluların şato tamiri gibi işlerinde işçi olarak da çalışırlardı. Serfler, siyasal haklara ve istediği zaman başka köylere göç etme hakkına sahip değildir. Serf, feodal beye bağlıdır ve beyliği terk etmesi yasaklanmıştır.
Ortaçağ Avrupasında toprağı ve üzerinde yaşayan köylüleri bir kişinin malı sayan rejim, derebeylik. Bu sisteme feodalizm denir. Feodalizm kelimesi, Latince feodum (tımar) ile taşınabilir değerli mal anlamına gelen Cermen kökenli bir kelimeden türetilmiştir.
Siyasal ve askeri gücü elinde bulunduran, toprağın mülkiyetine veya imtiyazına sahip olan bir senyörler (derebeyler) sınıfı ile bu sınıfa bağımlı köleler sınıfının oluşturduğu idari düzene feodalite denir.Orta Çağda özellikle Batı Avrupa'da toprağı ve üzerinde yaşayan köylüleri tek bir kimsenin malı sayan siyasal düzene feodalite denir.

Feodalizmde çiftçilerin, kölelerin azat edilerek, kendilerine tahsis edilen toprakları terk etmeleri durumunda toprak sahibinin gelir kaynağı da ortadan kalkacağından, dolayısıyla bu topraklardan ayrılmama koşuluyla azat edilmişlerdir. Böylece, verilen toprağı işleyerek geçimini sağlayan, karşılık olarak efendisine toprak kullanım kirası ödeyen bu çiftçilerle yeni bir sınıf doğmuş oldu. Bu sınıf, feodal ekonominin ana üretici gücü olan serfler sınıfıdır.

Ortaçağ Avrupasında, soylular arasındaki koruyan ve korunan ilişkisini düzenleyen, karşılıklı hukuki bir sözleşme olan, mali ve tabii askeri yükümlülükleri de kapsayan bu sözleşmeye feodal sözleşme denmektedir. Yazılı bir belge olmak zorunda değildir, sözlü olarak da yapılabilir. Feodal sözleşmeye göre koruyana süzeren, korunana ise vassal denir.
 
Vassal bağlı olduğu senyörle savaşa gidecek, ona yardım edecektir. Bir yılda belirli ödemeler vardır. Vassal veya senyörü esir düşerlerse birbirlerinin fidye parasına katkıda bulunacaklar; vassal veya ailesi evlenir, eş seçerken bağlı oldukları senyörün rızası alınacaktır. Kuşkusuz vassaline karşı bir senyörün de yükümlülükleri vardır; vassali genç yaşta ölürse çocuklarının yetişmesi ve korunması, kızlarının evlendirilmesi, vassalinin mal, can ve ırzına saygılı olması gibi. Vassal çocuksuz ve varissiz ölürse onun mülkünü bağlı olduğu bey müsadere eder. Her lordun yargı yetkisi vardır ve davaları görür.

Aşama, derece ...

Paye,
Aşama, derece, rütbe, (İng. Stage).
Aşama, derece, paye,
Menzile, 
Mertebe,
Merhale,
Varılması istenen bir amaca doğru geçilmesi gerekli dönemlerden her biri, evre, basamak, adım, merhale.
Evre,

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ