Osmanlı Devletinin hizmetinde çalışan Rum soylular...

Fenerliler,

Başörtüsü...

Alavura,
Leçek,
Dastar,
Eşarp,
Vala,
Başörtü,
Çarşaf,

Baş örtüsü;
Kadınların saçlarını örtmek için kullandıkları örtü, başörtü, eşarp. Başı özellikle saçları yıpratıcı dış etkenlerden korumak, örtünmeyi sağlamak, tanınmamak için kullanılan başın üst kısmının çoğunu ya da tamamını kaplayan bir çeşit örtü ve giysidir.

Başörtüsü olarak kullanılan bir tür ipekli dokuma...

Vala,

Anadolu' nun en eski halkı Luvilerde geyik tanrısı...

Uruvanda,
Eski Anadolu din ve inanışları,
Luviler'de Din ve İnanışına göre; Uruvanda: Luvilerde geyik tanrı.
Eski bir put,  Zibarva.

Van ilinde bir göl...

Erçek gölü,
Nazik gölü,
Nemrut gölü(krater gölü)
Aygır gölü,
Arin gölü(sodalı göl),
Gövelek(Ermanis) gölü,
Sultan Gölü,
Van gölü,

Keşiş, Keşiş-Turna Gölü, Urartu Kralları’ndan II. Rusa tarafından MÖ 650’li yıllarda inşa ettirilmiş. Van çevresindeki sodalı ve tuzlu sular nedeniyle tarım yapılamayan arazileri sulamak amacıyla yapılan 40 baraj ve 16 göletten biri olan Keşiş Gölü, insan eliyle yapılmış en eski ve en yüksek göletlerden biri.

Dalları sepet örmeye elverişli bir söğüt türü...

Kanderi,
Sepetçi  söğüdü, 


Söğütgillerden ,akarsu kenarlarında yetişen yaprakları almaşık ve alt yüzleri havla örtülü büyük bir ağaç. Odunu yumuşaktır. Fıçı çemberi yapıldığı gibi, ince dallarından da sepet örülür.  

Eski Sümer ve Mısır kayıtlarında söğüt ağacı kabuğunun ağrı ve ateş tedavisinde kullanıldığı ile ilgili bilgiler yer almaktadır.  M.Ö. 5.YY'da Yunanlı doktor Hipokrat Salisin' dir. Kristal formu ilk olarak 1828'de Fransız eczacı Henri Leroux tarafından izole edilmiştir. Saf formu İtalyan kimyager Raffaale Piria tarafından elde edilmiştir. Suda çözündüğü zaman asit özelliği gösterdiğinden (ph 2.4) Salisilik asit olarak adlandırılmıştır. 1897'de Felix HoffmannAsetil Salisilik Asit Hoffman'ın işvereni olan Bayer firması tarafından Aspirin olarak adlandırıldı ve dünyanın en çok kullanılan ilacı haline geldi.

"Akça" da denilen bir armut cinsi...


Hüsnüyusuf...
Akça armut; İnce kabuklu, sarı, etli ve sulu bir tür armut.

Kayseri ilinde antik bir kent...

Anisa,
Anadolu’da Kappadokia bölgesinde bir ilkçağ kenti. Berlin müzesinde bulunan ve M.Ö. II. yüzyıla ait bir bronz levhada, bu şehre ait yunanca bir kitabe vardır. Bu­radaki kanuna göre, şehir her yıl bir Demiurgos idaresine veriliyor ve bu yıla onun adı konuyordu. Ayrıca Arkhontlar kurulu, bule (meclis) vardı ve demos’un (halk) sözü de geçerdi. Bu idareyi muhtemelen Ariarathes V koymuştu (M.Ö. 130). Burada Zeus, Zeus Soter, Herakles ve Astarte’ye ait tapınak­lar vardı. M.Ö. I. yy. da artık sönen bu şehir, Mitridat savaşlarında yıkılmış olmalı­dır. Kitabeye göre burası, Kappadokia’nın merkezi olan Mazaka’ya (bugün Kayseri) yakın, belki de Kayseri yakınındaki Kültepe’nin yerindeydi. M.Ö. II. bin yılda Kaneş adını alan bu yerin gerçek adının Hanisa olması muhtemeldir.

Kayseri (Kaisareia-Mazaka), M.Ö. 4000 ile M.S. 2000 olmak üzere 6000 yıllık bir tarihe sahiptir. M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu’ya gelen Hititler, Kayseri’ye 22 km. uzaklıkta bulunan Kayseri Ovasının en büyük şehri ve Anadolu’nun en büyük höyüklerinden biri olan Kültepe (Kaniş-Kaneş) şehrini kurmuşlardır. Kültepe’nin hemen yanında yer alan Karum’da (Pazarşehir) yapılan kazılarda bu döneme ait çivi yazısı ile çeşitli yazılı tabletler bulunmuştur.

Ortadoğu' da "Ölüdeniz" de denilen göl...



Lut,

Yeryüzü'nün en alçak ve en tuzlu gölü. Akdenizin yüzeyinden 400 m. daha derindir. Göl, eski Lisan Denizi’nin bir parçasıdır.Asya'da Baykal Gölü ve Hazar Denizi'nden sonra dünyada en derindeki 3. göl tabanıdır ve deniz seviyesinden 794 metre aşağıdadır. Lut Gölü %28 ile %33 arasında değişen tuz oranıyla (Akdeniz %3) Doğu Afrika'daki Assal Gölü'nden sonra (%35) dünyadaki en tuzlu ikekşi göldür.

Konuşulan asıl konu, asıl madde ...

Sadet,

XVII.yüzyılda yaşamış, Türk müziğinin en büyük bestecilerinden biri...

Hafız Post,(1630?- 1694),

Üsküdar'da doğmuş olan Hâfız Post İstanbul'ludur. Asıl adı Mehmed, mahlası Hâfız, Post ise lâkabıdır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 1630 civarında bir tarih olduğu tahmin edilmektedir. 


Esad Efendi'nin ifadesine göre "Post" lâkabı kendisine, vücudunun baştan ayağa kadar gür ve sık kıllarla örtülü olmasından dolayı verilmişti. Mûsikî tarihimizin bazı kaynaklarında adından Tanburî Mehmed yada Mehmed Çelebi olarak söz edilir. 
"Hâfız Post'un babası bir imamdı; fakat, kâmil-i devran bir imam. Bu yüzden İmam-zâde Hâfız Post diye de anılır. "Çok iyi bir öğrenim gördüğü, genç yaşında hâfız ve Hacı olduğu biliniyor. Sultan IV. Mehmed döneminin bu büyük ustası klâsik mûsikîmizin en dikkate değer siması, mûsikî geleneğimizi büyük bir başarı ile Itrî'ye ulaştırmıştır denebilir. 

Saray'da yapılan fasıllara sazı ve sesi ile katılmış, bütün çağdaşları gibi Selim Giray Han'dan yardım ve ilgi görmüş, bu sanat sever devlet adamının tertip ettiği edebiyat ve mûsikî toplantılarına katılarak sanatkâr kişiliğinin gelişmesini sağlamıştı. Gençliğinde resmi görev almamış, son zamanlarına Divan hocaları zümresine katılmış, daha sonra Bîrun Kâğıt Eminliği'ne getirilmişti. 1694 yılında vefat ederek Karacaahmed Mezarlığı'nda, Divan şairi
Nabi'nin mezarının yanıbaşında toprağa verildi. 
Ayrıca besteci Türk güzel sanatlarının önemli bir kolu olan Hat sanatına da merak etmiş, çağının değerli hattatı Tophaneli Mehmed Efendi'den Taliyk, Sülüs, Nesih türü yazı meşk ederek "icâzet" almıştır.Nâili'nin edebî çevresinde yetişen sanatkâr, bu bilgilerin yanı sıra Arapça ve Farsça öğrendi. O da hocası gibi Halvetiyye tarikatına mensuptur.

Eserleri;
Tevşih, Durak, Beste, Ağır Semaî, Yürük Semaî olmak üzere on eser ulaşabilmiştir. En bilinen ve günümüzde de seslendirilen eseri "Gelse o şuh meclise namı tegafül eylese" diye başlayan rast yürük semaidir.
Tanınmış günümüz bestecilerinden bazıları;
Sadettin Kaynak(1895-1961),
Selahattin Pınar (1902-1960),
Zeki Müren (1931-1996),
Yesari Asım Arsoy (1900-1992),
Teoman Alpay (1932-2005),
Zeki Arif Ataergin (1895-1964),
Arif Sami Toker (1926-1997),
Şekip Ayhan Özışık(1932-1981),
Yusuf Nalkesen (1923-2003),
Yıldırım Gürses (1938-2000), 

Mercimekli bulgur pilavı...

Müceddere,(Kilis) 
Kilis mutfağına özgü mercimekli bulgur pilavıdır.

Malzemeler; 
1 su bardağı pilavlık bulgur, yarım su bardağı yeşil mercimek (daha önceden pişirilmiş yani haşlanmış olacak).
1 adet kuru soğan, 1 yemek kaşığı tereyağ
tuz, kırmızı pul biber, Kişniş, et suyu veya normal su.

Soğanı soyduktan sonra yemeklik doğrayın.Ve yağı tencerede erittikten sonra soteleyin.  Daha sonra haşlanmış mercimeği ve bulguru ekleyin ve kavurmaya devam edin. Kavrulunca üzerine et suyu veya normal su ekleyin.Tuzunu ve kırmızı biberini atın. Kaynayınca altını kısın ve suyunu çekene kadar pişirin. Piştikten sonra 10 dakika demlenmeye bırakın. Tabii ki müceddere cacıksız olmaz, ikisi müthiş uyumlu tat olmaktadır.

Afiyet olsun.

Mercimek ve hamurla yapılan bir yemek...

Sakala çarpan,
(Afyon)

Yalnız yaşayan bir ihtiyara komşusu çorba yapıp getirmiş. Dede de çorbayı kaşıkla değil de tastan içmiş. Çorbanın içindeki erişteler dedenin sakalına yapışınca çorbanın adı "sakala çarpan" olarak kalmış.

Malzemeler:
1 su bardağı yeşil mercimek
1 su bardağı ev eriştesi
1 çorba kaşığı nane



1 tatlı kaşığı salça
1 orta boy
soğan
1 fincan sıvı yağ
1 çay kaşığı kırmızıbiber
8 su bardağı su veya et suyu.

Yapılışı:
3 su bardağı su ile mercimeği pişirin. Mercimek piştikten sonra suyunu süzün. Beş su bardağı sıcak su veya et suyunun içine mercimeği ve erişteyi ilave edin. Ağır ateşte 15-20 dakika pişirin. Ayrı bir tavanın içine yağı, ince ince doğranmış
soğanları pembeleşinceye kadar kavurun. Salça, nane, kırmızıbiber sos haline getirip, pişmiş çorbanın içine katılarak servis yapılır.

Filmin konusu açısından bir bütün oluşturan plan dizisi...

Sekans,

Filmlerde kendine tutulan erkekleri mahveden, güzel ve acımasız kadın tipi...

Vamp,(Fransızca).
Erkekleri peşinde koşturan, tavır ve kıyafetiyle bakışları üzerinde toplayan kadın.

Alçak, aşağılık...

Dun,(Eski dilde)
Alçak, aşağı, aşağılık.

Rize ilinde bir şelale...

Ağaran,
Palovit,

Duygulu,
Gelintülü (Ayder yaylası yakınında).




Ağaran Şelalesi, yüksek, dik ve yalçın bir kaya kütlesinden suyun köpürerek beyaz renkte akması sebebiyle bu adı almıştır. Yüksekten akan Şelale, suyun yere indiği yere çarparak oluşturduğu bir göle dökülür. Isırlık kolu ile birleştikleri yerden yukarıya doğru 50 metredir. Ağaran ve Isırlık kollarının birleştikleri yerden sonra, dere yatağı giderek küçük şelaleler yaparak alçalır. Her üç dere kolu üzerinde ve bunların birleşmeleri ile meydana gelen dere Şairler deresi ' dir. (Çayeli-Rize)

Palovit,

Palovit Şelalesi Türkiye'nin en güzel vadilerinden biri olan Fırtına Vadisi'nden ayrılan Palovit Vadisi'nde,10-15m yüksekliğinde bir şelale. Rize'deki şelaleler arasında en yüksek debiye sahip olan şelale. Çamlıhemşin'den Çat yönüne doğru giderken Zil Kale'yi geçtikten sonradır. 


Kabahatten ağır, cinayetten hafif suç...

Cünha,(Arapça)

Kaburga dolması...

Sura,

Malzemeler; 
İç pilav malzemeleri :
1 su bardağı
pirinç
2 yemek kaşığı tereyağı
1 çay bardağı rendelenmiş-çekilmiş
badem
1 demet maydanoz (ince kıyılmış)
1 su bardağı su
2 çay kaşığı kırmızı pulbiber
1 yemek kaşığı karareyhan, (reyhan veya fesleğen
)
½ çay kaşığı karabiber
1 çay kaşığı tuz
 

Kaburga malzemeleri:
1,5 kg kaburga eti (kuzu kaburga, ön kol
)
½ yemek kaşığı
biber salçası
1 yemek kaşığı tereyağı
1 çay kaşığı karabiber
3 su bardağı su

Hazırlanışı;
İç pilavın hazırlanışı:
Pirinç ile
bademi tereyağında kavurun. Kavrulmuş pirinç-badem karışımının yarısını bir kenara ayırın. Diğer yarısına suyu ilave ederek haşlayın. Haşlanan pilavı soğutun ve üzerine pulbiber, karabiber, maydanoz, kara reyhan ve kenara ayırdığınız pirinç-badem karışımını ekleyin, iyice karıştırın.
 

Kaburganın hazırlanışı:
Kaburganın içine pilavı doldurup iğne iplikle dikin. Bir tencerenin içine kaburgayı koyarak yaklaşık 110-120 dakika haşlayıp sudan çıkarın. Daha sonra orta ısıdaki fırınla 25-30 dakika kadar pişirin.


Diğer bir pişirme şekli ise  Kaburga dolmasını büyük bir metal süzgece yerleştirin ve uygun bir kapakla kapatın. Süzgeci, içinde su bulunan büyük bir tencerenin üzerine yerleştirin (suyun süzgece değmemesine dikkat edin.) Buharda 3 saat pişirin.Biber salçasına karabiber ve çok az su ekleyip karıştırın. Kaburga dolmasını fırın tepsisine alıp salçayı üzerine sürün. 190-200 derece ısıtılmış fırında üzeri kızarıncaya kadar yaklaşık 20 dakika pişirin.

Sıcak servis yapınız. Afiyet olsun.

1905-1978 yılları arasında yaşamış, Sıhhiye meydanı' nda yer alan ve Ankara' nın simgesi olan "Hitit Güneşi" yapıtıyla tanınmış heykelcimiz...

Nusret Suman,
Prof. Dr. Mustafa Nusret Suman (1905 - 1978)
1905 yılında Selanik'te doğdu. Güzel Sanatlar Akademisi'ni bitirdikten sonra Münih'te resim, Paris'te heykel öğrenimi yaptı. 1943'te akademide asistan, 1969'da profesör oldu. Aynı yıl kendi isteğiyle emekliye ayrılan Nusret Suman, gerek portre, gerek anıt heykelciliğinde pek çok eser vermiş bir sanatçıdır. 20'ye yakın anıt çalışmasının çoğunda Atatürk'ü konu edindi. 

Hitit Güneş Kursu Anıtı (Hattiler kursu); 1973-1977 yılları arasında Ankara Belediye Başkanı olan Vedat Dalokay zamanında Ankara’nın amblemi olarak Hitit Güneşi seçildiği için bu anıtın yapılmasına karar verilmişti. 1978 yılında heykeltraş Nusret Suman tarafından gerçekleştirilen ve Sıhhiye Meydanı'na konulan anıt.

Eserleri;
Tokat (1935), Muğla (1937), Mustafa Kemal Paşa (1939), Kırıkkale(1942), Balıkesir(1959), Çorlu(1960), Karacabey ve Çarşamba (1961), Sivas, Adapazarı ve Ankara Fen Fakültesi (1964), Bingöl(1965), Sinop ve Gaziantep (1967) Atatürk Anıtları. 

Vefik Paşa Büstü, Yatan kadın, Hürriyet, Anne ve Çocuk, Mimar Sinan, Orhan Veli Büstü, Köylü Kadın, Oturmuş İhtiyar Adam, Nü, Yunus Emre Büstü, Vehbi Koç Büstü, Atatürk, Muzaffer Ertoran Büstü, Nilüfer Suman Büstü, Sedat Simavi Büstü,  Atatürk Büstü, Erkek Büstü.

Kıvılcım...

Şerare,

Kabak, fasülye gibi sebzelerin küçük küçük doğrayarak yapılan bir yemek...


Çintme,(Ferki).
Malzemeler;
4 Adet Kabak
1 Adet Kuru Soğan
1 Tatlı kaşığı Biber Salçası
1kase yoğurt
Tuz, Karabiber, Pul biber(İsteğe göre)
2 Yemek kaşığı zeytinyağı.


Yapılışı;
Yağ,soğan ve salçayı kavurun pembeleşince küçük küpler halinde doğradığınız kabaklarıda ekleyip kavurmaya devam edin. Tuz,karabiber, pul biber ve 1 bardak su ekleyerek suyunu çekene kadar pişirin. Tabağa aldığınız ferkinizin üzerine yoğurdu gezdirerek servis yapın.

Kabuğu kırmızı veya erguvani renkte olan ve tabaklamada kullanılan (sepicilikte) bir söğüt türü...

Tavulga,(arapça),
Kırmızı kabuğu tabaklıkta kullanılan bir bodur söğüt türüdür.

Açık deniz...

Engin, Alarga.

Açığa çıkmış, duyulmuş, yayılmış...

Faş,

Afişe, Fr. affiché 
“Açığa vurmak, belirtmek; duyurmak, dile düşürmek, reklam etmek; açıklamak” anlamlarındaki afişe etmek, Açıklanmış.
İfşa, Gizli bir şeyi açığa çıkarma, yayma

Açınsamada bulunan asker kıtası...

Aravul,
Bir yerin özelliklerini araştıran asker kıtası...

Bir yerin özelliklerini araştıran asker kıtası...

Aravul,
Açınsama - istikşaf ' ta bulunan asker kıtası...

Adıyaman Gölbaşı ilçesinde bir göl...

Azaplı, İnekli (Yeşilova), Gölbaşı,

Gölbaşı İlçesi, genel olarak dağlık ve tepelik alanlardan oluşur. İlçe Merkezi, kısmen ova sayılabilecek Gölbaşı Gölü çevresinde kurulmuştur.Göl çevresinde kalan az bir kısmı ise tarım alanı olarak kullanılmaktadır. Kısmen Azaplı ve İnekli Gölü’nün Güney Kısımları ovalıktır.     

İnekli Ovası,güneyde Balkar Ovası’dır. Toprak itibari ile kum,kil ve organik maddelerden oluşur. Gölbaşı Gölü’nün Kuzey Doğusu alüvyon sahasıdır,ince taneli malzemeden ibarettir. Gölbaşı Gölü ve Azaplı Gölü alüvyon sahasında büyük bir bataklık meydana gelmiştir. Üzeri sazlık ve kamışlıklarla kaplıdır.


Çapak balığına verilen bir başka ad...

Yastağaç,
Çapak, Çipura, Cibre,

Çapak balığı,(Fam: sazangiller-Cyprinidae, Bilinen adı: Abramis brama)
Sazan familyasından,Vücut oldukça yüksek görünüşlü ve yanlardan iyice yassılaşmıştır. 50 cm uzunluğunda, 4-5 kg ağırlığında, sarı pullu, eti tatsız, kılçıklı bir tatlı su balığıdır. Baş boyu, vücut yüksekliğinden daha azdır. Ağız küçük ve başın alt kısmında hortum şeklinde öne doğru uzanır. Kuyruk yüzgeci derin, çatallı ve lopların ucu sivridir. Karın yüzgeçleri anüse kadar uzanır. Vücudun genel rengi sarı-kahverengi, göğüs yüzgeci kurşuni, diğer yüzgeçler siyah renklidir. Üreme döneminde ergin erkek Çapaklarda vücut, baş ve yüzgeçler üzerinde üreme işareti olan inci benzeri kabarcıklar oluşur. Anüs yüzgeci başlangıcı, sırt yüzgeci sonundan indirilen düşey hattın gerisinde bulunur. Bu özelliği ile Eğrez balığından ayrılır. Ayrıca tahta balığı ile aynı dönemde çiftleşip yumurtlar. 

Karadenize yakın tatlısularda, Alp dağlarının kuzeyindeki tatlı sularda yaşarlar.  Aral gölü ve Hazar denizinin civarındaki tatlısularda yaşayanlarına orientalis adı verilir. Tuna nehrinde yaşayan bir türü Danubii adı ile bilinir. Batı Karadeniz, Marmara ve Ege bölgelerinde genelde ırmakların çok yavaş akan kısımlarında ve göllerde bulunur. Suyun dibindeki besinli çamurun yakınında küçük sürüler oluşturarak yaşarlar.
Marmara ve Ege bölgelerinin tatlısularında bulunur. Çapak balıkları genelde ırmakların çok yavaş akan kısımlarında ve göllerde bulunur. Suyun dibindeki besinli çamurun yakınında küçük sürüler oluşturarak yaşarlar.

Marmara ve Ege bölgelerinin tatlısularında bulunur. Çapak balıkları genelde ırmakların çok yavaş akan kısımlarında ve göllerde bulunur. Suyun dibindeki besinli çamurun yakınında küçük sürüler oluşturarak yaşarlar.

"Adonis" de denilen bir süs bitkisi...

Kan Damlası,

Çin Lalesi, Kan damlası, (Latince:Adonis aestivalis),
Kanavcı otu, Şeytangözü, Kan damlası, keklik gözü, kuş lalesi adları da verilen bir süs bitkisidir. 
G. Avrupa, G. Rusya, Kıbrıs, B. Suriye, K. Irak Anavatanı ve doğal yayılma alanı olarak bilinir.

Açılmış bir deliği genişletmek için kullanılan çelik kalem...

Rasba,

Afrika' da yaşayan bir yaban kedisi...

İmpaka,
Serval.

Afrika müziğine özgü, testiye benzer vurmalı bir çalgı...

Udu,

Vakıflarda hizmet karşılığı olmaksızın bir kimseye her hangi bir nedenle karşılıksız verilen şey...

Zevaid,

Vakıf kuruluşlarına ayrılan ödenek...

İtamiye,

Sümer mitolojisinde sağlık Tanrıçası...

Bo,

Çok tanrılı inanca sahip Sümerlerin tapınaklarına Ziggurat denirdi. Zigguratlar yedi katlı olup toplam üç ana bölümden oluşur. İlk katlar erzak deposu,orta katlar okul ve tapınak, son katlar ise rasathane olarak kullanılmıştır.


Sümer mitolojisinin en önemlilerinden biri Gılgamış Destanı' nda da adları geçen tanrılardan başlıcaları şunlardır: 

Anu(An): Gök Tanrısı.
Enlil: Hava Tanrısı, (Tanrıların babası).

Enki: Bilgelik tanrısı.
Nimmah (Ninhursag): Ulu hanım, Ana-Tanrıça .
Nanna (Sin): Ay Tanrısı 
Utu (Şamaş): Güneş tanrısı.(Ay Tanrısı Nanna' nın oğlu.)

Ecem (Kueen) : Kraliçe Soylular Tanrıçası. 
İnanna (İştar): Aşk ve Bereket Tanrıçası.

Vakıf gelirinden görevlilere verilen aylık...

Camekiye,

Sürtme yoluyla kağıt ya da bir başka düzgün yüzey üzerine aktarılan grafik karakteri...

Letraset,

"UFO Dini” veya “Uzay dini” olarak ta adlandırılıan akım, tarikat ...

Raelien,
Raelien akımı,
Raelien Tarikatı
(Raelyenler).

1973 ve 1975 'te Avvergne ve Perigord 'da iki kez uzaylılar tarafından kaçırıldığını öne süren Fransız gazeteci ve otomobil yarışçısı Claude Vorilhon tarafından kuruldu. 
Uzaylıların mesajını anlattığından dolayı “UFO Dini” veya “Uzay dini” olarak ta adlandırılır. 84 ülkede örgütlü 75.000 civarında üyesi bulunduğu tahmin edilen, dünyanın en sapkın tarikatıdır.

Uzaylıların gezegenine götürülen C.Vorilhon oradan bir mesajla döndü. Vorilhon 'a göre ; Elohimler 'in yani XXI. Yüzyıl meleklerinin gelişine hazırlanmak gerekli idi.Raelien Akımı, insan ırkının, ilerlemiş uzaylı türlerin klonlanmasi sonucu ortaya çıktığına inanıyor. Claude Vorilhon kendisinin Tanrı' sız bir dinin kurucusu olduğunu söyleyip, dinlere, evliliğe, askerliğe karşı çıkıyor, sınırsız seksin gerekliliğini anlatıyor. Uzaylılar tarafından " haberci" anlamına gelen " Rael" ünvanını aldığını söyleyen Vorilhon, en geç 2035 yılında gerçekte insanları yarattığını öne sürdüğü uzaylıların dünyaya hâkim olacağını iddia ediyor.

Kendisini "Rael" olarak adlandıran Vorilhon 'un verdiği simgede Davut 'un Yıldızı ile Hindistan kökenli gamalı haç birleştirilmişti. Parola ise “şimdi anlama zamanıdır, inanma zamanı geçmiştir” idi. Lider Rael (Vorilhon), insanlığın sırrını, 1973'te Fransa'da bir UFO'dan öğrendiğini iddia ediyor. Müritlerden, cinsel tercihlerini kanıtlamaları için tuhaf cinsel ilişkilerde bulunmaları da isteniyor

Kitabı Mukaddes 'in yeniden yorumlanmasının sonucu ortaya çıkan bu akım, akılcılığı ve bilimselliği benimseyerek ateist ve hazcı bir dine dönüşme eğilimindedir.

Müslüman ibadet yerlerinin temizliğinden sorumlu kimse...

Ferraş,
Cami, mescid, imaret gibi müesseselerin temizliğini sağlamak, kilim, halı ve hasır gibi mefruşatını yayma hizmetleriyle vazifeli olan kişiler hakkında kullanılır bir tâbirdir. Ferraş, arapçada, yayıcı, hizmetçi, döşeyici anlamlarına gelir. Yeniçeri teşkilâtında bu işi görenlerle, Kâbe'yi süpürenler hakkında ıstılah olarak da kullanılır.

Süpürülen gübürleri toplamak için kullanılan araca da Faraş denir ki ferraş' tan türetilmiştir.


Süpürgeci, temizlik görevlisi demektir. Eskiden çeşitli müesseselerin vakfiyelerinde ferraş kadrosu da belirtilir ve ücreti tayin edilirdi. Mesela;
Ferraş-ı kenîf (Tuvalet temizlikçisi) 2.5 akçe
Ferraş-ı tâbhâne(Tabhane temizleyicisi) 3 akçe
Ferraş'a (cami temizliğinden ve düzeninden sorumlu)3 akçe,


Süpürgeci:
Meydana Car gelir.Süpürgeci meydanı süpürürken" Allah Muhammet ya Ali" der meydan süpürülür. Süpürgecinin görevine Ferraş denir. Ferraş Gözcü ile birlikte duaya durur. Ferraş :"Hamdülillah pirimiz Hünkar Hacı Bektaşı Veli, Üstadımız Ali Muhammettir.Seyyidi ferraş er cemali Muhammet Kemali Hasan Hüseyin Ali'yi bilen dara Muhammet Mustafa'ya Selavat " der. Dede şu duada bulunur." Allah Allah hizmetler kabul ola muratlar hasıl ola, Hak Muhammet Ali katarından didarından ayırmıya, Seyidi ferraşın Ali hümmeti kerameti hazır ola" duası söylenirken Cemde bulunan bütün canlar büyük küçük herkes bir huşu içinde içten gelen bir itikat sesi ile Allah Allah kabul eyle diye niyaz ederler. Her hizmette mutlaka selavat getirilir.

Dünyanın pek çok ülkesinde verdiği konser ya da resitallerle ünlenen ve geçenlerde (21 Aralık 2009) ölen piyanistimiz...

Ergican Saydam,(1929-2009)

İstanbul'da doğdu. İlk derslerini ağabeyi Prof. Erçivan Saydam'dan aldı. 1943' de İstanbul Belediye Konservatuarına girdi. Ferdi Statzer' in öğrencisi olarak bu kurumu 1953'de Tchaikovsky'nin si bemol minor piyano konçertosunu çaldığı diploma konkuru ile bitirdi. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. 1955-59 yılları arasında Münih Yüksek Müzik Akademisinde Friedrich Wührer'in öğrencisi olarak bu kurumdaki öğrenimini tamamladı. 14 yaşından beri konser veren Saydam, bütün Avrupa ülkeleri, Asya-Amerika ve Afrika'da 2000'i aşkın konser verdi. Jamaika, Venezuela, Trinidad, Barbados, St.Lucia, Guyana ve Surinam gibi ülkelerde ilk konser veren piyanist oldu.

İstanbul Filarmoni Ödülü, Bad Gastein, Margrit Ramdohr, Simon Bolivar ödülleri sahibidir.1975 yılında uluslar arası Ravel konkuruna davet edildi.

Ayrıca TRT'de 25 yıl görev yapmış, çalışmasını gümüş plaketle tamamlamıştır. 1986'da Profesör olan Ergican Saydam, Liszt'in Abdülmecit Han için yazdığı Marş Parafrazı ilk defa icra etmiş, konserlerinde de Türk bestecilerine özellikle yer vermiştir.

Cemal Reşit Rey'in Piyano konçertosununda da besteci yönetiminde ilk çalınışını gerçekleştirmiştir. Saydam Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı piyano bölümünden emekli öğretim üyeliği yapmıştır.

Elektrik döşeminde lamba ya da fiş konacak kolların her biri...

Sorti,

Maden külçelerinin eritilip arındırılması...

Kal,

Hırvatistan' ın para birimi...

Kuna,

Müslüman olmayan evli kadınlar için kullanılan sözcük...

Madam,

Antalya ilinde bir yayla...

Feslikan Yaylası,

Antalya Konyaaltı, Doyran Belediyesimde 1650 m. rakımlı Feslikan Yaylası.

Judo, karate gibi uzakdoğu sporlarında, teknik bir göstergeyi oluşturan, kurallara bağlı hareketler dizisi ...

Kata,
Judo ve karate hareketleri çabuklaştırmak için yapılan bir dizi egzersize denir.

İnternet ortamında aynı mesajın kopyalarını çoğaltarak, talebi olmayan kişilere istek dışı gönderilmesi...

Spam,
Internet üzerinde aynı mesajın yüksek sayıdaki kopyasının, bu tip bir mesaji alma talebinde bulunmamış kişilere, zorlayıcı nitelikte gönderilmesi Spam olarak adlandırılır. Spam çoğunlukla ticari reklam niteliğinde olup, bu reklamlar sıklıkla güvenilmeyen ürünlerin, çabuk zengin olma kampanyalarının, yarı yasal servislerin duyurulması amacına yöneliktir. Spam gönderici açısından çok küçük bir harcama ile gerçekleştirilebilirken mali yük büyük ölçüde mesajin alıcıları veya taşıyıcı, servis sağlayıcı kurumlar tarafından karşılanmak zorunda kalınır.

Internet kullanıcıları üzerindeki etkileri incelendiğinde iki tip Spam vardır. Email aracılığıyla gönderilen spam doğrudan gönderilen mesajlarla, bireysel kullanıcıları hedef alır. Email spam listeleri genellikle Usenet gönderilerinin taranması, tartışma gruplarının üye listelerinin çalınması veya web üzerinden adres aramalarıyla oluşturulur. Email tipindeki spam gönderileri tipik olarak alan kullanıcının masraf yapmasına sebep olur. Email erişimi için süreye bağlı telefon parası ödeyen her kullanıcı için bir bedel ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bununda ötesinde, spam maillerinin taşınmasının servis sağlayıcılar ve diğer on-line servisler üzerinde oluşturduğu mali yük de doğrudan abonelere yansıyacaktır.

E-posta yolu ile gönderilen spam türlerinden ticari içerikli olan UCE (Unsolicited Commercial e-mail- Talep Edilmemiş Ticari e-posta) adından da anlaşılacağı gibi istemediğiniz halde size gönderilen bir ürünü yada hizmeti tanıtıcı elektronik posta iletileridir.

İçeriğinin mutlaka ticari olması gerekmeyen UBE (Unsolicited Bulk e-mail Talep Edilmemiş Kitlesel e-posta), aynı anda yüzbinlerce e-posta hesabına gönderilen e-posta iletileridir. Bu iletiler ticari içerikli olabileceği gibi politik bir görüşün propagandasını yapmak yada bir konu hakkında kamuoyu oluşturmak amacı ile gönderilen e-posta iletileri de olabilir. Spam hakkında önemli bir nokta, bir iletinin spam olarak nitelendirmek için kullanılacak ölçütün iletinin içeriği ile hiç alakalı olmamasıdır. Herkesin üzerinde hemfikir olduğu, önemli bir toplumsal duyarlılığa sahip bir konu hakkında görüş bildirmek için kitlesel olarak gönderilen bir iletide aslında spam olarak nitelendirilebilir.

Bir diğer sık rastlanılan e-posta spam tipi ise MMF (Make Money Fast – Kolay Para Kazanın)  iletileri; zincir iletiler yada piramit benzeri pazarlama yapıları ile ilgili gelen iletilerdir. Piramitin en üstündeki isme para gönderip listenin altına kendinizi eklediğinizde para kazanmaya başlayacağınıza ilişkin iletiler bu tip spam iletilerine örnek olarak verilebilir.

Email türündeki spam’in rahatsız edici bir tipi ise, iletinin tartışma listelerine gönderilmesi durumudur. Bir çok tartışma listesinde, kimi işlemler sadece liste üyeleri tarafından gerçekleştirilebildiğinden, spam göndericileri, mümkün olduğu kadar çok listeye üye olmaya çalışarak, liste üyelerinin adreslerini temin ederler.

Diğer bir Spam tipi ise, iptal edilebilir (cancellable) Usenet mesajları aracılığı ile yapılan spamdir. 20 veya daha fazla haber öbeğine aynı anda gönderilen bir ileti spam kapsamında incelenir. Usenet kullanıcıları açısından bu kadar çok sayıda haber öbeğine gönderilen bir iletinin genellikle öbeklerin çoğu, hatta hepsi açısından konu dışı kaldığı tesbit edilmiştir. Bu tür spam, sıklıkla haber öbeklerini okuyan ancak çok ender veya hiç gönderi yapmadıklarından email adresleri elde edilemeyen kullanıcı grubunu hedefler. Usernet spamleri haber öbeklerini reklemlar veya ilgisiz iletilerle doldurarak kullanıcı açısından faydasız ve kullanılması zor hale getirir.

Hint sümbülü verilen adı verilen bir çiçek...

Alek,
Hint sümbülü (Nardostachys grandiflora),
Kedi otugiller (Valerianaceae) familyasından bir türçiçekli bitki. Çin, Hindistan ve Nepal'de Himalayalar'da yetişir. Çan şeklinde, pembe renkli, boyu yaklaşık 1 metreyi bulan bir bitkidir.

Hint müslümanları arasında yaygın olan tarikat...

Çiştiye,

Kalemtraş...

Mifrez,

XII. yüzyılda yaşayan Alpetragius adıyla tanınan Endülüslü astronomi alimi...

Bitruci, Ebu İshak Nurüdin el-Bitruci el-işbili.

Kurtuba'nın kuzeyinde bulunan Bîtrûc (Pedroche) şehrinde doğduğu için bu adla anılan ve uzunca bir süre İşbiliye'de (Sevilla) oturduğu için de İşbili nisbesiyle anılmaktadır. Ebû İshak Nûreddîn 13. yüzyılın önde gelen bilginlerindendir. Hocası İbn Tufeyl'den ve Câbir ibn Eflâh'tan etkilenen Bitrûcî Kitâbu'l-Hey'e (Astronomi Kitabı) adlı yapıtında Aristoteles fiziği ile uyuşmadığından Batlamyus'un eksantrik ve episikıl düzeneklerini eleştirmiştir; çünkü bu düzenekler Yer'i evrenin merkezinden kaldırıyor ve bu yolla Aristoteles fiziğini geçersiz kılıyordu. Bitrûcî Ödoksos tarafından geliştirilen ve Aristoteles fiziğine dayanan ortak merkezli küreler kuramına geri dönmüş ve gezegenlerin düzensiz hareketlerini açıklayabilmek için daha önceden belirlenen 8 gökküresinin dışına bir küre daha ilave etmiştir.

Bitruci, astronomi tarihinde bir devir açan eseriyle, modern astronomi­nin temeli olan HelyoSentrik Gezegen Sistemini ilk defa kuran kişi oldu. Geçerli trigonometrik ispatlamalarda bir üstad idi.
 
Bütün bunları dikkate alan Yahudi fen adamı ve astronomi bilgili Levi B. Gersoon MilhamutAdanai (Ö. 1344), Wors of the Lord kitabında, onu astrono, minin kurucusu olarak vasıflandırırken; başka bir Yahudi bilgin Ye-huda bin Salmon Kohen de, Bitruci'yi, fizik prensipleri ile, fezada düşme­yen astronomik modeller inşa ettiği için övmüştür. Kopernik'in, De Revolit iönibus Arbium Coelestium adlı eseri, Bettani ve Bitruci'ye dayanmaktadır. O, bu eserinde, Bitruci ve İbn-i Şatır'ın Lâtince'ye tercüme edilmiş eserle­rinden etkilenmiş ve Lâtin bilginlerinden de faydalanmıştır. Keza, Bitru­ci'nin güneş ve ay teorisini muhtemelen bir Lâtince tercümesinden okuyup öğrenmiştir. Onun kimsenin inkâr edemeyeceği gibi, Bitruci'nin fikirlerini çok iyi bildiğini, Venedik'te 1496 senesinde basılan Regionontanus adlı ki­tabında ispat etmektedir.

Kopernik, Bitruci'den dolaylı olarak etkilenmiştir. Onun istifade ettiği batılı kaynaklar, Bitruci'nin tesiri altında kalıp, astronomi konusunda onun görüşlerinden faydalanmıştır. Bu bakımdan Kopernik, Arapça bilmez, eser­leri okuyup anlayamaz görüşü isabetli değildir. Bitruci'nin Lâtin, Hıristiyan ve ortaçağ bilginleri üzerinde etkisinin dolaylı yoldan Kopernik'eKopernik de­ğil, Bitruci'yi kabul etmek mecburiyetinde olduğumuzu gösterir. etkisi aşi­kârdır. Bütün bunlar, modern astronominin kurucusu olarak

Bitruci, hem İslâm aleminde, hem de Batı'da çok tesirli oldu. Batı ilim dünyasında, Bitruci'nin etkisi altında kalan bilginlerden bazıları şunlardır: Albertus Magnos, Roger Bacon, Robert Grasseteste, Müller, Regiomonta-nus, Michael Scot, İlliam the Engilishman, Petrus de Abene, Donte, Coper-micus, Yehuda bin Salamon Kohen, Tıbbon, Leviben, Gerson, Isaac İsraeli, Vicent Benaudis, Dus Skot.

Bitruci' nin yeni sistemi, Batlamyus'un sisteminin yerini aldı ve modern çağları hazırladı. Onun bu yeni sistemi, yalnız astronomiyi değil, ortaçağ boyunca, tabiat ilimlerini ve Batı felsefesini etkiledi. Tesirleri çok derin ol­du. Öyle ki, sonraki asırlarda Batılı ilim adamlarının dikkat nazırlarını, tam manasıyla İslâm alimindeki fen, matematik ve astronomi ilimlerine teksif etmelerine yol açtı.

Modern Türk soyut geleneğinin önde gelen isimlerinden olan ressamımız...

Zekai Ormancı, (1949-2008)

1949 yılında Aydın'da doğdu. 1973 yılında, bugün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümünden mezun olan Ormancı, 1976 yılında aynı kurumda öğretim görevlisi oldu.
Yüksek Resim Bölümünde Halıresim (Tapisserie) atölyesini kuran Ormancı, 1980'de Avusturya Hükümeti'nin bursuyla Salzburg Yaz Akademisinde Prof. Albert Bitran ile çalıştı.
Birçok kişisel sergisi ve ödülü bulunan Ormancı, 1986 yılında doçentlik, 1995 yılında da profesörlük unvanı aldı.

Sanat yaşamı boyunca onlarca ulusal ve uluslararası karma sergide yer alan Zekai Ormancı, 31 kişisel sergi açtı. Hem resmi hem özel kurum ve kuruluşların açtığı yarışmalı sergilerden birçok ödülü bulunan Ormancı’nın eserleri yurtiçi ve yurtdışında birçok müze ve özel koleksiyonlarda yer almaktadır.

Modern Türk soyut geleneğinin önde gelen isimlerinden olan ressam Zekai Ormancı vefat etti 24 Nisan 2008.

Harita okumayı, yön bulmayı ve en kısa yoldan hedefe ulaşmayı amaçlayan spor dalı...

Oryantiring, (Orienteering -Yön bulma)

İsveç'den geliyor ve yön bulma anlamına geliyor. Dünyada 58 ülkede ulusal federasyonu var. Her ülkede aynı adla biliniyor. Nasıl "Kano"yu Eskimo dilinden, "futbol"u İngilizce'den almışsak bunu da böyle kabul etmişiz. Dünyada yaklaşık 200 yıllık bir geçmişi bulunan orienteering, ilk olarak İskandinav ülkelerinden çıktığı içinmidir bilinmez dünya sıralamasında da hala en başarılı sporcular İskandinavlar. Orienteering 1977'de olimpik bir spor dalı olarak kabul edildi. Türkiye'de de askerler, polisler, izciler, üniversitelerin spor bölümleri gibi kendi içlerine kapalı çevrelerde 1970'li yıllardan beri yapılıyor.Orienteeringe başlamak için bütün ihtiyacınız; bir pusula, bir harita ve spor kıyafetler. Altimetre, GPS kullanmak gerekmiyor. Harita, modern orienteeringin olmazsa olmaz şartıdır.



Bu haritalar ancak özel orienteering harita yapımcıları tarafından yapılabiliyor. Ülke ülke dolaşıp harita yapıyorlar. Bu işten geçiniyorlar. Böyle bir haritanın  yapılması icin önce 1:10.000’lik ve üzerinde eşyükselti çizgileri olan temel harita lazım. Bunu sizin bulmanız gerekiyor. Belediye’den, ormandan ya da başka bir yerden. Temel haritanız yoksa orienteering haritası  yapımcıları bir işe yaramıyor. Temel harita üzerine bir harita yapımcısı  arazide çalışıp onu orienteering haritası haline getiriyor. Gündüz arazide çalışıp akşamları çizdiklerini bilgisayara taşıyor. Araziyi bir oya gibi işliyor. 1m yüksekliğinde bir kaya, 2m2’lik bir ıslak alan  bile tek tek işleniyor. Bir uzman haritacı 1 haftada iyi hava koşullarında ancak 1km2 alan haritalayabiliyor.Eskiden orienteering’de çok uzun mesafeleri koşmak marifetmiş. Şimdi gelişen haritacılık ve teknik sayesinde ufak alanda sürat ve doğru yol kararları vermek önemli. Büyük yarışlarda bir yerde birkaç saniye takılmanız sıralamada yerinizi hemen değişmesine sebep olabiliyor. ( 1:10.000 demek haritada 1cm, arazide 100m anlamına geliyor. )



Oryanting türleri;
Uluslararası Oryantiring Federasyonu’nun organize ettiği 
a) Koşarak (Foot Orienteering), 
b) Kayakla (Ski Orienteering), 
c) dağ bisikletiyle (Mountain Bike Orienteering), 
d) elle kullanılan özürlü arabasıyla (Trail Orienteering) yapılan türleri bulunmaktadır. 

Ayrıca son yıllarda yazılı ve görsel basının ilgisini çekmek için kent içlerindeki parklarda yapılan türü de bulunmaktadır. Bu tanıtım yazısının aşağıdaki bölümlerinde Oryantiring, koşarak yapılan Oryantiring anlamında kullanılacaktır. Diğer Oryantiring türlerinin ülkemizde ortaya çıkacak taleplere göre zaman içinde gelişeceği tahmin edilmektedir.

Eskiden İstanbul' da gezintiler için kiralanan, ince ve zarif bir kayık...

Hanım İğnesi, 

Hanım İğnesi' de tabir edilen 19. yüzyıl İstanbul özel tenezzüh kayığının replikasının oluşturulmasıdır. Zerafet, letafet, hafiflik gibi bizce mühim özelliklerdir.

Kuzey Amerika' daki kayalık dağların doğu yamaçlarında kış aylarında esen kuru ve ılık rüzğara verilen ad...

Şinuk,

Sağanak, şiddetli yağmur...

Boğanak,

Lapina balığının büyük cinsi.

Labros,

1778-1837 yılları arasında yaşayan ünlü İngiliz palyaço ve pandomim sanatçısı...

Joseph Grimaldi,   (d. 18 Aralık 1778 - ö. 31 Mayıs 1837)
Modern anlamda palyaçoluğun babası, komedyen.

İngiliz Pandomim sanatçısı - komedyen Joseph Grimaldi, Commedia dell'Arte'nin (İtalyan halk tipi tiyatro); bir anlamda ortaoyunu - meddah sanatçılığının usta temsilcisi sayılmaktadır.

Henüz 3 yaşındayken halka açık gösterilere çıkmaya başlayan Grimaldi, yetenekli bir mim sanatçısı, akrobat, sihirbaz olarak yetişti, Royal Tiyatrosu'nda sahneye çıktı. "Büyük Palyaço" olarak anılan Grimaldi, beyaz yüz boyasından, çok büyük numaralı ayakkabılara, birçok klasik numaranın palyaçoluk literatürüne girmesini sağladı. Ölünceye kadar mesleğini icra eden sanatçı için her yıl Şubat ayının ilk Pazar günü, Londra'da yüzlerce palyaço tarafından anma günü düzenlenmektedir.

Mısır unuyla yapılan bir ekmek...

Malay,

Zırh ya da silah...

Cebe, (Moğol).
Zırh, Silah demektir.
Osmanlıda silah ihtiyacını karşılayan aracın adı. Cebeci ocağı, yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla ilga edilmiş, kaldırılmıştır

Trakya yöresine özgü bir halk oyunu...

Garaguna, 
(Silivri yöresi halk oyunlarındandır.)

Yalnızca çalgıcıların çaldığı bir havadır. Bu hava eşliğinde ağır başlayıp sonradan hızlanan bir oyundur. Kız ve erkeklerin karşılıklı çıkmaları ve dönmeleri oyuna ayrı bir güzellik katar. Konya yöresinden Yunanistan'ın Nasiliç civarına göç eden ve orada yerleşip tarımla uğraşan bir Türk kavminin hasat sonrası sevincini dile getiren bir oyundur. Bu kavmin adı olan Kara Hunlar zamanla dilde değişerek oyunun bugünkü adı olmuştur.





Yöreye ait diğer halk oyunları;

Fındıkçı,

Bohçorçl-Bohçalı güzel (Bohça götürme),
Peresenya (Geçti bir yaz)
Samyotisa (Güzel gözler)
Asker,
Findan,

Kabadayı, Kasap, Karşılama, Kampana
Bubuşka (Şak şak),

Tikveş Horası (Tikveşli),



İki Telli (Çiftetelli),
Arzu ile Kamber,
Arnavut Havası, Gayda (Arnavut gaydası),

Hükümdarlık otoritesinin ve meşruluğunun simgesi olan, genellikle üzeri işli kumandan sopası...

Rekad,

Kente giren şeylerden alınan vergi...

Oktruva, (Fr. Octroi’dan)
Halk dilinde oktorva.

Bazı mallar için şehirlerin girişinde alınan verginin adıdır. Toprakbastı ya da ayakbastı parası da denir.  Duhuliye resmi’nin eş anlamlısı olup “resmi duhuliye”, “baç ” , “giriş resmi” de denir.


( Osmanlı devletinde şehir ve kasabalara ticaret amacıyla getirilen mal ve eşyadan alınan vergi)

X.yüzyılda Semerkand yakınında yapılan en eski İslam türbesi...

Arap Ata,

Semerkand, Türkistan'ın Maveraünnehir bölgesinde Zerefşan Irmağı kenarında Orta Asya'nın en eski şehirlerinden biridir. Şehirde ilk yerleşim yeri, adını İslamiyet öncesi Türk ve İran efsanevî kahramanından alan Afrasyab Tepesi'dir. En eskisi M.Ö. binli yıllara uzanan çeşitli medeniyetlerden sonra, 8. yy.'da Afrasyab müslümanların eline geçmiştir. Bundan sonra hızla gelişen şehir 11-12. yüzyılda güneydeki ovaya inerek bölgenin kültür ve ticaret merkezi haline gelmiştir.

Semerkand, Samanîler'in (892-999), Karahanlılar'ın (840-1212), Selçuklular'ın (1038-1157), Moğollar'ın (12-14. yy), Timurlular (14-15) ve Özbekler'in hakimiyetini gördü. Sonraları önemini kaybetmeye başlayan şehir 19. yy'da Ruslar'ın istilasına uğradı. Günümüzde komünizmin çöküşünden sonra yeni kurulan Özbekistan Devleti'nin önemli şehirlerinden biri olmuştur.

Semerkand yakınlarındaki Tim'de bulunan 977/978 tarihli Arap Ata türbesi, Samanîler devrinde tuğladan yapılmış, kare planlı, kubbeli bir yapıdır.

Torik, kolyoz gibi balıklarla hazırlanan bir tür meze...

Garoz,
Tekirdağ yöresine özgü bir tür meze.
Eskiden Marmara adalarında tuzlanmış kolyoz ciğerinden yapılan bir mezedir.

Şarbon hastalığına verilen bir başka ad...

Şarbon (Antraks, Dalak, Kasap Çıbanı, Karaçıban) Hastalığı.

Yanıkara, Antraks, Karayanık, Karakabarcık, Dalak Hastalığı.

İnsanlara da bulaşan önemli hastalıktır. Evcil hayvanların hepsinde görülebilir. Sıcak, rutubetli ve bataklık bölgelerde daha fazla görülür. Açlık, yorgunluk, aşırı sıcak ve soğuk, kötü bakım ve beslenme, şap hastalığı, iç parazitler, hastalığın çıkmasına ve yayılmasına yardımcı olur. 



Koyun, keçi, sığır, manda, at, deve,fil, domuz, köpek, kedi, at ile kanatlılarda görülen ve bütün dünyaya yayılmış olan tehlikeli bir Zoonozdur. Etkeni Bacillus anthracis dir. Hayvanlarda yüksek ateş, dalakta büyüme, kanın katran gibi koyu renk alması ve pıhtılaşma yeteneğinin kaybolması, deri altı ve subseröz dokuların serohemolojik inflitrasyonu ile karakterizedir.

Mikrop; toprakta, sularda ve merada 50 – 60 yıl yaşayabilir. Şarbondan ölen hayvanın parçalanması ile mikrop bulaşan yağmur ve sel suları, hastalığı çok uzaklara taşır. Onun için, ölen hayvan asla açılmadan, iki metre derine gömülmelidir. Şarbon hastalığına her mevsimde ve özellikle kırkım zamanında daha çok rastlanır. Yüksek ateş, hızlı nabız, titreme, ağızdan salya ve arkadan pislikle kan gelişi, kan işeme, hızlı zayıflama ve ani ölümler hastalığın belirtileridir. Kesilen hayvanlarda kanın pıhtılaşmaması ve dalağın normalden büyük oluşu hastalığın tanınmasına da yardım eder.Hayvanları bu hastalıktan korumak için bulaşık meralarda otlatmamak gerekir. Çünkü hastalık bir mera hastalığıdır. Hasta koyun derhal yok edilmesi ve sağlamların aşılanması gerekir. Aşı, koyunlara 0.5 cm kuzulara 0.25 cm dozda deri altına alt bacağın iç kısmına uygulanır. İki aylıktan küçük kuzulara yapılmaz. Aşı, hastalık çıkmadan önce ilkbaharda ve hastalık görülen yerlerde ise hemen uygulanır. Bağışıklık, aşı yapımından 2 hafta sonra başlar ve 1 yıl sürer.

Ticaret gemilerinde en üst güvertenin altına rastlayan ambar güvertesi...

Giladora,

Palamut balığının küçüğü...

Gaco, Palamut vanozu, (5-15cm),

Günaha sokma, günah işletme...

İsam,

Çarlık Rusya' sında yüksek soylulara verilen ad...

Boyar,

Çarlık Rusya' sında soylulara verilen ad...

Barin,

Yahudilerin kutladığı bir bayram...

Purim,

Tazminattan sonra kolağası rütbesi...

Rabia,

Tazminat...

Ödence,

Iskarta mal...

Marda,

Tazminat döneminde kimi yazarları "trajedi, dram" anlamında kullandıkları sözcük ...

Hagaragort,

Değerli madenlerin saflık derecesi...

Ayar,

Lokantalarda garsonların yemeği veren arkadaşına "kalsın, verme, vazgeçildi" anlamında söyledikleri söz...

Resto,

Sıcak bölgelerde yetişen ve odunu çok sert bir ağaç...

Tik,

Shakespeare' in bir trajedisi...

William Shakespeare, (26 Nisan 1564 – ö. 23 Nisan 1616), İngiliz şair ve tiyatro oyun yazarıdır.

Bir tüccarın oğlu olan William Shakespeare, on sekiz vaşındayken, Anne Hathaway' le evlenip, bir süre sonra Londra'ya gitti. Önce tiyatro oyunculuğu yapıp, daha sonra ünlü ''Globe'' ve ''Blackfriars'' tiyatrolarına ortak oldu. Başkalarının yazdığı oyunları düzelterek oyun yazarlığına ilk adımını atıp, kısa süre sonra kendi oyunlarını yazmaya başladı. Veba hastalığı çıkınca Londra'dan ayrıldıysa da, 1954' te dönerek, 1613'e kadar Londra'da yaşadı.

William Shakespeare'in yapıtları üç grupta toplanabilir:
Tarihsel dramlar, komediler, trajediler.
İlk yapıtları Henry IV, Richard'ın Faciası ve Henry V' te siyasal temaları işleyerek iktidarın halk yararına kral tarafından kullanılması sorununu ele alınmıştır.

Bir Yaz Gecesi Rüyası(Periler Kralı Oberon ile kavgacı hizmetkârı Puck), Kuru Gürültü, Beğendiğiniz Gibi , On ikinci Gece , İyi İten Her Şey İyidir, gibi komedilerinde, hem olağanüstü bir mizah duygusu ortaya koymuştur, hem de insanların kusurlarını gözler önüne sermiştir.

Basit bir çizgi çevresinde gelişen ve mutlu sonla biten bu komediler, insanların çılgınlıklarını alaylı bir çerçeve içinde vurgulamayı bilen eleştirici bir zekanın ürünüdür. Venedik Taciri ve Kısasa Kısas gibi komedilerindeyse, acıklı olaylara da rastlanır.

Ama özellikle, trajedileriyle ünlüdür: Romeo ile Jülyet , Atinalı Timon, Jül Sezar-Julius Caesar (Bu oyunda Brutus, çok sevdiği Jül Sezar'ı özgürlük adına öldürür) , Hamlet , Othello (Othello'nun, emir eri olan Iago, karısı Desdemona) , Macbeth , Kral Lear, Coriolanus , Antonius ve KleopatraTitus Andronicus (Romalı komutan Titus), Kış Masalı (Kral Leontes ve karısı Hermione) , Fırtına (Havave mutluluk perisi, Ariel, canavar ise Caliban' dır).

Kolayca geçit vermeyen, aşılması çok güç doğal engel...

Pekent,

"İt üzümü", "Stifno" gibi adlar da verilen ve yaprakları haşlandıktan sonra salata olarak yenen otsu bitki...

Bambul otu,
Köpek otu, Köpek üzümü, Yabani Pamuk,

Stifno(İstifno) Rumca adıdır.
Latince adı; Solanum Nigrum. 

Egenin müthiş otlarından biridir. Kabak, biber gibi sebzelerle birlikte haşlanıp salatası yapılıyor. Acımsı tadı çok güzel. Ispanakla tere arası bir şey. Baharlı bir bitkidir. Radika gibi hafif haşlanarak yenir. Zeytinyaği, limon suyu ve sarmısak ile katılmalıdır.

Deniz feneri kulesi...

Menar,
Deniz Feneri kulesi,
İşaret Kulesi,

Deniz Feneri,
En eski deniz feneri, MÖ 7. yüzyılda Sigeon'da, bugünkü adıyla, Kumkale'de (Çanakkale) yapılmıştır. İstanbul Boğazı'nın Trakya yakasındaki Timée ve karşı kıyısındaki Chrysopolis (Üsküdar) fenerleri MÖ 2. yüzyılda yapılmıştır.  Dünyanın antik çağdaki yedi harikasından biri olan[ İskenderiye Feneri MÖ 280 yılında Knidos'lu Sostrates tarafından Pharos adası üzerine inşa edilmiştir. 

Yüksekliği 135 metre olan bu fenerin şöhreti ve yüksekliği bu güne kadar aşılamamıştır. 14. yüzyılda meydana gelen bir depremde yıkılmıştır.   İtalya'daki en eski fener Messina'da bulunmaktadır. Brindisi, Ravenna, Puzzuoli ve Capri fenerleri, Roma döneminin diğer tanınmış yapılarıdır. İmparator Caligula tarafından M.S. 40 yılında inşa edilen Boulogne feneri 17. yüzyıla kadar kullanılmıştır. Dover'de ve Herkül Sütunu adıyla bilinen La Coruna'daki (İspanya) fenerler aynı dönemin diğer tanınmış yapılarıdır.

Van gölü kıyısında Urartu döneminden kalma bir kale...

Ayanis (Ağartı),
Kef,
Ayanis Kalesi Van’ın 35 km. kuzeyinde, Van Gölü’nün doğu kıyısındaki Ağartı Köyü yakınında, 100x400 metre ölçülerinde kayalık bir tepe üzerine M.Ö. 685 ve 645 tarihleri arasında kurulmuştur. Urartu Krallığı’nın başında bulunan kral II. Rusa tarafından inşa edilmiştir. Yapılan arkeolojik değerlendirmeler ve dendrokronolojik çalışmalara göre Ayanis Kalesi M.Ö. 673-72 tarihlerinden hemen sonra yapılmıştır.

İktidar makamı...

Resikar,
Mevki.

Tatlı, tuzlu, ekşi ve acı tatlar dışında kalan beşinci tat ...

Umami,
Japon bilim adamaları tarafından keşfedilen ve gastronomi dünyasında kendini kabul ettirmeye çalışan Umami, tatlı, acı, ekşi ve tuzlu gibi kesin çizgileri olmayan, biraz daha karmaşık, biraz daha gizemli bir yapıdır. Kendini hemen ve herkese belli etmeyen umami kavramının henüz hiçbir dilde terminolojik olarak karşılığı yok. Belki de her ülke kültürü bu kavramı orijinal adıyla bünyesine katacak ya da asla katmayacak…

Asya kökenli insanların yaklaşık yüzde 90' ında, hint-avrupa kökenlilerin ise sadece yüzde 65' inde bulunur bu tadı alabilen dil tomurcukları. Bu yüzden Asya' lıların büyük çoğunluğu doğal olarak Asya mutfağından hoşlanırken bir kısım Avrupa' lı ve Amerika' lı Asya yemeklerini tatsız tuzsuz ve kimi zaman rahatsız edici lezzette bulurlar.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ