Ankara' nın Kızılcahamam ilçesinin eski adı ...

Yabanabad,
Kızıcahamam,
Şorba,
Yabanabad, anlamı bozkırı imar eden. 
Kızılcahamam İlçesi Ankaraya 57 km uzaklıktadır. Bilinen ilk ilçe merkezi bugünkü Demirciören köyü yerleşim yeri olup, kayıtlarda Yabanabat olarak geçmektedir. 1880 yılında ilçe merkezi eski adı Şorba olan şimdiki Pazar bucağına taşınmış ve 1915 yılında bugünkü yerleşim yerine nakledilmiştir.
İlkçağlara kadar uzanan Yabanabad (Kızılcahamam)' ın ne zaman kurulmuş olduğunu kesin olarak bilmiyoruz. İlkçağlardan beri, Anadolu' nun ortasında bir yerleşme merkezi olarak görünen Yabanabad Cumhuriyetten sonra, hızla gelişerek bugünkü durumuna gelmiştir. Bazen tarih alanında bazen de karanlıklarda kalan Yabanabad' ı ancak 1915 yılından beri Kızılcahamam adı ile görüyoruz.


Kızılcahamam ilçesinin doğusunda Çubuk, batısında Çamlıdere ve Güdül, kuzeyinde Çankırı' nın Çerkeş ve Bolu' nun Gerede ilçeleri ile güneyinde Ayaş ve Kazan ilçeleri vardır. İlçe sınırları içerisinde yer alan Kurtboğazı, Eğrekkaya ve Akyar barajları Ankara' nın sulama ihtiyacını karşılayan barajlardır. Kızılcahamam İlçesi yeraltı suları bakımından zengin olup, kaplıcaları ile ünlüdür.

Ankara Ahi yönetiminde iken, stratejik öneminden dolayı, Osmanlı hükümdarı Orhan Bey’in oğlu Süleyman Paşa tarafından fethedilir (1354). Fakat bir süre sonra Ahiler tarafından geri alınınca, bu sefer de I.Murat tarafından çevresi ile beraber (Yabanabad dahil) Osmanlı topraklarına katılır. (1362)
Bu dönemde Ankara ve çevresi, yoğun Türk nüfusuna olan ihtiyaç ve stratejik öneminden dolayı Karaman Beyliği ile çekişme alanı haline gelir ve birkaç defa el değiştirir. Bu yıllarda Yabanabad’ın doğu ve güneyi Osmanlı Beyliği, batı ve kuzeyi de Candaroğulları Beyliği hakimiyetindedir. 
Yabanabad adını ilk ne zaman aldığı bilinmemekle beraber, 1423 tarihli ilk tahrirde zikredilen Yabanova adının Selçuklular’ dan intikal ettiğini kabul etmemiz gerekir. Bu tarihte verilen Yeğen Bey Vakfiyesi’ ne konu olan vakıfların kaynağı ilk Osmanlı dönemine kadar gitmektedir. Yani bölge-yer isimlendirme ve tanımlamaları II.Murat devri tahrirlerini esas almakta, onlara da Selçuklular’dan intikal ettiği anlaşılmaktadır.

Şiddetli belirtilerle başlayıp kısa sürede ağırlaşan hastalıklar için kullanılan sözcük ...

Akut,(Alm. akut, İng. acute ).
İveğen (Aceleci) .
Tıp bilimlerinde akut terimi ya “hızlı başlayan ” ya da kısa süreli ” hastalıkları, bazen de her iki durumu birden tanımlamak için kullanır. 
Keskin bir noktada sonlanan, kronik olmayan. 
Yaprak ayasının uç kısmının sivri olması. 

Bir hastalığın ilk belirtilerinin ani, çabuk ve şiddetli seyrettiği dönem ağır, keskin, vahim.
Hastalık veya semptomun ani başladığını ve nispeten kısa sürede sona erdiğini, hastalık süresinin 3-14 gün olduğunu ifade eden terim.

Akut terimi halk arasında sıklıkla “şiddetli” ya da “ciddi” terimleri ile karıştırılmaktadır. Akut terimi tamamen farklı bir anlam ifade eder ve bir hastalık akut olabilir ama şiddetli olması gerekmez. Kronik, akut teriminin tam karşıtıdır ve uzun süre devam eden durumları tanımlamak için kullanılır. Subakut terimi ise “akut ve kronik arasında” anlamına gelmektedir. 

Bu hastalıkların çoğu mikrobik hastalıklar grubundandır. Damar tıkanmaları, kazalar, güneş çarpması, yanıklar, mide, apandisit delinmesi, barsak düğümlenmesi, pankreatit, menenjit, kulak, diş ağrıları ve daha bir çok ani ortaya çıkan hastalıklar bu isim altında toplanırlar.

İnek sütünden yapılan bir Hollanda peyniri ...

Edam, (Flemenk Gravyeri).
Meşhur bir Hollanda peyniri olan Edam, inek sütünden üretilir. Yumuşak, tereyağımsı bir tada sahiptir. Ülkemizde de oldukça tanınmıştır. Üzeri kırmızı bir balmumu tabakası ile kaplıdır. kimyon tohumları ile baharlandırılmış bir çeşidi de vardır. Top şeklindedir. 

İnek sütünden yapılan Edam peyniri' nin şöhreti dünyayı tutan Hollanda peynirlerinin bir tipidir. Kum-missie adı ile de daha kalıplar hâlinde satılan peynir Edam peynirinin hemen hemen aynıdır. Hollanda'da peynir sanayii çok ileridir Peynir Türkiye'de olduğu gibi küçük imalâthanelerde değil, fabrikalarda yapılmakta ve bütün dünya pazarlarına tonlarca peynir ihraç edilmektedir. 

Eskiden Türkiye'de de pek çok satılan ve adına (Felemenk gravyeri) denilen üzeri kırmızı renkte mumla kaplı, gülle şeklindeki peynirler Edam peyniri idi. Adını ilk defa yapıldığı Felemenk'in kuzey bölümündeki (Edam) şehrinden almıştır.

Eski Doğu'da ve Bizans'ta hükümdarlık simgesi olan tören başlığı...


Tiara,
Eskiden papaların kullandığı tören başlığı,
Eski Doğu'da ve Bizans'ta hükümdarlık simgesi olan tören başlığı.
Papa' nın tören başlığı. 
I. Papanın üç katlı tacı; taç gibi baş süsü; eski İranlıların kullandığı sarık.   
I. Papanın tacı, taç (mücevherli), eski İran şahlarının taçı,
Papa, Roma Katolik kilisesinin, bir meclis tarafından seçilen, Vatikan'da oturan ve Hz. İsa'nın vekili sayılan başkanı. 
Papa tören başlığı.
Tiara - http://www.bilgiara.com/bilgi/mzcft-tiara/

Tiara, (Yunanca ve Latince), eski çağda doğuda, bizanslılarla habeşlilerde hükümdarlık sembolü başlık.

Papalık, sınırsız bir kuvvete ve bunun şuuruna sahiptir. Dünya ve Kilise'nin efendisiydir. Sadece, Petrus' un halefi değil, İsa ve Tanrı' nın yeryüzündeki vekilidir. Makamı ile ilgili meselelerde günahsız ve lâyuhti (yanılmaz)' dır. Her şeyi düzenleyen ve idare eden O idi; fakat O, hiç kimse tarafından yönetilemez. İmparator ve prensler Papa' nın hakimiyetindedir. Ona ayak öperek, atının eğerini tutarak biat ediyorlar. O, onları azledebilir ve biatlarını kabul etmeyebilirdi. Papalar bu sebeple, makam alameti olarak, “Tiara” denen üç tuğlu tacı XIV. yüzyıldan beri giyerler.

Vücudu saran elbise ...


Furo,
Vücudu saran elbise,
Vücudu iyice saran elbise.

Saydam bir gece elbisesinin altına giyilen elbise,
Şeffaf bir elbisenin altına giyilen dar ya da vücudu saran giysi,

Yırtmaçlı bir etekliğin altına giyilen, vücuda iyice oturmuş kolsuz elbise,

Fransada 18.yüzyılda çocukların ve genç kızların giydiği tek parça kuyruksuz giysi.

Anlam, kavram ...

Mana, (Osmanlıca),
Meal, (Arapça),
Anlam, kavram, (İng. sense, meaning).
Anlayış, duygu. 
Mefhum,
Ortaya çıkan şey, sonuç, netice.
Bir kelimenin veya bir sözün anlattığı fikir.
Sözcüklerin veya davranışların zihinde uyandırdığı izlenim.
Sözcüklerin, dizelerin, tümcelerin ve benzerleri söz örneklerinin anlattıkları duygu, düşünce, yargı.
Kavram, (Osm. mefhum).
Bir nesne, özellikle o nesnenin nitelikleri konusunda edindiğimiz genel düşünce.

İlişkin, değgin...

İlişkin, (İng. corresponding, Fr. Adhérent ).
Ait,
Değgin,
Müteallik,
Merbut,
Bağlı,
İlgilendiren, ilişkin, ilişik, ilgili.
İlgisi, ilişiği olan, bağlı, ilgili, ait, merbut, müteallik.
İlişkin, üstüne ait, dair, müteallik.
Değgin, Soğuk algınlığı ile birlikte gelen sıtma, İshal

Güvenilir olma durumu ...

Akredite,
Yetki verilmiş, 
Resmen tanınmış, 
Kabul edilmiş,
Güvenilir olma,
İtimatlı,
Güven duygusu veren, güvenilen, 
Akreditasyon,
Bir ürünün yada hizmetin, piyasanın talep ettiği şartlara, standartlara, yönetmeliklere uygunluğunu göstermek üzere o ürün veya hizmet için yapılan deney, analiz, muayene ve belgelendirme işlemlerini yapan kuruluşların (Uygunluk Değerlendirme Kuruluşları) resmi bir otorite tarafından uluslararası kriterlere göre denetlenerek teknik ve idari yeterliliklerinin onaylanması ve belli aralıklarla denetlenmesi işlemidir.

Doğu Karadeniz yöresinde yetişen bir koyun cinsi ...

Karayaka koyunu,
Karadeniz koyunudur. Özellikle Karadeniz’e kıyısı olan Sinop, Samsun, Ordu, Giresun illerinde iç kısımda ise Tokat’da yetiştirilmektedir. Vücut beyaz renklidir ve kaba yapağı ile örtülüdür. Baş, kulak ve bacaklarda siyah lekeler bulunmaktadır. Dişileri boynuzsuzdur, koçları ise kıvrımlı boynuzlara sahiptir. Kuyruk yapısı yağsız,ince ve uzun görünüşe sahiptir.  Anaç koyunlarda canlı ağırlık 35-40 kg,laktasyon süresi 130-140 gün,süt verimi 40-45 litre, ikiz doğum oranı ortalama %5, kirli yapağı verimi 1.5-2 kg. 
Eti lezzetli koyun ırklarımızdandır.

Siirt ilinde bir kaplıca ...

Lif Kaplıcası,
Siirt il merkezinde, Kışlacık Köyü yakınında bulunan Lif Kaplıcası’nın verimi saniyede 30 lt.dir. Sıcaklığı 41 derecedir. Suyun kimyasal özellikleri Sağlarca Kaplıcasında olduğu gibi klorürlü, sülfatlı, bikarbonatlı, sodyumlu, hidrojen sülfürlü kalsiyum içermektedir. Kaplıcanın suyu romatizma, solunum yolları, kadın hastalıkları ve sinirsel hastalıkların tedavisinde etkilidir.

Sağlarca (Billoris) Kaplıcası,
Siirt’te 17 km. uzaklıkta, Siirt-Eruh yolu üzerinde, Botan Çayı kıyısındaki bir mağarada bulunan bu kaplıcadan mağaranın genişletilmesi ve düzenlenmesi ile yararlanılmaya başlanmıştır. Buradaki kaplıca havuzunu besleyen kaynağın yakınında ikinci bir kaynak daha bulunmaktadır. Bu kaynağın suyu doğrudan doğruya Botan Suyu’na karışmaktadır.


Kaplıcanın suyu 33 C -36°C sıcaklıkta olup, suyu Klorürlü, Sülfatlı, Bikarbonatlı, Sodyumlu, Hidrojen-Sülfürlü, Kalsiyum içermektedir. Suyun Ph değeri 6,4’tür. 
Kaplıca suyu, romatizma, deri, solunum yolları, kadın, sinir ve kas yorgunluğu, sinirsel hastalıklar, eklem ve kireçlenme, ameliyat sonrası rahatsızlıklar gibi hastalıklara olumlu etki yapmaktadır. 

Hista Kaplıcası,
Siirt ili Eruh ilçesi, Düğünyurdu Köyü yakınında, Dicle Irmağı kenarında bulunan Hista Kaplıcasının suyu bir kaya yarığından kaynamaktadır. Buradan da 15 m. aşağıdaki bir havuza dökülmektedir. Suyun sıcaklığı 60 C.dir. Buradaki 8.00x4.00 m. ölçüsündeki havuzun üzeri tonoz bir tavanla örtülüdür. Kaplıca suyu kükürtlü sodyum, kalsiyum sülfatlı sular grubundandır. Az miktarda demir içeren kaplıca suyu tortulu olduğundan yalnızca kaynağından içilebilmektedir. Kaplıca suyu romatizmal ve kadın hastalıklarının tedavisine iyi gelmektedir.

Pirinç ya da bulgur lapası ...


Şile,
Pirinç ya da bulgur lapası,
Pirinç veya bulgur lapası,
Suyunu çekmemiş pilav,
Yaban çiçeği (Mercanköşk), 
Mercanköşk,
Ladin ağacı sakızı,

Lapa; 
Nişastalı tanelerin, su ile kaynatılarak bulamaç kıvamına getirilmiş durumu,

Kısa hırka ...


Libade,
Bir tür kısa hırka,
Pamuklu kadın elbisesi. 
Arkası ve önü sırma ile işlenmiş kısa kollu gelin elbisesi. 
Yelek, Hırka,
Köy kadınlarının elbise üstüne giydikleri bir çeşit manto. 
Pamuklu, genişkollu kadın ceketi, hırka.
Cepken.

Osmanlıcada Lübade,  
Yağmur için giyilen kepenek.

Dört İncil' den üçüncüsünün yazarı olan Hıristiyan azizi ...

Luka İncili,
Dört İncil’den biridir. 
Luka Latince "aydınlık" anlamına gelir.
Hıristiyanlığın kutsal kitabı olan Kitab-ı Mukaddes'in, Yeni Ahit kısmının ilk dört bölümünün her birine verilen ad. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna tarafından kaleme alınmış olan dört İncil, yazarlarının adıyla anılır. İnciller, Hıristiyanlığı ve İsa'nın hayatını ve öğretilerini anlatılır.
Hıristiyanlıkça kabul edilen bu dört incile "kanonik İnciller" 
denir.

Hıristiyanlığın kabul etmediği İnciller de mevcuttur, bunlara "apokrif İnciller" adı verilir.
Yazarı Luka, Antakyalı Yahudi olmayan bir aileden gelir. Luka’nın kaynakları hem yazılı kaynaklardır hem de İsa ile birlikte bulunmuş olanların sözlü şahitliğidir. Antakya'daki bir çok Hıristiyanın sözleri Onun için belirleyici olmuştur. Luka’nın yazdığı İncil, daha çok Yahudi kökenli olmayan Hıristiyanlar içindir. Bunun için inananları cezbedecek öykülere yer vermiştir. Hıristiyan görüşüne göre, Luka ve diğer İncil yazarları, bu metinleri kaleme alırlarken, Kutsal Ruh’dan ilham almışlardır. Bu İncillerin kıymeti de buradan kaynaklanır. 



Kaynak: http://www.bulmacabul.com

Osmanlılar döneminde kullanılmış bir tür asker kaputu yada yağmurluk ...

Avniye,
Bir tür kukuletalı asker kaputu, yağmurluk,
Osmanlılar döneminde kullanılmış bir tür asker kaputu yada yağmurluk,

1861-1876 yılları arasında, Abdülaziz döneminde kukuletalı bir yağmurluk olan kaput çok yaygın olarak kullanılmıştır. Gerçekte eskiden beri asker ocağında kullanılmış olan kukuletalı yağmurluk, gocuk üzerinde yapılan değişiklikler ve kol eklenerek elde edilmişti. Serasker Hüseyin Avni Paşa tarafından hazırlatılarak ordu zabitan ve erkanına kışlık sokak giysisi olarak kabul edildiği için "Avniye" olarak isimlendirilmiştir. Devetüyü ve siyah renkli çuhadan yapılan, düğmeli, omuz ve yan dikişleri ve kol dikişleri çuhanın renginde şeritle çevrilmekteydi. İyi bir çuhadan yapıldığında çok uzun süre kullanılabilen ve "Alafranga" olmayan bir ürün olarak yaklaşık elli yıl kadar kullanılagelmiştir. Abdülaziz'in de "avniye" ile çekilmiş bir fotoğrafı bulunmaktadır .



 
Kaynak: http://safakaydin.blogspot.com/2009/07/bir-tur-kukuletal-asker-kaputu.html 

Eski İskandinav halklarının III.yüzyıldan sonra kullandıkları, günümüzde ise fal bakmak için kullanılan abece ...


Rün, 
Run,
Runik,
Runca,
İngilizce Runik, 
Swedish rinna,
Danish rinde,
Middle English ronnen,
Almanca rinnanan, rannijanan,



III-XIII. yüzyıllarda İngiliz İskandinav dillerinde kullanılan alfabenin harflerinin her biri.
İskandinav mitolojisinde ve paganizminde en büyük tanrıdır. Germen mitolojisi'nde bulunan Woden ve Wodanaz ile benzerlikler gösterir. Tanrı Odin runik alfabe' yi insanlara hediye etmiştir.  

Runik yazı İlk Çağ Orta Asya toplumları, Etrüskler, Macarlar ve vaktiyle Kuzey Avrupa ülkelerinde (İsveç, Norveç, Finlandiya, Almanya vs.) yaşayanlar tarafından kullanılmış bir yazı sistemidir.

Bu yazı sisteminin, Kuzey Avrupa ülkelerinde kullanılmış alfabesine runik alfabe ya da Futhark adı verilir. Bu alfabeye verilen Futhark adı, alfabedeki ilk 6 harfin kullanılmasıyla oluşturulmuş yapay bir addır ve İskandinav mitolojisindeki göksel yaşam kavramını ifade eder. Runik adı ise, maji ve kahinlikle ilgili görülen bu alfabeyi kullanmış eski Cermen dili halklarının (Angıl’lar, Vikingler vs.) Run’lar (runes) adıyla anılmış olmasıdır. Run (rune) sözcüğünün Hint-Avrupa dillerindeki anlamı sırdır (mister).
Bu sözcükten türetilmiş raunen sözcüğü « sırdan söz etmek, mırıldanmak » anlamına gelir.
 
İskandinav (Nordic) rune harfleri güçlü ve derinden dönüştürücü bir kehânet sisteminden oluşur. Bu sistem, bize Kuzey Avrupa kültürlerinin kadim bilgelik geleneğine giriş imkânı sağlar. Bu rune harflerinin, tanrılar ve tanrıçalardan,  devlerden, cücelerden, savaşçılardan ve bilgelerden oluşan Kuzey pagan dünyası içerisinde derin yansımaları vardır.

İskandinav Runik Alfabesi (Nordic Runes) üç majör alana hitap eder:
  1. Rune irfanı (Runelore): İlk olarak "Herkesin Babası" Odin tarafından keşfedilen bu eski kehanet sisteminin târihi ve  zengin mitolojik geleneğini içermektedir.
  2. Runik işaretler (Runestaves): Yaşlı Futhark'daki 24 rune harfinin her birinin anlamının tam açıklanışlarını, görselleştiriş egzersizlerini ve gündelik yaşam için pratik dersleri içermektedir.
  3. Rune Harfleri ile Kehânette Bulunmak (Runecasting): Kadim rune harflerinin kehanetçilik uygulamının geniş kapsamlı rehberi, onların yapılış sanatını, kehânette kullanılışını ve örnek kehanetler ile yorumlanışını içermektedir.
İskandinav Rune' larının gösterdiği gibi, rune harfleri yalnızca kaderi yansıtmaktan çok daha fazlasını yaparlar. Sezgiyi geliştirirler ve genişletirler, kişisel gelişim alanında, kendini keşf ediş alanında ve kişisel dönüşüm alanında yeni yollar açarlar.

Paul Rhys Mountford, Kelt ve Norse geleneklerinde uzmanlaşmış bir yazar, araştırıcı ve workshop lideridir. "Ogam: Ağaçların Kelt Kehaneti" ve "Kadim Viking İrfanı / İskandinav Runik Alfabesi" kitaplarının yazarıdır. Çağdaş Pagan topluluğunun aktif bir üyesi olan yazar,  eşi ve oğlu ile beraber Auckland, Yeni Zelanda'nın Hauraki Körfezi' nde Waiheke adasında yaşamaktadır. Yazarın yeni kitabının arka kapağından bu bilgiler alınmıştır.
















Hindistan'da yaşayan bir cins yaban sığırı ...

Gevir,  (İng. gaur).
Seladang,
Yaban Sığırı,
Hindistan Sığırı,
Hindistan'da yaşayan bir cins yaban sığırı,
Gaur
Güneydoğu Asya' da yaşayan bir yaban sığırı, Güneydoğu Asya ve Hindistan'da yaşayan yabanıl sığır türü.

Gevir yahut öbür adıyla yaban sığırı veya seladang (Bibos gaurus),  Çift parmaklılar (Artiodactyla) takımının, boynuzlugiller (Bovidae) familyasından, 380 cm kadar uzunlukta 200 cm kadar yükseklikte, 85 cm kadar kuyruğu olan, geniş alınlı, kısa ve kalın boyunlu, sırtı esmer, karnı sarı, bacakları beyaz, Hindistan' da kayalık ormanlarda yaşayan bir tür. Hindistan bizonu da denilen bu orman hayvanının omuz hizasında boyu 180 santimi geçer, baş ve vücut uzunluğu ise 290 santime yaklaşır. Yetişkin erkek gevir, tıpkı yak gibi siyaha yakın bir koyu kahverengidir, yalnız bacaklarının dizlerden aşağısı beyazdır. Yukarıya kıvrık boynuzları enli, ağır ve siyah uçludur.

Erkeklerden daha ufak olan dişiler omuz hizasında 150 santim boyundadır, renkleri de hafifçe kızıla çalar. Gevirin vücudu çok hacimlidir. Ensesinden sırtının ortasına kadar yüksek bir çıkıntı göze çarpar.

Hindistan’da, Burma’da ve Malakka yarımadasında tepelere yakın orlarmanlarda ve yüksek otların arasında yaşayan gevir’in başlıca yiyeceği bambuların ve başka ağaçların sürüngenleri ve otlardır. Çekingen ve ürkek tabiatlı olan bu iri hayvan 5 – 20 başlık veya biraz daha kalabalık küçük sürüler halinde dolaşırlar. Ağaç sürgünleri ve otlarla beslenirler.

Yerlilerle avcılar, gevir' in kimseye saldırmayan çekingen,  ürkek, zararsız bir hayvan, olduğunu söylerler. Fakat sürüden kovulan bir erkek gevir tehlikeli olabilir. Aynı şey, yaralanan gevir için de söylenebilir. Gevir avı Hindistan’daki İngilizlerin sevdikleri sporlardan biriydi. Hayvan ilk kurşunlarla ölmediği takdirde, yaralı gevirin saldırısıyla karşılaşan avcı çok kere ölümle burun buruna gelirdi.  Hindistan’ ın Malabar bölgesi yerlilerinin gevir hakkında ilginç bir efsaneleri vardır. Efsaneye göre; Hayvanın, burun deliklerinin içinde taşlar biriktirdiğini ve bunları tüfek hızıyla düşmanlarına savurduğunu, taşın daima hedefini bulduğunu ve açılan yaranın da daima öldürücü olduğunu ileri sürerler.

Gevir’i evcilleştirmek için gösterilen çabalar boşa gitmiş olup yabani sığır olarak kalmıştır.
Gebelik ve doğumu ehlî sığırlar gibidir. İnekle eşleşmesinden elde edilen melezine “gayal” denir. Günümüzde, esaret hayatındaki gevir malakları büyümeden ölmektedirler.  

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ