1554-1568 yılları arasında kaptanıderyalık yapmış ve Akdeniz' de önemli deniz seferleri düzenlemiş Osmanlı Devlet adamı ...

Piyale Paşa, (1515-1578),

Piyale Paşa, 14 yıl Kanuni Sultan Süleyman döneminde Kaptan-ı Deryalık yapmış ve önemli zaferler kazanmış bir denizcimizdir. Piyale Paşa, Hırvat veya Macar devşirmelerindendir. Kanuni Sultan Süleyman zamanında henüz çocukken Saraya alınmış, Enderun’un tahsil ve terbiyesi ile yetişmiştir.

Uzun bir eğitim döneminden sonra 1547’de Enderundan Kapıcıbaşılık unvanı ile çıkmış olan Piyale Paşa, 1554 yılında Sinan Paşanın vefatı üzerine Gelibolu Sancak Beyliği ile Kaptan Paşalığa getirilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın şan ve zaferler ile dolu geçmekte olan döneminde, Piyale Paşa’ya da büyük sorumluluklar düşmüş, kendisinden Akdeniz’deki Türk hakimiyetinin devamı istenmiştir.

1553 baharında Piyale Paşa, Turgut Reis ile beraber, 60 parçalık bir donanma ile Akdeniz’e çıkmıştır. Bu seferde İtalya, İspanya yalılarında bazı kaleler zapt ve bazıları muhasara edilmiştir.

Tunus hududu içinde bulunan Bizerta limanı ve kalesi 1555’ de Piyale Paşa tarafından zapt olunarak, Türk hakimiyetine katılmıştır.


1556 yılında 150 parçalık büyük donanma ile Akdeniz’e açılan Piyale Paşa, İspanyolların elinde bulunan Mayorka Adasını ele geçirmiş ve İstanbul’a büyük ganimetler ile dönmüştür.

 Piyale Paşa, 14 Mayıs 1560 tarihinde Haçlı Donanmasına karşı Cerbe Deniz Zaferini kazanarak, Akdeniz’de Türk hakimiyetini sağlamlaştırmıştır. Piyale Paşa, bu başarısından dolayı Kanuni Sultan Süleyman tarafından Cezayir Beylerbeyliğine yükseltilmiştir.

Piyale Paşa, Cerbe Deniz Zaferinden sonra 1565 Malta kuşatmasında Turgut Reis ile beraber bulunmuş ve bu seferin ertesi yılında, Sakız Adasını ele geçirmiştir. Bu dönemde Kanuni Sultan Süleyman’ın vefatı yerine yerine geçen II.Selim, Piyale Paşaya Kubbe Vezirliğini vermiş, Yeniçeri ağası Müezzinzade Ali Paşayı Kaptan Paşalığa getirmiştir. Müezzinzade Ali Paşa, 1571’de İnebahtı’da yenilgiye uğramış, ve 14 yılık Kaptan Paşalığı esnasında daima zaferler kazanmış olan Piyale Paşa, hayatında böyle acı bir mağlubiyetin şahidi olmuştur. Piyale Paşanın Kasımpaşa’da Büyük Piyale Paşa Camisi, mescidi, medrese ve tekkesi bulunmaktadır. Piyale Paşa, bu caminin yanındaki türbede; oğulları ve kızları ile beraber yatmaktadır.











































Kaynak; http://www.ottomannavy.com

Atla ansızın yapılan saldırı ...

Ilgar, (İng. Gallop, raid ).

Dizginleri koyuverilmiş atın dörtnala koşması.
Atın dört nala koşması. 
 Atla ansızın yapılan doludizgin saldırı.

Eski Türklerde at koşularına ve tören olarak yapılan koşulara verilen ad. 

Düşman topraklarına ansızın yapılan hücum, akın. 
Başıboş hayvanın dörtnala koşması.
Hayvanın yürümeyle koşma arası yürüyüşünü anlatır. 
Çok çabuk, hızlı. 
Hücum, akın. 
Verilen söz. 
Havanın parlak, açık olması. 
Öfke.

Minder ...

Dilik,
Minder.
Yırtık
Üst dudağı yukardan aşağıya doğru yarık olan (kimse). 
Dilinmiş, yarılmış. 
Yırtık, sökük (giyim eşyası için).

Kendiliğinden ve özgün yaratıcılığın tersine geleneksel, kavramlara ve kurallara sıkı sıkıya bağlılık ...

Akademizm, 
(Academicism) ,
Akademicilik,

Akademizm sözcüğü bir sanat dalında her türden yeni atılımı yadsıyasak değişmez olduğu varsayılan onaylanmış standartlaşmış ilke ve kurallara uygun olarak çalışmak anlamında kullanılır. 

Yeni sanatsal arayışlara karşı çıkan bir tutumu ifade ettiği için sözcük olumsuz niteliktedir. 

Bir sanat dalında her türden yeni atılımı yadsıyarak, değişmez olduğu varsayılan onaylanmış, standartlaşmış ilke ve kurallara uygun olarak çalışmak anlamında kullanılır.

1746-1827 yılları arasında yaşayan ve öğrencinin yeteneklerini geliştirici eğitim yöntemlerine ağırlık verilmesini savunan ünlü İsviçreli eğitim reformcusu. ..

Pestalozzi,,
Johann Heinrich Pestalozzi,  (1746-1827).
İsviçreli eğitim reformcusu. 12 Ocak 1746 yılında İsviçre'nin Zürih şehrinde doğdu. 17 Şubat 1827 yılında Brugg'da öldü.
Zürih Üniversitesinde eğitim gördü. Sosyal reformlarla alakadar oldu. Politikada söz sahibi olunca bir müddet fakirlere yardım etmeyi gaye edindi. Fakat bundan çabuk vazgeçip, toplumun yüceltilmesi için eğitime ağırlık verilmesi fikrini müdafaa etmeye başladı.Adını Neuhof koyduğu bir çiftlik satın aldı. 1762 senesinde Jean Jacques Rousseau'nun Emile adlı kitabına hayran olarak Rousseau'nun eğitim hakkındaki fikirlerini kendi çocuğunda tatbik etmek istedi. Ancak bu eğitim sisteminin tatbikinin imkansız olduğunu anlayıp, çocuklar ve eğitim üzerinde bizzat kendisi çalışmaya başladı. 1774'te bir grup ihmal edilmiş çocuk bulup, evine aldı.

Onlara çiftlik endüstrisi, sosyal ahlak, lisan, aritmetik, müzik ve oyun dersleri verdi. Bu çalışmaları esnasında okuma-yazması olmayan, daha sonra Pestalozzi'nin yazılarında Gertrude ismiyle geçen bir köylü kadını kendisine yardım etti. Bu küçük okul 1779'da parasızlıktan kapanmasına rağmen, Pestalozzi'nin müteakip çalışmalarının temelini teşkil etmiş oldu.

1779 ile 1798 seneleri arasında Pestalozzi yazı ile meşgul oldu. Sevilen didaktik bir romanı olan Lionhard und Gertrud (4 cild 1781-87) İngilizceye tercüme edilerek Leonard and Gertrude adını aldı. Bu romanında basit bir köylü kadınını ele alarak pedagojik bir eğitimi anlatmaya çalışan Pestalozzi, 1798-1799 seneleri arasında Stans'ta yetimler için bir okul açarak tekrar öğretmenliğe başladı. 1799'da Burgdorf'a davet edilerek bir eğitim enstitüsü açması istendi. 1801'de Burgdorf'ta Wie Gertrud ihre Kinder Lehrt adlı kitabını yazdı. Bu kitabı İngilizceye tercüme edilerek How Gerdrude Teaches her Children (Gertrude Çocuklara Nasıl Öğretiyor?) adını aldı. 1804'te Enstitüsü, Münih Buchsee'ye oradan da 1805'te Yuerdon'a taşındı. Yuerdon'da bu Enstitüsü 20 sene eğitim üzerinde çalışmalar yaptı.

Pestalozzi, toplumun eğitimle düzeltilebileceğine, her insanın iyiliğe elverişli olduğuna, her çocuğun kişilik sahibi olması gerektiğine inanıyordu. Rousseau'nun aksine sosyal ahlakı ve entellektüel bilgiyi, kabiliyeti ve iyi davranışları verenin tabiat olmadığını müdafaa ediyor, bir çocuğun kabiliyetini, ahlakını, davranışlarını geliştirebilmesi için ebeveyninden ve öğretmenlerinden talimat ve disiplin alması lazım geldiğini iddia ediyordu. Avrupa'da ilkokullarda çocuklar, Pestalozzi'nin yaşadığı dönemde, bir şeyi makina gibi anlamadan söylemeye, sert bir disipline ve mekanik kaidelere tabi tutuluyorlardı. Pestalozzi bu duruma çok üzülüyor, disiplinin sevgi ve anlayışa dayanması lazım geldiğini söylüyordu. Çocuk, mevcut sistemdeki gibi zorla değil, öğreneceği bilgiyi kendi sansüründen geçirip öğrenilmesi lazım geldiğine karar vererek öğrenmelidir diyordu. Pestalozzi'ye göre çocuğa verilen bütün talimatlar, çocuğun tecrübe ve gözlemleriyle bağdaştırılmalıydı. Sınıfa fiziki örnekleri de sokmalı, müşahede arttırılmalıydı.

Pestalozzi, eğitim sistemini çocuğun organik gelişmesiyle bağdaştırdı. Her zaman basitten karmaşığa gitmek, her basamağı bir evvelki öğrenilene dayandırmak lazım geldiğini ileri sürdü. Mekanik eğitime karşı olmasına rağmen, bu sistemin de bilinmesi lazım geldiğini söyledi.

Pestalozzi ahlak eğitimine de çok ehemmiyet verdi. Fertlerin toplumdaki yapıcı rolünü yerine getirebilmesi için, ahlaki eğitimin, hayati bir değeri olduğunu iddia etti.

Burgdorf ve Yuerdon'daki okullar, Avrupa ve Amerika'dan gelen öğretmenleri cezbetti ve onlar da Pestalozzi'nin fikirlerini kendi ülkelerine götürdüler. Talebeleri arasında Philipp Emanuel von Fellenberg, Fredrich Froebel, Johann Friedrich Herbart, Karl Titter gibi eğitimciler sayılabilir.

Pestalozzi'nin eğitimde yaptığı reformların yanısıra mühim bir hareketi de, o zamana kadar kilisenin kontrolü altında olan okulların, hükümetin kontrolüne verilmesine sebep olmasıdır.
















































































Kaynak: Rehber Ansiklopedisi 

Buzulları inceleyen bilim dalı ...



Glasiyoloji,(Fransızca)(Hırvatça Glosbe).,
Buzulbilim,

Buzulları ya da daha genel olarak buzu ve buz ile bağlantılı doğal fenomenleri inceleyen bilim dalına verilen isimdir.

Yeryüzündeki buzulların oluşum nedenlerini, biçim bakımından tiplerini, beslenme ve kütle kayıplarını, hareket hızlarını, ayrıca tarihi ve jeolojik dönemlerdeki buzullaşmaları ve etkilerini inceleyen yerbilim dalı.
 
Buzulbilim jeofizik, jeoloji, fiziksel coğrafya, jeomorfoloji, iklimbilim, meteoroloji, hidroloji, biyoloji ve ekoloji gibi değişik bilim dallarını içeren çok disiplinli bir bilim dalıdır. Buzulların insanoğlu üzerindeki etkileri bu bilim dallarının arasına beşeri coğrafya ve antropolojiyi de katar. Mars gezegeninde ve Europa doğal uydusunda buzun varlığı bu bilim dalına dünyadışı bir açılım da katmaktadır.

II.Meşrutiyet' ten sonra Ahmet Rasim ve Hüseyin Rahmi Gürpınar' ın çıkardıkları mizah dergisi ....

Boşboğaz,
Boşboğaz ile Güllabi
 
İkinci Meşrutiyet'ten sonra Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Ahmet Rasim' in çıkardığı mizah dergisidir (1909). 
güllabi,İyi satmasına karşın derginin ömrü uzun sürmemiştir, çünkü Gürpınar, politik malzemeler işleyen bu dergi yüzünden mahkemeye verilmiş, ancak beraat etmesine rağmen dergisi kapatılmıştır.


Böylece dergi sadece 37 sayı çıkabilmiştir.
Kadroda Rahmi Hilmi, İbrahim Hilmi gibi adlar vardı.

 

Sözcük dağarcığının tarihsel ve yapısal yönlerden incelenmesini amaç edinen bilim ...

Leksikoloji, (Fr. lexicologie).
Sözcük bilimi.

Bir dilin söz varlığını inceleyen dil bilgisi dalına denir.
Bir dilin veya karşılaştırmalı olarak çeşitli dillerin söz varlığını sözlük biçiminde ortaya koyma yöntemlerini ve uygulama yollarını gösteren dil bilimi dalı. 

Leksikografi, Sözlük yazma ve hazırlama işine denir.

Alçak enlemlerde esen düzenli rüzğar ...


Alize,  
Alizeler,
Fr. alizé, 
İng. trade wind
Alm. Passatwind.
Alize (Farsça),  


Tropikal bölgelerdeki denizlerde bütün yıl süresince düzenli esen rüzgar,
Tropikal bölge denizlerinde sürekli olarak esen rüzgarın adı.
Her iki yarım yuvarda, dönenceler üzerindeki yüksek basınç alanlarından eşleksel alçak basınç alanına doğru esen sürekli rüzgarlardır.


Dönencelerin yakınından ekvatora doğru esen düzenli rüzgârlara alize rüzgârları ya da kısaca alizeler denir. Bu rüzgârların adı, "yumuşak" anlamındaki İspanyolca alisios sözcüğünden Fransızca'ya, oradan da dilimize geçmiştir.

Rüzğar,
Yüksek basınçtan alçak basınca doğru olan yatay hava hareketidir.
Atmosferdeki havanın dünya yüzeyine yakın, doğal yatay hareketleridir. 
Birbirine yakın iki merkezde sıcaklık farkı oluşması durumunda görülecek ilk olay rüzgarın esmeye başlamasıdır.

Tropikal bölgelerdeki denizlerde sürekli ve düzenli olarak esen bir takım rüzgarların genel adı. 30° kuzey ve güney arz derecelerindeki yüksek basınçlı kuşaklardan ekvatora doğru eserler. Bu rüzgarlar dünyanın kendi ekseni etrafındaki hareketinden dolayı sapma yaparlar. Bu sebepten kuzey yarımkürede kuzeydoğudan, güney yarımkürede ise güney-doğudan eserler.

Atlas Okyanusunda ve Büyük Okyanusun doğusunda devamlı bulunurlar. Alizelerin başladığı 30° derecelik güney ve kuzey arz derecelerinde hava açık ve berraktır. Son buldukları ılık ve tropikal bölgeler olan ekvatorda hava bulutlu, yağmurlu ve kasvetlidir. Alize rüzgarlarının yeryüzüne dik doğrultuda kalınlığı 1500 metreyi geçmez. Yükseklerde üst alizeler veya ters alizeler denilen rüzgarlar ekvatordan kutuplara doğru akarlar. Bu ters alizeler tropikal bölgelere yaklaştıkça azalırlar. Yaz aylarında sıcaklık etkisiyle Hint Okyanusu ve Çin Denizinde alizelerin yerine denizden karşıya doğru Muson rüzgarları eser.

Alizeler, saatte ortalama 16-24 km hızla, düzenli esen, estiği yerde havanın açmasına sebep olan rüzgarlardır. Bu sebeptendir ki yelkenli gemilerin kullanıldığı zamanlarda gemiciler tarafından çok istifade edilirdi. Hatta Amerika kıt’asına Kristof Kolomb bu rüzgarların yardımı ile ulaşmıştır.

Türkiye' de Rüzğar isimleri;
Rüzgârlar estikleri yönlere göre isim alırlar.
Kuzeyden esene yıldız, güneyden esene kıble, doğudan esene gündoğusu, batıdan esene günbatısı, kuzeydoğudan esene poyraz, kuzeybatıdan esene karayel, güneydoğudan esene keşişleme, güneybatıdan esene ise lodos denir.
 Türkiye'de Marmara, Trakya, Akdeniz, Karadeniz kıyılarında genellikle kuzey ve kuzeydoğuda poyraz rüzgârları hâkimdir. Bu rüzgârlar bahar aylarında bol miktarda yağış getirir. İç bölgelerde kuzey ve güneyden gelen rüzgârlar hâkimdir. Güneybatıdan esen lodos sıcak ve bunaltıcıdır.

Meltem; kara ile deniz arasında eser. Ege'de esen meltem rüzgârına imbat denir.

Yıldız, kıble vs adlar İstanbul merkez alınarak konulmuş adlardır. Uluslararası literatürde yönlere göre isimlendirilir. (kuzey, kuzeydoğu, batı vs gibi) Antalya' da Lodos denizden karaya eser, Sinop' ta karadan denize eser. Lodos yön belirtir ve Güney Batı' dan esen Rüzgârı tanımlar. Yani onun karadan denize mi, denizden karaya mı estiği, karanın nerede denizin nerede olduğuna bağlıdır.
























Kaynak: Rehber Ansiklopedisi 

İlkçağda Mısır' da kadın dansçılara verilen ad ...

Alime,
İlkçağda Mısır' da ayrı bir sınıf oluşturan ve çok kültürlü olan kadın dansçılara verilen ad.
Bilgin kadın.
İlkçağda Mısır'da kadın dansçılara verilen ad.
 


Kanlı basur hastalığı, dizanteri ...

İğinik,
Burgun,
Dizanteri, 
İngilizce dysentery, 
Almanca dysenterie, ruhr,  
Fransızca dysenterie.
Halk arasında kanlı ishal diye bilinir. 
Buruntulu ishal, dizanteri.

Bağırsak bozukluğu hastalığı, ishal.
Ağrılı ve kanlı ishalle beliren, bağırsakta yaralara yol açan bulaşıcı, salgın hastalık, kanlı ishal.
Mikroorganizmalara bağlı olarak oluşan, genellikle kan içeren şiddetli ishal.

Dizanteri bir kalınbağırsak hastalığıdır. Kalınbağırsakta ülserasyonlar, ishal ve sürekli defekasyon yani aptese çıkma isteği (tenesmus) ve ateş ile gelişir. 
Ağrılı ve kanlı ishalle beliren, bağırsakta yaralara yol açan bulaşıcı, salgın hastalık, kanlı basur.
Susuzluk sebebiyle yaygınlaşmasından endişe edilen bulaşıcı bir hastalıktır.


 
Bulaşıcı ve salgın bir hastalıktır. İshal görülür. Dışkısı kanlı ve sümüklüdür, iştahsızlık, karın ağrısı ve ateş vardır. Su veya besinlerle bulaşır. iki çeşit dizanteri vardır.

Amipli Dizanteri: Vücuda mikrop girmesinden 10-21 gün sonra hastalık belirtileri ortaya çıkar. Hastada kanlı ishal, ateş, karın krampları, kilo kaybı, ve halsizlik görülür. Amipli dizanteri hastalığının sulu gıdalardan (yıkanmamış sebze ve meyvelerden) bulaşma ihtimali vardır.
Basilli Dizanteri: Mikrobun vücuda girmesinden 2-7 gün sonra belirtileri ortaya çıkar. Hastalığın yayılmasında kara sinekler etkilidir. Hastada; kanlı ve balgam kıvamında ishal, karın ağrısı, halsizlik ve ateş görülür.

"Aptal, Salak" anlamında argo sözcük ...

Angoraki,
Argoda aptal, bön, salak,
Zekâsı pek gelişmemiş, 
Zekâ yoksunu, alık, 
Ahmak, alık salık,

Başörtüsü, yemeni ...


Tartma,

Alvala,  
Alavura,  
Atkı,
Başörtü,   
Burka, 
Bürgü, 
Bürümcek,
Cilbab,  

Cuna,
Çarşaf, 
Çar-Car,  
Çevre,
Çember,  
Çit,
Dastar,

Eşarp,
Humur,  
Hımar,
Leçek, 
Lifam,  
Lisam, 
Mikne, 
Nikab, 
Nasif,
Şay, Şar,
Tartma, 
Tülbent,
Vala,
Yaşmak, 
Yazma, 
Yemeni,  
Yüzörtüsü.

Benzeri olmayan, az bulunur, eşsiz...

Nayab, (Farsça). 
Bulunmaz.
Benzeri olmaz. 
Nadir. 
Ender.
Eşsiz,
Benzeri olmayan, az bulunur, eşsiz.

Benzer, eş...

Nid,
Nemend,
Müşâbih, (Osmanlıca).
Benzer.  Eş,
Bazan, arasıra, kimi vakit. 
Nitelik, görünüş bakımından bir başkasına benzeyen veya ona eş olan. 

Kuru, zayıf, cılız ...

Kurgaz, (Fr. Xérasie).
Kuru, zayıf, cılız.
Kurak,

Kaknem,
Kuru, sıska.
Çirkin, huysuz,

Kuru, sıska ...

Kaknem,
Kuru, sıska.
Çirkin, huysuz,
Kurgaz, (Fr. Xérasie).
Kuru, zayıf, cılız.
Kurak,

Tokat ilinin ilçeleri ...

Tokat ' ın İlçeleri;

Almus,
Erbaa,
Pazar,
Artova,
Niksar,
Turhal,
Reşadiye,
Sulusaray,
Yeşilyurt,
Başçiftlik,
Zile,


Tokat,
Komana (Antik Bizans)
Evdoksia, Dokia,
(Antik Bizans),
Dokat (Arap),
Kah-cun
(İran),
Dar Ün-Nusret
(Selçuk),
Sobaru
(Moğol),
Dar Ün-Nasr
(Osmanlı Devleti),
 

Tokat, (Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi);
Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biridir. Kuzeyde Samsun, kuzeydoğuda Ordu, doğu ve güneyde Sivas, güneybatıda Yozgat ve batıda Amasya illeriyle komşudur. İlçelerinden Yeşilyurt ve Sulusaray İç Anadolu Bölgesi'nde kalır. 1943 yılında Taşova, 1944’te Artova ve Turhal, 1954 yılında Almus, 1987 yılında Pazar ve Yeşilyurt, 1990 yılında Sulusaray ve Başçiftlik ilçeleri kurulmuştur. Tokat' ın merkez ilçeyle beraber 12 ilçe, 64 belde ve 583 köy vardır.

Tokat' ın dağları;
Mamu (1770 m),  Yaylacık (1620 m),  Deveci (1892 m),  Bugalı (1945 m), 
Dumanlı (2200 m), Çamlıbel (2020 m),  Akdağ (1900 m).

Tokat' ın akarsuları;
Yeşilırmak,  Tozanlı Kolu,  Kelkit Kolu,  Çekerek Kolu,  Tokat Kolu, 
Kuruçay Kolu,  Güllin Kolu,  Darı Deresi Kolu,  Cırcır kolu.


Tokat' ın ovaları;
Kazova,  Omala Ovası, Turhal Ovası, Niksar Ovası, Erbaa Ovası, Artova Ovası, Zile Ovası,
Tokat Ovası, Pazar Ovası,  Artova Ovası,  Yazıbaşı Ovası.

Turistik yerleri ;
Tokat Kalesi, Saat Kulesi, Yağıbasan Medresesi, Zile Kalesi, Niksar Kalesi
Turhal Kalesi,  Tokat Ulu Camii,  Niksar Ulu Camii,  Zile Ulu Camii,
Tokat Gök Medresesi, Pazar Kervansarayı,  Maşathöyük Çivi Yazıları,  Hıdırlık Köprüsü,
Sümbülbaba Zaviyesi,  Taşhan Çarşısı,  Komana Pontika Antik Kenti,  Koza Han, 
Ballıca Mağarası,  Reşadiye Yolüstü kasabası Zınav Gölü mesire yeri, 
Reşadiye Yolüstü kasabası Delik kaya mağarası,  Tokat Müzesi,  Kelkit Çayı, 
Halaçlı Köyü Yazlıkları,  Sulusaray Sebastopolis Antik Kenti,  Zile Elbaşıoğlu Camii,
Zile Boyacı Hasanağa Camii,  Zile Bedesten Camii,  Eski Zile Osmanlı Evleri ve Konakları,
Zile Yeni Hamam duvarındaki Osmanlı minyatür mimarisi Serçe Sarayı, 
Zile Tacettin İbrahim Paşa (Şehir) Hamamı, Pazar Ballıca mağarası























Kaynak: http://tr.wikipedia.org/

Ankara'nın Kazan ilçesinin eski adı ...

Halkavun,
Kazan, 
Mürted Ovası,
Murtaza Abad,

Kazan ismini 1402 yılında yapılan Ankara Savaşı`nda yenilen Osmanlı ordularının ağırlıklarını burada bırakıp çekilmesinden sonra geride kalan devasa aş kazanlarından almıştır. Osmanlı Devleti Kazan' ı aşevi olarak kullanılmıştır.

Kazan'ın denizden yüksekliği 890 metredir. Karasal iklimin hakimdir. Ortalama yağış miktarı 350-400 mm'dir. Arazilerin büyük bir bölümü Akıncı Ovası üzerindedir. Kazan ilçesinin geçim kaynağını, ağırlıklı olarak tarım ve hayvancılık oluşturur. Buğday, arpa, nohut, şeker pancarı, kavun ve yeni gelişmekte olan seracılıktır.

İlçe topraklarının büyük bir bölümü düz ve verimlidir. Ekili alanlar içerisinde en büyük kısmı tahıllar oluşturmaktadır. Tahıllar içerisinde de en büyük pay buğdaya aittir. Onu sırayla arpa ve yulaf izler. Endüstri bitkilerinden olan şeker pancarı da, ilçede eskiden önemli ölçüde yetiştirilmekteydi. Ama artık yok.
Halkavun adı nereden gelir;
Günümüzde ki Ankara-İstanbul karayolu yapılmadan önce Kızılcahamam şosesi Halka-Havlı köyünden geçmektedir.  Cumhuriyet döneminde Halka (Halka Havlu) Köyü, Ankara-Merkez kazası Zir nahiyesine bağlanır.  Ulaşım yolu üzerinde bulunması ve köyün hatırlı ailesi olan Katipoğulları’nın da delaletiyle yerleşme Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında bucak merkezi olur ve Bitik köyünde bulunan nahiye merkezi Halkavun Köyü’ne taşınır.  Halka-Havlu kelimesi zaman içinde Halkavun şeklinde telaffuz edilir ve yazılır. 

Bitik nahiye merkezi 1961 tarihine kadar Halkavun Köyü’ nde kalır ve bu tarihte bucak merkezi Kazan olur. Halkavun yerleşmesinin adı olan ismi, 1961 yılında Yazıbeyli olarak değiştirilir.  Ankara Merkez kazasına bağlı olan Kazan nahiyesi 1957 yılında Yenimahalle ilçesine bağlanır. 1987 yılında da Kazan nahiyesinin ilçe olması ile birlikte Kazan’a bağlanır. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nin kararı ile de mahalleye dönüştürülür. 1935 nüfus sayımında 225 olan nüfusu, 1940 yılında en yüksek seviyesi olan 417 kişiye ulaşmıştır. 2007 yılı adrese dayalı nüfus sayımına göre nüfusu 204 kişidir.

İki iletken arasında meydana gelen son derece ışıklı elektrik boşalımı...

Ark,
Işık yayı,
İki iletken arasında meydana gelen son derece ışıklı elektrik boşalımı,

Aralarında gaz bulunan iki elektrot arasında, ışık saçan yüksek akım yoğunluklu elektriksel boşalma.
Elektrik yayı (arkı) da denir. Akım için gerekli iyonları, çoğunlukla, buharlaşan elektrotlar sağlar. Sodyum ve neon ışıklarının arkı soğuk, elektrik kaynağındaki ark ise sıcaktır. Yıldırım, doğal bir arktır. 


Şalter ve anahtarlarda oluşan arklar devreye zarar verirler. Ark, uygulamada, bol ışık ve yüksek sıcaklık sağlamak amacıyla kullanılır.






















































Kaynak: http://www.msxlabs.org/

Yönetim bakımında bir tür bağımsızlığı olan büyük il ...

Eyalet, 
(Arapça),
Çoğunlukla valilerce yönetilen ve yönetim bakımından bir tür bağımsızlığı olan büyük il. 
Osmanlı Devleti'nde en büyük sivil veya askeri yönetim bölgesi.
Osmanlı devletinde en büyük sivil ve askerî yönetim bölgesi.
Eyalet,(İng. province. state). 
Eyalat, Vilayet. 
Bir valinin idaresinde olan memleket, şehir.
Osmanlı imparatorluğunda en büyük sivil ve asker yönetim bölgesi.

Osmanlı Devleti zamanında en büyük yönetim birimlerine eyalet denirdi ve eyaletlerin başında bir beylerbeyi bulunurdu. ABD, Avusturya ve Avustralya gibi ülkelerin yönetim birimlerine içişlerinde bağımsız olmaları nedeniyle Türkçede eyalet denilmektedir. Osmanlı Devletinde taşra teşkilâtı, aşağıdan yukarıya köy, nahiye, kaza, sancak ve eyalet olmak üzere idari taksimata ayrılmıştı. Temel idârî birim sancak olup, sancakların birleşmesinden eyâlet (vilayet) veya beylerbeyilik denilen büyük idari birimler meydana gelmektedir. 1590 tarihine kadar, teşkilat tabiri olarak beylerbeyilik kelimesi kullanılmış, bu tarihten itibaren eyalet tabiri kullanılmaya başlamıştır.

Osmanlı hakimiyeti altında bulunan topraklardan büyük bir kısmı doğrudan doğruya padişahın otoritesi altındaydı. Buralarda timar denilen bir toprak sistemi uygulanıyordu. Devletin gelirleri, bir takım görevler karşılığı idarecilere ve sipahilere tahsis edilmekteydi. Ekserisi Anadolu ve Rumeli’de bulunan bu eyaletlere salyanesiz yani yıllıksız denilirdi.

Asya, Avrupa ve Afrika’daki eyalet ve başşehirleri şunlardır:
Anadolu (Ankara ve Kütahya),
Rumeli (Edirne sonra Sofya ve Manastır),
Rum (Amasya ve Sivas),
Bosna (Saraybosna),
Karaman (Konya),
Dulkadir (Maraş),
Şam (Dımaşk),
Mısır (Kahire), 
Trablusşam (Tripoli),
Yemen (Zabid, San’a),
Cezair-i Bahr-i Sefid (Gelibolu),
Cezair-Garb (Cezayir), Lahsa (Katif),
Trablus-Garb (Tripoli-Libya),
Habeş (Suakin ve Cidde),
Kıbrıs (Lefkoşe),
Trabzon, Kefe, Halep, Kars, Bağdat, Van, Tunus, Basra, Budin, Tameşvar, Çıldır, Erzurum, Şehrezur, Diyarbekir, Musul.

Osmanlı Devletinin eyaletlerinin idaresindeki yürütme ve yargılama gücünü ayırması bugünkü hür devletlerin tatbik ettiği kuvvetlerin ayrılığı prensibinin aynısıdır.

Kimi federatif devlet yapılarında eyaletlerin kendi özerk yönetimleri vardır. Bu yönetimlerin başında, devletlerin anayasal yapılanmalarına bağlı olarak halk tarafından seçilen başbakanlar/valiler ya da merkezî yönetim tarafından atanan valiler olabilir.

ABD Eyaletleri;
Alabama, Alaska, Arizona, Arkansas,
California, Colorado, Connecticut,
Delaware,
Florida,
Georgia,
 Hawaii,
Idaho, Illinois, Indiana, Iowa,
Kansas, Kentucky,
Louisiana,
Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Mississippi, Missouri, Montana,

Nebraska, Nevada, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, North Carolina, North Dakota,
Ohio, Oklahoma, Oregon,
Pennsylvania,
Rhode Island,
South Carolina, South Dakota,
Tennessee, Texas,
Utah,
Vermont, Virginia,
Washington, West Virginia, Wisconsin, Wyoming 

Üstün, yüksek, çok iyi ...

Faik, (Arapça).
Üstün, yüksek.
Aral,
Galip, 
Kral,
Manevi yönden üstün olan, yüksek, yüce.
Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan.


Zerdüşt dininde ateş tanrısı ...

Atar,
Zerdüşt dininde ateş tanrısı,
Ahura Mazda'nın oğlu olan ateş tanrısı.
Antik Pers mitolojisinde Tanrılar kralı Ahura Mazda' nın oğlu.
Zerdüşt dini; Mesucilik, Zerdüşt (Zarathoustra)

Zerdüştçülük, Zerdüştilik, Mecusilik ya da yerel dilde Mazdayasna, dünyanın en eski tektanrıcı dinlerinden biridir. Yaklaşık 3,500 yıl önce Zerdüşt tarafından İran'da kurulmuştur.

İranlı Zerdüşt tarafından kurulan tek tanrılı inanç sistemi. İnanılan tek tanrıya verdikleri Ahura Mazda adıyla bağlantılı olarak Mazdeizm de denir.

Sonraki dönemlerde ise daha çok Mecusilik adıyla anılmıştır. Zerdüştiler Batılı kültürlerde sanıldığı gibi ateşe tapmazlar. Zerdüştiler dünyada bulunan elementlerin saf olduğuna ve ateşin tanrının ışığı veya irfanı olduğuna inanırlar.

Zerdüşçülük'ün kutsal kitabı, hikmet ve bilgi anlamına gelen Avesta'dır. Avesta, üç ana bölümden oluşur. Yasna adını taşıyap ilk bölümde dinî törenlerde okunan ilâhiler yer alır. Zerdüşt'e ait olduğu kabul edilen Gatha'lar da bu bölümdedir. Toplam 896 mısradan oluşan Gatha'l-ar, Gat denilen beş manzumedir. Manzumeler Esnud Gat, Uştad Gat, Spentmend Gat, Vaşnu Hişter Gat ve Vehiştvet Gat adlarını taşır. Çeşitli ilahilerin oluşturduğu ikinci bölüm Yuşt adını taşır. Videvdat denilen üçüncü bölüm de "şeytanlara karşı kanun" biçiminde adlandırılır. Bu bölümde şeytanlara karşı tılsımlar ve temizlenme kuralları yer alır.

Gölleri inceleyen bilim dalı ...

Limnoloji,
Gölleri inceleyen bilim dalı.

Göl bilimi olarak bildiğiniz bilim dalının gerçekte ismi Limnoloji’ dir. Göl bilimi yani Limnoloji gölleri en detaylı bir şekilde inceleyen bilim dalıdır. 
Daha da açmak gerekirse doğal ve yapay göl ve göletlerin fiziksel ve kimyasal niteliklerini, ekolojisini, çevreyle etkileşimlerini, içlerindeki su ve enerji akımlarını inceleyen bilim dalı.
Hidrolojik olayları da kapsayacak şekilde çevre analizine ağırlık vererek göl ve açık rezervuarları inceleyen bilim.

Tatlı suların fiziksel, kimyasal ve biyolojik durumlarını inceleyen bilim dalı.

Kusturucu ilaç ...


Emetik, (İng. emetic drug).
Kustucu ilaç, 
Kusma,yaratmak için verilen bir ilaç. 
Beyinde bulunan kusma merkezini ve mide mukozasını veya ikisinden birini uyararak kusmaya neden olan ilaç.
Kusturucu ,
Kusmaya neden olan madde.
Kusturucu madde ya da ilaç, 
Karşıtı, bulantı kesen manasında, antiemetik.



Kusturucu Maddeler (Emetik);

Zehirlenme kuşkusu olan vakalar dışında ender kullanılırlar. Bu ilaçlar iki sınıftır:
1. Ilık su içinde eritilmiş tuz veya soğuk suda eritilmiş hardal gibi, mideyi tahriş edip kusturanlar,

2. Apomorphine gibi, beyindeki kusma merkezini etkileyip kusturanlar. 

En iyi ve en tehlikesiz kusturucu, ılık sudaki sofra tuzudur. Hastaya çok bolsu verilmeli ve bu etkiyi kuvvetlendirmek için boğazın arka kısmına parmakla hafif basmalıdır. Çok kullanılan diğer bir kusturucu da; ipeca şurubudur.

Küçük yapılı bir geyik cinsi...

Munçak, (Muntjac).
 
Küçük yapılı bir geyik cinsi.
Güneydoğu Asya ormanlarında yaşayan bir geyik cinsi.
Kara munçak ya da kıllı göğüslü munçak (Muntiacus crinifrons).
 
Munçak önemli ölçüdeki kromozom varyasyonları ve son zamanlarda ortaya çıkarılan yeni türleri nedeniyle evrimsel araştırmalar için ilginç bir türdür.

Geyikgiller (Cervidae) familyasında sınıflanan Muntiacus cinsindeki geyiklere verilen isimdir. Çıkardıkları ses nedeniyle havlayan geyik diye de tabir edilirler. Bilinen en eski geyik türü olan ve 15 ile 35 milyon yıl önce ortaya çıktığı sanılan munçakların izlerine Fransa ve Almanya'daki Miyosen döneminden kalma kalıntılarda rastlanmıştır.

Günümüzde bu tür geyikler Güneydoğu Asya'ya özgüdür ve Hindistan'dan güney Çin, Tayvan ve Endonezya adalarına kadar bir alanda bulunur. Çin munçağı İngiltere'ye getirilmiş ve artık bazı alanlarda yaygın olarak bulunmkatadır. Tropik havanlar olmaları nedeniyle belirli kızgınlık dönemleri olmadığından yılboyunca çiftleşebilirler. Ilıman ülkelere getirilen hayvanlar bu davranış özelliklerini korumuştur.
 
Erkek munçakların büyüyebilen küçük boynuzları vardır ancak bölge için dövüşmek amacıyla daha çok fildişi gibi aşağıya doğru uzayan büyük köpekdişlerini kullanırlar.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Kaynak: http://www.bulmacabul.com/

Çıkar yol, çare...

Umar,
Çare,
Çıkar yol,
Güç durumlarda insanı başarıya ulaştıran, kurtaran davranış, çözüm yolu, çare.
Neticeye varmak üzere maniaları kaldırmak için tutulması icabeden çıkar yol. 
Kurtuluş yolu. 
Tedbir, yardım, yol.
Hile.
Bir def'a.
Ayrılık.


Dağkeçisi,

Yağmurca,
Elik,
Şamua, (Chamois).
Dağkeçisi,

Akdeniz ve Karadeniz Dağları'nda yayılış gösteren bir tür olup dişiler 5 aylık bir hamilelik süresinden sonra yılda 1-2 yavru doğurur. Dağ avları denince, akla en önce Çengel Boynuzlu Dağ Keçisi (Şamua) ve Yaban Keçisi (Kızıl keçi, bezoar) avı gelmektedir. Bu hayvanların her ikisininde avı benzerlik arz etmektedir. Bazı dağlarda aynı anda her ikisininde avını yapmak mümkün olabilmektedir.

Yaban keçisi, av hayvanlarının en vahşi ve ürkeğidir. Hiç bir hayvanda olmayan seziler yaban keçisinde toplanmıştır. Kendisinden başka hiç bir canlıya güvenmez ve birlikte olmaz. Yaşayışı, telaş ve ürkekliğe dayalıdır. Öyle ki; yaban keçisi yırtıcı bir hayvan olsaydı, sezileri ve yetenekleri korkunç düzeyde olduğundan, hiç bir canlı onunla başa çıkamazdı diyebiliriz.
  
Yaban keçisini avlayabilmek için sağlık açısından yeterli olmanız gerekmektedir. En önce bacaklarınız çok sağlam olmalı, yaban keçisinin peşinden giderken, yalçın kayalıklardan, uçurumlardan geçebilmeli, havanın kararmasıyla bulunduğunuz yerde iptidai bir şekilde sabahlayacak kadar açık havaya ve soğuğa dayanıklı olunmalı, araziye çok kolay uyum sağlayan yaban keçisini görebilmek için de iyi bir çift göze sahip olunmalıdır. En sonunda da tüm bunlara göğüs gerip avınıza yaklaştıktan sonra onu atıp vuracak kadar sağlam bir atıcılığınız olmalıdır.

Yaban keçisinin ergin bir tekesinin uzunluğu 120-130cm, yüksekliği 90-100 cm. Ağırlığı ise yaklaşık 80-90 kg gelmektedir. Aynı erginlikte ki dişinin ağırlığı ise ancak 30-35 kg, uzunluğu ise 60-70cm.dir.Postları açık kırmızımtrak ya da sarımtrak pas rengindedir. Dişilerde genelde renkler değişmemekte, tekelerde ise çeşitli renk versiyonları takip edilmektedir.

Tekelerin renkleri kışın daha ziyade beyaza yakındır. Yaşlandıkça bu renk sırtlarda grimsi, karın tarafında da beyaz uçlu kılların mevcudiyeti şeklinde olur. Tekelerde 4 yaşından sonra ve kış aylarında göğüsü çevreleyen ve omuzun üzerinden geçen siyah bir bant oluşur. Hem erkekte hem de dişide sakal mevcuttur. Ancak tekenin sakalı daha gür ve uzun olur. Boynuz olarakta dişinin boynuzları ince ve kısadır. Belirli bir ölçünün üstüne çıkmaz. Çiftleşme zamanları Aralık-Şubat arası olmak üzre aşağı yukarı 40 günlük bir zaman dilimini kapsar. Yaşadıkları muhite ve iklim şartlarına göre bu zaman dilim arasındaki günlerde çiftleşirler. Gebelik müddeti 5 aydır. Dişi nisan sonunda ya da mayıs başında doğurur. Genelde 2 yaşındaki dişiler 2 yavru, 3 yaşındaki dişiler ise 3 yavru yaparlar. Emzirme 6 ay sürer.

Keçinin düşmanları insandan başka, kurt ve vaşaktır. Kartal, çakal ve tilkiler ise genellikle yavrularına karşı tehlike arzederler.















Kaynak:  www.onlineavcilik.com

Yarı kurak ya da çöllük alanlarda rastlanan, yağışlar sırasında dolup taşan kuru akarsu yatağı. ..

Arroyo,
Sel yatağı,

Yarı kurak ya da çöllük alanlarda rastlanan, mevsimlik yağışlar sırasında birdenbire dolup taşan kuru akarsu yatağı. 
Yarı kurak ya da çöllük alanlarda rastlanan, yağışlar sırasında dolup taşan kuru akarsu yatağı.

Sel yatağı, Arroyo olarak da bilinir. 
Yarı kurak ya da çöllük alanlarda rastlanan, mevsimlik ya da düzensiz yağışlar sırasında birdenbire dolup taşan kuru akarsu yatağı. 

Bu biçimde oluşan mevsimlik akarsuların aşındırma, oyma, taşıma ve biriktirme etkisi oldukça güçlüdür. Altmış yılda 2 m kalınlığında tortul biriken sel yataklarına rastlanmıştır.

Geçici akarsu yatakları genellikle yayvandır ve yılın büyük bölümünde kuru halde kalırlar. Mevsimlik akarsuların büyük bölümü, aşağı çığır kesimlerinde daha sığdır ve buralarda suyun büyük bölümü kuru yatak tarafından soğurulur. Kurak ve yarı kurak bölgelerde tortul oranı yüksek olduğundan, buralarda sık sık çamur selleri oluşur.


















 Kaynak, http://tr.wikipedia.org/

Süs için yapılmış giysi kıvrımı ...

Pli,
Pili, (Fr. pli).
Pile,
Pileli Etek. 
 
Süs için yapılmış giysi kıvrımı. 
Bukle, kıvrım. 
Kumaş, kâğıt vb.nde bir bölümün öbürünün üzerine getirilmesiyle oluşturulan kıvrım, kırma.
Giyimi model özelliğine göre verilen katlanan bolluk.  
Kumaşta süs kıvrımı.

Düz kumaş çizgisi boyunca oluşturulan, potluğu gidermek veya çocuk giysileri, yazlık üstler ve gece kıyafetlerini içeren bir dizi giyside dekoratif bir özellik vermek için kullanılan dikilmiş kumaş katı. 

Çeşitli türde pliler (örn. İğne plisi, aralıklı pli, kabuk pli) farklı yöntemler kullanılarak yapılabilir.


Plikaşe, Birbirine bakan iki pli.

Eski dilde şarap, içki ...


Hamr,
Nuştaru.
Hamr.
Mey. Şarap, (bade, hamr, haniye).
Rah, 
Bade, Sahbâ

Hamr,
Ekşi. Şarap. İçki olup sarhoşluk veren şey.
Birine bâde içirmek.
Bir hususu söylemeyip setreylemek. Ketmeylemek

Hamriye, Divan edebiyatında şarabın verdiği coşkunluğu, şarabın tasavvuftaki anlamını yorumlayan şiirlere verilen ad.

Avusturalya' da "çişi" de denilen Okaliptüs yapraklarından sızan kudret helvası ...

Lerp,

Avusturalya' da "çişi" de denilen Okaliptüs yapraklarından sızan kudret helvası,
Okaliptüs yapraklarından sızan ve "Avusturalya çişi"de denilen kudret helvası, 

Çiş, 
Çeşitli bitkilerden sızarak katılaşan şekerli özsuya verilen ad. 
Eşanlamlı kelime, Kudret Helvası.
Çis, çeşitli bitkilerden elde edilir.
İran çisi Alhagi maurorum’áan çıkar; 
İran’da bağırsak yumuşatıcısı olarak kullanılır; 
Şir-kest çisi Cotoneaster nummulari’den elde edilir; göğüs yumuşatıcı özellik taşır; 
Lübnan çisi Lübnan sedirinden sızar; İbranî veya Sina çisi, ılgın ağacını (Tamarix gallica), Coccus manniparu adlı böceğin sokmasıyle meydana gelir ve Araplar tarafından yenir; İncil’de sözü geçen kudret helvası olduğu kabul edilir. 
Kafkasya çisi, Yakındoğu’da (Mezopotamya) çeşitli meşe türlerinden elde edilir. 
Avustralya çisi, çeşitli okaliptusların yaprağından sızar. Avustralyalılar buna lerp der. 
Ayrıca dişbudak kabuğundan, çizilerek sızdırılan sıvı çis, hafif müshil olarak kullanılır.



Okaliptüs:  
Okaliptus, Eukaliptus, Eucalyptus globulus Labill.
Eucalyptusbaum, Heberbaum, Eucalyptus, Ökaliptüs, 
Sıtma ağacı,
Ateş ağacı,

Anavatanı Avustralya’dır. Mersingillerden, Myrtengewâchse, Myrtacaeae familyasından Eucalyptusbaum olan okaliptüs, Sıtma Ağacı, Ateş ağacı olarak da bilinir. Sürekli yeşil kokulu yaprakları ve kokulu çiçekleri vardır. 

Gövdesi krem-gri, pembe ve açık yeşil karışımı,  güçlü tekli orta veya çok gövdeli çalı biçiminde türleri vardır. Boyu 40 metre’ye kadar uzayabilir. Yaprak boyları 12 – 22 cm. kadar olup, gençlerde yaprakları küçük ve oval, yetişkinlerde ise uzun ve sivridir. İlkbahar aylarında türüne göre beyaz, sarı veya kırmızı çiçekler açar. Çiçekler morumsu kırmızı renkte olup, her bir yaprağın koltuğunda birkaçı bir arada bulunur. Meyve küçük ve çok miktarda tohum taşıyan oval şekilli bir kapsüldür. Kış aylarında – 6°C’ ye kadar dayanabilen, odunu mobilya sanayiinde kullanılır. Okaliptüs kabukları, yapraklarından ve tohumlarından boya ve ilaç sanayiinde kullanılır. Okaliptus yaprakları birleşiminde en önemli madde eterik yağ türevleri vardır. Antiseptik (mikropları öldürücü), balgam söktürücü, krampları çözücü, ateş düşürücü ve kandaki şekeri düşürücü özellikleri vardır. Migren ve romatizma ağrılarını dindirir, cilt ülseri ve yarayı iyileştirir. Üretimi tohumla yapılır. Sulak toprakları sever bu nedenle bataklık kurutma amacıyla kullanılır. 

Türleri; 
Kırmızı Okaliptüs, Sarı Limon Okaliptüs, Mavi Okaliptüs.

Anadolu’ya ilk defâ, Muğla vilayetinin Fethiye kazasında Dalaman’da bir çiftlik kuran Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa tarafından, süs ağacı olarak sokulmuştur. Mersin-Adana demiryolu uğrağındaki istasyonlarda 1886 yılında Fransızlar tarafından istasyon ağacı olarak kullanılmıştır. 

Bir ökaliptus ağacının yılda ortalama 250 ton suyu alıp havaya verdiği deneylerle biliniyor.


1938’ den beri, yurdumuzun güney bataklıklarında da yetiştirilmiştir. Örnek uygulama Tarsus’un Karabucak bataklığının kurutulmasıyla bölgede, sıtma hastalığının yayılmasında önemli rol oynayan sivrisineğin nesli kesilmiştir. Ayrıca Yurdun güneyinde kurulan ökaliptus ormanlarından, büyük ölçüde yakacak temin edilmektedir. Ökaliptus ormanları, hava tesirlerini yumuşatarak büyük rüzgârlara mâni olurlar, bitkilere zararlı olan toz ve dumanları tutarlar, fırtına ve dolu zararlarını kısmen önlerler. Üç yaşından büyük olan ormanlardaki çayır ve ot miktarı da büyük ölçüde olduğundan, hayvanlarda verimi arttırmaktadır.




























http://www.vik2.com/

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ