Ankara' nın Kızılcahamam ilçesinin eski adı ...

Yabanabad,
Kızıcahamam,
Şorba,
Yabanabad, anlamı bozkırı imar eden. 
Kızılcahamam İlçesi Ankaraya 57 km uzaklıktadır. Bilinen ilk ilçe merkezi bugünkü Demirciören köyü yerleşim yeri olup, kayıtlarda Yabanabat olarak geçmektedir. 1880 yılında ilçe merkezi eski adı Şorba olan şimdiki Pazar bucağına taşınmış ve 1915 yılında bugünkü yerleşim yerine nakledilmiştir.
İlkçağlara kadar uzanan Yabanabad (Kızılcahamam)' ın ne zaman kurulmuş olduğunu kesin olarak bilmiyoruz. İlkçağlardan beri, Anadolu' nun ortasında bir yerleşme merkezi olarak görünen Yabanabad Cumhuriyetten sonra, hızla gelişerek bugünkü durumuna gelmiştir. Bazen tarih alanında bazen de karanlıklarda kalan Yabanabad' ı ancak 1915 yılından beri Kızılcahamam adı ile görüyoruz.


Kızılcahamam ilçesinin doğusunda Çubuk, batısında Çamlıdere ve Güdül, kuzeyinde Çankırı' nın Çerkeş ve Bolu' nun Gerede ilçeleri ile güneyinde Ayaş ve Kazan ilçeleri vardır. İlçe sınırları içerisinde yer alan Kurtboğazı, Eğrekkaya ve Akyar barajları Ankara' nın sulama ihtiyacını karşılayan barajlardır. Kızılcahamam İlçesi yeraltı suları bakımından zengin olup, kaplıcaları ile ünlüdür.

Ankara Ahi yönetiminde iken, stratejik öneminden dolayı, Osmanlı hükümdarı Orhan Bey’in oğlu Süleyman Paşa tarafından fethedilir (1354). Fakat bir süre sonra Ahiler tarafından geri alınınca, bu sefer de I.Murat tarafından çevresi ile beraber (Yabanabad dahil) Osmanlı topraklarına katılır. (1362)
Bu dönemde Ankara ve çevresi, yoğun Türk nüfusuna olan ihtiyaç ve stratejik öneminden dolayı Karaman Beyliği ile çekişme alanı haline gelir ve birkaç defa el değiştirir. Bu yıllarda Yabanabad’ın doğu ve güneyi Osmanlı Beyliği, batı ve kuzeyi de Candaroğulları Beyliği hakimiyetindedir. 
Yabanabad adını ilk ne zaman aldığı bilinmemekle beraber, 1423 tarihli ilk tahrirde zikredilen Yabanova adının Selçuklular’ dan intikal ettiğini kabul etmemiz gerekir. Bu tarihte verilen Yeğen Bey Vakfiyesi’ ne konu olan vakıfların kaynağı ilk Osmanlı dönemine kadar gitmektedir. Yani bölge-yer isimlendirme ve tanımlamaları II.Murat devri tahrirlerini esas almakta, onlara da Selçuklular’dan intikal ettiği anlaşılmaktadır.

Şiddetli belirtilerle başlayıp kısa sürede ağırlaşan hastalıklar için kullanılan sözcük ...

Akut,(Alm. akut, İng. acute ).
İveğen (Aceleci) .
Tıp bilimlerinde akut terimi ya “hızlı başlayan ” ya da kısa süreli ” hastalıkları, bazen de her iki durumu birden tanımlamak için kullanır. 
Keskin bir noktada sonlanan, kronik olmayan. 
Yaprak ayasının uç kısmının sivri olması. 

Bir hastalığın ilk belirtilerinin ani, çabuk ve şiddetli seyrettiği dönem ağır, keskin, vahim.
Hastalık veya semptomun ani başladığını ve nispeten kısa sürede sona erdiğini, hastalık süresinin 3-14 gün olduğunu ifade eden terim.

Akut terimi halk arasında sıklıkla “şiddetli” ya da “ciddi” terimleri ile karıştırılmaktadır. Akut terimi tamamen farklı bir anlam ifade eder ve bir hastalık akut olabilir ama şiddetli olması gerekmez. Kronik, akut teriminin tam karşıtıdır ve uzun süre devam eden durumları tanımlamak için kullanılır. Subakut terimi ise “akut ve kronik arasında” anlamına gelmektedir. 

Bu hastalıkların çoğu mikrobik hastalıklar grubundandır. Damar tıkanmaları, kazalar, güneş çarpması, yanıklar, mide, apandisit delinmesi, barsak düğümlenmesi, pankreatit, menenjit, kulak, diş ağrıları ve daha bir çok ani ortaya çıkan hastalıklar bu isim altında toplanırlar.

İnek sütünden yapılan bir Hollanda peyniri ...

Edam, (Flemenk Gravyeri).
Meşhur bir Hollanda peyniri olan Edam, inek sütünden üretilir. Yumuşak, tereyağımsı bir tada sahiptir. Ülkemizde de oldukça tanınmıştır. Üzeri kırmızı bir balmumu tabakası ile kaplıdır. kimyon tohumları ile baharlandırılmış bir çeşidi de vardır. Top şeklindedir. 

İnek sütünden yapılan Edam peyniri' nin şöhreti dünyayı tutan Hollanda peynirlerinin bir tipidir. Kum-missie adı ile de daha kalıplar hâlinde satılan peynir Edam peynirinin hemen hemen aynıdır. Hollanda'da peynir sanayii çok ileridir Peynir Türkiye'de olduğu gibi küçük imalâthanelerde değil, fabrikalarda yapılmakta ve bütün dünya pazarlarına tonlarca peynir ihraç edilmektedir. 

Eskiden Türkiye'de de pek çok satılan ve adına (Felemenk gravyeri) denilen üzeri kırmızı renkte mumla kaplı, gülle şeklindeki peynirler Edam peyniri idi. Adını ilk defa yapıldığı Felemenk'in kuzey bölümündeki (Edam) şehrinden almıştır.

Eski Doğu'da ve Bizans'ta hükümdarlık simgesi olan tören başlığı...


Tiara,
Eskiden papaların kullandığı tören başlığı,
Eski Doğu'da ve Bizans'ta hükümdarlık simgesi olan tören başlığı.
Papa' nın tören başlığı. 
I. Papanın üç katlı tacı; taç gibi baş süsü; eski İranlıların kullandığı sarık.   
I. Papanın tacı, taç (mücevherli), eski İran şahlarının taçı,
Papa, Roma Katolik kilisesinin, bir meclis tarafından seçilen, Vatikan'da oturan ve Hz. İsa'nın vekili sayılan başkanı. 
Papa tören başlığı.
Tiara - http://www.bilgiara.com/bilgi/mzcft-tiara/

Tiara, (Yunanca ve Latince), eski çağda doğuda, bizanslılarla habeşlilerde hükümdarlık sembolü başlık.

Papalık, sınırsız bir kuvvete ve bunun şuuruna sahiptir. Dünya ve Kilise'nin efendisiydir. Sadece, Petrus' un halefi değil, İsa ve Tanrı' nın yeryüzündeki vekilidir. Makamı ile ilgili meselelerde günahsız ve lâyuhti (yanılmaz)' dır. Her şeyi düzenleyen ve idare eden O idi; fakat O, hiç kimse tarafından yönetilemez. İmparator ve prensler Papa' nın hakimiyetindedir. Ona ayak öperek, atının eğerini tutarak biat ediyorlar. O, onları azledebilir ve biatlarını kabul etmeyebilirdi. Papalar bu sebeple, makam alameti olarak, “Tiara” denen üç tuğlu tacı XIV. yüzyıldan beri giyerler.

Vücudu saran elbise ...


Furo,
Vücudu saran elbise,
Vücudu iyice saran elbise.

Saydam bir gece elbisesinin altına giyilen elbise,
Şeffaf bir elbisenin altına giyilen dar ya da vücudu saran giysi,

Yırtmaçlı bir etekliğin altına giyilen, vücuda iyice oturmuş kolsuz elbise,

Fransada 18.yüzyılda çocukların ve genç kızların giydiği tek parça kuyruksuz giysi.

Anlam, kavram ...

Mana, (Osmanlıca),
Meal, (Arapça),
Anlam, kavram, (İng. sense, meaning).
Anlayış, duygu. 
Mefhum,
Ortaya çıkan şey, sonuç, netice.
Bir kelimenin veya bir sözün anlattığı fikir.
Sözcüklerin veya davranışların zihinde uyandırdığı izlenim.
Sözcüklerin, dizelerin, tümcelerin ve benzerleri söz örneklerinin anlattıkları duygu, düşünce, yargı.
Kavram, (Osm. mefhum).
Bir nesne, özellikle o nesnenin nitelikleri konusunda edindiğimiz genel düşünce.

İlişkin, değgin...

İlişkin, (İng. corresponding, Fr. Adhérent ).
Ait,
Değgin,
Müteallik,
Merbut,
Bağlı,
İlgilendiren, ilişkin, ilişik, ilgili.
İlgisi, ilişiği olan, bağlı, ilgili, ait, merbut, müteallik.
İlişkin, üstüne ait, dair, müteallik.
Değgin, Soğuk algınlığı ile birlikte gelen sıtma, İshal

Güvenilir olma durumu ...

Akredite,
Yetki verilmiş, 
Resmen tanınmış, 
Kabul edilmiş,
Güvenilir olma,
İtimatlı,
Güven duygusu veren, güvenilen, 
Akreditasyon,
Bir ürünün yada hizmetin, piyasanın talep ettiği şartlara, standartlara, yönetmeliklere uygunluğunu göstermek üzere o ürün veya hizmet için yapılan deney, analiz, muayene ve belgelendirme işlemlerini yapan kuruluşların (Uygunluk Değerlendirme Kuruluşları) resmi bir otorite tarafından uluslararası kriterlere göre denetlenerek teknik ve idari yeterliliklerinin onaylanması ve belli aralıklarla denetlenmesi işlemidir.

Doğu Karadeniz yöresinde yetişen bir koyun cinsi ...

Karayaka koyunu,
Karadeniz koyunudur. Özellikle Karadeniz’e kıyısı olan Sinop, Samsun, Ordu, Giresun illerinde iç kısımda ise Tokat’da yetiştirilmektedir. Vücut beyaz renklidir ve kaba yapağı ile örtülüdür. Baş, kulak ve bacaklarda siyah lekeler bulunmaktadır. Dişileri boynuzsuzdur, koçları ise kıvrımlı boynuzlara sahiptir. Kuyruk yapısı yağsız,ince ve uzun görünüşe sahiptir.  Anaç koyunlarda canlı ağırlık 35-40 kg,laktasyon süresi 130-140 gün,süt verimi 40-45 litre, ikiz doğum oranı ortalama %5, kirli yapağı verimi 1.5-2 kg. 
Eti lezzetli koyun ırklarımızdandır.

Siirt ilinde bir kaplıca ...

Lif Kaplıcası,
Siirt il merkezinde, Kışlacık Köyü yakınında bulunan Lif Kaplıcası’nın verimi saniyede 30 lt.dir. Sıcaklığı 41 derecedir. Suyun kimyasal özellikleri Sağlarca Kaplıcasında olduğu gibi klorürlü, sülfatlı, bikarbonatlı, sodyumlu, hidrojen sülfürlü kalsiyum içermektedir. Kaplıcanın suyu romatizma, solunum yolları, kadın hastalıkları ve sinirsel hastalıkların tedavisinde etkilidir.

Sağlarca (Billoris) Kaplıcası,
Siirt’te 17 km. uzaklıkta, Siirt-Eruh yolu üzerinde, Botan Çayı kıyısındaki bir mağarada bulunan bu kaplıcadan mağaranın genişletilmesi ve düzenlenmesi ile yararlanılmaya başlanmıştır. Buradaki kaplıca havuzunu besleyen kaynağın yakınında ikinci bir kaynak daha bulunmaktadır. Bu kaynağın suyu doğrudan doğruya Botan Suyu’na karışmaktadır.


Kaplıcanın suyu 33 C -36°C sıcaklıkta olup, suyu Klorürlü, Sülfatlı, Bikarbonatlı, Sodyumlu, Hidrojen-Sülfürlü, Kalsiyum içermektedir. Suyun Ph değeri 6,4’tür. 
Kaplıca suyu, romatizma, deri, solunum yolları, kadın, sinir ve kas yorgunluğu, sinirsel hastalıklar, eklem ve kireçlenme, ameliyat sonrası rahatsızlıklar gibi hastalıklara olumlu etki yapmaktadır. 

Hista Kaplıcası,
Siirt ili Eruh ilçesi, Düğünyurdu Köyü yakınında, Dicle Irmağı kenarında bulunan Hista Kaplıcasının suyu bir kaya yarığından kaynamaktadır. Buradan da 15 m. aşağıdaki bir havuza dökülmektedir. Suyun sıcaklığı 60 C.dir. Buradaki 8.00x4.00 m. ölçüsündeki havuzun üzeri tonoz bir tavanla örtülüdür. Kaplıca suyu kükürtlü sodyum, kalsiyum sülfatlı sular grubundandır. Az miktarda demir içeren kaplıca suyu tortulu olduğundan yalnızca kaynağından içilebilmektedir. Kaplıca suyu romatizmal ve kadın hastalıklarının tedavisine iyi gelmektedir.

Pirinç ya da bulgur lapası ...


Şile,
Pirinç ya da bulgur lapası,
Pirinç veya bulgur lapası,
Suyunu çekmemiş pilav,
Yaban çiçeği (Mercanköşk), 
Mercanköşk,
Ladin ağacı sakızı,

Lapa; 
Nişastalı tanelerin, su ile kaynatılarak bulamaç kıvamına getirilmiş durumu,

Kısa hırka ...


Libade,
Bir tür kısa hırka,
Pamuklu kadın elbisesi. 
Arkası ve önü sırma ile işlenmiş kısa kollu gelin elbisesi. 
Yelek, Hırka,
Köy kadınlarının elbise üstüne giydikleri bir çeşit manto. 
Pamuklu, genişkollu kadın ceketi, hırka.
Cepken.

Osmanlıcada Lübade,  
Yağmur için giyilen kepenek.

Dört İncil' den üçüncüsünün yazarı olan Hıristiyan azizi ...

Luka İncili,
Dört İncil’den biridir. 
Luka Latince "aydınlık" anlamına gelir.
Hıristiyanlığın kutsal kitabı olan Kitab-ı Mukaddes'in, Yeni Ahit kısmının ilk dört bölümünün her birine verilen ad. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna tarafından kaleme alınmış olan dört İncil, yazarlarının adıyla anılır. İnciller, Hıristiyanlığı ve İsa'nın hayatını ve öğretilerini anlatılır.
Hıristiyanlıkça kabul edilen bu dört incile "kanonik İnciller" 
denir.

Hıristiyanlığın kabul etmediği İnciller de mevcuttur, bunlara "apokrif İnciller" adı verilir.
Yazarı Luka, Antakyalı Yahudi olmayan bir aileden gelir. Luka’nın kaynakları hem yazılı kaynaklardır hem de İsa ile birlikte bulunmuş olanların sözlü şahitliğidir. Antakya'daki bir çok Hıristiyanın sözleri Onun için belirleyici olmuştur. Luka’nın yazdığı İncil, daha çok Yahudi kökenli olmayan Hıristiyanlar içindir. Bunun için inananları cezbedecek öykülere yer vermiştir. Hıristiyan görüşüne göre, Luka ve diğer İncil yazarları, bu metinleri kaleme alırlarken, Kutsal Ruh’dan ilham almışlardır. Bu İncillerin kıymeti de buradan kaynaklanır. 



Kaynak: http://www.bulmacabul.com

Osmanlılar döneminde kullanılmış bir tür asker kaputu yada yağmurluk ...

Avniye,
Bir tür kukuletalı asker kaputu, yağmurluk,
Osmanlılar döneminde kullanılmış bir tür asker kaputu yada yağmurluk,

1861-1876 yılları arasında, Abdülaziz döneminde kukuletalı bir yağmurluk olan kaput çok yaygın olarak kullanılmıştır. Gerçekte eskiden beri asker ocağında kullanılmış olan kukuletalı yağmurluk, gocuk üzerinde yapılan değişiklikler ve kol eklenerek elde edilmişti. Serasker Hüseyin Avni Paşa tarafından hazırlatılarak ordu zabitan ve erkanına kışlık sokak giysisi olarak kabul edildiği için "Avniye" olarak isimlendirilmiştir. Devetüyü ve siyah renkli çuhadan yapılan, düğmeli, omuz ve yan dikişleri ve kol dikişleri çuhanın renginde şeritle çevrilmekteydi. İyi bir çuhadan yapıldığında çok uzun süre kullanılabilen ve "Alafranga" olmayan bir ürün olarak yaklaşık elli yıl kadar kullanılagelmiştir. Abdülaziz'in de "avniye" ile çekilmiş bir fotoğrafı bulunmaktadır .



 
Kaynak: http://safakaydin.blogspot.com/2009/07/bir-tur-kukuletal-asker-kaputu.html 

Eski İskandinav halklarının III.yüzyıldan sonra kullandıkları, günümüzde ise fal bakmak için kullanılan abece ...


Rün, 
Run,
Runik,
Runca,
İngilizce Runik, 
Swedish rinna,
Danish rinde,
Middle English ronnen,
Almanca rinnanan, rannijanan,



III-XIII. yüzyıllarda İngiliz İskandinav dillerinde kullanılan alfabenin harflerinin her biri.
İskandinav mitolojisinde ve paganizminde en büyük tanrıdır. Germen mitolojisi'nde bulunan Woden ve Wodanaz ile benzerlikler gösterir. Tanrı Odin runik alfabe' yi insanlara hediye etmiştir.  

Runik yazı İlk Çağ Orta Asya toplumları, Etrüskler, Macarlar ve vaktiyle Kuzey Avrupa ülkelerinde (İsveç, Norveç, Finlandiya, Almanya vs.) yaşayanlar tarafından kullanılmış bir yazı sistemidir.

Bu yazı sisteminin, Kuzey Avrupa ülkelerinde kullanılmış alfabesine runik alfabe ya da Futhark adı verilir. Bu alfabeye verilen Futhark adı, alfabedeki ilk 6 harfin kullanılmasıyla oluşturulmuş yapay bir addır ve İskandinav mitolojisindeki göksel yaşam kavramını ifade eder. Runik adı ise, maji ve kahinlikle ilgili görülen bu alfabeyi kullanmış eski Cermen dili halklarının (Angıl’lar, Vikingler vs.) Run’lar (runes) adıyla anılmış olmasıdır. Run (rune) sözcüğünün Hint-Avrupa dillerindeki anlamı sırdır (mister).
Bu sözcükten türetilmiş raunen sözcüğü « sırdan söz etmek, mırıldanmak » anlamına gelir.
 
İskandinav (Nordic) rune harfleri güçlü ve derinden dönüştürücü bir kehânet sisteminden oluşur. Bu sistem, bize Kuzey Avrupa kültürlerinin kadim bilgelik geleneğine giriş imkânı sağlar. Bu rune harflerinin, tanrılar ve tanrıçalardan,  devlerden, cücelerden, savaşçılardan ve bilgelerden oluşan Kuzey pagan dünyası içerisinde derin yansımaları vardır.

İskandinav Runik Alfabesi (Nordic Runes) üç majör alana hitap eder:
  1. Rune irfanı (Runelore): İlk olarak "Herkesin Babası" Odin tarafından keşfedilen bu eski kehanet sisteminin târihi ve  zengin mitolojik geleneğini içermektedir.
  2. Runik işaretler (Runestaves): Yaşlı Futhark'daki 24 rune harfinin her birinin anlamının tam açıklanışlarını, görselleştiriş egzersizlerini ve gündelik yaşam için pratik dersleri içermektedir.
  3. Rune Harfleri ile Kehânette Bulunmak (Runecasting): Kadim rune harflerinin kehanetçilik uygulamının geniş kapsamlı rehberi, onların yapılış sanatını, kehânette kullanılışını ve örnek kehanetler ile yorumlanışını içermektedir.
İskandinav Rune' larının gösterdiği gibi, rune harfleri yalnızca kaderi yansıtmaktan çok daha fazlasını yaparlar. Sezgiyi geliştirirler ve genişletirler, kişisel gelişim alanında, kendini keşf ediş alanında ve kişisel dönüşüm alanında yeni yollar açarlar.

Paul Rhys Mountford, Kelt ve Norse geleneklerinde uzmanlaşmış bir yazar, araştırıcı ve workshop lideridir. "Ogam: Ağaçların Kelt Kehaneti" ve "Kadim Viking İrfanı / İskandinav Runik Alfabesi" kitaplarının yazarıdır. Çağdaş Pagan topluluğunun aktif bir üyesi olan yazar,  eşi ve oğlu ile beraber Auckland, Yeni Zelanda'nın Hauraki Körfezi' nde Waiheke adasında yaşamaktadır. Yazarın yeni kitabının arka kapağından bu bilgiler alınmıştır.
















Hindistan'da yaşayan bir cins yaban sığırı ...

Gevir,  (İng. gaur).
Seladang,
Yaban Sığırı,
Hindistan Sığırı,
Hindistan'da yaşayan bir cins yaban sığırı,
Gaur
Güneydoğu Asya' da yaşayan bir yaban sığırı, Güneydoğu Asya ve Hindistan'da yaşayan yabanıl sığır türü.

Gevir yahut öbür adıyla yaban sığırı veya seladang (Bibos gaurus),  Çift parmaklılar (Artiodactyla) takımının, boynuzlugiller (Bovidae) familyasından, 380 cm kadar uzunlukta 200 cm kadar yükseklikte, 85 cm kadar kuyruğu olan, geniş alınlı, kısa ve kalın boyunlu, sırtı esmer, karnı sarı, bacakları beyaz, Hindistan' da kayalık ormanlarda yaşayan bir tür. Hindistan bizonu da denilen bu orman hayvanının omuz hizasında boyu 180 santimi geçer, baş ve vücut uzunluğu ise 290 santime yaklaşır. Yetişkin erkek gevir, tıpkı yak gibi siyaha yakın bir koyu kahverengidir, yalnız bacaklarının dizlerden aşağısı beyazdır. Yukarıya kıvrık boynuzları enli, ağır ve siyah uçludur.

Erkeklerden daha ufak olan dişiler omuz hizasında 150 santim boyundadır, renkleri de hafifçe kızıla çalar. Gevirin vücudu çok hacimlidir. Ensesinden sırtının ortasına kadar yüksek bir çıkıntı göze çarpar.

Hindistan’da, Burma’da ve Malakka yarımadasında tepelere yakın orlarmanlarda ve yüksek otların arasında yaşayan gevir’in başlıca yiyeceği bambuların ve başka ağaçların sürüngenleri ve otlardır. Çekingen ve ürkek tabiatlı olan bu iri hayvan 5 – 20 başlık veya biraz daha kalabalık küçük sürüler halinde dolaşırlar. Ağaç sürgünleri ve otlarla beslenirler.

Yerlilerle avcılar, gevir' in kimseye saldırmayan çekingen,  ürkek, zararsız bir hayvan, olduğunu söylerler. Fakat sürüden kovulan bir erkek gevir tehlikeli olabilir. Aynı şey, yaralanan gevir için de söylenebilir. Gevir avı Hindistan’daki İngilizlerin sevdikleri sporlardan biriydi. Hayvan ilk kurşunlarla ölmediği takdirde, yaralı gevirin saldırısıyla karşılaşan avcı çok kere ölümle burun buruna gelirdi.  Hindistan’ ın Malabar bölgesi yerlilerinin gevir hakkında ilginç bir efsaneleri vardır. Efsaneye göre; Hayvanın, burun deliklerinin içinde taşlar biriktirdiğini ve bunları tüfek hızıyla düşmanlarına savurduğunu, taşın daima hedefini bulduğunu ve açılan yaranın da daima öldürücü olduğunu ileri sürerler.

Gevir’i evcilleştirmek için gösterilen çabalar boşa gitmiş olup yabani sığır olarak kalmıştır.
Gebelik ve doğumu ehlî sığırlar gibidir. İnekle eşleşmesinden elde edilen melezine “gayal” denir. Günümüzde, esaret hayatındaki gevir malakları büyümeden ölmektedirler.  

"Çok zengin" anlamında yerel bir sözcük ...

İmer,
Varlıklı,
Çok zengin, varlıklı.
Yerel bir sözcük,

Kahramanmaraş ilinde bir yayla...


Uludaz yaylası, 
Yavşan Yaylası; 

Şehir Merkezine 35. km mesafede olup yolun 15 km. kadar kısmı bozuk stabilizedir, arazi veya pick-up türü araçlarla gitmek mümkün olmaktadır. Yaylanın alanı dar olmakla birlikte sedir ve göknar ağaçlarından oluşan ormanı, teneffüs etmeye değer bir havası ve içimine doyulmayacak tadda suyu vardır. Rakımı yaklaşık 1700 - 1800 m arasında değişmektedir. Çok enterasan biçimde, Uludaz yaylalarında bin 500 metreden başlayarak 2 bin 271 metreye kadar aşırı yoğunlukta, toprakta, çimende, kaya oyuklarında yedi noktalı uğur böcekleri görülür. Haziran ayından itibaren görülen bu uğur böcekleri ne kadar kaldığı bilinmemektedir. Halen tam anlamıyla bunun nedeni bilinmemekte olup bilimsel bir çalışma konusu olmaktadır.

Başkonuş yaylası; 
Kahramanmaraş-Andırın yolu üzerinde, Yenicekale çevresinde yer alan zengin bir orman dokusunun oluşturduğu ve yayla karakteri gösteren bir bölgedir. Kahramanmaraşın en önemli yaylalarından biridir. Yükselti 1785 m.dir. Başkonuş' ta geyik üretme çiftliği bulunmaktadır. 

Engizek Yaylası
Şehir Merkezine oldukça uzak mesafe de olup ( yaklaşık 120 km.) Çok geniş düzlüklere sahip bir yayladır, rakımı yaklaşık, 2200 m ile 2600 m arasında değişmektedir.

Ahırdağ Karagöl Yaylası
Şehir Merkezine 13 km .mesafededir. Karagöl Yaylasında, Kış ve bahar aylarında yağan kar ve yağmur sularının birikmesiyle küçük bir göl oluşmakta, gölün suyu temmuz ayı ortalarında tamamen çekilmektedir. Ağaç ve Orman mecut olmayıp rakımı yaklaşık 1600 m civarıdır.

Ahırdağ Eğrigöl Yaylası; 
Şehir Merkezine 20 km. mesafededir.Eğrigöl Yaylasında Kış ve bahar aylarında yağan kar ve yağmur sularının birikmesiyle küçük bir göl oluşmakta gölün suyu temmuz ayı ortalarında tamamen çekilmektedir. Ağaç ve Orman mecut olmayıp rakımı yaklaşık 2100 m civarıdır.

Ağıllı Yaylası; 
Kahramanmaraş Kayseri Karayolunun 40.km. Fırnız,yol ayrımından Fırnız Köyü Karadut Obasından 5 km.lik bir yürüyüşle ulaşılabilir. Ağıllı Yaylası bitki çeşitliliğinin ve Yaşlı Ardıç ağaçlarının bulunduğu çevresi ormanlarla çevrili geniş düzlüklere sahiptir. Doğal hali bozulmamıştır. Rakımı yaklaşık 1500 m.ile 1900 m arasında değişmektedir.

Seen Yaylası; 
Kahramanmaraş Merkez İlçe ile Andırın İlçesi arasında bulunan Seen yaylasına, Andırın İlçesi Sisne ve Akgümüş Köylerinden stabilize bir yolu mevcut olup araba ile de ulaşmak mümkündür. Dört tarafı dağlarla çevrili geniş bir düzlüğe sahiptir. Doğal hali bozulmamıştır. Kuzey batı yamaçlarında el değmemiş (Ardıç,Sedir ve Göknar ağaçlarından oluşan)sık ve geniş orman alanları mevcuttur. Rakımı yaklaşık 1400 m ile 1500 m arasında değişmektedir. 

Ağoluk Yaylası; 
Kahramanmaraş Merkez Kaynar Köyünden (Şehir Merkezine 55 km.mesafede) 4 km.lik bir yürüyüşle ulaşmak mümkündür. Rakımı yaklaşık 1700 m. dir.

Akifiye Yaylası; 
Akifiye Yaylası, Kahramanmaraş Andırın İlçesi Akifiye Köyünün batı tarafında olup çok değişik yapraklı ve iğne yapraklı ağaç türlerini bünyesinde barındıran sık ağaçlı ormanları mevcut olup tabii hali hiç bozulmamış ender bir ormana sahiptir. 

Kümperli Köyü - Delihacılı Köyü Yaylaları
Şehir Merkezine 35 km. mesafedeki Kümperli köyünden sonra yaklaşık 10 km.lik stabilize yol ile araba ile ulaşmak mümkündür. Yaylanın Güneyindeki Yalnız Mezla Dağında yapraklı ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan el değmemiş bir orman mevcuttur.

Elmacık yaylası,
Çakıroğlu yaylası,
Yoğunoluk yaylası,
Bu yaylalar, Türkoğlu ilçesinin batı bölümünde yeralan Kemalin ve Nur dağlarını uzantıları olan dağlık kesimde bulunurlar.














































Kaynak; http://www.turkcebilgi.com/

Yaptığı işin verdiği ters sonuçtan üzüntü duyan kimse...

İldem,
Yaptığı işin kötü sonuç vermesinden üzülen, pişmanlık duyan kimse.

Minnet...

Ağdık,
Minnet,
Yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu sayma, gönül borcu,
İyilik yapana karşı duyulan teşekkür,
İyiliğe karşı duyulan şükür hissi.
Birisine iyilik etmek.
Yapılan iyilikleri sayarak başa kakmak.
Tenezzül, 
Mihnet, (Arapça).

Geniş bir görüş sağlamak için yüksek bir yere yapılan küçük kule ...

Gazebo,
İng. gazebo.

Görüş sahası geniş olan balkon.

Mirador,
Belvedere, 
Balkon,
Taraça,
Manzaralı balkon, kule.

İşlenmiş timsah derisi ...

Krokodil, (Fr. crocodile).
İşlenmiş timsah derisi. 
Bu deriden yapılan.

İşlenmiş timsah derisi. Bu sözcük Fransızcada timsah anlamına geldiği için, derisi de bu adla anılır. Elde edilmesi oldukça zordur ve değerlidir. Bu nedenle bu deriden yapılan çanta, ayakkabı, kemer, cüzdan vb. süs eşyası lüks eşya sayılır.

Timsahlar (Crocodilia), sıcak bölgelerde bataklıklar ve su kenarlarında yaşayan vücudu kemiksi pullarla örtülü sürüngenleri içeren bir takım. Bu takımın familyaları Alligatoridae (Aligatorgiller), Crocodylidae (Timsahgiller) ve Gavialidae (Gavyaller)'dir.

Crocodilia takımı, Kretase döneminin sonlarında, yaklaşık 84 milyon yıl önce ortaya çıkmış iri sürüngenlerdir. Kuşların yaşayan en yakın akrabalarıdır. Kuşlar ve timsahlar, Archosauria grubunun yaşayan son üyeleridir. Crocodilia takımı, 220 milyon yıl önce Trias Döneminde ortaya çıkmış olan ve Mezozoik dönemde çok çeşitli şekillere ayrılan Crurotarsi grubunun üyelerindendir.

Timsah, sıcak bölgelerdeki akarsularda yaşayan, Timsahgiller takımından iri yapılı, kalın ve kabuksu derili sürüngen türlerinin genel adıdır. Uzaktan bakıldığında kertenkeleye benzerler. Vücutlarının üzeri, sert kemiksi plakalarla örtülüdür. Ön ayaklarında beşer, arka ayaklarında dörder parmak bulunur. Parmak araları tamamen veya kısmen perdelidir. Uzun, yandan basık kuyrukları suda kürek vazifesi görür. Güçlü dişlerle bezenmiş, çok kuvvetli çeneleri vardır. Yalnız üst çene açılır. Etli dil, alt damağa yapışıktır. Gözleri, burunları ve kulakları başlarının üst kısmında bulunur. Suda yüzerken rahatça etraflarını görür, işitir ve solunum yaparlar. Karada vücutlarını zor taşımalarına rağmen, suda çok iyi yüzerler. Gündüzleri dinlenir, çoğunlukla gece avlanırlar. Gözbebekleri dikey olduğundan gece de iyi görürler. Timsahlar renk körüdür.

Yumurtayla çoğalırlar. Çiftleşmeden sonra dişi, kıyıdaki bir kumlukta açtığı çukur içine kaz yumurtası iriliğinde 50 kadar yumurta yumurtlar. Yumurtaların üzerini kumla örterek yakınlarında nöbet bekler. Bazen bu süre üç ayı bulur. Dişi bu sürede hiçbir şey yemediğinden kilo kaybeder. Zaman zaman erkek de dişinin yakınına gelir. Ama dişisini beslemeyi akıl edemez. Yavrular, yumurta kabuğunu kırmaya hazır olunca 20 metre kadar uzaklıktan duyulan sesler çıkararak annelerini yardıma çağırırlar. Dişi, kumları açarak yumurtalardan yavruların çıkmasına yardım eder. İnce derili yavrular büyük bir titizlikle tek tek annenin ağzında su kıyısına taşınır. Bakıma muhtaç yavrular altı ile sekiz haftalık bir süre içinde anne ve baba tarafından dış tehlikelerden büyük bir dikkatle korunur. Yırtıcı kuşlar ve vahşi memeliler timsah yavrularına düşkündür. Yavrular kendilerine bakacak duruma gelince anne ve babalarından uzaklaşarak kendilerine av sahaları ararlar. Büyük timsahlardan uzak olmak zorundadırlar. Hatta bazan sonraki karşılaşmalarda anne ve babalar yavrularını tanıyamamakta, onlara av gözüyle bakmaktadır. Yavrular, balık yumurtaları, salyangoz ve su böcekleriyle beslenirler.

































Kaynak: 
http://tr.wikipedia.org/
Güncel Türkçe Sözlük

Sivas kentinde, Anadolu Selçukluları döneminden kalma ünlü medrese ...

Çifte Minareli Medrese, 
Gök Medrese,
Şifaiye Medresesi ,
Buruciye,
Buruciye Medresesi
1271 M. yılında Anadolu Selçuklu Sultanlarından III. Gıyasettin Keyhüsrev zamanında Hibetullah Burucerdioğlu Muzaffer Bey tarafından yaptırılmıştır. İlmiye çalışmaları için medrese olarak yaptırılmış ve devrin pozitif ilimlerinin okutulduğu bina olarak uzun yıllar kullanılmıştır.


Sarımtırak renkli taşların oyma olarak yapılan giriş kapısı ve avlu karşısındaki iç cephe, devrin Selçuklu taş oymacılığının en güzel örneklerindendir.

Yapı kareye yakın dikdörtgen planlı olup, üzeri açık avlu etrafındaki sütunlu revaklar ve bunların gerisinde bulunan hücrelerden oluşmaktadır. Giriş kapısının sol yanında mavi ve siyah çinilerle süslü türbe hücrede medrese binasını yaptıran Burucerdioğlu Muzaffer Beyin ve çocuklarının mezarları bulunmaktadır. 


Vakfiyesinden binada bir de kütüphane bulunduğu anlaşılmaktadır. Mukarnas kavsaralı bir nişin belirlediği taç kapıda dışa taşıntılı rozetler dikkati çekmektedir. Cephenin her iki köşesindeki demet payelerden oluşan köşe kuleleri yazı kuşağı ve pencereler cepheyi zenginleştirmektedir. Taş işletmeciliğinde ağırlığın taç kapıda yer aldığı görülür. Yıldız, rumi ve geometrik motifler yüzeysel ancak bir dantel gibi işlenmiştir.




At terbiyesi ...

Dresaj,
At terbiyesi,

Fransızca "eğitmek, terbiye etmek anlamında bir terimdir.

At eğitiminin belli kurallar ve rekabet ortamı çerçevesinde gelişmiş amatör seviyeden olimpik seviyeye kadar turnuvaların düzenlendiği bir spor dalıdır. En önemli amacı; standardize edilmiş yoğun eğitim yöntemlerini, bir atın doğal atletik yeteneğini ve gönüllüğünü geliştirip, aynı zamanda binek at potansiyelini en yüksek seviyeye ulaştırmaktır. 

Bir atın jimnastik gelişiminin terbiyesinin doruk noktasında, uzman binicinin en az yardımıyla istenen hareketi rahat bir şekilde sergileyebilir. Dresaj bazen "At Balesi" (Dressuur) olarak açıklanabilir. Bu disiplin antik köklere sahip olmasına rağmen, önemli bir at müsabakası olarak Batı'da ilk Rönesans süresince değer kazanmıştır. Bu dönemin Avrupalı büyük binicileri o zamandan beri çok az değişen ardışık eğitim sistemi geliştirmişlerdir. Klasik at terbiyesinin hala eğitimli modern at terbiyesinin temelini oluşturduğu dile getirilmektedir.






























http://tr.wikipedia.org

Büyük İskender' in atının adı...

Bukefalos,
Bucephalus,

Büyük İskender,
III. Alexandros namı değer Big Alexander, Büyük İskender.
Kral Philipin ve Kraliçe Olympiasın oğulları olarak Makedonyalıların başkenti Pella'da M.Ö. 356' da dünyaya geldi. Annesi ruhlar alemi ve ölümden sonrki hayat inancıyla çok ilgiliydi. İskenderi küçük yaştan itibaren Mirmidon Kahramanı Aşil ve diğer büyük mitolojik Kahraman Herkülün hikayeleriyle büyüttü. 13 yaşındayken savaş eğitimine başladı. Gelmiş geçmiş en iyi filozoflar arasında görülen Aristodan ders aldı. Aristo ona bilim, tıp, edebiyat ve filozofî öğretiyordu. Aslında kendini kanıtlaması küçük yaşta yabani bir atı ehlilleştirerek başladı. Atı kimse ehlilleştirememişti ve bu imkansız gibi görünüyordu. Bu atı Teselya' lı Pilonikos Kral Philip'e hediye olarak getirmişti.Babasından atı istedi.Babası ise atın çok huysuz olduğunu kendisine başka bir at seçmesini söyledi. At çok değerliydi fakat yabaniydi. 338 kilo saf altın ediyordu at. Fakat İskender atı sevmişti. İlgiyle inceledi. Atın yanına gitti ve atın huysuzluğundan nasibini aldı. Fakat atın kendi gölgesinden korktuğunu farketmişti. Yüzünü Güneşe doğru çevirdi ve kulağına bi kaç şey fısıldadıktan sonra üzerine bindi. At İskenderi üzerinden atmadı ve birlikte epey ilerlediler. İskender ata Bucephalos ismini verdi. Yani Boğa Kafalı. (Bu=Boğa, Cephalos=Kafa) İskender gittiği her yere bu atı götürecekti.

Hatay ilinde kullanılan, kamıştan bir tür çifte kaval...

Argun, 
Orgun, 
Gargın, 
Argul.

Kamıştan yapılmış çok sesli bir çalgı.
Hatay yöresine özgü, yan yana tutturulmuş iki kamış düdükten yapılmış çifte kaval.
Yan yana tutturulmuş iki kamış düdükten yapılmış çifte kavala Hatay yörsinde verilen ad.


İki kavalın yanyana monte edilmesiyle Zonguldak civarı ve güneydoğu Anadolu bölgesinde kullanılmaktadır. Ön kısmında 5-6 adet ses perdesi bulunmaktadır. Boruların her ikisinde perde sayısı eşit olabileceği gibi bir tarafta bir adet ses perdesi de olabilir. Güney Anadolu da özellikle Antakya ve Yayla dağı çevresinde Argun adı ile bilinmekte ve çalınmaktadır.

Hatay'a özgü argun adlı üflemeli çalgı da, çifte kavala benzer. Bunlar da çoğu kez kartal kemiğinden yapılır. Çifte kaval ile argun arasındaki başlıca fark, argunun kavallarından birinin deliksiz oluşudur. Perde deliği olmayan bu kaval, sürekli aynı sesi vererek öteki kavala eşlik eder.
Hatay’da kullanılan nefesli bir halk çalgısıdır. Adını Orgun, Gargın veya Argul olarak da söyleyenler vardır. Yan yana ekli iki kamıştan yapılma çift kavaldır. Karcı sözcüğü Türkçe’de kamış anlamına gelmektedir. Çalgının adını buradan aldığı söylenebilir. Argun adlı kamış çiftenin biri, üzerinde delikleri vardır. Diğerinde ise perde delikleri bulunmamakta ve dem sesi vermeye yaramaktadır. Bu dem borusuna bazen uzun bir kısım eklenir ki bu tip çalgıya, Arapça ‘Argun Ebubekere’ adı verilmekte adı verilmektedir. Suriye Arapçasında büyük olanın adına Argul-ül kebir, küçüğüne ise Argul-ül sağır denilmekle beraber Suriye dışında ki Arap Ülkelerinde bu nitelik ya da böyle bir çalgının kullanılmışlığına dair herhangi bir iz yoktur. 
Batılı bazı kaynaklarda Argun adının Yunanca ‘Erganon’dan kısaltılarak söylendiği ifade edilmektedir. Halen ve Bizans Dünyasında Argun tipinde bir çalgı yoktur.

Nefesli-Soluklu-Üflemeli Türk Çalgıları...
Ağız Tamburası,
Ağız Orgları,
Zurna,
Kaval,
Düdük,
Mey,
Balaban,
Sipsi,
Garmon,
Mızıka,
Argun,
Tulum,
Çığırtma.

İnek sütünden yapılan mavi küflü klasik İngiliz peyniri ...

Stilton,

İlk kez 18. yüzyılın sonlarında, Mavi peynir de denilen küflü peynirgiller familyasından Stilton peyniri, Stilton köyünün bulunduğu Huntingdonshire'da, posta arabalarının konakladığı bir durak yerinde satıldığı söylenir. Ama adını aldığı köyde hiçbir zaman üretilmediği anlaşılmıştır. Günümüzde de yalnızca Leicestershire, Derbyshire ve Nottinghamshire illerinde üretilen bazı peynirler Stilton adıyla anılır.

Başlangıçta yalnızca shorthorn ineklerinin sütünden yapılan Stilton peynirlerinin Roquefort'dan daha az tuzlu, ama daha keskin bir tadı vardır. Preslenmediği için orta yumuşaklıkta, sürülebilir kıvamdadır. Bu peynirin üretiminde Penicillium glaucum adlı bir küf mantarı kullanılır; bu yüzden de peynirin sarımsı rengi küfün yol açtığı mavi damarlarla bölünmüştür. 

Stilton 23 cm yüksekliğinde ve 20 cm çapında silindirler biçiminde üretilir. 4-8 ay, bazen daha uzun süre dünlenmeye bırakılır. İngiltere'de geleneksel olarak bisküvi, Porto şarabı ve meyveyle birlikte yenir.

Stilton peyniri AB nin yüzünden bugünlerde çok sıkı denetim altında ve sadece bir kaç mandırada üretiliyor. Peynir mayalanmadan önce süt artık pastörize edildiğinden işin meraklıları tarafından eskisi gibi kabul görmesede noel yemeklerinde sunumu moda haline geldiğinden tüketimi artmış durumda. Mayadan sonra bastırılmayan peynir yuvarlak kaplarda şekil aldırılıp kurutulmaya bırakılıyor bu esnada kalın bir kabuk oluşuyor ve bu kabuk stitonun yenmeyen tek kısmı. İçine mavi küf damarları açan penicillium roqueforti mantarı eklenenler küflü peynir kategorisine girdiğinden literatürde bu tür Stilton, blue yani mavi Stilton olarak küfsüz olanı ise white yani beyaz Stilton olarak adlandırılıyor.


























http://tr.wikipedia.org

Hafif makineli bir tüfek cinsi ...

Sten, (İng. Sten).
Çapı 9 milimetre olan, İngiliz yapısı, hafif, kullanışı kolay bir tür makineli tüfek.

İngiliz yapımı bir hafif makineli silah. 1940 yılında Birleşik Krallık'ta yaşanan silah sıkıntısına binaen üretmiş olan, 9 mm kalibreli, basit tasarımlı, kolay üretilebilen ve oldukça güvenilir bir silahtır. 

Adını, tasarımcıların soyadının baş harflerinden ve yapıldığı yerden (Enfield Lock Small Arms Factory) almaktadır. İlk aşamada 100.000 adet üretilerek İngiliz askerlerine hafif, az yer kaplayan, onarımı ve bakımı kolay bir silah sağlanmıştır. SAS komandoları ve baskın ekipleri için de sınırlı sayıda susturuculu MK II'ler üretilmiştir. Sten, kısa menzilli, yüksek atış hızına, kabul edilir derecede hasar gücüne sahip, hareket kabiliyeti yüksek bir silahtır. Mermileri 9 mm çapında olduğu için yakın menzilli bir silahtır. Ancak yere düştüğü an, içindeki 32 mermiyi etrafa saçar. Tabanca türünden olduğu için tam otomatik atış yapma yeteneği kısıtlı bir silahtır. II. Dünya Savaşı'nda tüm İngiliz askerleri tarafından hafifliği, az yer kaplaması, onarım kolaylığı ve basitçe temizlenebilir bir silah olduğundan dolayı çok tutulmuştur. Kore Savaşı'nda da yine aynı şekilde Birleşmiş Milletler saflarında olan Birleşik Krallık tarafından kullanılmştır. Vietnam Savaşı'nda ise Avustralya ordusu tarafından kullanılmıştır. Bu gibi savaşlar dışında diğer savaş ve isyanlarda da kullanılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından 1950 yılından 1980 yılına kadar Kore Savaşı ve Kıbrıs Harekâtı'nda kullanılmıştır.
























http://tr.wikipedia.org/

Şarabın yaydığı güzel koku ...

Buke,  (Fr. bouquet).
Koku, rayiha.
Şarabın yaydığı güzel koku.
Şarabın eskimesi sonucunda meydana gelen şarap kokularına denir. Daha çok içildikten sonra genizde hissedilir.

Genç şaraplarda bulunan aromaların yıllandıkça daha kompleks hale gelip; ikincil ve üçüncül aromalarının da hissedildiğini gösteren, gelişmiş kokuları belirten terimdir.

Şarabın fermantasyon ve meşe tretmanı sırasında ve daha sonra şişede yıllandırılması boyunca oluşan ikincil ve üçüncül aromalar.

Uyuşuk, miskin ...

Uyuntu,
(Uyundu).
Kamalak,
Uyuşuk, tembel, miskin.
Üşengen,
Serseri,

Nine ...

Ebe,
Nene,
Nine,
Yaşlı kadın.
Teyze,
Hala,
Torunu olan kadın, büyük anne.
Yaşlı kadınlar için kullanılan bir seslenme sözü.

İslam hukukunda, yaralama ya da organ kesme suçları nedeniyle zarar görene verilmesi gereken diyet ...

Erş, (Arapça),
Üruş (Çoğul),
Diyet,
Kefaret,
Kan bedeli. Yaralanan veya öldürülen bir kimse için en yakın vârisine ödenmesi şer'an hükmolunan para veya mal. 
Can pahası.
Para, değer.
Kıymet.
İslam hukukuna göre, öldürme ve yaralamalarda suçlunun ödemek zorunda olduğu para veya mal, kan pahası, kan parası, kefaret.

Anlaşmazlık, ihtilaf, düşmanlık, diyet; rüşvet, adam öldürme hariç yaralama diyeti. 
Çoğulu üruş' tur. Bir İslâm hukuku terimi olarak, yaralanan ve kesilen uzuvlardan dolayı verilmesi lâzım gelen diyettir. 

Erş, mukadder ve gayr-i mukadder olmak üzere ikiye ayrılır. Mukadder erş, organlara mahsus olup miktarı şer'an belli olan diyettir. El ve gözün erşi gibi. Gayr-i mukadder erş ise, organlara ait, miktarı şer'an belirlenmemiş olup, bilirkişinin takdir ve tayinine bırakılan diyettir. Buna hükümetü'l adl' de denir. Hakimin takdirine bırakılan erş (hükumetü'l-adl), suçlu tarafından tazmin edilir. Bunu akile yüklenmez.

Örneğin;
Dişlerin tamamı telef edilirse tam diyet gerekir. Her bir diş için beş deve veya diyet miktarına ulaşıncaya kadar her diş için beşyüz dirhem gümüş para (beş dirhem bir koyun bedelidir) gerekir. Hadiste; "Her diş için beş deve vardır" buyurulur. (Ebû Dâvûd, Diyât, 18; Nesâî-Kasame, 44; İbn Mâce Diyât, 17).

Kısas ise daha farklıdır.
Kısas, Bir suç işleyenin aynı cinsten bir ceza ile cezalandırılması. Öldürme veya yaralamada, suçluya aynı şeyin yapılması. Kasten adam öldürene veya yaralayana İslâm hukukunun uyguladığı ceza. Kısas, kesmek anlamına gelen "Kass" kökünden alınmıştır.

Küçük akarsu ...

Cafer,
Akak,
Dere,
Çay,
Küçük akarsu,
Yatak.
Irmak,
Nehir,
Küçük akarsu.
Abja (Lazca).
Suyun ivinti yeri.
Eğimi, inişi fazla olan yer.



Büyük akarsular nehir ya da ırmak olarak adlandırılırken daha küçükleri ise çay ve dere olarak adlandırılırlar. Nehir ya da ırmak, genellikle denizlere, göllere ya da bir başka büyük akarsuya dökülen, özellikle genişliği ve taşıdığı su miktarı bakımından büyük akarsulara verilen genel addır.

Basur ...

Emoroit, (hemorrhoids),
Basur, 
Kalın bağırsağın alt bölümünde ve anüste toplardamarların genişlemesiyle oluşan varis, 
Hemoroit. 
Hemoroid, basur, 
Mayasıl,
Basur, 
Basur, anüs (makat) bölgesindeki toplardamarlann varis gibi genişlemesidir. 
Hemoroit kelimesinin kökü aslında yunancadır ve “kan akışı” demektir. Hemoroitler, içinde atar damarlar ağı bulunan ve adeta sünger yastığına benzeyen nodüller (memeler) görünümündedirler. Kanı geri taşıyan toplar damarlar ise iç ve dış sfinkter (kapama) kasının içinden geçerler. İç sfinkter kasının daimi gerilmiş olması nedeniyle, nodüllerin içinde toplanan kanın çıkması önlenir ve dokuların şişmesi sağlanır. Böylece bağırsak ucunda bir yastık halkası oluşur ve hemoroitler adeta conta görevi görerek sfinkter kaslarının kapama özelliğini desteklerler. 

Hemoroitler, böylece makatın ince kapama ayarını yerine getirirler. Dışkılama sırasında sfinkter kasları gevşer ve memelerin içinde bulunan kan rahatlıkla akabilir. Bu mekanizmanın etkilenmesi durumunda, sfinkter kasları tam anlamıyla gevşemez ve kan akamaz.  

Çıplak toprak ...

Daz,
Dazlak. 
Çıplak (toprak).
Otsuz, çıplak arazi, tepe.

Daz' ın diğer anlamları,
Kadının cinsiyet organı.
Cimâ etmek.
Kellerin başında kellikten geri ye kalmış izlere denir,
Saçsız baş, kel.
Kel, saçsız.

Eskimo' ların kendilerine verdikleri ad ...

İnuit,
İnuklar,

Eskimo, İnuit veya İnuklar, 
Kanada'nın kuzeyi, Alaska, Grönland ve Sibirya' nın doğusunda yaşayan yerli halka verilen isimlerdir. Eskimo-Aleut ailesinin üyeleridir. Yupik halkı da Eskimo ailesine dahildir. Dünyada toplam olarak 100.000 - 150.000 Eskimo vardır. Bunların yaklaşık 40.000' i Kanada' dadır.
 
Eskimolar, Eskimo – Aleut Ailesinin üyeleridir. Yupik halkı da Eskimo ailesine dahildir.
Arktik bölgede, Alaska, Kanada ve Grönland' da yaşayan Eskimoların ayrıldığı iki ana koldan biri inuklardır. Diğer kol Yupik halklarıdır.

Kültürel (ve siyasi) açıdan üç ana gruba ayrılırlar:
İnyupikler ya da Alaska İnuitleri
İnuitler ya da Kanada İnuitleri Batı Kanada İnuitleri
Doğu kanada İnuitleri
Grönland İnuitleri

Yerel folklorda Eskimo sözcüğünün "çiğ et yiyen kişi" anlamına geldiğine inanıldığı için bu kelimenin kendilerini tanımlamak amacıyla kullanılmasını hakaret kabul ederler. 

Bununla birlikte Eskimo sözcüğü diğer dillerde hakaret ya da küçümseme anlamı taşımaz ve antropoloji ve arkeolojide yaygın olarak kullanılır. 

İnuit ve İnuk sözcükleri Kanada' da resmi olarak Eskimo yerine kullanılmaktadır.

İnuit kelimesi İnuk kelimesinin çoğuludur. İnuk kelimesi İnuitçe'de "kişi" anlamına gelir.
Eskimolar ya da İnuit ve Yupikler, Arktik bölgedeki dört ülkeye dağılmış olarak, yaşarlar.
Yupik ve İnuit olmak üzere iki ana gruba ayrılırlar.

Kanada Eskimoları Eskimo adını küçültücü bulup kendileri için kullanılmasını yasal olarak engellerken, Alaska Eskimoları kendilerine "Eskimo" denilmesinden rahatsızlık duymazlar. Eskimo adı Kanada' da geçerli olmasa da Alaska' da geçerlidir.  Kanada ve Grönland'da yalnızca İnuit kolundan Eskimolar bulunur. Buradaki halklar için "Eskimo" adının kullanılmaması karışıklık yaratmaz. Yupikleri de içine alan bütünleyici adlandırma olarak Eskimo adından kaçınılarak Inuit-Yupik ya da Inuit/Yupik biçiminde bir ikili adlandırma tercih edilir.

Rusya Federasyonunda yalnızca Yupik kolundan Eskimolar bulunur. Buradaki halklar için Eskimo adının kullanılmaması karışıklık yaratabilir. Sirenik Yupikleri kimi uzmanlarca Eskimoların üçüncü ana kolu olarak kabul edilmektedir ve bunlara Sirenik Eskimoları denerek Yupik olmadıkları belirtilmek istenmektedir.
Amerika Birleşik Devletlerine bağlı Alaska' da Eskimoların İnuit ve Yupik her iki kolu da bulunur. Buradaki halklar için Eskimo adının kullanılmaması kesinlikle karışıklık yaratır.

Eskimo, sayısız toplumun (Allivik, Copper, Netsilik, Polar, Iglulik, Aleut, Chukchi, Koryak, Cugach, Kobuk) obalar biçiminde örgütlenerek Kanada' dan Alaska' ya, Grönland' dan Kuzey Asya' ya, Kuzey kutbun dört bir yanına yayılmış fiziksel görünüşleri, dilleri, mitolojileri, sanatları, üretim araçları ve üretim ilişkileri bakımından büyük benzerlik gösteren toplumların genel adıdır. Kimi Eskimo toplumların dilinde "Eskimo" terimi melek anlamına yakın düşüyor. Her bir Eskimo toplumunun kendi iç evriminin getirdiği ve yörelerindeki başka halklardan etkilenmeleriyle edindikleri farkların dışında genel karakteristikleri birbirine çok benziyor.

Eskimolar avladıkları hayvanın etini kurutarak ya da dondurarak saklar ve çoğunlukla çiğ olarak yerlerdi. Derisinden giysi ve çadır; kas kirişlerinden dikiş ipliği; kemiklerinden iğne ve zıpkın kancası yapar; yağını da aydınlanma ve ısınmada kullanırlardı. Giysileri fok derisinden olur, hava durumuna göre kürkün ya içini ya dışını kullanırlardı. Oyarak biçimlendirdikleri küçük heykelcikler ve takılar yaparlardı.

Katı kar bloklarından kubbe biçiminde olan Eskimo evlerinin duvarları derilerle kaplanır; evlere, rüzgârı kesmek için yapılan, dönemeçli bir koridordan girilirdi. Irmak ağızlarında ya da sıcak su akıntılarından etkilenen yerlerde ise deri çadırlarda ya da ahşap kulübelerde yaşarlardı.
Kuzey Kutbunda ağaç, yakılamayacak kadar değerli olduğundan Eskimolar balina ve fok gibi hayvanların yağını yakacak olarak kullanırlardı. Uzun kış gecelerinde eskiden yağ kandilleri, sonraları gezginlerin getirdiği gaz lambalarını kullandılar.

Eskimolar karada, köpeklerin çektiği kızaklarla yolculuk ederler; denizde ise hayvan derisinden yapılmış, kanoya benzeyen kayıklar kullanırlardı. Batı Grönland’da ve öteki yerleşim bölgelerinde, balina avlamada ve taşıyıcılıkta daha geniş kayıklardan yararlanırlardı. Eskimolar yaşamlarını sürdürmek için, bulundukları bölgenin sert iklimine uyum sağlamakta çok başarılı olmuşlardır.

 

 

Popüler Yayınlar

Yeni içerikler için takip edin!