Gökçeada’da yer alan ve Türkiye’nin batıdaki en uç noktası olan burun...

Avlaka,
Avlaka Burnu, 
İnceburun,
İncirburnu ,
 
25° 38' 59 doğu meridyeni üzerinde Çanakkale il sınırları içinde yer alır ve Türkiye'nin en batı noktası olma özelliğini taşır. 
Gökçeada'ya bağlı Uğurlu Köyü içindedir. Gökçeada limanı ile burun arası yaklaşık 30 kilometredir.

“Kakım” da denilen kürk hayvanı...

As, Ars,
Ermin, 
Kakım, Kakum, (Mustela erminea), (Osm. as).

Sansargillerden, yazın esmer kırmızı, kışın beyaz renkli kürkü değerli, etçil hayvan, as, ermin.


Kışın büründüğü yumuşacık ve parlak beyaz kürk dolayısıyla bütün gelinciklerin en gözde olanıdır. Fakat yazın bambaşka bir hayvan görünümündedir. Bu mevsimde tüylerinin rengi sarımsı kahve ile çikolata arasında oynar. Fakat gerek yazın, gerekse kışın kuyruğunun ucu daima siyahtır. 
Kakum sadece tüylerinin rengini değiştirmekle kalmaz, aynı zamanda eski tüylerini de yavaş yavaş döker.

Bunların yerini daha sık, yeni bir kürk alır. Değişme tamamlandıktan sonra kakum, ilkbahardaki tüylerini dökmeye başlayıncaya kadar beyaz olarak kalır. Kış ortasındaki sıcak bir çevre karları eritip toprağı çıplak olarak bırakınca, beyaz gelinciğin kamuflajı kendisi için tehlike yaratır. Hayvan, beyaz vücudunun kahverengi fonun üzerinde tezat meydana getirdiğinin farkında olmaksızın rasat rahat gezinmeye devam eder. Kakum'un düşmanları bu ziyafet davetiyesini farketmekte gecikmezler tabii. Kakumlar, en çok baykuşlarla atmacalar tarafından öldürülürler. Evcil kediler de başlıca düşmanları arasındadır.

Aralarında kakumların da bulunduğu bütün gelincikler inanılmayacak kadar çok sayıda hayvan imha ederler. Bunlar küçük memelilerin en amansız, en ziyade kana susamış üyeleridir. Gelincik yalnız karnını doyurmak için değil, sırf öldürmenin zevki için öldürür. Kendinden küçük veya kendi boyunda hayvanları öldürmekle kalmayarak kendinden kat kat büyüklerine de saldırır. Normal olarak sadece sıcak kana bulanmış kırmızı et yer.
Bu derece yırtıcı bir yaratığı, vatanı olan Kuzey Yanmküresi'nde-ki büyük kemirici sürülerinin çoğalmasını frenlemekte birinci derecede önemli rol aynayacağı muhakkaktır. Doymak ve yorulmak bilmeyen küçük gelincik olmasa, fare ve sıçan gibi yağmacı ve hastalık ileticisi kemirici sürülerinin gitgide çoğalarak dünyayı istilâ edeceklerine şüphe yoktur.
Bu cesur küçük etobur, farelerin inlerine girerek kalabalık kolonileri imha eder ve ancak bundan sonra karnını doyurmayı düşünür. Bir başka baş belası olan tavşan nüfusunu da hayli azaltır.

Arada bir kümeslere baskın yapması hayvana kötü bir ün kazandırmıştır. Ama buna rağmen gelinciğin insanlara zarardan çok, faydasının olduğu unutulmamalıdır. Yağma edecek kuş yuvalan aramak üzere ikide bir ağaçlara tırmanırlar. Dişi bir kakum'un yuvası yerden 4-4,5 metre yükseklikteki bir ağaç kovuğundadır.

Keçi kılından hayvan çulu, yem torbası gibi şeyler dokuyan kimse...

Mutaf,
Keçi kılından hayvan çulu, yem torbası vb. dokuyan kimse. 
Keçi kılından dokunmuş veya örülmüş çul, çuval, yem torbası vb. şey.
Kıldan dokunan bir çeşit yaygı.


Sıvı, gaz gibi akışkanların denetiminde kullanılan aygıt...

Vana, (İtalyanca vano, İng. valve). 
Boru içindeki bir akışkanın akışını durdurmaya veya serbest bırakmaya yarayan alet, valf.
Bir akışkanın belirli bir yer, bölüm ya da noktadan geçiş niceliğini değiştirmeye yarayan gereç.

Şarkılı kilise duası için bestelenmiş parça. ...

Mes,

“Guguçiçeği” de denilen bir süs bitkisi...


Hüsnüyusuf,

Gugu çiçeği (Dianthus barbatus).
Kız hanım,
Kır karanfili,
Şair karanfili,

Karanfilgiller familyasındandır. Bazı türleri bahçelere süs olarak dikilen bir bitki,  Şair karanfili de denir. Katmerli, katmersiz çeşitleri vardır. Çiçekleri toplu halde açılır. Görünüşü pek güzeldir. Yarım metre (40-60 cm.) kadar boylanabilen, ki yıllık dayanıklı otsu bir bitkidir.  Tabanda rozet, parlak yeşil yapraklı gövdede dikdörtgenimsi mızraksıdır. Dal uçlarında bir çok çiçek bir arada bir baş meydana getirerek açar.

Anayurdunun Akdeniz Havzası'nda olduğu sanılmakta, yabani örnekleri ülkemizde Trakya bölgesinin kayın ormanlarında görülmektedir. Ama, çoğu kez hüsnü yusuflara bir yıllık bitki işlemi uygulanmaktadır. Otlara benzeyen yeşil ya da bazen gri yeşil yaprakları, ilkbahar, sonunda başlayıp tüm yaz boyunca bol bol açan kırmızı, pembe, beyaz ve sayılan bu renklerin ikisini bir arada çok hoş biçimlerde taşıyan, yalınkat ya da katmerli açan güzel çiçekleri vardır. 

Hüsnü yusuf bitkisi çiçek tarlalarında, bordürlerde ve kayalık bahçelerde yetiştirildiği gibi evlerde pencere önü ve balkonlara konulan plastik kutu saksılarda da çok güzel durur. Ayrıca, bitkiden kesme çiçek olarak da yararlanılır.  

Bazı kültür çeşitlerinde şaşırtmadan sonra 12 hafta kadar, 4-7 santigrad derecede soğuklama ister. En uygun gelişme sıcaklığı 10 santigrad derecedir. 

Gölge sevmediğinden gölge yerlerde çiçek açmaz. Bu nedenle güneş gören yerlere dikilmelidir.

Bingöl ilinde bir baraj...

Gayt Barajı,
Zonlu toprak dolgu baraj olup Bingöl merkezdedir. 
Gayt çayı üzerine kurulup işletilen baraj, 4200 ha' lık bir alanı sulamak amacıyla yapılmıştır.
Talvegden 31,5 m. yüksekliktedir.

Özlüce Barajı,
Peri akarsuyu üzerinde yapılmış ve işletilen baraj kil çekirdekli kaya dolgu tipinde barajdır. 
170 MV kurulu günde barajın yıllık elektrik üretimi 413 GWh. dır. Talvegden 124 m. yükliktedir. 



Halen inşaatı devam eden diğer barajlar ise şunlardır.;
Kığı Barajı, 
Peri çayı üzerinde yapımı devam eden 146 m. yükseklikte bir barajdır.140 MW kurulu günüdeki barajın yıllık üretimi 450 GWh ' dır.

Gülbahar Barajı
Koçan suyu üzerinde, sulama amaçlı bir baraj olup 60.25 m. yüksekliktedir.



Mezopotamya mitolojisinde, sedir ormanlarını bekleyen dev tanrı....

Humbaba, (Asur). 

Huwawa (Babil),

Akad mitolojisindeki canavarımsı bir devdir. Tanrıların yaşadığı sedir ormanının bekçisi, koruyucusudur. Yüzü aslan yüzüdür.
Huwawa veya Humbaba Hititler ve Hurriler' de Kupapa' dır, ki Kibele olarak Yunan ve Arap dillerine çevrilmiştir. Öz olarak mitolojinin belirttiği gibi bir dev değil, bir Tanrıçayı, onun da ötesinde ata tanrıçayı temsil eder. Gılgamış destanında geçtiği gibi ana tanrıçadan kopup gelen ve uygarlaşmanın akabinde ona ihanet eden kişi Endiku' dur. Gılgamış destanı Huwawa' yı öldürmekten korkar, zira ona yabancıdır. Fakat Endiku, onu bilmekte, tanımaktadır. İhanetin mantığı içinde düşünülürse Endiku'nun yaşaması için Huwawa'nın ölmesi zorunludur.

Gılgamış Destanı'nda bunlardan başka şu tanrıların adları anılmaktadır;

Adad (Fırtına yağmur tanrısı), 
Antum (An'ın karısı), 
Absu (Tanrıları meydana getiren su), 
Aruru (Yaratıcı tanrıça Endiku'yu kilden yarattı), 
Aya (Utu'nun şafağı ve gelini), 
Belit-Şeri (Yeraltı yargıçlarının zabıt katibi), 
Dilmun, 
Dumuzi (Ya da Dumu-zid), 
Tammuz ya da Temmu (Samilerde Verimlilik tanrısı Çoban demek İnanna'nın da kocası), Endukugga ve Nindukugga (Yeraltı tanrı ve tanrıçası Enlil'in ana-babası), 
Enkidu (Aruru'nun yarattığı yabanıl yaratık),
Enugi (Sulama tanrısı), 
Haniş (Kötü havayı haber veren göksel varlık), 
Humbaba ya da Huvava (Sedir ormanı bekçisi canavar, Anadolu'lu bir tanrı olduğu sanılıyor), İgigi (Gök tanrılarının ortak adı), 
İnsan-akrep (Tanrıların karşıtı),
İrkalla ( Ereşkigalin bir başka adı), 
İşullana (An'ın bahçivanı), 
Lugabanda (Çoban-tanrı, kral Gılgamış'ın babası ya da koruyucusu), 
Mammetum (Alınyazısı-tanrısı), 
Namtar (Uğursuzluk şeytanı, hastalık getirici Yeraltı ülkesinin başpapazı), 
Nergal (Yeraltı tanrı Ereşkigal'in kocası), 
Ningal (Ay tanrısının karısı, güneşin annesi), 
Ningirsu (Ninurta'nın eski adı Verimlilik tanrısı), 
Nirnurta (Ningirsu'nun yeni adı Savaş ve bereket tanrısı), 
Gizzida ya da Ningizzida (Bereket tanrısı Hayat ağacının efendisi).
Enzu (Ay tanrısı Sin'in öbür adı),
İşkur (Tanrı Adad'ın Mezapotamya Samilerinde kullanılan adı).
İştar (Savaş ve aşk tanrıça Mezapotmaya' nın en ünlü tanrıçasıdır).

Çeçenlerin kendi ülkelerine verdikleri ad...

İçkeriya,

İçkerya, İçkeria,
Çeçen Cumhuriyeti,(Çeçenya,Çeçenistan),
Çeçenya, Rusya'ya bağlı özerk bir cumhuriyettir. Çeçenistan olarak da bilinir. Doğusunda ve güneydoğusunda Rusya Federasyonu' na bağlı Dağıstan Cumhuriyeti, güneyinde Gürcistan, batısında İnguşetya Cumhuriyeti, kuzeyinde Stavropol Kray ve Kalmukya Cumhuriyetleri bulunmaktadır. Çeçenistan'ın başkenti Caharkala' dir. Bu ad Dudayev' in şehadetinden sonra verildi. 

Kentin tarihi adı Sölc-ghala (Sölca-kale)' dır. Sovyet döneminde Ruslarca verilen ad "korkunç" anlamına gelen ve Çar İvan Grozni' nin adına izafe edilen Grozni idi. 

Kentleri;
Şali (Çeçence Tela, 1990'da kent oldu), 
Gudermes (1941'de kent oldu), 
Argun (1967'de kent oldu), 
Urus-Martan (1990'da kent oldu).

Nehirleri;
Terek (Uzunluğu 590 km),  Sunzha (Sunca), Assa, Argun, Hulahula.

Dağları;
Taşlır Dağları (Thulgandagghaş),
Sunzha (Sunja) sıradağları, 
Terek sıradağları, 
Stovolaya Dağı - 2993 m,
Şan Dağı - 4451 m,
Hahalgi (Xaxalgi) - 3032 m,
Tebulosynta (Tiebuolt lam) - 4493 m.
Diklosmta (Dikaluoy lam) - 4285 m,
Cobolgo dağı - 2725 m .

Manş Tüneli’nde işleyen trenin adı...

Eurostar,
Paris, Londra ve Brüksel arasında Fransız TGV'leri ile hizmet veren uluslararası yüksek-hız hattıdır. Bu hat, SNCF (Fransız Ulusal Demiryolları), SNCB (Belçika Ulusal Demiryolları) ve EPS (İngiltere Demiryolları) tarafından işletilmekte ve 14 Kasım 1994'te açılan Manş Tüneli ile Londra'yı Paris ve Brüksel'e bağlamaktadır.

Eurostar trenlerinde TGV teknolojisi kullanılmıştır. Bir tren 39 milyon dolar değerindedir ve biri önde biri arkada olmak üzere iki lokomotife sahiptir. Tren vagonları simetrik olarak yerleştirilmiştir ve en ortadaki 9. ve 10. vagonlar birbirinden ayrılabilecek şekilde tasarlanmıştır. Böylelikle, Manş Tüneli' nde ciddi bir tehlike ile karşılaşıldığında tren, iki dakika içerisinde ortadan ikiye bölünebilecektir. 800 yolcu kapasiteli ve 400 metre uzunluğundaki Eurostar trenleri 300 km/saat hızla yol alabilmektedir. Hız sınırı Fransız otoriteleri tarafından belirlenmiştir ve trenin gerçekleştirilebilir en yüksek hızından 50 km/saat azdır. Tünelin iki tarafındaki ortalama hız değerleri oldukça farklıdır. Bu değer, Londra-Tünel arasında 101,6 km/saat, Paris-Tünel arasında ise 267,2 km/saattir. Londra-Tünel arasında yüksek-hız demiryolu hattının 2002 yılında açılması ve hattın bu kesiminde de tren hızında önemli bir artışın gerçekleşmesi planlanmıştır. 

İngiltere, Belçika ve Fransa tarafından ortak işletilmekte olan Eurostar bütün bu ülkelerin güç ve sinyal sistemlerine uymak zorundadır. Makinistin işini desteklemek ve kolaylaştırmak için tasarlanmış olan Otomatik Tren Kontrol Sistemleri (ATC) her ülkede yıllardır farklı biçimde gelişmiştir. Avrupa Otomatik Tren Kontrol Sistemi olarak tek bir sistem mevcut olmadığı için her ülke kendi sistemini kullanmaktadır. Yüksek-hız trenlerinin sınır aşırı kullanılmasıyla ciddi bir sorun olarak ortaya çıkan bu durum 1990 yılında Avrupa Komisyonu tarafından Avrupa Demiryolu Trafik Yönetim Sistemi (ERTMS-European Rail Traffic Management
System) kapsamında ele alınmıştır. Genel bir çözüm bulunana kadar uluslararası hizmet veren trenlerde hizmet verilen tüm ülkelerin sistemlerinin bir arada bulundurulmasına devam edilecektir.

Eurostar üç ülkede kesintisiz hizmet vermektedir. Yolcuların kendilerini uçakta seyahat ediyor gibi hissettikleri Eurostar hattında, personel özel üniforma giymekte ve birkaç dil konuşmaktadır. Duyurular Fransızca, İngilizce, Almanca ve Hollandaca olmak üzere dört dilde yapılmakta ve tren hangi ülkede ise önce o ülkenin dili kullanılmaktadır. Kabin personeli gibi makinist de birkaç dil bilmek zorundadır; ama tren telsiz bağlantısı için ana dilini kullanabilir. Trenin enformasyon sistemi üç dildedir ve bilgisayar kabin göstergeleri makinistin tercih ettiği dilde okunabilmektedir. Eurostar hattında kullanılan TGV' lerin teknik özellikleri ile ilgili bilgiler 'Teknoloji' bölümünde verilmiştir.

Eurostar'ın hizmete girmesi ile Londra, Paris, Brüksel arasında hizmet veren havayolu şirketlerinin yolcu kaybına uğradıkları bildirilmektedir. 1995 yılı Ekim ayı bilgilerine göre havayolu ile karşılaştırıldığında, Eurostar'ın pazar payı Londra-Paris arasında % 40, Londra-Brüksel arasında ise % 30 olmuştur. Bir yıl içerisinde erişilen bu pazar paylarının ileride iki hatta da % 60-65 olması hedeflenmekle birlikte, asıl hedef toplam pazarı artırmaktır.
· % 2' si 30 dakikadan fazla gecikmiştir.

Manş Tüneli, Avrupa Birliği ülkelerini kapsayan ve saatte 200-300 kilometre hız yapılması planlanan Avrupa Yüksek-Hız Tren Şebekesi için çok önemli bir bağlantıdır. Manş Tüneli'nin hizmete alınması ile PBKAL (Paris-Brüksel-Köln-Amsterdam-Londra) Uluslararası Yüksek-Hız Tren Şebekesi gerçekleşmeye başlamıştır. PBKAL Avrupa Komisyonu'nun belirlediği 14 adet TEN (Trans European Network) Projesi'nden yüksek-hız treni ile ilgili olan dokuz tanesinin en öncelikli olanıdır. Avrupa Komisyonu PBKAL Projesi'nin tutarını 12,9 milyar ECU (16,4 milyar dolar) olarak belirlemiştir. Belçika Bölümü (312 km) 1997 yılında, Hollanda Bölümü (130 km) 2003 yılında, Almanya Bölümü (216 km) 2000 yılında, İngiltere
Bölümü (108 km) 2002 yılında tamamlanacaktır. 

Fransız Ulusal Demiryolları (SNCF), yeni hatların açılması için büyük borca girmiştir; buna karşın Hükümet TGV Ana Planı'nın tamamlanması için baskı yapmaktadır. Fransız Hükümeti ülkede demiryollarının gelişmesini geleneksel olarak desteklemektedir. Merkezi Hükümet karayollarını kullananların da altyapı maliyetinin tamamını ödemediği ve aradaki farkın devletçe karşılandığı gerekçesi ile SNCF'ye mali yardımda bulunmaktadır.
Belediyeler de ekonomik kazanç getireceğini düşünerek yüksek hız-trenlerine parasal katkıda bulunmaktadır.
TGV'lerin ülke içindeki teknik, ticari, ekonomik ve finansal başarısı tüm kesimlerce kabul edilmektedir. 1994 yılında TGV'ler 315 milyon yolcu taşımıştır ve kazandıkları başarıda TGV'lerin yolcu-km başına kullandığı enerji miktarının düşüklüğü, Paris'le Fransa ve Avrupa'nın diğer şehirleri arasındaki seyahat süresini kısaltmaları önemli rol oynamıştır.

Direttissima : İtalya’da ilk yüksek-hız trenleri için özel olarak inşa edilen ve dönemeç yarıçapları büyük olan demiryolu hatları. Bu terim yeni yüksekhız tren hatları için kullanılmamaktadır.

Yolcu-kilometre: Bir yolcunun bir kilometre mesafeye taşınmasını ifade eden trafik ölçü birimi.

Trabzon’un Sürmene ilçesine özgü, ekşimsi tadı olan bir peynir cinsi...


Aho,
Ekşimsi tadı olan bir tür peynir.
Sürmene Çökelekli Meleze Peyniri, 

Karadeniz, Trabzon bölgesi için peynir çeşitleri; 
Varil Peyniri, 
Kebir Tam Yağlı Peyniri, 
Minzi Peyniri, 
Sürmene Aho Peyniri, 



Tonya Kaşarı, 
Yayla Peyniri, 
Koleta Peyniri, 
Otlu Peyniri, 

Akçabat Tel Peyniri, 
Golot Peyniri, 
Tamyon Peynir.

Beyaz peynir çok fazla gözenekli ise alırken bir kez daha düşünün. Gözeneklerin fazlalığı, asitli süt kullanıldığını gösterir. Beyaz peynir ambalajına fazla su salmışsa bu peynirin yeterince olgunlaşmadığını gösterir.Tadıldığında çok fazla ekşilik veren beyaz peynirden kaçının. Ancak ekşi oranı çok az olan peynirde yoğurt kültürünün kullanılmış olabileceği aklınızda olsun. Taze kaşar peyniri açık sarı renkte, homojen yapıda, süt kokulu, kolay dilimlenebilir ve az tuzlu olur. Dil peyniri az tuzlu olmalı ve lif lif ayrılabilmelidir.

Peynir, ışıksız ortamda (buzdolabında, sebzelik gözünde) saklanmalıdır. Peynir hemen tüketilmeyecekse, kendi ambalajında saklanmalıdır. Ambalajı açıldıktan sonra ise mutlaka saklama kabında veya ambalaj malzemelerine sararak korunmalıdır. Aksi takdirde peynir nemini kaybeder, aroması ve lezzeti azalır.  Peynir dilimlere ayrılmadan saklanmalıdır, böylece dış ortamla teması en aza indirilebilir. 


Kızartma peynirler tüketilmeden önce 4-5 saat suda bekletilerek tuzu alınmalıdır. Beyaz peynir dışındaki peynirler yıkanmaz, su ile temas peynirin lezzet ve aromasının kaybolmasına yol açar. Beyaz peynirleri keserken, bıçağı ıslatmak peynirin düzgün kesilmesine yardımcı olur.
 



Bilimsel bir gerçeği kanıtlamak amacıyla yapılan işlem....

Deney, (İng. experience, experiment ).
Deneyim, tecrübe

Fizik, kimya, biyoloji gibi derslerin öğretiminde doğal olayların bağıntıları ve yasaları üzerinde bilgi edinmek; varsayım olarak benimsenen bilim yasalarının doğruluğunu göstermek; belli bir doğa olayını, etmenleri denetim altında tutarak, sınıf ya da deney odasında öğrencilere göstermek için yapılan planlı deneme ya da sınama işi. 

Bilinmeyen bir şeyi bulmak, bir ilkeyi, bir varsayımı sınamak amaciyle yapılan eylem ya da işlem.
Bilimsel bir gerçeği göstermek, bir yasayı doğrulamak, bir varsayımı kanıtlamak amacıyla yapılan işlem, tecrübe

Gerçekliği olana ilişkin her çeşit yaşantı, algılama, duyumlama, verilmiş olma vb. İnsan yaşamında bilincin karşılaştığı şeylerin tümü. (Felsefede) Gerçeklik üzerine kavramsal olmayan her türlü bilginin temeli: Her bilimin güvenilir olabilmesi için deneye dayanması, öte yandan bilginin salt deneyle kalmaması gerekir. Deneyin bilimsel amaçlarla, düşünce yoluyla düzenlenmesi, karşılaştırılması, bağlantılar kurulması, giderek doğrulanması ve tamamlanması gereklidir. Yunanca peira (deneme, sınama) sözcüğünden iki dizi sözcük türetilmiş: I. (Soyut ve genel anlamda kullanılan) empeiria ve türevleri: empirik, empirizm; II. (Somut ve daha teknik anlamda kullanılan) experientia (Latince experiri = deneme, deney yapma) ve türevleri: expérimenter, experimental, expérimentation. 

Empeiria = deney, yaşantı, görgü: Episteme' (bilim)ye karşıt olan: 
İşlenmemiş bir olay üzerine dayalı bilgi. Olaylardan doğrudan doğruya kendimizin bilgi edinmemizin yolu. Olaylardan edindiğimiz dolaysız bilgi. İnsanın kendi görmesi, kendi yaşantısıyle kazanmış olduğu şey; insanın kendi sınadığı deney. empirique = görgüsel deneysel, (deneyci): 
Experimental (deneyimsel) ya da bilimsel olana karşıt olarak: Yöntemli bir denetlemeye baş vurmadan doğrudan doğruya, sıradan yapılan deney. 
Ussal ve dizgesel olana karşıt olarak: Yapılan deneyin verilerini yorumlamak ya da ussal bir dizge halinde düzenlemek için usa baş vurmadan sıradan bir deneme düzeyinde kalan deney.
Bazen, ama yanlış olarak: experimental’le eşanlamlı: Yöntemli ve ussal biçimde yapılan deney; deneyci yöntem (méthode empirique).

Herhangi bir maddenin özellikle ticaret malının birleşiminin anlaşılması, saflık derecesinin tespit edilmesi, bozulma veya hile durumlarının meydana çıkarılması için yapılan analiz. Mesela yemek yağının serbest asit muhteviyatının ne mertebede olduğunun bulunması için yapılan iyot indisi deneyi gibi.


Rüzgâr estiği zaman gagasındaki deliklerden güzel sesler çıkardığına inanılan masal kuşu...

Musikar, (Farsça).

Gagasındaki deliklerden rüzgâr estikçe türlü sesler çıktığına inanılan bir masal kuşu.

Gagasında delikler olan, uçarken ancak rüzgarın deliklere dolmasıyla çeşitli nameler çıkaran bir efsane kuşu. Rengarenk kanatları var. 

Bu kuştan esinlerek bir albüm hazırlayan sanatçı Gülbahar Uluer için en güzel ifade tarzı olmuştur ve albume adını vermiştir. Evet dinleyin hak vereceksiniz ki albüm ülkemizin çeşitliliğini anlatan en güzel ses olduğuna...


Bir derebeyin himayesine girip kendini onun hizmetine adayan kimse...

Vasal,
Vassal- süzeren.(Koruyan-Korunan).
Bir senyöre bağlılık yemini etmiş toprak sahibi, feodal aristokrat. 
Bir kimseye bağlı kimse;bağlanılacak kimseye kul köle olan.  
Biat eden kimse; tebaa; kul, hizmetli köle, köle gibi, vassalage, vasallık, derebeylik sistemi, kölelik,  tımar zeamet, vasallar.
Orta Çağda özellikle Batı Avrupa'da toprağı ve üzerinde yaşayan köylüleri tek bir kimsenin malı sayan siyasal düzen, feodalite dönemindeki toprak sahipleridir.

Yani marki dükün, dük prensin vasalidir. Aristokrasi piramidi de diyebiliriz; zira en tepedeki imparator da tanrının vasali sayılır. Vasallar, Feodaliteyi oluşturan üç unsurdan biridir. Feodalizm veya Derebeylik, başta Ortaçağ Avrupası olmak üzere tarihin birçok evresinde rastlanan toplumsal, siyasal ve ekonomik örgütleniş biçimidir. Feodalizm kelimesi, Latince feodum (tımar) ile taşınabilir değerli mal anlamına gelen Cermen kökenli bir kelimeden türetilmiştir.  

Feodal toplumun siyasi örgütlenişi, koruyan-korunan (süzeren-vassal) ilişkisine dayanan hiyerarşik bir örgütleniştir. Merkezî otorite zayıftır, yerellik görülür. Feodal ekonomi ise, kendi kendine yeterlik üzerine kuruludur.  Roma İmparatorluğu'nun yıkılmasından güçlü ulusal monarşilerin ortaya çıkmasına kadar olan sürede, Avrupa'da hâkim olan örgütleniş biçimi feodal örgütleniştir.  İlk Çağ'da Roma' dan yönetilen topraklarda Cermen istilaları ile Roma döneminin merkeziyetçi siyasi düzeni bozulmuş ve sayısız irili ufaklı feodal beylik ortaya çıkmıştır.

Yaprakları salata gibi yenen kokulu bir bitki....

Roka, (Eruca sativa). Rumca.  
Eruca sative, Garden rocket, Roquette.
Roka, Balık, Rakı . 
Yazmazsam kendimi suçlu hissederim. 
Afiyet olsun.

Turpgillerden, yaprakları salata gibi yenen, 20-40 santimetre yüksekliğinde, kokulu, bir iki yıllık bir bitki olan roka, sebze olarak bahçelerde yetiştirilen, kokulu, bir iki yıllık bir bitkidir. 
Örneğin Slovenya'nın Koper bölgesinde peynirli börek yapımında kullanılır. İtalya'da özellikle Venedik kenti civarında pizza ve makarna yemeklerine konur.

C vitamini açısından oldukça zengindir. Ayrıca, K ve P vitamini ile çeşitli mineraller içerir.   Yapraklar toplu, dişli kenarlı ve tüylüdür. Çiçekler sarımtrak veya beyazımtrak olup, üzerleri morumsu damarlıdır. Sebze olarak bahçelerde yetiştirilir. Sert kokulu ve baharatlı bir bitkidir. Kök ve tohumdan üretilir. Bol sulak yerlerde yetişir.   

Bitkinin yaprakları yakıcı, lezzetli bir uçucu yağ ihtiva eder ve C vitamini taşır. C vitamini miktarı oldukça yüksek olup, 100 gram taze yaprakta takriben 150 mg kadar bulunur. Roka yaprakları daha çok sonbahar ve kış aylarında salata olarak kullanılır. İştah açıcı, uyarıcı, kuvvet verici ve öksürük kesici özelliği vardır. Tohumları da aynı etkileri gösterir. Afrodizyak özeliği vardır.   

Roka iştah açıcıdır. Mideyi kuvvetlendirir ve hazmı kolaylaştırır. İdrar söktürücüdür. Karaciğere faydalıdır. Karaciğer ağrılarını giderir, kanı temizler ve sarılığı keser. Uyarıcıdır. Vücuda kuvvet verir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Cinsel gücü ve isteği arttırır. Öksürüğü keser. Vücuttaki zararlı maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Çeşitli esansları, P ve K vitaminleri, çok faydalı mineralleri içeren rokanın, karaciğerin dostu, mideyi kuvvetlendirici, kansızlığı gideren ifade ediliyor.   

Uzmanlar, yeşil salata şeklinde yenen rokanın, tadı ve asitleri ile mideyi çalıştırdığını, hazmı arttırdığını, iştahı açtığını, böbrekleri çalıştırdığını,öksürük kesici, idrar söktürdüğünü ve karında toplanan suyu boşalttığını bildiriyor.  Rokanın yaprakları, kökü ve tohumları kullanılır. Kökünden ve tohumlarından baharat üretilir. Baharatı yemeklere güzel koku ve tat vermek için kullanılır. Yapraklarının ise salatası yapılır.

Roka salatası;
Malzemeler;
1/2 demet roka,
2 dal taze soğan
10 adet kiraz domates
1/2 adet limon
zeytinyağı.

Yapılışı;
Rokalar iyice yıkanıp, doğranır,
Soğanlar ince ince doğranır.
Domatesler dörde bölünür.
Limonun suyu sıkılıp zeytinyağı ile karıştırıldıktan sonra salatanın üzerine gezdirilir.

Hıristiyan sanatında, ellerini kaldırmış ayakta dua eder durumda canlandırılmış insan figürü...

Orans,
Hıristiyanlık ikonografisindeki kutsal duruş, orans vaziyeti, ellerin havaya kalkmış bir vaziyette gösterilmesidir. Figür cepheden verilirse şekildeki gibidir. Kadın figürü olduğunu, göğüs çıkıntılarından anlamaktayız. Tanrı Kybele formlarından sonraki en ilginç kadın figürü. “Simgeci” bir eğilimi temsil etmekte. Belden aşağısının tamamen silindirik bir formla verilmesi, iki farklı strüktürün, yani geometrik ve ageometrik olanın buluşması yönünde önemlidir. Böylece “yapısalcı” bir eğilim de ortaya konmuş olmaktadır.

“Beklenen Şarkı”, “Aysel, Bataklı Damın Kızı”, “Şehvet Kurbanı” gibi filmleriyle tanınmış, Türk sinemasının ilk kadın yıldızı....


Cahide Sonku,
Cahide Serap,
(27 Aralık 1916, Yemen - 18 Mart 1981, İstanbul),
Sinema ve tiyatro oyuncusu.
Türk sinemasının ilk kadın yönetmeni ve ilk kadın yıldızıdır.

16 yaşında Darülbedayi'ye girmiş, zamanla İstanbul Şehir Tiyatroları'nın gözde oyuncuları arasında girmiştir. Muhsin Ertuğrul döneminin önemli isimlerindendir. 1933'te "Söz Bir Allah Bir" filmiyle sinemaya geçti. Daha sonra 1950 yılında kendi adına Sonku Film şirketini kurdu. "Fedâkar Ana" filmiyle yönetmenliği denedi. 



Oyuncu Talat Artemel ile evlenip ayrıldı. Arka arkaya Shaw, Tolstoy, Shakespeare, Çehov gibi yazarların oyunlarında rol alarak şehir tiyatrosunun önde gelen kadın oyuncularından biri oldu. Bir süre sonra Fabrikatör İhsan Doruk ile evlenen Sonku'nun bu evlilikten Ender adında (d.1953) bir kızı oldu. Daha sonra bu eşinden de boşandı.  

"Bataklı Damın Kızı Aysel" adlı filmle ünlenen Cahide Sonku, o günden sonra adeta bir "fetiş" oldu ve hemen her filmde erkeklerin kalbini kırıp kaçan güzel kadın rolüyle izleyicinin karşısına çıktı. 1963 yılında bir yangın sonucu kurmuş olduğu Sonku Film'in yanması üzerine iflas eden Cahide Sonku hayatının geri kala kısmında kısa bir süre Şehir Tiyatrosu'nda çalıştı. 1961’de Dormen Tiyatrosu’nda ‘Taşra Kızı’ ile sahneye döndü. Ama içki düşkünlüğü nedeniyle bu tiyatrodan ayrıldı. daha sonra buradan ayrılan Sonku,ömrünün son yıllarını sefalet içinde geçirdi.  1979 yılında Sinema Yazarları Derneği hizmet ödülünü aldı. Alkol bağımlısı olduğu da ileri sürülen Sonku, 1981'de Alkaraz Sineması'nda fenalaşarak 64 yaşında öldü. Zincirlikuyu mezarlığına gömüldü.

Sonku, zarifliği ve güzelliğinin yanı sıra temiz Türkçesi, düzgün diksiyonu, rolüne kişiliğini katmasıyla büyük bir üne ermiştir. 


Filmleri;
Söz Bir Allah Bir 1933, oyuncu  
Bataklı Damın Kızı Aysel 1935, oyuncu  
Akasya Palas, 1940, oyuncu  
Şehvet Kurbanı, 1940,oyuncu  
Kıskanç, 1942, oyuncu  
Yayla Kartalı, 1945, oyuncu  
Senede Bir Gün, 1947, oyuncu  
Fedakar Ana, 1949, yönetmen  
Bir Kavuk Devrildi 1939Fedakar Ana 1949
Yuvamı Yıkamazsın 1947
Kızılırmak-Karakoyun 1946
Vatan ve Namık Kemal, 1951, yönetmen ve oyuncu  
Beklenen Şarkı (film), 1954, yönetmen ve oyuncu  
İlk ve Son





Kaynakça; http://tr.wikipedia.org/

Karasevda...

Malihülya, (Eskiden kullanılan bir sözcük).
Ruh Biliminde
Kara sevda. 
Kuruntu

Bulaşık, kirli...

Alude,
Bulaşma,
İz, etki, kalıntı,
Kirli, Leke, toz vb. ile kaplı, pis, murdar, mülevves.

Tüy, kıl...

Mu,
Kıl, (Fr. Poil ).
İnsan ve hayvan derisi üzerinde bulunan ince, kısa, yumuşak ve sık uzantılar:

Deri içerisinde ve dışında yer alan, kesitinde medulla, korteks ve kıl kütikülası bulunan, kuvvetli, düz ve genellikle kaba olan yapağıdan daha düz esnek epidermal oluşumlar. Dermiste yatık uzanan kıllar deri yüzeyinden dar açıyla dışarı açılırlar. Vücudun değişik bölgelerinde çeşitli doğrultularda örgülenmeler yaparlar.

Hz. Muhammed’in Hz. Ali’yi halife tayin ettiği gün olarak kutlanan Alevi bayramı...

Gadir Hum,
Hazreti Muhammed’in Hicretinin 10. yılında Veda Haccı dönüşünde Hazreti Ali’yi taltif ettiği gün olarak kutlanan ”Gadir-i Hum Bayramı”  dır. Bu bayram, Kurban Bayramı’ ndan sonraki sekizinci güne denk geliyor. 29 Zilhicce, Hz. Muhammed’in Medine’ye göç etmek zorunda kaldığı gün, düşmanların dikkatini çekmesin diye Hz. Ali’nin onun yatağında yattığı gece olarak biliniyor.
Arap alevilerinde bazı özel günler kutsaldır ve bu günlere bayram denir. Bayramların en önemlisi arapçada iydil ğadir, denilen gadir humm bayramıdır. Zahiri olarak bu günde peygamber Hz. Ali' yi yerine vasi, veli, mevla, halife ve imam olarak seçip atadığı için kutlanır. Ama bu arap alevilerinde görünen kısımdır ve dışarıya bu şekilde aktarırlar. Batıni olarak ise bu gün peygamberin Ali ile ilgili bir çok sırrı açıkça ortaya koyduğunu ve ilan ettiğini söylerler. Bu sebeple bu gün arap alevilerinin en büyük bayramıdır.  Türkiye genelinde nüfus itibariyle en fazla Alevi yoğunluğunun Hatay' da bulunduğu bilinmektedir. Gadir Hum Bayramı Alevi halkının en büyük bayramıdır. Alevi inancına göre Gadir Hum Bayramında çalışmak günahtır. Hatta o gün cehennem ateşi bile yanmamaktadır.
 

İç Anadolu Bölgesi’nin bazı yörelerinde alçıtaşı ve jips içeren oluşuklara verilen ad...

Pur, 
Sivas çevresinde çok yaygın olan jips (alçıtaşı) formasyonuna bu çevre halkı­nın verdiği ad.

Jips, 
Alçıtaşı,
Taş, Alçı, Kil,
Kireçli, Taşlı toprak, Killi taş,

Vurulunca çabuk parçalanan yumuşak taş.
Nehir yataklarında, kum ve taşların birlikte taşlaşmasından oluşan yumuşak taşlar. 
Kayalıklarla kaplı uçurum.  
Tarıma elverişli olmayan killi toprak.

Alçı taşı; 
Kimyasal bileşimi kalsiyum sülfat olan bir mineral olup, bileşiminde iki molkristal suyu bulunan türüne JİPS(CaSO4.2H2O), susuz kalsiyum sülfat mineraline de Anhidrit (CaSO4)denir. Her birinin ayrı ayrı bulunduğu yataklar olmasına rağmen,bu iki mineral çoğu zaman birlikte bulunur. Alçı taşı, tabiatta 6 şekilde çözelmiş halde bulunur. Bunlar; 

Doğal Anhidrit, 
Bassanit, 
Jips, 
Albatr, 
İpek Jipsi, 
Selenit.

Alçıtaşı kimyasal bileşimi kalsiyum sülfat olan bir mineraldir. Bileşiminde iki molekül kristal suyu bulunan türüne jips ( CaSO4 + 2H2O ) denir. Tabiatta alçı taşı büyük oranda anhidrit (CaSO4) veya dihidrat (CaSO42H2O) olarak bulunur. İçinde su bulunan kalsiyum sülfat minerali, tek veya ikiz sütunlar halinde billûrlanır.  Alçı billurlarına kil ve marn içinde, veya tuzlu ve alçılı dağların boşluklarında rastlanır. Anadolu'da kaya tuzu ile birlikte bilhassa yukarı Kızılırmak bölgesinde büyük kayalar halinde bulunur.

Gerek jips gerekse anhidrit hiçbir zaman saf halde bulunmazlar. Bunun iki nedeni vardır. Bu iki mineralden her biri diğerine dönüşebilmektedir. Ayrıca alçı taşı yataklarına oluşum sırasında veya sonradan yabancı maddeler karışmış olabilir. Bu yabancı maddelerden başlıcaları ; Kalsiyum,Karbonat(CaCO3), Mağnezyum Karbonat (MgCO3) Klorürler,diğer Sülfatlar, Kil Mineralleri yahut Silis olabilir. Bunun sonucu olarak alçı taşı ancak % 85 ile % 95 arasındaki saflıkta elde edilmektedir. Jips genelde taş ocağından çıkarıldığı kalitesi ile ve hiçbir işleme tabi tutulmaksızın kullanılmaktadır.

Alçı taşı dünya çapında çok geniş yataklara sahiptir. Dünyada büyük miktarlarda jips rezervine sahip olan ülkeler ABD,Fransa , Rusya, İngiltere, Kanada ve Türkiye' dir. Türkiye' deki jips yataklarında bulunan jipslerin saflığı batı ülkelerindekine nazaran çok iyidir. Batı ülkelerinde % 70 saflıkta jipsler kullanılırken bu oran Türkiye' de % 95-99 civarındadır.

Jips yönünden çok zengin bir ülke olan Türkiye' nin rezervi milyonlarca tondur. Başlıca rezerv sahaları ; Beypazarı Havzası, Tuzgölü hafzası, Çankırı,  Çorum-Yozgat havzası, Sivas havzası, Güneydoğu Anadolu havzası, Kars Kağızman-Tuzluca mıntıkası,Erzurum çevresi,Denizli çevresi, Balıkesir susurluk sahası ve Kütahya -Gediz sahasıdır.

Doğal alçıtaşının yanı sıra, kimyasal olarak sentezlenebilen kimya ham alçıları da (sentetik ham alçı , fosfat ham alçı , endüstri ham alçısı, atık alçı) vardır. Bu alçı, genellikle fosfor asidi imalatının ıslak sürecinde aşağıdaki denkleme göre oluşur:

Ca10(PO4)6F2+10H2SO4+2H2O----> 6H3PO4+10CaSO42H2O+2HF

Kimya ham alçısı ekonomik olarak kullanıma elverişli değildir. Zaten dünya genelinde alçı taşı rezervi yüksek oranda olduğu için kimya ham alçısına ihtiyaçta duyulmamaktadır. Alçı taşı başlıca yapılarda olmak üzere, tarımda (toprakları Ca2+ açısından zenginleştirmek) ve çimento sanayisinde (donma süresi düzenleyici olarak )kullanılır.

Bir halatın aşınmasını önlemek için üzerine sarılan ip...

İsparçena,
Bir halatın çeşitli etkenlerle aşınmasını önlemek için üzerine sarılan ip.
Kenevir ya da benzeri bitkilerin liflerinden yapılmış, urgandan daha kalın ipe halat denir.

Dil devriminin ilk yıllarında “belediye” anlamında kullanılan sözcük...

Uray,
Belediye, (Belediyye).

Türkiye' de yaşayan vatandaşlar Farsça, Osmanlıca, ve Arapça kökenli sözcük ve kelimelerin yerine, yazı ve konuşma dilinde ulusal kelimeler kullanılarak,  1932 yılında Dil Devrimi başlatılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin ortak, ulusal dili olarak Türkçe yazı ve konuşma dili kullanılmıştır.

Bu kapsamda Belediye' ye, Uray ve Belediye Başkanına Şarbay denilmiştir.

Belediye, il, ilçe, kasaba, belde vb. yerleşim merkezlerinde temizlik, aydınlatma, su, toplu taşıma ve esnafın denetimi gibi kamu hizmetlerine bakan, başkanı ve üyeleri halk tarafından seçilen, tüzel kişiliği olan örgüt, şehremaneti. Dil devrimi yıllarında Belediye için Uray sözcüğü kullanıldı. 

Belediye idaresinin başı ve belediye tüzel kişiliğinin temsilcisi olan Belediye başkanına ise Şarbay denilmiştir.

Bir pasajın büyük bir ritim özgürlüğü içinde çalınması gerektiğini belirten müzik terimi...

Rubato,

Bağımsız yoruma bağlı, istediğin gibi.
Temponun isteğe bağlı olarak değiştirilebileceğini gösterir.
İcrada geçici olarak kesin bir tempodan ayrılman ve nota sürelerini bir cümlenin anlamını açıklamak, yaymak amacıyla değiştirmek.
Genellikle klavyeli çalgılarda kullanılan ve özel efektler için temponun değişkenliğini gösteren müzik terimi.

 

Ad kavmi hükümdarı Şeddad tarafından cennete benzetilerek yaptırılan efsanevi bahçe...

İrem,
irem bağları,
Cennete benzetilerek yapılan bahçe. Efsanevi bahçe. Yalancı cennet.
Efsanelerde, masallarda ve edebiyatta adı geçen mutluluk simgesi olan şehir veya bahçe.

Ad kavminin kralı Şeddad tarafından cennet bahçelerine benzetilerek yaptırılan bir bahçenin adı, daha çok bağ-ı irem şeklinde geçer. Şam' da ya da Yemen' de olduğu söylenen ve cennete benzetilerek yapılan bahçe İrem bağı. Şeddâd' ın cennete güya nazire olmak üzere bina etmiş olduğu bir saray, yahut bir şehir. Alemde misli görülmemiş olan bu saray, yahut şehir, en dil-rüba bağları, bahçeleri muhtevi olmakla lisanımızda bağ-ı irem tabiriyle yad olunur. Aden cihetlerinde olduğunu rivayet ediyorlarsa da, Şam ve yahut İskenderiye şehirlerinden biri olduğunu diyenler de eksik değildir.

Hazret-i Muâviye zamanında Abdullah bin Kilabe adında bir şahsın devesi kaybolmuştu. Abdullah devesini ararken, olağanüstü bir bahçe gördü. Duvarları cevherlerden örülmüştü. Gözlerine ve gördüklerine inanamıyordu. O cevherlerden bir miktar aldı ve Hazret-i Muâviye’ye getirdi. Başından geçenleri de bir bir anlattı.

Hazret-i Muaviye, Abdullah’ın getirdiği cevherleri inceledi. Binlerce yılın tozunu toprağını üzerinde taşıyan cevherler işe yaramaz olmuşlardı. Ateşe koydular. Yandıkça misk ve amber kokusu geldi. Bu kokudan anladılar ki, cevherler İrem Bağına aittir. (İrem Bağı, Hud Aleyhisselâm zamanında Ad Kavminin reisi olan ve Hud aleyhisselama inanmayan Şeddad bin Ad’ın, “Yâ Hûd! Senin ilahın o dünyada yaptığı Cennetle öğünürse, ben de bu dünyada bir cennet yapayım ki, onun Cennetinden daha şâhâne olsun!” diyerek dünya servetini dökerek yaptırdığı bir bahçedir.

Hazret-i Muâviye derhal Abdullah’ın yanına bir ekip verdi ve tekrar İrem Bağına gönderdi. Ne kadar cevher varsa alıp getirilmesini emretti. Fakat Abdullah ve arkadaşları ne kadar aradılarsa da, İrem Bağını bir daha bulamadılar. Bu sırada Hadramut şehrinin kadısı olan Gufl bin Azle, hazreti Muaviye’ye “Ben babamdan şöyle işittim ki, Hadramut şehrinin gün batısı tarafında bir mağara vardır. O mağaranın kapısı denize açılır. Şeddâd’ın kabri o mağaranın içindedir” dedi. Bu defa bahsedilen mağaraya bir grup gönderildi. Bunlar, mumlar yakarak bu mağaraya girdi. Burada taştan kesilmiş geniş ve yüksek bir ev vardı. Evin içine girdiler. Taştan bir taht üstünde bir adamın yattığını gördüler. Üstüne de altın yaldızlı bezden dikilmiş bir kaftan örtülmüştü. Anladılar ki, burası Şeddad’ın kabriydi. Yanında bir altın levha gördüler. Levhada şunlar yazıyordu:
“Benden ibret alasınız!”

Ey ömür uzunluğuna mağrur olanlar! Ve ey şevketine ve kuvvetine inananlar! Ve ey mülk çokluğuna ve asker gücüne dayananlar! Bilesiniz ki ben Ad oğlu Şeddad’ım! Kuvvetime ve malıma dayanırdım. Dünya mülkü benimdir sanırdım. Cihan padişahları benden korkularından emrime boyun eğerlerdi! Hud aleyhisselam geldi. Bizi azgınlık içinde buldu. Bizi dinine davet etti. Fakat biz kuvvetimize güvendik de, onun sözüne itibar etmedik. Ona asi olduk. Sonunda gökten bir hışım indi. Ordumu da, beni de helak etti. Halimi göresiniz. Benden ibret alasınız!

 

Kuşların kanat tüyleri...

Eğrilce,

Küçük taneli, kokulu ve pekmez yapmaya elverişli bir üzüm cinsi. ...

Karabüzgül, 
Karaburcu,  
Karaca,

Pekmez yapılan Kayseri yöresi üzümü,
Küçük taneli, kokulu, pekmez yapmaya elverişli bir cins üzüm.

Avustralya' da yaşayan kısa bacaklı bir hayvan...

Vombat,
 Vombatlar (Vombatidae), yaklaşık bir metre uzunluğunda, 4 ayaklı, kısa bacaklı, kısa kuyruklu keselilerdir. Güneydoğu Avustralya ve Tazmanya'nın ormanlık ve dağlık bölgelerinde yaşarlar. Dışkıları kare şeklindedir. 3 türü vardır: 

Bayağı vombat (Vombatus ursinus) 
Kuzey kıllı burunlu vombatı (Lasiorhinus krefftii) 
Güney kıllı burunlu vombatı (Lasiorhinus latifrons)

Vombatlar yalnız Avustralya anakarası ile Tasmanya Adası'nda yaşayan keseli hayvanlardır . Tombul görünüşlü gövdelerinin uzunluğu yaklaşık 1 metre, postları kahverengimsi boz ya da sarımsı bozdur. Kuyruklan kısa ve küt, bacakları kalın ve çok güçlüdür. Ayı yavrusunu andıran bu hayvanlar gündüzleri toprakta kazdıkları uzun tünellerde geçirir, geceleri dolaşmaya çıktıklarında ot, yaprak, kök gibi bitkisel maddelerle beslenirler. Dişleri kemiricilerde görüldüğü gibi sürekli uzar. Dişlerin keskin ve belli bir uzunlukta kalması aşınmayla sağlanır. Vombatların iki türü vardır. Bayağı vombat (Vombatus ursinus) kısa kulaklı, kaba postlu ve tüysüz burunludur. Çok daha az rastlanan burnu tüylü vombatın (Lasiorhinus barnardi) postu daha ince tüylü, kulakları daha uzundur. Vombatlar ürkek ve uysaldır. Ama yavrularını korumak için saldırmaktan kaçınmazlar. Tünellerde yaşama alışkanlıkları tarım alanlarına zarar verdiğinden çiftçilerin düşmanlığını kazanmışlardır. 



http://tr.wikipedia.org
 

Hırsız...

Uğru,
Başkasının malını çalan kimse, uğru.

Tatsız tuzsuz yiyecekler için kullanılan bir sözcük...

Sası, (Fr. Sanieux, euse).
Tatsız, tuzsuz (yiyecek).
Küf ve çürük gibi kokan.
Kokuşmuş.
Tatsız, yavan. 
Kekre.

Bilgiçlik taslayan kimse...

Ukala,
Bilecen,
Malumatfuruş,
Arapça, ukalâ ( عقلا ), akıl sahipleri, Akıllılar. 
Kendini akıllı ve bilgili sanan, bilgiçlik taslayan (kimse).
Halk dilinde, Akıllılık iddia edenler. 

Nazan Öncel'in de anlatmaya çalıştığı tipler. Bilir bilmez her konu hakkında söz söyleyen, aklı ermediği halde her konuda fikir yürüten ve bilir bilmez her şeye karışan kimseler için Ukala Dümbeleği denir.

Deniz...

Bahr,
Bahir,
Derya,
Umman,

Deniz; Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi.

Yapısına girdiği sözcüğe “yeni” anlamı katan yabancı önek...

Neo,
Yunancada yeni anlamına gelen sözcük. 
Başlı başına bir sözcük değil önektir. Eklendiği kelimeye yeni anlamı katar.
 
Yunanca neos yani "yeni" sözcüğünden türemiş ve eklendiği kelimeye en basit tabirle "yeni" anlamı katan veya "yeni" vurgusu yapan bir ön ektir.  
Sözcüğün muhtelif kullanılışı ve ifadeleri aşağıda örnekleriyle gösterilmiştir.
 
Yeni anlamını tam ifade eder.
Neapolis, Napoli'nin orijinal Yunanca ismi, "yeni şehir" anlamındadır. 
Neolojizm yani yeni bir sözcük veya bir sözcüğün yeni bir kullanımı.  
 
Bir devamlılığın bölümlerindeki formlar arasındaki farklılığı belirtmek için kullanıldığında neo, paleo' nun zıttıdır. Neolitik, "Yeni" Taş Devri, zıttı ise Paleolitik.   
 
Düşünce tarihinde ise eski bir düşüncenin yenilikçilik arayışını ve yenilikçilik akımını ifade eder. Böylece yeni çıkan fikri temel aldığı orijinal fikirden ayrıştırır. Örnek verecek olursak; Neo-evangelikalizm, Neoliberalizm, 
 
Çağdaş kültürde neo, basit bir şekilde yeniliğe veya çağdaşlığa bir atıf olarak da kullanılabilir. Neomail gibi.

Romanya' da bir bölge...

Transilvanya,
Erdel,

Romanya,
Orta Avrupa'nın güney doğusunda, Balkan Yarımadası'nın kuzeyinde bulunan bir ülke. Ülke kuzeyde ve kuzeydoğuda Ukrayna, kuzeydoğuda Moldova, kuzeybatıda Macaristan, güneybatıda Sırbistan, güneyde Bulgaristan ile komşudur. Ayrıca ülkenin doğuda Karadeniz'e kıyısı vardır. Romanya’nın yüzölçümü yaklaşık 237.500 km2dir. Güneydoğu Avrupa’da Karadeniz kıyısında yer alır. Doğu bölgesi olan Dobruca, Karadeniz kıyısında bulunur.

Romanya’nın yaklaşık olarak üçte ikisi dağlık ve tepelik, geri kalan üçte biriyse yaylalık ve düz arazidir. Doğu Karpat Dağları ülkenin omurgasını teşkil eder. Güneydoğuya doğru geniş bir kavis çizerek yaklaşık 97 km’lik bir mesafe kat eder ve sonra ülkenin batısına döner ve burada Transilvanya Alpleri adını alır. Böylece ülkenin kuzey ortasındaki Tansilvanya Yaylası sanki duvarla çevrilmiş gibidir. Bu dağlar genel olarak aşınmış ve alçaktır. Yükseklikleri 900 m ila 1800 m civarındadır. Ülkenin en yüksek yeri Tansilvanya Alplerinde yer alan, yaklaşık 2548 m yüksekliğindeki Negoi Tepesidir. Transilvanya Alpleri, Karpatlara nazaran daha yüksek olup, ekseri tepeleri 2500 m civarında yüksekliğe sahiptir. Romanya dağları ormanlarla kaplıdır. Bazı dağların yüksek bölgeleri çayırlık ve buzul gölleriyle doludur.

Karpatların doğu ve güney etekleri Boğdan ve Eflak yaylaları olup, doğuda Prut Nehri ve güneyde Tuna Nehri arasında boylu boyunca uzanır. Ortada dağ kavisinin iç kısmında yer alan Transilvanya Havzası, yaklaşık 450 m ortalama yüksekliğe sahip tepelerle dolu yüksek bir yayladır. Bu bölge Mureş ve Someş nehirlerinin geniş ve derin vadileriyle yer yer yarılmıştır.

Ülkenin denize açılan doğu yönünde yer alan Dobruca, Romanya’nın tek sahil şeridine sahip bölgesidir. Dobruca, Tuna ile Karadeniz bölgesinde yer alıp, yaklaşık 290 km’lik kıyıya sahip bir bölgedir. Bölgenin kuzeyi alçak ve bataklık, güneyi ise, kumlu plaj arazi ve sarp kayalıktır. Dobruca’dan başka ülke Eflak, Boğdan, Banat ve Transilvanya olmak üzere dört bölgeye daha ayrılabilir.

Ülkenin üçte birini kaplayan Boğdan, Doğu Karpatlar ile Moldovya sınırını çizen Prut Nehrinin arasında yer alır. Bölgenin önemli şehri Iaşi’dir. Ülkenin başşehrinin yeraldığı Eflak ise, Transilvanya Alpleriyle Bulgaristan sınırı arasındadır. Ülkenin tam orta bölgesinde yer alan Transilvanya’nın başşehriyse Cluj-Napoca’dir. Macaristan ve Yugoslavya sınırına dayanan kısım ise merkezi Timişoara olan ve düz, bataklık ve verimli bir yayla görünümündeki Banat bölgesidir. Ülkenin en doğusunda yer alan Dobruca’nın merkeziyse Canstanta (Konstanta) dır. Kuzey Tuna deltasından başlayan bölgenin ortası göllerle doludur. Güney bölgesiyse Romanya Rivierası olarak bilinir ve burada pekçok plaj vardır.

Bugünkü Romanya'yı iki padişah fethetti. Eflak ve Boğdan dediğimiz güney Romanya ve Moldova Cumhuriyeti, Fatih Sultan Mehmed tarafından imparatorluğa katıldı. Üçüncü parça olan Transilvanya yarı bağımsız bir krallık olarak, Macarcada olduğu gibi Erdel adıyla Kanuni Sultan Süleyman'ın fethiyle Osmanlı mülküne girmiştir.
 

Argoda cilveli ve hafifmeşrep kız ya da kadına verilen ad...


Mal,
Hafifpeşrep, 

Hafif yollu.
Şıllık, 
Yosma.

Davranışları, içinde bulunduğu toplumun ahlak anlayışına uymayan (kız, kadın).

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ