Ekonomik alanda kendi kendine yeterli olmaya yönelen bir ülkenin rejimi...

Otarşi,  (İng. autarky). 
Bir ülkenin çok yüksek gümrük tarifeleri, kotalar ve kambiyo denetimi gibi araçlarla kendini dünya ekonomisinden soyutlamak için uyguladığı iktisaden kendi kendine yeterlilik politikası.

Milli ekonominin, ihtiyaçlarını kendi bünyesinde karşılayarak, milletlerarası iktisadi münasebetlerini en düşük seviyeye indirmesi. Bir devletin, ekonomik hayatında kendi kendine yeterli olmaya yönelmesi halidir. Otarşide, ekonomi, devletçe ve metodlu olarak milletlerarası iş bölümüne kapalı bir şekilde tatbik olunmaktadır. Bu politika ile dışarıdan ithal edilenlerin yerine bunların aynısı veya ikame malı memleket dahilinde üretilerek iktisadi bağımsızlık kısmen veya tamamen sağlanmaya çalışılır.

Tarihte ve günümüzde görülen otarşik denemeler, iktisadi olmaktan ziyade, siyasi taassup sebebiyle ortaya çıkmaktadır. Avrupa'da feodalite devrinde barbar istilalarından korunmak için tatbik edilen otarşi, iktisadi zaruretler sebebiyle ortaya çıkmıştır. 1917'den sonra Sovyetler Birliğinde, 1934'ten sonra Nazi Almanyasında ve İkinci Dünya Savaşından sonra Arnavutluk'ta tatbik edilen otarşi, siyasi taassuptan dolayıdır. Sosyalist blok ülkeleri bunu kısmen tatbik etmişlerdir.

Doğu ve batı felsefelerini barındıran yoga, dans, dayanıklılık ve kuvvet antrenmanlarından oluşan bir jimnastik sporu....

Pilates,
Plates,
Uzakdoğu kaynaklı bir egzersiz biçimi olan yoganın, bedensel rahatlığı zihinsel yollarla çözümlediğini bilirsiniz. Aslında yoga bir şekilde, zihninizi, bedeninizi doğru yönlendirebilmesi için bir eğitme yöntemidir. İşte pilates de yoganın bu özelliğinden faydalanıyor ve zihnimizi kullanarak vücudumuzu doğru kullanabilmemizi sağlıyor. Önemli olan şey, sağlam bir kontrol gücü.
Pilates tekniğine ismini veren Joseph Plates, 1880'de Düsseldorf'ta dünyaya geldi.  Astım ve romatizmayla boğuşan ve çelimsiz bir çocuk olan Plates, genç yaşta kayak ve jimnastikle ilgilenerek vücudunu geliştirdi. 

1912'de İngiltere'de sirk cambazı, boksör ve dedektiflere kendini koruma dersleri veren Plates, Birinci Dünya Savaşı döneminde düşman ilan edilerek Lancaster bölgesinde kampa alındı. Kampta hastabakıcılık yapan ve burada kendi tekniğini geliştiren Plates, burada askerlere tekniğini öğretti. İngiltere'de 1918'de pekçok kişinin ölümüne neden olan grip salgınından Plates'in kampındakiler etkilenmeyince uyguladığı teknik ön plana çıktı. Savaştan sonra Almanya'da metodunu geliştirmeye devam eden ve şehir polislerine öğreten Plates, 1926'da ABD'ye göç etti ve stüdyosunu açtı. Graham, Balanchine gibi ünlü dansçıların da öğrencileri arasında yer aldığı Pilates'in yöntemi giderek yaygınlaştı. 21. yüzyılda hala gözde olan plates, Madonna, Hugh Grant, Britney Spears, Julia Roberts gibi ünlüler tarafından benimsendi. Güçlü bir vücut yaratmayı hedefleyen pilates, 30-40 temel hareketle tüm vücut için kondisyon sağlıyor.  Joseph Plates’in “kontroloji” adını verdiği metodu, zihin ve beden bütünlüğü öngören denge nefes ve hareket sistemlerinin bir sentezidir. Eklem ve kemikleri hayat boyu korumak için kas güçlendiren, esneten ve özellikle içsel karın kaslarının kuvvetlendirilmesi esasına dayanan bir sistemdir. Joseph Plates, egzersizlerini şöyle tanımlamıştı:  “Sadece üç derste farkı hissedecek, on derste farkı görecek ve 20 derste tamamen farklı bir vücuda sahip olacaksınız”.  Pilates egzersizlerinin amacı; karın ve sırt bölgelerini eşit oranda güçlendirip, vücudumuzun üst kısmında sağlam bir iskelet oluşturmaktır. Pilatese göre vücut merkezi, derindeki kaslarla bel kemiğine en yakın kaslardan oluşur. Klasik egzersizlerde zayıf kaslar zayıflama, güçlü kaslar güçlenme eğilimindedir. Bu da dengesiz adale yapısına, kronik bel ağrısı ve sakatlıklara yol açabilir. Pilates’te kas yapısı bir bütün haline getirilir. Kilo vermeseniz de ince görünürsünüz. Sakatlanmaları zorlaşır. Dayanıklılık artar, metabolizma hızlanır. Her 10 kişiden 8′i, yaşamının bir döneminde, iskelet ve kas sistemi sorununun etkisi altında kalıyor. Omurganın düzgün kullanılmadığı, vücut dengesinin bozuk olduğu oturuş şekilleri, duruş bozuklukları, yanlış oturuş pozisyonlarında uzun süre kalınması ve tekrarlanan hareketler; kaslarda gerilme, yorgunluk ve stres giderek ağrılı kas spazmlarına yol açıyor. Sonucunda kişilerde sırt ve boyun ağrıları şikayetleri ortaya çıkıyor.  

Altı Plates Prensibi 
1. Konsantrasyon: Plates yaparken hareketlere yogunlaşmak bedenin uyum içinde nasıl çalıştığına ve hangi kasları kullanıp ve hangilerinin kullanılmadığına dikkat etmek gerekmektedir. 
2. Kontrol: Plates metodunda konrol için bedenin iyi dinlenmesi ve hareketlerin gösterildiği şekilde uygulanması olası sakatlıkların önlenmesi gerekir. 
3. Merkezleme: Plates metodun'da doğru hareket göbek, bel, ve kalça çevresidir. iç organları ve omurgayı yerinde tutan kas sistemlerini içerir. Merkezleme esnemeyi ve uzamayı sağlar. 
4. Akıcı Hareket: Hareket acele edilmeden her noktadan tek, tek geçerek ama aynı zamanda hiç duraksamayarak yapılmalıdır. 
5. Kesinlik: Hareket belirsizce değil tam yapılmalıdır. Hareketler birbiri ile koordineli olmalıdır.
6. Nefes: Nefes alıp verme panik olmadan sırtın arkasına ve altına derin nefes alıp bütün nefesi tamayıyla dışarı üflemek yoluyla olmalıdır. Böylece yapılan nefes verme hareketinde kanımızı tamamen temizlemiş oluruz. 
Pilates’in diğer egzersizlerden farkı yöntemi ve uygulama biçimidir. Pilates, zihni vücut
hareketlerine, karın-sırt bölgesini geliştirmeye, vücut koordinasyonu kazanmaya odaklamaktadır. Pilates
500’ e yakın kontrollü hareketler içeren egzersiz yöntemi dayanıklılık, esneklik ve kas gelişimi ile vücudun hareket kabiliyeti ve vücut duruşu (posture) geliştirilmektedir. Tüm vücut çalıştırılmaktadır. Pilates egzersizleri her yaştan insanın rahatlıkla uygulayabileceği bir egzersiz sistemdir. Ayrıca Pilates egzersizleri engelli bireyler adapte edilebilir böylece fiziksel ve zihinsel rahatlama, uyum ve vücut farkındalığı sağlanabilir. Dansçılar ve sanatçılar tarafından özellikle tercih edilmektedir çünkü kas gelişimini sağlarken kasları kalınlaştırmadan sıkı bir görüntü sağlamaktadır. Ayrıca Pilates duruş bozukluklarının tedavisinde, esneklik kazanmada ve denge gelişiminde, sakatlık rehabilitasyonunda etkili olarak kullanılabilmektedir. Hamile kadınlarda konsantrasyon ve nefes çalışmalarından programlı olarak yararlanabilirler. Platesteki egzersizlerin mutlaka uzman gözetiminde yapılmalıdır. Egzersizlerin uzman denetimden öğrenildikten sonra uygulanmasının daha sağlıklı olacaktır. Platesin her yaş grubunca yapılabilir ve bu yöntemle yapılan egzersizlerin omurga rahatsızlığını tedavi eder.       

Sıkı ve kuvvetli karın kasları sağlar. Kuvvetli ve esnek kaslar oluşturur. Vücut duruşunu destekler. Kas kontrolünü sağlar. Dolaşım sistemini etkileyerek rahatlamayı sağlar. Fiziksel uygunluk düzeyini arttırır. Sakatlanma riskini azaltır. Konsantrasyon gücünü arttırır. Atletik performansı arttırır. Kendine güveni geliştirir.
        
Plateste kullanılan elastik dirençli bantların (thera-band) egzersizlerde belli bir yüklenmeyi sağlabildiği için uygulamada önemli bir metaryaldir.Bantların kişinin yaşına, kilosuna, direncine ve rahatsızlığına bakılmadan verildiğinde hastalarda sorunlar oluşturabilmektedir. Yanlış bant kullanımı sonucu kas ve iskelet sisteminde yaralanma, kasta yırtılma ve şiddetli zorlamalarda kopma, eklemde hasar, omuz, diz ve belde arızalar olabilmektedir. 
'There-bant' ların seçiminde kişinin egzersizlerle neyi amaçladığının da etkilidir. Bantlardaki rengin kuvveti belirlemektedir. 'There bant''ların kuvvet oranlarına göre bej, sarı, kırmızı, yeşil, mavi, siyah, gri ve altın renklerinin bulunmaktadır. Rengin seçiminde hareketin yapılacağı bölge önemlidir. Bandın direncinin rengin açık veya koyu olmasına göre değişir.             
Bantların seçiminde kadın ve erkek ayrımı da yapmak gerek. Çünkü erkek ve kadınların kas kuvveti farklı oranlardadır.  Kadınların düşük, erkeklerin ise yüksek dirençli bantlarla başlaması daha mantıklıdır. Egzersizin en önemli avantajı duruş bozukluklarını zamanla düzeltiyor. Özellikle masa başında yoğun ve stres içindeki çalışma en çok omurgayı etkiliyor. Doğru egzersizlerle boyun, sırt ve beldeki ağrılar ve kamburluklar düzeltilebilir. Dolayısiyle plates topu ve bant doğru seçilmelidir. Bantlar gibi değişik renklerdeki plates toplarının da kişinin sağlık durumu, kilosu ve direncine göre değişir. Çin yapımı plateslerin yanlış seçiminde yaşanacak patlama ve yırtılmaların çok ciddi yaralanmalara neden olduğunu kaydetti.
Kaynakça; http://www.msxlabs.org

Doğu Afrika’da yaşayan göçebe bir halk...

Masailer, Maasailer,

Tanzanya ve Kenya sınırları içinde bulunan 'Masai Mara' bölgesinde yarı göçebe bir hayat süren yerli halka verilen isimdir. Nilo-Saharan dil ailesine dahil olan Maa dilini konuşurlar. Tanzanya ve Kenya'da yaşayan Maasaileri toplam nüfusunun yaklaşık 900.000 olduğu in edilmektedir. Her iki ülkede uzak köylerde yaşamaları ve yarı göçebe hayat stilleri nedeniyle nüfusları hakkında tam bir tahmin yapmak güçtür.  Maasai toplumunda ataerkillik egemendir. Önemli kararlar genelde yaşlı erkekler tarafından alınır. Toplumsal yaşantıyı genel olarak sözlü yasalar belirler. Resmi bir cezalandırma sistemi yoktur; genelde anlaşmazlıklar büyükbaş hayvan verilerek çözülür. Bunun dışında 'amitu' denilen barış yapma, veya 'arop' denilen özür dileme gibi sorunu kendi arasında çözme uygulamaları da bulunur.  Masailer için kan çok önemlidir; yaşamı, hayatta kalmayı simgeler. Kıyafet ve takılarına çok özen gösterirler. Kıyafetlerinde en çok kullandıkları renk kırmızıdır. Poligami yaygındır ve sünnet, ergenliğe geçiş, savaşçılık, evlenme, orta yaşa geçiş, yaşlılığa geçiş, ölümle ilgili birçok törenleri vardır. 

Ayrıca dans etmeyi çok seven ve kutlamalar yaparken de dans eden Masailer aslan avladıklarında, inek kanı içerlerken ya da düğünlerinde zıplama dansı (Swahili dilinde adumu) ediyorlar. Bir araya gelen erkekler savaşçı kıyafetlerini giyip şarkılar söyleyerek zıplamaya başlıyorlar. En yükseğe zıplayan erkek grubun en güçlüsü anlamına geliyor. Et ve sütü aynı gün tüketmenin hastalık getireceğine inanılıyor. Doktora gitmiyorlar. Nesilden nesile öğretilen bitkisel ilaç yapımıyla ortalama yaşam ömürleri 45 yıla kadar uzuyor. Hayvan derisi ve kuru otlardan yapılmış yataklarda uyuyorlar. Bazen küçük hayvanları soğuk veya yabani hayvanlardan korunmak için kulübelerine alırlar. Bu hayvanlara verdikleri önemi gösteriyor.

Masailerin köylerine kraal adı verilir. Genelde ince, uzun yapılı insanlardır. Daha çok kırmızı renkli giysiler giyerler. Yakıt olarak tezek kullanırlar. Hayvan derisi ve kuru otlardan yapılmış yataklarda uyuyorlar. Bazen küçük hayvanları soğuk ve ya yabani hayvanlardan korunmak için kulübelerine alırlar. Bu hayvanlara verdikleri önemi gösterir.

Masailer kulübeleri yaparken küçük dal parçaları, çalıları, sığır dışkılarını ve sığır idrarını güneşte kurutup harç elde ederler. Dışkı olduğu halde bu harç kokmaz. Masai çocukları eğitimlerini binalarda görmüyorlar. Okula kitapsız ve formasız gidiyorlar.

Nüfusu bugün 850 bin civarında olan Masailer açlık, kıtlık ve salgın hastalıklarla mücadele etmiş fakat geleneklerine sıkı sıkıya bağlılıkları sayesinde varlıklarını bugüne kadar dejenere olmadan sürdürebilmişlerdir.

Cenazelerini gömmek yerine doğaya bırakan, vahşi, inatçı, güçlü ve savaşçı özellikleriyle tanınan Masailer, misyonerler tarafından barbar oldukları gerekçesiyle ve köle ticaretini yaygınlaştırmak için Hristiyanlaştırılmaya çalışılmışlarsa da bu girişim başarısız olmuştur. 
Maasailerin dini tek tanrılıdır; tanrılarına Engai adı verilir. Engai çift doğası olan tek bir tanrıdır: Engai Narok (Siyah Tanrı) yardımseverdir, Engai Nanyokie (kırmızı Tanrı) ise cezalandırıcıdır. Tanrı Dağı, Ol Doinyo Lengai, Tanzanya'nın kuzeyinde yer alır. Maasai dinsel sistemi içinde laibon adı verilen kişiler vardır; bunlar şamanistik tedavi, fal bakma ve kehanet dışında savaşlarda başarı ve bol yağış sağlama gibi görevleri vardır. Laibon' un saygınlığı sosyal konumundan çok, kişisel becerisinden kaynaklanır.

Masailer kolye yaparken Koyu kahverengi ve siyah,  Koyu mavi ve siyah, Sarı ve beyaz, Kırmızı ve turuncu renkleri birarada kullanmazlar. Bu renkleri yan yana kullanabilmek için aralarına açık mavi koyuyorlar. Masailer için renklerin bazı anlamları ise şöyle ifade edilmiştir.; 

Yeşil=Çayırlar 
Mavi=Gökyüzü 
Beyaz=Süt 
Kırmızı=Tehlike 
Siyah=Yağmur

Başka bir dindeyken Müslüman olan kimse...

Dönme,
Mühtedi,
Başka bir dindeyken Müslüman olan.
Dinsel ya da siyasal bir inancın, bir kanının yerine başka birinin benimsenmesi.

Bir kişinin ya da toplumun yaşamındaki yüce bir olayı anmak üzere yazılan lirik şiir türü...

Od, (Fr. Ode).
Eski Yunan ve Lâtin edebiyatında ezgilenmek üzere yazılan her koşuk çeşidi, 
Şimdiki Batı edebiyatında Dizelerinin ölçüsü ve sayısı eşit olan dönülerden meydana gelmiş koşuk.

İnegöl-Bozüyük karayolunda bir boğaz ve dere...

Mezit, 
Mezitler.

Bursa iline 74 km, İnegöl ilçesine 29 km uzaklıktadır. Bursa-Ankara karayolu üzerinde Mezit Boğazı da denen bir vadide, Mezit Deresi kıyısında Bursa ilinin İnegöl ilçesine bağlı Rüştiye köyü vardır. Bu köy 1864-1890 yıllarında Kafkas -Rus savaşından gelen Abhazlar' ın Kafkas sürgününden buraya gelen Abazalar tarafından kurulmuştur.

1920-1948 yılları arasında, Filistin’deki Yahudilerin çoğunluğunu temsil eden Siyonist askeri örgüt...

Hagana,
Haganah, (İbranice: HaHagana, anlamı: Savunma).

Birleşik Krallık Filistin Mandası'ndaki Yahudi yerleşimlerini korumak amacıyla kurulan ve 1920-1948 yılları arasında faaliyeti gösteren Yahudi paramiliter örgüttür.  1907'de kurulan Bar-Giora örgütünün ardından 1909 yılında kurulan Hashomer (Muhafız Birliği) örgütünün uzantısıdır. Hashomer, Yahudi göçmenlerinin yıllık aidat karşılığında yerleşim birimlerini korumak amacıyla kurulmuş bir örgütken üye sayıları kısa zamanda 100'e ulaştı.  Yahudi liderler, 1920 Arap Ayaklanması ve 1921 Yafo Ayaklanması'nın ardınan İngiliz Mandası'nın yerel Arap çetelerinin saldırılarına karşı Filistinli Yahudileri korumasındaki isteksizliği görünce İngiliz yönetimine güvenmez duruma geldi. Çiftlik ve kibbutzlarını korumak için Haganah örgütünü kurdu. Haganah'ın ana görevi Filistinli Araplar'ın saldırılarını sivil halka bildirmekti. 


1920-1929 yılları arasında merkezi yönetim ve koordinasyondan yoksun olarak çalışan örgüt yerel olarak ve eski silahlarla görevini sürdürdü. Birlikler Kibbutz ve çiftliklerde dönüşümlü olarak nöbet tutan çiftçilerden ibaretti. 1929 Filistin Ayaklanmasıyla kendini geliştirme ihtiyacı duyan Haganah'a Yahudi yerleşim birimlerinden gençler ve büyük şehirlerden binlerce üye katıldı. Yurtdışından silah tedarik eden Haganah kendi el bombalarını ve basit askeri ekipmanlar üretmeye başladı.     

1936'da 40 bini rezerve (yedek) olmak üzere asker sayısını 50 bine çıkaran Haganah, 1936-1939 Filistin Arap Ayaklanması'nda İngiliz askerlerine yardım etti. Her ne kadar İngiliz yönetimi Haganah'ı resmi olarak tanımadıysa da kendilerinin kurduğu Yahudi Yerleşim Polisleri, Yahudi Yedek Güçleri ve Özel Gece Mangası gruplarına İngiliz Albay Orde Wingate önderliğinde askeri eğitim verildi.  Yahudi politik liderlerin koyduğu kural gereği Haganah cemaatlerini korumakla yükümlüydü fakat karşı saldırı düzenlemeye hakları yoktu. Bu durum bazı Haganah savaşçılarının tepkisine sebep oluyordu, bu sebeple örgütten ayrılan milisler Irgun Tsva'i-Leumi örgütünü kurdu. 1940'ta İkinci Dünya Savaşı sırasında İngilizlere karşı savaşıp bağımsız devlet kurma amacı güden bir grup Irgun'dan ayrılıp Lehi örgütünü kurdu.  1939'da İngilizler Yahudilerin Filistin'e göçünü büyük ölçüde engeleyip Orta Doğu'nun diğer bölgelerinden Arap işçi getirttiler. Hanagah buna cevap olarak "Darbe Kuvveti" anlamına gelen elit askerlerden oluşmuş Palmah kolunu kurdu. Palmah aynı zamanda yasal olmamasına rağmen Yahudilerin Filistin'e getirilmesinden sorumluydu. 100'den fazla gemiyle 100,000 Yahudi'yi Filistin'e getirmeyi başardı. Haganah aynı zamanda İngilizlerin göç sınırlamalarına karşı gösterilerde bulundu.  

Orta Doğu'dan sorumlu İngiliz bakan Lord Moyne'nın öldürülmesinden sonra Haganah ile ittifak kuran İngiliz aslerleri "av mevsimi" anlamına gelen Saison'a başlayıp Irgun üyelerini kaçırıp, sorguladılar ve bazende sınır dışı ettiler. Irgun'un liderliğini yapan Menahem Begin, kendi üyelerine, olası bir iç savaşı engellemek için Haganah üyelerine karşı savaş acmamayı emretti.  "Av mevsimi" sona erdikten sonra Haganah, Irgun ve Lehi birleşip İbrani Direnç Hareketi'ni kurdular. Her örgütün sorumlulukları farklı olmasına rağmen ana gaye İngilizleri bu topraklardan çıkarıp bir Yahudi devleti kurmaktı.  Kuzey Afrika'nın Alman ittifakına katılmasından korkan İngilizler Haganah'dan yardım istedi. Bu yardımlarla Mısır'da Erwin Rommel'in ordularını yenen İngilizler Haganah'a olan desteklerini geri çekti. 1943'te uzun süre devam eden görüşmeler sonunda İngiliz ordusu bir Yahudi Tugayları grubu kurdu. Yahudilerden oluşan ve 5,000 askeri bulunan tugay 1944'te İtalya'ya savaşmaya gönderildi, sonunda bu tugay 1946'da terhis edildi.  İkinci Dünya Savaşı'nın ardından İngilizleri bölgeden çıkarmak için uğraş veren Haganah bir yandan da Yahudilerin yasal olmayan yollarla Filistin'e getirilmesinde büyük rol oynadı.  

İsrail devleti kurulduktan iki hafta sonra 28 Mayıs'ta Haganah'ın devamı olarak kabul edilen İsrail Savunma Kuvvetleri kuruldu.  Ünlü Haganah üyeleri arasında İzak Rabin, Ariel Şaron, Rehavam Ze'evi, Dov Hoz, Moşe Dayan, Yigal Allon ve Dr.Ruth Westheimer bulunur.


Kaynakça;  http://tr.wikipedia.org/

Bitkilerin suyun kaynama noktası altında demlenmesi ile bitkisel ilaçların suya geçirilmesi ile oluşan çözelti...

İnfüzyon, (İng. infusion).

Bitki parçaları üzerine kaynar su dökülüp kapalı bir kapta ve su banyosunda sık sık karıştırarak 5 dakika tutulması ve ağzı kapalı durumda soğutulması sonucunda tülbent veya süzgeç yardımıyla süzülmesi işlemi.

Serum fizyolojik gibi fazla miktarda olan sıvıları basınç altında olmaksızın, yalnız hava basıncıyla beden boşluğu içine, deri altına, dokular arasına, damar içine akıtma işlemi.

Hekimlikte kullanılan ve kökü kavrularak yenen bir bitki...

Hodan, Borago officinalis. (Fr. bourrache).
Borrago orientalis Borra ginaceae. 
Zembil çiçeği, Zenbil çiçeği,
Sığır dili,
Hıyar otu,Neşe otu, Turşu otu,
Hodangillerden, çiçekleri hekimlikte kullanılan ve kökü kavrularak yenilen, bir yıllık ve otsu bir bitki, sebzedir.

Hodangiller familyasının örnek bitkisidir. Anayurdu Doğu Akdeniz havzası olup ülkemizde Kuzey ve Batı Anadolu bölgelerinde yabani olarak yetişmektedir. 30-75 cm. boylanabilen, biryıllık otsu bitkidir. Yuvarlak kesitli, içi boş ve sert gövdesi beyaz sert tüylerle kaplı olup dallara ayrılan yapıdadır. Koyu gri-yeşil ve biraz buruşuk yüzeyli yaprakları gövdesi gibi tüylerle kaplı, oval biçimli ve almaşık dizilişlidir. Beş köşeli yıldız oluşturan mor-mavi (kimi zaman pembe ve nadiren beyaz) renkli taçyaprakları ve siyah erkeklik organı olan çiçekleri, salkımlar halinde aşağı doğru sarkarak ilkbaharda ve yazın açarlar. Kumlu hafif toprakları ve bol güneşli yerleri seven hodan, döktüğü tohumlarıyla çoğalır. Ancak bazı yerlerde süs bitkisi olarak yetiştirilir.
Hodan bitkisi saponin, yapışkan bitki sıvısı, tanen, esanslar ve çeşitli mineraller içerir. Körpe yaprakları salata, peynir ve diğer bazı yiyeceklere katılır. Bazı yerlerde sebze olarak yenir. Balarılarının beslenmesine çok yararlı olur.Tanenler, uçucu yağ, nitrat tuzları, müsilaj, saponin ve rezin içermektedir. Tohum yoluyla çoğalır. Tıp alanında kullanılmak üzere ziraati yapıldığı gibi süs bitkisi olarakta ekilir. Tuz ve mineraller yönünden zengindir. Çiçek ve yaprakları gölgede kurutulur.

Yabani hodan tıbbi yönden, kültürü yapılanlara oranla daha fazla etkilidir. Bitkinin çok çeşitlilik gösteren tıbbi etkilerini ve bundan yararlanma yöntemlerini şöylece sıralayabiliriz:
Soğuk algınlığı ve gribe karşı etkilidir. Terletici ve ateş düşürücüdür.  Solunum yollan hastalıklarına iyi gelir. Öksürüğü keser. Balgam söktürür. Akciğer zarı yangılarını (satlıcan) azaltır.İdrar söktürücüdür. Kanı temizler. Bebek emziren annelerde süt gelişini artırır. Adrenalin bezeleri için iyi bir güçlendirici toniktir. Özellikle kortizon ve steroidle yapılan tedavilerden sonra hodan alınması bünyeye iyi gelir. Uzun yıllardan beri geleneksel kullanımıyla, cesareti artırır. Sinirsel gerginlikleri en aza indirger. Streslere karşı bünyede direnç sağlar.
 
Bütün böyle durumlar için hodanın çiçek açtığı zamanlarda kuru bir günde yaprak ve çiçekleri toplanır. Yırtık ve bozuk yaprakları seçilerek atılır. Kalanları yaprak-çiçek karışımı yapılarak gölgede kurutulur. Karışımdan 2 tatlı kaşığı alınıp, üzerine 1 bardak kaynar su dökülüp 10-15 dakika demlendirilerek infüzyon (bitkilerin suyun kaynama noktası altında demlenmesi ile bitkisel ilaçların suya geçirilmesi ile oluşan çözelti) hazırlanır. Bu infüzyondan günde üç kez birer bardak içilir.Bu infüzyon haricen kuru ve duyarlı ciltlere uygulanırsa cildi yumuşatır.Hodan yapraklarıyla lapa yapılır ve dıştan uygulanarak yara ve yanık için kullanılır.  Mineral yönünden zengin olan hodan, tuzsuz diyetlerde salata ve yemeklere katılan körpe yapraklarıyla, bedenin tuz eksiğini tamamlar.
Bilinen herhangi bir yan etkisi yoktur.

Bilinen Bileşimi : Müsilaj, saponin, reçine, potasyum nitrat.

Gözdeki billur cismin saydamlığını yitirerek ağarmasından ileri gelen ve görmeyi engelleyen rahatsızlık...

Katarakt, (Fr. cataracte, İng. cataract ).
Perde,
Aksu,
Boz inmesi,
Akbasma.

Gözdeki billur cismin saydamlığını yitirerek ağarmasından ileri gelen ve görmeyi engelleyen rahatsızlık olup göz perdesi de denir. Halk arasında Aksu, Boz inmesi, Akbasma gibi isimlerle de anılır. Doğuştan veya kazanılmış nedenlerle, tam veya kısmi olarak göz merceği veya mercek kapsülünde, proteinlerin presipitasyonu sonucu göz merceğinin saydamlığını kaybetmesi, donuklaşması ve ışığın geçişine izin vermemesiyle belirgin, göz merceğinin en yaygın ve en önemli bozukluğudur.

Göz merceğinin bulutlanıp, görmenin bozulması çoğunlukla 50 yaşından sonra görülür. Nedeni göz yaralanması, şeker hastalığı, gözün uzun süre ışığa maruz kalması, damar sertliği veya beze hastalığıdır. Bazen doğuştan da olabilir. En çok yaşlılığın neden olduğu hastalıktır.  Göz kameraya benzeyen optik bir sistemdir. Dışarıdan gelen ışık ve görüntülerin görme merkezine net olarak ulaşabilmesi için, önce gözün en dış saydam tabakası olan korneada, sonra gözün içindeki lens tabakasında kırılması gerekir. Normal şartlarda bu iki tabaka da saydam yapıdadır. Göz merceğinin yoğunlaşması görüntüyü bulanıklaştırır. Opaklaşma arttıkça hem uzak hem de yakın görmeler hastanın sosyal yaşantısını rahatsız edecek şekilde azalır.

Kataraktın ilaçla veya gözlükle tedavisi mümkün değildir. Tek tedavisi ameliyattır. Ameliyat, şeffaflığını kaybetmiş olan göz merceğinin alınıp yerine yeni bir göz merceğinin yerleştirilmesi sistemine dayanmaktadır.

Katarakt tedavisinin en güncel olan ameliyat sistemi Fako cerrahisidir. Fako cihazı, saniyede 40.000 defa titreşen ses dalgaları yardımıyla kataraktı göz içerisinde eritir. Böylece katarakt temizlendikten sonra, katlanabilir ve akrilik maddeden üretilmiş mercek göz içerisine yerleştirilir. Fako cihazı sayesinde göz içerisine çok küçük bir bölgeden girilerek ameliyat tamamlanmaktadır. Her türlü katarakta uygulanabilmektedir. İşlem süresi kısalmakta ve ameliyatın emniyeti artmaktadır. İşlemi tamamlarken Katarakt Lensin (mercek) bulanıklaşmasıyla karakterizedir, bu lens doğal olarak gözünüzün içinde bulunur.( fotoğraf makinasının içindeki mercek gibi)

Katarakt ameliyatı; mikroskop altında, ameliyathanede mikropsuz bir ortamda gerçekleştirilir. Lokal anestezi ile ameliyat olanlarda birkaç saatlik yatak istirahatı yeterlidir. Göz lokal damla veya uyuşturucu bir iğne ile hareketsizleştirilir ve ağrı duyusu böylece ortadan kaldırılır. Kataraktın olgunluk derecesine göre ultrason (Fako) ile dikişsiz veya klasik yöntemle dikişli olarak yapılabilir. Katarakt alınarak yerine suni göz içi lensi konulur. Kesi yeri: 3.2 mm. lik bir yerden dikişsiz veya klasik yöntemle dikişli olarak yapılabilir. Ameliyat esnasındaki zorluklar ve olası beklenmeyen durumlar çok ender ve önceden tahmin edilemezler. Bazen arka kamara yerine ön kamaraya veya askılı mercek uygulanabilir. %5 vakada arka kapsül yırtılabilir, kanama olabilir, çok ender durumlarda da görmenin kaybıyla sonuçlanabilir. Vakaların birçoğunda (95%), katarakt ameliyatı ağrısızdır. Görme çok hızlı düzelir ve birkaç hafta sonra en iyi görmeyi sağlayan gözlük yazılabilir. Gözde bulunan başka hastalıklar görmeyi etkileyebilir. Ameliyat sonrası iki ay süreyle damla ve merhem uygulanır. Bu süre içinde araba kullanmak tehlikeli ve ağır işlerde çalışmak uygun değildir. Vakaların %30 da,birkaç yıl geçtikten sonra ikincil bir puslanma olabilir, ikincil katarakt olarak adlandırılan bu durum yag lazerle ortadan kaldırılabilir.



Kaynakça; http://tr.wikipedia.org

Bilginin kaynağını, özelliğini, yöntemini ve sınırlarını araştıran felsefe dalı...

Epistemoloji, (Fr. épistémologie, İng. epistemology).  
Bilgi kuramı. Bilimin, hatta bilimlerin incelenmesi demek kısaca epistemoloji. Daha çok yirminci yüzyıl başındaki bilimsel ve felsefi literatürün içinde kullanım alanı bulduğu hesaba katılırsa yeni bir kavram.
Bilginin kaynağı, doğası, doğruluğu ve sınırlarını inceleyen, bilgiyle ilgili sorunları araştıran felsefe dalıdır.Yunanca episteme = bilim; logos = öğreti demektir. Epistemoloji, Bilim öğretisi demektir. 

Bilimlerin koyduğu sorunları inceleyen felsefe dalıdır. Bilim felsefesi ile eşanlamlıdır. Ancak bilim felsefesi bilimlerin tarihini felsefe açısından inceler, Epistemoloji ise çeşitli bilimlerin ilkelerini, varsayımlarını ve sonuçlarını eleştirerek inceler, onların mantıksal kökenini (ruhbilimsel değil), nesnel değerini belirlemeye çalışır. Almancada da epistemoloji, bilgi öğretisi, anlamında kullanılır. Ancak az kullanılan bir terimdir. İngilizce konuşan ülkelerde Bilgi Kuramı anlamında kullanılır. Oysa Fransızcada bilgi kuramının teknik terimi, Yunanca gnosis'ten türetilmiş olan gnoséologie'dir.

Bilginin kaynağı, yapısı, metodları, imkanı, sınırları ve değeri (doğruluğu) ile ilgili problemlerin eleştirici bir gözle araştırılması bilgi öğretisidir.
Bilgi öğretisinin temel kavramları; Suje, obje ve bilgi kavramlarının yanında; Doğruluk(hakikat,verite), gerçeklik(realite), Temellendirme (bir düşüncenin, bir yargının,önermenin doğruluğunu gösterme, bu doğruluğun dayanaklarını gerekçelerini ortaya koyma demektir) dir.

Gemi omurgasının baş ve kıç tarafından çıkan ağaç için kullanılan sözcük...

Bodaslama, (Rumca podóstama). 
Denizcilikte gemi omurgasının baş tarafından yukarıya uzanan ağaç veya demir direklerden her biri. Gemi omurgasının baş ve kıç tarafından çıkan ağaç yada demir için kullanılan sözcük.

Pamuk, yün, ipek gibi şeyleri eğirip iplik durumuna getirmeye yarayan gereç...

Cehre, (Farsça),
İğ,
Çıkrık, 
Yün eğirme çıkrığı

Pamuk, yün, ipek ve benzerini eğirip iplik durumuna getirmeye yarar araç, iğ.

Bir Hıristiyan tarikatı...


Sion Tarikatı,
Gül Haç Tarikatı .
Tapınak Şövalyeleri,

Çeşitli komplo teorilerinde adı geçen, bin yıllık olduğu iddia edilen, gizli politik ve dini örgüt. Yakın dönemde Dan Brown'un Da Vinci Şifresi kitabıyla tekrar gündeme gelmiştir.

1956'da Fransız tacında hak iddia eden Pierre Plantard tarafından Sion Tarikatı isimli bir örgüt kuruldu. Sion Tarikatı Fransız yasaları gereği 20 Temmuz 1956'da resmi olarak kayıt edildi. Plantard bu örgütü kraliyet destekçisi bir mason locası olarak kurmuştu. Örgütün monarşinin desteklenmesinde ve kendisinin kral olmasında etkili olacağını umuyordu.
Örgüt ismini Kudüs'teki Sion Dağı'ndan alır. Ayrıca Fransa'nın Annemasse bölgesinde de aynı isimli bir tepe bulunmaktadır. Kudüs'teki Sion Dağı daha önce de bazı dini kuruluş ve tarikatlar tarafından kullanılmıştır.
Bazı ezoterik tarihçiler, tartışmalı filozoflardan Sicilya'lı Julius Evola'nın fikirlerinin, Pierre Plantard'ın iddialarına temel teşkil ettiğini düşünmektedirler. Bu örgütün tarihi kökenleriyle ilgili iddialar ve kanıtlar bir çok önemli tarihçi ve akademisyeni tatmin etmemiş, sonradan örgütün kökenleri ile ilgili bazı kanıtların Plantard ve arkadaşları tarafından Fransa'nın çeşitli yerlerine yerleştirildiği ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte komplo teorisyenleri örgütün varlığı ve gücü konusunda ısrarcıdırlar.




Kaynakça; http://tr.wikipedia.org

Truva’yı kuran ve kente adını veren kahraman...

Truva, Troia, Tros, Troy.

Homeros, İlyada da Troya savaşını anlatırken savaşın toprağı bereketli Troya' da geçtiğini söylüyor. Şu çok ünlü Troya savaşının hikâyesi ise kısaca şöyle ortaya çıkmıştır. Homeros’un İlyada adlı destanı Troya destanı adını taşısa da orada Truva savaşı efsanesinin ancak bir kısmı anlatılmıştır. Efsaneye göre Truva şehri kral soyunun atalarından biri olan Tros tarafından kurulmuştur. Tros Zeus’un oğlu Dardonos’un torunudur. Tros’un torunu Laomedon Truva surlarını tanrı Apollon ile tanrı Poseidon’a yaptırmştır. Asıl Truva savaşı efsanesinde Tros’un kendisi hiçbir rol oynamaz efsanedeki kahramanların babası Priamos Tros’un torunu Laomedon’un oğludur. Troya efsanesini başkahramanı Paris’tir.

Truva Savaşı'nın yanı sıra, Truva ile ilgili başka öyküler de vardır. Truva'yı kuran Teukros'un aynı zamanda ilk Truva kralı olduğu söylenir. Onun torununun oğlu olan Tros döneminde Truva adını alan kente, Tros'un oğlu olan İlos döneminde İlion adı verildi. Efsaneye göre, İlos'un oğlu Laomedon düzenbaz ve yalancı kişiliği ile tanınan bir kraldır. Laomedon kentin çevresine sur yaptırmaya girişir ve tanrı Apollon ile deniz tanrısı Poseidon'dan (Neptün) yardım görür. Ne var ki, surlar bitince Laomedon tanrılara verdiği sözü yerine getirmez. Bunun üzerine tanrılar Truva'ya bir deniz canavarı gönderirler. 

Güney Amerika’da yaşayan Jibarolar’da (Jivorolar da denir), özel işlemlerle portakal kadar küçültülen düşman kafasına verilen ad...

Tsantsa,

Amazon bölgesinin uçsuz bucaksız ormanlarında, içlerinden bazıları, avlanmak için hala yayları ve sarbakan denilen üfleme kamışlarıyla kürar zehirine batırılmış oklar atan vahşi halklar yaşar. Bu halklardan ancak birkaçı, pek ilkel şartlarda da olsa tarımla uğraşır. Bu Amazon kızılderilileri içinde en vahşileri, en kan dökücüleri Jivarolardır. Vahşi Jivarolar, savaşta öldürdükleri düşmanlarının, yani insanların başını keserek "tsantsa" adı verilen savaş hatıraları haline getirmeye pek meraklıydılar. 

Bu akıl almaz uygulama Jivarolar arasında çok yaygın bir gelenek halini almıştır. 

Son derece vahşice olan bu uygulama da düşmanın kafası kesilir. Bütün kemikleri çıkarılıp ve derisi yüzüldükten sonra çeşitli bitkilerle birlikte suda kaynatılan kafatası kızgın taşlar arasında sıkıştırılır. Böylece kafatası, saçları bozulmadan, bir portakal kadar küçültülür, Tsantsa' nın, sahibine sihirli bir kuvvet verdiğine inanılır. Bir Jivaro ne kadar çok kafatası küçültmüşse o kadar itibar kazanır.

Belgesellerde anlatıldığına göre, savaşçı kestiği kafayla birlikte düşmanının ruhuna da sahip olurmuş. Küçültülen kafada dikilen ağız ve gözlerin sebebi ruhun kaçışını önlemek içindir. Ruh yerinde kaldığı ve savaşçı tsantsa ya sahip olduğu zaman daha güçlü olurmuş.

Yezidiler tarafından kutsal sayılan, Musul kenti yakınındaki vadi...

Laleş Vadisi,

Yezidilik, Musevilik gibi tek ulus din. Hatta tek ulusun bir boyunun dini demek doğru olur. Yezidilerin Kimliği Karma bir dinin mensubu olan Yezidi' lerin Arap, Kürt ve Asur kökenli oldukları ileri sürülmektedir. Çeşitli kültürlerin birbirlerine karıştığı Ortadoğu'da ulusal kimlikleri olmayan İran'daki Bahailer, Lübnan'daki Dürziler ve Maruniler gibi Yezidiler de dini bir cemaattir. Yezidi inancının, Hariciliğin İbadiye kolundan ayrıldığı söylenen Yezid bin Ebi Uneyse'ye dayandığını ileri sürenler olduğu gibi Yezidi adının eski İran inançlarındaki İyilik Tanrısı İzd ya da Yeda'dan geldiğini de savunanlar da vardır. Ancak Yezidliğin, Emevi soyundan ünlü mutavassif Şeyh Adiy bin Musafir'le olan ilişkisi ise tartışmasızdır. Yezidilerce, Yezidi inanç sisteminin kurucusu ve peygamber olarak kabul edilen Şeyh Adiy bin Musafir, Kadiri Tarikatı'nın kurucusu Abdülkadir Geylani ile birlikte İslam alimi İmam Gazali'den dersler almıştır. Adiy bin Musafir 1162 yılında öldüğünde Laleş' teki dergahına gömülmüş ve türbesi çok geçmeden hac ziyareti için gelinen tapınağa dönüştürülmüştür. 


Yezidilerin, tövbe edip Allah tarafından affedildiğine inandıkları şeytana, Meleke Tavus diyorlar. Şeytan lafı, onlar tarafından ağır bir hakaret olarak algılanıyor.

Irak'ın Duhok ile Musul kentleri arasında bulunan Laleş Vadisi'ndeki Şeyh Adiy'in mabedine her yıl 6-12 Ekim tarihleri arasında kutsal hac görevi yerine getirilir. Yezidiler için yapılması şart olan dini ve milli bir görevdir. Her Yezidi, ömründe en az bir kere 10 gün süren bu hacca gitmek zorundadır. Her Yezidi kutsal vadiye girer girmez ayakkabılarını çıkarır. Bütün vadi ve hac bölümleri yalınayak gezilir. Çünkü Yezidilere göre ayakkabı, dünyanın kirlerini taşır. Ve dünyevi kirlerlerin kutsal vadiye girmemesi için ayakkabıların mutlaka çıkarılması gerekir. Kutsal vadiye giren her Yezidinin ilk durağı Kaniya Sıpi' dir (Beyaz Çeşme). Bu çeşmede dualar eşliğinde vaftiz edildikten sonra Şeyh Adiy'in Sındıruku' nun bulunduğu sırlar mekânına girilir. Bu mekân, labirentler gibi iç içe bağlı olan birçok dua, temenni ve ziyaretgahlarla doludur. Sırlar mekânı'na girmeden önce, eşik ve kapı yanları üç kez öpülür, ardından kapının eşiğinde oturan ve dualar okuyan şeyhe, Laleş Vadisi için bağışta bulunulur. Eşiğe basmadan içeri girildikten sonra meydanda bulunan dilek sütununda bağlı bulunan eşarp ve bezlere dualar eşliğinde bir düğüm atılır. Ve 20 adım sol tarafta bulunan Şeyh Adiy'in Sındıruk'una (mezarına) gidilir. Sındıruk'un etrafında üç tur attıktan ve Sındıruk öpüldükten sonra, kutsal yağların ve köşelerin, pirlerin mezarlarının bulunduğu uzun tüneller zincirine girilerek toplu dualar yapılır.

Pirlerin, şeyhlerin, kutsal işaretlerin ve cennet-cehennem deliklerinin bulunduğu yerler tavaf edildikten sonra artık haccın farzı tamamlanmış olur.

Bir soruna çözüm bulunduğunda hoşnutluk belirtmek için kullanılan söz...

Euraka,
Eureka (Heureka),
Evreka, (Yunanca)

Rivayete göre Arşimet (archimedes) banyoda yıkanırken suyun kaldırma kuvvetini başka bir rivayete göre de şekilsiz bir cismin haciminin, suya battığı anda su hacmindeki değişikliği bularak hesaplanabileceğini bulur. 

Buluşunun heyecanıyla Eureka, Eureka (yunanca Buldum, Buldum) diye bağırarak çırılçıplak sokağa fırlar. Arşimet’in, bu ünlü hikayeyisine izafeten bir keşfi kutlarken hoşnutluk belirtmek için kullanılan bir ünlem olmuştur. 

Roma donanmasına karşı buluşlarıyla Sicilya Adasının savunmasında başarılar göstermiştir. Roma donanmasına karşı adayı yaptırdığı mancınıklarla, aynalarla güneş ışınlarını yansıtarak gemilerin yelkenlerini yakarak savunmuştur.

Avrupa'nın en büyük gölü...

Ladoga Gölü, (Fince: Laatokka) 
Ladoga Gölü Avrupa' nın en büyük gölüdür. Dünyanın ise 15. büyük gölüdür.  

Rusya Federasyonu'na bağlı Karelya Cumhuriyeti ile Leningrad eyaleti sınırları içinde kalan bir tatlı su gölü olup içindeki adalar hariç, gölün yüzölçümü 17,700 km² dir. Kuzeyden güneye uzunluğu 219 kilometre, genişliği 83 kilometredir. Ortalama derinliği 51 metre olan gölün en derin noktası 251 metredir. 

Gölün içinde 660 ada bulunur. Göl deniz seviyesinden 4 metre yüksektedir.  Kaynakları   Ladoga Gölü etrafında bulunan irili ufaklı 50,000 göl ve her biri 10 kilometreden uzun olan 3,500 akarsuyu da kapsar. Volga Nehri'nden Baltık Denizi'ne su yolu ile ulaşmak mümkündür. Balık bakımından zengindir.

Gölün beslendiği en önemli kaynaklar şunlardır; 
Svir ve  Onega Nehri, Volhov Nehri, Vuoksi Nehri, Syas Nehri, Ilmen göllerinin sularını alır. Ekim-nisan arasında donar. Fazla sularını Neva ile St.Petersburg üzerinden Finlandiya Körfezi'ne boşaltır.

Yirmi ya da yirmi dört kiloluk tahıl ölçeği...

Timin,
Yirmi dört kiloluk ölçü birimi .
1 timin 1/8 kile 1 kile 160-170 kg .

Yeryuvarı üzerinde herhangi bir noktadan geçen paralelle Ekvator arasındaki yay parçasının açısal değeri...

Enlem, (İng. latitude).

Yer yuvarlağı üzerinde herhangi bir noktadan geçen paralel ile Ekvator arasındaki yay parçasının açısal değeri, arz derecesi. 
Enlem, yeryüzündeki herhangi bir noktanın Ekvator'a olan uzaklığının derece, dakika, saniye cinsinden değeridir. Enleme bağlı olarak yeryüzünde aşağıdaki özellikler değişiklik gösterir.

Güneş ışınlarının geliş açısı aynı iken Dünya'nın şeklinden dolayı yere düşme açıları farklıdır. Güneş ışınlarının yere düşme açısı Dünya'nın şekline bağlı olarak Ekvator'dan kutuplara doğru küçülür. 


Güneş ışınlarının dik ve dike yakın açıyla ulaştığı yerlerde aydınlanan alan dar, ısınma fazla; yatık açıyla ulaştıkları yerlerde aydınlanan alan geniş, ısınma ise az olur. Bu durumdan dolayı sıcaklık genel olarak Ekvatordan kutuplara doğru azalır. Bu durum "enlem etkisi" olarak ifade edilir. Dünya'nın şeklinden dolayı yerçekimi Ekvator'da az, kutuplarda fazladır. Yerçekiminin Ekvator'dan kutuplara doğru değişmesi enlem etkisiyle ifade edilir. Gece ile gündüz sürelerinin yıl içinde değişmesinin eni Ekvator düzlemi ile ekliptik düzlemi arasındaki 23°27' lık açı farkıdır. Gece ile gündüz süresinin Ekvatorda yıl boyunca eşit olması, kutuplara doğru giderek gece ile gündüz süre değişiminin artması ve dağılışı enlem etkisi ile ifade edilir. Güneş ışınlarının atmosferde aldığı yolun Ekvatordan kutuplara doğru uzaması enlemin etkisiyle açıklanır.

1967-1971 yılları arasında İstanbul’da yayımlanan sosyalist dergi...

Ant Dergisi, 
Fethi Naci, Doğan Özgüden ve Yaşar Kemal'le birlikte 1967'de yayına başlayan sosyalist Ant Dergisi kurulmuştur. 

1960’ lı yılların sonu ve 70’ lerin başında yayımlanan Ant Dergisi’nin de bu dönemin toplumcuları açısından ayrı bir yeri vardır. Nâzım Hikmet’in şiirlerinin yayımlanma yasağını ilk kez kıran Ant Dergisi’nde, sürgünden sürgüne gezen ve yasaklılar listesinde olan Enver Gökçe’nin de çeviri şiirleri yayımlanmıştır.
Toplumcu yazarların kitlelerle yeniden buluşmasına aracılık etmiştir.  
Sosyalist Ant dergisi, 27 Ekim günü, 1971 yılında askeri cunta tarafından kapatılmıştır.
 
Ant Dergisinin yazarlarından bazıları;
Faruk Pekin,
Ragip Zarakolu,
Inci Tugsavul,
Arif Damar,

Bir başka sözcükle aynı kökten gelen, ancak değişik bir biçim ve anlam içeren sözcük...

Eşil,
Anlam eşili, Sözdizimi eşili, Türek eşili.

Yunan mitolojisinde aşk tanrısı...


Eros,
Yunan mitolojisinde aşk tanrısının adı.

Ruh biliminde ruhsal çözümleme açısından cinsel eğilimler ve bundan doğan isteklerin tümüne denir. Freud' a göre cinsel içgüdüyü de kapsayan, bütün varlığı koruyucu içgüdü.
Her türlü yaratmanın ana ilkesi, Platon'un Symposion (Şölen) ve Phaidros dialoglarında geliştirdiği, güzele duyulan ilgiyi belirten kavram. Bu ilgi haz duyma için değil, güzelde bir şey ortaya koymak, yaratmak içindir. Eros aynı zamanda ölümsüz olana doğru yönelişin güdücüsü ve duyusal dünyadan ideler dünyasına doğru felsefî bir yükseliş tutkusudur.

Yunan mitolojisinde Eros (Eski Yunanlıların sevgi tanrısı, Afrodit' in oğlu), aşk, seks ve şehvet tanrısıdır. Bazen doğurganlık tanrısı olarak da tapılan Eros, erotik gibi kelimelerin de kökünü oluşturur. Eros, genelde Afrodit' le beraber anılır ve Dionysus gibi bazen Eleutherios yani kurtarıcı olarak görülür. Geleneklere göre, Afrodit kadınların erkeklere olan aşkını temsil ederken Eros esasında erkek için olan aşkın temsilcisiydi.

Hesiod'un genel olarak kabul gören theogonisine göre Eros, Khaos, Gaia ve Tartarus'tan sonra evrene dördüncü gelmiştir. Eros sadece aşkın ya da seksin tanrısı değil, bu inanca göre aynı zamanda sonsuzcana sürecek olan yaratıcı üreme işleminin de sembolüdür. Mitolojik kökenli söylentilerde, Afrodit’in Ateş ve Volkan Tanrısı Hepaistos (Vulcan) la evlendiği ifade edilir. Fakat Afrodit Zeüz’ün zorlamasıyla kabul ettiği bu evliliğe bağlı kalmamış, Ticaret Tanrısı Hermes, Bağ ve Şarap Tanrısı Dionisos, Apollon’un oğlu Phaeton, Adonis, Truva’lı prens Anehise gibi tanrılar ve ölümlü kişilerle de sevişip birleşmiştir.


Aşk Tanrısı Eros, Evlilik Tanrısı Hymen, Bahçe Tanrısı Priape, Truvalı prens Aineias, bu aşkların ve birleşmelerin ürünleridir.

Öykü, roman gibi anlatı türlerinde giriş bölümüne verilen ad...

Serim,  (İng. exposition). 

Edebiyattta, oyun, roman, hikâye, masal vb. anlatı türlerinde kişilerin ve çevrenin tanıtıldığı, konunun, olayın anlatılmaya başlandığı bölüm.
Oyunun öyküsünü anlaşılabilir kılmak için verilen ek bilgi. Seyircilere, kişiler, çevre, daha önceki olaylar üzerine verilen bilgiler.
Genellikle öykülerde başlangıç bölümüne verilen ad.

Geminin rüzgâr alan yanı...

Orsa,
İtalyanca orza,
Denizcilikte yelkenleri rüzgarın estiği yöne çevirmekte kullanılan, her iki taraftan yelkenin ortasına bağlanan ip.  
Geminin rüzgar alan yanı, rüzgarüstü, 
Boca veya rüzgaraltı karşıtı.  
Geminin, rüzgarın geldiği yöne döndürülmesi.  
Geminin, rüzgarın geldiği yöne döndürülmesi için söylenen söz.
Yelkenleri rüzgarın estiği yöne çevirmekte kullanılan, her iki taraftan yelkenin ortasına bağlanan ip.


Orsa, 
Yelkenleri elden geldiği kadar rüzgarın estiği tarafa yaklaştırarak seyretmek. (Orsasına seyir).

Orsa Alabanda Eğlenmek,
Rüzgarı bordaya alarak, yelkenleri birbirinin aksine alıp tekneyi yolundan alıkoyup vakit geçirmektir.

Orsa Alabanda Tramola,
Teknenin başını rüzgara alıp bir kuntradan diğer kuntraya geçmektir.

Orsa Halinde,
Bir teknenin mümkün olduğu kadar rüzgarın estiği cihete yakın seyredişi.

Orsa Pupa Çemberi,
Bumbanın cundasına yakın ve iki tarafında da mapa bulunan madeni çember.

Orsa Yakası,
Bir yelkenin direk tarafındaki veya rüzgar üstü tarafındaki yakasıdır.

Orsada Kazanmak,
Bir teknenin orsa seyrinde az düşme yapıp istediği tarafa gidişte kazanması.

Orsaya Kaçmak,
Bir yelkenli teknenin devamlı olarak baş tutamayıp rüzgar üstüne kaçmasıdır.

Geminin rüzgâr almayan yanı...

Boca,
İtalyanca poggia,
Geminin rüzgar almayan yanı, rüzgaraltı, 
Orsa veya rüzgarüstü karşıtı.

Boca etmek,
Geminin başını rüzgar almayan tarafa çevirmek.

Yelkenleri rüzgarın estiği yöne çevirmekte kullanılan, her iki taraftan yelkenin ortasına bağlanan ip.
Geminin, rüzgarın geldiği yöne döndürülmesi.

Boca,
Poca,
Geminin başını rüzgâra çevirme komutu. 

Eskiden harman ürünlerinden onda bir oranında alınan vergi...

Aşar,

Kişide ayın etkisiyle ortaya çıktığı düşünülen ruhsal bozukluk...

Aysar,
Değişken huylu. Dolunayda huyu değişen.
Ayın evrelerine göre huyu değişen kimse.
Ayın etkisiyle huyunun değiştiği sanılan (kimse). 
Değişken huylu, kararsız (kimse).

Haber toplama ve yayma işiyle uğraşan kuruluş...

Ajans, (Fr. agence).
Haber toplama, yayma ve üyelerine dağıtma işiyle uğraşan kuruluş. 
Bu iş kollarının çalıştığı büro. 
Eskiden Radyoda haber bültenine verilen ad.

İnsanın sindirim sisteminde asalak olarak yaşayan bağırsak kurdu...

Kılkurdu, 
Oksiyur.
Daktili,


Etken enterobius vermikülaris adlı sarımsı-beyaz renkte küçük bir parazittir. Erkeğin boyu 3-6 mm.dişilerin boyu 8-13mm olup, enleri 0.3 mm. civarındadır. Çiftleşmiş bir dişi 100.000 kadar yumurta bırakır. Larvaları beyaz veya kremsi renktedir. Yaşam süresi ortalama 2 aydır. Kıl kurdu'nu yine bağırsak paraziti olan ve ondan daha büyük (25 cm) bağırsak solucanı (Ascaris lumbricoides) ile karıştırmamak gerekir.


Dişiler geceleri anüse doğru hareket ederek yumurtalarını anüs çevresine bırakırlar ve ölürler. Özellikle anüs ve etrafının kaşınması ile etrafa saçılan yumurtalar uygun ısı ve nemli ortam bulduklarında, altı saat içinde içlerinde kurtçuk bulunan bulaştırıcı yumurtalar haline dönüşürler. Bu yumurtalar kuruluğa 3-10 gün kadar dayanıklıdırlar.


Kıl kurdu tüm yaş ve sosyoekonomik gruplarda görülmekle beraber, çocukluk çağında özellikle 5-14 yaş arasında daha sık görülür. En sık anüs etrafı bölgenin kaşınması sırasında ellere ve tırnaklara bulaşan yumurtaların ağız yoluyla alınması sonucu bulaşır. Parazit yumurtlamayı takiben 6 saat içinde bulaşma özelliğine ulaşmaktadır ve bu durum 20 gün kadar sürebilmektedir.


En sık görülen belirti anüs etrafında özellikle geceleri artan şiddetli kaşıntıdır. Burunda kaşıntı, ishal, diş gıcırdatma, karın ağrısı, iştahsızlık, kilo kaybı, dışkıda kan şeklinde belirtileri olabilir.


Teşhis Kıl kurdunun kendisinin dışkıda görülmesi ya da sabah erken saatlerde anüs çevresinde yumurtalarının aranması ile olur. Yumurta aranması için uygulanan selefon yöntemi hem kolay hem de iyi sonuç veren bir yöntemdir. Bunun için selefonun (seloteyp) önce anal bölgeye sıkıca bastırılır, sonra lam üzerine yapıştırılıp mikroskopik muayene yapılır.


Tedavi Kıl kurduna etkili hekimin önerdiği anti paraziter ilaçlar kullanılır.  Hijyen kurallarına tam uyulması ile korunma sağlanır. Parazitli kişilerin tedavisi hemen yapılmalıdır. Aile bireylerinin de taranması gerekir. Çocukların tırnaklarının kısa kesilmesi, çamaşırlarının, yatak çarşaflarının,  kaynatılarak temizlenmesi, anüs bölgesinin temiz tutulması yoluyla korunma yapılabilir.

Okul, kışla gibi yerlerde hastalar için ayrılmış bölüm....


Revir, (Alm. Revier, Fr. infirmerie ).


Okul, kışla vb. yerlerde hastalar için ayrılmış bölüm. Hasta, yaralı veya sakat kişiler için özenle düzenlenmiş bir tesistir.

Öğrencilerin, askerlerin sağlık sorunlarında ilk müdahalenin yapılacağı yerdir. Burada yapılan ilk müdahale sonrasında kapsamlı bir sağlık kuruluşuna yönlendirilir.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ