Rezenenin sebze olarak kullanılan iplik biçimindeki yapraklı körpe saplarına verilen ad.

Rezene, (Foeniculum vulgare).
Arapsaçı,
Fennel,

Maydanozgiller (Apiaceae) familyasından iki metreye kadar boylanan iki yıllık kokulu otsu bitki türü. Anavatanı Akdeniz ve Yakın Doğu'dur.


Sarı çiçekli, yaprakları iplik biçiminde parçalı, hoş kokulu, baharlı meyveleri anason gibi yemeklerde ve bazı içkilerde tat verici olarak kullanılan, hekimlikte gaz söktürücü olarak yararlanılan çok yıllık otsu bir bitki.



Spagetti soslarında, salata soslarında, patates salatalarında, somon, uskumru, levrek gibi balıkların buğulamalarında, mantar soslarında kullanılır. Çerkez tavuğu, kuzu eti ızgara balık, kabak, bazı tür keklere ve konservelere kullanılır.

Rezene bitkisi anne sütünü arttırır. Gaz söktürücüdür. Bebeklerde iştahı açar. Sindirim problemlerinin çözülmesine yardımcıdır. Sindirim sorunlarından dolayı yaşanabilen baş ağrılarını geçirir. Sinirleri yatıştırır. Cinsel gücü artırıcı etkisi vardır.

"Avustralya tavuğu” da denilen bir kuş...

Meli,

Kadınların giydiği ince softan yapılmış bir üstlük...

Kerrake, (Arapça).  

Eskiden İnce softan hafif ve dar bir üstlük.
Kerrake eskiden giyilen bir cübbe türüymüş.
Vehbi ne kadar yoksulsa cübbe de o kadar eskiymiş. Zavallı Vehbi bir gün işe eşinin feracesiyle gitmiş. Fakat arkadaşları bunun ferace olduğunu anlamışlar ve "anlaşıldı vehbi' nin kerrakesi, züğürtlükten cübbe oldu karının feracesi " demişler. 

Tanelerin içini kurum karası bir tozla dolduran ekin hastalığı...


Rastık,

Buğday Rastık Hastalığı (Ustiloga nuda tritici) Arpa Açık Rastık Hastalığı (Ustiloga nuda hordei)

Hastalık buğday ve arpa bitkilerinde çiçeklenme evresinde görülür. Bütün başak siyah bir toz yığını haline dönüşür. Bu hastalık sporları rüzgar, yağmur v.s. ile çevreye yayılarak buğday ve arpa başakları çiçekleri üzerine gelir. Uygun koşullarda çimlenerek misel oluştururlar. Bu miseller tohum taslağını deler ve embriyoya kadar ilerleyerek yerleşir. Enfekte olmuş taneler sağlam tanelerden ayırt edilemezler. Bu hastalıklı taneler ekildiğinde tohumlar çimlenirken embriyo içindeki misellerde gelişmeye başlar. Bitkinin sapı içinde başağa kadar ulaşır , daneler siyah sporla dolar, çevreleyen zar patlayarak sporlar çevreye yayılır. Geride başak ekseni kalır.

Daha ziyade buğdaygillere arız olur. Kuru ziraat yapılan bölgelerde kışlık buğdaygillerde daha çok görülür. Alkali topraklarda hastalık daha etkendir. En belirgin başaklanma dönemindedir. Bitki vaktinden erken sararır ve beyazlaşır. Başak dane tutmaz veya daneler cılız kalır. Bazen başak vermeyebilir. Sap, yaprak ve başakta hızlı bir beyazlaşma görülür.Verim kaybı, hastalığa yakalanmış başak sayısına bağlı olarak değişir. 

Rastık Hastalığı ile mücadelede, hastalığın görülmediği tarlalardan tohumluk alınmalıdır. Dayanıklı çeşitler tercih edilmelidir. Mümkünse kışlık buğdayların ekimi geç, yazlık buğdayların ise erken yapılmalıdır. Ayrıca tohum ilaçlaması yapılarak mücadele edilebilir. İlaçlama işlemi selektör veya ilaçlama bidonlarında yapılmalıdır.

Elam Krallığı’nın başkenti...


Sus,
Susa, 
İlk Çağ’da, Elam Krallığı, Mezopotamya’ da Dicle Nehri’ nin batısında, Sümer Ülkesinin doğusunda bir bölgede kurulmuştur. Yapılan araştırmalar sonucu bu bölgenin İ.Ö. IV. binden itibaren meskun olduğu anlaşılmıştır. Bölgenin en ünlü ve büyük şehri Sus olup krallığın başkentidir. Elam dili (Elamca) Asya kökenlidir.   

Diğer şehirleri;
Avan,
Ansan,
Simaş,
 Sus bölgesi, siyasi bakımdan İran, coğrafî bakımdan Mezopotamya Ovasını kapsaması nedeniyle, çeşitli yerlerden gelen kültürlerden, büyük ölçüde etkilenmesine yol açmıştır. Yarı efsanevi metinlerde III. binyıldan başlayarak Elamlıların adı geçer. Avan Hanedanı’ ndan iki Elamlı kral Akad Kralı Sargon’a karşı savaştılar (2800 yılları). 

Sus’ ta daha sonra Akad egemenliği kuruldu, bundan sonra da krallık Simaş hanedanına geçti. I. Babil hanedanı devrinde ülke Sukkal’ lar (yüksek komiserler) tarafından yönetildi. Bu rejim Kassit istilasıyla sona erdi ve Elam, birkaç yüzyıl boyunca tarihten silindi. Elam Kralı Hurpatila, Kassitleri Babil’den atmayı başardı (İ.Ö. 1340 dolayları). Elam, Kassit Kralı Kurigalzu tarafından Babil ülkesine eklendiyse de yeniden bağımsızlığına kavuştu. Daha sonra, Asurluların egemenliği altına girdi. İ.Ö. 1150-820 arasındaki karanlık dönemden sonra, adı bilinen ilk Yeni-Elam Kralı Humban-Nugaş, II. Sargon’u bozguna uğrattı.   

Asurlular ile yapılan savaşlara son vermek istendiyse de halk Babil ve Asur yanlıları olarak ikiye ayrıldı. Elam kralları birbiri ardınca tahttan indirildi ve ülke Asurlular tarafından ikiye bölündü. Yapılan savaşlarda Asurlular Elam’a girerek, Pers sınırlarına kadar ilerlediler. Daha sonra Akamanışların egemenliği altına giren Elam halkı, I. Dara zamanında ayaklandı.   

İskender’in fethine kadar Pers İmparatorluğu’nun satraplıklarından biri olarak kaldı. Ülke 312′de Selevkos tarafından işgal edildi. Elam’da baştanrı, gök tanrısı olan Şamas’ tı. Elamlılar Sümerlerle ilişki kuran kavimlerin başında gelmekteydi. Sanat alanında Sümer ve Keldani sanatlarına yakın olan Elamlılarda çömlek, kabartma, heykel ve madeni eşya (silah) yapımı gelişmiştir.

Buhar banyosu....

Sauna, (Fransızca sauna). 
Kuru buhar banyosu.
Fin hamamı.

İlk sauna kullanımı Orta Asya steplerinde başlamıştır. Orta Asya' dan Rusya' ya Rusya kanalı ile de İskandinav ülkelerine ulaşmıştır. Finlandiya' da gelişimini tamamlamıştır. Sauna içerisinde sıcak ve kuru havanın bulunduğu, insanların rahatça yatıp oturabilecekleri kadar büyüklüğü olan ahşaptan yapılmış bir çeşit sıcak hava, buhar banyosudur. 

Genel olarak saunada sıcaklık 40 °C ile 90 °C arasındadır. Hararet tavan yüksekliğinde 100 °C  bulur. Tekniğine uygun havalandırma yapılmış bir saunada % 5 ile % 10 arasında nem bulunması insanın bu sıcaklığa dayanmasını sağlar. Kızarmış soba taşlarının harareti tahminen 200 °C' dir. Daha önceden seçilmiş ferahlatıcı sauna esansları ile kovada karıştırılan suyu sauna kabinindeki nem oranını kontrol ederek kızgın soba taşlarına dökmek gerekmektedir. Bu da Fin saunasını temel özelliğidir. 

Mayo, tshirt, bikini vb. ile değil tamamen çıplak ve havlu ile savunaya girilir. Saunaya girerken kuru olmanız gereklidir. Saunadan önce sıvı ihtiyacınızı fazlasıyla karşılamanız gereklidir. Saunaya girilerek 15 dakikalık seanslar halinde kalınır. Çıktıktan sonra soğuk duş ya da şok havuzuna (hijyen açısından duş tercih edilmelidir) girilir. Kurulanıp kaybedilen sıvı ihtiyacı su ile karşılanır. Havadar bir alanda dinlenilmelidir. Yukarıdaki işlem bir defada arka arkaya 3 kere tekrarlanabilir.
Sauna terleme yolu ile vücuttaki su ve toksinlerin dengelenmesini sağlayan, gözenekleri açan, temizleyen, yüksek sıcaklıktaki odalara verilen addır. Yüksek ısı veren bir kaynağa sahiptir ve tahta ile kaplıdır. Tahta buharı emerek nem'i korur, aynı zamanda kötü bir iletkendir bunun sayesinde vucudun yanmasını önler.

Düzenli olarak saunaya girmek terleme yolu ile gözeneklerin açılmasını ve cildin ölü hücrelerden arınarak son derece pürüzsüz ve canlı bir görünüme ulaşmasını sağlar. Sauna dolaşım sistemini hızlandırarak, düzenleyerek ve özellikle kan proteinlerini arttırarak oksijenin hücrelere daha yoğun gitmesini sağlar. Saunanın rahatlatıcı ve dinlendirici etkisi yorgunluk ve stres gibi olumsuzlukları ortadan kaldırarak sinir sistemi için de olumlu etki yapar.  

Kurukalabalığın ya da çetelerin iktidar olduğu yönetim biçimi...

Mobokrasi, (mobocracy).
Mafya kurallarının hakim olduğu sistem anlamına gelir.
Sürü, kütle yönetimi demektir.
Kuru kalbalığın yada çete ve mafyaların iktidarı.
Avam takımı yönetimi.

Kat kat dizilmiş geniş hamur şeritlerinden oluşan bir tür İtalyan yemeği...


Lazanya, (İngilizce Lasagne, Amerika'da Lasagna).

Peynir, domates sosu veya ragù (bir tür et sosu) ile yapılan bir tür İtalyan yemeğidir. Pişirme kabının adına Lazanya denmektedir. Bu gün ise sadece yemeğin adına lazanya denilmektedir.
Hamur için gereken malzemeler;
300 gr un.
2 yemek kaşığı sıvıyağ,
1 tatlı kaşığı tuz,
2 adet yumurta, az su

Bütün malzemeleri bir kaba alıp yoğuruyoruz. İsterseniz suyu en sona bırakın ki hamur çok sert olursa yeterince su ekleyesiniz. Sert bir hamur elde ediyoruz ve hamuru 3 parçaya ayırıp herbirini açıyoruz. Yufkadan az kalın açtığımız hamurları şeritler halinde kesiyoruz. Şeritleri tenceremize sığacak en ve boylarda kesiyoruz. Bu arada tencereye su koyup kaynaması için bekliyoruz. Şeritler halinde kestiğimiz yufkaları azar azar kaynayan suya atıyoruz. Hepsini bir anda atarsanız yapışabilirler o yüzden mesela üç üç koyun. 3 dk sonra yumuşayınca diğer üç şeridi ilave edin. (Hazır Lazanya yaprakları da kullanabilirsiniz.).
 
İç malzemesi için;
1 adet soğan,
Sıvıyağ,
15 adet mantar,
1 adet domates,
1 tatlı kaşığı salça,
250 gr kıyma, (kuzu).
tuz, karabiber, kırmızıbiber

Yağda soğanı kavuruyoruz ardından kıymayı da koyup kavuruyoruz. Dilimlenmiş mantarları ilave ediyoruz. Bir kenarda rendelediğimiz domatesi ve salçayı ekliyoruz. Domates az pişince baharatları koyuyoruz.

Beşamel sos için;
2 yemek kaşığı margarini tencerede eritiyoruz, içine tepeleme 2 yemek kaşığı un koyup kavuruyoruz. Un kokusunu verdiği zaman 2 su bardağı sütü ekleyip çırpıcıyla karıştırıyoruz.Koyulaştığı zaman ocaktan indirip tuz karabiber ekliyoruz. Son olarak da sosta pütür kalmaması için mikserden geçiriyoruz.
Beşamel sos yaparken bir miktar tavuk suyu da kullanabilirsiniz.



Yapılışı; 
İstediğiniz ölçüde bir fırın kabını ilk önce yağlıyoruz. Haşladığımız şeritlerden bir sıra diziyoruz. Üzerine kaşıkla beşamel sosundan döküp iç malzemeyi yayıyoruz. Tekrar üzerine hamur şeridi dizip iç malzeme kapanınca beşamel sosunu sürüp iç malzemeyi yayıyoruz. Malzeme ile hamur bitene kadar bu işlemi uyguluyoruz. En üstüne hamuru ve ardından kalan sosu döküp, bolca rendelenmiş kaşar ilave ediyoruz. İsterseniz aralarına da kaşar rendesi koyabilirsiniz.  


Önceden ısıtılmış 200 derecelik fırında üzeri kızarana kadar pişiriniz. Yanında bol yeşil yapraklı salata ile servis yapın.



İki akarsuyun birleştiği yer...

Koyar,
İki akarsuyun birleştiği yer.

Gümüşhane ilinde bir kale...

Kov Kalesi,
Merkez İlçe sınırları içindedir.Gümüşhane-Erzincan Devlet Karayolu üzerinde 21.kilometredeki ismi kov olan (Esenyurt) köyü sınırları içindedir. Kaleye 6 km’lik stabilize yolla ulaşılır. Kale 130 metre yükseklikteki bir ana kaya üzerine kuruludur. En yüksek noktası ise 1760 metredir. Kalenin kuzey cephesinin doğu-batı uzantısı yaklaşık 70 metredir. Kale dikdörtgen planlı ve burçlarla destekli bir yapıdadır. 

Moloztaş ve harçla inşa edilen yapı içerisinde düzgün olmayan kare planlı bir iç kale görünümünde bir yapı yer almaktadır. Kale’nin dış duvarları1.5 metre kalınlığında iç mekan bölümleri 0.90 cm.kalınlığındadır. Duvarların iç kısımlarına ahşap kirişler yerleştirilmiştir.    Tüm Kale birimleri ana kaya ile bütünleştirilmiştir. Girişin solunda bulunan burç içerisinde 5 mazgal açıklık bulunmaktadır.bunların en geniş açıklığı 1 metredir. 

Akçakale,
Kale şehir merkezinin Kuzeydoğusunda,Bağlarbaşı semtindedir. Gümüşhane-Bayburt karayolunun 5.kilometresinden 12 km.kuzeye gidilerek Kaleye ulaşılmaktadır.1530 metre yükseklikte olan Kale Ana kaya üzerine nispeten yuvarlak planlı olarak moloztaşlarla yapılmıştır.Kale olmaktan çok gözetleme kulesi niteliğindedir.Kule içerisinde bir su sarnıcı yer almaktadır.Doğu-Batı uzunluğu 12 metredir.  

Canca Kalesi,
Bu kaleye Vank köyünden ve Kale deresi denilen vadiden gidilir.Evliya Çelebi Seyahatnamesinde bu kaleden bahis etmektedir. Trabzon, Türkler tarafından 1461 yılında fethedildiğinde Kral kızının bu kaleye sığınarak hazineyi saklayıp,öldüğünde nakledilen rivayetler arasındadır.Kale, doğu-batı istikametinde arka,arkaya üç bölümden teşekkül etmiştir.Çevresi 1.50 m. kalınlığındaki burçlarla takviye edilmiştir.Kalenin girişi batıdan açılmış olup,batıdaki 1.duvarı geçtikten sonra küçük bir alana ulaşılır.Burada 4.10x4.10 m. Boyutlarında bir sarnıcı bulunmaktadır.Büyük ölçüde sağlam olan sarnıcın üst örtüsü kısmen yıkılmış,içten ve dıştan sıvanmıştır.Buradan 2.bir kapıyla Kalenin doğu bölümüne ulaşılır.Bu alanda Kuzey köşesindeki kayaların üzerine oturtulmuş küçük bir şapel vardır.Sağlam kalan duvarlar üzerinde fresko tekniğinde yapılmış, Hıristiyan Azizleri olduğu tahmin edilen resimler vardır.

Edire Köyü Kalesi,
Yapı, Merkez Dörtkonak (Edire) Köyü sınırları içerisinde,Köye ulaşım yolunun üzerinde  200 metre mesafede yer almaktadır.  Hakim kaya kütlesi üzerine  Savunma ve gözetleme amacıyla yapılmıştır.Kale sur duvarlarının bir kısmı hale ayakta kalmıştır. Kaleye ulaşım patika yolla sağlanmaktadır.

Has Kalesi,
Kale Torul İlçesine 30 km mesafede Atalar Köyünün Has Mahallesindedir.Tarihi İpek yolunun üzerindeki onlarca gözetleme ve koruma amaçlı yapılan Kalelerden biri olan Has Kalesi 3.5 metre boyunda ve  3 metre çapında bir duvar kalıntısı olarak ayakta kalmıştır.Kalenin diğer tarafları tamamen yıkık vaziyettedir. 

Kale Kalesi,
Şehir Merkezinin 20 km.doğusunda Gümüşhane-Bayburt anayolunun sağında yer almaktadır.Kalenin iki yolu vardır. Batı yönündeki yol daha kolaydır.Fakat giriş doğudandır.Kale çok sarp bir kayalık üzerine 1560 metre yükseklikte Ana kaya üzerine inşa edilmiştir.78x27 metre boyundadır.Moloztaş örgülü duvarların büyük bir kısmı hala sağlam durumdadır.Kale duvarlarının yükseklikleri 5-15 metre arasındadır.Kalenin kuzey ve güney kesimlerinde su sarnıcı ve depolar yer almaktadır.Batısında ise 15 metre uzunluğunda doğal bir kaya altı sığınağı bulunmaktadır.Girişi ise duvarla örtülüdür.Kalenin içinde bulunan iki yapı dikkati çeker.Toprak seviyesinden biraz yüksekte kalan yuvarlak kemerler, dikdörtgen şeklindeki mekanlara aittir.Arka arkaya bulunan bu iki yapının aydınlığını sağlayacak hiçbir pencere mevcut olmadığından bunların zindan olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir.Kalede vadiye inen gizli su yolları mevcuttur. 


Kalecik Kalesi,
Kale, Torul İlçesi kalecik Köyü sınırları içerisinde, ışık köyü ulaşım yolunun üzerinde Vadiye hakim bir tepeciğin üzerinde inşa edilmiştir. Korunma ve gözetleme amacıyla yapılmıştır. Kale surları iç ve dış kale olmak üzere iki bölümden oluşmuştur. Surlar tamamen ayaktadır.

Kopuz Kalesi,
Kopuz Köyünden Dağ dibi Köyüne giderken tarihi kopuz köprüsünün kuzeyinde bulunmaktadır . Kalenin çevre surları yer yer ayaktadır.

Krom vadisi kalesi,
İl’in Kuzeyinde Yağlıdere Köyü Yayla yolunda çevreye hakim ve stratejik bir noktaya kurulmuştur.Kayalık bir alan üzerine inşa edilen 38x30 m boyutlarındaki kalenin güneybatı tarafında 10 metrelik,kuzeybatı tarafında 8 metrelik duvar kalıntıları mevcuttur.Diğer kısımları tamamen yalçın kayalıktır.Anakaya üzerine moloztaş malzemeden inşa edilmiştir.Mevcut şekli ile daha çok bir gözetleme kulesi görünümünde olup,Ortaçağ mimarisi özelliklerini yansıtmaktadır.

Kürtün Kalesi,
İlçenin Yukarı Uluköy mahallesinin doğusunda olup,mahalleye tam hakim tepededir.Tepeye bakıldığında kaleyi görmek mümkün değildir.Çünkü kale tepenin içi oyularak inşa edilmiştir.Tepenin 8-10 metre kuzey yönünden yaklaşık 4 m2 genişliğinde bir girişi bulunmaktadır.Ancak söz konusu giriş çeşitli nedenlerle taşlarla doldurulmuştur.İçerisine giriş mümkün değildir.Yöre halkının bu kaleye izafeten bu bölgeye “Kaleyanı” adı vermişlerdir.Halkın anlattığına göre kaleye merdivenlerle inilmekte,iç meken bir çok kat ve galeriden oluşmaktadır.Kalenin giriş kısmı dörtgen olup,köşeleri oval olarak bir çeşit harçtan yapılmıştır.Kalenin M.S 6. yüzyılda Roma İmparatorluğu döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir.
 
Satala Kalesi,
Satala Kalesi Kelkit İlçemiz sınırları içerisinde olup,Satala şehrinin harabeleri amphitheteatr şeklinde yükselen bir dağın eteklerinde kendisini belli eder.Burada bulunan harabelerin Vl.yüzyılı geçtiği zannedilmektedir.Kalenin 530 yılında Perslerin sınırı şiddetle geçmeleri ve surların büyük tehlike arzetmesi sebebiyle Bizans imparatoru Justinianios tarafından onarıldığı bilinmektedir.Kaleden günümüze bazı kalıntılar kalmıştır.Köylülerin yaptığı kazı sonucu kalenin kuzeydoğu köşesinde önemli bir burç ortaya çıkarılmıştır.

Süme Kalesi,
Kale, Kürtün İlçesi, Özkürtün Beldesi Kale Mahallesindedir.Osmanlı döneminde 1400’lü yıllardaTrabzonda bulunan Rum Pontus devletine karşı savunma amaçlı yapıldığı tahmin edilmektidir.Kale Erikbeli Vadisi üzerinde ve dönemin tek(yaya) ulaşım yolu olan Erikbeli yolunun hemen üzerinde inşa edilmiştir.Özkürtün İlçe Merkezine 6 km mesafede olan Kaleye dört mevsim ulaşım imkanı bulunmaktadır. 

Torul Kalesi,
Kale Torul İlçe Merkezindedir.Her yıl bölgeye gelenlerin dikkati çekip,ziyaretinde bulunduğu kalenin yapımında kireç harcı kullanılmıştır.Bir rivayete göre kaleden harşit çayına inen gizli bir yol vardır.Ve kalenin su ihtiyacı bu gizli yoldan temin edilmektedir.


Yağlıdere Kalesi,
Yapı, Merkez Yağlıdere köyü sınırları içerisindedir. Hakim bir tepe üzerinde korunma ve gözetleme amacıyla inşa edilmiştir. Kale surları yoğun olarak ayaktadır. 

Yalınkavak Köyü Kalesi, 
Yapı, Torul İlçesi Soroyna (Yalınkavak) köyü sınırları içerisindedir. Aşağı ve yukarı mahallenin orta noktasında dere kenarında yöreye  hakim kaya kütlesi üzerine inşa edilmiştir.Korunma ve gözetleme amacıyla yapılmıştır. Kalenin çevre surları tabiat şartlarına bağlı olarak tahrip olmasına rağmen yer, yer ayakta kalmıştır.

Meksika’da büyük bir uygarlık kuran eski halk...


Oltekler,
Mayalar,
Toltekler,

Kolomb öncesi Amerika uygarlıklarından birini oluşturan halk olup, Meksika'daki Aztek öncesi üç kültürden (Mayalar, Toltekler, Olmekler) biri olarak kabul edilirler. Meksika topraklarında ilk insan topluluklarına ait izler, tarihçilere göre, yaklaşık 20.000 yıl öncesine dayanır.

Toltekler sözcüğü Nahuatl dilinde "inşaatçı üstatlar" anlamına gelir. Toltekler' in kökeni  bu halkın günümüzden 3300 yıl önce mevcut olduğudur. İleri bir uygarlık oluşturdukları sanılmaktadır. Başkentleri arkeologlara göre, Mexico' dan yaklaşık 80 km. uzaklıkta bulunan, Teotihuacan yakınlarındaki, Tula olarak belirtilen bir kenttir. Bir Toltek efsanesine göre Tula adı, aslında anavatanlarındaki, "ak dağ"ın bulunduğu bir adaydı.

Aztekler, terkedilmiş mükemmel Toltek yapıları ya da kalıntılarıyla karşılaştıklarında bu yapılara çeşitli yönlerden hayran kalmış ve onları ulu bir toplum olarak nitelendirmişlerdir. Mimarlık başta gelmek üzere bilgelik, adalet ve hoşgörü konusundaki ileri düzeyleri kendilerinden sonraki kuşakları öylesine etkilemiştir ki, Aztek hükümdarları dahil, Meksika topraklarındaki hemen hemen her hükümdar soyunu Toltekler'e dayandırma çabasında bulunmuştur. Kaynaklar Toltekler'de, kendilerinden sonraki kuşaklarda görülen dinsel ayinlerin bulunmadığını göstermektedir.


Eski Meksika uygarlıklarının başlangıç tarihi Mısır ve Mezopotamya'dan daha sonradır. Bu uygarlıkların hepsinde de Orta Amerika' da gelişmiş olan Maya uygarlığının etkisi sezilir. Güney'de Oaxaca kenti dolaylarında ve Mitla'da, Puebla yakınlarında Cholula'da, başkente pek de uzak sayılmayan Teotihuakan'da, Yucatán'da Çiçen İtza'da eski Meksika yapılarının kalıntılarına rastla­nır. 




İS 10. ve 12. yüzyıllar arasında yaptıkları piramitlerle ünlü Toltekler, Orta Meksika'ya egemen olmuştu. Toltekler'in kurduğu uygar­lık Aztekler'in bölgeyi ele geçirmesiyle sona erdi .Aztekler'in başkenti yaklaşık 1325'te bugünkü Meksiko'nun bu­lunduğu yerde kurulmuştu. Büyük bir uygar­lık kuran Aztekler aynı zamanda savaşçı bir halktı. Ama, 1519'da Hernán Cortés yöneti­minde gelen, tepeden tırnağa silahlı 500'ün üstünde İspanyol askeriyle başa çıkacak durumda değildiler. Cor­tes ve adamları iki yıl içinde Aztek ülkesini ele geçirdiler ve Meksika 300 yıl boyunca Yeni İspanya adıyla İspanya Krallığı'nın bir parçası oldu. İspanyollar Meksika'da Hıristiyanlık'ı yaymaya çalıştılar. Ama asıl amaçları gözlerini kamaştıran altın ve gümüş madenle­rine sahip olmaktı. Yeni yerleşmeler kuran İspanyollar toprağı aralarında paylaştılar ve Meksika Yerlileri'ni köleleştirdiler. Fransız Devrimi'nin sonucu olarak Meksi­ka'ya yeni düşüncelerin gelmesi gecikmedi. 1808'de Napolyon İspanya'yı işgal ederek kralı tahttan indirdi. İspanyollar'ın Fransa'ya karşı bağımsızlık mücadelesine girişmesinin ardından Amerika'daki İspanyol toprakların­da da ayaklanmalar baş gösterdi. Meksika halkı devrimden söz etmeye başladı. 1810'da "Toprak ve Özgürlük" anlamına gelen Tierray Libertad belgisiyle ilk kez başkaldıranlar Yerli köylüler oldu. Ne var ki, ayaklanma kısa sürede bastırıldı. Meksika 1821'de ba­ğımsızlığını kazandı. Yönetim Meksika'da do­ğan İspanyol asıllı Kreoller'in eline geçti. 1822'de tutucu çevrelerin desteğiyle başa ge­çen imparator, halkın tepkisiyle tahttan çekil­mek zorunda kaldı. Aralık 1823'te cumhuri­yet ilan edildi. Halka bazı özgürlükler tanındıysa da sömürge yönetiminden kalma ayrıca­lıklar da sürdü ve köylülerin durumunda eski­ye göre bir iyileşme olmadı.


1910'da Francisco Madero, Pancho Villa ve Emiliano Zapata gibi önderlerin başlattığı Meksika Devrimi'nin üç ana hedefi kilisenin gücünü azaltmak, köylülere toprak sağlamak ve ülkeyi yabancıların değil, ülke halkının yararına kalkındırmaktı. Zapata Yerliler'den çalın­mış olan toprakların geri verilmesini istiyor­du. Toplumun geniş bir kesimince destekle­nen devrim sırasında Porfirio Dîaz iktidardan düşürüldü. Madero başkanlığa seçildi. Ne var ki, çok geçmeden öldürüldü. 1917'de bir dizi reform öngören yeni bir anayasa hazırlandı. Direnişlerin sürmesine karşın 1919'da Zapata'nın öldürülmesi ve Villa'nın çekilmesiyle mücadele son buldu. Bugün aradan 70 yılı aşkın zaman geçtikten sonra, devrimin amaç­larından birçoğunun başarıya ulaştığı söylene­bilir. Büyük çiftlikler paylaştırılarak binlerce Yerli toprağa kavuşmuş, 1938'de ise yabancı şirketlerin denetimindeki petrol alanları kamulaştırılmıştır. 1970'ten sonra petrol üretiminin artmasına karşın Meksika hâlâ dünyanın en çok borcu olan ülkeleri arasındadır. 1970-85 yıllarında, 4-8 milyon insan ABD'ye göç etti. Gerekli izni alamayanlar yasadışı yollardan sınırı geçti. Meksika federal bir cumhuriyettir. Devle­tin ve hükümetin başı olan başkan altı yıl için halk tarafından seçilir. Ülke 31 eyaletten olu­şur. Kongre adı verilen parlamentoyu oluştu­ran Temsilciler Meclisi ile Senato'nun üyeleri­ni halk seçer.

“Glokom” da denilen ve körlüğe neden olabilen göz hastalığı...

Karasu,
Glokom,

Halk arasında "karasu" olarak da bilinen ve genellikle ilerleyen yaşa bağlı olarak ortaya çıkan göz tansiyonu (glokom), göz içinde yer alan göz içi sıvısının basıncının artması ve bu basıncın görme işlevini gerçekleştirmeye yardımcı sinirlere baskı yapıp zarar vermesiyle meydana gelir. 



Glokom; yüksek göz tansiyonu veya görme sinirinin beslenmesini bozan damarsal bozuklukların neticesinde meydana gelen ve görme sinirinde kurumaya neden olan kronik, sinsi ve ilerleyici bir hastalıktır. Basınç gören bu sinirler yeteri kadar beslenemeyip görevini yerine getiremez ve bu nedenden dolayı görmede azalma nüks eder, hatta zamanla görmedeki bu azalma tam körlüğe bile sebebiyet verebilir. 

Normalde gözde üretilen göz suyu (Aköz Humör) boşaltım kanalları olan trabeküler ağdan vücüt damarlarına karışır. İşte bu boşaltım kanallarında bir tıkanıklık olursa üretilen sıvı gözde birikerek göz tansiyonun yükselmesine neden olur. İlk başlarda her hangi bir belirti göstermeyen bu hastalık açık açılı ve kapalı açılı olmak üzere yaygın iki çeşidi vardır. Göz tansiyonu, 40 yaşın üzerindeki her 40 kişinin birinde ortaya çıkmaktadır.


Ayrıca yine 40 yaş üzeri her 20 kişinin birinde de daha ileri yaşlarda kalıcı körlüğe neden olabilmektedir. Glokoma bağlı meydana gelen görme siniri tahribatı çoğu durumda geri döndürülemez. Bu nedenle erken teşhisle görme siniri tahrip olmadan tedavi ile korunmalıdır.

Arap tarihinde İslamlığın doğuşundan önceki döneme verilen ad...

Cahiliye, (Arapça).
Araplarda Müslümanlıktan önceki çağ.

Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslam, tam bir aydınlık ve bilgi devri olduğu için, Arabistan'da İslâmiyet'in yayılmasından önceki devre, daha dar anlamı ile Hz. İsa'dan sonra peygamberimizin gelmesine kadar geçen zamana "cahiliyye" devri adı verilmiştir.

Cahiliyye, insanın Allah'ı gereği gibi tanımaması, ona kulluk etmekten uzaklaşması, onun ilahi hükümlerine değil de kişinin kendi heva ve hevesine uyması, insanların koyduğu emir ve yasaklara, siyasi sistem ve düşüncelere inanmasıdır. İslam'ın hakim olmadığı ortamlar Cahiliyye çağlarıdır.  İslâm'ın gelişinden önceki dönemde yaşayan müşrikler Allah'a isyan etmiş onun hükümlerine sırt çevirmiş bir toplum olarak son derece ilkel ve cahil hayat sürüyorlardı.

Yıldız hareketlerini ve yerlerini göstermek için düzenlenmiş cetvel...

Zic, 
Yıldız katalogları,
Yıldızların yerlerini ve hareketlerini göstermek için hazırlanan cetvel.
 

Bir adın ya da sözcüğün baş harfi...

İnisiyal,
Bir adın yada sözcüğün başs harfi. Paragraf başındaki büyük harf. 
İlk satırın ilk harfinin büyük puntoda ve süslü yazılarla dizilmesi işlemi.

Charles Vidor’un yönettiği ve Rita Hayworth’un başrolünü oynadığı film...

Gilda,

Sinemanın efsane güzeli olan ayrıca sinemanın en seksi yıldızlarından "Gilda" karakterine can veren Rita Hayworth  (1918 - 1987) ya da asıl adıyla Margarita Carmen Cansino 17 Ekim 1918’de İspanyol asıllı bir babanın ve Amerikalı dançı bir annenin çocuğu olarak Amerika'nın New York kentinde doğdu. 


1946 yılında rol aldığı “Gilda” Rita Hayworth’un kariyerinin zirvesi oldu. Kumarhane sahibi Ballin Mundson'ın güzel ve çekici eşi Gilda aynı zamanda kocasının Buones Aires' deki kumarhanesinde krupiye olarak çalışan eski kumarbaz Johhny Farrel'in eski sevgilisidir. Aralarındaki çekimin farkına varan Mundson ikisini biraraya getirmeye karar verir ve Farrel'i karısının bodyguard'ı yapar... Bu unutulmaz kara filmde canlandırdığı Gilda karakteri ile özdeşleşen Rita Hayworth, özellikle “Put The Blame on Mame” şarkısı eşliğinde striptiz yaptığı sahne ile sinema tarihinin unutulmazları arasındaki yerini aldı. Bugün bile Rita Hayworth denince akla Gilda’nın gelmesi, filmin ve Hayworth’un başarısının bir göstergesidir. Gilda hakkında anlatılan sayısız efsane vardır ama Amerikalıların nükleer denemeler sırasında Bikini adasına attıkları bombaya “Gilda” adını vermesi bunların arasında en ilginçlerinden biridir.

“Gilda”dan sonra kazandığı şöhreti iyi değerlendiren ve rol aldığı filmlerle ününe ün katan Hayworth, 1953’te rol aldığı “Salome”dan sonra 1957’ye kadar sinemadan uzak kaldı. 1957 yılında “Pal Joey” adlı müzikal ile sinemaya dönüş yapan Hayworth, bu filmle birlikte müzikal ağırlıklı filmlerde rol almaya devam etti ancak güzel yıldız artık eskisi kadar sık film çevirmiyordu. 1966’dan itibaren Avrupa’da şansını deneyen güzel yıldız İtalya’da “L'Avventuriero" ve “Bastardi” gibi filmlerde rol aldı.



 

Tatlı ve sulu bir şeftali cinsi...

Hale,
Sarıyemiş,
Sarıpapa, 
Hale, 
Adıyaman, 

Şeftali, 
(Prunus persica).
Şeftali, gülgiller (Rosaceae) familyasından çok sulu bir yaz meyvesidir. Dünyaya Çin' den yayıldığı kabul edilmektedir. Mitolojide uzun yaşam ve ölümsüzlük sembolü olarak kullanılmaktadır. En iyi akdeniz ikliminde veya biraz daha sıcak iklimlerde yetişir.


Ülkemizde en çok Bursa ve Akdeniz bölgesinde yetiştirilir. Tatlı bir tadı vardır. Ağacı ortalama otuz yıl yaşar. Taze olarak tüketildiği gibi suyu çıkarılarak meyve suyu olarakta tüketilir. Özellikle meyve suyu üretiminde çok kullanıldığı için bu meyvenin ekonomik değeri yüksektir. 

 İlkbaharda erkenden ve yaprağından önce açan pembe renkli çiçekleri yabani güle benzer. Çeşitlerine göre hazirandan eylül ayına kadar olgunlaşan şeftali meyvelerinin pek çok çeşidi vardır. Türkiye'de yaklaşık 64 cinsi vardır. 

Şeftali Cinsleri;
Nectarin,
Cavalier, 
Cardinal,
Gülaven, 
Hale, 
Hülü.
Sarıpapa, (Sarı renkli ve tatlı bir şeftali).
Sarıyemiş,
Adıyaman,
Yarma,

Bir yapının iç duvar kaplaması...

Lambri, (Fr. lambris ).

Bir yapının iç duvar kaplaması.
Tavana yapılan ahşap kaplama.

Mimarlıkta  Ahşap, plastik, metal veya taşla yapılan iç duvar kaplaması.

Marangozlukta Tavan, duvar kaplaması için kullanılan, ince, uzun ağaç kaplama plakaları.

Cezayir’in para birimi...

Dinar,
Para birimi, Dinar,
1 Cezayir dinarı = 100 santim 

Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti,
Başkent Cezayir,
Önemli şehirleri, 
Oran, Constantine, Annaba, Blida. 






Dil,  Arapça, Berberice, Fransızca.
Din, İslam.

Bir yapının ya da bir bütünün oluşturulma biçimi ...

Örüntü, (İng. pattern ).
Olay veya nesnelerin düzenli bir biçimde birbirini takip ederek gelişmesi.
Çeşitli altöğelerin örgütlenmesiyle oluşan işlevsel birlik.
Harçsız örülen duvar.

“Hazanbel” de denilen, su kıyılarında yetişen ve kökü hekimlikte kullanılan otsu bir bitki...

Eğir, (Acorus calamus). 
Azakeğeri,
Hazanbel,
Hazambel,


Su bitkisi. Eğir kökü göletlerde, göllerde, bataklıklarda ve su kenarlarında yetişir. Kıyı çamuruna yatay bir şekilde uzayan köklerden çıkan kılıç şeklinde 1 metraya kadar ulaşan yaprakları vardır. Yassı sap ortasında koni biçimli yeşil, kahverengi-sarı arası bir koçan taşır.  Kökü başparmak kalınlığında ve 1 metre kadar uzunlukta tazeyken keskin asitli bir tada sahiptir. Kurutulduğu zaman tadı yumuşar.  


Kökler ilkbahar başında ya da sonbahar sonunda toplanır. Eğir kökü kuvvetlendirici etkisi nedeniyle sadece sindirim sistemi zayıflıklarında, mide gazı problemlerinde, kalın bağırsak sancısında değil, bez hastalıkları ve gutta da kullanılır. Bozuk mide ve bağırsakları çalıştırır ve fazla mukusu azaltır. Yavaş metabolizma, bağırsak tembelliği, kansızlık (anemi) ve ödem için de tavsiye edilir. 


Eğir kökü iştahı açar, böbrek hastalıklarında yardımcıdır ve bütün sistemi temizlemek için güzel bir ilaçtır. Çayı son zamanlarda çocuklarda sık karşılaşılan tahıl hazmında zorlanma için de yardımcıdır. Kuru köklerin yavaşça çiğnenmesi sigara tiryakilerine bu alışkanlıktan kurtulmaları için yardımcı olur. Zayıf gözler eğir kökünün zaman zaman taze sıkılmış suyunun göz kapaklarının kapatılıp kirpiklere uygulanması suretiyle kuvvetlenir. Su bir kaç dakika kirpiklerde durmalı sonra soğuk suyla gözler yıkanmalıdır. 

Güzel çiçekli bir bitki...

Orkide, (Fr. orchidée, İng. orchids).
Anlamı, Aşkım, sen çok güzelsin, sen çok özelsin! demektir.

Salepgillerden, doğada, çiçeklerinin güzelliği dolayısıyla camekânlarda da yetiştirilen, birtakım bitki türlerinin ortak adı. Çiçeklerinin güzelliği nedeniyle seralarda yetiştirilen değerli bir süs bitkisi. Orchidaceae familyasından, yumrulu, çok yıllık, yumrularından salep elde edilen, ülkemizde 20 kadar türü bulunan ve salep olarak da adlandırılan bir cins.

Genel olarak sera veya çiçek pencerelerinde, gâyet aydınlık yerlerde bulundurulmalı, sâdece sabah ve akşam güneşine mâruz bırakılmalıdır. Orkidelerin büyük bir kısmında kök ve sürgün verme, ilkbahar ve yaz aylarına rastlar. Sera ve salonlarda yetiştirilen süs bitkisi. Tropik, subtropik, ılıman ve hatta serin iklim kuşaklarında tabiî hâlde yetişir. Ceologyne cristata, Odontoglossum grande, Paphiopedilum insigne ve Lycaste skinneri çok kolay yetişen ve ısı istekleri fazla olmayan türlerdir.


Orkideler, sera ve salon süs bitkileri içinde çok nârin, gâyet güzel, câzip, dekoratif ve uzun müddet dayanan çiçekleriyle kıymetli bitkilerin başında yer alır. Aynı zamanda bilhassa tropik orkideler kesme çiçek olarak da özel bir renk ve fon güzelliğine sâhiptir. Tropikal orkideler genellikle epifit olarak ağaçların üzerinde yaşarlar.


Genel olarak sera veya çiçek pencerelerinde, gâyet aydınlık yerlerde bulundurulmalı, sâdece sabah ve akşam güneşine mâruz bırakılmalıdır. Orkidelerin büyük bir kısmında kök ve sürgün verme, ilkbahar ve yaz aylarına rastlar. Bu devrede bitkilerin nisbî rutubetçe yüksek yerlerde bulundurulmaları gerekir. Seralarda bunu temin maksadı ile bitkilere sık sık, çok ince zerreler hâlinde, kireçsiz su püskürtülmesi uygundur. Kireç ve klor ihtivâ eden su, orkidelerde gelişmeye derhal olumsuz etki yapar.

Orkide yetiştirilecek seraların aydınlık olması, iyi ısıtılabilmeleri ve sıcaklığın oldukça sâbit tutulabilmesi gerekir. Üretilmeleri, ilkbaharda saksı değiştirme esnâsında, ayırma sûretiyle yapılır. Ayrılan bitkiler, önce 6-8 santimetrelik küçük saksılara alınır ve iyice köklenmeyi müteakip 10 santimetrelik saksılara şaşırtılırlar. Saksı değiştirme işi, iki yılda bir olmak üzere mart ve nisan ayında yapılır. İlkbaharda çiçek açan türlerde ise saksı, çiçeklenme periyodundan sonra değiştirilir. Saksı değiştirme esnâsında, harç materyalinin, dış kısımları ve bitkinin ölü kök kısımları ayıklanıp uzaklaştırılır. Orkide yetiştiriciliğinde kullanılacak toprağın iri tâneli, gevşek geçirgen bir yapıya sâhip olması gerekmektedir.


Orkideler arasında ilginç tozlaşma örneklerine rastlanır. Bir kısım orkide türü, diğer çiçekler gibi renk ve balözleriyle böcekleri cezbederek tozlaşmayı kolaylaştırırlar. Balözü için çiçeğe konan böceklerin ayaklarına bulaşan çiçek tozları, böcekler aracığılı ile diğer orkidelere taşınır.

Renkleri, şekilleri ve kokularıyla böcekleri taklit eden ilginç orkide türleri de vardır. Dış görünüşü dişi yaban arasına benzeyen bâzı türler etrâfa yaydıkları dişi arı kokusuyla erkek arıları cezbederler. Erkek arılar bu orkideleri dişi arı zannederek çiftleşmek için üzerlerine konarlar. Bu sırada patlayan polen torbalarından arının baçağına çiçek tozları bulaşır. Böcek diğer orkideye konduğu zaman bu polenler böcek tarafından çiçeğe aktarılır.



Özellikle “Ophrys” orkide cinsinin türleri, renkleri, şekilleri ve kokularıyla çevre böceklerini taklit ederler. Büyük Bahama Adalarındaki “Oncidium” cinsi orkide türleri de bölgesel böceklere benzeyerek tozlaşmayı sağlarlar. Taklit yetenekleri dolayısıyla pekçok orkide; arı orkidesi, sondajcı böcek orkidesi, örümcek orkidesi gibi isimlerle anılır.

Etiyopya' da yaşayan kabilelerden biri ...


Surmalar,
Mursiler,
Karalar,
Hamarlar, 
Ariler, 
Kvegular - Dassanehler.
Nyangotamlar.


Surmalar,
Etiyopya’nın güneyinde, Sudan sınırına yakın Omo Vadisi’nin derinlerinde yaşayan kabilelerden biri Surmalar. Omo Vadisi’ne can veren nehrin batısındaki Kibbish bölgesindedir. Savaşçılıkları, kan içme alışkanlıklarıyla bölgeye korku salmışlar. Diğer kabileler yanlarına sokulmuyor. Vücutlarını hiçbir şekilde örtmüyorlar. Bunun yerine erkekler, bedenlerini beyaz boyalarla süslüyor, kadınlar da dudaklarına tabak takıyor. 


Evlilik çağına gelen kadınlar, küçük yaşta delerek genişlettikleri alt dudaklarına tabak takıyor. Bu gelenek, her ne kadar Etiyopya’da diğer bazı kabilelerde olsa da, esas olarak Surmalara ait. Erkekler, saçlarını jiletle traş etmeyi çok seviyor. Kulaklarını delip tabak, mantar şeklinde tıpa takıp yüzlerini, vücutlarını boyuyorlar. Vücut boyama, özgürlüğün ifadesi. Çalı dikenlerini vücutlarına saplayarak yaptıkları dövmeler de dikkat çekici. Çocuklar, meyve ve çeşitli bitkilerden yaptıkları süslerle her yerlerini donatıyor. 


Surmalar, artık onlara “Suri” denilmesini istemiyor. Zira bunu birden fazla etnik grup kullanıyor. “Biz Surma’yız” diyorlar ve kültürlerini diğerlerine oranla iyi koruyorlar. 



Donga (veya Sagenai) diğer kabilelerde pek rastlanmayan bir gelenek. İsmini dövüşte kullanılan sopadan alıyor. Donga, eş bulmak veya anlaşmazlığı çözmek için yapılıyor. Yüzlerce savaşcı katılıyor, çok kan akıyor. 


Savaşçılar dövüşten bir gün önce, ağaç özünden yapılan özel içkiyi içerek hazırlanıyor, dövüş sabahına kadar bir şey yemiyor. Dövüş öncesi, daha önceden ineğin idrarıyla yıkadıkları kaplara, inek kanı doldurarak içiyorlar. İneklerini öldürmüyor, kanı kabın içine akıttıktan sonra, deldikleri noktaya çamurla bastırarak kan akışını durduruyorlar. Savaşçı kanı hemen içiyor. Dövüş alanına giderken de kadınlara çekici görünmek için vücutlarını boyuyorlar. Dövüşler, çok kalabalık oluyor ve büyük bir şenlik havasında geçiyor.














Kaynakça; http://www.hurriyet.com.tr

İstanbul Cağaloğlu’nda, bir dönem edebiyatçıların ve gazetecilerin uğrak yeri olan kahve...

Meserret Kahvesi,


Meserret sözlük anlamıyla eski dilde, (Arapça) sevinç, şenlik, sürur demektir. Ancak edebiyat dünyasında meserret kelimesi kendisine "sevinçle buluşma yeri" anlamını yükleyen Cağaloğlu’ ndaki tarihi kahveyle anılır

Meserret Kahvesi tüm İstanbul' un 
kahvesidir. Orada hiç değilse bir kez oturmamış edebiyatçı da gösterilemez. Eski Meserret Kahvesi’ nin bir yüzü Ankara caddesine bakar. Işıklar içindedir, merhum Salah Birsel’ in her eve lazım ‘Kahveler Kitabı’ nda; Tüm İstanbul’ un kahvesidir. Orada hiç değilse bir kez oturmamış yazın eri gösterilemez dediği Cağaloğlu Meserret Kahvesi, tarihinin en ünlü kahvesidir.


Şimdi Meserret, İstanbul' un bizbize meyhane tarzı 
bir restoranıdır. Müthiş bir manzaraya sahip. Haliç ayağınızın altında. Pierre Loti’nin yeşili, Sultanahmet Camisi’nin minareleri, Haliç’te sefer yapan tekneler eşsiz manzaranın birkaç motifini oluşturur. Işıklar içindeki Kariye Müzesi, Bulgar Kilisesi, Süleymaniye, Fatih, Yavuz Selim Cami' leri görebilirsiniz. Dekorasyon meyhane havasına uygun. Ahşap ağırlıklı. İncelikler gözetilmiş. Ancak görünce anlarsınız. Tıkış tıkış bir ortam da değil, soğuk bir ortam da değil. Tam ortası. Hem özel sohbetlerinizi rahatlıkla yapabilir hem de yan masayla birlikte şarkılara eşlik edebilirsiniz. Türk mutfağının lezzetlerini tadabilirsiniz. 

Sıcak bölgelerde yetişen ve “sarısabır” da denilen bir süs bitkisi...

Sarısabır,
Azvay,
Aloe Vera,


Bir tür zambak lan sarısabır bitkisi otu azvay olarak da bilinir. Zambakgiller familyasından 180 kadar türü bulunan ve tropikal bölgelerde yetişen bir bitkidir. Bazan sapsız küçük bitkiler, bazan da dallı budaklı ağaçlar halinde bulunur. Yaprakları kalın ve etli olup, rozet şeklindedir. Çiçekleri yeşilimsi, sarı veya donuk kırmızıdır. Çoğu zaman üç renklidir. Yaprakları kesildiği zaman acı bir su çıkar. Pankima denilen bu su; hekimlikte kullanılır. Yurdumuzda da bulunur.  Kabızlığı giderir. Mide hastalıklarında faydalıdır. Vücudu kuvvetlendirir. Yanıkların sebep olduğu sancıları keser. Sirke ile karıştırılıp, saç diplerine sürülürse, dökülmelerini önler. Tavsiye edilen miktardan fazla kullanılmamalıdır. Mesane ve rahim hastalıklarından şikayet edenlerin de kesinlikle kullanmaması gerekir.




Çiçek koymak için kullanılan kap....

Vazo, (İtalyanca vaso). 


Çiçek koymak için kullanılan, cam, toprak, porselen vb. maddelerden ve çeşitli madenlerden yapılan, türlü boyut ve biçimlerde olabilen kap.

Çiçek satın alırken tazeliklerine ve kokularının olmasına çok dikkat edin. Eve getirirken susuz kalmamalarına da özen gösterin. Çiçeklerinizi eve getirir getirmez soğuk su dolu bir kapta birkaç dakika bekletin. Canlılıklarını kazanacaklardır. Uzun süre kalıcı olmaları ve kokularını yitirmemeleri için, 3 güne bir saplarından birer santim alın. 


Şarap kadehi gibi vazolara en iyi leylak yakışmaktadır. Sapları kısaltılarak size dekorunuza kattığı güzelliğin yanı sıra, enerjinizi de artıracaktır. Uzun dar vazolarınızda da sümbül gibi uzun gövdeli çiçekleri kullanabilirsiniz. Çiçekleriniz de solmadan daha canlı kalabilir. Vazo ve ya cam şişeleriniz çok sadeyse, dekorunuza uyumlu olarak onları boyayabilir, ya da üzerlerine renkli mumları damlatabilirsiniz

Hattatların kâğıt cilalamakta kullandıkları, nişasta ve yumurta akından yapılan özel bileşim...

Ahar, 
Eskiden, Hattatların kâğıt cilalamak için kullandıkları nişasta ve yumurta akından yapılan özel bir karışım.

Eskiden kullanılan kâğıt cilâsı.

Tutkal yerine kullanılmak üzere pişirilen şekersiz nişasta peltesi.



Eski çalışma (meşk) kâğıtları üzerine sürülen, nişasta ve yumurtadan yapılmış bir karışım. 
Ahar, kâğıt üzerinde oluşturduğu parlak yüzey nedeniyle, yazıların ıslak süngerle silinmesi ve kâğıdın yeniden kullanılması olanağını sağlar.

İri ve güçlü bir bekçi köpeği cinsi...

Mastif, Mastiff,

Bandogge Mastif .
Amerikan Mastif kendine güvenen akıllı ve uysal bir köpektir. Dövüş köpekleri olarak yetiştirilmeseler de genel olarak agresif köpeklerdir ve bu yüzden ilk kez köpek alacak kişiler için iyi bir seçim değildir. Amerika'nın doğu yakasındaki bazı insanlar hala bu köpekleri dövüş köpekleri olarak kullanırlar. Koruma köpekleri olarak bütünüyle mükemmel köpeklerdir. Çok yumuşak başlıdırlar, söz dinlerler. Onların koruma görevindeki tek olumsuz huyları havlamamalarıdır. Genlerinde dövüşçülük olduğu için bu ırktan köpekler genellikle uyarmak amaçlı havlamazlar. Amerikan Mastif ilgiyi çok seven bir ırktır. Çok sadıktırlar ve yalnız bırakılmayı sevmezler. İlgilenilmekten çok hoşlanırlar ve onlara verdiğiniz her şeyi memnuniyetle kabul ederler. Sahiplerinin yanında olmayı tercih ederler ve onları memnun edip korumak için yaşarlar. Ailelerini severler ve bölgelerini korurlar. Mastif, kedi ve diğer cins köpekler gibi hayvanlarla birlikte büyütülürse onlarla iyi anlaşabilir, ama daha önceden kaynaşmamış olduğu hayvanlara agresif olabilir. Kendine güvenen ve iyi söz dinleyen bu köpekler çocuklarla mükemmel anlaşırlar. Onlar hem mükemmel bir aile bireyi hem de hırsızların korkulu rüyası olurlar. Mastif'ler için "sessiz barışçı" sözü boşuna değildir. Sürekli ağzından salya akması belkide bu ırk için söylenebilecek tek olumsuz sözdür. 


Fransız Mastif,
Bu cinsin kökeni hakkında tam olarak doğrulanmamış pek çok görüş vardır. Grek ve Roma Molossusu'undan, Alanlar tarafından Avrupa'ya getirilen mastifflerden, Aquitaine köpeklerinden ya da İspanyol Burgos köpeklerinden türetilmiş olabilir.


Geçmişte vahşi domuz ve ayı avlarına katılmış, sirk gösterilerinde boğalarla savaştırılmıştır. Gücü ve cesareti nedeniyle polis tarafından suçluları izleyecek şekilde eğitilmiştir. Ancak bu rolde aşırı yırtıcı olduğu görülmüştür. Isırma eğilimi vardır. 


Tibet Mastif,
Dünyanın her yerindeki molossuslar ve mastifflerin kaynağını oluşturan meşhur Tibet köpeklerinden türetilmişlerdir. İngilizler, bu cinsin artık Doğu'da kaybolmuş olan mükemmel bir örneğini yetiştirmişlerdir.


Sağlam ve kemik yapısı güçlü bir köpektir. Marco Polo bu köpeği, "Bir eşek kadar yüksek ve sesi bir aslanınki kadar güçlü!" sözleriyle tanımlamıştır. Yüzü, İngiliz Mastiff'inkinden küçüktür. 


Tibet mastiffi başarılı bir çoban köpeğidir, sürüye yaklaşan kurtlara ve leoparlara karşı amansız davranır. Gerek köylerde gerek ıssız yerlerdeki evlerde mükemmel bir muhafızdır. Uygar ortamda yaşayabilmesi için, en azından barınabileceği geniş bir avlu gerekir.






Kaynakça, www.evcilkopek.net

Eskiden eczacılıkta kullanılan kırmızı renkli kil...

Kilermeni,
Eczacılıkta kullanılmış olan kırmızı renkli kil.
Aluminyum silikat bileşiminde olup kırmızı renkli bir kildir. 


Kilermeni, kurdeşen, allerji ve sivilceleri gidermek için kullanılır. Kilermeninin allerji giderici, böcek sokmasını önleyici özelliğinden XVII. yüzyılda Salih bin Nasrullah da söz etmiştir. 



Yazar: “Arı sokmasına karşı: zeytinyağı ile kilermeni süreler, “diye bildirir. İlk kodekslerimizden Düstur al-Edviye’de kayıtlı olan kilermeni, eski Mısır çarşısında da satılırdı. Bu nedenle aktariye defterlerinde yazılı bir maddedir.
1690-1691 ve 1774 tarihli aktariye defterlerinde adına rastlandığı gibi, 1774 tarihli saray ecza defterinde kayıtlıdır. Yani saray eczanesinde de kullanılan bir drogdur. 


Halk Reçeteleri: 
Sivilcelere karşı bir miktar drog sirke ile dövülür ve vücuttaki sivilcelere konur. 
Kurdeşene karşı bir miktar drog zeytinyağı, vazelin ya da gülsuyu ile karıştırılır ve deriye sürülür. Kilermeni gül suyuna karıştırılır ve içilir. 
Akciğer vereminde, kan tükürmede ve nefes darlığında çok ciddi faydaları görülür.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ