Çok inatçı...

Anid,
Ayak direyen, 
İnat eden, 
Anut, 
Muannit, 
Direngen.

Roma’ya karşı girişilen büyük bir ayaklanmanın öncüsü olan ünlü gladyatör.. .

Spartacus, 
Spartaküs,

Spartaküs (d. M.Ö. 109 – ö. M.Ö. 71), 


Antik Roma Cumhuriyeti'nde köle ve gladyatör. M.Ö. 73 - M.Ö. 71 yılları arasındaki köle ayaklanmasında yaptığı önderlik ile tanınır. Spartaküs, köle ve yoksullardan oluşan ordusu yıllarca İtalya yarımadasında bağımsız bir şekilde var olmuş ve zamanın yöneticilerine sorun olmuştur. Kendilerine karşı gönderilen sayısız orduyu yenmiş ve Roma Cumhuriyeti'nin yönetim sistemini sarsmıştır. İsyanının eşitlikçi ve özgürlükçü karakteri nedeniyle sol literatürde sahip çıkılan bir kişiliktir.


Önderlik yeteneğiyle dikkati çeken Trakyalı bir köle olan Spartaküs, bir olasılığa göre Roma ordusundan kaçmış, haydutluk yaparken yakalanmış ve köle olarak satılmıştı. Spartaküs M.Ö. 73'te kendisiyle birlikte Capua'daki Quintus Lentulus Batiatus'un gladyatör okulundan kaçan 77 arkadaşıyla Vezüv Yanardağı'na sığındı. Küçük bir Roma ordusunca kuşatılan kaçaklar, bir uçurumdan aşağı inerek Romalı askerleri şaşırtıp kaçmayı başardılar. Spartaküs, kendisine katılan ve sayıları 100 bine ulaşan kaçak köle ve gladyatörlerle Lucania'ya doğru yürüdü. Amansız bir çatışma sonucunda Publius Varinius'u yendi ve Thuria ile Metapontion kentlerini yağmaladı. 


Spartaküs artık Güney İtalya'ya egemen olmuştu. Roma Senatosu birden tehlikenin farkına vardı. M.Ö. 72'de iki konsülün yönetimindeki güçler Spartaküs'ün üzerine gönderildi. Spartaküs onları yendikten sonra kuzeye, Alpler'e doğru yürüyüşe geçti. Gallia Cisalpina valisi onu durdurmaya çalıştıysa da, yenilgiye uğradı. Köle ordusu artık Alpler'i geçebilir ve güvenlik içinde dağılabilirdi. Ne var ki, kimse İtalya'dan ayrılmak istemedi. 


Spartaküs, ister istemez güneye yürümek durumunda kaldı. Lucinia'ya geri dönen ordu, orada ilk kez Marcus Crassus'a yenildi. Spartaküs, Sicilya'ya geçmeyi tasarlayarak Messina'ya çekildi. Onları kaçırmaya söz veren korsanlar sözlerinde durmadı. Crassus köleleri kuşattıysa da, Spartaküs kuşatmayı yararak çekildi. Daha sonra, M.Ö. 71'de, savaşmakta direnen köleler Romalılarca kılıçtan geçirildi. Romalı general Pompeius, Spartaküs'ün ordusundaki çok sayıda kaçağı yakalayıp öldürdü. 6000 kişiyi tutsak alan Crassus, Appia Yolu boyunca tümünü çarmıha gerdirdi. Spartaküs'ün cesedi ise asla bulunamadı. O dönemdeki inanışa göre tanrıların onu yanına aldığı, koruduğu gibi dedikodular yayıldı. Ancak Spartaküs'e ne olduğu asla öğrenilemedi.








Kaynakça;
http://tr.wikipedia.org

Doğalgazın önemli bir bileşeni olan gaz...

Etan, (C2H6),


Doğal Gaz yeraltında eski oluşumlar sonucu meydana gelmiş olan gaz. Yaygın olarak kullanılır ve maliyeti düşüktür. Yeraltında ve denizaltında yalnız veya petrolle ilgili olarak yaygın olarak rastlanır. Yeni gaz alanlarının keşfedilmesi, boru hatlarındaki gelişmeler ve sıvılaştırılmış doğal gazın kullanılması, doğal gaz sanayiinin gelişmesini sağlamıştır. 
Doğal gaz dünya enerji ihtiyacının % 20’sini sağlamakta ve sürekli olarak gelişmektedir.




Doğalgaz;
Metan (CH4), Etan (C2H6), Propan (C3H8) Bütan (C4H10)  gibi hafif moleküler ağırlıklı hidrokarbonlardan oluşan renksiz, kokusuz, havadan hafif ve yanıcı bir gaz karışımıdır. 

En önemli özelliği temiz bir yakıt olması ve çevreyi kirletmemesidir.        

Metan (CH4) Etan (C2H6) Propan (C3H8) Bütan (C4H10). Yandığında çevreye tamamen zararsız ve zehirsiz olan karbondioksit gazı ve su buharı açığa çıkarır, kül bırakmaz. 

Bingöl ilinde bir şelale...

Çir Şelalesi,



Uzundere Köyünün adını aldığı dereninBingöl Çır Şelalesi Büyük Çır Taşı adı verilen 100 m. yükseklikteki kayalığın ortasından geçen güzel görünümlü bir şelaledir. Su 50 m. yükseklikte alt tarafı kayalık olan dere yatağına düşerken güzel bir görünüm arz etmektedir.

Ilıca Bucağı merkezine 8 km. uzaklıkta olan Şelale'ye iki ayrı yoldan gidilmektedir. Çır Taşı'nın olduğu bölgede ayrıca kayalıklarBingöl Çır Şelalesi mağaralar bulunmaktadır. Bu kayalıklarda daha çok yırtıcı kuşlar yaşar.
 Suyun bol aktığı Mart-Haziran ayları arasında şelalenin güzellikleri daha güzeldir.

Bit, tahtakurusu gibi asalak böceklerin yumurtası...


Sirke,(Farsça Sirke, Fr. Larve, İng. nit).


Bit, tahtakurusu vb. asalak böceklerin yumurtası.
Salatalara, yemeklere ekşilik vermek için kullanılan ekşimiş üzüm, elma, limon vb. suyu.


Sirke, bit yumurtasının diğer adıdır ve beyaz renktedir. Sirke saç teline yapışan kirli beyazdan açık kahverengiye kadar renkte düzgün yüzeyli ve oval biçimdedir. Sirkeler daima aynı biçimde olup bit tarafından salgılanan ve saç telini saran güçlü bir yapışkan madde sayesinde yerlerini korurlar. Bit  yumurtadan ilk çıktığında rengi kirli beyazdır, kan emdikçe rengi koyu kahverengiye dönüşür. Yasam süresi 30 gündür, bu sürede 100 kadar yumurta çıkarır ve yumurtaları özel bir zamk ile saç teline yapıştırır. Saç biti kendisini zırh misali kabuğu ile tam olarak kapatır.


Saç derisinden 5 mm yukarıda saç teline ayakları ile tutunarak yasar. 24 saatte 4-5 kez deriye inerek kan emer ve tekrar saç teline tutunur, kan emdiği sırada kabuğu açık durumdadır. Genelde 15-16 yaşına kadar olan çocukların kanını tercih eder, bu nedenle yetişkinlerde daha az görülür . Saç teması, ayni şapkayı, yün baslığı kullanma, yastık vs bulaşma nedenleridir. Türkiye'de tedavisinde böcek öldürücü toksik maddeler ihtiva eden şampuanlar kullanılır, Türkiye de bu amaçla üretilmiş 2 ürün vardır. Bu ürünler böcek öldürücü toksik madde ihtiva ettiklerinden dolayı astım hastası çocuklarda ayrıca genel kullanımda mahzurlu olmalarının yani sıra geçen yıllar süresince bitlerde rezistans doğduğu için etkisiz hale gelmişlerdir. Ayrıca bit yumurtalarında sinir sistemi olmadığı için yumurtalara karşı tamamen etkisizdirler.

Voleybol ve teniste maçın her bir bölümü...

Set, (İng. set ).

Masa tenisi, voleybol vb. oyunlarda maçın her bir bölümü.



Voleybol;
Oyun alanı, 18 x 9 m. ölçülerinde bir dikdörtgen ve simetriktir. En az 3 m. genişliğinde olan bir serbest bölge ile çevrilmiştir. Bir 

set (netice seti -5’inci- hariç) en az 2 sayı farkla 25 sayıya ulaşan takım tarafından kazanılır. Sayılarda 24-24’lük eşitlik olması halinde oyun iki sayılık farka ulaşılana kadar (26-24, 27-25) devam eder.
 Maç, üç seti alan takım tarafından kazanılır. Setlerde 2-2’lik eşitlik olması halinde, netice seti (5’inci) en az 2 sayı farkla 15 sayı üzerinden oynanır. File, orta çizginin üstünde ve buna dik olarak yer alır; erkekler için 2.43 m. ve bayanlar için 2.24 m. yüksekliğindedir. File, 1 m. genişliğinde, 9.50 m. uzunluğundadır ve 10 cm’lik karelerden müteşekkil siyah iplerden yapılmıştır.

1962’de kurulan Avrupa Uzay Araştırmaları Örgütü’nün simgesi...

Esro,

Avrupa Uzay Araştırma Örgütü - 
The European Space Research Organisation (ESRO),
 Ortaklaşa alanda bilimsel araştırma takip niyeti ile 10 Avrupa ülkesi tarafından kurulmuş uluslararası bir organizasyondur. 1964 yılında kurulmuştur.  Avrupa Uzay Ajansı (ESA), oluşumu önceki son yıllarda böyleydi. Dolayısıyla, ESA bir çoğunlukla bilim varlık odaklı değil, telekomünikasyon, yeryüzü gözlem ve etkinlikler motive diğer uygulama üzerinde yoğunlaşmaktadır. ESRO Avrupa Uzay Ajansı oluşturmak için 1975 yılında Eldo ile birleştirildi   

Şiirin en güzel beyti...

Ukr,
Şiir, Zengin sembollerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan, hece ve durak bakımından denk ve kendi başına bir bütün olan edebî anlatım biçimi, manzume, nazım, koşuk.



Posta sürücüsü...


Tatar,

Karakulak,

Postayı süren kimse, Jandarma, kolluk kuvveti, Postacı.

Osmanlıları üç kıtada altı asır yaşatan âmillerden birisi de süratli ve muntazam bir haberleşme usulüne sahip oluşudur. Posta tatarları, imparatorluğun bir ucundan öteki ucuna yılmadan haber ulaştırır, yol boyu menzillerde at değiştirir; bulamazsa valinin ahırından bile at çekip alabilirdi. 
Tarih boyu insanlar posta güvercinleri vasıtasıyla veya kaleden kaleye ateş yakıp duman çıkararak ya da ok atarak haberleşirdi. Osmanlılar da bunlardan istifade etmiştir. Ama şüphesiz ki resmî ulakların, yani posta tatarlarının haberleşmedeki rolü hepsinden önce gelirdi.



XIX. asrın başlarında modern posta teşkilatı kurulmaya başlandı. Postalar, arabalarla devlet memuru postacılar tarafından taşınmaya başlandı. Menzilhâneler, postaneye dönüştürüldü. Tatar ağaları postacı olarak resmî kadroya alındı. Ülkede posta işleri hususî olduğu için, ecnebilerle ait postaneler de vardı. Bunlarla rekabet, resmî posta teşkilatının gelişmesini sağladı.



O zamanlar posta ücretini gönderen öderdi. Posta, alıcıya postanede teslim olunurdu. Uzak köylere postayı müvezziler götürüp alıcıdan ayrıca ücret alırdı. 1863’te posta pulu kullanılmaya başlandı ve alıcıdan hiç ücret alınmaz oldu. Ancak resmî postanelerin sayısı mahdut idi. Çoğu yerde posta taşıma işini gayrıresmî postaneler ve tatar ağaları sürdürdü. 



Bunlar maaşlı değildi. Taşıdıkları yük, hatta pullu mektuplar için alıcıdan ücret alırdı. Posta, arabalarla, sonraları tren ve gemilerle taşınırdı. İstasyon ve liman postanesinden postayı tatarlar alıp, gideceği yere kadar götürürdü. Daha ötesi için gerekirse başta bir posta tatarı devreye girerdi.

Yunan mitolojisinde zafer tanrıçası...

Nike,

Nike, bir yunan mitolojisi tanrıçası. 
Athena’nın evlatlarından bir tanesi olan Nike, zafer tanrıçasıdır. 

Yunan mitolojisinde zafer tanrıçasıdır. Roma mitolojisindeki karşılığı Victoria’ dır. Nike, çok hızlı koşma ve uçma yeteneğine sahiptir. İnsan görünümündedir. Pallas ve Stiks’ in kızı, Kratos, Bia ve Zelus’un kardeşidir. Nike ve çocuklarının hepsi, Zeus’un eşleridir.

İç kulakta bulunan işitme taşı...

Otolit, (İng. statotolith, otolith ).

İşitme taşı.
Denge taşı
Kulaktozu.



Omurgalılarda ve bazı omurgasızlarda denge organı olan, iç kulakta bulunan kalker parçacıkları. İç kulaktaki yarım daire kanalları içinde yer alan denge taşlarıdır. Vücut dengesinin sağlanmasında diğer organlarla koordine olarak çalışırlar. İşitme taşı da denir. 

''Uygun durum, fırsat'' anlamında argo sözcük...

Sota,
Herhangi bir şey için en uygun zaman, uygun durum veya şart, vesile, 
Okazyon,
Fırsat, (Arapça fursat).

Gonçarov’un, uyuşuk ve iradesiz bir toprak sahibinin portresini çizdiği ünlü romanı...

Oblomov,

Ivan Gonçarov'un 1858 yılında yayınlanan romanı. Baş kahramanı Oblomov adında bir Rus köylüsüdür. Oblomov kendisi için hep yeni projeler üretir ama tembelleğinden bir türlü bunları hayata geçiremez. Durumu daha da kötüye gitmeye ve toprağını kaybetmeye başlar.  Oblomov aslında yazarın Rus aristokrasisine bir eleştirisidir. Romanın kahramanlarından Stoltz ise disiplin ve çalışkanlığıyla Avrupa'yı simgeler. Oblomov'un karekteri "Oblomovluk" diye bir kavramın doğmasına da yol açmıştır. Bu kavram aşırı tembelliğin en güzel ifadesidir.

İvan Aleksandroviç Gonçarov, (1812 Simbirsk – 1891 Petersburg), Rus romancısı, yazarıdır.

Simbirsk, şimdiki adıyla Ulaynovsk'ta doğmuştur. Moskova Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra 30 yıl boyunca devlet  memuriyeti, yapmıştır. İlk romanı “Objknovennaya İstoriya”da (Gündelik Bir Öykü, 1847) düş kırıklığına uğrayan idealist bir gencin öyküsünü anlattı ve bu yapıtı ilk gerçekçi Rus romanlarından biri olarak kabul edildi.  Özel bir görevle gittiği Japonya ile ilgili gezi anılarını “Fregat Pallada”da (Pallas Firkateyni, 1856) anlattı. Gonçarov’u üne kavuşturan başyapıtı “Oblomov” 1859′da yayımlandı.

Kahramanı uyuşuk, tembel Oblomov’un adı, Rus soylularının entelektüel yozlaşmasının simgesi olarak (Oblomovşçinu = Oblomovluk) kavramlaştı. Gonçarov’un üçüncü romanı “Obryv” (Uçurum) 1869′da yayımlandı. Gonçarov, Rus gerçekçiliğinin büyük yazarlarından biridir. Ünlü Fyodor Dostoyevski tarafından itibarlı bir yazar ve Anton Chekhov da kendisinden başarılı bir yazar olarak söz eder. Hiç evlenmemiştir ve 1891 yılında Rusya' nın St. Petersburg kentinde ölmüştür.

Halk dilinde böğürtlene verilen ad...

Mora,
Böğürtlen, 
(Rubus caesus),
İng. Jet berry bush, Fr. ronce.
İt üzümü,
Diken dutu,

Gülgillerden, bahçe çitlerinde, yol kenarlarında kendiliğinden yetişen dikenli ve çok yıllık bir çalı. Bahçe çitlerinde, yol kıyılarında kendiliğinden yetişen dikenli bir çalı ve bunun tadı mayhoş meyvesi.



Yapısında sambunigrin gibi siyanojenik glikozit bulunan ve tiyamin noksanlığına yol açabilen bir bitki.

Meyve özellikleri yönünden üzümsü meyveler grubunda yer alan Böğürtlen. Dünyada ılıman iklim bölgelerinde, subtropik iklim ve kutup iklim sınırlarına kadar yayılma alanı nedeniyle geniş yetişme alanına sahiptir. Ülkemiz böğürtlenin anavatanı sınırları içerisindedir. Böğürtlenler Anadolu’nun 1000 m’ nin üzerinde hava ve toprak neminin sağlandığı yerlerde yoğun olarak yetiştiriciliği yapılmaktadır. Böğürtlenlere en uygun toprak; kumlu killi organik maddece zengin, su tutma kapasitesi yüksek iyi drene olabilen ve sürekli nemi sağlamış topraklarda başarılı şekilde yetiştiricilik yapılır. 

Toprak PH sı hafif asit veya nötr olmalıdır. (PH 6-7) Fazla kireçli ve tuzlu topraklara uygun değildir. Toprak derinliği en az 1 m olmalıdır. Hafif eğimli yerler yetiştiricilik için uygundur. Çok eğimli yerlerde teraslama tapılarak yetiştiricilik yapılabilir. 

Karadeniz bölgesi üzümsü meyvelerin doğal yetişme alanlarından biridir. Kış aylarında (-20, -25) dereceye kadar soğuklara dayanır. Böğürtlenin Soğuklama ihtiyacı 7 derecenin altında 800-1700 saattir. Bitkilere fazla azot verilmesi meyvelerin yumuşamasına ve pazar değerinin azalmasına neden olur.

Böğürtleni mevsiminde tüketebileceğiniz gibi yaprağını kurutup kışın çayını içebilirsiniz. Şurubunu ya da marmelatını da yapabilirsiniz. Ayrıca böğürtlen dondurma, pasta, ilaç ve kozmetik sektörlerinde de kullanılıyor. 

Böğürtlenin içinde bulunan ellagik asit, antikansorojen madde olarak biliniyor. Ellagik asit, böğürtlenin yanı sıra, çilek, üzüm ve ahudududa da bulunuyor. Böğürtlenin. Cildi güzelleştiren bir meyve olduğuna dikkat çekiyor.. İçinde çok fazla miktarda C vitamini bulunuyor. Çiçekleri kaynatıldığında güzel bir vücut ve el losyonu elde ediliyor! Öte yandan meyvesi canlılık veriyor. Zindelik kazandıracak yegane meyvelerden biri. Damar sağlığına da olumlu etkisi var. Zayıflama sürecine girenler de yemeli bu yemişi. 

İçeriğinde bulunan ellagik asit antikanserojen madde olarak biliniyor. Bu madde kanser hücrelerinin ve tümörün büyümesini engelliyor. Göğüs ve rahim tümörünün büyümesini engellediği Amerika'da Kuzey Carolina'daki Clemson Üniversitesi'nde yapılan araştırmalarda tespit edilmiş

- Hafızaya iyi geliyor.
- Yaprağından yapılan çay, ağız yaralarını iyileştiriyor.
- Kanı temizliyor.
- Cildi güzelleştiriyor. Bu sebeple kozmetikte de çok kullanılıyor.
- Böğürtlen suyu kan şekerini dengeliyor.
- Bol vitamin içeriyor. Özellikle içeriğindeki B grubu vitaminler çocukların gelişimini olumlu yönde etkiliyor.

Voleybol ve teniste küt inme...

Smaç, (İng. smash). 
Voleybol ve teniste topu yukarıdan aşağıya doğru sertçe yere vurma, küt,
Basketbolda yakın mesafeden topu sertçe sepete geçirme.

Gaetano Donizetti’nin bir operası...


Rita,

Gaetano Donizetti, (1797-1848)
İtalyan opera bestecisi olan Donizetti, çok sayıda İtalyanca ve Fransızca opera bestelemiş ve bu sanatın gelişiminde Rossini ile Verdi arasında bir geçiş aşaması oluşturmuştur. Donizetti, babası orta halli bir memur, annesi ise müzikten anlayan güzel sesli bir bayan olan Marianna’nın ikinci oğlu olarak dünyaya geldi.  

Anne ve babası Donizetti’yi bilim adamı olarak yetiştirmek istemişlerse de o, müziğe karşı gösterdiği büyük ilgi üzerine, piyano ve armoni dersleri almaya başladı.Küçük yaşta beste denemeleri, oda müziği eserleri yazdı.   1803 yılında ilkokula başlayan Donizetti’nin müzik yeteneğini öğretmenleri hemen fark etti. Özel günlerde ve şenliklerdeki müzik becerisiyle herkesin sevgisini kazandı.   Müziğe olan büyük istek ve yeteneğini gören ailesi 1808 yılında ilkokulu iyi derecede bitiren Donizetti’yi Bergamo’daki müzik lisesine yazdırdı. Burada Bavyera' lı rahip ve opera bestecisi Giovanni Simone Mayr’ dan armoni dersleri aldı. Bir süre sonra Bolanya’ya giderek Pilotti ve P.Mattei’den kontrpuan ve bestecilik eğitimi aldı.   

Donizetti ilk başarısını 1818 yılında Venedik’teki San Luka Tiyatrosu’nda sahnelenen “Borgonya Kontu Enrico” adlı operasıyla kazandı. Sanatçı eserlerinde Rossini’yi örnek olarak benimsedi ve verimlilik açısından onu bile geçerek her yıl en az 3-4 opera besteledi.   1827 yılında daha ileri giderek müzik organizatörü Barbaja’nın aracılığı ile Napoli, Milano ve Viyana tiyatroları için üç yılda 12 opera besteledi.   Donizetti’nin ünü 1830 yılında başrolünü Giuditta’nın oynadığı “Anna Bolena” adlı operasıyla henüz 33 yaşındayken Avrupa başkentlerine ve sonunda da Amerika’ya ulaştı.   

Bunun ardından 1832’de 2 perdelik “Aşk İksiri” adlı eseri, 1833’de de “Lucrezia Borgia” adlı eserini bitirdikten sonra 1834’de Napoli Müzik Okulu’nun Profesörlüğüne, bir süre sonrada müdürlüğüne atandı.   1835’de İskoçya’da, 1700 tarihinde geçen bir olayı konu alan 3 perdelik görkemli “Lammermorlu Lucia” adlı operasını yazdığı yıl , Rossini emekliye ayrılmış, Bellini, genç yaşta hayatını kaybetmesi nedeniyle meydan Donizetti’ye kaldı. 1839’da bir operasının sansürlenmesi üzerine Paris’e gitti ve oraya yerleşerek başkentin operası için sipariş edilen, “Alayın Kızı” ve “Kralın Gözdesi” adlı operaları yazdı. Donizetti, İtalya’ya döndükten sonra 1841’de Roma’da ve Milano’da sahneye konan iki operası büyük başarı kazandı.   1842 ise Viyana’da sergilenen operaları o kadar çok beğenildi ki imparator, Donizetti’ya Saray Besteciliği ve İmparatorluk Orkestra Şefliği payesi verdi.   

Donizetti, 1828 yılındayken severek evlendiği eşi Virginya Vasseli’ yi kaybettikten sonra kendini giderek melankoliğe kaptırdı. Paris’te o neşeli ve hareketli eserlerinin sahneye koyulduğu sıralarda büyük bir hastalığı yakalanan Donizetti sonunda akıl dengesini yitirerek 1847 yılında doğduğu yer olan Bergamo’ ya getirildi. Ardından bir yıl geçtikten sonra hastalık nöbetleri arasında henüz 50 yaşındayken Bergamo’ da 8 Nisan 1848 yılı hayatını kaybetti.

Önemli Eserleri,
Alina, Alahor in Granata, Anna Bolena,
Büyük Alfredo, Byron’dan, 
Don Pasquale, Dom Sébastien
Elvida, Enrico di Borgogna,
Fausta ,
Golconda Kraliçesi,
Kutsal Perşembe,  Kenilworth Şatosu, 
Liverpoollu Emilia, 
Le nozze in villa, La zingara,

Maria di Rohan,  
Olivo e Pasquale,
Parisina , Poliuto,
Rita,
Sardaam Belediye Başkanı, San Domingo Adasındaki Çılgın,
Tiyatroya Uyanlar ve Uymayanlar,  Torquato Tasso,
Verghy’nin Mücevheri, 

İlk atom bombasının geliştirilmesindeki katkılarıyla tanınan ABD’li fizikçi...

Oppenheimer,
Julius Robert Oppenheimer ,
(d. 22 Nisan 1904, ö. 18 Şubat 1967), 
ABD'li fizikçidir. 
II. Dünya Savaşı sırasında nükleer silah üretmek için başlatılan Manhattan Projesinin bilimsel başkanıydı. Atom bombasının babası olarak da tanınır.

Dindar olmayan Yahudi bir ailenin ilk çocuğuydu. Babası Julius S. Oppenheimer Almanya'dan ABD'ye göç etmiş varlıklı bir tekstil ithalatçısı, annesi Ella Friedman ise ressamdı. Kendisinden sekiz yaş küçük erkek kardeşi Frank da fizikçi olmuştur. Harvard Üniversitesi' ndeki kimya öğrenimini üç yılda tamamladı. Aynı zamanda fizik bölümünden de dersler almıştı. Bu arada sanat, edebiyat ve çeşitli dillerle de ilgileniyordu. O dönemde fizik eğitimi Avrupa'da ABD'den daha iyi olduğu için Harvard Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra İngiltere'ye gitti. 

Burada yaptığı laboratuar çalışmalarında, laboratuar ortamının kendisine göre olmadığını gördü ve eğitimine teorik fizik konusunda devam etmeye karar verdi. 1926 yılında Max Born ile beraber çalışmak üzere Göttingen Üniversitesi'ne gitti. 

Burada arkadaşlık kurduğu Werner Heisenberg, Pascual Jordan, Wolfgang Pauli, Paul Dirac, Enrico Fermi ve Edward Teller gibi öğrenciler de kendisi gibi ünlü fizikçiler oldular. 1927 yılında, sadece 22 yaşındayken doktora derecesini aldı. Göttingen'de özellikle kuantum teorisi ile ilgili birçok makale yayınladı. Eylül 1927'de teorik fizik uzmanı olarak Harvard Üniversitesi'ne döndü. 1928 yılında Kaliforniya Üniversitesi'nde fizik dersleri vermeye başladı.  

1930 yılında komünist görüşlerden etkilendi. 1937 yılında ölen babasından kalan 300.000 dolarlık mirasla sol görüşlü çeşitli gruplara maddi destek verdi. Komünist partinin birçok üyesiyle düzenli temas halinde olmasına rağmen partiye katılmadı.  Kasım 1940 yılında Katherine (Kitty) Puening Harrison ile evlendi. 1941 ve 1944 yılında iki çocuğu oldu. 

Kapsama, içine alma...

Tazammun, (Arapça).
Kapsama, içine alma, içerme. 
İçlem.
İhtiva etmek. 
İçine almak. 
İçinde başka şeyleri havi olmak. 
Muhit olmak. 
Tazmini kabul etmek. 
Kefil olmak. 
Lâfzın, mevzuu olduğu mânanın cüz'üne delâlet etmesi.

Bir zamanlar kimi Afrika ve Asya topluluklarında para yerine kullanılan deniz kabuklusu...

Kauri,
Zimbu,

Bir sanat yapıtında işlenen konu...

Tema, (İt. tema, İng. theme).  
Tem,
İzlek,
Asıl konu, temel motif, ana konu
Öğretici veya edebî bir eserde işlenen konu, düşünce, görüş, tem, ana konu.
Belirli bir itinin belirli bir gereksinme ile etkileşerek sağladığı doygunluk ya da doygunsuzluk.

Bir noktanın uzaydaki yerini bulmaya yarayan ana çizgilerden yatay olanı...

Apsis,
Bir noktanın uzaydaki yerini bulmaya yarayan ana çizgilerden yatay olanı.
Ordinat,

Bir noktanın uzaydaki yerini bulmaya yarayan ana çizgilerden dikey olanı.

Bir düzlemde dik kesişen iki sayı doğrusunun oluşturduğu sisteme analitik düzlem denir. Analitik düzlem, dik koordinat sistemi veya dik koordinat düzlemi olarak da adlandırılır.  

Dik koordinat sisteminde yatay eksen x ekseni (apsis ekseni), düşey eksen ise y ekseni (ordinat ekseni) dir. 

Eksenlerin kesiştiği noktaya orijin denir. Analitik düzlemde her noktaya bir (x, y) sayı ikilisi karşılık gelir. Bu sayı ikilisine noktanın koordinatları denir. P(x, y) noktası için, x noktanın apsisi, y de ordinatıdır. Apsis ve ordinat değerleri eksenlere çizilen dik doğruların eksenleri kestiği noktalardır.  Orijinin koordinatları O(0,0) dır. x ekseni üzerindeki noktaların ordinatı sıfırdır. A(a, o) noktası gibi. y ekseni üzerindeki noktaların ise apsisi sıfırdır. B(o, b) noktası gibi.

 

Güneydoğu Anadolu’ya özgü acı kahve....


Mırra,
Mırra, Tüm Arap coğrafyasına özgü, birkaç kez demlenerek hazırlanan acı kahve. İsmi, Arapça acı anlamına gelen murdan türemiştir. Çok acı ve koyu olması nedeniyle ufak bardakta içilir. Türkiye' de de Şanlıurfa , Mardin gibi Arap kültürünün hakim olduğu yörelerde kültürel açıdan anlamlı, sunumu özel çaba gerektiren bir içecektir. Özel nakışlanmış sarı bakırdan bir ibriğin içindedir. Fincanı kulpsuz olup dışa doğru açılan bir dudaklığı vardır. Mırra çok sıcaktır. Servis yapan kişinin bir elinde ibrik diğer elinde fincan vardır. Fincanı senin için yarısına kadar doldurur. Beklersen soğuyacak, acele edersen dilin dudağın yanacaktır. Şöyle havada elips çizmeni ve kırk beş derece döndürüp önce tadına bakarak kendisini üç yudumda bitirmeni beklemektedir. Şekerle hiç tanışmamış, telvesiz ve bu acı kahveyi pişirmek gibi, içmek de bir törendir. Zamanlaması vardır, kuralları vardır.
İkram edenin yüzüne bakman gerekir. İçmek istersen o tekrar fincanı senin için yarısına kadar dolduracaktır. Ama istemezsen, fincanı onun eline uzatman gerekir. Yere koyman görgüsüzlük, cahilliktir hatta kimi zaman; içini altın doldurmak gibi, bir ceza bile gerektirir!
Mırra yaşadığımız hayata çok benzer. Hayattaki fırsatlar mırra gibi gelir önümüze çoğu zaman. Fırsat önümüzde durur ve gözümüzün içine bakar. Fincanımızı uzatıp, yarısına kadar doldurturuz. Tadına bakar, sonra yudumlarız. Acı bir kahvedir.

 
Hazırlanması:
Mırra için özel bir kahve çekirdeği yoktur. Kahve çekirdekleri kavrulup dibek adlı havan benzeri kaba alınır ve taneleri çok inceltilmeden dövülür. Dövme işlemi için günümüzde değirmenler ve kahve makineleri de kullanılmaktadır.

Mırranın hazırlanmasında en önemli kısım kaynatma evresidir. Kaynama süresi, bilinen yöntemlere göre çok uzundur, belli aşamalarda kahvenin telvesi ayrılıp karışıma su eklendikten sonra devam edilir. Çekilmiş kahve üzerine su eklenerek kaynatılır, belli bir kıvama geldikten sonra tortusundan ayırmak amacıyla mutbak adlı özel kaba süzülür. Elde edilen karışıma tekrar kahve ve su eklenir. Bir iki defa daha süzme, kahve ve su ekleme işlemi gören kahve, tortusundan ayrıldıktan sonra kahve katılmadan sadece su eklenerek bir iki kere daha mutbaktan geçirilir. Mırraya tat vermesi amacıyla karışıma kakule katılabilir. Şekersiz içildiği için hazırlanırken tatlandırılmamaktadır.

Kahve fincanının kenarını boyayacak kadar pekmezimsi bir kıvama gelen mırra servis için bakır, işlemeli bir imbiğe ya da cezveye aktarılır.  Mırra geleneksel olarak kulpsuz, küçük tek bir fincan ile servis edilir. Serviste yaş olarak büyükten küçüğe doğru giden bir sıra takip edilir.

Kahveyi servis eden kişi sırası gelen konuğa bir içimlik, fincanın aşağı yukarı yarısına gelecek kadar mırra doldurur. Konuk kahveyi içtikten sonra yine aynı miktarda kahve doldurulur. İkinciyi de içen konuk, fincanı servis eden kişiye geri verir. Kahveyi servis eden kişi her servisten sonra bardağı siler ve bir sonraki konuğa aynı fincanla ikramda bulunur.

Belirtildiği üzere kahvesini bitiren konuk fincanı kahveyi servis edene geri verir. Rivayetlere göre fincanı masaya ya da yere koyan kişi şunlardan bir veya bir kaçını yerine getirmekle yükümlüdür:
  • Fincanı altınla doldurmak
  • Kahveyi servis edenle evlenmek
  • Kahveyi servis edeni evlendirmek
  • Kahveyi servis edenin çeyizini düzmek
Mırranın Espresso ile benzerliği bilinmektedir. Ancak, sadece kuvvetli tat açısından benzerlikleri vardır, hazırlanmaları farklıdır. Kuvvetli espresso hazırlamak için kullanılan double shot (bardak başına düşen kahve miktarını iki katına çıkarmak) yöntemi ile mırra hazırlama yöntemi farklıdır. Double shot sadece kahve miktarını arttırırken mırra hem fazla miktarda kahve ile hem de birden fazla demlenerek hazırlanır.
mırra'nın hazırlandığı büyük özel cezvenin adı gümgüm'dür. içine yarım kilo kahve atılıp 2 saat boyunca kaynatılır, 20 dk süzülür; ardından bu karışım, tekrar yarım kiloluk kahve eklenmesi ve 2 saat boyunca kaynatılması suretiyle tekrar süzülür. Bu işlem birkaç kez devam eder. Son süzme işi de tamamlandıktan sonra elde edilen karışım termoslara ya da şişelere doldurularak kaldırılır. Gerektiği zaman küçük cezvelere alınarak pişirilir.  Genelde misafir geldiğinde ikram edilir, sohbet ederken ikram edilir ve de misafir kalkarken tekrar ikram edilir. Hatta buna "kovma" adı verilir. bitirdikten sonra eğer daha fazla içmek istemiyorsanız, fincanı ters çevirmeniz gerekiyormuş, yoksa koymaya devam ediyorlar.

Hıristiyan sanatında ölü İsa'nın vücudunu kollarında tutan Meryem Ana betimlemesi...

Pieta,
Meryem'i dizinde ölmüş isa'yı taşırken gösteren resim ya da heykel.
Hıristiyan sanatında ölü isa' nın vücudunu kollarında tutan Meryem betimlemesi.
Merhamet, anlamında italyanca bir kelime. Meryem’ i üzüntülü, kimi zaman yalnız, ki­mi zaman Aziz Yuhanna ile birlikte ve di­zinde çarmıha gerilmiş oğlunun cesediyle temsil eden kompozisyon.  Pieta heykellerinden ilki Naumburg katedralindeki heykeldir (1320′ ye doğr.).  XVI. yy.a kadar Almanya’ da pek çok pieta vardı. Pieta aynı zamanda da Avrupa halk sanatının en sık rastlanan, enleridir.

Açıları ölçme kuramı...

Gonyoloji, (fr. goniologie). 
Açıları ölçme kuramı.

Rumca antlaşma ve yazıları yazan Rum kâtiplere verilen ad...

Gramatikos,

Padişah divanında, Rumca olarak yazılan belgeleri kaleme alan Rum yazman.
Osmanlı devletinde rumca antlaşma ve yazışmaları kaleme alan Divanı hümayun' da görevli rum yazmanlara verilen ad.

Osmanlı divanında rumca yazışmaları yürüten kâtip. Selçuklular gibi osmanlılar da bazı ülkelerle yazışmalarını rumca yapıyordu. Rumcayı anadolu selçukluları genel olarak daha önce Bizans’ ın egemen olduğu latin devletleriyle yazışmalarında diplomasi dili olarak kullanırken, Osmanlılar Venedik ve Ceneviz cumhuriyetleri ve Rodos şövalyeleriyle ilişkilerinde kullanıyordu.

İmroz' un ileri gelenlerinden Ttarihçi Kritovulos, II.Mehmed’ in (fatih) gramatikosudur. II.Murad, Dmitri adında bir gramatikosu imzalanan ahitnameyi teslim etmek üzere Venedik’ e göndermiştir.

Kendi adıyla anılan ve körlerin eğitiminde yaygın olarak kullanılan yazı ve baskı yöntemini geliştirmiş Fransız eğitimci.

Louis Braille,
(d. 4 Ocak 1809 - ö. 6 Ocak 1852),
Görme engellileri için dünya çapında okuma ve yazma için kullanılan körler alfabesinin sistemini icat etti. Braille, 1'den 6'ya kadar belli bir düzen içinde sıralanmış kabartmalı noktaları parmaklarla üstünden geçerek okunur. Özel karakterler içeren Asya dilleri dışında hemen hemen her dile uyarlanmıştır. 


Louis Braille'in kendisi de görme engelliydi.


Braille alfabesi veya Körler alfabesi; 

1821 yılında Louis Braille tarafından geliştirilmiş görme engelli insanların okuyup yazması için kullanılan bir alfabe yöntemidir. İki kolon taşıyan dikdörtgen düzen üzerine dizilmiş altı kabartılmış noktadan oluşur. Her iki kolonda üçer nokta bulunur. Noktalardan her biri altmışdört farklı kombinasyondan birini oluşturması için farklı şekillerde dizilir. Bu harfleri isimlendirmek için noktaların bulunduğu her bir pozisyon, yerlerine göre söylenir;
yukarıdan aşağıya, sol yanda 1'den 3'e kadar (temsili L harfi)  sağ ve sol yandan birinci (temsili C harfi)

Braille sistemi aslında Charles Barbier'nin Napolyon'un talebi doğrultusunda, askerlerin gece karanlığında ışık olmaksızın anlaşmalarını sağlamak için geliştirdiği sisteme dayanır. Barbier'nin sistemi çok karışık ve öğrenilmesi zordu zira askeriye tarafından da reddedilmişti. 1821 yılında Charles Barbier, Paris Millî Enstitüsü'nin körler bölümünü ziyaret etti ve Louis Braille ile tanıştı. Braille, Barbier'nin en büyük eksiğinin, alfabesinin sahip olduğu temsilî harflerin insanın parmağını hareket ettirmedikçe anlaşılamaması olduğunu söyledi. Bu buluşta bir sembolden diğerine hızlıca geçilemiyordu. Kendisinin değişikliği, kör alfabesinde devrim yapan 6'lı nokta sistemiydi.



Cezayir’de doğan ve Arap müziğiyle Batı müziğinin karışımı olan müzik türü...

Rai,
Rai Cezayir' in Oran şehrinde Bedeviler sayesinde ortaya çıkan ve tarihi 1930' lara kadar dayanan bir müzik türüdür. İspanyol, Fransız, Afrika ve Arapça folk müzik tarzlarının karışımını içerir. Rai' nin kelime anlamı fikir' dir. Ancak müzik türündeki coşkuyu belirtmek için Türkçe' de "işte bu" sözüne denk gelen bir ifadeyi belirtir.  Bir halk müziği olarak Rai; Oran, Relizane ve Mostaganem şehirlerinde özellikle fakir kesim arasında yayılmaya başlamıştır. Geleneksel anlamda erkek sanatçıların baskın olduğu Rai'de 20. yüzyıl sonlarında kadınlar daha etkin biçimde kendilerine yer bulmuşlardır. Rai sanatçılarına cheb (genç) adı verilir. Bu isim neredeyse tüm Rai sanatçıları tarafından kendi isimlerinden önce yazılacak şekilde kullanılır. Rai sanatçıları 1930'ların başında toplumu etkileyen sorunları ele almaktaydı. Bu sorunlar, başta Fransa olmak üzere Avrupa devletlerinin Kuzey Afrika bölgesi üzerinde yürüttükleri sömürgeleştirme politikalarından salgın hastalıklara kadar geniş bir çerçevede ele alınmaktaydı.

Çobanların folklorik müziğiyle popun karışımından oluşan rai, Cezayir’in yerel müziği olsa da tüm dünyada tanınıyor. Tanınmış adıyla Khaled, tam adıyla Halidu Hacı İbrahim, ve Chep Mami gibi sanatçılar Cezayir’in kurak çöllerinden köken alan sıcak ve ferahlatıcı, çağdaş bir müziğin dünyaca ünlü temsilcileridir. Cheb Khaled, Rai müziğinin en önemli temsilcilerinden. “Ayşe”, “Didi” ve “Abdül Kader” gibi şarkılarıyla tüm dünyada tanınıyor.Bu müziği önce Fransa, ardından da tüm dünyada sevdirmeyi başardılar. Halk rai dışında söze dayanan eski şaabi müziği ile birlikte kıvrak donlu kabile müziğini tercih ediyor. Endülüs göçmenlerinin müzikleri de kent sokaklarından sıkça duyuluyor. 

Akarsu yatağı, mecra...

Akak,
Mecra,
Akarsu yatağı,
Su yatağı, su yolu,
Akış yolu, akış yönü, takip edilen seyir.

Arapça, mecra, (ﻣﺠﺮﻯ) 
Arapça akmak kelimesinden türetilmiştir.
Yatak.  
Mecaz anlamda bir işin gidişi, bir olayın doğrultusu anlamındadır.

Başka bir anlamı da vücuttaki sıvıların aktığı yollardan her biri, kanal.


Rasat, Gözlem...

Gözlem,
Tarassut,
Rasad,
Rasat,

Gözlemevi, rasathane.

Observatuar,
Rasathane, (Arapça Rasadhane).
Gözlemevi
Gözetlemek, beklemek, pusuda olmak.
Bekleme yeri, gözetleme yeri. 

Uzaydaki her çeşit değişikliği gözlemlemek, veriler toplamak, incelemek için kurulurlar. En iyi gözlem yapılabilecek yerler rasathane için uygun yerlerdir. Çünkü Gözlemevleri için yüksek ve havasının yıl boyunca açık olan yerler tercih nedenidir. Türkiye' de Antalya' da Toroslarda kurulu olan rasathane en çok bilinen ve gelişmiş olanıdır.

Osmanlılar' da ilk gözlemevi Takiyüddin Mehmet tarafından 1577 yılında İstanbul' da kurulmuş, ancak birkaç yıl sonra yıkılmıştır. İngiltere’nin kraliyet rasathanesi. 1675’te II. Charles tarafından Londra yakınlarındaki Greenwich kasabasında kuruldu. Greenwich rasathanesi boylamların başlangıcıdır.

Greenwich meridyeni esas meridyen seçilmiştir. Eski rasathanedeki ortalama güneş zamanı bütün dünyada bir standart olarak kabul edilmiştir. Bu ’GMT-Greenwıch Mean Time’ olarak ifade edilir. Her ne kadar İkinci Dünya Savaşından sonra, yavaş yavaş Susex’ teki Herstmonceux Malikhanesine nakledilmişse de, eski rasathaneden geçen meridyen, başlangıç olma sıfatını halen korumaktadır.

TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TUG);
Antalya'da Beydağları eteğinde, 2547 metre yüksekliğindeki Bakırlıtepe'de 1970'li yıllarda çalışmalarına başlanılan ve 1997'de dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in katılımıyla açılışı yapılan TUG, Türkiye dışında Ortadoğu ve Balkanlar'ın da yeraldığı coğrafyadaki en donanımlı ve en iyi gözlemevi konumunda. Bünyesinde 5 büyük teleskop bulunan gözlemevinde, ABD ve Rusya Federasyonu ile ortak bilimsel çalışmalar da yürütülüyor.

Sivrisinekle mücadelede yararlanılan bir balık...


Gambusya, (Gambusia). 
Sivrisinek Balığı, 
Latince Adı : Gambusya affinis


Yaşam ortamı şartları; 
Sıcaklık : 12°C - 29°C
pH: 6.0 - 8.o pH ,
Su Sertliği: 5 - 19 °dH
Agresif olan bu balıklar canlı doğum yaparak ürerler. Erkeklerin boyu 4 cm., Dişilerin boyu 6 cm.' dir. 28 günlük döngüde sürekli doğum yaparlar.
  
Bu balıklar ülkemizde yabani lepistes olarak bilinir. Lepistesler gibi renkli değillerdir.

Genellikle belediyeler tarafından sivrisinekle mücadele amacıyla dere ve göl yataklarına bırakılırlar. Sivrisinek lavralarını ve sivri sinekleri severler. 

Burada çok hızla üreyen gambusyalar sivrisinek yumurtalarını yiyerek sivrisinekle doğal mücadelede etkili olurlar. Son derece renksiz olan bu balığın akvaryumculuk hobisinde yetiştirilmez.

Gambusya balıklarının 2 yıllık ömürleri vardır. Doğumdan sonra yavruları hemen anneden ve diğer gambusyalardan ayırmanız gerekir. Çünkü Lepisteler gibi bunlar da yavrularını yerler.

Sabit, değişmeyen...

Rasi,
Fiks,

Kımıldamıyan,
Sabit.
Lenger atmış olan gemi.
Demirlemiş gemi.

Mis keçisine benzer bir hayvan...

Lerci,

Kirazdan yapılan bir cins likör...

Maraskino, 
Marasken (likör),
Marask,
Maraska,

İnsanın davranışlarının temelini oluşturan cinsel içgüdü...

Libido, (Fr. İng. Libido).  
Cinsel istek.
İnsanın davranışlarının temelini oluşturan cinsel içgüdü.
Cinsel iç güdünün belirtilerini gösteren, yaşama gücünün bütünü.

Libido adı verilen cinsellik dürtüsü insanı cinsel eylem arayışına iten ve aynen susuzluk, açlık gibi kendini koruma dürtüleri denen itici güçtür. İnsanı açlık, gıda aramaya ve yemek yemeye yöneltir. Cinselliğin tarifi böyle değildir. Libido denen cinsellik, gevşeme ihtiyacı, zafer kazanma ihtiyacı, kendini tatmin, ait olma ihtiyacı, hayran olunma ihtiyacı, beğenilme ihtiyacı, karşı tarafı fethetmiş olma duygusu yaşamak amacına yönelik olarak başlatılabileceği gibi çok ileri durumlarda sadizm ve mazoşizm gibi eğilimlerin eyleme dönüştürülmesine yönelik olabilir.

Libido, Sigmund Freud tarafından ortaya atılan, insanoğlunun ana sorun kaynağı olarak görünen, bastırılmış duyguları insan benliğinde ateşleyen terimdir. Türkçede insana yaşama gücünü veren enerji olarak kullanılır.  Daha teknik olarak tanımıyla Carl Jung tarafından bulunmuştur. Genel olarak libido, özgür yaratım ya da psişik olarak bireysel gelişi Freud'a göre libido içgüdüsel enerjidir. Uygarlaşma davranışının uzlaşımlaşması ile çatışma halindedir. Toplumsal konforun getirdiği libidoyu kontrol etme ihtiyacı olarak tanımlanır. Bu toplumsallık ile bireysellik arasındaki huzursuzluk ve gerilimi yönetir. Bu rahatsızlığı, huzursuzluğu Freud neurosis (nevroz, sinirce) olarak isimlendirmiştir. Böylece libido dönüşüme uğramak zorunda kalır. Sosyal alanda kullanılacağı bir alana yöneltilerek yüceltilir. Freud'a göre bu yüceltmedir (sublimation).  

Libido, yaratıcı hayatı teşvik edebilir. İnsanlık için doğal yol seksle gerçekleşmesidir. Bununla birlikte derin biliçaltı seviyelerinde iki seviye birleşebilir bunun sonucunda seksüel çekim ve seksüel dürtü için evrimsel koşullarda sonuçlar verebilir. Bu koşulların kullanımı libidonun karşıt anlamlı sözcüğü olan destrudo'yu oluşturur. (insanın içindeki ölüm, yıkım, kendi kendini yıkım/yoketme içgüdüsü. Freud insan yaşamını iki temel dinamik arasındaki savaşın oynandığı tiyatro olarak görmüş: yaşama içgüdüsü (eros) ve ölüm içgüdüsü (thanatos). Bilindiği üzere Freud daha çok yaşam içgüdüsü ile uğraşmıştır).  Kelime, Freud'un öğrencisi psikanalist Edoardo Weiss tarafından üretilmiş. İlk olarak 1935 tarihli "imago" dergisindeki "Todestrieb und Masochimus" başlıklı makalesinde kullanmış.(Freud 1880 – 1900 yılları arasında yoğun psişik bunalım dönemler, büyük yalnızlık, muhteşem yaratıcı melankolisi ile geçirir.. Freud daha Paris’teyken ilk şoku yaşamıştı, hem Charcot’nun kişiliğinin getirdiği büyük şok, hem de Paris kentindeki kültür şokunu. Viyana’ya döndüğünde kriz öncesi kriz diye tanımlanan çeşitli psikosomatik reaksiyonlar göstermeye başlamıştı, kalp bölgesinde lokalize olan sancılar, taşikardi, kronik kabızlık, solunum bozukluğu, uykusuzluk, ölüm isteği gibi. 1893 yılında iyice çözülme dönemine gelir onun psişik yapısı. Buna göre yeni bir kriz başlar. Kendisine sigarayı bırakması önerilir, fakat kabul etmez.“Sigarayı bırakarak mutlu yaşayacağıma, sigarayla birlikte mutsuz da olsa keyifli yaşayayım” der. Freud yine bu AAdönemde, 1894 yılı Haziran ayında, sonradan psikanalizin temel kavramlarından biri olan libido tanımını ilk kez kullanır.)  Bir kısım psikanalist (Federn) aynı içgüdüyü "mortido" kelimesiyle tanımlamış.  Doktor ve psikiyatristler libidonun azaltılmasını bir çeşit seksüel fonksiyon kaybı olarak görmekte ve bunu tıbbi bir problem olarak ele almaktadır. Örneğin, libidonun azalışını, erkekte testesteron ve kadında östrojen hormonunun üretiminin azalmasına bağlarlar. Hormon yetersizliği hormon tedavileriyle düzenlenebilir.  Birçok tıbbi durum altında libido azalabilir. Ameliyat, aşırı yorgunluk, bitkinlik, psikiyatrik sorunlar(depresyon, kaygı) gibi. Bazı ilaçların da libido düşüşünde yan etkileri söz konusu olabilir.





Kaynakça,
http://tr.wikipedia.org

Döşemelik olarak kullanılan bir kumaş türü...

Çatma,
Moket,
Şönil,
Damasko, (İtalyanca damasco).
Çoğunlukla döşemelik olarak kullanılan keten ve ipek karışımı bir tür kumaş

Şönil kumaş;
Adını kadifemsi ve tüylü yüzey kazanılması için çekirdek iplik üzerine katlı lif yerleştirilerek yapılan şönil iplikten alan kumaş çeşididir. Şönil kumaşlar genellikle sabit koltuk kaplamalarında kullanılır. Uzun süreli kullanımlar için çok avantajlıdır. Şönil polyester veya pamuklu olarak üretilebilir.

Şam ipeği;
Kalın,  ipekli , orta gramajlı, kimyasal ipekten jakar desenleme teknolojisi  ile dokunmuş ve zengin şekilde desenlenmiş,  çift yüzlü kumaş . Zemini beşli  çözgü sateni dokumadır. Desenlerinde kumaşın yüzünde bir atkı ipliği, tersinde bir diğeri vardır ve bezayağı dokuma ile dokunur. Sık dokulu, ince iplikten üretilmiş parlak kumaş. Saten dokuma tekniği ve jakar desenleme teknolojisi kullanılarak dokunmuş pamuklu bazen keten kumaştır. Atkı ve çözgü gruplarının değişmesiyle büyük ölçekli desenler oluşturulur. Nevresim kumaşı olarak kullanılır. Dekoratif amaçlı ve astar olarak kullanılır. Şamın batı dillerindeki isminin telafuzudur. Döşemelik bir kumaş türü olan damasko bazı yerlerde Şam kumaşı olarak da bilinir.




ABD kara kuvvetlerinde komando birliğine bağlı asker...

Ranger,
Ranger (okunuşu: reyncır, Türkçede rancer olarak da okunur) 
İngilizce konuşulan veya İngiliz sömürge geleneğinden gelen bazı ülkelerde, belli bir alanı korumak, dirliği ve kanun düzenini sağlamakla görevli askerler. Görevleri Türkiye'deki jandarma birliklerine benzer. Rangerler ABD ve İngiltere'de milli parkları korumakla görevli bekçilerdir. Ayrıca özel harekatlara katılan seçkin komando birliklerine de bu ad verilmektedir. 
ABD, Birleşik Krallık, Kanada, İrlanda, Pakistan ve Malezya, ranger birlikleri olan ülkelerdendir.  Ranger'ler western film ve çizgi romanlarında sıklıkla konu edilir.

Bunlardan en ünlü Çizgi Roman Kahramanı; Tommiks,
19. Yüzyıl'ın ilk yarısında, kovboylar Amerikasında hızlı silah çeken bir kanun adamıdır. Nevada eyaletindeki Kulver kalesinde konuşlanmış Ranger'lardan biridir. Çizgi-romanda, Rangerlar askeri rütbelere sahip, üniforma giyen bir çeşit jandarma gibi bir şey oluyorlar.
Aslında Ranger denilen paramiliter gruplar, batıya ilk yerleşen büyük toprak sahiplerinin, arazilerini kızılderililerden ve haydutlardan korumak amacıyla, parayla tuttukları silahşörlerden oluşmaktaydı.

Eskiden Dicle ve Fırat ırmaklarında kullanılan yelkenli tekne...

Kar, 
Karlama, 
Eskiden Dicle ve Fırat ırmaklarında kullanılan yelkenli bir tekneye verilen ad.

Dicle ve Fırat nehirlerinin  ortasına veya arasında bulunan bölgeye Mezopotamya denirdi. Bu kelime eski Yunancadan gelmektedir. Yunanca Mesos, ara, orta ve Potamos, nehir, nehirler demektir. Bu iki kelimeden türetilen Mezopotamya sözcüğü günümüzde de kullanılmaktadır. 

İki nehir arası, nehirler arası anlamındadır. Günümüzde de Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan bu verimli topraklara halen Mezopotamya denilmektedir. Coğrafi bölge olarak Anadolu'nun güneydoğusundan, Basra körfezine kadar uzanan Dicle ile Fırat nehirleri arasındaki bölgeyi kapsar. İki nehrin en çok yaklaştıkları yerden aşağısına (Basra Körfezine kadar) Aşağı Mezopotamya, yukarısına ise Yukarı Mezopotamya denilmiştir. 

Fırat ve Dicle nehirlerinde kullanılan yelkenli teknelere eskiden kar, karlama denilmiştir. İşte bu küçük teknelerde kullanılan kısa küreklere de Gırafa adı verilmiştir.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ