Kumaş, deri ya da kağıt süslemede kullanılan bir boyama yöntemi...

Batik, (Fr. batik, Alm. Abdeckverfahren ).
Kumaş, deri veya kâğıt süslemede kullanılan bir yöntem. 
Bu yöntemle hazırlanmış kumaş.
Bu kumaştan yapılan (giysi).

Ak kumaş üzerine çizilen bezeğin boyanacak bölümlerinin boş bırakılması, boyanmayacak bölümlerininse eritilmiş balmumuyla kapatılmasıyla Cava'da, Hindistan'da, Malezya'da uygulanan basma ve ipekli kumaşları boyama tekniği, 
İkat.

Bez üzerinde süs yapma tekniği. Süslenecek bez üzerine bezeme çizimi yapılır. Boyanmayacak bölümler çizime göre balmumu ile kapatılır. Boyanacak yerler açık bırakılır. Bez, boyanmak üzere kumaş boyasının içine atılır.

Değirmen oluğu...

Abara,
Su değirmenlerinde suyun basıncını çoğaltmak için yapılan, büyük bir huni şeklindeki hazne.
Tarlalarda bir taraftan bir tarafa su geçirmekte kullanılan tahta oluk. 
Bir yönden diğer yöne su geçirmeye yarayan ağaç oluk. 
Çift demiri ve pullukla açılan su yolu,
Tarlaya abara çektim.
Çift demirin açtığı çizgi, saban izi. 
Su oluğunun iki başından üstüne oturduğu duvar. 
Köy evlerindeki tavanlarda iki direk arasındaki boşluk. 
Tünel.
Toprak, kum ve saman elemeğe yarıyan iri delikli kalbur.

Değirmen taşı yapılan taş...

Küştere, (Yunanca).
Küstere, küşdere, küşdüre, küşkür, küştere, küşteri, küştüre.
Bileği çarkı.
Değirmen taşı yapılan taş.
Bir çeşit uzun rende.
Tahta düzeltmekte kullanılan uzun marangoz rendesi.

Buğday yolmakta çalıştırılan tarım işçisi ...

Abereci,
Sırf buğday yolmasında kullanılan buğdaycılar.
Sırf buğday yolmakta çalıştırılan tarım işçisi.
Gaziantep yöresinde kullanılan  bir sözcük.

Etiyopya' da bir göl...

Abbe,
Abbe Gölü, Doğu Afrika'da Etiyopya ile Cibuti sınırı arasında bulunan bir tuz gölüdür. 45,000 ha yüzey alanı bulunan gölün, 34,000 ha alanı su ile 11,000 ha ise sadece tuz ile kaplıdır. Gölün ortalama derinliği 36 metredir.

1968 yılı yapımı Maymunlar Cehennemi filminin bazı sahneleri gölün kıyılarında çekilmiştir.
 

Abaya, Avasa-Awasa,
Şala,
Tana,
Zivay,

Etiyopya' da bir ırmak ve arkeolojik vadi...

Omo (Mavi Nil),
Etiyopya' da kıyısında eski insan fosillerinin bulunduğu ırmak. 
Dünyanın en eski fosilleri 1967 yılında Etiyopya’nın güneybatısında Omo Nehri kıyısında bulunmuştu. Omo bulgularının son haliyle, bilimin elindeki fiziki bulgular insanoğlunun evrimsel sürecinin başladığı düşünülen 200 bin yıl öncesine kadar ulaşmış oluyor. İnsanoğlunun 200 bin yıl önce Doğu Afrika’da bugünkü Tanzanya civarlarında ortaya çıktığı tahmin ediliyor. Bundan önceki en eski insan kalıntıları, yine Etiyopya’daki Afar bölgesinde bulunan 160 bin yıllık iskeletler. İnsanoğlunun modern özelliklerini yaklaşık 50 bin yıl önce geliştirdiği düşünülürse, Etiyopya kalıntıları ‘modern insan’ın fiziksel olarak ilk oluşum evresine işaret ediyor. Kültürel özelliklerin gelişmesi ise ancak 150 bin yıl aldı.

Etiyopya' da bir nehir ...

Omo (Mavi Nil),
Sobat,
Şebeli,
Baro,
Atbara,
Dice,

Etiyopya,
Federal Demokratik Cumhuriyeti (Amharca: Ityopp'ya Federalawi Demokrasiyawi Ripeblik),
Türkçe'deki diğer adı Habeşistan olan bir doğu Afrika ülkesidir. Habeşistan (Köleler Ülkesi) ismiyle bilinen Etiyopya, tarihte bilinen en eski medeniyettir

Ülkenin başkenti yerel dilde "yeni çiçek" anlamına gelen Addis Ababa'dır. Sudan, Eritre, Cibuti, Somali, Kenya ve Uganda Etiyopya'nın komşularıdır.  Dağlık bölgeler ülkenin kuzey kesimlerinde yer almaktadır (4500 metre yüksekliğe sahip Ras Dashen'in bulunduğu Semien Dağları). Orta bölgelerdeki yüksek alanlarda 4300 metreden daha yüksek olan Batu ve Karra Dağlarının olduğu ikinci dağlık alan bulunmaktadır.
Ülkenin Kızıldeniz boyunca uzanan sahil bölgesinin, 1993'te yapılan bir halk oylaması sonucunda Eritre adıyla bağımsızlığını ilân etmesi Etiyopya'nın Kızıldeniz ile olan bağlantısının kesilmesine ve ülkenin bir kara devletine dönüşmesine neden olmuştur. Din olarak, İslamiyet %24-26, Ortodoks 55%, Protestan 7%'tir.

Etiyopya'nın resmi dili Latin Alfabesi'nden oldukça farklı bir alfabe olan ve Amhar Alfabesi denilen bir alfabeyle yazılan Amharcadır. Ancak ülkede Amharca'dan başka, çok sayıda etnik topluluğun bulunmasına parelel olarak birçok yerel dil ve lehçe ile beraber İngilizce de konuşulmaktadır. Bu konuşulan yerel dil ve lehçelere; Tigrinya Dili, Oromigna Dili, Guaragigna Dili, Somali Dili ve Arapça'yı örnek olarak verebiliriz.

Dağlık bölgeler ülkenin kuzey kesimlerinde yer almaktadır (4500 metre yüksekliğe sahip Ras Dashen'in bulunduğu Semien Dağları). Orta bölgelerdeki yüksek alanlarda 4300 metreden daha yüksek olan Batu ve Karra Dağlarının olduğu ikinci dağlık alan bulunmaktadır.

Etiyopya' da konuşulan bir dil...

Kunama,

Etiyopya,
Federal Demokratik Cumhuriyeti (Amharca: Ityopp'ya Federalawi Demokrasiyawi Ripeblik),
Türkçe'deki diğer adı Habeşistan olan bir doğu Afrika ülkesidir. Habeşistan (Köleler Ülkesi) ismiyle bilinen Etiyopya, tarihte bilinen en eski medeniyettir

Ülkenin başkenti yerel dilde "yeni çiçek" anlamına gelen Addis Ababa'dır. Sudan, Eritre, Cibuti, Somali, Kenya ve Uganda Etiyopya'nın komşularıdır.  Dağlık bölgeler ülkenin kuzey kesimlerinde yer almaktadır (4500 metre yüksekliğe sahip Ras Dashen'in bulunduğu Semien Dağları). Orta bölgelerdeki yüksek alanlarda 4300 metreden daha yüksek olan Batu ve Karra Dağlarının olduğu ikinci dağlık alan bulunmaktadır.
Ülkenin Kızıldeniz boyunca uzanan sahil bölgesinin, 1993'te yapılan bir halk oylaması sonucunda Eritre adıyla bağımsızlığını ilân etmesi Etiyopya'nın Kızıldeniz ile olan bağlantısının kesilmesine ve ülkenin bir kara devletine dönüşmesine neden olmuştur. Din olarak, İslamiyet %24-26, Ortodoks 55%, Protestan 7%'tir.

Etiyopya'nın resmi dili Latin Alfabesi'nden oldukça farklı bir alfabe olan ve Amhar Alfabesi denilen bir alfabeyle yazılan Amharcadır. Ancak ülkede Amharca'dan başka, çok sayıda etnik topluluğun bulunmasına parelel olarak birçok yerel dil ve lehçe ile beraber İngilizce de konuşulmaktadır. Bu konuşulan yerel dil ve lehçelere; Tigrinya Dili, Oromigna Dili, Guaragigna Dili, Somali Dili ve Arapça'yı örnek olarak verebiliriz.

Dağlık bölgeler ülkenin kuzey kesimlerinde yer almaktadır (4500 metre yüksekliğe sahip Ras Dashen'in bulunduğu Semien Dağları). Orta bölgelerdeki yüksek alanlarda 4300 metreden daha yüksek olan Batu ve Karra Dağlarının olduğu ikinci dağlık alan bulunmaktadır.

Etiyopya' da kıyısında eski insan fosillerinin bulunduğu ırmak..

Omo (Mavi Nil),
Dünyanın en eski fosilleri 1967 yılında Etiyopya’nın güneybatısında Omo Nehri kıyısında bulunmuştu. Omo bulgularının son haliyle, bilimin elindeki fiziki bulgular insanoğlunun evrimsel sürecinin başladığı düşünülen 200 bin yıl öncesine kadar ulaşmış oluyor. İnsanoğlunun 200 bin yıl önce Doğu Afrika’da bugünkü Tanzanya civarlarında ortaya çıktığı tahmin ediliyor. Bundan önceki en eski insan kalıntıları, yine Etiyopya’daki Afar bölgesinde bulunan 160 bin yıllık iskeletler. İnsanoğlunun modern özelliklerini yaklaşık 50 bin yıl önce geliştirdiği düşünülürse, Etiyopya kalıntıları ‘modern insan’ın fiziksel olarak ilk oluşum evresine işaret ediyor. Kültürel özelliklerin gelişmesi ise ancak 150 bin yıl aldı.


Etiyopya,
Federal Demokratik Cumhuriyeti (Amharca: Ityopp'ya Federalawi Demokrasiyawi Ripeblik),
Türkçe'deki diğer adı Habeşistan olan bir doğu Afrika ülkesidir. Habeşistan (Köleler Ülkesi) ismiyle bilinen Etiyopya, tarihte bilinen en eski medeniyettir

Ülkenin başkenti yerel dilde "yeni çiçek" anlamına gelen Addis Ababa'dır. Sudan, Eritre, Cibuti, Somali, Kenya ve Uganda Etiyopya'nın komşularıdır.  Dağlık bölgeler ülkenin kuzey kesimlerinde yer almaktadır (4500 metre yüksekliğe sahip Ras Dashen'in bulunduğu Semien Dağları). Orta bölgelerdeki yüksek alanlarda 4300 metreden daha yüksek olan Batu ve Karra Dağlarının olduğu ikinci dağlık alan bulunmaktadır.
Ülkenin Kızıldeniz boyunca uzanan sahil bölgesinin, 1993'te yapılan bir halk oylaması sonucunda Eritre adıyla bağımsızlığını ilân etmesi Etiyopya'nın Kızıldeniz ile olan bağlantısının kesilmesine ve ülkenin bir kara devletine dönüşmesine neden olmuştur. Din olarak, İslamiyet %24-26, Ortodoks 55%, Protestan 7%'tir.

Etiyopya'nın resmi dili Latin Alfabesi'nden oldukça farklı bir alfabe olan ve Amhar Alfabesi denilen bir alfabeyle yazılan Amharcadır. Ülkede Amharca'dan başka, çok sayıda etnik topluluğun bulunmasına parelel olarak birçok yerel dil ve lehçe ile beraber İngilizce de konuşulmaktadır. Bu konuşulan yerel dil ve lehçelere; Tigrinya Dili, Oromigna Dili, Guaragigna Dili, Somali Dili ve Arapça'yı örnek olarak verebiliriz.

Dağlık bölgeler ülkenin kuzey kesimlerinde yer almaktadır (4500 metre yüksekliğe sahip Ras Dashen'in bulunduğu Semien Dağları). Orta bölgelerdeki yüksek alanlarda 4300 metreden daha yüksek olan Batu ve Karra Dağlarının olduğu ikinci dağlık alan bulunmaktadır.

Oromolar, Amharalar, Tigreler, Sidamolar, Shankellalar, Somalililer, Afarlar ve Gurageler Etiyopya topraklarında yaşayan belli başlı etnik topluluklardır. Bunlardan Oromalar yaklaşık %40 oranla Etiyopya'nın en kalabalık etnik grubunu oluştururlar daha sonra ise yaklaşık %30'luk bir orana sahip olan Amhara ve Tigreler gelir.

Etiyopya karışık bir etnisiteye sahip olmasına rağmen ülkeyi insanların dini inanışı bakımında kabaca Müslüman (%36) ve Ortodoks Hıristiyan ('%50) olarak ikiye ayırmak mümkündür. Ülkede ayrıca %10 oranında Animist bir topluluk ve çok büyük bir kısmı İsrail devletinin kuruluşundan sonra Filistin'e göçmüş olsada bir miktar da Falaşa Yahudisi bulunmaktadır.

Ülkenin para birimi Birr;
http://www.bulmacabil.com/search?q=birr

Etiyopya' da bir bölge ...


Aseb,
Dava, Dire,
Eritre,
Ogaden,
Tigrey,

Etiyopya,
Federal Demokratik Cumhuriyeti (Amharca: Ityopp'ya Federalawi Demokrasiyawi Ripeblik),
Türkçe'deki diğer adı Habeşistan olan bir doğu Afrika ülkesidir. Habeşistan (Köleler Ülkesi) ismiyle bilinen Etiyopya, tarihte bilinen en eski medeniyettir

Ülkenin başkenti yerel dilde "yeni çiçek" anlamına gelen Addis Ababa'dır. Sudan, Eritre, Cibuti, Somali, Kenya ve Uganda Etiyopya'nın komşularıdır.  Dağlık bölgeler ülkenin kuzey kesimlerinde yer almaktadır (4500 metre yüksekliğe sahip Ras Dashen'in bulunduğu Semien Dağları). Orta bölgelerdeki yüksek alanlarda 4300 metreden daha yüksek olan Batu ve Karra Dağlarının olduğu ikinci dağlık alan bulunmaktadır.
Ülkenin Kızıldeniz boyunca uzanan sahil bölgesinin, 1993'te yapılan bir halk oylaması sonucunda Eritre adıyla bağımsızlığını ilân etmesi Etiyopya'nın Kızıldeniz ile olan bağlantısının kesilmesine ve ülkenin bir kara devletine dönüşmesine neden olmuştur. Din olarak, İslamiyet %24-26, Ortodoks 55%, Protestan 7%'tir.

Etiyopya'nın resmi dili Latin Alfabesi'nden oldukça farklı bir alfabe olan ve Amhar Alfabesi denilen bir alfabeyle yazılan Amharcadır. Ancak ülkede Amharca'dan başka, çok sayıda etnik topluluğun bulunmasına parelel olarak birçok yerel dil ve lehçe ile beraber İngilizce de konuşulmaktadır. Bu konuşulan yerel dil ve lehçelere; Tigrinya Dili, Oromigna Dili, Guaragigna Dili, Somali Dili ve Arapça'yı örnek olarak verebiliriz.

Etiyopya' nın para birimi...

Birr, 
Etiyopya' nın Para Birimdir. ETB,
Birr (Amharca ETB) ya da resmi adıyla Etiyopya Birri,

Etiyopya' da kullanılan para birimidir. Etiyopya Milli Bankası tarafından dağıtılır. Birr' in altbirimi santim (Fransız, centime' den alınmıştır), ve 1 birr 100 tane santim' e bölünür. Bozuk paralar 1, 5, 10, 25 ve 50 santim sürümlerinde, kağıt paralar ise 1, 5, 10, 50 ve 100 birr sürümlerinde mevcuttur.

Etiyopya,
Federal Demokratik Cumhuriyeti (Amharca: Ityopp'ya Federalawi Demokrasiyawi Ripeblik),
Türkçe'deki diğer adı Habeşistan olan bir doğu Afrika ülkesidir. Habeşistan (Köleler Ülkesi) ismiyle bilinen Etiyopya, tarihte bilinen en eski medeniyettir

Ülkenin başkenti yerel dilde "yeni çiçek" anlamına gelen Addis Ababa'dır. Sudan, Eritre, Cibuti, Somali, Kenya ve Uganda Etiyopya'nın komşularıdır.
Ülkenin Kızıldeniz boyunca uzanan sahil bölgesinin, 1993'te yapılan bir halk oylaması sonucunda Eritre adıyla bağımsızlığını ilân etmesi Etiyopya'nın Kızıldeniz ile olan bağlantısının kesilmesine ve ülkenin bir kara devletine dönüşmesine neden olmuştur. Din olarak, İslamiyet %24-26, Ortodoks 55%, Protestan 7%'tir.

Etiyopya'nın resmi dili Latin Alfabesi'nden oldukça farklı bir alfabe olan ve Amhar Alfabesi denilen bir alfabeyle yazılan Amharcadır. Ancak ülkede Amharca'dan başka, çok sayıda etnik topluluğun bulunmasına parelel olarak birçok yerel dil ve lehçe ile beraber İngilizce de konuşulmaktadır. Bu konuşulan yerel dil ve lehçelere; Tigrinya Dili, Oromigna Dili, Guaragigna Dili, Somali Dili ve Arapça'yı örnek olarak verebiliriz.

Komedilerde hafif meşrep, işveli hizmetçi rolünde kadın oyuncu...

Subret, (Fr. soubrette). 
Komedilerde hafif meşrep genç kadın veya işveli hizmetçi rollerine çıkan kadın oyuncu.
Komedilerde hizmetçi tipi,
Operalarda ve operetlerde genellikle hizmetçi kız rolüne çıkan hafif sopranolar sınıfına verilen ad.

Yoga felsefesinde her insanın içinde bulunduğuna inanılan kozmik enerji...

Kundalini,
Sanskritçe'den gelen Kundalini kelimesi gizemli anlamına gelmektedir. İnsan vücudunda bulunan gizemli evrim enerjisi olup, insan organizmasında uyuyan, hareketsiz potansiyel bir güç halindedir. İçimizdeki saf arzunun gücüdür, omuriliğimizin altında bulunan sakrum kemiğinin (eski medeniyetlerde bu kemikte kutsal bir enerjinin varlığı biliniyordu) içinde uyur vaziyette olan ve teskin edici özelliğe sahip anne bir enerjidir.  

Kundalini'nin açığa çıkması meditasyon, yoga, dua, bedensel talimler, psikodelik druglar, bir yaşam krizi (örneğin aşırı fiziksel veya duygusal travma, ölüme yakın deneyim veya bir yakının ölümü), doğum, menopoz, bazı riyazet veya cinsel uygulamalar, vs. tetikleyebilir. Kundalini ayrıca herhangi bir gözüken nedeni olmadan dolayı da ortaya çıkabilir.

Kundalini’nin uyanması, orta kanal boyunca yükselmesi, yedi çakrayı delip geçmesi ve başın üstünden (bıngıldak kemiği –fontanelle bone- bölgesi), yumuşak bir serinlik “kaynağı” (fountain) olarak yüzeye çıkmasıdır. Fontanelle (bıngıldak) kelimesinin kendisi “little fountain (küçük kaynak)”’dan gelmektedir.

Kundalini,  insan bedeninde kuyruksokumunda yer alan Muladhara Çakra'da bulunan gizemli bir enerjidir. Yaşam enerjisi Prana'nın statik yönüdür. Kundalini enerjisinin uyandırılması insan bedeninin sınırsız potansiyelinin açığa çıkmasını sağlar.

Muladhara Çakra'da uyur halde bulunan Kundalini enerjisinin uyandırılması için öncelikli olarak Çakra merkezlerinin, daha sonra enerji kanallarının, daha sonra İda ve Pingala enerji kanallarının ve daha sonra da merkezi enerji kanalı olan Suşumna kanalının Yoga teknikleri ile tam aktif hale getirilmeleri gerekir. Ancak bundan sonra Kundalini uyandırılıp Suşumna kanalından yükseltilebilinir.

Kundalini enerjisi en alt çakra olan Muladhara Çakra dan başlayarak sırasıyla tüm çakralardan geçirilerek Sahasrara Çakra ya yükseltilir.

Kundalini enerjisi kendisini, Sanskritçe’de yaklaşık karşılığı Chaitanya olan vibrasyonlar (serin esintiler) olarak ifade eder. Shri Mataji Chaitanya’yı “Chaitanya (vibrasyonlar), sizin fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal benliklerinizin birleşmiş gücüdür.” diye tanımlar.
 







Kaynakça;
http://tr.wikipedia.org/wiki/

"Laf kalabalığı, kuru gürültü" anlamında argo sözcük...

Tatava,
Argo’da söz kalabaligi,kuru gürültü anlamindaki sözcük. 
Argo da kafa ütülemek. 
Vıdı,  vıdı etmek.

Değirmen taşının ekseni...

Sepek,
Halk dilinde,  Değirmen taşının ekseni. 

Değirmende övütücü taşı çeviren su türbünü, Borbal.
Değirmende yapılan ekmek, Pağaç,
Değirmende, buğdayın döküldüğü kesik koni biçiminde yer, Sepet.

Başıboş bırakılmış at ya da eşek...

Yılkı,
Yılkı Atı,
At, eşek gibi tek tırnaklı hayvan sürüsü. 
At sürüsü. 
Başıboş dolaşan at, öküz, inek vb. sürüsü. 
İyi koşan at.
Başıboş bırakılmış at veya eşek.

Bugün Anadolu' da, tabiatta serbest dolaşan yabani atlara yılkı denmektedir. At, eşek gibi yük taşımakta kullanılan, onun dışında bir yararı olmayan hayvanların kışın beslenmesinden kurtulmak isteyen sahipleri tarafından salıverilmesi olayı. Hayvanlar yaz gelince sahipleri tarafından yaşıyorlarsa geri getirilir. Bazı iş adamları, bu yabani atları yakalayarak ehlileştirmekte ve ticaretini yapmaktadırlar.

Eski metinlerde sıkça geçen yılkı kelimesi yabancı ve Türk dil araştırmacılarına konu olmuştur. Eski Uygur Türkçesinde, Divân-ı Lügati't-Türk’ te kısmen farklı anlamlarda kullanıldığı görülmekteyse de, Orhun Abideleri ve Dede Korkut Hikayeleri’ nde, bugün Anadolu'da kullanıldığı gibi; at, at sürüsü yerine kullanılmaktadır.

Günümüzde Anadolu'da çiftçi gibi hayvana ihtiyaç duyan fakat kışları hayvanı besleyebilecek maddi gücü olmayan kişiler bu atları kendi kendine yiyecek bulması için doğaya salar, sıcak mevsimde hayvana ihtiyacı olduğunda yakalarlar.

Ayrıca ehlileştirilmemiş anlamında da kullanılan bir sözcüktür.





Kaynakça;
http://tr.wikipedia.org/wiki

"Yılanyastığı, filkulağı" gibi adlar da verilen bir süs bitkisi...

Arum, 
(Latince Aron).
Yılanyastığı,
Filkulağı,
Yılan kavı, Yılan bucağı 
Yılan ekmeği,
Yılan bıçağı,  
Buzağı otu.

Yılanyastığıgiller familyasından olan bitkiye Latince Aron adlı bir besin adından esinlenerek arum denmiştir. 30-50cm. boyunda yumru köklü çok yıllık bir bitkidir. Uzun sapları krem ya da beyaz damarlı üçgen şeklinde yaprakları olan bu bitki Nisan-Mayıs aylarında dişi çiçekler dalın alt kısmında erkek çiçekler üst kısmında olmak üzere çomak şeklinde çiçekler açarlar.

Sonbaharda da mısır koçanı biçiminde kırmızı darı gibi meyveler verir. Anayurdu Kuzey Afrika ve Avrupa olan bu bitki deniz seviyesinden 1500 m. yüksekte gölgeli, hendek ve çalılıklarda, serin yerlerde yetişir. Taze yaprakları ve meyveleri zehirlidir. Taze yaprakların haşlanarak zehiri giderildiği söylenir. Taze yapraklar zamk, nişasta ile saponin ve konisin alkoloitleri içerir.


Kurutulmuş köklerin kabızlık giderici, balgam söktürücü etkisi vardır. Taze yaprakları ve kökü az suda kaynatılıp sivilceler pansuman yapılır. Yara ve iltihap için yaprakları ve kökü kaynatılıp pansuman yapılır. Egzama, kaşıntıya karşı yaprakları ve kökü kaynatılıp kaşınan yerlere pansuman yapılırak tedavi yapılır. Yılan yastığı sivilce ve çıbanları çabuk olgunlaştırır.

Denizli' nin Honaz ilçesinde, "Yeraltındaki Pamukkale" de denilen bir mağara...


Kaklık Mağarası,

Doğal sit alanı olarak belirlenen Kaklık Mağarası, yaklaşık 2 -2,5 milyon yıl önce çökelen kireçtaşlarını kükürtlü termal suların eritmeleri sonucu oluşmaya başlamıştır. İlk oluşan yeraltı boşluğunun tavanının çökmesi sonucu meydana gelen çöküntü konisinin üzeri, mağara dışındaki bir kaynaktan gelen karbonatlı suyun oluşturduğu traverten havuzları ile kaplıdır.


Pamukkale'deki havuzlara çok benzeyen bu şekiller, basamaklar halinde üst üste gelişmiştir. Mağara ağzından şelale oluşturarak giren sular, bir havuzdan diğerine geçerek, güneş ışınlarının gün içindeki geliş açılarına göre her an değişen görüntüler yaratmaktadır. Mağara duvarlarında yosun ve küçük sarmaşıklar gelişmiştir. Gün içinde yeşilin değişik tonlarında renkler alan bu bitkiler, güneş ışınlarının etkisiyle, mağaraya son derece ilginç bir güzellik katmaktadır. Mağara içindeki gezinti yolları, bu koninin etrafından geçmektedir. 

Kuzeybatı-Güneydoğu yönünde 65 m., kuzeydoğu-güneybatı yönünde 40m. uzunluğu olan Kaklık Mağarası'nın daire şekilli olan girişi 13 x 11 m. boyutundadır. Girişe göre (0 m.) en derin noktası -14 m. ve toplam uzunluğu 190 m. tavan yüksekliği 2-5 metreler arasında değişen mağaranın güneybatı kenarında ikinci bölümü yeralır. Yaklaşık 40 m. devam eden bu bölümün içi çökmüş bloklarla kaplıdır. Buna karşılık ana galerinin hemen hemen tamamı mağara dışından çıkan ve büyük bölümü şelaleler yaparak mağaraya akan kaynak suların oluşturduğu travertenlerle kaplıdır. Basamaklar halinde havuzlarda oluşan ve tavanın çökmesi sonucu meydana gelen bloklar üzerinde gelişen beyaz renkli bu travertenler Pamukkale'nin küçük bir benzeridir. Mağaranın 78 m. batısında bulunan ve aynı yeraltı sisteminin parçası olan başka bir mağaradan çıkan kaynak şelaleler yaparak mağaranın içindeki suya karışır. Hidroloji ile özellikleri aynı olan bu kaynakların debileri farklıdır.

Pamukkalede bulunan travertenlere benzer, traverten basamaklarıyla eşine rastlanmaz güzellikte olup, Küçük Pamukkale veya Mağara Pamukkale olarak adlandırılmaktadır. Mağara içersinde bol miktarda termal su bulunmaktadır. Berrak, renksiz ve kükürt kokulu olan bu su varlığı bazı cilt hastalıklarına iyi geldiği bilinmektedir. Ayrıca mağaranın yakınında ziyaretçilerin istifadesine sunulmak üzere yapılan yüzme havuzu, küçük amfi tiyatro, seyir alanları, kafeterya ve kameriyeler mayıs 2002 tarihinden itibaren turizmin hizmetine sunulmuştur.

Düden-kaynak, çöküntü obruğu konumlu aktif bir magara olan "Kaklık Mağarası"nın çevresi; Mesozoik kireçtaşları, Eeosen marn, kil, kumtaşı ve konglomeraları, miyosen-pliyosen yaşlı kil, kum, Marn ve kalkerler ile kuveterner'e ait traverten ve alüvyonlardan meydana gelmiştir .

Düden-kaynak, çöküntü obruğu konumlu aktif bir mağara olan "Kaklık Mağarası"nın çevresi; Mesozoik kireçtaşları, Eeosen marn, kil, kumtaşı ve konglomeraları, miyosen-pliyosen yaşlı kil, kum, Marn ve kalkerler ile kuveterner'e ait traverten ve alüvyonlardan meydana gelmiştir.

Kaklık Mağarası'nın doğrudan gün ışığı alan ve sürekli damlayan veya akan duvarlarında, sık bir yosun ve küçük yapraklı sarmaşık türü bitkiler gelişmiştir. Aydınlanmaya bağlı olarak gün içinde yeşilin değişik tonlarını alan bu bitkiler, mağaraya ayrı bir güzellik katmıştır.
Kükürtlü termal sularının çökelttiği kireç taşlarından oluşturduğu muhteşem bir tabiat harikasıdır. Mağaranın içi traverten havuzcuklarıyla doludur. Mağaranın ağzından şelale oluşturarak giren sular, bir havuzdan diğerine akarken muhteşem bir renk cümbüşü sunar izleyiciye. Bembeyaz travertenler ve birinden diğerine akan suların yarattığı renk cümbüşünün seyrine doyum olmaz.

Uçları dışa doğru kıvrılmış saç modeli...

Karavel,
Düz kesilmiş orta uzunlukta saçların uçları yukarı kıvrılmak suretiyle elde edilen bir modeldir. 

Bunun için ince bigudiler kullanıldığı gibi, sadece penslerle de yapılabiliyor. 
Saç yine limon suyu ya da bira ile sarılarak uçları dışa doğru kıvrılan saç model.

Yağ tavası...

Dığan,
Elice,

Halk dilinde Yağ tavası.
Tava, Kazan,
Tencere, 
Kenarlı derin tepsi, 
Yağ dağlamak (eritmek) için kullanılan, çapı 20-25 cm. arasında deği­şen tek kulplu kapaksız bir tava.

Kalkan ve zırh gibi korunma aracı...

Yat,
Kalkan, zırh vb. korunma aracı.
Özel gezinti gemisi,
Yabancı, el.

Dam saçağı...

Sivik,
Damların, yüksek duvarların kıyıları.
Dam saçağı. 
Duvar sırtı, duvarın üstündeki kabartı. 
Bahçe duvarını saran asma dalları.

Kök, sap ve yaprak şeklinde farklılaşmamışbir bitkinin yaşama ve büyüme organı...

Tal,

Dağ sırasının yamaçlarından her biri...

Aklan,

Tatlı suda yaşayan beyaz etli bir balık...

Sudak, (Lucioperca lucioperca).
Salya.
Taranga. (Halk dilinde).
Bir tür tatlı su balığı.
Alman levreği.
Halk arasında Uzun levrek olarakta bilinir.
Levrekgillerden, tatlı sularda yaşayan, eti beyaz ve lezzetli bir balık.


Kemikli balıklardan, levrekgiller (Percidae) familyasından, boyları 130 cm olabilen, tatlı ve az tuzlu sularda yaşayabilen, eti lezzetli bir balık. Yurdumuzda Sudak, tatlısu levreği veya uzun levrek olarak bilinirken, yabancı kaynaklarda sudak, luciaperca, zander, pike-perch, walleye, sander, sandra gibi isimlerle de geçer.

Vücudu ince uzun olup, sırtı koyu renkte, yan tarafları gri-gümüşimsi renktedir. Bilhassa genç fertler üzerinde sırttan karına doğru 8-10 adet koyu renkli enine bantlar bulunur. bu çizgiler yaşlı balıkta soluklaşır, sırtta birbirini küçük bir ara ile takip eder. Kuyruk ve sırt yüzgeçleri üzerindeki ışınları birbirine bağlayan şeffaf zarlar üzerinde sıralanmış siyah benekler vardır. Yanakları umumiyetle çıplaktır. Ağız uç durumlu, ağız açıklığı ise geniştir. Alt ve üst damakta iri ve bunlar arasına serpilmiş küçük ve yumuşak dişler vardır. 
Marmara, Trakya, Karadeniz, Göller bölgesi olmak üzere yurdumuzdaki çeşitli iç sularda yaşayan hareketli, avcılığı zevkli bir balıktır. Kendinden küçük balıklarla beslenir. En çok Eğirdir gölünde vardır. Terkos gölü, Çubuk barajları, Hirfanlı barajı, Kesikköprü barajı, Kızılırmak nehrinde de yaşadığı biliniyor.
Sudak balığı ilkbaharda, Nisan ile Haziran ayları arası, çiftleşirler. Yumurtalarını sığ suda su bitkilerinin üzerine ve çakılların arasına bırakırlar. Kilogram ağırlık başına 40.000 yumurta yapmakta olup bu diğer balık türlerinin ürettiğinden çok daha azdır. Mesela Sazan balığı bir defada 300-500 bin adet bırakır. Sudak balığı çok dikkatli ve ürkek bir balıktır ve kolay kolay tutulamaz. Gündüz dipte yaşar, sabah erken ya da akşam su yüzeyine avlanmak için çıkarlar.

Tatlı su levreği...

Perki,(Rumca).
Tatlı su levreği (Perca fluviatilis).
Bargam,
Kalinos,
Taranga.

Percidae familyasından bütün Avrupa'da yaygın olan bir etçil tatlısu balığı türü. Türkiye'de batı karadeniz ve marmara bölgesinin tatlısularında bulunur.  Hem balıkçıların hem de tüketicilerin sevdiği lezzetli bir balık türüdür. Dış özelliklerinin bazıları göğüs ve karın yüzgeçlerinin kırmızıkızıl rengi ve bütün levrekler için tipik olan sert dikenli sırt yüzgecidir. Çoğunlukla vücudunda 6 ile 8 adet arası yukarıdan aşağıya incelen çizgiler vardır, ve alt dudağı üsttekinden daha öne çıkıktır. Tatlısu levrekleri 40 cm büyüklüğe kadar ulaşırlar, ama 50 cm büyüklükte tutulmuş olanlarıda vardır. Tatlısu levreklerinin böyle bir ölçüye ulaşmaları çok uzun sürer; 8 ila 10 yaşına varmış olanları ancak 25 cm boyunda olurlar.
Dişileri su kıyısının yakınında alçak su seviyesinde yumurtlarlar. Yumurtadan çıkan yavrular ilk önce su yüzüne çıkıp hava-torbalarını hava ile doldururlar. Bu yavrular akıntıdan derin sulara taşınırlar ve orada plankton'dan beslenirler. Birkaç hafta sonra alçak suya geri dönerler ve orada sivrisinek kurtçukları ve diğer böcek kurtları ile beslenmeye başlarlar.
 
Göllerde yaşıyan tatlısu levreklerinin yavruları henüz küçükken sazangiller yavruları ile aynı yemlerden beslendiklerinden dolayı, bir rekabet içinde yaşarlar. Bazı koşullar altında bu sazangiller yavruları, dahada büyümüş olan tatlısu levreğinin yemi olur. Gıda kıtlığı olan dönemlerde, tatlısu levreği yamyamlaşıp kendinden küçük tatlısu levreklerini yiyebilir.
Derin göllerde tatlısu levreği kış soğuğunu büyük derinliklerde geçirir. Bu zamanı atlatabilmeleri için en az 6 C° su sıcaklığına muhtaçtırlar. Avrupa tatlısularına, diğer bir tatlısu levrek türü olan Gymnocephalus cernuus bırakıldığından beri, tatlısu levreğine yeni bir rekabet olmuştur. Önümüzdeki on yıl içinde bu gelişmenin sonucu ne olacağı henüz bilinmemektedir.






Kaynakça;
http://tr.wikipedia.org/

Huysuz atları yola getirmek için dudaklarına takılan tahta kıskaç...

Yavaşa, (İng. twitch ).
Yavaşa,   Yavaşu,  Burunduruk.
Huysuz hayvanlara nal çakılırken burunlarına takılan ağaç kıskaç. 
Kantarma demiri.
Küçük müdahalelerde, atların sakin durmasını sağlamak için hayvanın üst dudağı veya kulağına uygulanan bir ağaç sapının ucuna geçirilmiş halka biçiminde ve bir ipten ibaret aygıt. Halka daraltılıp veya gevşetilmekle hayvanın az veya çok ağrı duyması sağlanır.
 
Nallanmakta veya iğdiş edilmekte olan huysuz hayvanı zaptetmek için burunlarına, dudağına geçirdikleri tahta kıskaç.

Kantarma demiri. Küçük müdahalelerde, atların sakin durmasını sağlamak için hayvanın üst dudağı veya kulağına uygulanan bir ağaç sapının ucuna geçirilmiş halka biçiminde ve bir ipten ibaret aygıt. Halka daraltılıp veya gevşetilmekle hayvanın az veya çok ağrı duyması sağlanır.

Yanlızca kendi görüşüne, kendi çıkarlarına değer verme eğilimi ...

Egosantrizm,
Beniçincilik (benmerkezcilik),

Her şeyi kendine dayandırmak, kendine bağlamak, kendine indirgemek, her şeyde kendi görüş açısından hükümde bulunmak, her şeyde kendini esas almak ve kendi fikrini, mantığını ve duygusunu hareket noktası, örnek, ölçü ve merkez almak eğilimi olarak tanımlanır.

Daha çok çocuklarda görülen bu tutum yetişkinlerde bir ruhsal bozukluk ya da bir davranış bozukluğu olarak değerlendirilir. Geçmiş çağlardaki “dünyayı evrenin merkezi kabul etme” anlayışı ve “yalnızca gözümle gördüğüme inanırım, dünya düzdür” anlayışı insanlardaki egosantrizm eğiliminin örnekleri olarak gösterilir.

Aynı şekilde evrende canlıların yalnızca yeryüzünde olduğu görüşü de benmerkezcilik kapsamında değerlendirilebilir.

Benmerkezcilik her zaman bilimin, ilerleme ve gelişmenin karşısında durmuştur. Jean Piaget çocukların benmerkezci olduğunu ve bunu çevresini kavramaya çalışan çocuğun gelişiminin doğal bir aşaması olduğunu açıklar.

Dünyada bireyin benliğini merkez sayan felsefe görüşü ...

Egosantrizm,
Beniçincilik (benmerkezcilik),

Her şeyi kendine dayandırmak, kendine bağlamak, kendine indirgemek, her şeyde kendi görüş açısından hükümde bulunmak, her şeyde kendini esas almak ve kendi fikrini, mantığını ve duygusunu hareket noktası, örnek, ölçü ve merkez almak eğilimi olarak tanımlanır.

Daha çok çocuklarda görülen bu tutum yetişkinlerde bir ruhsal bozukluk ya da bir davranış bozukluğu olarak değerlendirilir. Geçmiş çağlardaki “dünyayı evrenin merkezi kabul etme” anlayışı ve “yalnızca gözümle gördüğüme inanırım, dünya düzdür” anlayışı insanlardaki egosantrizm eğiliminin örnekleri olarak gösterilir.

Aynı şekilde evrende canlıların yalnızca yeryüzünde olduğu görüşü de benmerkezcilik kapsamında değerlendirilebilir.

Benmerkezcilik her zaman bilimin, ilerleme ve gelişmenin karşısında durmuştur. Jean Piaget çocukların benmerkezci olduğunu ve bunu çevresini kavramaya çalışan çocuğun gelişiminin doğal bir aşaması olduğunu açıklar.

Yunan mitolojisinde tutku tanrıçası...

Ate,

Yaz yağmuru...

Kay,
Yağmur, yaz yağmuru.
 Nem. Yağmurdan önce esen şiddetli yel.
Ani yağan ve çabuk geçen yağmur.
Yağmur, sağanak, bora.

Ayaklı içki kadehi...

Piyale, (Farsça).
Ayağ,
Kadeh. 
Tas, çanak.
Şarap bardağı, içki kadehi.

Çağrı kağıdı, davetiye...

Davetiye, (Arapça),
Çağrılık,
Okuntu,
Düğün çağrısı.
Düğün davetiyesi

Bir toplantıya, bir yere çağırmak üzere düzenlenen davet yazısı, çağrılık,
Küçük armağanlarla yapılan düğün çağrısı.

Yeni çıkmış ekin...

Firez,
Ekin,
Yeni çıkmaya başlamış ekin,
Biçilmiş tarlada kalan tahıl kökleri, anız.  
Harman süpürgesi yapılan ot. 
Buğday anızı.

Sasani devletinde katip sınıfına verilen ad...

Debir,

Sasani İmparatorluğu (Sasani Devleti veya Sasaniler), 

Sasani hanedanı, 3. yüzyıl başlarında bugünkü İran'ın Persis eyaletinin hükümdarlığını ele geçiren tanrıça Anahita'yı takibeden rahiplerin soyundan gelen I. Ardeşir tarafından Persis'te (Pars ya da Fars vilayeti) Istakhr şehrinde kurulmuştur.

Dördüncü İran Hanedanlığı ve ikinci Pers İmparatorluğu'nun adıdır (224 - 651). Sasani İmparatorluğu, son Arşaklı hanedanı (Partlar) kralı IV. Artabanus'u yenmesinin ardından I. Ardeşir tarafından kurulmuş, son Sasani hükümdarı Şehinşah (Krallar kralı) III. Yezdigirt'in (632-651), erken Halifelik'le yani ilk İslam Devleti ile girdiği 14 senelik mücadeleyi kaybetmesiyle sona ermiştir. İmparatorluğun sınırları bugünkü İran, Irak, Ermenistan, Afganistan, Türkiye'nin doğu bölgesi (Büyük İran olarak bilinen bölge), Suriye'nin bir kısmı, Pakistan, Kafkaslar, Orta Asya ve Arabistan'ın tamamını kapsıyordu. II. Hüsrev'in hükümdarlığı (590-628) sırasında Mısır, Ürdün, Filistin ve Lübnan da kısa süreli olarak imparatorluğa dahil oldu. Sasaniler, imparatorluklarını 'İranşehr', 'İranlıların (Aryanların) memleketi' diye adlandırırlardı.

Sasani dönemi, Geç İlkçağ'ı kapsayarak İran Tarihi'nin en önemli ve etkili dönemlerinden biri olarak kabul edilir. Birçok yönüyle Sasani dönemi, Pers medeniyetinin en önemli başarılarına tanıklık etmiş ve İran'ın müslümanlar tarafından fethedilmesi ve İslamlaşmasından önceki son büyük İran İmparatorluğu olmuştur. İran, Roma medeniyetini Sasani döneminde farkedilir şekilde etkilemiştir. Kültürel etkisi imparatorluk sınırlarının çok ötesine, Batı Avrupa' ya, Afrika' ya, Çin'e ve Hindistan'a kadar ulaşmıştır. Ayrıca bu kültürel etki Avrupa ve Asya ortaçağ sanatının oluşmasında göze çarpan bir rol oynamıştır. Sasani devletinde katip sınıfına debir denir.

Bu etki erken dönem İslam dünyasına kadar taşındı. Hanedanın kendine has ve aristokratik kültürü, İran'ın fethini bir Pers Rönesansına dönüştürdü. Daha sonra İslami olarak adlandırılan kültürün, mimarinin, yazımın ve diğer becerilerin çoğu Sasani İranlılarından daha geniş Müslüman dünyasına aktarılmıştır.




Kaynakça; http://tr.wikipedia.org/

Karagöz oyunundaki kambur cücenin adı ...

Beberuhi,
Sevimsiz, bücür erkek.
Karagöz oyununda kötü huylu cüce tipi. Saray soytarıları gibi vücudu gelişmemiş, aklı kıttır. Çabuk ve duraksamadan konuşur. Başkalarını, özellikle Karagöz’ü kızdırmaktan hoşlanır. Yılışık, sulu, alaycı, herkesle dalga geçen densiz bir tiptir. 

Oradan oraya laf taşıyarak herkesi birbirine düşürür. Etrafa kulak asmaz, devamlı olarak söz söyler, boyu kadar uzun bir külahı ve kimi kez de külahın ucunda feneri vardır.  Karagöz argosunda “Pişbop” denildiği gibi “Altı karış Beberuhi” de denir. 


Karagöz oyunlarındaki olumsuz tiplemelerdendir. İstanbul ağzıyla konuşur. Laf taşır, arabozuculuk yapar, yalan söyler, şımarık ve küstahtır. Zor durumda kalınca işi yaygaraya vurur, sövüp sayar. Çirkin bir sesi vardır. Çabuk ve duraksız konuşur. Başında uzun bir külah, sırtında salta, ayağında tozluk ve çizme vardır. Kimi kez külahının ucunda ya da elinde fener taşır. Bazı oyunlarda birden çok beberuhi vardır.

Geleneksel Japon dövüş sporları aikido ve kendo sporcuların giydiği, şalvara benzeyen pantolon ...

Hakama,

Bölümlü ya da bölümsüz etek, ya da oldukça geniş bir pantalondur. Geleneksel olarak erkekler tarafından giyilir. Günümüzde kadınlar tarafından da giyilmektedir. Aikido gibi bazı dövüş sanatlarında da kullanılır. 

Hakama genellikle pililidir ve koshiita (giyenin arka alt kısmında kalan dolgulu bölüm) ile himo (obinin üzerinden bele bağlanan uzun kumaş parçaları) gibi kısımları vardır.  

Hakama aikido, kendo, iaido ve naginata gibi çeşitli budo sanatlarında giyilir. Desenine göre, çok resmîden ziyaret elbisesine kadar derecelendirilir. Kadınların çok resmî giysilerinde bulunmasa da erkeklerinkinde bulunur.

Rusya' nın kuzeyinde yaşayan bir halk...


Samoyedler,
Samoyed Halkları ,

Samodi-Halklar, Samoyedler, Samoyadi.
Samoyed dillerini konuşmuş olan halk ve topluluklara verilen toplu isimdir. Dil akrabalığından dolayı Ural halklarının Fin-Ogur kolundan sayılırlar. Nenetsler (Jurak-Samoyedleri, Yuraklar) . 

Ensler  Nıganaslar (Tavgi-Samoyedleri)  Selkuplar  Selkuplara, Güney Samoyedleri de denilir: Bunlar 19'ncu yüzyıla kadar orta ve güney Sibirya'da yaşamışlardır. Ayrıca Kamasinler ve bazı diğer Sibiryalı Türk halklarının ataları olmuşlardır. 19'ncu yüzyılda nesli tükenen bir Samoyed topluluğu Matorlar olmuştur.

Nenetsler, Camal Yarımadasında ve Rusya Federasyonu'nun Avrupa'da kalan tarafının en kuzeydoğusunda yaşarlar. Nıganasanlar sadece bin civarında insanı kalmış bir halktır. Yenisey'in güneyinden Çatanga körfezine ve Taymir yarımadasına kadar uzanan bir bölgede yaşarlar.







http://tr.wikipedia.org

Kuşların "Taşlık, katı" gibi adlar da verilen midesi...

Konsa, 
Taşlık, Katı, (Fr. gésier) .
Kuş vb. hayvanların sindirim kanalları üzerinde bulunan kaslı, öğütücü mide, katı, konsa. 
Kuşların, yemek borusu üzerinde bulunan balon şeklindeki yiyecek deposuna ise kursak denir.

Uçma olayında büyük enerjiye ihtiyaç duyulduğundan kuşlarda gelişmiş bir sindirim sistemi vardır. Mide ve barsak kuruluşu, diğer hayvanlarınkinden farklıdır. Mesela bunlarda “kursak” denilen bir torba da bulunur. Burası alınan gıdayı depolamaya ve devamlı mideye aktarmaya yarar. Besinler mideye gelmeden önce kursakta iyice yumuşatılır. Mideleri de iki gözlüdür. Birincisinde mide özsuları salgılandığından, “bezli mide” adını alır. İkincisine “taşlık, katı” adı verilir. Kuş enerji depo edebilmesi için yediğini hemen hazmeder. Mesane yoktur ve  posalar derhal dışarı atılır, vücut hafifler.

Mide ve bağırsakların posayı aşağıya iten hareketleri müthiştir. Yuvasını henüz terk etmemiş bir ardıç kuşu uçmanın tekniğini şuurlu olarak bilmez. Bunun için gerekli yakıt hesabını yapamaz. Ama içgüdü olarak önüne çıkan koskoca bir solucanı hemen kursağına indirir. Karga yavrusu, sanki uçmak için fazla gıda gerektiğini biliyormuş gibi, her gün kendi ağırlığının birkaç katı öteberi yutar.

Kuşlarda gaga; besinleri tutmaya, koparmaya ve parçalamaya yarar. Ağız kısmında, aldığı besinleri öğütmeye, ufalamaya yarayan diş gibi bir organ yoktur. Taneyle beslenenler taneleri olduğu gibi veya gagalarıyla kırarak, etle beslenenler ise avlarını parçalayarak yutarlar. Kuşların çoğu besinlerini büyük parçalar halinde yutar. Yutulan besinler kursağı olan kuşlarda bir süre kursakta kalıp yumuşatılır. Besinler midede parçalanır. Ön midede sindirim fermentlerini alarak taşlığa (kaslı mideye) geçen besinler burda küçük parçalar haline gelir ve bağırsaklara geçer. Sindirim bağırsakta tamamlanır. Selüloz ise körbağırsakta sindirilir. Çok hareketli olan ve çok enerji harcayan kuşlar çok gıda almak zorundadırlar. Yalnız ot ve yaprak gibi besinlerle beslenen kuş türü çok azdır. Bitkisel besinlerle beslenen kuşlar genellikle filiz, körpe yaprak meyve tohumları yerler. Bitkisel besinlerin sindirimi hayvansal besinlerden daha zor olduğundan ve gelişme sürecinde protein ihtiyacı yüksek olduğundan bitki ve tane yiyen kuşların çoğu yavrularını böcek ve kurtlarla beslerler. Belli bir süre hayvansal proteinle beslenen yavrular gelişince yine bitki ve tanelerle beslenmeye başlarlar. Kuşların büyük bir bölümü hayvansal gıdalarla beslenirler. Böcekler, kurtlar, larvalar, yumuşakçalar, krustaseler, sürüngenler, balıklar, küçük memeliler, orta boy memeliler ve yavruları ile çeşitli kuşlar değişik kuş türlerinin besinlerini oluştururlar. Hayvansal besinlerle beslenen kuşlar sindiremedikleri tüy ve kemikleri (baykuşta olduğu gibi) bir yumak halinde ağız yoluyla dışarı atarlar. Böcek yiyen kuşların çoğu da sindiremedikleri sert kitin parçalarını aynı şekilde kusarlar. Gündüz yırtıcıları tüy, kemik, kıl gibi parçaları yemezler. Akbabalar, özellikle kuzukuşu (Gypaetus barbatus) kalın sığır kemiklerini bile midede oluşan asit (HCl) ile eritirler. Balıkla beslenen kuş türlerinden yalıçapkınları pul ve kılçıkları ağız yolu ile dışarı atmalarına karşın, martı, pelikan ve balıkçıllar bu kısımları da sindirirler. Meyvelerle beslenen kuşların birçoğu meyvelerin etli kısımlarını yer ve sindirirler, çekirdekleri ise bağırsak veya ağız yolu ile dışarı atarlar. Böylece bitkilerin yayılmasını da sağlamış olurlar.
Kuşların dışkıları da beslenmelerine göre farklıdır. Tane ve tohumlarla beslenen kuşların dışkıları kuru ve katıdır. Hayvansal besinlerle beslenenlerin ise cıvık ve genellikle yapışkandır. Meyvelerle ve bitkilerle beslenen kuşların dışkıları genellikle renkli (Yeşil, mor) ve içlerinde çeşitli tohumlar vardır.

Kuşların birçoğu yavrularını uzun bir süre yuvada besler. Bir kısmı kursaklarında veya ön midede yumuşayan, yarı sindirilmiş besinleri kusarak veya yavruların gagalarını ağız ve kursaklarına kadar sokmalarını sağlayarak beslerler. Güvercin yavruları ise ana babalarının kursaklarında oluşan sütümsü bir maddeyi gagalarını ana babalarının boğazına sokarak alıp beslenirler.

Mimarlığın kent düzeni ile uğraşan kolu...

Urbanizm, (Fr. urbanisme).
Şehircilik.
Şehirlerin kurulmasında, düzenlenmesinde, güzelleştirilmesinde kullanılacak, uygulanacak yöntemleri, şehirlerle ilgili toplumsal, ekonomik vb sorunları konu edinen bilim dalı.

Anadolu evlerinde oda kapılarının üstüne eşya koymak için yapılan ufak oyuk...

Balamur,
Balamır,
Kapıların üzerindeki ağaçlarla kerpiç ve taşların arasındaki delik.
Büyük taş.
Anadolu evlerinin bazılarında, oda kapılarının üstüne eşya koymak için yapılan ufak oyuk.

Van' da bir höyük...

İremir Höyüğü,
Tilkitepe,
Karagündüz,
Dilkaya,
Altıntepe,
Yoncatepe,
Ayanis,

Işık akısı birimi...

Lumen,
Fizikte birim zamanda bir kaynaktan çıkan ışık miktarı olan ışık akısının birimidir. Kısaca lm sembolüyle gösterilir. 

Parlaklık 
Lüks

Etiyopya' da yaşayan siyah derili yahudiler ...

Falaşiler,
Falaşalar.

Etyopya'da yaşayan, kökenleri tartışmalı, siyah derili Yahudiler. 
Falaşalar, Hz. Süleyman ile Saba melikesinin oğlu Menelik ile birlikte Kudüs'ten ayrılan ibraniler'in soyundan olduklarını söylerler. Günümüzde bunların, yahudiliği benimsemiş Himyeriler' den geldikleri, bu Himyeriler'in de dağlık bölgelerdeki yerli halka yahudiliği kabul ettirdikleri düşünülmektedir. 

Başka bazı varsayımlara göre, Falaşalar, İ.S. II. ya da III. yy.'larda Mısır' daki yahudi misyonerlerince yahudileştirilmiş Abisinyalılar'dır. Daha başka bazı varsayımlara göre ise, Falaşalar'ın fiziksel görünümleri onların Afrika kökenli olmadıklarını gösterir, öyleyse bunlar, olsa olsa, Babil esaretinden sonra Mısır'a yerleşen Yahudiler'in soyundan olan ve Yukarı Mısır'dan gelen göçmenler olabilirler.

Etiyopya’da (Habeşiştan) yüzyıllarca yaşamış zenci Yahudiler’dir. Falaşalar, Güney Arabistan’daki krallığın yöneticisi Saba Melikesi’nin Yeruşalayim’de Kral Şelomo Ameleh’i ziyaret edişinden sonra (Birinci Krallar, 10) Şelomo’nun zekâsına büyük bir hayranlık duyarak ülkesine geri dönerken; yanındaki Yahudiler’den bir grubun daha sonra Etiyopya’ya yerleştiğini ve bunların Falaşa cemaatinin kökeninin oluşturduğuna inanılır. Ayrıca Falaşalar arasında Saba Melikesi ile Şelomo Ameleh arasında gerçekleşen evliliğin zürriyetinden geldiklerine inananlar da bulunmaktadır. Muhtemelen Falaşalar, Etiyopya’da Samiler’den evvelki dönemlerde yaşamış olan ve Yahudiler’in oraları ziyaret ettikleri dönemlerde Yahudiliği benimseyen bir kabileden gelmektedirler.

Milat’ın ilk yüzyıllarında Falaşalar, Tora’dan haberdar olmuşlar ve emirlerini kabul etmişlerdir. Ancak Talmud’da yeralan bilgelerin açıklamaları bunlara tamamen erişmemiş ve gelen ziyaretçilerin verdikleri öğretilerle yetinmek mecburiyetinde kalmışlardır. Bu nedenden ötürü Falaşalar çocuklarını sekiz günlükken sünnet etmelerine, Şabat’ı ve birçok dini bayramı uygulamalarına ve kaşeruta uymalarına rağmen Roş Aşana’da Şofar çalmazlar, Sukot’ta Lulav ve Etrog’u kullanmazlar, Purim ise hiç kutlanmaz...


Falaşalar kendilerini Beta İsrael (İsrael’in evi) olarak çağırırlar. Etiyopya’daki komşuları ise onların dilinde “sürgünler” anlamına gelen Falaşa derlerdi.

Etiyopyanın para birimi;
http://www.bulmacabil.com/search?q=birr

Bulmaca bilimi ...

Enigmatoloji,
Bulmacabilimi,
Bulmaca bilimi,
Bulmacaları, puzzleları inceleyen bilim dalı. 

Bulmacaları, yap-bozları inceleyen bilim dalı.

Su geçirmez kumaştan yapılan, bir tür spor ceket...

Anorak, (Fr. anorak). 
Başlıklı, su geçirmeyen spor ceket.
Su geçirmez kumaştan yapılan, kukuletalı kısa, kapşonlu ceket.

İnsanın yüzünü sıfırın altındaki derecelerden ve rüzgardan korumaya yönelik yünlü veya tüylü bir kapşonu da olan, fermuarlı ağır bir ceket türüdür. 

Anorak kelimesi ingilizcedir, aynı kıyafete amerika birleşik devletleri ve kanada'da parka da denmektedir. Parka orjinalinde fermuarsız, düğmeli veya çıtçıtlı bir giysidir ama günümüzdeki çeşitlilikler ve tarzların kaynaşmasıyla aradaki fark oldukça azalmıştır (askeriye parkaları hariç). 


Anorak kıyafeti, kuzey kutbunda yaşayan ve avlanma ve kayak sırasında rüzgardan ve ıslanmaktan korunma ihtiyacı duyan eskimolar tarafından icat edilmiştir. Eskimolar uzun yıllar anoraklarının su geçirmemesi için onları balık yağı ile düzenli olarak yağlamışlardır. Bugün de anorağa anorak denmesindeki temel neden su geçirmeme özelliğini kanıtlama göstergesi olmasıdır.

İnatçı, dik kafalı...

İnatçı, (Arapça).
Kadıyoran,
Dikbaşlı,
Anut,
Muannit, (Arapça).
Direngen,
Ayak direyen, inat eden, anut, muannit, direngen

Kaçak mal...

Çapanak,
Kaçak mal.
Çapak, hasta gözde toplanan pislik.

Kaçak tütün...

Ayınga,
Kaçak tütün,
Kaçak Yaprak tütün.
Tütün.

Amasya ilinde, Hitit ve Pers uygarlığına ait önemli buluntuların ortaya çıkarıldığı höyük...

Oluz höyük,
Amasya`nın Tokluca köyü yakınlarındadır.
Amasya’nın güneybatısında yer alan ve Karadeniz Bölgesi için oldukça büyük eski bir yerleşme olan Oluz Höyük’ te Helenistik Döneme (Post-Demir Çağı) ait buluntulara rastlanmıştır.

Anadolu’nun yetiştirdiği en önemli devlet adamı ve komutanlarından biri olan VI. Mithridates, bugüne değin antik kaynakların ışığında yalnızca tarihi bir kişilik olarak bilinmekteydi. Kendisinden bahseden antik kaynaklar, darbettirdiği gümüş ve bronz sikkeler dışında, arkeolojik olarak belgelenememiş olan bir kişilikti. 

VI. Mithridates Dönemine ait  yarı yontulmuş moloz taşlar ile çaytaşlarından oluşturulmuş bir temele sahip olan ve duvarları büyük olasılıkla kerpiç olması gereken konak, Mithridates Dönemi ile ilgili olarak ortaya çıkartılan ilk mimari kalıntı olma özelliğini kazandı. Henüz kesin sınırları belirlenemeyen, ancak şimdilik pek çok odası olan iki yapı biriminden oluştuğu anlaşılan konak, orta kısımda yer alan bir avluya sahip. Güneyden Arnavut kaldırımı tekniğinde inşa edilmiş bir cadde ile batıdan yine aynı teknikteki bir sokak ile iki yönden ulaşılan konağın, yerleşmenin göl manzaralı olan doğu kenarında yer alması, sahibinin sosyo-ekonomik açıdan Oluz Höyük toplumundaki önemli bir yeri olduğunu gösterir. 

Bu mimari tabakada ele geçen iki adet Apameia (Frigya, Dinar) kenti sikkesi, VI. Mithridates’in Romalılarla yaptığı mücadeleleri sergiler. I. Mithridates Savaşı sırasında, MÖ 88 yılında Apameia’ya doğru yürüyüşe geçen Mithridates, kente yaklaştığı sırada oldukça şiddetli bir deprem meydana gelmiş ve Apameia ağır hasar görmüştür. Bir süre sonra Mithridates kente ulaştığında, Apameia direnmeden kralın egemenliğini kabul etmiştir. Mithridates, kentin bu jestine karşılık bir memnuniyet ifadesi olarak, Apameia’nın imarı için 100 talanta bağışlamıştır .

Popüler Yayınlar

Yeni içerikler için takip edin!