Asteni, Bedensel ya da ruhsal yorgunluk hali...

Asteni, 
İng. asthenia.
Adinami, 
Zayıflık, 
Dinlenmekle geçmeyen yorgunluk. 
Düşkünlük, kuvvet, dermansızlık, beden zafiyeti ve enerjinin kaybedilmesi. Halsizlik, yorgunluk, kuvvetsizlik, tembellik veya enerjinin kaybolması gibi durumları ifade eden genel bir terim. Bu hastalar ayakta duramazlar veya dursalar bile hemen oturmak isterler. 

Çeşitli sistemik veya psişik hastalıklarda ortaya çıkabilir. Sabahları uyanırken güçlük çekiyorsanız sürekli bir üşengeçlik isteksizlik ve konsantre bozukluğunuz varsa çabuk yoruluyor ve kendinizi sürekli uykusuz hissediyorsanız asteni kişilerinden birisisiniz. 

Asteni bir enerji bozukuluğudur. Kişinin kendisini sürekli bitkin güçsüz hissetmesidir. Asteni daha çok mevsim geçişlerinde iş koşulları ağır kişilerde ve kronik rahatsızlığı olan ve enfeksiyon geçiren kişilerde ve ameliyat sonrası iyileşme dönemlerinde görülen bir şikayettir. Ayrıca tedavisi mümkün olan bir durum olan asteni doğru kişiler tarafından doğru ilaçlarla kişi eski sağlığına kavuşabilir. Ayrıca kişi içeriği konusunda tam bir bilgi sahibi olmadığı gıdalardan ve kimyasal maddelerden uzak durarak kendilerinin yararına en önemli adımı atmış olurlar.

Medine hurmalarından bir cinsi...

Sayyihani,

Med, Pers ve İskit ordularında kullanılan uzun hançer...

Akinakes,
(Yunanca).
Bir çeşit kısa kılıç veya uzun hançer.
Med, pers ve iskit ordularında kullanılmıştır.
Med, Pers ve İskit ordularında kullanılan uzun hançer.
Türkçe, iki tarafı keskin olan kılıç veya kamaya verilen ad kıngırak.
Savaş tanrısı sembolü olarak, milattan önceki bin yılda dahi kullanılmış.





Soluk kahverengi, karnı beyaz tüylü, kısa kulaklı,postundan kürk yapılan memeli bir hayvana verilen ad...

Karsak, (Vulpes corsac).
Korsak tilkisi,  
Step tilkisi,
Bozkır tilkisi.

Köpekgillerden (Canidae) familyasının asıl tilkiler (Vulpini) oymağına ait, soluk kahverengi, karnı beyaz tüylü, kısa kulaklı, postundan kürk yapılan bir memeli  olan ve Orta Asya'da yaygın olan bir tilki türüdür.   

Yaşam alanı olarak bozkırları ve yarı çölleri tercih eder. Karsak küçük memeliler, kuşlar, böcekler ve nadir olarak da bitki ile beslenir. 

Dişi Karsak Ocak-Mart ayları arasında, 50-60 gün süren bir gebelikten sonra 2-11 yavru dünyaya getirerek ürerler. Karsak 18.yüzyılda Rusya' da evcil hayvan olarak beslenmiştir.


Mayıs ayı ortalarında çıkan bir fırtına...

Filizkıran,
Mayıs ayında ağaçların filizlendiği mevsimde esen bir fırtına.  
Filizkıran fırtınası,  16 Mayıs/Filizkıran Fırtınası olarak biliniyor.

Maymunlarla insanları kapsayan memeliler takımı...

Primat, 
(Fr. primate),
Bütün maymun türlerini içine alan memeliler takımı. 
Bilimsel ad primat, bu takım içindeki herhangi bir tür için kullanılabilecek ortak isimdir. Fransızca primate sözcüğünden türetilen Primat sözcüğü, Latincede en başta, mükemmel, asil gibi anlamları içerir. Primat sözcüğü ilk kez İsveçli doğa bilgini Linne tarafından kullanılmıştır. Boyutları ve formları yüksek çeşitlilik gösteren, beyin organizasyonu en iyi gelişmiş memelilerdir. 


Çoğunluğu ağaç üzerinde (arboreal) yaşama uyum yapmıştır. Büyük bir kısım bitkisel beslenir. Göz çukurları, kapalı bir kemikle çevrelemiştir. Köprücük kemikleri ve kör bağırsak, tüm türlerde mevcuttur. üyelerdeki baş parmaklar, kavrama hareketini yapmaya uygundur. Parmaklarda yassı tırnaklar ya da pençe bulunur. Beyindeki koku lobu küçülmüştür. 

Primatlar, hayvanlar aleminin memeliler sınıfından maymun ve benzeri hayvanları içeren takım. İnsansı maymunları (goril, orangutan, şempanze, gibon ve insan), maymunları,ayrıca lemur, marmoset, galago, tarsiyer ve lorisleri içerir. Primatlar çevik ve hızlı canlılardır. Çoğunluğu ağaçlarda yaşar. Hepsinin elleri, ele benzer ayakları, ileri bakan gözleri vardır.

Batı Hun İmparatorluğu’nun en büyük hükümdarı...

Attila, (d. 406 - ö. 453), 
Hun İmparatoru.

Babası Muncuk Han - Boncuk Han' dır. Babası öldükten sonra amcası Ruga, onu yetiştirdi. Amcasının ölümünden sonra, Doğu Hun İmparatorluğu' nun yönetimini ele aldı (434). Batıda hüküm süren ağabeyi Bleda'yı 445' te öldürerek imparatorluğun tek hakimi oldu. Sahip olduğu geniş topraklarla yetinmedi. Hükümdarlığı süresince Bizans'ı ve Batı Roma İmparatorluğu' nu ele geçirmeğe çalıştı. Bunun için de sürekli bir anlaşmazlığı körükledi. Bizans'ı vergi ödemek zorunda bıraktı. Batı Roma'da hak iddia ederek toprak istedi, istekleri yerine getirilmedikçe de saldırdı. 

Üstün savaş gücü sayesinde Roma ve Bizans'a korkulu günler yaşattı. 450' de Roma ordusuyla birleşen Gotlar karşısında çarpışarak Roma' ya kadar ilerledi. Batı Got Krallığı' nın sınırlarını zorladı. Attilâ 452'de İtalya'ya ikinci bir saldırı yapmaktan vazgeçmedi. Milano'yu aldı. 

Roma'ya doğru ilerledi. Fakat açlık ve salgın hastalık yüzünden ordusunun kırılması onu papa Leo'nun teklifini kabul etmek zorunda bıraktı. Üçüncü bir saldırıya geçemeden de öldü. Attilâ bir diktatördü, çevresinde âdeta dini bir korku uyandırırdı, ama adalete saygılı ve iyiliksever bir yöneticiydi. Avrupa' da Tanrının Kırbacı olarak tanındı. Gururluydu, pek az gülerdi. Hurafelere inanır, durmadan falcılara danışırdı. Roma'yı ele geçirmekten vazgeçmesine de boş inançlara bağlılığı sebep oldu. Avrupa kıtasının önemli bir bölümüne egemen oldu.

Günümüzde, Attila bazıları için kahraman (özellikle Türk ve Macar kültüründe), bazıları için ise barbarların atası (Avrupa kültüründe) olarak anılır. 

“Avizeağacı” da denilen, odunsu gövdeli ve uzun yapraklı süs ağacı...

Yuka,
(Yucca Gloriosa).
Yuka ağacı.
İng. yucca, mound lily
Zambakgillerden, Amerika'dan dünyanın her yanına yayılmış olan, avize biçiminde sarkık, iri ve beyaz çiçekli bir süs ağacı .
Yuka ağacı, 
Agavaceae familyasından, yaprak uçları batıcı, beyaz, krem rengi ya da nadiren menekşe rengi olan çiçekleri aşağı doğru sarkık, asıl vatanı Kuzey Amerika olan, ülkemizde park ve bahçelerde süs bitkisi olarak Yucca filamentosa türünün kültürü yapılan bir cins bitkidir.

Medresede ders veren müderris....

Dersiam,
Osmanlılar döneminde müderrislerin camilerde verdikleri ders. Bu dersi veren müderrislerin unvanı. Osmanlılarda, özel bir sınavla dersiâmlık aşamasını kazanmış hocalarca camilerde medrese öğrencilerine ve başka dinleyicilere verilen ders.

Dersiamm, Bir medreseyi bitirdikten sonra, tâbi tutulan imtihan sonunda medrese talebelerine ders vermek salâhiyetini kazanan. Asistan. Herkese ders vermeğe salâhiyetli âlim.
Dershan, Ders okuyan, talebe, öğrenci.
Dershane, Sınıf, ders verilen yer, ders yeri.

Bir kimsenin dersiam olması için, okuması icab eden ilimleri bitirip icazet (diploma) alması gerekiyordu. Bunun yanında imtihandan geçerek ehliyetini ispat etmesi de şarttı. Tanınmış alimlerden ders vekilinin başkanlığında teşkil edilen heyette imtihan yapılırdı. Sultan İkinci Abdülhamid Hana kadar olan zamanda imtihan senede bir defa olurdu. Dersiam olmak istiyen hocalar heyete başvurup imtihan olurlardı. Sonraları bunun yerine, imtihan heyetinin medreselere gidip orada imtihan etmeleri usulü getirildi. Her sene on beş kişi dersiam olarak ayrılırdı. İmtihanıkazananlara dört yıl sonra görev belgesi verilerek maaş bağlanırdı. Bu maaşlar zamanla artardı. Sultan İkinci Abdülhamid Han maaşsız ders okuttukları dört yıl içinde dersiamlara kendi hazinesinden dört altın lira vermeyi karar altına almıştı. Dersiamlara belge verilip maaş bağlanınca, özel olarak verilen aylık kesilirdi. Okuttuğu talebeye icazet (diploma) veren dersiamlar için müciz (izin veren) dersiam tabiri kullanılırdı.


Keman gibi omuza dayanarak çalınan yaylı bir çalgı...

Rebek,

Rebek armuda benzer gövdesi, salyangoz kafası,  3 teli vardır. 
Rus Gudok' u eski yaylı alettir ve rebeğe daha yakındır.

Antalya'nın eski adlarından biri....

Adalya,
Attaleia,
Adalia,

Türkiye'nin Akdeniz Bölgesi' nde yer alan illerinden biri. 

Eski çağlarda Attaleia olarak bilinen şehir Türkçe çoğu eser de dahil olmak üzere doğulu kaynaklarda Adalya olarak, batı kaynaklarda ise Adalia ve bazen de Satalia olarak ve günümüzde ise Antalya olarak geçer. Keşfedildiği günden beri donanmaya ait bir üs olmasının yanı sıra orta Anadolu’ daki yüksek platolara giden yolların başlangıç noktasında bulunan Attaleia, Bizans devrinde de yoğun bir ticari liman olmaya devam etmiştir. M.S. altıncı yüzyıldan sonra Attaleia metropol olarak bu sıfatı yitiren Perge’nin yerini almıştır; bu, şehrin dini merkez olarak önem taşıdığı için daha üstün gelmiş olabileceğini gösterir. Bununla birlikte yedinci yüzyılın ortalarından itibaren Arap deniz egemenliğinin yayılması, Akdeniz’de Bizanslılara ağır bir darbe vurmuştur ve Attaleia’nın arada sırada ellerinden çıkmasına yol açmıştır. 

Antalya, 12O7’de Selçuk Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından Türk topraklarına katıldıktan sonra bölge başka bir büyük gelişme dönemine tanıklık etmiştir ve bugün hala bir kısmı görülebilen Selçuk mimarisi eserleriyle bezenmiştir.
Antalya’da hala duran kalıntıların başında şehrin surları gelir. Bu at nalı şeklindeki surlar, limanı ve etrafındaki antik şehri çevreler. Bu surlar, M.S. ikinci yüzyılda inşa edilmiştir. Surlardaki Helenistik temellerden Selçukluların, surların büyük bir bölümünü yenileyerek ve kendi askeri strateji kavramlarına uygun biçimde kuleler ekleyerek dikkate değer önemli değişiklikler yaptığını biliyoruz. 

Ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi, 1671’de Antalya’ yı ziyaret ettiğinde surlar boyunca 80 kule bulunduğunu, surların çevresinin 4400 adım olduğunu ve dar sokaklı yaklaşık 3,000 evi çevrelediğini yazmıştır. Fakat ne yazık ki günümüzdeki hızlı kentleşme sonucu surların ve kulelerin büyük bir kısmı yıkılmıştır.

Para tarihi ile uğraşan bilim...

Numismatik,
Para bilimi,Nümismat,
Nümismatik sözcüğü, para anlamına gelen Latince nümisma sözcüğünden gelmektedir. Para, madalya ve jetonların betimlenmesi ve tarihiyle uğraşan bilimdir. Sikke ve madalyonların tarihi ve tanımıyla uğraşır. Sikke anlamına gelen Grekçe nomismaile Latince numisma kelimelerinden türemiştir. Bu bilim dalında uzman kişilere Nümizmat denir.


Numismatik bilimi,madeni paraların (sikkelerin) tarihsel geçmişi, taşıdıkları özellikler, basım teknikleri, basıldıkları madenlerin özelliği, üzerlerinde bulunan yazı ve figürlerin analizi, paranın basıldığı dönemin ekonomik, toplumsal ve siyasal yapısının araştırılması gibi çok değişik konuları kendisine ana konu olarak seçmiştir.

Yunan müziğinde bir tür...

Laika,
Laika Müziği,
Yunan Halk Müziği. 
Rebetiko, Modern Laika ve Yunan Halk Müziği dalında birçok şarkıya hayat vermiş, Haris Alexiou, Yunanistan’ ın Harula’sıdır. 


İyon Adaları; 
İtalyan müziğinin etkileri görülür. Müziklerde mandolin ve gitar kullanılır. Günümüzde klarnet lavta, violin de kullanılmaktadır. Halk dansları olarak tsirigotikos, ballos, ai yiogis, kerkyraikos ve kato sto yialo oynanır.

Ege Adaları; 
Nisiótika olarak da adlandırılır. Türk sanat müziği ile benzerlikler gösterir. Enstrumanlar kemençe, klarnet, gitar ve viyolindir. Halk dansları olarak chiotikos, stavrotos, ballos syrtos, trata ve ikariotikos oynanır.

Cyclades adaları; 
Müziklerde violin ve kemençe kullanılır. Nikos Ikonomidhes, Nikos Hatzopoulos ve Stathis Koukoularis bu tarz müzikler yapmaktadır.

Oniki ada; 
Girit müziği etkisi görülür. Halk dansları olarak trata, ballos, syrtos, issos ve syrtos rodou oynanır

Girit; 
Kárpathos adası, Khálki adsı, Kássos adası ve Girit te en önemli enstruman kemençedir. Kárpathos adasında lavta, mandolin ve gayda kullanılır. Halk dansları olarak syrtos, maleviziotikos, haniotikos, pentozalis ve laziotikos oynanır.

Peloponnesos; 
Halk dansları olarak kariatidon ve tsakonikos oynanır. Arnavut müziği ile benzerlikler gösterir. Enstruman klarnettir. Halk oyunları olarak menousis, fisouni, podhia, sta dio, sta tria, zagorisios, kentimeni, koftos, yiatros ve tsamikos oynanır.

Ege Makedonyası; 
Halk dansları olarak samarinas, akritikos, baidouska(payduşka), gaida, macedonikos antikristos, leventikos, mikri eleni, partalos, kastorianos ve sirtos macedonias oynanır.

Teselya; 
Halk dansları olarak klistos, tai-tai, pilioritikos, svarniara, sta tria ve karagouna oynanır.

Batı Trakya; 
Enstrumanlar gayda, kemençe, akordion' dur. Halk oyunları olarak tripati, sfarlis, souflioutouda, zonaradikos, kastrinos, syngathistos, baintouska ve apadiasteite sto xoro oynanır. Türkler tarafından Türkiye Trakya bölgesi (Süleyman Aga, Bahçelerde börülce vs. gibi) ile aynı oyunların yanında halay tarzı oyunlarda oynanır.

İzmir ve İç Anadolu; 
1923 mübadelesi ile bu bölgelerden giden rumlar tarafından oynanılır. Halk dansları olarak Zeybek, Kasap havası, Kaşık havası oynanır.

Pontus (Karadeniz); 
1923 Mübadelesi ile karadeniz ve doğu anadolu bölgesinden göç eden rumlar tarafından oynanır. Horon ve Halaylar halk oyunlarıdır. Omal garasaris Dam üstünde un eler), trygona, kots (koç), omal (düz horon), serra (şıksaray), kotsari (koçari) ve tik (Dik horon).

Mecal,...

Derman, (Farsça derman) 
Güç, 
Mecal.
Güç,
Takat,
İlaç,

Atmosfer özelliklerini koşullandıran fiziksel ve kimyasal olayları inceleyen bilim dalı...

Aeronomi, (İngilizce aeronomy).

Fiziksel ve kimyasal olayların olduğu güneşin radyasyon etkilerinin bulunduğu planetler arası atmosferde çalışmalar yapan bir bilim dalıdır. Hayatımız sadece gezegenimizden ve onun yakın çevresindeki atmosfer tabakalarından etkilenmez, atmosferin yüksek kısımlarında güneşten gelen radyasyonların tetiklemesi ile oluşan fiziko kimyasal olayların gezegenimize etkileri çok kuvvetlidir. Atmosferin bu yüksek kısımlarında yapılacak çalışmalar bizi ve gezegenimizi zararlı etkilerden korumaya olanak sağlayacaktır.     

Ozon tabakasındaki delik, sera etkisi, aerosoller, volkanik patlamalar, iyonosferdeki radyo dalgası yayınımları, manyetik fırtınalar iletişimi bozar. Radyasyon kuşakları astronotlar için tehlikeli olduğu gibi uyduların elektronik aksamını ve yörüngelerini de etkiler. Sözü edilen bu birkaç örnek dahi, atmosferik çevremizi bilmemizin ve anlamamızın ne kadar önemli olduğunu gösteren çarpıcı örneklerdir.     

1954 yılında Uluslararası  Jeodezi Jeofizik Birliği’ nin “International Union of Geodesy and Geophysics” (IUGG) kabul etmesiyle, “Aeronomi” kelimesi resmiyet kazandı. 
 Aeronomi; dünyadan güneşe kadar olan atmosferik çevredeki bilgileri içeren ve gözleme dayanan çok disiplinli bir bilim dalıdır. Aeronomi’ nin esas alanı, meteorolojik olayların yer aldığı troposferin hemen üstünde yer alan, stratosferdeki olayları araştırmaktır. Bu araştırmalar dünyamızdan binlerce kilometre uzaklıktaki planetler arası uzaya kadar uzanır. Burada atmosfer yoktur fakat, dünyamızın manyetik alanı hala etkilidir.

Halojenler grubunun dördüncü ametali olan yalın cisim...

İyot, (Fr. iode,  İng. iodine ).
Yunanca mor anlamına gelen iodes 'ten isim almıştır.
Atom numarası 53, atom ağırlığı 126,92 olan, tabiatta, deniz suyunda sodyum iyodür durumunda rastlanılan, bazı deniz bitkilerinde de çokça birikmiş olarak bulunan, mavimtırak esmer renkte katı bir element, (simgesi I). E.n. 114 °C, K.n. 184 °C olan zehirli, aşındırıcı, koyu granüller halinde, kolaylıkla süblimleşen, suda az çözünen alkol ve iyodür çözeltilerinde çözünen boya, tentürdiyot ve ilaçlarda kullanılan antiseptik özelliğe sahip ametal halojen element. İyot çevrede başlıca deniz suyunda çözümüş iyodür olarak mevcuttur, ayrıca bazı topraklarda, minerallerde ve bazı deniz ürünlerinde de bulunur. İyot, tiroit hormonu yapımı için elzem olan bir maddedir.

Vücutta çok az bulunan, tiroit hormonlarının üretimine katılmasıyla önem kazanan, eksikliğinde tiroit bezinin büyümesiyle belirgin guatr hastalığına neden olan mineral. İyot ilaç yapımında, antiseptiklerde, gıda katkılarında, boyalarda, katalizörlerde ve fotoğrafçılıkta kullanılır.ayrıca tentürdiyotta da iyot vardır.


Açık toprak rengi...

Boz, (İng. Dun). 
Akla kara arası bir renk olan bozun tonu açık toprak rengidir.

Tulha,
Remk,
Açık toprak rengi. 
Toprak rengi. 

Çok eski bir Türkçe söz olan boz sözü son yıllarda yerini Latince griseustan bozma gri sözüne bırakmaya başlamıştır. Türkiye'de dil devrimine öncülük eden bir kurum olan orduda bile Atatürk döneminde yetişen subayların ak, kara, boz propaganda diye öğrendikleri kavramlar bugün yerini beyaz, siyah, gri propaganda sözlerine bırakmıştır. Grinin ölçünlü bir ayrıncı yoktur. Dolayısıyla bozun ölçünlü ayrıncı ulusal olup uluslararası alanda geçerli değildir. Boz sözünün Latince adı leucomaolan' dır. 

Bozun Osmanlıcası sincabi' dir. Sincabinin tonu kurşun rengidir. Kurşun rengi koyu bozdur. Sincabinin doğadaki örnekleri sincap tüyüyle sıçan tüyüdür. Nitekim Türkçe kökten karşılıkları sıçan kırı ile sıçan tüyüdür.

Medüz...

Deniz anası, (Rumca). 
İng. jelly fish, Fr. méduse.
Medoza, Medüz, Deniz pıhtısı, Denizanası.

Gövde disk şeklindedir. Bu diskin alt kısmında çok sayıda dokunaçlar (avlanma organları) bulunur. Bunların üzerinde de çok sayıda mikroskopik kıllar vardır. Vücut jelatin yapısında olup, büyük çoğunluğunu su teşkil eder. Gövdenin etrafında bulunan siller hareketini sağlar. Deniz anasının Maksimum çapı 40 cm, ortalama çapı 13-14 cm' dir.

Knidlilerin (özellikle Scyphozoa) eşeyli üreyen dölü. Medüz (deniz anası) ise yüzücü formdur.
Medüzler gametlerle eşeyli, polipler ise tomurcuklanma ile eşeysiz çoğalırlar.

Ekvator bölgesinde bir takımyıldız...

Orion,
İng. Orion,
Avcı Takımyıldızı,

Hindistan' da Orion Takımyıldızı Zaman Adamı anlamına gelen Kal Purush olarak bilinir. Antik Yunan mitolojisine göre Orion, Poseidon' un oğludur. Her zaman köpeği ile gezen büyük bir avcıdır. 



Avcı takımyıldızı, Ülker' le birlikte dünya edebiyatçılarının en çok iltifat ettikleri takım yıldızlardandır.

Gökyüzünde hem güney hem de kuzey yarıküresinde bulunan ve bu sayede tüm dünyadan görülebilinen, oldukça parlak yıldızlardan oluşan dolayısıyla da kolay bulunabilinen takım yıldız. 

Avcının belirgin şekli dört belirgin yıldızdan oluşan boyu eninin iki katı kadar olan bir dikdörtgen ve bu dikdörtgenin merkezinde çapraz durmakta olan üç ayrı yıldızdır.

Betelgeuse avcının sağ omzuna, Bellatrix sol omzuna, orion' un en parlak yıldızı Rigel sol ayağına ve Saif de sağ ayağına denk gelir. 

Ortadaki üç çapraz yıldız (alttan üste sırayla Alnitak, Alnilam ve Mintaka) avcının kemerini (Orion kuşağı olarak da bilinir) oluşturur. Kuşağın altında bulunan M 42 bulutsusu (nebulası) avcının kılıcıdır. 

Heka adındaki avcının başını simgeleyen kısım aslında üç daha sönük yıldızdan meydana gelir. Betelgeuse'un üstündeki yıldızlar avcının sağ kolunu Bellattrix' den ötede olan yıldızlarda avcının kalkanını oluşturur. 

Avcının komşuları Boğa, İkizler, Eranus nehri, Tavşan takımyıldızlarıdır.

Mevki, makam ...

Orun, (urun), 
Makam.
Kat,
Özel yer,
Mansıp, Mesnet, Mevki.

Bir şiirin belirli sayıda dizelerden oluşan bölümlerinden her biri...

Bent,

Çoğu tek parça kadın giysisi...

Rop,
Uzun etekli kadın elbisesi, sabahlık (giysi) .

Dindar Yahudilerin giydikleri takke...

Kippa,

Kipa,

Musevi erkeklerinin, dua esnasında, sinagogda ve dışarıda başlarını örtmekte kullandıkları, küçük takke. Saten, kadife, deri, süetten yapılan kipa çoğu zaman örülerek de yapılır. Gündelik hayatında her Musevi'nin günde 100 beraha (şükür duası okuması) gereklidir. Bunlar belli eylemlerden sonra okunabileceği gibi (bir şeyler yiyip içmek, koklamak, tuvaletten çıkmak, vs.) bazen de ansızın karşılaşabilecek olaylar da olabilir, (şimşek çakması gibi). Bu sebepten dindar Museviler açık başla beraha söylenemeyeceğinden sürekli kipa ile dolaşırlar.  Kanun ya da yönetmeliklerle dini sembol olarak kabul edilebilecek kıyafetlerin sınırlandığı ülkelerde Museviler kipa takmayıp kipa yerine şapka takarlar.  Musevilikde evli olmayan bayanların sinagoglarda tören esnasında başlarını örtmeleri gerekli değildir.

Bu bilgiler Özgür ansiklopedi' den alınmıştır.

Altının, simgesini aldığı Latince adı...

Aurum, (Latince).
Altın, (İng. gold ).
Zer,
Zeheb,

Simgesi Au olan Altın, Atom sayısı 79, Atom ağırlığı 196,9 olan, 1064 °C'de eriyen, yoğunluğu 19,32 g/mL, kolay işlenen, yüksek değerli, paslanmaz elementtir. 

Doğada metalik olarak bulunan , asit ve bazlarda çözünmeyen, kıral suyunda çözünen, 1 ve 3 değerlikler alan, sarı renkte, soy bir metal. Koinaj adlı alaşımı % 90 Au ve % 10 Cu içerir.

Doğada az bulunması dolayısıyla para olarak kullanılan ya da devletlerce para karşılığında saklanan değerli maden.

"Trabzon hurması", "Cennet hurması" gibi adlar da verilen bir meyve...

Kaki,
Cennet elması, Cennet hurması,
Japon hurması,
Trabzon hurması, 

Abanozgillerden, 15 metre kadar yükselebilen büyük bir ağaç (Diospyros kaki). Libya ve Tunus'ta doğal olarak yetişen bu ağaca ve bunun meyvesine verilen ad. Anavatanı Çin ve Japonya' dır. Bu ağacın elma büyüklüğünde, turuncu renkte, hamken kekre olan, olgunlaştığında tatlılaşan meyvesi, Japon hurması. Meyveleri tanen taşır. Bu nedenle ishal kesici olarak kullanılabilmektedir.
 

Kuzey Amerika yerlilerine özgü yer altı tören ve toplantı odası, ...

Kiva,
Kuzey Amerika' da Pueblo yerlilerinin (Zuni, Hopi) yuvarlak ya da dört köşeli tapınma ve tören odalarının adı.

İlk çiftçilerin soyundan gelen Pueblo halkları Four Corners Bölgesinde -Arizona, New Mexico, Colorado ve Utah- Canyon de Chelly, Mesa Verde, Chaco Canyon, Canyonlands ve Bandelier gibi günümüzde çoğu milli parklar olan yerlerde yaptıkları yamaç evleri, çok katlı taş mimarileri ve kaya resimleriyle ünlüdürler. Küçük ve dağınık yerleşim birimlerinde yaşayan ve mısır, fasulye, kabak yetiştirip vahşi hayvanlar avlayan bu yerliler yuvarlak veya dört köşeli odalarda tapınırlar. Bu odalara kiva denmektedir.

Bir konağın alışverişini yapmakla görevli kimse...

Vekilharç, (İng. steward, majordomo)
Kesedar.

Bir konağın alışverişini yapmakla görevli kimse, kesedar. 
Eskiden büyük konaklarda alışveriş işlerine bakan, bundan sorumlu olan görevlidir.

Ardahan’ın Çıldır ilçesinde bir ılıca ve içmece...

Cocarta,
Çıldır, Cocarta (Cocorta) içmesi. 

Ateşi karıştırmaya yarayan demir kol, çubuk ...

Ölçer, (Halk dilinde).
Karağı,

Ateşi karıştıracak demir kol.  Ateş karıştırmaya yarayan demir çubuk, gelberi.
Ateş karıştırmaya yarayan, eğri uçlu demir çubuk.

Hayvanı avcılığa alıştırma işi...

Bav,
Eski dilde, Şahin, köpek vb. hayvanları avcılığa alıştırma işi.


Bav kelimesinin diğer anlamları:
Şaşma, korku, pişmanlık, beğenmeme, öfke, acıma bildirir ünlem. 
Ahır.
Ahır hayvanı.

Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde bir kaplıca...

Emendere,
Ilıcalı Kaplıcası,
Sındırgı ilçesine 7 km. uzaklıktaki Ilıcalı köyündedir. Ilıcalı kaplıcasında, Kemeraltı banyolardan istifade edilir. Suyun debisi takriben 10 lt/sn. dir. Banyoya verilen suyun fazlası dereye akıtılmaktadır. Gelenlerin kalması için çardaklar vardır. Kaplıcaya gelen yolun iki tarafı ağaçlıktır.


Bu jeotermal enerji kaynağı su, renksiz, berrak olup sıcaklığı, 33 ºC' dir. Havzasında yapılan etütlerde 500 lt/sn sıcak su kapasitesi tespit edilmiş. Radyoaktivitesi yüksek olup, ağrılı hastalıklara, romatizma, uyuz, çıban ve deri hastalıklarına iyi gelir. Gut hastalarına, böbrek taşlarına ve mide hastalarına özellikle sedef, mantar, yara, uyuz ve egzamaya iyi gelmektedir. 

Hisaralan kaplıcaları;
Balıkesir’e 63 km. Sındırgı ilçesine 20 km. uzaklıktadır. Hisaralan Ilıcası, Sındırgı -Simav asfaltına 500 m. uzaklıktadır. Kaplıcada hamama ve banyolara gelen maden suları kayalar üzerinde açıkta akarak soğumakta, yine üzeri açık bir arkta birleştikten sonra hamama verilmektedir. Kaynaktan 104 ºC ile çıkmaktadır.

Kaplıca suyunun romatizmal hastalıklar, dolaşım hastalıkları, kırık sekelleri, cilt hastalıkları, siyatik ve her türlü nevralji, çeşitli felçler, adale hastalıkları ve atrofilleri, kadın hastalıkları, hastalık ve ameliyat sonrası rahatsızlıklar ve metabolizma bozukluklarının tedavisine iyi geldiği söyleniyor.

Termal suyun özellikleri;  
Renksiz, Berrak olup sıcaklığı, 47 ºC' dir. 
Kalsiyum: 106 mg/l, Klorür: 213 mg/l, Bikarbonat: 402,6 mg/l . 
Suyun pH 7.7, 
Sertlik: 20Frs, Toplam Tuz: 841 Fr.

Pislik, çamur, balçık...

Mırık,
Balçık çamur
Cıvık,  Bulanık su.
Cıvık çamur, bataklık.
Suyun dibine çöken ince kum.

Sivas yöresine özgü bulgur köftesi ...

Mirik Köftesi,
İnce bulgur, soğan, dereotu, sarımsak ve maydanozla köfte yoğurulup, haşlanıp üzerine yoğurt ve salçalı sos ile hazırlanan bir yemeğimiz. Mirik, cimri, kıyımsız, biraz da çingene anlamına gelmektedir. Belki etsiz hazırlandığı için de bu adı almış olabilir.

Malzemeler;½ kg ince bulgur(Köftelik),
1 büyük soğan
yoğurt
2 kaşık salça
tereyağ
3 diş sarımsak
tuz, karabiber
dereotu
maydanoz
2 avuç un

Yapılışı;
Bulgur yıkanır, içine ince doğranmış maydanoz ve dereotu eklenir. Soğan rendelenir, bulgura ilave edilir ve yoğrulur. Arada az su ilave ederek yoğurmaya devam edilir. İki avuç unumuz ilave edilir, biraz daha su ilave edilip yoğurmaya devam edilir (çiğ köfte yapar gibi  yoğrulur da yoğrulur) Hafif vıcık ama şekil verilebilecek kıvama gelince ister misket gibi ister biraz uzunca şekil verilir.Köfteler mantı gibi haşlanır. Tabağa alındıktan sonra üzerine sarmısaklı yoğurt ve tereyağlı salçalı sos ile servis edilir. Afiyet olsun.

Yunan mitolojisinde babasının öcünü almak için annesini öldüren ve bu nedenle birçok trajediye konu olan kişi...

Orestes,
Yunan Mitolojisinde, Homeros' un hikayesinde, Orestos, Tantalos ve Niobe ile doğrudan akraba olduğu için lanetli Atreus hanedanlığının bir üyesidir. Truva Savaşı' nda savaşan Argos kralı Agamemnon' un ve Klytaimnestra’ nın oğlu aynı zamanda  Elektra (Laodike), Khrysothhemis ve Iphigenia’nın (Iphianissa) kardeşleridir.

Çılgınlığı birçok Antik Yunan oyununa ve efsanesine konu olmuş ve Yunanca dağcı anlamında oreivates kelimesinden gelir. Metaforik anlamda ise dağları fethedebilen olarak kullanılır. Babasını öldüren annesi ile sevgilisinden intikam alır.

Orestes’ in hikayesi genellikle tragedyalar içinde geçer. Efsaneye göre, Agamemnon’ un öldürülüşünden sonra Orestes ülkesinden kaçar ve ardından öldüğü haberi yayılır. Aigisthos rahat bir şekilde Mykenai’ de hüküm sürmektedir. İntikam alacağı günü bekleyen Orestes, kız kardeşi Elektra’ ya ölmediğini ispat eder. Birçok trajedide bu ispat farklı şekillerde gerçekleşir. Mesela Aiskhylos’ un anlattığı gibi Agamemnon’ un mezarına bırakılan bir tutam saç ve Elektra’ nın bu saçtan kardeşinin yaşadığını anlaması veya Euripides’ in yaşlı bir adam aracılığıyla ispatlaması ve Sophokles’ in Agamemnon’ a ait bir yüzük vasıtasıyla anlar. Orestes, Aigisthos’ u ve annesi Klytaimnestra’ yı öldürür. Annesini öldürmenin verdiği pişmanlıkla Orestes çılgına döner. Atreuslar soyundan gelmektedir. Kız kardeşi Elektra ile bir olup annesini ve suç ortağı Aigisthos’ u öldürerek babasının öcünü alır. Öç perileri, Eriniler anne katili Orestes’ in peşine takılırlar. Sonunda yargılanır ve Athena sayesinde cezalandırılmaktan kurtulur. 

Tauris’ teki Artemis Tapınağı’ nda rahibelik yapan kız kardeşi İphigenia’ yı Kral Thoas’ tan kurtarır. Neoptolemos’ a verilmiş olan nişanlısı için de mücadele eder ve sonunda Neoptolemos’ un bir ayaklanmada ölümü üzerine Hermione ile evlenir. Orestes, çocuksuz ölen Kylarabes' in ardından tahta çıkarak Argos' ta Menelaos' un halefi olarak da Sparta' da hüküm sürdü. Ölümünden az önce, bir veba, Orestes' in ülkesini kırıp geçirmeye başladı. Kendisine danışılan kâhin, bu felâketin, ancak Troya savaşı sırasında yıkılan şehirlerin yeniden kurulması ve bu şehirlerin tanrılarına, yoksun bırakıldıkları saygının yeniden gösterilmesi halinde ortadan kalkacağım söyledi. Bunun üzerine, Oretes, yıkılan şehirleri yeniden inşa etmek için Küçük Asya' ya koloniler gönderdi. Söylendiğine göre, Orestes öldüğünde doksan yaşındaydı ve yetmiş yıl hükümdarlık etmişti. Mezarı, Tegea' da gösteriliyor ve ona tanrısallık atfediliyordu.

Yunan mitolojisinde alay tanrıçası...

Momos, Momos, 

Alay ve hiciv tanrıçası.  
Tanrıça, dişi tanrı anlamına gelir. 

Yunan Mitolojisinde taşlama, alay, eleştiri ve haksız eleştirinin kişileştirilmiş tanrıçasıdır.

 

Yunanistan' a özgü keçi ve koyun sütünden peynir...

Feta,
Yunanca beyaz peynir. 

Peynir, çok büyük bir çeşitlilikteki aroma, tat, yapı ve şekle sahip bir grup fermente süt ürünü için kullanılan genel isimdir. 

Koyun ve keçi sütünden yapılan salamuraya yatırılarak olgunlaştırılan yumuşak Yunan peynirine Feta peyniri denir.

Literatürde Yunan peyniri olarak bilinen beyaz peynir, yumuşak peynirlerin diğer bir örneğidir. 

Keskin tuzlu bir tada sahiptir. Genellikle koyun, bazen ise keçi sütünden yapılır.

Antalya yöresine özgü, pirinçli domates yemeği...

Cive,

Malzemeler;
1 çay fincanı pirinç
1 kg. olgun domates
2 adet kuru soğan
3 adet çarliston biber veya yeşil tatlı biber
1 adet kurutulmuş çok acı Arnavut biberi veya cin biber
2 adet orta boy patlıcan
3-4 diş sarmısak
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı karabiber
1 tatlı kaşığı nane
1 tatlı kaşığı kuru fesleğen veya 1 yemek kaşığı taze fesleğen
1 çay bardaığı zeytinyağı

Hazırlanışı;
Orta boy yayvan bir tencereye yemeklik yani çok ince kıyılmış soğanlarla beraber zeytinyağı koyulur. Orta ısıdaki ateşin üzerinde tahta kaşıkla karıştırılarak kavrulmaya başlanır. 2-3 dakika sonra, üzerine ince kıyılmış yeşil biberle, tavla zarı şeklinde doğradığımız patlıcanlar ilave edilir. Yine tavla zarı formunda dilimlediğimiz domatesler de eklenerek, orta ateşte 2-3 dakika kadar kavrulur.

Öte yandan yıkanıp, süzülen pirinç de eklenir. Bu arada tüm malzemelerin üzerine tam çıkacak kadar ama sakın fazla olmasın, soğuk su ilave edilir. Yemeğimiz pişerken, diğer bir tarafta da sarmısaklarla beraber kuru acı biberi dövülür ve tencerenin içine aktarılır. Yaklaşık 20-25 dakika sonra, artık yemek pişmiş demektir. Kapağını açıp, içine nane ve fesleğen eklenip, karıştırılır.

Mayasıl otu...

Ajuga, (Ajuga reptans), 

Ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasından çok yıllık otsu bitki türü. Türkiye’ de doğal olarak yetişir. Koyu yeşil renkte bir yer örtücüdür. Bitki dik büyümekle birlikte uzanıcı gövdeye de sahiptir. 10-30 cm boy yapar. Gövde tabanında yer alan yapraklar saplı ve ters yumurta biçiminde, üst kısımdaki yapraklar 1-2 çift karşılıklı, sapsız ya da kısa saplıdır. Yarı açık güneşten etkilenerek rengi bronzlaşır. Açık mavi ve morumsu çiçekler dört köşe, dik gövdenin ucuna doğru yaprak biçimli brahtelerin koltuğunda 6-12' si bir arada bulunur. Mayıs-haziran aylarında çiçek açar. Hava sıcaklığının -15 dereceye kadar düştüğü zamnalarda bile dona dayanıklıdır. Bitki besin maddelerince zengin, ağır olmayan kumlu, tınlı, taze bahçe topraklarında iyi gelişir. İnsan yaşamayan yerlerde çalıların altında hatta ağaçların gölgesinde az ışıklı kısmen gölgeli yerlerde iyi bir toprak örtücüdür. Bu özelliklerinden dolayı bahçelerde ve mezarlıklarda kullanılır.

Mayasıl...

Egzama,
Mayasıl, (Arapça).
Tende kızartı, kaşınma, sulanma, kabuk bağlama vb. doku bozukluklarıyla kendini gösteren ve bulaşıcı olmayan bir deri hastalığı, egzama.

Mayasıl diye bilinen egzama, derinin sulanması ile meydana gelen bir iltihaptır. Tıp dilinde; Erythema pernio denir. Deride kaşıntıya yol açan, sıkıntı verici ve genellikle alerji kökenli bir hastalıktır. Dermatit olarak da bilinen egzamanın başlıca özellikleri deride kızarıklık (eritem), içi sıvı dolu keseciklerin oluşması, pullanma, kalınlaşma ve sertleşmedir (likenleşme). Bunlar çoğu olguda birbirini izleyen aşamalar olarak ortaya çıkar. Bunlarla birlikte çok şiddetli de olabilen kaşıntı görülür. Egzama büyük ölçüde alerjik nedenlere bağlıdır. Kaşıntı ve kızartı ile ortaya çıkar. 

Egzama akut ya da kronik, yaş ve kuru egzama gibi türleri olabilir. Klasik kabul edilen akut biçiminde deride kızanklık, içi sıvı dolu keseciklerin oluşması ve bu keseciklerin patlamasıyla deride sulanma (eksüdasyon) görülür. Kronik biçiminin başlıca özelliği ise derinin kalınlaşıp sertleşmesidir. Derinin kalınlaşması iltihabın ve kaşınmanm uzun sürmesinin sonucudur. Egzamalann yüzde 70' i yabancı maddelerle temasa bağlıdır (temas dermatiti); yüzde 16' sı ise atopik dermatit adıyla anılan alerjik deri hastalığıdu. Atopik demıatit hastalığa yatkınlığın (diyatez) çok fazla ölduğu küçük ve genç yaşlarda başlar. Vücudun belirli hastalıklara yatkın olması durumuna diyatez derıir (örneğin eklem iltihabı diyatezi olan kişi eklem hastalıklanna, kanda ürik asit diyatezi olan kişi de gut hastalığına kolay yakalanır). Egzama olgularının yüzde 8' i derideki yağ bezlerinin aşın yağ salgılamasına bağlıdır (seboreik dermatit) ve daha çok yenidoğanda kabuklanma biçiminde görülür. Kalan yüzde 6'sını da terleme bozukluğuna (dishidroz) bağlı egzamalar oluşturur.

Nedenleri; 
Ruhsal olabileceği gibi alerjik tepkiler veya deriyi tahriş eden maddeler de olabilir. Bazı kimselerde de ırsidir. Vücudun hemen hemen her yerinde görülebilir ve bulundukları yere göre isimlendirilirler. Tedavinin ilk prensibi; üzülmemek ve egzamalı yerleri kaşımamaktır. Ayrıca, su ve sabunlu sudan olduğu kadar uzak kalmak da gerekir. Su yerine permanganatlı su ve rivanollu su kullanılır. Perhiz yapılır. Acılı, baharatlı ve yağlı yenmez.

Hayvanın bir yanındaki yük...

Tay, 
(Farsça).
Hayvanın bir yanındaki yük.
Hayvan semerinin herbir yanına çekilen yük.
Hayvan yükünün bir dengi, denk, eş, misil.
Denk, Eşit, Eş. 
Yan, Taraf.

Haylaz, serseri, başıboş...

Nabekar, 
(Osmanlıca).
Farsça, Nabekar, (ﻧﺎﺑﻜﺎﺭ)
İşsiz,
İşe yaramaz. 
Avare, haylaz,
İşsiz, serseri, yararsız,
İşe yaramaz,
Hergele,
Hayta,
İpsiz, sapsız, berduş,

Yarı, yarım...

Nısıf,
Nısf,
Yarım, yarı.

Yarı...

Nim, (farsça).
Yarım, nısf, buçuk, yarı.

Büyük balıkların göğsüne yapışık olarak yaşayan küçük balıklara verilen ad...

Remora, Ramora, (Echeneis naucrates)
Yapışkan balığı ,


Yapışkan balıkları, iri balıklar ve deniz kaplumbağalarının, bazen de yunus balıklarının ve gemilerin üzerinde bedava yolculuklara çıkarlar. Bu cisimlere kendilerini kudretli bir vantuz aracıyle yapıştırırlar. Balığın kafasının tepesinde yer alan bu organ, ortasında 20 veya daha fazla lata bulunan ve kenarları kalkıkça olan yassı ve oval bir yüzeydir. Bu latalar yükseltilerek bir boşluk meydana getirirler. Aynı zamanda arkaya yönelmiş, minik dikenlerle silahlıdırlar. Bu dikenler, yapışkan balığı' nın, yapıştğı yüzeyden kayıp düşmesini önler.  Bir yapışkan balığı bir yere bir kere yapıştıktan sonra, kuyruğundan çekilerek oynatılamaz. Bunun için, öne veya yana doğru itilmesi, ya da boşluğun yok edilmesi için vantuzun kenarının kaldırılması lazımdır. 

Yapışkan balığı köpekbalığını bazen sadece taşıt aracı olarak kullanır ve küçük balıklarla beslenmek için üzerinden ayrılır. Başkalarının üzerinde seyahat etmesine rağmen, kendi de oldukça hızlı ve usta bir yüzücüdür. Bu tür oldukça uzun yapılıdır. İkinci sırt yüzgeciyle anus yüzgeci hayli uzun, kuyruk yüzgeci de iridir. Vantuzu meydana getirmek için değişmeye uğradığı için, ilk sırt yüzgeci yoktur. Yapışkan balığı'nın, birçok küçük dişle silâhlı çıkıntılı bir alt çenesi vardır. Hızla renk değiştirir. Bu balık tamamiyle siyah veya tamamıyle beyaz, ya da uzunlamasına enli siyah ve beyaz yollarla işaretli olabilir. Rengini ve desenini hemen hemen göz göre göre değiştirir. Uzunluğu 60 santime kadar çıkabilir. Bütün tropikal denizlerde bulunur, sıcak aylarda mutedil enlemlere de çıkar. 

Bir zamanlar Kuzey Avustralya' da, Güney Doğu Asya'da, Batı Afrika'da, Güney Amerika'nın kuzeyinde ve Batı Hint adalarında yapışkanbalığıgiller' in iri türlerinden balık tutmada faydalanılır. Balığın kuyruğuna bir ip bağlanır ve iri bir balığa, ya da kaplumbağaya yapışana kadar yüzmesine müsaade edilirdi Sonra ipin ağır ağır çekilmesi suretiyle, yapışkan balığı ile bağlı bulunduğu yaratık balıkçının eline kadar gelirdi. Daha önce de belirttiğimiz gibi, yapışkan balığı, arkadan çekildiği takdirde, yapıştığı cisimden kendini kurtaramaz. Batı Hint adalarının bazı kısımlarında bu garip balıkçılık usulüne hala devam edilmektedir. Yapışkan balığıgiller yüzer yumurtalar yumurtlar. 8 milimetre uzunluğunda olabilen larvaların vantuzları yoktur. Açık denizde başıboş sürüklenirler.

Alanya ilçesinin tanınmış bir plajı...

Doğanın güzellikleri yeryüzünde dağıtılırken, Alanya bundan fazlasıyla pay almıştır. Akdeniz’ in en güzel kıyılarından biri Alanya’ dadır. Kilometrelerce uzanan sahil, genellikle kumdur. Kimi yerlerde öylesine ince bir kum vardır ki, vücuda yapışmaz. Alanya’ ya doğru rengi maviden turkuvaza dönüşen Akdeniz’ den hemen sonra Batı Toroslar yükselir. Çam ve sedir ormanlarıyla, zirvelerden kopup gelen akarsularıyla, vadileriyle bambaşka bir dünya yaratır Toroslar. Kentin içi portakallar çiçek açtığı zaman parfümle yıkanmış gibi olur; her mevsim rengarenk çiçekler yol kenarlarını süsler, insanın güzü ve gönlü dinlenir Alanya’da. Mağaralar ise hem kara hem denizdedir; büyüleyicidir, gizemlidir, şifalıdır. Evet güneş, güneş de hayattır. Bu durumda ünlü Alanya plajları;

Ulaş (Emirgan) plajı, Alanya’ nın 5 km. batısında Emirgan adıyla da bilinen Ulaş mesire yeri, modern ve seyir terasları, geniş bahçesi ve plajı ile ünlüdür.  Merdivenlerle inilmektedir. Bir çok yeri kumluktur. Plajda bir çok koruma duvarları vardır. Plaj yatlar tarafından da ziyaret edilmektedir.

Fuğla Plajı, Alanya'nın 20 km batısında bulunmaktadır. Bir çok yat , günü birlik ziyaretçiler burada mola vermektedirler. Burada öğle yemeği verilmekte ve yüzmektedirler. Plaj ve deniz kumluktur.

Keykubat plajı, Yarım adanın doğusunda bulunmaktadır. Belediye binasının önünden başlar ve 3 km boyunca devam eder. Mavi flaması vardır. Deniz içerisi ve kumsal tamamen kumluktur. Diğer alanlarda da taş ve çakıl yoktur. Ve plaj boyunca begonvil bulunduğu için de buraya turistler tarafından Begonvilli plaj denilmektedir. Bu plaj Kleoparta plajından sonra ikinci sıradadır.

Kleopatra plajı, Kleopatra plajı Damlataş plajından sonradır. Ve yaklaşık uzunluğu 2 km'dir. Mavi flamaya sahiptir. Denizi ve kumsalı kumludur ve geniştir. Kıyısı gerçekten çok güzeldir. Ayrıca Alanya'nın en çok tercih edilen plajlarının başında gelir.

İncekum Plajı, İncekum plajı Alanya şehir merkezinden yaklaşık 25 km uzaklıktadır. Ve alanı üzerinde birçok park yeri bulunmaktadır. Denizi ve kumsalı kumluktur. Sapsarı kumu çok yumuşak ve deri yüzeyine yapışmamaktadır bu yüzden de oraya İncekum adını vermişlerdir.

Damlataş Plajı, Damlataş plajı yarım adanın batısında ve Damlataş mağarası önünden başlamaktadır. Mavi flamaya sahiptir. Deniz ve kumsal kısmı kumluktur. Plaj hemen yarım adanın ayakları dibindedir. Burası Cleopatra körfezi olarak ta bilinmektedir. Bu rivayete göre Mısır kraliçesi Cleopatra bir gezisi sırasında buraya gelmiş ve bu denizde yüzmüştür.

Mahmutlar Plajı, Alanya'nın 20 km doğusundadır. Denizin ve kumsalın çoğu yerleri kumluktur. Ama bazı yerlerde taşa da rastlanmaktadır. Plajın yaklaşık 5 km. lik bir alanı doğal plajdır. 


Portakal plajı, Şehir merkezinin doğusunda ve 1 km uzunluktadır. Mavi flaması vardır. Sınırı oba çayı ile başlar Dimçay ile sona ermektedir. Arka tarafında ise muhteşem dağları görmek mümkündür. Denizi kumluktur ve bazı yerlerinde taşlar vardır. 

Titan,
Botanik Plajı,
Köşdere plajı,

Popüler Yayınlar

Takipçiler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ