Üzümün sıkıldıktan sonraki posası...

Cibre,(Yunanca).

Suyu sıkılan üzüm posasıdır. Üzümün sıkılmasından sonra kalan kabuk, çekirdek ve saptan oluşan atığa verilen ad.

Üzümler toplanır toplanmaz suları sıkılır. Sıkma işlemi ne kadar yumuşak yapılırsa o kadar iyi olur. Her türlü sert işlem, şarabın da sert ve fazla tanenli olmasına yol açar. Sıkılan üzümler, bu aşamada saplarından tamamen ayrıştırılabilir ya da eğer üzümlerde (yani kabuklarında) yeterli tanen olmadığı düşünülüyorsa, tanen miktarını artırmak için sapların bir kısmı, cibrede bırakılabilir.

Üzüntü, dert...

Gada,
Elem,
Dert, Bela,
Ağrı,
Hastalık,
Sorun, 
Kaygı, Keder.
Üzüntü, (Fr. Dysphorie ).
Olması istenilmeyen olaylardan doğan ruh tedirginliği, teessür
Üzüntü, duygusal bir ifade şeklidir.

Üzerinde atlayarak ve sıçrayarak çeşitli hareketler yapılan çelik yayla gerdirilmiş bez ve spor...

Trambolin,
Üzerinde zıplamaya yarayan yaylı bir araç ve bu araç kullanılarak yapılan spor.


Trambolin, spor amaçlı yapılıp Dünya ve Olimpiyat organizasyonlarında yer alıp, bir spor dalı olmuştur. Günümüzde tüm Dünya ülkelerinde yaygın olan trambolin, Türkiye’de de çok kısa sürede tanındı ve sevilerek sporun ilerlemesine katkı sağlamıştır. Kurulu bir yay düzeneği üzerinde zıplamaya yarayan kişilerin akrobatik hareketler yapabildiği düşmeye karşı yumuşak minderlerle kaplı bir çeşit eğlence aracıdır. Otellerde, çay bahçelerinde ve Yazlıklarda, Parklarda, Yol Üzeri Tesislerde, Fuar Alanlarında, Spor tesislerinde kullanılmaktadır.  Koşmayı, zıplamayı ve eğlenmeyi seven, çocuklar ve yetişkinler için vücudu ve beyni disipline edici mükemmel bir jimnastik ve eğlence aletidir.  Çocukların vücut gelişiminde ve boy uzamasında fayda sağlar. 

Üzeri ekmek kırıntılarıyla kaplanmış yiyecekler...

Pane,

Üzüm cinsleri...

Acıkara (Göller yöresi, sık, yuvarlak ve küçük taneli), 
Adakarası, 
Akgemre-Algerme (Isparta yöresi, güvez renkte bir üzüm, sofralık, şaraplık üzüm).
Alatavşan, 
Alicante Boushet,
Altıntaş,



Atasarısı, Atsarısı,
Ballıboz, 
Barış, 
Besni,
Beyazkere, 
Beylerce, 

Big perlon,
Boduroğlu, 
Bonnoir,  
Büzgülü (siyah ve uzun taneli),

Cabernet Franc (Fransız), 
Carignane,
Chardonnay (Fransız),
Cabernet Sauvignon (Fransız),
Cimin (Erzincan yöresine özgü siyah üzüm).
Cinsaut (Şaraplık Tekirdağ üzümü),
Çal karası, 
Çavuş, 
Çubuk karası,
Dabouki, 
Damit (sofralık), 

Danaboku (Muğla), 
Danlas,
Datal,
Dımışkı,
Dirmit, 
Dimnit (Erken olgunlaşan bir cinsi),


Dimyat (Seyrek ve yuvarlak taneli uzun),
Dökülgen (Gaziantep yöresine özgü),
Eldaş, 
Emir, 
Emirali (çekirdeksiz şıralık üzüm), Esebalı,
Hacıbalbal, 
Hafızali, 
Hasandede, 
Hatun parmağı,
Hönüsü (Sofralık), 
Hüseyni (Gaziantep yöresine özgü) ,
Gamay (Trakya şaraplık), 
Gemre (siyah, pembe üzüm),
Gülüzümü,
Işıklı,
İlkeren(Trakya), 
İpek, 
İrikara, 
İsabella,
İsabella (Çilek üzümü' de denir. Doğu karadeniz, Batum civarında yetişen siyah üzüm.)


Jamit,
Kabarcık, 
Kalecik karası, 
Karabüzgül,  Karaca,Karaburcu (Pekmez yapılan Kayseri yöresi üzümü), 
Karaerik,
Karagevrek, 
Karalahna (Şaraplık), 
Karaparmak-Sergikarası-Karasergi (Yuvarlak, iri, ekşi ve siyah üzüm),
Karasakız (Şaraplık),
Karasirke (Ekşi üzüm), 
Kardinal-Cardinal (Kırmızı ve iri taneli üzüm), 
Keçimemesi (uzun taneli, sert kabuklu, şaraplık üzüm, Bulgaristan' da Mavrud denir.)
Klaret (Beyaz şaraplık Trakya yöresi üzümü), 
Kişmiş,
Konak beyazı, 
Kozak, 
Kroko (Trakya yöresi), Köhnü, Kömüşmemesi,
Kuntra,
Künefi, 
Lival 
Matilde, 
Merlot (Fransız), 
Muhammediye, 
Muskat, 
Müşküle,

Narince (Tokat yöresinde şaraplık üzüm), Neferiye (Bozcada),
Ora, 
Osmanca,
Öküzgözü (Elazığ yöresine özgü kırmızı şaraplık),
Pafi, 
Pamit (ince kabuklu bir üzüm), 
Papazkarası,  
Parmak, 
Patlak, 
Perlet, 
Pino-Pinot noir (şıralık, şaraplık üzüm),
Razakı,
Rumi (Gaziantep yöresine özgü)

Sapaklavi (Doğu, Kuzeydoğu Anadolu yöresinde yetişen üzüm cinsi),
Sarıbesni,  
Semillon,

Sıksarı (Muğla), 
Sirah, 
Siraz (Fransız), 


Siyahcumbur, 
Sultani (çekirdeksiz), Sungurlu,
Şilfoni,
Tahannebi (Uzun ve sarı taneli bir üzüm türü), 
Topbaş,
Ugni (İtalya ve Fransa' da yetişen şaraplık beyaz üzüm cinsi).
Uslu,
Vasilaki (Bozada' ya özgü şaraplık üzüm), 
Victoria,

Yapıncak, (Seyrek taneli ve kırmızı benekli bir  üzüm cinsi.)
Yıldız,

Zinfandel (Şaraplık Kaliforniya üzümü),


Üzümsü meyve...

Bakka,

Üzüm şırasından yapılmış koyu pekmez...

Bulama,

Sivrisinek...

Mizik, 
Sivrisinek, 
Tatarcık gibi küçük, siyah sinek.
Peşşe (Osmanlıca), 
Peşe veya Peşşe (fars. peşe ve peşşe).
Esk. sivrisinek. 
Peşe-bend (peşşe-bend veya peşe-hane), Cibinlik.

Sivrisinek, (Culexpipiens)
Çift kanatlılardan, insan ve memeli hayvanların kanıyla beslenen, birçok türü vardır.

Bir türü sıtma mikrobu aşılayan, sulak, bataklık yerlerde çok üreyen ve bulaşıcı hastalıkları yayan uçucu bir böcektir. Sivrisinekler kan taşıdıkları için hastalık bulaştırma riskleri vardır. Örneğin sarı humma, fil hastalığı ya da sıtma gibi parazit hastalıklarını taşıyabilirler.

AIDS'e sebep olan HIV virüsü sivrisinekler tarafından taşınmaz. Çünkü sivri sineklerde bu virüsler gelişme ortamı bulamaz. Sivrisinekler yaşamlarını dört evrede tamamlarlar. Yumurta, larva, pupa ve ergin dönem. Bunlardan ilk 3 dönem suda tamamlanır. Sivrisinekler doğru bilinenin aksine kışın da hangi evrede olursa olsun yaşayabilir. Akşam üstü görülen sivrisinek sürüleri erkeklerden oluşmaktadır. Sivrisinekler genelde alaca karanlık zamanlarında uçarlar.

Pek çok doğal düşmanları vardır. Kurbağalar, balıklar, kertenkeleler, bukalemunlar, kuşlar, yarasalar ve böcek larvaları sivrisinek ve larvalarıyla beslenirler.  

Elazığ' ın Sivrice ilçesi yakınlarında, kayak merkezi olan bir dağ...

Hazarbaba,

Elazığ Sivrice Hazarbaba Kayak Merkezi, Sivrice İlçesi sınırlarında Hazarbaba Dağı'nda bulunmaktadır. Elazığ Sivrice Hazarbaba Kayak Merkezi Elazığ'a 30 kilometre uzaklıkta, ayak pisti 1500 metredir. Sivrice Hazarbaba arası da 6 km. Yol sürekli açık tutuluyor. Elazığ Sivrice Hazarbaba Kayak Merkezinde kayak için horizantal 8 pist bulunuyor. Kayak pistleri 3 km. uzunluğunda. Elazığ Sivrice Hazarbaba Kayak Merkezindeki Telesiyejin taşıma kapasitesi şu anda 50 kişi ancak kapasite 100 kişiye kadar arttırılabiliyor.

Slalom gerktiren zorlu inişleri olan hazarbaba kayak tesisleri en zorlu pistler arasında yer almaktadır. 2347 metre zirvesi bulunan Hazarbaba Dağı'nda normal kış koşullarında kar kalınlığı 2- 3 metre civarında. Elazığ Sivrice Hazarbaba Kayak Merkezinde kayak sezonu aralık ayında başlıyor ve mart ayına kadar devam ediyor. Kayak pistinde amatör ve profesyonel kayakçılara rahat kayma imkanı var.

Attila' nın, Hun devletini on bir yıl birlikte yönettiği ağabeyinin adı...

Bleda (Buda)

Tahminlere göre 390 yılında dünyaya geldi. Hun Kurultay'da Bleda tüm Hun boylarından Kağan veya Han olarak seçilip kabul görmüştür. Ancak gerçek gücü küçük kardeşi Attila elinde tutmaktaydı. Tüm Hun taarruzlarında adı geçiyordu. 444 yılından itibaren Bleda küçük kardeşi Attila'yı engellemeye başladı. Bleda 445 yılında kurultay toplamında Attila'nın tüm yetkilerini almak hedefini gerçekleştiremeden kardeşi tarafından öldürüldü. Bleda öldükten sonra Attila Hunların imparatoru oldu.
Attila (d. 406 - ö. 453), Hun İmparatorluğu'nun hükümdarıdır. Babası Muncuk Han'dır. Amcası Rua, onu babası öldükten sonra bozkırda tek başına yaşamaya çalışırken buldu ve yanına aldı. Vizigotlara karşı Roma İmparatorluğu'yla ittifak yapan Attila, bir süreliğine Roma'ya Flavius Aetius'un davetlisi olarak gitti. Her şey iyiye giderken, Rua'nın ölüm haberini aldı. Geri dönerek kardeşi Bleda ile birlikte Hun İmparatorluğu'nun ortak hükümdarı oldu. Bleda 445 yılında öldü.Bu durum Attilanın tek başına Hun hükümdarı olmasını sağlamıştır. Daha sonra aşık olduğu esir kızla (Nakara) evlenen Attila'nın bir oğlu oldu, doğum sırasında eşi Nakara hayatını kaybetti.

Yaban kazı...

Lökeşe,

Çulluk (Çulluk,Lökşe,Lökeşe)
Yaban kazı., Çulluk kuşu.

Çulluğa çeşitli yörelerde çeşitli isimler verilmektedir: 
Yelve,  Hoca ali, kazıklı, meşe tavuğu, lökeşe gibi.

Çulluğun ortalama boyu 35-38 cm. ve ortalama ağırlığı 320 gramdır.Genel görünüşü kestane rengidir. Üzerinde pas rengi ve sarımtırak lekeler vardır.Uzun bir gagası ve büyük siyah gözleri vardır.Çulluğun erkeğini dişisinden ayıran belirgin bir görünüşü yoktur.

Kaside ve Gazelleriyle tanınmış XVI.yüzyıl divan şairi...

 Zati (1471 - 1546),

Divan şairi. Balıkesir'de doğdu. Doğuştan duyma noksanlığı vardır. Bu yüzden devlet bünyesinde çalışmayı istemedi. Memleketinde çizmecilik yaptı. Balıkesir'den istanbul'a II. Bayezid zamanında gelmiş ve ömrünün uzunca bir bölümünü, ölümüne kadar istanbul'da geçirmiştir. İstanbul'a gelince falcılık ve muska yazımı gibi çılgın işlerle de uğraşmıştır. Devrinde üstat kabul edilen Zâtî para kazanma endişesi taşıdığından çok şiir yazmıştır. Para karşılığı, ısmarlama şiir yazan divan edebiyatı şairi.   

Zâtî, çok yazan, çok sayıda eser veren bir sanatçıdır. Üç ayrı divan oluşturabilecek sayıda kaside ve gazel yazmıştır. Zâtî'nin yalnızca gazellerinin bir araya getirilmesinden oluşan üç ciltlik Dîvân'ı yayımlanmıştır. Tezkirecilerden Âşık Çelebi, Zâtî'nin gazellerinin 1600-1700 dolayında olduğunu söyler.  Ayrıca Zatî, 17 yaşında kendisine şiirlerini göstermek için gelen Baki'yi dükkanından kovmuştur. "Bu şiirleri kim yazdıysa onu gönder bana" demiştir. O kadar genç yaşta birinin öylesine güzel mazmunlar yakalamış olabileceğine ihtimal vermemiştir. Ancak baki ısrarlı olunca da ona, iyi şair olma yolunda çok yardım etmiştir.  Ölümüne yakın dönemlerde fakir bir hayat yaşamıştır. Yaşlılığında şiir yazmaktansa yeni şairlere yol gösterici olmaya çalışır.

Eserleri;
Divan, Şem ü Pervane (mesnevi), 
Edirne Şehr-engîz, Fal-i Kur'an, 
Ahmed u Mahmud, 
Ferruh-nâme,

Kendisine aziz süsü vererek yerleştiği sarayda türlü entrikalar çevirmesiyle ünlü Rus Papaz...

Grigori Yefimoviç Rasputin ( d. 22 Ocak (10 Ocak J.T.) 1869 Pokrovskoye - ölümü 29 Aralık (16 Aralık J.T) 1916), 

Doğaüstü yeteneklere sahip olduğu iddia edilen bir Rus mistik kahin.
Ural Dağları'nın eteğindeki Pokrovskoye köyünde doğdu. Ailesi çiftçiydi. Çocukluğu hakkında çok şey bilinmeyen Rasputin'in Maria adında bir kızkardeşi ve Dimitri adında da bir erkek kardeşi vardı. Maria, sara hastasıydı ve Tura Nehri'nde boğularak öldü. Bir gün Rasputin ve erkek kardeşi Dimitri, göletin kenarında oyun oynarlarken Dimitri kayıp suya düştü, Rasputin de onu kurtarmak için arkasından atladı. İkisi de boğulmak üzerelerken yoldan geçen bir kişi tarafından kurtarıldılar. Ancak Dimitri zatürre oldu ve hayatını kaybetti. Garip olaylar Rasputin'in hayatının daha ilk yıllarında başlamıştı. İki kardeşinin de aynı kaderi paylaşan ölümü Rasputin'i derinden etkiledi. Öyle ki daha sonra çocuklarının isimlerini de Maria ve Dimitri koyacaktı.
Çocukluğunda etrafını saran bu gizemin farkına varan Rasputin, yeteneklerin de keşfetmeye başlamıştı. Bir gün babasının atı çalındı ve Rasputin hırsızların, gözüne kestirdiği kişiler olduğuna, kalabalığı doğaüstü gücüyle ikna etti ve linç edilmelerini sağladı. Bir kaç kez hırsızlık suçundan yakalanınca 18 yaşında üç ayını Verkhoturye Manastırı'nda geçirdi. Oradayken Meryem Ana'nın ona göründüğünü iddia etmeye başladı ve kendini seçilmiş bir aziz olarak tanıttı. Rus Ortodoks Kilisesi'nden kopan bir dini topluluk olan Khlistiler tarikatına katıldı. Khlististlere göre insan ancak acı çekerek ve günah işleyerek tanrıya ulaşabilirdi. Günah işleyerek günahtan çıkacaklarına inanan bu topluluk evlilik dışı cinsel ilişkiyi teşvik eder. Bu da Rasputin'in kadınlarla olan dillere destan hikayelerine bir açıklık getirebilir. 

Rasputin, insanın ne kadar günah işlerse o kadar günahtan arınacağını savundu. Kendi günahını da içkiye düşkünlüğünde ve abartılı cinsel yaşamında buldu. Doğaüstü güçlere sahip olduğuna inanılan bu esrarengiz kişi Çarlığın çöküşünden ve Sovyet İhtilali'nden sorumlu tutuldu. Adının, Rusça 'yoldan çıkmış' anlamına gelen 'rasputine' ile benzerliği kullanılarak alaya alındı. Halen yaşamı ve ölümü üzerindeki gizem perdesi birçok araştırmacının ilgisini çekmektedir. 

Gerçek öznesi olmayan eylem çatısına verilen ad...

Edilgen,

Kantoda Doğu giysileriyle yapılan dansın adı...

Arabis,

Atatürk' ün başyaveri ve milletvekili ...

Salih Bozok, (1881 - 1941) 
Türk asker, Atatürk'ün başyaveri ve milletvekili.

1881 yılında Selanik' te doğdu. Mustafa Kemal  ile mahalle ve okul arkadaşı. İkisi de aynı okullarda okuduktan sonra aynı yıl Harp Okulunu bitirdiler. Salih Efendi jandarma, Mustafa Kemal ise Akademiye devam edecek, kurmay olacaktı. Mustafa Kemal Milli Mücadeleyi başlatmak üzere Anadolu'ya geçmeden önce ve Suriye Cephesi'nde bulunduğu sırada Salih Efendi'yi başyaver olarak yanına getirtti. Sürekli beraberlik böyle başladı ve Salih Bey yarbaylıktan emekliye ayrıldıktan sonra bile Mustafa Kemal'in yakınında kaldı.  Yüzbaşı Salih, Mustafa Kemal'in yanında, Heyeti Temsiliye'de görevli olarak Ankara'ya gitti. Mustafa Kemal Meclis Başkanı iken o da Meclis Başkanı başyaveriydi. Mustafa Kemal Cumhurbaşkanı seçilince yarbay Salih de Cumhurbaşkanlığı başyaveri oldu. 

Yarbay rütbesinde ordudan istifa ettiğinde önce, o zamanki adı Bozok olan Yozgat'tan milletvekili seçildi; milletvekilliği 1939 seçimlerine kadar her dönemde yenilendi; bu arada Mustafa Kemal'in sofrasındaki yerini ve çevresindeki görevini de muhafaza ediyordu. Salih Bey bu dönemde İş Bankası'nın kurucuları ve hissedarları arasında yer aldı. Mustafa Kemal'in ölümüyle Salih Bozok'un dünyası da yıkılmış oldu. Atatürk'ün ölümü üzere, "Başkomutan yaversiz gidemez!" diyerek uzun süredir planladığı gibi kalbine kurşun sıkarak intihar teşebbüsünde bulunmuştur. Kurşunun kalbini sıyırması nedeniyle hayatta kalmayı başarmıştır. Atatürksüz geçen kısa yaşamında milletvekilliği yapmış, Milletvekilliği sürdüğü halde sağlık durumundan şikayet ederek Yalova'ya çekildi ve 1941 yılında öldü. 

Yol kontrol ve bakımı için Demiryollarında kullanılan küçük araba...

Drezin,
İng. draisine, handcar.
Fr. draisine ,
Demiryollarında, yol bakımı ve denetimi için kullanılan, mekanik olarak işletilen ya da motorla yürütülen küçük vagon.


Demiryollarında, tahterevalli gibi kolları aşağı yukarı hareket ettirilerek insan gücüyle veya motorla işletilen, yol kontrolü, bakımı ve onarımı için kullanılan küçük demiryolu arabası,  taşıtı. 





Diyezli ya da bemollü bir sesin eski durumuna getirilmesini gösteren müzik işareti...

Bekar,
Belirli bir yerde nota doğal haline çevrilecekse bekar(natürel) işareti kullanılması gerekir.


Naturel (Bekar),
Naturel işareti, diyez ya da bemol alarak, doğal hali değiştirilmiş bir notayı,  tekrar doğal haline döndürmek için kullanılır.

Kaptanın ya da tayfaların gemi sahibine, armatörlere ya da sigorta ortaklığına bilerek verdikleri zarar...

Baratarya, (fr. baraterie, esk. fr. barater). 
Aldatmak, hile yapmak.

Kaptanın ve diğer gemi adamlarının donatıma ve yüke, mal sahibi veya sigor­tacılar zararına her türlü güvenlik kırıcı hareketleri. 
Kaptan barataryası. Esk. Yal­nız kaptanın kasıt ve hileyle yaptığı zarar ve hasar. (İngiliz hukukunda bu görüş be­nimsenmiştir.

Fransız hukukunda, cürüm­den en hafif kusura kadar, bir kaptandan beklenen ihtimam göreviyle bağdaşmayan her hali ifade eder. Türk hukukunda kap­tan ve gemi adamlarının donatım ve yükle ilgili olanlara karşı her türlü kasıt, hileyle karışık hareketleridir. Kaptan, baratarya­sından şahsen sorumludur.

Yassı çakıl...

Gale, (Fr.galet).
Yassı çakıl, kaydırak taşı.

Antalya' nın Finike ilçesinde, bugün Bodrum Sualtı Müzesi' nde sergilenen, dünyanın en eski batıklarından birinin çıkarıldığı burun...

Gelidonya burnu,  
Kalkan.


Antalya’dan Kaş’a doğru giderken, güneye uzanan son noktada “Gelidonya Burnu” yer alıyor.  Gelidonya Burnu’nun iki özelliği var, birincisi; Taşlık burnun yanıbaşında  sıralanan Beş Adalar’ın güneydoğusunda 3300 yıl önce batan Gelidonya, bugünkü adıyla Fenike Batığı. İkinci özelliği ise, tam aksi yöndeki Suluada, Sazak, Porto Ceneviz koyları. Düzenlenen turlara katılarak koy ve adaları gezebilirsiniz.İlk durak Suluada. Suluada, yaz kış çıkan şifalı soğuk bir suya sahip. Suluada aynı zamanda Akdeniz foklarının barınaklarından biridir. 

Diğer bir koy ise Kelleci koyu.

Bir düğmeyi ya da agrafı tutmaya yarayan küçük halkacık...

Brit, (fr. Bride).  

Bir düğmeyi ya da agrafı tutmaya yarayan küçük halkacık. (Fisto işiyle ya da boncuk işiyle kaplanmış iplikten, yuvarlak kaytandan ya da yuvarlaklaştırılmış biyeden yapılır.) 

Bir fermuarın altına ya da iliklerin kenarına yapılan bir dizi fisto dikişi. (Fermuarın ve iliklerin kenarlarını sağlamlaştırmak ve ayrılmalarını önlemek için yapılır.) 

Bazı şapkaları tutturmak için çenenin altında bağlanan bağ.

Arap abecesinde büyük yazı...

Celi,

(Arap harfleriyle) Uzaktan okunacak biçimde istif edilmiş iri sülüs levha yazısı .( Arap harfleriyle) uzaktan okunacak biçimde istif edilmiş iri sülüs levha,

Hat sanatında da yazının temel aracı kalemdir. Hat sanatında kalem olarak daha çok kamış kullanılırdı. Kamışın ucu yazılacak yazının kalınlığına göre makta denilen sert maddelerden yapılmış altlığın üstünde eğik olarak tutulur ve kalemtıraş olarak adlandırılan özel bir bıçakla yontulurdu. Celi yazılar ise ağaçtan yapılmış kalın uçlu kalemlerle yazılırdı. Çok ince yazılar için madeni uçlar da kullanılmıştır. Hat sanatında kullanılan mürekkep de özel olarak hazırlanırdı. Yağlı isin çeşitli katkı maddeleriyle karıştırılmasıyla elde edilen bu mürekkep akıcı biçimde yazı yazmayı sağlar, yanlış yazma durumunda da kolayca silinirdi. Hat sanatında kullanılan kâğıtlar da özeldi. Mürekkebi emip dağıtmaması, kaleme akıcılık sağlaması için kâğıtlar âhar denilen bir maddeyle saydamlaştırılırdı
 

Arap abecesiyle yazılan bir yazı türü...

Cari,
Hilali,
Nestalik,
Siyaka, Sülüs,
Talik,



Osmanlı devletinin Müslüman olmayan uyruklarına verilen ad...

Reaya,

Avın ya da kendisine gösterilen şeyin üzerine atılıp getirmesi için köpeğe verilen komut...

Aport,

Hititlere ait yapı tipi...

Hilani,

Denizli ilinde bir yayla...


Karagöz Yaylası,
Kapuz Mağarasının da yer aldığı bu yayla, Çameli ılçesindedir.Çam ağaçlarıyla kuşatılmış bu yaylada bol su bulunmaktadır. 

Topuklu Yaylası,
On beş hektar civarında kısmen dalgalı bir düzlüğü bulunmaktadır. Etrafındaki heybetli ağaçları, havası, soğuk ve kaliteli içme suyu kaynakları ile ünlüdür. Günübirlik piknik ve çadırlı kamp için uygundur. İlçe merkezine 20 km. uzaklıkta yaklaşık 1700 rakımlıdır. 

Yatağan Kefe Yaylası,
Serinhisar ilçesine 12 km. uzaklıkta, yolu asfalttır. Çadır kurularak konaklama yapılabilmektedir. Yatağan Bıçakçılık Festivali’nin bir bölümü bu yaylada yapılmaktadır. Suyu bol olup, ormanlarla kaplıdır.

Tasdelen Yaylası,
Babadağ ilçesine 5,  Sarayköy ilçesine 20 km.lik mesafede olup, stabilize yol ile bağlıdır. Hisarköy’de “Attuda” antik kenti vardır. Yayla üzerinden 23 km.lik yol ile Aphrodisias’a ulaşılmaktadır. Yayla engebeli arazide olup, çam-kestane-ceviz,vb. ağaçlarla kaplıdır.

Lala Bağlar Yaylası,
Honaz ilcesine 3 km. uzaklıktadır. Yolu topraktır. Konaklama ve altyapı tesisleri yoktur. Etrafı çam ormanı ile kaplıdır. 

Süleymanlı Yaylası,
Buldan ilçesine asfalt yol ile bağlı 8 km.lik bir mesafededir. Geniş düzlük bir alandadır. ıçi tamamen sazlarla kaplı, büyük bir göle sahiptir. Göl kenarında yaklaşık 30 yıllık ve halen çalışır durumda 8 odalı otel vardır. Çam ağaçlarıyla kaplı, fazla yüksek olmayan dağlar vardır.

Erikli Yaylası,
Honaz’a 10 km. mesafededir. Etrafı tamamen çam ağaçları ile kaplı geniş düz bir arazidir. Lala Bağlar Yaylası: Honaz ilçesine 3 km.’lik mesafede, etrafı çam ormanları ile kaplı, fazla büyük olmayan düz arazidir.

Denizli kentinde bir höyük...

Beycesultan,

Denizli’nin Çivril ilçesinin 4 km. uzaklığındaki Menteş Köyü yakınlarındaki Beyce Sultan Höyüğü yer alır. 4 hektarlık bir alanı kaplayan Beycesultan Höyüğünün yüksekliği 35 metreye ulaşır. Arzava Krallığının başşehrini aramak için gelen ve 1954 yılına Beycesultan Höyüğü kazı çalışmalarına başlayan İngiliz Arkeoloji Enstitüsü Kazı Ekibinden Selon Lloyd ve James Mellaart bu çalışmaları 1959 yılına kadar sürdürmüşlerdir. Yaptıkları çalışmalar sonucunda höyükte Son Kalkolitik dönemleri ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca bu höyükte yerleşmedeki kültürel gelişmeyi değişik evreleri ile gösteren 40 kat saptandı.

1954-1959 yıllarında İngiliz Arkeoloji Enstitüsünün yapmış olduğu kazılarda Geç Kalkolitik, İlk ve Orta Tunç Çağlarına ait mermer, bronz, kemik ve çanak çömlekler ortaya çıkarılmıştır. Kazılarda MÖ.3000 yıllarına kadar inen Arzava Beyliğine ait de kalıntılar da bulunmuştur. Bu kazı çalışmalarına dayanılarak yörenin Geç kalkolitik Çağdan itibaren yerleşime sahne olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Antik çağlarda burada Eumenia isimli bir kentin varlığından da söz edilmektedir. C.Texier buraya, Pergamon Kralı Eumenes’in kurdurduğu bir kent olarak değinir. Ancak bu kentle ilgili yeterli bilgi ve kalıntı bulunmamaktadır. Yöre sonraki yıllarda Frig, Lydia, Seleukoslar, Pergamon Krallığı ve Romalıların egemenliği altında kalmıştır. Anadolu Selçukluları, Bizanslılar ve Beylikler de buraya hakim olmuştur. Osmanlı döneminde burası önemini kaybetmiştir. XIX.yüzyılın sonlarında küçük bir köy durumunda olup, II.Meşrutiyet döneminde Afyonkarahisar sancağına bağlı bir kaza olmuştur. Cumhuriyetin ilanından sonra 1925 yılında da Denizli iline bağlı ilçe durumuna getirilmiştir. 

Denizli ili Çivril İlçesine bağlı Menteş köyünde bulunan Beycesultan Höyüğün'de 48 yıl sonra Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç Dr. Eşref Abay tarafından tekrar kazı çalışmalarına başlandı. İlk kez 1954-1959 yılları arasında James Meelart tarafından kazılan höyükte Geç Kalkolitik ve Tunç Çağlara tarihlenen 40 kültür tabakası tesbit edilmişti.

Çivril ilçesindeki Beycesultan Höyüğü'nde yapılan kazılarda elde edilen buluntular, yöredeki ilk yerleşim yerinin Bakır Çağı'nda (İÖ 5500-3500) kurulduğunu gösterir. İlkçağda Milyas adıyla anılan yöre Hititler'in batı komşusu olan Arzava Krallığı'nın yönetimindeydi. İÖ 12. yüzyılda Lidya egemenliğine giren bu topraklarda yaşayan halk Anadolu' yu ele geçiren Persler'e karşı uzun süre direndi. Daha sonra Makedonya Krallığı'na bağlanan yöre, Büyük İskender'in ölümünden sonra Selevkoslar'ın yönetimine girdi. Selevkos Kralı II. Antiokhos İÖ 3. yüzyılda karısı Laodike'nin adını vererek Laodikeia kentini kurdurdu. Bölge daha sonra Bergama Krallığı'nın egemenliğine girdi. İÖ 190'da Kral II. Eumenes de burada Hierapolis kentini kurdurdu. Kısa bir süre Rodoslular'a bağlanan yöre, sonraki yüzyıllarda Araplar'ın, Bizanslıların, Haçlılar'ın ve Selçuklular'ın eline geçti. Germiyanoğulları ve İnançoğullan yönetiminden sonra Osmanlı Devleti'nin topraklarına katılan Denizli yöresi, 1402'de Ankara Savaşı'nda Yıldırım Bayezid'i yenen Timur tarafından gene Germiyanoğulları'na verildi. 1429'da Osmanlı topraklarına katılan Denizli, 19. yüzyıl sonlarında Aydın vilayetine bağlı bir sancak olarak yönetiliyordu.

Derli toplu, çok şık anlamında argo sözcük...

Apiko,
Derli toplu, çok şık anlamında argo sözcük
Çok şık, güzel giyimli anlamında sözcük.
Güzel giyimli, çok şık.
Derli toplu, çok şık.
Ayrıca hazır tetikte anlamındadır.

Derli toplu, düzenli...

Derneşik,
Kıvracık,
Derli toplu, düzenli.
Müctemi,  مجتمع 
Düzenli,
Argoda apiko,

Derli toplu, düzgün, düzenli (kimse).
Derli toplu, düzgün, düzenli (yer).
Mazbut.
Mücaz,
Özlü,
İcmali,  اجمالی 
Derli toplu, özet halinde.

Yağ, şeker, ve nişastayla yapılan, pelte türü bir tatlı...

Sabuniye,

Malzemeler:
1,5 su bardağı toz şeker
2/5 paket tereyağı (150 gr)
1 su bardağı buğday nişastası
1,5 su bardağı su

Yapılışı:  
Tencereye yağ ile şeker konup şeker eriyip kaynamaya başlayınca bir kapta nişasta 1,5 su bardağı su ile iyice karıştırılıp tencereye ilave edilir. Tahta kaşıkla ezip karıştırarak uzun müddet kısık ateşte kavrulur. Güzel bir kıvama gelince ateşten alınıp servis tabağına alınır. Arzu edilirse üzerine kavrulmuş badem veya findik parçaları ile süslenir.

Kimi yiyeceklere tat ve koku vermekte kullanılan küçük hindistancevizi...

Muskat,
Misk Cevizi, Küçük Hindistan Cevizi, Moluklar Cevizi, Myristica fragans.

Küçük hindistancevizi (myristica) : Myristicaceae familyasından; Anavatanı Molük olan, diğer sıcak bölgelerde de yetiştirilen, 16 - 18 m yüksekliğinde bir ağaç ve onun meyvesidir. Görünüş itibariyle Portakal ağacına benzer. Tohumları beyazımsı kül halinde ve yuvarlaktır. Kabuğu soyulmuş halde satılır. İçeriğinde uçucu bir yağ vardır.
 

Faydası : Vücudu kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. İştah açar. Kalp ve sindirim ilaçları yapmakta kullanılır.

Merdiven...

Merdiven (Fransızca nerduban) (Far. nerdüban)
Bir yere çıkmaya veya bir yerden inmeye yarayan basamaklar dizisi.

Nerduvan, Nerbdan (Osmanlıca),
Ayakçak,
Mirkat,
Nerbdan,

Neverdi bâm' dan alınmıştır. Neverd; kıvrım, büküm; neverdiden; tayyetmek, dürmek; bam, ban; tavan mânalarına gelirler. Üst kata merdivenle çıkıldığından, neverdibâm yerine hafifletilmişi olan nerdbân denilmiştir.

Merdivenin altından geçmek neden uğursuzluktur. Çünkü;
Duvara dayanan bir merdiven, duvar ile arasında bir üçgen oluşturur. Bu, bir çok kültürde tanrıların kutsal üçgeni olarak bilinir. Örneğin piramitlerin kenarlarının üçgen olması da bu inanca dayanır. Bir üçgenin içinden geçmek de, bir kutsal yere meydan okumak anlamına gelebilir.

Eski Mısırlılar için zaten merdivenin kendisi iyi şansın sembolü idi. Merdiven olmasaydı, Güneş Tanrısı Osiris' i karanlıkların ruhundaki hapis hayatından kurtarmak mümkün olamayacaktı. Ayrıca merdiven, tanrıların katına tırmanmak için de şekilsel bir semboldü.

Asırlar sonra Hıristiyanlık bu inancı da Hz. İsa' nın ölüm şekline adapte etti. Çarmıha dayalı merdiven kötülüğün, hıyanetin ve ölümün sembolü oldu. İnsanlar, merdivenin altından geçmekle bütün bu kötü geleceklerle karşılaşabileceklerine inandırıldılar.

17. yüzyılda İngiltere ve Fransa'da suçlular darağacına götürülmeden önce bir merdivenin altından geçirildiklerin dolayı uğursuzluk olarak görüyorlardı.

Değişik kültürler bu uğursuzluğa karşı bazı panzehirler geliştirdiler. Mesela Romalıların panzehiri yumruktu. O kişiler orta yani en uzun parmaklarını gerip diğer parmaklarını yumruk gibi yaparlar ve geçtikten sonra merdivene doğru sallayarak uğursuzluğu defedeceklerine inanırlardı.

Tanrı' nın lütfu, cömertliği...

Naim,

Ham ipeği iplik ve ibrişim durumuna getiren kimse...

Kazaz,

Başkalarının siyasal ve dinsel düşüncelerine karşı katı ve hoşgörüşsüz davranan...

Sekter ( Fr. sectaire),

Başkalarının siyasi, dini vb. düşüncelerine, inançlarına karşı çıkan, katı ve hoşgörüsüz davranan (kimse). 
Katı, hoşgörüsüz (düşünce, tutum).

Cezayir sahrası' nda vahalar dizisi...

Rir,
Cezayir Sahrası’nda (Vahalar idare bölgesi) vahalar dizisi,

Mersin yöresine özgü bir halk oyunu...

Gasavet, 

Çaya vardım ,
Danışman,
Gerali, Gökkarga zeybeği ,
Ham çökelek,
İnce çayır, İrfani,
Keklik,
Kıbrıs zeybeği ,
Leblebici,
Mengi ,
Portakal zeybeği ,
Sallama , Silifkenin yoğurdu , Sünne ,

Tımbıllı , Türkmen kızı ,
Yayla yolları ,

Baoben de denilen ve odunu ince, marangozlukta kullanılan Amerikan kökenli bir ağaç...

Yayamadu,
Virola,
Baoben, (Baboen).

Tropikal Amerika'da yetişen ağaç.
Amerika’da, çeşitli virola tür­lerinden elde Edilen kereste,

Taş topluluğu,...

Ayuk,

Döl verme yetkinliğine erişmiş kimse...

Erin,
Baliğ, Ergen,

Baliğ ya da Buluğ (Arapça) İslam hukuku terminolojisine göre kişilerin olgunluk ve ergenliğe ulaşması durumudur. Hukuk kuramcıları, erkek veya kadının bu duruma gelmesi için farklı yaş ve kriterler belirlemişlerdir.

Boğanotundan elde edilen bir alkoloit...

Akonin,
Akonitin,
Atizin,

Akonit (fr. aconite). Bot. Bk. boğanotu. 
Akonin , Eczacılıkta, Kurtboğanotu’ nun (akonit napel) bir alkoidi.

Kim. Kurtboğanotu’ nun özsuyunda bulunan ve sitrik asidin pirogenosyonunda oluşan HOCO-CH=C(C02H)-CH2 —COOH formülündeki etilenik triasit (191 °C’de erir). 

Boğanotu (Aconitum napellus),

1,5 metreye kadar boylanabilen, mavi çiçekler açan, çok yıllık, güzel görünüşlü bir bitkidir. Kurtboğan otu olarak da bilinir. Napellin, nişasta, akonitin ve benzeri alkaloitler içerir. İçeriğindeki akonitin çok zehirlidir.

Ağrı kesici, idrar söktürücü ve terletici etkisi vardır. Soğuk algınlığı ve öksürüğe karşı faydalıdır. Romatizma şikayetlerini azaltıcı etkileri vardır. Kas kramplarını çözmeye yardımcı olur.

Boğa güreşinde matadorun kullandığı kırmızı kumaş parçası...

Muleta,
 
Boğa güreşcisi' nin (Torero, Matador) boğayı şaşırtmak, hırslandırmak ve yormak için kullandığı kırmızı kumaş parçası, şal.

Bir köleyi azat etme...

İtak,
Esir, köle veya cariyeyi serbest bırakma.

İki yaprak ya da dört sayfa oluşturacak şekilde bir kez katlanmış baskı kağıdı...

İnfolyo,

Ton ve makam temeline bağlı kalmadan oluşturulan beste...

Atonal,

“Atonal” kelime anlamı olarak, sesi/notası olmayan anlamındadır. Ancak müziğin notasız ya da sessiz olması beklenemez. Atonal, yani bir diğer deyişle “On İki Nota Müziği”, tüm zamanlarda uygulanan müzik sistemlerinin alt üst olduğu bir durumdur. Bilindiği üzere yapıtlar, özellikle batı müziğinde, sesler ve notalar yardımıyla “gam” (yedi ana notadan seçilen bir notayla başlayıp sırayla devam etmek) adı verilen kalıplar içerisinde ifade edilirdi. Gamlar başladıkları notalara göre farklı isimler alırdı. Bu sayede müzik içerisinde uyum, dinginlik ve denge sağlanması hedeflenirdi. Gamlarda notalar, gama adını veren baskın notanın daha fazla duyulması suretiyle, notaların armonikleri de çalınarak belirli bir düzen içerisine konulurdu.
A. Schönberg, Atonal Müzik’in adını ilk kez zikreder. Majör ve minör gamları da ortadan kalkmış, ikisi birarada kullanılmış, gam sistemlerine uymayan bemol, diyez ve diğer sesler müziği ele geçirmiştir. Schönberg bunun için “İki tür birleşip daha üstün bir nesil yaratmıştır.” der.

Damarları yan kesilmiş akik cinsi...


Babakuru,
Babakoru,
Öküzgözü,
Damarları yan kesilmiş akik.

Akik,(Fransızca agat).
Kalseduan kuvarsının bir türü olan, yüzük taşı, mühür vb. yapmakta kullanılan, türlü renklerde, yarı saydam, parlak ve değerli bir taştır. Kimyasal bileşimi SiO2, sertliği 7 olan , çeşitli renklere sahip değerli bu taşın özgül ağırlığı   2,57 - 2,64 dür.  Tabakalarının dizilişine göre özel isimler alır.

Müzikte bir parçanın canlı ve coşkun çalınacağını anlatan müzik terimi...

Acitato,

Çok ince İran ipeği ...

Vurin,
Huset,

Seres,

Rivayete göre, ipekçilik ilk kez Çin’in kuzey doğusundaki Şantuk çevresinde başladığı yorumlanıyor. Hatta Romalılarca ipeğe uzak doğu anlamına gelen seres denilmesi bunun bir kanıtıdır. Başka bir rivayet ise Şehname adlı destanda bir İran hükümdarına ibrişimden kaftan yapılması konu edilmesi nedeniyle ilk ipek kumaş üretimi İranlılar tarafından yapıldığıdır. 


M.Ö. 2600 yıllarında Çin imparatoru Hoang-Ti zamanında, saray bahçesinde bir tırtılın dut yaprağı yediği ve sonra koza ördüğü görülür. Bunun üzerine imparator, bu kurdu eşi She-Ling-She tarafından tetkik edilmesi sonunda bu kozadan ipek çekilebileceği ve bunun da dokumacılıkta kullanılabileceği keşfediliyor. İpekçilik tarihinde She-Ling-She adı ayrı bir yer tutar. Çin’de bu sanatın gelişmesi ülkeye hem ün hem de yıllarca kazanç sağlıyor. Çin bu serveti kaybetmemek için ipek böcekçiliğini kutsal sayıp, ipek böceğinin ve sanatının ülkeden dışarı çıkmasına mani olmak için katı kurallar hatta ölüm cezaları uyguluyor. Bu nedenle ipek böcekçiliğinin Çin’de uzun zaman gizli bir sanat halinde kaldığı biliniyor.

M.S. 149 yılında Türkistan’da bulunan Hotan eyaleti hakanının bir Çin prensesi ile evlendirilir. Prenses eşine düğün hediyesi olarak saçlarının arasına ipek böceği tohumu saklayarak Hotan’a getirir. İpek böceğinin Çin’den ilk çıkışı bu şekilde olmuş. 

Bizans Kralı Justinianus döneminde ipek sanayisinde yaşanmakta olan kriz nedeniyle M.S. 500 yıllarında Bizans Kralı Justinianus ile Theodora, ipeğin hakiki mahiyetini anlamak ve sırrını çözmeleri amacıyla iki rahibi misyoner kılığında doğuya gönderiyorlar. Bu iki rahip İran’a ve sonra Orta Asya’nın içlerine kadar giderek, ipek böcekçiliğinin oralarda oldukça yayıldığını görüyorlar. İki yıl kalarak ipek böceğinin yetiştirilmesi ve kozadan ipek çekilmesi metodlarını öğreniyorlar. M.S. 552 yılında İstanbul’a dönerken kamış bastonlarının içine ipek böceği tohumu koyarak dönüyorlar. Bu şekilde Bizans’ta ipek böcekçiliği ile ipekli dokumacılık hızla gelişiyor. 



İstanbul’un fethinden sonra ipek böcekçiliği Osmanlı döneminde ipek sanayi 1845 yılında Bursa’da kurulan fabrika ile başlamıştır. 
İpek uzmanı Kevork Torkomyan Bursa'ya gelerek Şehreküstü Mahallesinde Harir Darüttalimi (İnstitut Sericole), İpek böcekçiliği Enstitüsünü kurmuştur. Bursa’da koza, ipek böceği tohumu ve ipek ticaretinin önemli bir yer tuttuğu; el mancınık ve tezgahlarında çeşitli ipek kumaşlar ile kadifelerin dokunduğu, Avrupa’ya koza ihraç edildiği biliniyor. O günden sonra ülkemizde yerli ipek böceği üretimine başlandı.

Bir parçanın canlı okunacağını anlatan müzik terimi...

Animato,

Su kıyılarında yaşayan çok iri bir kuş...

Pelikan ( Fr. pélican, İng. pelican  ),

Pelikangillerden, pembeye çalan beyaz tüylü, kanatları gri renkli, alt gagasında deriden bir kesesi olan iri kuş, kaşıkçı kuşu (Pelecanus onocrotalus). Leyleksiler(Ciconiiformes) takımının pelikangiller (Pelecanidae) familyasından(bk.) bir kuş türü.Uzunluğu 70-73 cm. Beyaz ve hafif pembedir. Alt gagadaki kese sarıdır. 

Göçeder.Güney, Doğu, Avrupa, Kuzey Afrika ve Asya da toplu halde yaşar.

"Yüzüm şen hatıram şen meclisim şen mevkiim şen,", "Yıllar ne çabuk geçti o günler arasından, " gibi şarkılarıyla tanınmış Ermeni asıllı Türk Besteci...

Bimen Şen (1873-1943),

Bimen Şen'in asıl adı Bimen Dergazaryan'dır ve Ermeni asıllıdır;1873 yılında Bursa'da doğdu. Bir din adamı olan Gaspar Dergazaryan'ın dördüncü çocuğudur. Müsikişinas bir aileden geldiği için sesinin güzelliği dikkatleri çekmiş, çocukluğunda kilisede ilâhi okumaya başlamıştı. Kazandığı başarı kısa sürede çevresine yayıldı. Daha on bir yaşında iken, bir münasebetle Bursa'ya gelen Hacı Arif Bey'e takdim edildi. Ona birkaç şarkı meşk ettiren ve sesini çok beğenen üstad, bu sanatta ilerlemesi için İstanbul'a gönderilmesini tavsiye etti. Ailesinin şiddetle karşı çıkmasına rağmen, on dört yaşında iken ve bir kış günü İstanbul'un yolunu tuttu. Yanında bulunan para kısa sürede bitince açlık ve sefaletle karşı karşıya geldi. Kendi ifadesine göre onu bu durumdan yine açlık kurtardı. İş bulamayınca son bir çare olarak kiliseye başvurmuş ve ilâhi okumuştu. Orada bulunan dindar bir Ermeni, sesini çok beğenerek himayesine aldı. Burada bir yandan bir Ermeni bankerin yanında çalışırken, bir yandan da Hagopos Kıllıyan ve Lem'i Atlı'dan müzik dersleri aldı; Hacı Arif Bey, Aziz Dede, Tamburi Cemil Bey gibi dönemin ünlü Türk müziği bestecilerinden yararlandı. Hanendelik etti, plaklar doldurdu. “Yüzüm şen, hahram şen” sözleriyle başlayan şarkısı çok tutulunca “Şen” soyadını aldı. Çok verimli bir besteci olmasına karşın, nota bilmeyen Bimen Şen'in 500'ü aşkın bestesinden, başkalarınca notaya geçirildiği için, ancak 250'si günümüze ulaşabildi.
Çok tanınmış bir ses sanatkârı olduğu halde gazinolarda çalışmadı. Özel mûsikî toplantılarında okurdu. Akşamları "Eldorado" gibi gazinolara gider ancak, hatırından geçemediği dostlarının ısrarı ile oturduğu yerden bazen bu fasıllara katılırdı. Konserler vermiş ve plâklar da doldurmuştur. 

Bimen Efendi, 26 Ağustos 1943 tarihinde öldü. Cenazesi Lemi Atlı, Neyzen Rıza Bey, Tanburî Dürrü Turan, Sâdeddin Kaynak, Artaki Candan gibi tanınmış mûsikîşinasların katıldığı kalabalık bir toplulukla kaldırılarak, Feriköy Ermeni Mezarlığı'nda toprağa verilmiştir. 
  
Bimen Şen'in Eserlerinden bazıları ;  

Yüzüm şen hatıram şen meclisim şen mevkiim şen,
Aşkın bana her safhası bin hüzne bedeldi,
Bağlandı siyeh zülfüne divane mi gönlüm,
Yol verin ey karlı dağlar aşayım,
Sahilde bu şeb yar ile bir zevkini sürdüm,
Gülşende ne hoş neşeli Cem meclisi kurdum,
Yıllar ne çabuk geçti o günler arasından,      
Derdimi ummana döktüm asmana ağladım,
Bir kimseye açılmaz idim damenin olsam,
Mızrabı bırak zülfünü sinemde gezindir,
Gözlerim gözlerinin üstüne düşsün yansın,
Mehtabın ufuktan süzülüp battığı andı,
Birinin çeşmi siyah birisinin zülfü zerin,
Gülüşerek o yollardan geçerdin kışın,
Ömrüm artar sana baktıkça perestişle benim,
Perişan bir güzellik var yine çeşm–ı siyahında,
Yandım o senin gül gibi ruhsarına yandım,
Söyle niçin benden kaçtın yüreğime yare açtı,
Kurban olam endamına yarimin,
Gözlerini birgün görsem o gün kalbim şenle,
Dök dök yüzüme saçlarını gözyaşı bitsin,
Gül olsam sızsam inbiklerinden,
Keklik gibi sekerek oynatarak belini,
Lal oldu tenim kalmadı vallahi mecalim,

Etrüsklerde savaş tanrısı...

Savaş tanrısı Laran,

Roma tarihinin en gizemli halklı hiç kuşkusuz Etrüsklerdir.Etrüsklerin kendilerine “Rasena ” demelerine rağmen Romalılar onları “ Tusci “ ya da “Etrusci” , Grekler de “ Tyrhennes “ diye adlandırıyorlar.Etrüsklerin yaşadığı ve Etruria adı verilen bölge Orta İtalya’da kuzeyden güneye 250 km. , Doğuda batıya da 150 km tutan bir yerdir.

Etrüsklerin Tanrı ve Tanrıçaları;
Etrüsk Tanrılarının baş Tanrısı, Tinia (Tin, Tins, Uni' nin kocası ve Hercle' nin babasıdır.),
Ana tanrıça Cel ati (Etrüsk mitolojisindeki önemli ve güçlü arz tanrıçası Cel ati'nin ismini oluşturan iki sözcük "dünya" ve "ana"dırlar; yani onun ana tanrıça karakteri ismiyle barizdir )
Akıl, bilgelik, savaş, sanat, okul, ve ticaret tanrıçası Menerva(Menarva,  Menvra),
Aşk tanrıçası Turan, 
Ay tanrısı Losna(Lusna),
Bereket, orman, doğa, gece, ay ve ölüm tanrıçası Artume(Aritimi, Artumes veya Artames.),
Doğum tanrıçası Thalna,
Güneş tanrısı Usil, 
Gök gürültüsü ve şimşek tanrısı Aplu-Apulu,
İntikam tanrısı Veive,
Kapıların ve eşiklerin tanrısı Culsans,
Kehanet tanrıçası Lasa Vecu,
Kişisel ölümsüzlük tanrısı Evan,
Orman tanrısı Selvans, 
Sevgi ve yaşam tanrıçası Turan,
Su tanrısı Nethuns, 
Şans ve kader tanrıçası Nortia, 
Tarım ve bereket tanrısı Maris,
Ticaret ve mal tanrısı Turms,
Yer altı tanrısı Mantus,
Yer altı tanrıçası Culsu,
Yer altı dünyası tanrısı ve ölülerin hükümdarı Aita(Eita),
Yıkım ve ölümün yer altı (ahiret) tanrısı Vetis,
Zaman ve gereklilik tanrısı Satre(Satres),
Ziraat tanrıçası Horta,

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ