Kaba bir güldürü, türü...

Fars, 
(İng.: farce  Fr.: farce  Alm.: Posse, Schwank )
Kaba komedi.
Güldürü öğesi hareketlerden ve nüktelerden çıkan oyun; düşünceden çok göze ve duyulara yönelir. Vurgu, kişiyi karikatürleştirerek ve olayları abartarak elde edilir.

İri ve yuvarlak, kabuğu koyu kırmızı bir kiraz cinsi...

Karabodur,
Karabodur, İznik Karaboduru,
Anadolu birçok meyve türünde olduğu gibi, kirazın anavatanı sınırları içerisindedir. Hazar denizi ile Karadeniz arasındaki bölge kirazın anavatanı olarak bilinmektedir. Ülkemizin hemen her bölgesinde kiraz yetiştiriciliği yapılmakta olup, üretilen kirazın hemen hepsi taze halde tüketilmektedir. Kiraz, ılıman iklim meyve türleri içerisinde meyvelerini en erken olgunlaştıran bir türdür. Kirazlar 5-6 yaşında verime geçerler, tam ve ekonomik olarak verime yatmaları 10-12 yıl alır. Ekonomik ömürleri 25-30 yıldır.

Çubuklu çizgileri olan kumaşlar için kullanılan sözcük...

Reye,

Bal ve zencefilden yapılan bir Rus içkisi...

Sbiten,

Malzemeler;
1 litre su,
150g reçel-marmelat (kayısı veya ahududu)
50g bal, 1tutam tarçın ve bir tutam zencefil, 10 tane karanfil.

Yapılışı;
1. Suyu kaynar duruma getir ve bal ile reçel-marmelatı ekle.
2. Su içinde bal ve marmelat-reçel eritilir.
3. 5 dakika sonrada baharatlar ilave edilirek 5 dakika daha pişirilir.
4. Dinlendirilir ve sıcak olarak servis yapılır.

Not: Buzdolbında stoklayıp tekrar ısıtarak kullanabilirsiniz. Eğer severseniz bir parça kakula tohumu taneciği kuru kırmızı biberde ilave edebilirsiniz

Gaziantep yöresinde yeni doğum yapmış kadına verilen ad...

Nevse,

Bir yüzü havlı, pamuklu ya da yünlü kumaş...

Divitin,(duvetyn, duvetyne, duvetine).




İçi perdahlı dışı havlı pamuklu kumaşa fransızca kuş tüyü anlamına gelen duvets keliminden Divitin denilmiştir.

İnce kesilmiş çiğ et...


Karpaçyo, (Carpaccio).
 
1950 Venedik’ inde Harry’s Bar’ ın aşçısı Giuseppe Cipriani doktorunun et yemesini yasakladığı bir müşterisi için özel olarak hazırladığı tabağın tablo gibi olduğunu görünce adını o dönemin ünlü ressamından İtalyan ressam Vittore Carpaccio'dan etkilenerek carpaccio koymuş. Bu yemek, günümüzde halen en çok sevilen başlangıçlardan biri. Hatta artık hemen tüm malzemelerle değişik carpacciolar yapılmakta. Orijinali sığır etiyle yapılan carpaccio, filetoluk yağı ve siniri tamamen ayıklanmış bir parçanın buzdolabında bekledikten sonra incecik kesilmesi ve üzerine sos ilave edilmesiyle hazırlanıyor. ‘Çiğ et yiyemem’ diyenler ise önceden haşlanarak yapılan ahtapot ve ıstakoz carpaccioları tercih edebilir.

Malzemeler;
800 g. Kontrfile, 250 g. zeytinyağı (Sızma), 1 limon, 1 limon suyu,
Worcestershire sosu(varsa) ,
1 göbek Salata-Marul, tuz, karabiber, kıyılmış maydanoz, kekik, biberiye, 


Yapılışı;
Sinirsiz ve yağsız, (çok iyi olduğuna güvendiğiniz bir kasap­tan) sığır eti alın. Bunu 1 saat buzluğa koyup sertleştirin.Sonra, çok keskin bir bıçakla (varsa elektrikli bıçakla) bu eti döner eti ya da pastırma gibi ince ince dilimleyin. Etleri çu­kur bir tabağa yayın. Üzerlerine zeytinyağı ve limon suyu gezdirin. Tuz, karabiber, kekik, biberiye serpin. Bu halde 1 saat buzdolabında marine olmaya bırakın.Kişi başına 4 dilim düşecek şekilde servis yapın. Göbek sala­ta, limon dilimleri ve kıyılmış maydonoz ile süsleyin.Bu yemek soğuk yenilir. Üzerine fesleğen ve parmesan pey­niri rendesi de gezdirilebilir.


XIX. yüzyılda Osmanlı sarayında moda olmuş bir dans...

Matrak,

Osmanlı sarayında on dokuzuncu yüzyılda moda olmuş bu dans. Eski asırlarda İstanbul` da dans eden kadınlara çengi ve erkelere köçek deniyordu. Gene Rumlar köçeklik sanatında çalışırlar, muhtelif saz heyetlerine tabi olarak şık ve zengin elbiseleri ile ya tek tek ya da ikişer ikişer, çeşitli şekillerde raksederlerdi.  19. asrın ikinci yarısında İstanbul' un meşhur çengileri Tosun Paşa kızı Ceziye, Hancı kızı Zehra, Küçük pazarlı Naile' adi.  

Bu alafranga danslardan başka bir de matrak denilen oyun oynanırdı. Bu oyun için ortaya dört ayaklı cilalı bir direk konulur ve tepesine birer uçları aşağı sarkan çeşidli renkte kordelalar bağlanırdı. Mızıka çalmaya başlayıp, her biri bu kordelaların renginde giyinmiş kızlar ortaya çıkınca döne döne raks ederek elbiseleri rengindeki kordelaları tutarlar ve bu şekilde kordelâları örmeye başlarlardı. Nihayet kordelalar direğin tepesine kadar örülmüş olur ve gene raks ede ede bu örgüler çözülürdü.

Adıyaman' a özgü, "büzme" de denilen bir hamur tatlısı...

Dolamya, Büzme tatlısı
 
Malzemeler:
1 su bardağı yağ, 1,5 su bardaği süt, 1 yumurta, 1 paket kabartma tozu, 1 yemek kaşığı sirke,
1 paket nişasta, bir miktar un (açmak için), 250 gr. ceviz, 250 gr. margarin veya tereyağ.

Şerbet için:
5 su bardaği su, 6 su bardağı şeker, bir kaç damla limon suyu, şerbeti 10 dk. kaynatıp limon suyunu katın ve ocaktan alın.
 
Hazırlanışı;
En üstteki malzeme ile yumuşak bir hamur yapıp, 10 dk. kadar dinlendirin. Hamurdan yumurta büyüklüğünde bezeler yapın. Nişastayı aynı miktarda un ile karıştırıp,bununla bezeleri mümkün olduğu kadar açın. Açtığınız hamuru gevşek bir şekilde oklavaya dolayıp, iki yandan ortaya doğru  büzün. Büzdüğünüz yufkayı kağıt üzerine bir elinizle ucundan tutarak açın. Bu arada büzgüleri bozmamaya dikkat edin. Yufkayı bu şekilde biraz kuruması için  5-10 dk. bekletin. Kenarlarını bıççıak ile kesip düzeltin ve çıkan parcaları da hamurun üzerine koyup cevizini serpin. Yufkayı kağıdın iki ucundan tutup ortaya doğru kademe kademe katlayın. Bu işlemi karşılıklı iki taraftan ortaya doğru yapacaksınız. Rulo şekline getirdiğiniz yufkayı 4 cm. kadar uzunlukta kesin. Büzme tatlınızın üzerine 1 paket margarin veya tereyağışı margarin karışımı  döküp 180 derecede ağır ağır kızarana kadar pişirin. Şerbeti ılık hale gelince tatlınızın üzerine dökün. Burada unutmamanız gereken her ikisininde ılık olmasıdır. Bu ölçü ile yapılan hamurdan bir büyük, birde küçük bir tepsi çıkıyor. Tabii ki yufkaları yeteri kadar büyük açmak şartı ile.

Adıyaman  (Halk arasında Semsur denir) yemekleri;  
Ayranlı Şora (Dövme Çorbası); Dövmenin içerisine bir avuç nohut ilave edilir ve pilav gibi olana kadar kaynatılır.  

Basalla (ekşili köfte), Besmet (Peksimet)
Cılbır, 
Çiğ köfte, İçli Köfte, 
Dövmeç, 
Gısga, 
Gara Şora: Dövme, kara mercimek (bütün mercimek), nohut, kuru fasulye ile pişirilen çorbanın yağı, kuru soğan ve bir miktar salça ile yakılır.  

Hıtap,  Heside,
Mercimekli Köfte, Muhaşerlaş,  

Meyir çorbası,  Bulgur, dövme, yeşilbiber, patlıcan, domates ve ayran karışımı ile yapılmaktadır.

Malhıta Çorbası, Yarma ve kırmızı mercimek ile yapılan çorbanın yağı salça ve tuz ile kavrulduktan sonra yakılır.

Nişe bulamacı,
Nişevle tatlısı: Nişasta, pekmez ve yağ karıştırılıp kavrularak yapılmaktadır.

Patlıcanlı Kollotik, Pestil, Pıtpıtı çorbası,
Semsek, Şilik tatlısı
Taplama,

Tene helvası, Nişe, pekmez ve su karıştırılır.Yağ bir kapta iyice kızartılır ve hazırlanan karışım kızgın yağın üzerine boşaltılır.
Yapıştırma
Yarpız (Yarpuz) mancası-salatası,

Endonezya' da tarihinin 1883 yılında en büyük püskürmesine sahne olan etkin yanardağ...

Krakatoa, 

31.07.2009, 17:42 Krakatoa yanardağı yeniden patladı heberi ile Dünya çalkalandı.

Acaba yine hangi şeytanı kızdırdılar...  
Dağ şeytanı Orang Aljeh' in rahatsız edildiği için, 1883 yılında dağ patladı.  Bu hırçın yanardağ, orada yaşayan yerliler kadar o dönem dünyanın da kaderini değiştirmiştir.

Tarihin en büyük yanardağ patlamalarından birinin yaşandığı 1883 yılının ağustos ayında, yaklaşık beşbin kilometre öteden bile duyulabilen sıradışı gürültüler insanın kanını dondurur, bu gürültüler saatlerdir süren patlama gürültüsü değil,  dağın parçalanmasının sesidir. Gökyüzü kül, duman, is ve koku içindedir, yaz günü bile gündüz vakti her yer karanlıktır. 80 kilometre yükseğe fışkıran küller heryeri sarmıştır. 35 binden fazla kişi ölmüş (patlamada 2000,  tsunamide 33.000), bir sürü hayvan leşi denizde yüzer. Patlamanın ardından kaybolan ada ve oluşan tsunami Java sahiline felaket getirir, Anger kasabası haritadan silinir, 295 köy sulardadır ve Sumatra çevresi ceset kaynamaktadır. Oluşan tsunami Hint denizinde yaşanan ilk tsunamidir ve dalgaların boyu çok büyüktür.

Krakatoa yanardağı daha önce de patlamıştı. Krakatoa 535’ te yine patlamış ve bu patlama sonrası oluşan bulutlardan dolayı, güneş ışınları Afrika' nın bazı yerlerine ulaşamamış , bu da burada barınamayan ve aç kalan pireler fildişi ticareti yapan gemilerle Avrupa' ya taşınmış ve yıllarca insanları öldüren hıyarcıklı veba salgını oluşmuştur.  o salgından en çok etkilenen şehir ise Konstantinopolis yani İstanbul' dur. Avrupa' ya yayılmadan önce bu vebadan sadece İstanbul'da 250 bin kişi ölmüştür. Daha sonra yayılan salgın ile kurban sayısı milyonları bulmuştur. Şimdilerde yapılan açıklamalara göre Krakatoa yanardağı patlayıp, atmosfer ve okyanusların ısınmasını engellemeseydi, küresel ısınma çok daha önce gerçekleşecekti.

Krakatoa depremine rakamsal olarak göz atacak olursak; 5000 km. den duyulan yüksek patlama sesi, 36.000 ölü, 40 m. yükseklikte tsunami dalgaları, 21 km3 süngertaşı, karaya fırlayan 600 ton volkan, 150 megaton TNT patlamasına eşit güç, 80 km. ye ulaşan toz, sis ve duman bulutu şeklinde felaketin ölçüsünü hesaplayabiliriz. Bölge oluşan partiküllerden oluşan kara bulutlardan dolayı uzun zaman karanlıkta kalır ve dünya atmosfer ısısında 2 santigrat düşüş görülür. Gökyüzündeki kara bulutlar üç yıl boyunca Amerika'da ve Avrupa'da güneşin mavi,yeşil renkte görülmesine yol açtı. 80 kilometreye yükselen bu kül bulutu hiç yere düşmeden, bulut olarak pek çok yeri dolaştı,durdu. Dünyanın en uzak köşelerine bile giden bu kül bulutu, pek çok ülkede iklim değişikliklerine yol açtı, karanlıga gömdü.  Dünya bu felaketi uzun yıllar istese de bu bulut yüzünden unutamadı. Ozon tabakası inceldi, beş yıl dünya normale dönemedi.

Yaygın ağrıya neden olan ve çok sık görülen, yumuşak doku romatizmasına verilen ad...

fibromiyalji_2Fibromiyalji, 
Sendrom, tıpta bulgular topluluğuna verilen isimdir. Fibromiyaljide bir grup bulgunun (semptomun) birlikte olması durumudur. Fibromiyaljinin kelime anlamı kaslarda, bağlarda, tendonlardaki ağrıdır. 

Fibromiyalji yaygın ağrıya neden olan ve çok sık görülen bir romatizmadır. Esas olarak kasları ve kasların kemiğe yapıştığı bölgeleri etkilemektedir. Bir eklem hastalığı değildir, eklemi tutmaz ve şekil bozukluğu yapmaz. Bir çeşit iltihaplı olmayan yumuşak doku romatizmasıdır. Özellikle sırt, boyun, omuzlar ve kalçalarda belirgin olmak üzere yaygın kas-eklem ağrısı, yorgunluk, sabah tutukluğu ile karekterize kronik(süregen) bir kas iskelet sistemi hastalığıdır. Her yaşta ve her iki cinste görülebilmekle birlikte en sık 30-60 yaşlar arasında ve kadınlarda erkeklerden daha fazla (7 kat) görülür.

Fibromiyalji’nin nedeni kesin olarak bilinmemekte.Stres, kaygı, depresyon, dinlendirmeyen uyku ve bazı romatizmal ve hormonal hastalıklarla ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Aşırı egzersiz veya ağır sporlar yapmak , hareketsizlik, soğuk ve nemli havalar, psikolojik stresler ağrıları arttırır.

Devlet dairelerine gelen evrakın üzerine konan kayıt işareti...

Amed,
Eskiden devlet dairelerinden gelen evrakların üstüne konan belirleyici işaret.

Eski Ahit' te İsrailoğullarının Tanrı için kullandığı adlardan biri...

Elohim,

Eloha: Tanrı, Elohim: Tanrılar 
Elohim kelimesi aynı zamanda prens, kral vs gibi yüksek rütbeliler için kullanılan bir kelimedir. Kutsal Kitap' ta Tanrı' nın gücünün, yöneticilik ve adalet özelliklerinin geçtiği yerlerde kullanılmıştır. Tanrı Yehova için kullanıldığında saygı ifadesi olarak Eloha'ın çoğulu olan Elohim kullanılmıştır. 

İbranice “Tanrılar” anlamına gelen bu terim, Eski Ahit’ in Elohist metinlerinde İsrail’ in tanrısı (Yahve) için bir isim olarak kullanılır. Bugünkü Eski Ahit’ te (Tevrat’ ta) iki ayrı kitabın birleştirilmesi gibi anlaşılan iki ayrı anlatım tarzı vardır. Yüce Tanrıdan Elohim ismiyle bahseden metinlerin mutemel yazarı için Elohist ismi kullanılır. Bir Tanrıdan Yahve diye bahsedilen metin vardır. Elohist metinlerin daha sonraki dönemlere ait olduğu düşünülür. Yahvist metinler tarihsel açıdan daha eskidir.  

Halk edebiyatında aruz ölçüsüyle yazılan şiir türlerinden biri...

Selis,
Kalenderi, 

Selis, Halk edebiyatında aruz ölçüsü kullanılarak yazılan şiirlerdir. Genellikle 19’uncu yüzyıl aşıkları tarafından kullanılan selisin en fazla yazılan tipi gazeldir. Hece ölçüsünün on beşli kalıbına da uyan selislerin en belirgin özellikleri farklı bir ezgiye sahip olmalıdır.

Kalenderi, Halk şairleri tarafından aruzun mef’ûlü mefâ’îlü kalıbıyla gazel, murabba, muhammes, müseddes biçiminde söylenen şiire denir. Özel bir ezgiyle okunur. Ezgisi bakımından düz kalenderî, Acem kalenderisi, Emrah kalenderisi gibi çeşitlere ayrılır. Kafiye düzeni divan ve semaî ile aynıdır. Bu tür şiirler 3+4+3+4 veya 7+7 şeklinde ondört heceli iken, sonradan yerine aruz vezninin geçtiğini ileri sürenler vardır.


Osmanlı dönemi seyirlik oyunlarında, tulumcularla birlikte gösteri yapan yüzü maskeli ya da boyalı oyunculara verilen ad...

Bineva,

Eski büyük eğlencelerin başlıca görevlilerinden olan tulumcular ya da diğer adıyla sakalar, gürültülü, patırtılı, kaba ve genellikle soytarılığa dayanan gösteriler yapan dansçılardı. Şenliklerde düzen bu 'tulumcu' denilen kolcular tarafından sağlanırdı.

Tulumcuların "Cin Askeri" denilen yardımcıları da vardı. Tulumcular, mesirden keçe, külah, cebe, şalvar ya da siyah kırmızı deriden donlar giyerler, ellerinde bezir yağlı, keçi derisinden tulumlar bulunurdu. Bu tulumlar su ya da yağla şişirilirdi. Tulumcubaşı ise beyaz ya da sarı yaldızlı bir külah ve sarı yaldızlı bir cebe giyerdi. Elinde beyaz yaldızlı bir asa bulunurdu. Tulumcuların hem giysileri hem de tulumları yağa bulanmıştı. Seyirciler hem yağa bulanhttp://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=5955880156816917417&postID=468133935677580053mış tulumu yememek, hem de üstlerini kirletmemek için kaçışırlardı.
 
Tulumcu ve saka, meydanın toz kalkmaması için sulanması, süpürülüp temizlenmesi ve en önemlisi de seyircileri, suratlarını asmadan, keyiflerini bozmadan şakalaşarak ve güldürücü hareketler yaparak oyun yerine sokmamak ve herhangi bir kargaşalıkta yağlı tulumlarıyla düzeni sağlamakla görevliydi.

Tulumcular, kırk elli kişi birden meydana çıkarlar, ellerindeki yağlı tulumlarla taşkınlık yapan, düzeni bozan ve tatsızlık çıkaranları döver, baştan aşağı sular ya da yağa bularlar, halkın seyirlik oyunları rahat ve iyice seyretmesini sağlarlardı. Ancak bütün bu cezalandırmalar sirklerdeki palyaçolarınkine benzeyen komik hareketlerle yapıldığından, keyif kaçıracak yerde seyredenleri eğlendirirdi. Eski bir anlatımla "vafirlubbazlıklar" yaparlardı.

Padişah ll.Beyazıt döneminin ünlü soytarılarından Aseli adındaki bineva merkebe binmiş, başka bineva' lar da ellerinde tulumlar, yüzleri maskeli ya da boyalı olarak geçmişlerdir; merkebe binmiş olan Aseli'nin bir dergiden zart denilen nükteleri okuduğunu ve binevaların karşılıklı söyleşmeye geçtiklerini öğreniriz.

Danimarka' ya özgü yumuşak bir peynir...

Esrom,

Danimarka peyniridir. Yarı yumuşak, düzgün, tatlı ve tereyağlıdır. Salut Limanından sonra meşhur olmuştur. Kabuğu tüketilebilir.

İstanbul Boğazı' ında, Anadolu Fenerinin bulunduğu burun...

Yon, 
(Horm).
Anadolu Feneri (Beykoz), İstanbul Boğazı’ nın Anadolu yakasında, Boğaz’ ın Karadeniz’e açılan kuzey ucundaki Yon (Hrom) burnu üzerindeki küçük bir tepeciktedir.

1855’ deki Kırım Savaşı sırasında gemilerin rahatça Karadeniz’e girip çıkabilmeleri için karşısındaki Rumeli Feneri ile birlikte inşa edilmiştir. İki fener arasındaki uzaklık 2 deniz milidir.

Osmanlı devrinde ahşap olan bu fenerden ilk defa 1755’ de İstanbul’ a gelen Macar asıllı Fransız Mühendisi Baron de Tott bahsetmiştir. Kule kısmını Fransızların inşa ettiği bu fener 100 yıllık bir imtiyazla 15 Mayıs 1856’da hizmete sokulmuştur.

Fransa İmparatoriçesi Eugene’yi İstanbul’a getiren geminin kaptanı Marius Michel ve saatçi Bernard Camille Pollas’a Fenerler İdaresi tarafından hasılatın % 28’ini devlete bırakmaları koşulu ile işletme hakkı verilmiştir. 1937’ de Fransızlara Tazminat verilerek imtiyazları iptal edilmiş ve işletme Cumhuriyet idaresine geçmiştir. Fener Kulesi deniz seviyesinden ortalama 75 m. yükseklikte olup, beyaz taştan, yuvarlak ve yukarıya doğru daralarak inşa edilmiştir. Fener Kulesinin yüksekliği ise 20 m. dir Açık havada 20 deniz mili mesafeden bile ışığı görülen bu fenerin lambaları döner sistemli sabit ve çakıcı ışıklıdır. Fener, saniyede bir beyaz ışık veriyor, 18 saniye bekliyor.

Damarlı ve yarı saydam bir taş...

Oniks (Onyx), Damarlı akik.

Oniks ismi Asur dilinde "yüzük, halka" anlamına gelen sözcükten türemiştir.  Silis minerallerinden akikin bir türü olan oniks yarı değerli bir taştır. Akik, kalsedon ya da kadıköytaşı olarak adlandırılan geniş bir mineraller gru­bunun üyesidir. Karneliyen ve helyotrop (kantaşı) gibi değerli taşları da içeren kalse-donlar özellikle mücevher yapımında kullanı­lır. Oniksi öbür kalsedon türlerinden ayırt eden özelliği, birbirini izleyen siyah ve beyaz renkli şeritleri olmasıdır. 

Aynı taşın kahve­rengi ya da kırmızı şeritli türüne ise sardoniks denir. En nitelikli oniksler Hindistan ve Güney Amerika'da çıkarılır. Benzer görünümü nedeniyle zaman zaman oniksle karıştırılan bir kalsit (kristal yapılı kireçtaşı) türü vardır. "Oniks mermeri" de­nen bu malzeme çok daha büyük cisimlerin yapımında kullanılır. Bir oniks türü olan Sardoniks (Sardonyx) renkli şeritler ve kırmızının tonları renginde olmaktadır. Saf siyah oniks pek yaygın bulunur.Kimyasal formulü SiO2, silikon dioksit, olan oniksin Mohs skalasına göre sertliği 7'dir.

Görülen alemin ötesi...

Mavera, Öte.

Rize' de bir köprü...

Hala(Kale) Köprüsü; Çamlıhemşin’ i çıktıktan sonra sağa dönülerek Zilkale' ye gidiliyor. Çamlıhemşin’e yaklaşık 17 km olan ve Fırtına Deresi’nin yanı sıra gidiliyor. Hala Deresi üzerindeki Hala Köprüsüne eskiden Kale Köprüsü ' de denilmektedir. Köprü 18.YY.’ın ikinci yarısında Ballıoğlu Mehmet Usta tarafından yöre halkının talebi üzerine yapılmıştır.

Şenyuva Köprüsü; eski adı Çinçiva olan, tek gözlü ve kemerli bir Köprüdür.


Ortan Köprüsü; Ortan Köyü’nde,

 
Mikron köprüsü; Çamlıhemşin ilçesinde, Fırtına vadisinde, Fırtına Deresinin Aşağı Şimşirli kolu üzerinde kuzey –güney doğrultusunda uzanan tek gözlü, kemerli, taş köprü yer alır.
İki ayak açıklığı oldukça geniştir. Yaklaşık 30 m. uzunlukta, dere seviyesinden 10-12 m yükseklikte yer alır.



Çelonç-Çilanç köprüsü;









 
Timisvat köprüsü;
Fırtına deresi ve yöreye has 17-18 yy taş kemer köprülerden biri olan Timisvat taş kemer köprünün fotoğraflanması, Çamlıhemşin’e varış, serbest zaman. 




Çat köprüsü;
Zilkale, Çat köprüsü;



Hemsin köprüsü; 



Ayder köprüsü;

Trakya yemekleri, ...

Köbete, (Göbete),  
Kırım Tatar Türklerine özgü bir börektir. "Kobete" olarak dabilinir.

"Kobete"nin içine konulan iç değişebilir. Patatesli,pirinçli, işkembeli kobeteler olabilir. Öğünlerde, hoşaf, ayran veya cacıkla yenir.

Malzemeler;
1 adet tavuk, 1,5 kg soğan, 1 su bardağı sıvı yağ, 1,5 kg un, 250 gr yoğurt, 2 adet yumurta, 2 tatlı kaşığı tuz, 2 çay kaşığı karbonat, 1 çay kaşığı karabiber, 1 tatlı kaşığı salça.

Hazırlanışı;
Tavuk ateşte közlenir, parçalanır ve yıkanır. Tencerede kavrulur. Küçük küçük doğranmış soğanlar ilave edilir, her ikisinin de iyice kavrulması sağlanır. Tuz, karabiber ve salça ilave edilir, bir süre sonra ateşten indirilir. Ayrı bir tencerede un, yoğurt, yumurta ve biraz su ilave edilerek karıştırılır. Kulak memesi yumuşaklığında bir hamur yapılır, 15 dakika dinlendirilir. Daha sonra elde edilen hamur ikiye ayrılır. Bir parçası oklava ile yuvarlak olarak, mümkün olduğunca ince bir şekilde açılır. Yufka haline gelen hamurun üzerine bir miktar sıvı yağ sürülür. Birkaç dakika bekletilen yufka, kol böreği şeklinde sarılır ve oklava ile tekrar bu defa katmer hamuru gibi açılır. Elde edilen hamur tepsiye yerleştirilir. İkinci parça hamura da aynı işlem uygulanır. Tepsinin altına konulan hamurun üzerine, tencerede kavrulan tavuk eti ve soğan karışımı düzgün bir şekilde yayılır. Bunun üzerine de ikinci hamur yufkası düzgün bir şekilde kapatılır. Bu işlemin ardından ikinci tencerede çırpılan un, yoğurt ve yumurta karışımı sürülür, fırına verilir. Üzeri kızardıktan sonra hafifçe ıslatılıp üstü örtülerek bir süre dinlendirilir ve servis yapılır. 

Diğer yemeklerden seçmeler;

Arnavut ciğeri, Arnavut yahnisi, Ayşefasulye bastı, Akıtma,
Batı Trakya usulü yeşil mercimek, Boşnak böreği, Bohça böreği,  Bakla fava,
Ciğer sarması, Cizleme,
Çarşaf böreği, Çılbır,
Eminem böreği,
Gacal tarhanası,  Göce lapası,  Gül böreği,
Hardaliye(Üzüm suyundan yapılan), höşmelim, hayrabolu tatlısı,
Ispanaklı tepsi böreği,
Kaçamak,  Kırkı yemeği (Mısır unu ile yapılan), Kaçamak, Kabaklı börek, Keşkek,
Kulak erişte çorbası, Kuskus pilavı, Kesme pilav (erişte), Katmer,  Kulak,
Lorlu biber, Lutuka (Patlıcan, biber sebze yemeği),
Manzama salatası, Mangır, Muska böreği, Mekik (kulaç/lokma), Malkul (Boşnak yemeği),
Muhacir tarhanası, Mantı, Nişasta helvası,


Paşa böreği, Papara, Puf böreği, Pırasa böreği (pireşe), Patlıcanlı börek, Pazlama, Pırasa çorbası, Patates çorbası,
Patatesli börek,
Pelte ve Keten helvası,
Selanik tatlısı,
Tatar böreği (çiğ börek),
Yuvalama-Piyale köfte(Patatesle yapılan),

Trabzon' da bir köprü ...

Zağnos  Paşa Köprüsü, 1467 yılında Trabzon Valisi Zağnos Paşa tarafından yaptırılan bu köprü eski şehrin batıya açılmasını sağlamıştır. Zağanos Paşa (veya Zağnos Paşa), Rum asıllı devşirme Osmanlı paşası. Zağanos sözcüğü bir çeşit şahin anlamında olup, Farsça zağan sözcüğünden Osmanlıca’ya geçmiştir.

Kiremitli Köprü, Hapsiyaş Köprüsü, Ahşap köprü, Of, Trabzon.



Alçalı (Uzungöl) Köprüsü;

Eski Mısır' da erkeklik ve üreme tanrısı...

Min, (Menu, Amsu)
Erkeklikte seksin tanrısıdır.Koptos'ta tapınılır.Yunanlılarda bu tanrı Yunan tanrısı Pan ile birleştirilmiştir. Bu tanrıya adak olarak koç kesilir.Min'e tanrıça İsis'le beraber de tapınıldığına rastlanmaktadır. Her yıl hasat mevsimi geldiğinde onun adına kutlamalar yapılır. Ayrıca bu tanrı kervanların kouyucusu olarak da bilinir. Min' in kökeni Kızıldeniz'e kadar uzanır. Min başında iki tüy ve kırmızı kurdelalı bir taç,erkeklik organı erekt ve sağ elinde bir kamçısı vardır. Tanrı Min'in Horus'la büyük kavgaları olmuştur. Ra ikisinin de barışmasını emretmiştir.

Elinde yıldırım taşıyan Amen’ın bir formu olarak (Mısır sanatında yıldırım olarak belirtilmeye çalışılmış) ve ereksiyon halindeki penisiyle resmedilmiştir. Tam adı Menu-kamuf-f (Min, Annesinin Boğası). Erkekliğin (güç ve iktidar) tanrısı olarak tapıldı, Ona marul (lahana) hediye edilmiştir (sunulmuştur) ve sonra erkekliği elde etme umuduyla bunlar yenmiştir. Kadınlığın (feminenliğin) ve aşkın tanrıçası Qetesh’in kocasıdır.

Rio de Janeiro kentinin ünlü bir plajı...

İpanema, 
Copacabana.

Brezilya, Rio de Janerio'da en popüler plajlarıdır.

Moğol İmparatorluğu' nun eski başkenti...

Kara Kurum,  
Harhorin, 
(Moğolca)
Moğolistan'ın güneybatısındadır. Övörkhangay ilindedir.
Harhorin kenti yakınlarındadır.

Şehir Orhun ırmağının Batı Kıyısında Ügeynor Gölünün güneybatısında olan Karakurum, Talalhayn Bozkırında yer alır. Uygur Hakanı Büğü Han tarafından VIII. yüzyılda kurulmuş. Kent daha sonra Mu Balık (kötü kent) ve Kara Balasagun (kara kent) adlarıyla anıldı. Moğollar ise buraya, Hara Herek (kara sur) dediler. 

Şehir 1220 yılında Cengiz Han tarafından kurulmuş. 1234 yılında ise Ögeday Han tarafından yapımı tamamlanmış. 1235 yılında şehir surlarla çevrildi. Kurulduğu yıllardaki  adı Ordubalık olan kent, Kubilay Han zamanında adı Karakurum oldu. Bir süre Çin'deki Moğol Devletinin merkezi de olan kent XV. yüzyıldan sonra önemini yitirdi. Bugün, boşaltılmış olan kentin surları yıkık durumdadır.XIII. yüzyılda Moğolistan İmparatorluğuna 30 yıl başkentlik yapmıştır. Bugün kentten ancak birkaç duvar kalıntısı kalmıştır.  

Tropikal bölgelerde yaşayan iri gagalı bir kuş...

Boynuzgaga,  
Öküzburnu, 
Kalao, Calao.

Rusya' daki Kalmukya Özerk Cumhuriyeti' nin başkenti...


Elista,
Stepnoy,
Kalmukya-Kalmykia   
Rusya Federasyonunda Kalmık Cumhuriyeti' nin başkenti. 
Rusya'nın güneyinde, Volga Nehri ile Çeçenistan, Dağıstan ve Stavropol bölgesi arasında yer alan, Rusya Federasyonu'na bağlı özerk bir devlet. 
1989 rakamlarına göre nüfusu 323 bin ve yüzölçümü 75 bin 900 kilometrekare. 

Başkenti Elista.
Ülkenin adı, buraya yerleşen Moğol kökenli bir topluluk olan ve ülke nüfusunun büyük bölümünü oluşturan Kalmuklardan gelmektedir. 

Kendilerini, Oyrat diye isimlendiren Kalmuklar, Çungarlar ve Öletler diye de bilinmektedir. Kalmuklar Moğol kökenli halk topluluğudur.     

Cengiz Han'dan sonra Çin'den çıkarılan Moğollar 1367'de Moğolistan'a geri döndü. Diğer Moğollardan ayrılan Oyratlar, Doğu Moğolistan'da Togan Han yönetiminde 1416'da Çungar Hanlığı'nı kurdular. 1418-1428 arasındaki üç savaşta Çağatay Hanlığı'nı yenerek, buranın doğu topraklarına sahip olan Çungarlar, Esen Tayşi döneminde, 1439-1455 arasında en parlak dönemlerini yaşadılar. Esen Tayşi'den sonra 1460'ta parçalanarak küçük beyliklere ayrılan Çungarlar'ın bir boyu, 1604'te Harezm'i ele geçirdi. Bu grup daha sonra 1632'de, Volga Nehri boylarında İdil Kalmukları Hanlığı'nı kurdu. Diğer grup ise Çungarya'da Oyrat Devleti'ni yeniden kurarak Türkistan'a hakim oldu.     


İdil Kalmukları, 1724'te Rusların hakimiyetine girdi. Ruslar, 1770'te bölgeyi tamamen işgal etti. 1917'de Astrahan'da bir meclis oluşturan İdil Kalmukları, Kalmukistan yönetimini yeniden ele geçirdiler. Ancak 1920'de Rusya Federasyonu'na bağlı bir özerk bölge haline getirilen Kalmukistan, 1935'te Sovyet Cumhuriyetlerinden biri oldu.  İkinci Dünya Savaşı'nda Almanlarla işbirliği yapmakla suçlanan Kalmuklar, 1943'te diğer Kafkas milletleriyle birlikte Orta Asya'ya sürüldü. Kalmuk Özerk Cumhuriyeti, başkenti Elista olmak üzere, 1958'de yeniden kuruldu. Sürgüne gönderilen Kalmukların büyük bölümü geriye dönmedi. Kalmukya 1991'de Sovyetler'in dağılmasından sonra, Rusya'ya bağlı özerk bir cumhuriyet olarak kaldı.

Tropikal Amerika' da yaşayan ve pek iyi uçamayan, tavuğa benzer bir kuş...

Tinamu,
Güney Amerika Bıldırcını,
Tinamu' lar bıldırcına benzer bir kuştur. Bıldırcınlar gibi, şaşılacak derecede hızlı, adeta füze gibi uçarlar. Fakat uçtukları uzaklık en fazla 90 -100 m. dir. Üst üste birkaç kere uçuşa geçmek zorunda kalırlarsa, kısa zamanda yorulurlar. Tinamular ilkel üç parmaklı yer kuşları olup tropikal bir ormanlarda yaşarlar. Her nedense son dakikaya kadar havalanmazlar. Bu özelliklerinden dolayı, avcılar, tinamu'ya en gözde bir av kuşu gözüyle bakarlar.

Tinamuların otuz iki türü Güney ile Orta Amerika'da yaşar. Genel olarak Tinamular ot ile kaplı ovalarda yada sık ormanlarda yaşarlar. Hemen tamamıyla yerde yaşar ve ancak mecbur kaldıkça havalanırlar. Ağaçlara hiç tünemezler. Genellikle yalnız yaşar ve sadece çiftleşme mevsiminde çift gezerler.

Tinamu, yuvasını çoğu zaman büyük bir ağacın dibindeki bitki örtüsünün altına yapar. Yumurtalarının rengi, türüne göre leylakla pembe arasında oynar. Eşsiz bir parlaklıkları vardır. Kuluçkaya yatmak vazifesi erkek Tinamu'nundur. Kuluçka süresi üç haftadır. Yavrulara baba bakar. Erkek Tinamu, yavrularına tehlikeli olabilecek hayvanları yuvadan uzaklaştırmak için yerine göre yaralı taklidi bile yapar. Avcı hayvan Tanimu'yu kovalayınca, yuvadan uzaklaşmış olur.

Yavru tinamu' lar zengin bir kahverengi ve sarı havla Örtülüdür. Bu fonun üzerinde parlak siyah lekeler göze çarpar. Yavru tinamu' lar yumurtadan çıkar çıkmaz koşabilirler.
Güney Doğu Kolombiya'da sık bir ormanın zemininde dolaşan yavru tinamu'lar, düşmüş yaprakların arasında katiyen göze çarpmıyorlardı.

Tinamu'nun berrak ve ahenkli bir sesi vardır. Bu, bütün yıl boyunca sabah ve akşam ormandan duyulan ve sık sık tekrarlanan bir ıslıktır. Bu kuş yere düşmüş böğürtlenimsi yemişlerle, tohumlarla, körpe köklerle ve böceklerle beslenir.

Eski Mısır inanışında ana tanrıça...

İsis, 
Osiris'in (aynı zamanda karısıdır ), Nephthys ve Set'in kardeşidir, Nut ve Geb'in kızları ve çocuk Horus' un annesidir. Bazı kaynaklara göre Anubis de İsis ile Osiris'in oğludur. Mısır tarihinin başından sonuna kadar, İsis, Mısır' ın en büyük tanrıçası olmuştur.

İsis’in eski Mısırca’daki adları Ast ve Esi’dir. İsis eski Yunanlılar’ın koyduğu bir addır. Hiyeroglif yazıdaki As-t ideogramı aynı zamanda, taht sözcüğünde kullanılan ilk ideogramdır. Bir başka deyişle İsis’in adının ideogramı tahttır. İsis ve Osiris Geb ve Nut’tan doğan dört ilahtan ikisidir, diğerleri İsis’e yardımcı kızkardeş Nephtys ve kötü kardeş Seth’tir. Kimi zaman başı üzerinde yer alan bir yıldız ve beyaz tacıyla, kimi zaman da kucağında çocuğunu emzirir, süt verir halde tasvir edilen ve Mısır metinlerinde Sirius gibi “vericilik” özelliğiyle nitelenen İsis, aynı zamanda Osiris’in beden parçalarını bir araya getirmeye çalışan bir ilahedir. 
 
Şefkatli bir anne gibi verici olan İsis’in diğer belirgin özellikleri sorumluluk taşıması, vazifesine bağlı olması ve sadık kalmasıdır (Osiris’e sadakati). O’ndan ilâhî anne ve sihirlerin efendisi olarak da söz edilir. Rüzgarlara, yağmurlara, ırmaklara, gemilere hükmeden, tüm suların da hükmedicisi olan İsis’tir. Yıldızı Sothis, yani Sirius-A’dır. Mısır Ölüler Kitabı’na göre, ölüm olayı ile bedenini terk eden varlıklardan tekamül düzeyi ileri olanlardan bazıları İsis’in kudretinden yararlanır, ışığa dönüşür, ilahlarla özdeşleşir ve Sirius’un “yüce kapısı”na ulaşabilirler. Şahin biçiminde resmedilen oğlu Horus ise içteki vicdan sesinin ilâhıdır. İsis’e çeşitli tasvirlerde en sık eşlik eden semboller inek , boynuzlar, küre, testi, hilal, yunus, emzirilen çocuk ya da süt verme, gemi ya da kayık, orak, kulplu haç ya da ankh ve bu ankh sembolüne benzeyen, “İsis’in düğümü” denilen semboldür. 

Hindu mitolojisinde zenginlik tanrısı...

Kubera,(Lord).
Vitteşa.
 
Hint mitolojisini özetlersek;
"Ben Aditi'nin oğulları arasında Vishnu'yum; ışık veren cisimler arasında Ravi (Güneş)'yim; rüzgarlar içinde Marut'um yıldızlar içinde Şaşi (Ay)'yim. Vedalardan Samaveda'yım ben tanrıların başı İndra'yım; duyular içinde akılım; canlıların bilinç ışığıyım. Rudralar arasında Şankara (Şiva)'yım Yakshalar ve Rakshasalar arasında Kubera'yım (Vitteşa); Vasular arasında ateş tanrısı Pavaka (Agni)'yım dağlardan Meru'yum. Ermişlerden göksel ermiş Brihaspati'yim; savaşçılar içinde savaş tanrısı Skanda'yım; sulardan Sagara (Okyanus)'yım.

Hindu mitolojisinde ilk insan...

Manu,

Evrenin her an gelişmekte olduğu ve sonsuza kadar sürekli olarak gelişeceği düşüncesi Hint felsefesinin en bilimsel savıdır. Tanrı Vişnu bu savın temsilcisidir. Evrenin bir sonu olduğunu tasarımlayan halk efsanelerinde bile onun dünyanın sonuna doğru yeni bir cisimleşmeyle yeniden dünyaya ineceği ve dünyayı büsbütün yetkinleştireceği anlatılır. Hint mitolojisinin Tufan öyküsünde de balık (Matsya) olup insan Manu' yu sırtına alarak kurtaran ve insan soyunun yeniden türemesine olanak hazırlayan odur. 

Tanrı Vişnunun ünlü söylevi, Hint felsefesinin, ölüm ve görev üstüne en ilginç düşüncelerini dile getirir. Vişnu'ya göre ölüm diye bir şey yoktur, sadece oluşma ve gelişme vardır, ölüm denilen şey bu oluşma ve gelişmelerin belli birer aşamasıdır, bütün varlıklar gibi insanlar da bu aşamalardan geçerek daha üstün bir düzeyde, daha gelişmiş olarak varlaşırlar ve böylece varlıklarını sonsuzca sürdürürler. Vişnu tasarımı, bütün ayrıntılarıyla, ilkel insan zekasının en parlak belirtilerinden biridir.   

Epik Sanskrit devrine ait dille yazılmış olan "Eski Efsane" Purâna' larda, tanrı'lar,  yaradılış, kıyamet, azizlerin efsaneleri, cin, peri, evrah, evren, ilk krallara ait soy listeleri kral ve azizlerin serüvenleri, ilâhiler, dualar, mitolojik olaylar anlatılmıştır. Puranâ edebiyatını teşkil eden eserlerin her birinde beş bölüm bulunduğu kabul edilir.  Bunlar: Sarga (yaradılış), Pratisarga (yaradılışın devamı), Yanışa (tanrıların ve azizlerin şecereleri), Manvantra'lar (İlk insanlar, manu' lar ile birlikte devirler), Vanzşânuçârita (kral şecereleri).     

Başka benzer bir efsaneye göre; İbrani mitindeki Nuh’un tersine Hindu mitindeki Manu, sağ kalan tek canlıdır. Bir balık(Matsya) kendisine tufanı önceden haber vermiştir. Herşey bittikten sonra Manu kendisini yalnız hisseder ve bir kadın ister. Tanrılar, bu kadını Manu’ nun kendilerine sunduğu ekşi süt ve tereyağından yaparlar.

Yunan mitolojisine göre uçmayı başaran ilk insan...


İkaros,

Daedala'ya ismini veren Daidalos, Yunan mitolojisinde bir heykeltraştır ve güzel sanatların başlatıcısı sayılır. Hellen öncesi çağda yaşadığına, Girit Kralı Minos'un buyruğunda çalıştığına inanılır.Ünlü Girit Labirentini de o yapmıştır. Bu labirent , içine girenin bir daha çıkamaması için yapılmış, karmaşık ve girift dehlizlerden meydana gelmiş bir yapıdır .İlk uçan adam olduğuna inanılan oğlu İkaros da ünlüdür. Daidalos, hem mimar hem heykeltraş hem de her türlü mekanik araçları yapan çok yönlü bir yaratıcıdır. Atina'da atölyesinde Talos adlı yeğeni ile birlikte çalışmaktaydı. Ancak Talos çok yetenekli bir gençti ve ustası Daidalos'u bile geride bırakacak kadar çalışkandı. İşte Talos'un bir gün ölü bir yılanın dişlerini kullanarak testereyi icat etmesi, ustası Daidalos'u çok kıskandırmış ve çırağınıAkropol'den den aşağı atarak öldürmesine neden olmuştur. Daha sonra bu cinayet ortaya çıkar ve Girit kralı Minos'a sığınır. Minos ondan kızı Ariane için bir dans yeri inşa etmesini ister. Orada bir saray cariyesinden oğlu İkaros dünyaya gelir. Daha sonra Minos'un istediği labirentin plânını yapar. Daidalos daha sonra değişik entrikaların içine girer. Kendilerine kızan kral Minos, babayla oğulu kendi yaptıkları labirente kapatır.

Burada oğlu İkaros ile beraber bir süre hapis kalır. Daha sonra, aklına balmumu ve tüylerden, tıpkı kazlarınki gibi bir kanat yapıp havalanmak gelir. Planını uygular. Kendisinin ve oğlu İkaros'un balmumundan kanatları olur. Havalanarak labirentten çıkmayı başarırlar. Bu arada Daidalos, oğlu İkaros'a uçarken çok alçalırsa denize düşeceğini, çok yükselirse de güneşin tüyleri birbirine bağlayan balmumlarını eriteceğini tembihler. Ancak uçmanın cazibesine iyice kapılan İkaros, babasının uyarılarına kulak asmaz, bu uyarılara uygun davranmaz ve yükseldikçe yükselir. Güneş balmumlarını eritir ve İkaros artık uçamayarak denize düşer,ardından da boğularak ölür.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ