Bir cins karabiber...

Kava,
(Kava kava, Kava Biber), (Piper methysticum)
Polinezya'ya özgu biber familyasından bir bitki olup bu bitkiden çıkarılan içki ve narkoz olarak bilinir. Güney Pasifik Adaları’nda yetişir. Türkiye’de yetişmez.
Birçok ülkede kuruntu, stres ve uykusuzluk ilacı olarak kullanılmaktadır. Baharat veya güzel kokular satan Aktarlarda "kava kava" diye de satılmaktadır. Esas adı kava' dır. Kava biber olarak da anılır. Sinirlilik ve uykusuzlukta kullanılır. Kas spazmı ile gelişen kramplarda faydalıdır. Gece uykusunu düzenler. Kadınlarda menapoz sıkıntısını giderir.

Etken bileşenleri Kavapironlar (kavain, dihidrokavain, metistisin, yangonin). Kava preparatları sentetik ansiyolitik ve trankilizanların özellikle benzodiazepinlerin bitkisel alternatifleridir. Benzodiazepinlere kıyasla fiziksel ve psikolojik bağımlılık yaptığına dair delil gösterilmemiş olup bu da benzodiazepinlere üstünlüğü bulunduğunu ortaya koymaktadır.

Bereketli...

Artagan,

Bir dilin bütün formalitelerini bir araya getiren yapıya verilen ad...

Leksiyon,

Hinduların kutsal kitabı...

Veda, (Sanskritçe kutsal bilgi)


Hindularda genelde kule olarak veya büyük bir çana benzeyen şekilde inşa edilen tapınak...

Pagoda, (uzakdoğu tapınağı)

Yaklaşık olarak İ.Ö. 5. yüzyılda Uzakdoğu'da ortaya çıkan yüksek, çok katlı ve kule biçiminde yapı. Gövdesi daire ya da çokgen kesitli olup tuğla, ağaç ya da taştan yapılır. İnce işlenmiş ve çok cepheli pagoda biçimi, esas olarak Çin'de gelişti. Japonya ve Hindistan'da ise birçok değişikliğe uğradı. Bu ülkelerde pagodalar, Buda için yapılmış anıtlar niteliğindeydi. Çin pagodalarının kimileri 13 katlıdır. Dünyadaki en büyük pagodalardan biri de Rangoon'daki (Birmanya) altınla kaplı Shwe Dagon Pagodası'dır. 

Londra'daki Kew Gardens'da ve Pennsylvania'daki Mount Penn'de de iki ünlü pagoda vardır.Yaklaşık olarak İ.Ö. 5. yüzyılda Uzakdoğu'da ortaya çıkan yüksek, çok katlı ve kule biçiminde yapı. 

Gövdesi daire ya da çokgen kesitli olup tuğla, ağaç ya da taştan yapılır. İnce işlenmiş ve çok cepheli pagoda biçimi, esas olarak Çin'de gelişti. Japonya ve Hindistan'da ise birçok değişikliğe uğradı. Bu ülkelerde pagodalar, Buda için yapılmış anıtlar niteliğindeydi. 

Çin pagodalarının kimileri 13 katlıdır. Dünyadaki en büyük pagodalardan biri de Rangoon'daki (Birmanya) altınla kaplı Shwe Dagon Pagodası'dır. Londra' daki Kew Gardens'da ve Pennsylvania'daki Mount Penn'de de iki ünlü pagoda vardır.

Hindular tarafından büyük saygı gösterilen ve adına "Şadi" denilen düğün günü şenliklerini yöneten, düzenleyen Hintli veli...

Gazimiyan,

Hint aşk tanrısı...

Kama,

Bir çeşit av köpeği...

Tüle,

Avusturalya ve Yeni Gine' de kullanılan bir sicimin ucunda döndürülen iki tahta parçasından oluşan müzik aleti...

Romb,

Bir deliği genişletmekde kullanılan çelik aygıt...

Freze,

Bir çeşit siyah mercimeğe benzer tahıl...

İmirdik,
Mürdümük.

Bir çeşit ince ve çoğu çiçekli, pamuklu kumaş ...

Markizet,
Bir çeşit ince ve çoğu kez çiçekli, pamuklu kumaş.

Hindularda dinsel önder ya da öğretmen...

Guru, (öğretmen veya üstad).
Guru bilmekle , bilgiyi dağıtmakla(bilgelik) ilgilidir.
Hindistan nüfusunun yüzde 80'i olan 600 milyon kişinin kabullendiği Hinduizm, bu ülkedeki en yaygın dindir. Hindistan' dan başka Nepal' de ve Endonezya' nın bir bölümünde de izlenmesi nedeniyle Hinduizm, Asya' nın en büyük dini niteliğindedir.

Tarihte, İndüs ırmağı çevresinde gelişen uygarlığın Hinduizm' e çok benzeyen bir din geliştirdiği bilinmektedir. Bu din, daha sonra güneydeki Dravidyanlar ile kuzey Hindistan' ı işgal eden Aryan' ların birleşmesiyle Hinduizm' e dönüşmüştür. M.Ö. 1000 yıllarında Veda' ların yazılmasıyla bu dinin ilk yazılı kaynakları ortaya çıkmıştır. 

Hinduizm' in günümüzdeki önemli kitapları: 
Krishna' yı anlatan Bhagavad Giita bölümüyle ünlü Mahabharata Destanı, Rama' nın hikâyesini anlatan Ramayana Destanı, Veda' lar, Upanishad' lar ve Purana' lardır.

Hindu dinine sonradan geçmek mümkün değildir. Yani Hindu olabilmek için Hindu anne ve babadan doğmak gerekmektedir. Günümüzde Hinduizm, batılı hayranlarını eli boş çevirmemek için Guru'lar ihraç etmeye başlamıştır. Bir Guru, sadece bir öğretmen veya ruhsal rehber değildir. O, yolunu izleyecek olan öğrencilere kendi kişiliğini örnek olarak gösterir. Ruhsal yolda ilerleyebilmek için öğrencinin bir Guru'ya daima ihtiyacı vardır.

"Allah' ın Kızları" ve "Boğazkesen" adlı eserleriyle ünlü bir yazarımız ...

Nedim Gürsel, (1951-    )
1951 yılında Gaziantep'te doğan Nedim Gürsel'in ilk yazıları 1969'tan itibaren edebiyat dergilerinde yayınlanmaya başladı. 1970'te Galatasaray Lisesi'ni, 1974'te Paris Sorbonne Üniversitesi Modern Fransız Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Aynı yerde karşılaştırmalı edebiyat doktorası yaptı. Halen Sorbonne Üniversitesi'nde Türk Edebiyatı dersleri veriyor ve Fransa Bilimsel Araştırmalar Ulusal Merkezi'nde (CNRS) Türk Edebiyatı üzerine araştırma başkanı olarak çalışıyor. Kitapları 12 yabancı dile çevrilen Nedim Gürsel, Türkiye'de ve yurtdışında birçok ödülün sahibi. Bazı öyküleri tiyatroya uyarlandı. Kendisinin yazdığı bir film senaryosu var. 2004 yılında Fransız "Sanat ve Edebiyat Şövalyesi Nişanı' nı aldı.

Eserleri;
Boğazkesen (Fatih'in Romanı),
Sevgilim İstanbul (Öykü, 1986)
Öğleden Sonra Aşk (Aralık 2002)
Kadınlar Kitabı (Öykü, 1975)
Uzun Sürmüş Bir Yaz (Öykü, 1976) (1976 Türk Dil Kurumu Ödülü.)
Gemiler de Gitti ,
Sorguda (Öykü, 1988)
Seyir Defteri (Gezi, 1990)
Son Tramvay (Öykü, 1991)
İlk Kadın (Ekim 2004),
İzler ve Gölgeler (Şubat 2005),
Dünya Şairi Nâzım Hikmet (Haziran 2005),
Çıplak Berlin (Nisan 2006)
Bozkırdaki Yabancı (Eylül 2006)
Çıplak Berlin (Nisan 2006),
Bozkırdaki Yabancı (Eylül 2006),
Yedi Dervişler (Nisan 2007),
Başkaldıran Edebiyat (Ekim 2007),
Allah'ın Kızları(2008),
Öğleden Sonra Aşk (Aralık 2002) ,
Resimli Dünya (Mayıs 2004),

Fotoğraf sanatçısı, grafiker ve ünlü bir yönetmenimiz ...

Şahin Kaygun , 1951-1992,
Fotoğraf sanatçısı, grafiker ve yönetmen.

1951 yılında Adana' da doğdu. Güzel Sanatlar   eğitimini fotoğraf ve grafik dallarında yaptıktan sonra Saizburg Uluslararası Yaz Akademisi' ne katıldı. Yapıtları, Türkiye dışında Avusturya, Batı Almanya, İsviçre, İngiltere, A.B.D. ve Japonya gibi ülkelerde sergilendi ve yayımlandı.  Araştırmacı, atılımcı tavrının yanı sıra, kurallara bağlı kalmayı sevmeyen, bu nedenle alışılmışın dışında çalıþmalar yapan Kaygun, fantastik öğeleri grafik anlatımlarla desteklediği dışavurumcu yapıtlarıyla tanınıyor.

Türkiye’nin ilk polaroid fotoğraf sergisini açan ve bazı yapıtları Uluslararası Polaroid Koleksiyonu’ na da seçilen sanatçı fotoğraf dışında sinema ile de ilgilendi. 1987' de Afife Jale, 1988'de Dolunay adlı filmleri çekti. Ayrıca reklam filmleri yönetti.

Araştırmacı, yenilikçi tavrının yanı sıra kurallara bağlı kalmayı sevmeyen ve bu nedenle alışılmışın dışında çalışmalar yapan Kaygun fantastik öğeleri grafik anlatımlarla desteklediği dışavurumcu yapıtlarıyla tanınıyor. Art Film'in kurucusudur.

Kaburga altı...

Döş, (İng. brisket )
Halk dilinde Göğüs, bağır, sine denir.
Karkasta göğüsün yukarı ve ön kısmındaki kemikli et parçası.

Kaburga...

Eğe, Eğe kemiği (İng. rib, ridge)
Dört ayaklı omurgalılarda çift ve hafifçe kıvrık bir seri ince kemik ya da kısmen sırt taraftan omurgaya, karın tarafından bir kısmı göğüs kemiğine hareket edebilecek şekilde eklemli bulunan kıkırdaklı çubuklar. Eğe kemiklerinin oluşturduğu kafese de Anat denir.

Kabuk...

Kışır, Kışrı,
Eski dilde kabuk demektir.

Öleceği kesinlikle bilinen bir hastanın, acılarını dindirmek için doktor tarafından öldürülmesi...

Ötanazi,
Euthanasie.
Ölme hakkı.

Tedavisi mümkün olmayan hastalıklarda, canlıyı ağrı ve acı vermeden öldürme, uyutma. Bir kişinin veya bir hayvanın yaşamını, yaşamlarının dayanılamayacak durumda olarak algılanması sebebiyle, acısız veya çok az acıtan bir ölümcül enjeksiyon yaparak, yüksek dozda ilaç vererek veya kişiyi yaşam destek ünitesinden ayırarak sonlandırmak.


Amerika Birleşik Devletleri'nin Oregon eyaletinde yasaldır. Aktif ötanazi Türkiye'de yasal değildir. Yürürlükte olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre, hastaya ötanazi uygulayan fail (hekim), tasarlayarak (taammüden) adam öldürme hükümlerine göre yargılanır ve ağırlaştırılmış müebbet (ömür boyu) hapis cezasıyla cezalandırılır. Bazı ülkelerde ötanazi yasal olmasa da, ötanazi faili cezaya çarptırılmaz.

Ötanazi çeşitleri şöyledir;
Aktif Ötanazi; 
Aktif ötenazi, hastanın bedenine yüksek dozda maddenin verilmesiyle hastanın ölümünün gerçekleşmesidir. 
Pasif Ötanazi: 
Pasif ötenazi hastanın tedavisinin kesilmesi sonucu yaşamının sona erdirilmesidir. 
Dolaylı Ötenazi: 
Dolaylı ötenazi ise, kişinin acılarının dindirilmesi hastanın hayatına son vermek amacında olunmamasına rağmen yapılmasına dolaylı ötenazi adı verilir. 

İstemli(İradi-Volenter-Gönüllü) Ötanazi;
İstemli ötenazi, hastanın ötenazi talebini bizzat kendisinin açıkça dile getirmesi halinde uygulanır. Bilinci yerinde olan bir hastanın kendi arzusu üzerine ötenaziye olanak sağlanmasıdır. 
İstemsiz(İradi olmayan) Ötenazi;
İstemsiz ötenazi ise hastanın iradesi dışında, hasta tarafından dile getirilemeyen, genelde hastanın bilincinin kapalı ve komada olduğu zamanlarda hasta yakınları yada doktor tarafından karar verilerek uygulanır.  

Kazai Ötanazi;
Ötenazinin bir mahkeme kararının gerçekleşmesi durumuna  göre uygulanmasına kazai ötenazi denir.
Medikal Ötenazi: 
Ötanazinin bir doktor tarafından gerçekleşmesi durumuna ise medikal ötenazi adı verilir.  

Suyla karışabilen pigmentlerle yapılan resim...

Tempera,

Tempera boyanın geleneksel hazırlama metodu renkli boya pigmentlerinin yapıştırıcı özelliği olan ara maddeler ve su ile karıştırılması ile elde edilmesidir. Tempera, yağlıboyaya göre çabuk kuruyan, kuruduğunda da orijinal renklerini veren ve elastikiyeti az olan bir boyadır. Su bazlı olan bu boyalar yağlıboya gibi boyalarla karıştırılarak kullanılmaz. Mısır sanatının en önemli boya malzemesi tempera boyalardır. Bu teknik kültürel ve ticari etkileşimle Roma, Girit Sanatı yoluyla Antik dönemde Yunanlı sanatçılara geçmiş ve önemli bir betimleme aracı olarak yaygınlaşmıştır. Erken Hıristiyan katakomplarında ve Bizans kiliselerinin altarlarında dekoratif amaçlı olarak tempera boyaların yoğun olarak kullanıldığı görülür. Asya sanatında da örnekleri bulunan bu teknik uygulama özellikle Çinli sanatçılarca başarı ile kullanılmıştır. 

Ortaçağ' da boyaların hazırlanmasında yağ, balmumu, Arap zamkı ve yumurta sarısının karıştırılması ile elde edilen bir emülsiyondan yararlanılmıştır. En ünlü uygulayıcılarından Flaman ressam Jan van Eyck (1390-1441) dır.

Tempera boyaların temel malzemeleri toz boya(pigment), yumurta beyazı ve sarısı, karanfil esansı (koku giderici), Arap Zamkı ve inceltici olarak sudur. Bu malzemeler bir kavanoz içinde iyice eritildikten ve homojen hale geldikten sonra ancak resimde kullanılabilir.

Temizlik işlerinde kullanılan bir tür toprak...

Arina,

Altın kaplanmış bakır...

Hilali,

Slavlara özgü, kemençeye benzer bir çalgı...

Gudok,

Asya' da yaşayan bir Türk boyu...

Tarançılar,

Orta Asya'da, büyük kısmı Kazakistan Cumhuriyeti'ne bağlı topraklarda yaşayan bir Türk boyu. 18. yy. ortalarına kadar Kaşgar ve çevresinde yaşıyorlardı, daha sonra Çin hükümeti tarafından ili vadisi ve çevresine yerleşmeye zorlandılar. Tarançı yani çiftçi adını da böylece aldılar. 1863'ten başlayarak ili vadisindeki ayaklanmalara katıldılar ve burada kurulan bağımsız beylik içinde yer aldılar. 1871'de bu beylik rus yönetimine girdi ve 1882'ye kadar onların yönetiminde kaldı. Bu sırada yaklaşık 51.000 kişiydiler. Bunların 45.373'ü ili vadisinin Çinliler'e geri verilmesinden sonra Rusya'ya geçti ve Semireçiye yönetsel bölgesine yerleştiler. O dönemlerde kurulan Carkend'de halkın çoğunluğunu Tarançılar oluşturuyordu. Tarançılar'a ayrılan oturma bölgeleri, bir çok kez onlardan alınarak Rus Kazakları'na verildi ve Tarançılar başka yerlere gönderildi. 1897'de nüfusları 55.999'du, daha sonraları sayıları 83.000'e ulaştı. 1920 nüfus sayımında ise 62.300 kişi olarak sayıldılar. 1916'da Karakırgızlar'ın başkaldırısı ve ardından Ekim devrimi dönemindeki olaylardan çok zarar gördüler. 1917'de Carkend yöresindeki Tarançılar'ın sayısı 6.736'dan ibaretti. Bugün Kazakistan Cumhuriyeti'ne bağlı topraklarda yaşamaktadırlar. Ayrıca Türkmenistan'da Bayram Ali civarında ve Çin topraklarında da Tarançılar vardır.

Türk Asıllı İtalyan yönetmen, senaryo yazarı...

Ferzan Özpetek,
(1959-İstanbul)
1959 yılında İstanbul'da doğdu. 1976 yılında, Roma' daki La Sapienza Üniversitesi'nde Sinema Tarihi öğrenimi yapmak üzere İtalya'ya gitti. Accademia d' Arte Drammatica yönetimindeki sanat tarihi ve kostüm derslerine devam etti. 1982 yılında birlikte ile Yaşayan Tiyatro'da çalıştıktan sonra " Scusate il ritardo "da Massimo Troisi'nin ve " Son Contento" da Maurizio Ponzi' nin asistanlığını üstlendi. 

Yapımcılığını Marco Risi ve Maurizio Tedesco'nun birlikte üstlendiği ilk filmi " Hamam ", 1997 Cannes Film Festivali' nde, " Yönetmenlerin Onbeş Günü " tarafından keşfedildi ve hem İtalya, hem de diğer ülkelerde eleştirmenlerin olduğu kadar seyircilerin de beğenisini kazandı.

Uluslararası alanda başarı sağlayan film, İtalya' nın yanı sıra, İngiltere, Fransa, İskandinavya, Almanya, Hollanda, Japonya ve hatta " nüfuz edilmesi çok güç " olarak tarif edilen ABD' de gösterim imkanı buldu. Yönetmenin ikinci filmi "Harem Suare"nin çekimlerine 1998 yılında başlandı. Türk-İtalyan-Fransız ortak yapımı olarak gerçekleştirilen film, 1999 yılında Cannes Film Festivali' nin " Selection Officielle " kategorisine seçildi ve gösterildiği tüm Avrupa ülkelerinde önemli gişe başarıları elde etti. " Harem Suare " aycıca Toronto, Palm Springs ve Londra festivallerinden de resmi davet aldı. Özpetek'in "Cahil Periler" i , İtalya' da gösterimde bulunduğu haftalar boyunca en fazla izlenen İtalyan filmi oldu. Halen İtalya'da yaşamaktadır.

Yönetmenin filmleri;
  • Hamam 1997
  • Harem Suare 1999
  • Cahil Periler - Le Fate Ignoranti 2000
  • Karşı Pencere - La Finestra di Fronte 2002
  • Kutsal Yürek - Cuore Sacro 2005
  • Bir Ömür Yetmez - Saturno Contro 2007
  • Mükemmel Bir Gün - Un Giorno Perfetto 2008 
 Aldığı ödüller;
  • Cahil Periler - Roma´nın Kurdu Ödülü. Cahil Periler - Avrupa'nın Oscarı olarak adlandırılan "European Film Awards"a 3 dalda aday gösterildi.
  • Hamam - 37 ödül kazandı.
  • 34. Antalya Film Festivali, 1997, Hamam, En İyi Yönetmen
  • Karlovi Vary Festivali, 2003, Karşı Pencere - La Finestra di Fronte, En İyi Film, En İyi Yönetmen
  • 25. Seattle Film Festivali, 2004, Karşı Pencere - La Finestra di Fronte, En İyi Film
  • 31. Flanders Uluslararası Film Festivali, 2004, Karşı Pencere - La Finestra di Fronte, Canvas Halk Ödülü

Afara, Harman yerinde tahılın taş ve toprakla karışık kalıntısı...

Afara,
Harman yerinde tahılın taş ve toprakla karışık kalıntısı.

Hayvanları çayıra bağlamaya yarayan kalın ip ya da zincir ...

Örük, Örk.

Doğu Karadeniz yöresine özgü, yağı alınmış sütten elde edilen bir tür lor peyniri...

Minci, 
Minzi,
Kurç.

Minci yapmak için yoğurt yayıkta çalkalanır. Yağ çıkarıldıktan sonra kalan ayran bir kazanda kaynatılır. Ayran kesmesi” meydana gelir. Kazan ocaktan indirilir. Bu kesmedeki topakçıklar kepçeyle toplanır. Bir bez torbaya konur ve suyu süzülür. 

Bazan bu torba suyunun çabuk süzülmesi için iki taş arasına konur. 

Böylece “minci” elde edilir. Bu tuzsuz mincidir. Ekmekle peynir gibi yenir. 

Ayrıca börek yapmada ya da tavada yağla, yumurtayla kavrularak bir çeşit “mıhlama” hazırlanmasında kullanılır. Tuzlanırsa uzun süre dayanır. Yağsız peynir gibi de kullanılır. Eskiden, tenekede kışlık telli peynir hazırlanırken arasına minci konarak toprağa gömülürdü.

XVI. yüzyılda Angola’da kurulan tarihsel krallık.

Ndongo,

Ülkenin ismi, toprakların 16′ ıncı yüzyıldaki yerli sahipleri olan Bantular’ın kullandığı bir kelime “N’gola”. Aslında bu kelimenin 1400 lü yıllarda “Ndongo Krallığı”nın şefinin ismi olduğu söylenir. Bantular eskiden Orta Amerika’da yaşadığı iddia edilen fakat Orta, Güney ve Doğu Afrika’da yaygın olarak görülen bir halktır. Bu coğrafyada konuşulan yüzlerce dil aslında Bantu dilinin lehçeleridir. Angola’da yerleşik halklar Ovimbundu, Kimbundu ve Bakongo kabileleridir. Bakongolar Kuzey bölgede 15. Yüzyılda krallık konumundaymışlar. O tarihlerde Portekizler geliyor ve Bakongolarla işbirliği yapıyor.
16. Yüzyıl ise köle ticaretinin yapıldığı vahşi bir yüzyıl olmuş.
Ülke 1960 lara kadar çok uzun yüzyıllar Portekiz hakimiyetinde kalıyor. 1960 lardan itibaren yerli ayaklanmaları başlar ama Portekiz ayaklanmaları hep bastırır. 1975 yılında Portekiz’de askeri yönetim iş başına gelince deniz aşırı sömürgelerini terk etme kararı alır. Özgürlüğüne kavuşan Angola Sovyet yanlısı bir yönetim haline dönüşür.
1975′de başlayan iç savaş 1991-1993 yılları arasında durulmuştur.

Kahramanmaraş ilinde antik bir kent...

Germenicia,

Kahramanmaraş'ta iki mahalle, Roma İmparatorluğu' ndan kalma eserlerin üzerinde oturuyor. Geçmişte gecekondu olan ancak sonradan imar affıyla tapu verilen bölgedeki evlerden birinin alt kat odasında eşsiz Germenicia mozaiği yer alırken, evin üst katında insanlar yaşamaya devam ediyor. 

Milattan sonra 300-400 yıllarına ait olan Germenicia Antik Kenti'nin mozaiklerinin bir bölümü, geçtiğimiz yıl kaçak kazılar yapılırken ihbar üzerine ortaya çıktı. Yetkililer kamulaştırma sonrasında mozaikleri kurtarma çalışmalarının başlatılacağını ifade ediyor. Bazı evler sit alanı olarak tescil edilse de kamulaştırma çalışmasının yavaş ilerlediği dikkat çekiyor.İhbar sonucu ortaya çıkan mozaikler, sadece buz dağının görünen yüzü. Germenicia mozaikleri, Kahramanmaraş'ın Bağlarbaşı ve Dulkadiroğlu mahallelerindeki 4 farklı evde tespit edildi. Şimdilerde Kahramanmaraş'ın arka mahallelerinin bulunduğu bölgede, Roma döneminde zenginlerin kullandığı yamaç villalarının yer aldığı belirtiliyor. Mozaiklerin de bu yamaç villalarının taban döşemeleri olduğu ifade ediliyor. Bölgede her biri 15-20 odalı 100'ün üzerinde tarihi yamaç villarının bulunduğu tahmin ediliyor.

Roma döneminde şehrin zenginleri ve generallerin kullandığı bu yamaç villarının Efes ve Zeugma Antik kentinde bulunan mozaiklerle büyük benzerlik göstermektedir.Halen kazılara devam edilmektedir.

Sürüldükten sonra bir yıl dinlendirilen, nadasa bırakılan tarla...

Herk,

Olimpiyat Oyunlan'nda maraton koşusunu iki kez ka­zanmış tek sporcu, Etiyopyalı atlet...


Abebe Bikila (1932-1973), Etiyopya.

1932 yılında dünyaya gelen Etiyopyalı maratoncu Bikila, 1960 yılında Roma' da 2 saat 15 dakika 16.2 sn' lik dereceyle ve 1964 yılında Tokyo'da 2 saat 12 dakika 11.2 sn' lik derece ile altın madalya kazanmıştır. Her iki yarışmada da birinciliği çıplak ayakla kazandı. Bikila  Afrika ülkelerinden biri adına da yarışmaya katılmış ve bu yarışmada birinci olmuştu. Etiyopyalı Abebe Bilika 1973 yılında hayata gözlerini yumdu.

Maraton, adını İÖ 490'da, Atinalılar ile Persler arasında yapılan Maraton Savaşı'ndan alan uzun yol koşusudur (bak. Maraton Savaşi). Efsaneye göre Pheidippides adlı Yu­nanlı bir asker, zaferi müjdelemek için savaş alanından Atina'ya kadar yaklaşık 40 kilo­metrelik yolu koşmuş, sonunda da ölmüştü. İlk maraton koşusu 1896'da, Atina'da yapılan Olimpiyat Oyunları' nda, bu efsanevi koşucu­nun anısına düzenlendi . Atina'ya kadar koşulan yarışı Yunanlı bir köylü olan Louis kazandı. Bu olay halk arasında öyle büyük bir sevinç yarattı ki, bir otelci şampiyon köylüye bir yıl boyunca beda­va yemek vereceğine, bir çocuk ise yaşamı boyunca ayakkabılarını parasız olarak boyayacağına söz verdi.

1908'de Londra'da düzenlenen Olimpiyat Oyunlan'nda maraton 42.195 metrede koşul­du. O gün hava çok sıcaktı. Yarışa hızla girişen koşuculardan 75'i çok geçmeden koşu­yu terk etmek zorunda kaldı. Öteki yarışmacılarsa yarışın sonunda bitkin düşmüştü. Stad­yuma ilk ulaşan Dorando Pietri adlı genç bir İtalyan oldu. Ama girişte takılıp yere düştü. Kalkması için yardım edildi ve bitiş çizgisine kadar neredeyse taşınarak götürüldü. Öteki koşucuların olayı protesto etmesi üzerine Pietri yarış dışı bırakıldı.

1924 Olimpiyat Oyunlan'nda 42.195 metre­lik uzunluk değişmez ölçü olarak kabul edildi. Ama bu uzunluk yalnızca Olimpiyat Oyunları için geçerlidir.

Olimpiyatlarda en iyi derece 1984 Olimpiyat Oyunlan'nda 2 saat 9 dakika 21 saniye ile Portekizli C. Lopes'e aittir. Etiyopyalı Abebe Bikila, Olimpiyat Oyunlan'nda maraton koşusunu iki kez ka­zanmış tek sporcudur (1960 ve 1964).

Aşağı derece...

Dereke,

Asya' da yaşayan bir Türk boyu...

Tarançılar,

Orta Asya'da, büyük kısmı Kazakistan Cumhuriyeti'ne bağlı topraklarda yaşayan bir Türk boyu. 18. yy. ortalarına kadar Kaşgar ve çevresinde yaşıyorlardı, daha sonra Çin hükümeti tarafından ili vadisi ve çevresine yerleşmeye zorlandılar. Tarançı yani çiftçi adını da böylece aldılar. 1863'ten başlayarak ili vadisindeki ayaklanmalara katıldılar ve burada kurulan bağımsız beylik içinde yer aldılar. 1871'de bu beylik rus yönetimine girdi ve 1882'ye kadar onların yönetiminde kaldı. Bu sırada yaklaşık 51.000 kişiydiler. Bunların 45.373'ü ili vadisinin Çinliler'e geri verilmesinden sonra Rusya'ya geçti ve Semireçiye yönetsel bölgesine yerleştiler. O dönemlerde kurulan Carkend'de halkın çoğunluğunu Tarançılar oluşturuyordu. Tarançılar'a ayrılan oturma bölgeleri, bir çok kez onlardan alınarak Rus Kazakları'na verildi ve Tarançılar başka yerlere gönderildi. 1897'de nüfusları 55.999'du, daha sonraları sayıları 83.000'e ulaştı. 1920 nüfus sayımında ise 62.300 kişi olarak sayıldılar. 1916'da Karakırgızlar'ın başkaldırısı ve ardından Ekim devrimi dönemindeki olaylardan çok zarar gördüler. 1917'de Carkend yöresindeki Tarançılar'ın sayısı 6.736'dan ibaretti. Bugün Kazakistan Cumhuriyeti'ne bağlı topraklarda yaşamaktadırlar. Ayrıca Türkmenistan'da Bayram Ali civarında ve Çin topraklarında da Tarançılar vardır.

"Uçan Hollandalı", "Aida", "Tosca" gibi operalarda başrol oynamış sopranomuz...

Neriman Esi,
Mazhar Alanson' un Teyzesi olup Uçan Hollandalı, Aida, Tosca veVan Gogh gibi Senfoni Orkestrasında ve birçok operada oynadı ve Türk Operasının önemli isimlerindendir.Türkiye'de 1961 yılında ilk defa Ankara Devlet Opera ve Balesi'nde Ankara Opera Sahnesi'nde sahnelenmiş olan Uçan Hollandalı Operasında oynamış olan sanatçı aileden gelen bir yetenektir.

Karbonatlı kumtaşı...

Molas,

Fransızcadan dilimize girmiş bir jeoloji terimidir. Karbonatlı kum taşı anlamına gelmektedir.
Lozan civarındaki gri renkli grelere verilen bir ismi alarak bunu hemen bütün İsviçre Havzasında mevcut Miosen yaşlı plâstik sedimentler için kullanan naturalist de Saussure tarafından 18 inci yüzyıl sonlarında literatüre sokulmuştur. Fliş ve molas Tersiyer devrine mahsus ve münhasır litolojik terimler olarak kullanılmıştır. Alp iltivaı üzerinde çalışan jeologlardan Marcel Bertrand 1894 te fliş ve molas terimlerine daha geniş mâna vererek bunları «orojenik fasiesler» diye tavsif etmiştir. Bertrand'a göre bir jeosenklinal kuşağında Çakıllar ve kaba kumlar-veya kum taşları, yükselmeden sonra dağ silsilelerinin eteklerinde yer almış bulunur. Molas bunlar olmak icabeder. Molas orojeninin nihai devrelerinde ve paroksizmal safhayı mütaakıp teşekkül etmiştir. Sinorojenik «Syn-Orogenic» terimi fliş ve postorojenik «Post-Orooenic» terimi molas karşılığı kullanılabilir. 

Molas orogeninin en son mahsulüdür. Süratle deniz seviyesinden yukarıya doğru yükselen «orojen»in önünde teressüp eder. Dolacak çukur (veya ön çukuru) nispeten dardır ve yanal olarak ayrı ayrı havza ve arazi parçalarına bölünmüş bulunduğu sık sık görülür. Her ne kadar bu çukur daimî şekilde çökmekte ve böylece çok kalın tabakaların yığılmasını sağlamakta ise de, molas esas itibariyle bir tatlı su rüsubudur ve kıyısal (littoral) lagünal ve hattâ karasal olanlardan başka tatlı su sedimentlerini de ihtiva edebilir. 

Grêler umumiyetle fliştekinden çok daha kalındır ve bunlarda çapraz tabakalaşma ve «ripple marks» müşahede edilir. Bir özelliğide delta yapan konglomeralar olup, bu konglomeralar da dağın cephesinden uzaklaşıldıkça mürekkep malzemenin cesametinde bariz bir küçülme görülür. Bu depolardan bir kısmı arkoz diye tasnif edilebilmekte diğer bir kısmı ise daha ziyade, tam grauvak olmayan, «sub-graywacke» tipi göstermektedir. Nihayet, bu meyanda
bir takım killi kalkerler ve renk renk şeyller mevcuttur. Ancak molasın umumi manzarası klâstik sedimentlerinkine çok benzer. Fona ekseriyet itibariyle karasal veya lagünaldir. Sık sık bitki izlerine rastlanır ve hattâ kömür bile zuhur edebilir. Molas sedimentleri f lişin aksine, tektonik hareketlerden pekaz müteessir olmuştur. Alplerde olduğu gibi, fllş ve molas arasındaki kontrast pek tedricî olabilse dahi bu iki çeşit rüsubun çoğunluğu biribirlnden hayli farklıdır ve bunların litolojik özelliklere dayanılarak ayrımı mümkündür. 

Adıyaman, Diyarbakır ve Cizre havzalarının Miosen yaşlı klâstik malzemesi bize hakikî molas tipi sedimenti vermektedir. Gerek fliş ve gerekse molas, ancak doğru tarif edilir, anlaşılır ve dikkatli kullanılırlarsa bir mâna taşıyan terimlerdir.

Açıklamalar aşağıdaki kaynaktan derlenmiştir.
Felix Ps BENTZ, Mobil Exploration Mediterranean Şirketi, Türkiye

Tokat yöresinde yetiştirilen bir tütün cinsi...

Erek,

Pissu yolu, lağım...

Keriz,

İlkel toplumlarda kötü gözden ve kötü ruhlardan korunmak için evlerin önüne ya da tarlalara dikilen tılsım niteliğindeki heykel...

Abakı,

Kuzey gökkürenin en parlak yıldızı...


Vega, 

Kütlesi Güneş'in kütlesinin 2,5 katından fazla olan Vega'nın henüz 200 milyon yıllık geçmişi olduğu tahmin edilmektedir.
Lir Takımyıldızında yer alan en parlak yıldız.



Vega, sözcüğü Arapçadan türemiştir ve saldıran kartal (avına çullanan kartal) anlamına gelmektedir. Dünya'dan yaklaşık 26 ışık yılı uzakta olan Vega, belirgin bir mavi ışıkla parlar ve 0,03 ile 0,04 arasında değişen görünür büyüklüğüyle, gökyüzünün en parlak 5. yıldızıdır. Rus gökbilimci Friedrich Georg Wilhelm von Struve tarafından bulunmuş. Vega 1850 yılında fotoğrafı çekilen ilk yıldızdır.




VEGA

Kesilen ağacın yerde kalan kütük dibi...

Omaca,
Asma kütüğü, kesilmiş ağaç kökü.

İplikten ya da ipekten örülen kabartma dantel...

Gipür,

Zemin dokusu olmayan iplikten ya da ipekten örülen, geniş ilmiklerden oluşan kabartma bir tür dantel.

Bant Gipür, Perde Gipür,

Püre haline getirilmiş patatesle yapılan bir tür salata... .

Lalezar,
Bursa' ya özgü püre haline getirilmiş patatesle yapılan bir tür salatadır.

Malzemeler;
Patates 1 kg.   
Maydanoz 1 demet   
Soğan 1 adet   
Yarım limon suyu   
Margarin 1 tatlı kaşığı   
Karabiber   
Sirke 1 çorba kaşığı   
Tuz   Kırmızı biber 2 adet (dolmalık)   

Yapılışı;
Patatesleri haşlayın ve kabuklarını soyun. Ezerek püre haline getirin. Küçük küçük doğradığınız soğanı çği olarak patates püresine ekleyin. Tuzu karabiberi margarini sirkeyi yarım limon suyunu ilave edin. İyice karıştırın. Ceviz iriliğinde parçalar koparıp elinizde yuvarlayın. Üzerine bastırarak bir çukur yapın. Maydonuzu ince ince kıyın. Hazırladığınız patates toplarını maydanozla bulayın. Kırmızı biberleri bol suyla yıkayın. Tohum ve sap kısımlarını temizledikten sonra biberleri küçük küçük kareler şeklinde kesin. Patates toplarının çukurlarına kırmızı biber doldurarak servis yapın.

İpek gibi düz, parlak...

Taraz,

Doğu Karadeniz bölgesinde yöreden yöreye değişen isimleriyle tanınan "kuymak" da denilen mısır lapasınn adı...

Kuymak, 
Muhlama-Mıhlama, Havits, Yağlaş, 

Samsun, Artvin, Ordu,Giresun,Trabzon, Rize illerinde çok popüler olan bir yemektir. Mısır unu, tereyağı ve genellikle minci (lor, çökelik) adı verilen tuzlu çökelek (bazı yörelerde telli peynir) peyniri kullanılarak yapılan mısır lapasının adıdır. posoTrabzon, Erzurum, Gümüşhane, Bayburt, Ardahan, Posof ve Artvin yerleşim yerlerinde Kuymak, Ordu, Giresun ve Trabzon Şalpazarı'nda Yağlaş, Rize ve Artvin sahilinde Muhlama-Mıhlama, Trabzon' un Rumca konuşulan köylerinde ve Çamlıhemşin' de Havits olarak bilinmektedir. 

Tereyağı yerine kaymak kullanılarak hazırlanırsa Trabzon'da Yayla kuymağı, Rize'de Hoşmerim diye adlandırılmaktadır. 

Mısır unu yerine bayat mısır ekmeğinin ufalanarak kullanılması durumunda ise yöresel lehçeye göre cumur, çumur, zumur, sumur olarak da isimlendirilmektedir.

Trabzon yöresine özgü minci peynir ve mısır ekmeğiyle yapılan bir yemek...ısır unu ve soya fasulyesiyle yapılan bir tür ekmek...

Cumur,
Bir çeşit kuymak olup esasen Mısır unu yerine bayat mısır ekmeğinin ufalanarak kullanılması durumunda yöresel lehçeye göre cumur, çumur ya da zumur olarak adlandırılmaktadır.

Trabzon yöresine özgü mısır unu ve soya fasulyesiyle yapılan bir tür ekmek...

Haçapur,

Trabzon yöresine özgü bir yemek...

Akçaabat köfte, 
Bezirganiş, Bezirganaşı (Peynir, yağ ve bayat mısır ekmeği muhlama gibi pişirilir veya Fasülye (patitç) turşisi yağda kavrulur üzerine mısır ekmeği doğranır.)
Borani,
Cumur(Çumur, Zumur),
Etli lahana sarması, Etli mısır sarması, Ekşaşi,
Darahto (Un ve pekmezle yapılan bir tatlı)
Galdirik dolması (Sarması),  

Guliya (Gulya)-Huliya,
Haçapur(mısır unu soya fasülyesi ile yapılan ekmek),
Harhaşi-Dudeyi(Saplı karalahana yemeği).
Hamsili pide, Hamsili pilav, Hamsi kuşu, Hamsili ekmek, Hamsi plaki,Hamsi Tava, Hamsi çıtlaması, Hamsi Çıgırtası, Hamsi ızgara, Hamsiköy sütlacı, Hohollu pide, Hoşmeli.
Haşıl, (kavut unuyla yapılır. Kavut unu; kavrulmuş kabak çekirdeği, kavrulmuş balli lobya-soya fasulyesi ve kavrulmuş mısırın değirmende öğütülmesi ile elde edilen bir undur. )
Hopi veya Hupi çorbası (Hopi; içiyle birlikte kurutulmuş kuru fasulye),
Isırgan çorbası, İçli tava,
Kaygana, Kaz kaldıran,
Korkoto çorbası(Korkoto; Kırılmış mısır),
Kuymak/Mıhlama, Muhlama/Havitsi, 

Lapa, Laz böreği, Lahana kavurması, Lahana Rohtikos, Lahana Diblesi, Lahana ezme/vurma, Lobya (Fasulye) Çorbası,

Malez (Süt kabak-Kobalets ile yapılan bir çeşit muhallebi),
Manca (Sulu yemeklere verilen ad.), Mantar(Tirmit),
Mısır sarması, Mısır çorbası , Mıhlama(Muhlama), Minzi(çökelek, peynir, 
Oksina (Pancar kellelerinin pişirilip sirke ile karıştırılmasıyla yapılır.)


Pepeçura(siyah kokulu üzüm ve mısır unu ile yapılan bir yemek),
Sakarca mıhlaması(Taze sarmısağa benzer, yaprakları daha ince),  Su böreği, 
Termoni, Trabzon kebabı, Turşu kavurması, Tomara kaygana, Tomari tavalısı veya kavurması(Tomari sulak yerlerde, ırmak kenarlarında kendiliğinden yetişen otsu bir bitkidir.), Tirma(un çorbası),
Yufka tatlısı,

Trabzon yöresinde daha çok kahvaltıda ve kuru fasulye gibi yemeklerin yanında yenilen yöresel bir ot...

Acika,
Kahvaltıda, kuru fasulye gibi yemeklerin yanında yenilen ve ana maddesi “kinzi” adı verilen maydonoza, kişniş otuna benzeyen kokulu yöresel bir ot.

Trabzon yöresinde Boynuzsuz keçiye verilen ad...

Kuliya,

Bayağılaşma, ayağa düşme...

İptizal,(Arapça).
Müptezel, saygınlığını ve çokluğundan dolayı değerini yitirmiş, değersiz.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ