Konya'nın Ereğli ilçesinde, dünyanın en büyük lahdinin bulunduğu antik kent ...

Sidamara,
Sidamara Lahdi.
Konya'nın Ereğli ilçesinde, dünyanın en büyük lahdinin bulunduğu antik kent ...

Sidamara Lahti, 32 tonluk ağırlığı ile Konya Ereğlisi-Karaman yolu üzerinde, Ambar köyünde (eski adı Sidamara) da bulunan bu lahit MS. III.yüzyıla ait bu lahit MS 3. yüzyıla aittir. Bu lahit bulunduğu Ambar köyünden, 1900 yılında Müze-i Hümayun Müdürü Osman Hamdi Bey tarafından İstanbul'a nakli yapılmıştır.  Bir sanat harikası olan 3.13 m yüksekliğindeki bu Lahdin kapağında ve dört yanında bulunan kabartma heykeller İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenir. 

Bir kimsenin menkul veya gayrimenkul bir malının kendi rızasına bakılmaksızın kanuni sebeplerle devlet tarafından zorla elinden alınması ...

Müsadere,
Müsadere etmek,
Arapça Sadr kelimesinden türetilmiştir. Cebir, baskı ve zor alım anlamındadır.
Zor alım.
El koyma.
Zulüm ve cebir.
Yasak edilen bir şeyin kanuna göre elden alınması. 
Bir şeye yasal olarak el koymak. 
Mal ve mülkünü ammeye mal etmek.
Müsadere Ceza Hukukunda, bir ceza çeşididir. 
Şahsın mal varlığına zorla el koyma. 
Müsadere, bir kimsenin mal varlığına, mülküne kanuni olarak, devletin el koymasıdır.
Müsadere, bir kimsenin menkul veya gayrimenkul bir malının kendi rızasına bakılmaksızın kanuni sebeplerle devlet tarafından zorla elinden alınmasıdır. 

Devletin verdiği görevler sırasında edinilen mal varlığının kamuya ait sayılması kuralına dayanılarak birçok İslam devletinde uygulanmıştır. Osmanlı Devletinde ise haksız kazançla zengin olmuş görevliler için çıkarılmış bir kanundur. Görevlilerin mallarına istediği zaman kanuni olarak el koymasını yasalaştırmıştır. Osmanlı İmparatorluğunda uygulanan müsadere 1839 yılında Tanzimat'ın ilanından sonra bütünüyle kaldırılmıştır. 

İhtiras sahibi, açgözlü, hırslı, çok fazla isteyen, haris ...

Muhteris,
Hırslı,
Haris,
Açgözlü,
Arapça eski bir kelime. 
Harese,

Harese, Hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri Harese kelimesinden türemiştir. 
Araplarda ve Orta doğuda Harese şöyle anlatılır. Develere çöl gemileri denir. Bu mübarek hayvan çölde üç hafta yemeden, içmeden, aç susuz yürür. Çok dayanıklıdır. 

Hiç bir savunma silahı olmayan tek hayvandır. Bu nedenle çok ürkektir. Develer yaşadıkları yörede yetişen bir diken ağacı vardır. Develer en çok bunları severler ve yerler. Bu dikenler ayakkabınızın altından battığında ayakkabıyı deler. Hatta büyük ve kurumuş olanlar araç lastiklerini bile patlatabilir. Develer işte bu dikenleri çok severler. Besin kaynakları da bu dikenlerdir. Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar. Açılan yaralar kanar. Akan kan tuzludur. Tuzlu kanın tadı diken ile karışınca bu devenin daha çok hoşuna gider. Sürekli kanayan ağız içinde yenilen diken ile ağız yeniden kanamaya başlar. Bu böyle devam eder. Yani yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz. Bu olaya harese denir. Eğer bu duruma engel olunmazsa kan kaybından deve ölür. İşte bu devenin severek yediği diken ağacına deve dikeni denir. Hani atalarımızın dediği gibi deve dikeni sever. Bazı insanlarda harese olayını çok sever. Yani kendi kanının tadından sarhoş olur.

Tropikal bölgelerde yetişen, incire benzer bir meyve ağacı ...

Cümbez,  
Tropikal incir.  
Şakarmoz,  
Ficus sycomorus.  
Latince Ficus incir anlamına gelir.

Tropikal bölgelerde yetişen, incire benzer bir meyve ağacı.
Yunanca, sykon kelimesi incir ve yapraklarının dut yaprağına benzemesi nedeniyle sycomorus denmiştir. 
Antik zamanlardan beri yetiştirilen bir incir türüdür.
Halk arasında meyveleri Firavun Meyvesi olarak bilinir. 
Bir rivayete göre, çocuğu olmayan kadınlara, cümbez meyvesi yedirilir. 

Cümbez ağacı, kalın gövdeli olup yapraklarını döker. Yaprakları geniş bir ağaçtır. Ormanlık alanda, derelerin yakınında yetişir. Bu yapraklar boyutları ve doku olarak dut yapraklarına benzer. Kuşlar, yarasalar ve maymunlar tohumları ile beslenirler. Ağaç verimlidir. Çok çabuk büyür. Cümbezi, bilinen incirlerden ayıran en dikkat çekici özelliği, meyvelerinin gövdeleri üzerinde olgunlaşmasıdır. Bu ağacın meyveleri, olgunlaştığında pembeden turuncuya döner. Bu meyveler çizilerek erken olgunlaşması ve yenebilecek duruma getirilmesi sağlanır. İncir kadar yumuşak ve çekirdekli değildir. Tadı ise hafif tatlımsı, hoş ve şekeri azdır. Meyveye olgunlaşması için çizik atıldığından, içinden sinek, karınca çıkabilir. Meyveler kurutulabilir ve yüksek bir gıda değerine sahiptir. Bir yılda iki veya daha fazla incir mahsulü üretilebilir.

Güney Afrika'dan Senegal'e, Arap Yarımadası'na ve Madagaskar'a kadar yetişir. Mısır, İsrail ve Suriye'de dikilerek yetiştirilir. Donmaya karşı hassastır. Bir ev bahçesinde yetiştirildiğinde geniş, yayılır ve çok gölgeli olduğu için önemli alan gerektirir. Sıkça köy sınırlarında ve pazar yerlerinde bulunur.
Mısır' da keşfedilen bu ağacın kerestesi, dayanıklı, yüksek ekonomik ve kültürel öneme sahiptir. Tabut yapılırmış. Mısırda keşfedildiği için firavun meyvesi de denir. M.Ö. 3.000 yılı aşkın bir süredir Mısırda yetiştirilmiştir. Mısırlılar ağacın gölgesini bir zevk olarak yeri olarak kullanmışlar. 

Bölgesindeki az sayıdaki ağaçtan birisi olup ahşabından mumluk ve tabutlar yapmışlardır. Ahşap, düzgün nemlendirildiği zaman granit kadar sert olurmuş. Bina inşaatlarında, uzun ve sağlam kirişlere ihtiyaç duyulan her yerde kullanılmış. 

Ahşap hafif, soluk, çalışması kolay, ancak çok dayanıklı değildir. Bu ağaç bir şekilde İsrail'e Mısır'dan gelmiştir. İsrail'de, çimlenme ve meyve verme sıcak yaz aylarında gerçekleşir. Eskiden İsrail'de, cümbez ağacının meyveleri çoğunlukla daha pahalı meyveleri karşılayamayan fakirler tarafından tüketilirmiş. 


Kıbrıs, Mağusa'da bulunan Lala Mustafa Pasa Camii (St. Nicholas Katedrali) Lüzinyanlar döneminde, 1298 - 1312 yılları arasında inşa edilmiştir. Gotik tarzda XVI. yüzyıl Venedik galerisine uygun olarakyapılmıştır. Yapının önünde bulunan tarihi cümbez ağacı adanın kuzeyinde çok az bulunmakta olan tropik bir incir türüdür. Bu ağacın, inşaat başladığı zaman dikildiği ve katedral ile yaşıt olduğunu söylenmektedir.

Cümbez ağacının yaprakları sarılık tedavisinde kullanılır. Lateksin göğüs hastalıkları, soğuk algınlığı ve dizanteri için etkili olduğu söyleniyor. Literatürde öksürük, boğaz enfeksiyonu ve göğüs ağrısı tedavisinde kabuk ilaçları içeren çeşitli tıbbi uygulamalar için söz konusudur.

"Azarlama, paylama" anlamında argo sözcük ...

Alabanda,
Fırçalama,
Fırça atma,
Fırça çekme,
Çıkışmak,

Azarlamak,
Paylamak,
Azar,
Azarlama,
Tekdir, 
Tevbih.
Alabanda,
Fırçalama,
Fırça atma,
Fırça çekme,
Çıkışmak,
İtap, itâb, (Arapça عتاب).
Zılgıt.
Şiddetle hitab etmek. 
Terslemek. 
Rencide etmek. 
Darılmak.
Za-arta,
Argoda azarlama, paylama anlamında bir sözcük,

Burun Eti ...

Konka,
Burun eti,
Türbin (turbinate), 
Cornet.
Konka. 

Burun arka kısmında sinüslerin hemen önünde üzüme benzeyen burnun her iki yanında yerleşik üçer tane bulunan et parçacıklarına konka denir. En üstten alta doğru sıralanan burun etlerinin görevi burundan içeriye giren havayı dezenfekte ederek ciğerlere havayı ısıtarak gönderir. Alt konka, orta konka ve üst konka olarak adlandırılır. 

Burun içindeki bu konka denilen ve içleri kan damar ağı ile dolu olan bu et parçacıkları, solunan havayı akciğere yönlendiren ve termostat görevi görür.  Burun eti çeşitli nedenlerle büyür veya küçülürler. Burun etimiz soğuk havalarda büyür, sıcak havalarda küçülür. Soğuk havalarda burnumuzun tıkanmasının sebebi de budur. Konkalar bazen kalıcı olarak büyür. Burundan nefes almayı güçleştiren burun eti burunda ve genizde akıntıya neden olur. Burun eti büyümesi çok şiddetli değilse verdiği rahatsızlığın boyutu küçükse, tedavisi ilaçla yapılabilmektedir. İlaçla yapılan tedavide burun eti küçüldüğü için herhangi bir sorun olmamaktadır. Burun etinin çok fazla büyüdüğü durumlarda radyo frekans dalgaları yöntemi ile burun eti ameliyatsız olarak küçültülebilir. Burun etinin yakılması yöntemi ile de küçültülebilir. Burun etinin çok daha büyüdüğü durumlarda ise cerrahi müdahale ile burun eti tamamen alınmaktadır. 

Fitoterapi- Bitkilerle tedavi;
Doğal olarak Menekşe yaprağı demlenip süzülerek elde edilen su soğutulduktan sonra yarım saat aralıklar ile buruna bir kaç damla damlatılarak burun eti tedavisi yapıldığı da bilinir. Benzer olarak Ebegümeci yaprakları iyice ezilerek sirke ile karıştırılıp krem kıvamına getirilir, daha sonra sabah ve akşam olmak üzere 2 kez burun içerisine sürülerek burun eti tedavisi yapılabilir. 
Kurutulmuş zeravent kökü yada diğer adları ile loğusa otu, kabakulak otu, karaasma, meşecik, kurtluca adlı çok yıllık bitki ile çilek kökleri havanda iyice dövülerek toz haline getirilir. Bu karışıma sirke ilave edilir. Krem kıvamına gelinceye kadar karıştırılır.Bu krem 3 saatte bir burun içerisine sürülerek burun eti tedavisi yapılabilir.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ