Şeftali cinsi...

Hale,
Hülü,
Nectarin,
Cavalier, 
Cardinal,
Gülaven,
Sarıpapa, (Sarı renkli ve tatlı bir şeftali).
Adıyaman,

Önceleri botanik adına (Prunus persica) bakılarak şeftalinin anavatanının İran yada Kafkasya olduğu sanılmaktaydı. Ancak zamanla yapılan araştırma çalışmaları, yabani şeftalinin İran’da asla bulunmadığını göstermiştir.

Şeftalinin anavatanının Doğu Asya ve Çin (Orta Çin) olduğu belirlenmiştir.

Şeftali, dünya üzerinde çok geniş yetişme alanına sahip bir meyve türüdür. Avrupa’nın İngiltere ve kuzey memleketleri (Finlandiya, Norveç, İsveç) dışında hemen her tarafında yetiştirilmektedir. Amerika’ya XVI. yüzyılda İspanyol gemicileri tarafından götürülmüş . Amerika'nın kuzey ve güneyinde yetişmekte olup, Avustralya ve Yeni Zellanda’da en fazla yetiştirilen meyve türüdür. Afrika kıtasında da şeftali yetiştirilen alanlar her geçen gün genişlemektedir. Dünya üzerinde en büyük şeftali yetiştiricisi ülkeler sırasıyla; İtalya, ABD, Çin, Yunanistan, İspanya, Fransa, Rusya, Türkiye, Meksika ve Arjantin ‘dir.

Filipinler' in Başkenti...

Manila,

Filipinler ya da resmî adı ile Filipinler Cumhuriyeti, (Filipince: Pilipinas) 
Güneydoğu Asya'da Malay Takımadaları bölgesinde yer alan adalar ülkesidir. Başkenti Manila'dır. Filipinler toplam 7 bin 107 adadan oluşur. Manila II. Dünya Savaşı’na kadar Asya’daki en güzel görünümlü şehirlerden biriydi. Savaş sırasında oldukça hasar gören şehrin hala görülmeye değer birçok noktası bulunuyor.

Filipince ve İngilizce resmî dillerdir.Filipin, üç coğrafik alana bölünür; Luzon, Visayas ve Mindanao. Bunlar, on yedi bölgeye, seksen bir ile, 118 şehir, bin 510 belediyeye ve 41 bin 995 Barangay (bölge hükümetleri) ayrılır. Filipinler 85 milyona aşkın nüfusuyla (2005) dünyanın en çok nüfusuna sahip 12. ülkesidir. Manila dünyanın en kalabalık 11. başkentidir.

“Acıbalık, gördek” gibi adlar da verilen bir balık..


İlik,
İlik balığı,
Kepekleme (İznik, kepeğin buğusunda pişirildiğinden),
Liparida (Musevilerce) .
Gördek,(Fr. Bouviere commune).
Acıbalık, (Rhodeus Seiceus Amarus).

Acı balık (Rhodeus sericeus), sazangiller (Cyprinidae) familyasından küçük bir balık türü.  Midyeler üreme sistemlerinin önemli bir bölümünü oluşturur.
Dişi acı balık yumurtalarını midyenin içine bırakır. Yumurtalar midyenin içinde gelişir ve yüzebilir hale geldiklerinde dışarı çıkarlar. Midyenin larvaları midyeden çıkan balıklara yapışır ve düşüp başkalaşım (metamorfoz) geçirirler.

Çek Cumhuriyeti Bilimler Akademisi'nin yeni bir araştırması acı balıklar ve midyelerin sanıldığı gibi simbiyotik değil; aksine parazitik yaşadıklarını ortaya koymuştur. Bu araştırma acı balıkların aslında midyelerin paraziti olduklarını; çünkü üremeleri sırasında midyeye enfeksiyon taşıma riski bulunduğunu göstermiştir.  Acı balıklar genellikle yüksek bitki yoğunluklu yerlerde yaşarlar. Dayanıklı balıklardandırlar; fazla oksijen bulundurmayan sularda yaşayabilirler. En fazla 7 - 10 cm uzunluğunda olurlar.

Acı balık (Rhodeus Amarus), 8 santimlik uzunluğuyle sazangillerin cücesidir. Orta ve Doğu Avrupa’yla memleketimiz tatlı sularında yaşar. Bu türün ilginçliği düğün kıyafeti ile olağanüstü üreme metodundadır. Erkekler yumurta dökümü mevsiminde pembe ve mor tonlara bürünürler, dişilerde ise, yumurtalarım tatlı su midyelerinin solungaçları araşma dökmelerini mümkün kılan bir yumurta borusu uzar. Erkek de spermaların aynı yere döker, böylece döllenme midyenin içinde olagelir. Yumurtalar bu kuluçka makinesinin içinde çatladıktan sonra yavrular birkaç gün daha bu emin köşede barınırlar. Asya’da da acı balık’a benzer balıkların birkaç türü Japonya' dadır.  Ege bölgesindeki akarsularda yaşıyor.


Bitkilerle ve küçük böcek larvalarıyla beslenirler. Bu balıkların en ilginç özeliği ise üreme olayıdır. Üremesi için mutlaka tatlısu midyesi olması gerekmetedir. Dişi balık uzun bir tüpçük çıkartır ve bu tüpçuk sayesinde midyenin içine yumurtalarını bırakır ve midye içerisinde yavrular oluşarak çıkarlar. Ayrıca erkek balığının renkleri çok güzel çiftleşme zamanı kıpkırmızı bir renge bürünürler hareketleri ve kur yapışları ayrı bi güzelik katar kendilerine fazla büyümeyen bu balıklar. Bir çok kişi tarafından bilinsede bir türlü akvaryumlarda beslenmemektedir. Bitkili akvaryumlarda çok rahatlıkla bakılabilirler.

“Ufuklar” anlamında eski sözcük...

Afak, (Arapça).
Yer ile göğün birleşmiş gibi göründüğü yer, uzak daire.
Dört taraf,
Etraf,
Cihetler.
Ufuklar.

Osmanlı devletinde Bulgarlardan oluşturulan ''Voynuk'' örgütündeki subaylara verilen ad...

Likator,
Osmanlılar döneminde Savaş zamanı ordunun ve yüksek komutanların atlarına bakan, barışta da has ahır ve çayır hizmetlerinde çalıştırılan, Hıristiyanlardan, özellikle Bulgarlardan oluşturulan asker sınıfına voynuk örgütü ve bu örgüt içindeki subaylara Likator denmektedir.

Voynuk Teşkilatı,
Voynuk teşkilatı Sultan Birinci Murad Han (1359-1389) zamânında Rumeli beylerbeyi olan Timurtaş Paşa tarafından ilk defa Bosna’da kuruldu. Mensupları Bulgarlar arasından seçilerek, yaygınlaştırıldı. Hassa, amme veya seferli ve Çayır Voynukları hâlinde teşkilâtlanırdı. Hassa voynukları, Istabl-ı âmire (saray ahırı) hizmetlileriydi. Amme voynukları, seferlerde askerî hizmetlerde bulunurlardı. Muharebeye gitmek için davet edilenlere Sefer Voynukları denirdi. Istabl-ı âmire’ye çayır biçmek ve hayvanları çayırlatmak için gelmeleri emir olunan voynuklara da Çayır Voynukları denilirdi. Hassa Voynuklarının başına Voynuk Beyi, Amme Voynuklarının bulunduğu timar sâhiplerinin başına da Voynuk Seraskeri denirdi. Has Ahır hayvanlarıyla, Istabl-ı âmire çayırlarına bakan voynukların kayıtlarını tutup, bunlarla ilgili muâmelelerle Voynuk Kâtibi meşgul olurdu. Mıntıkalardaki birlik kumandanlarına Çeribaşı denirdi.Voynuk Beyi, Seraskeri ve Çeribaşı Müslümandı. Diğer küçük âmirlerden Primkür ve Likatör Hıristiyandı. Voynuklar “Gönder” adıyla üçer dörder kişilik müfrezelere ayrılmışlardı. Her gönderden bir tânesi nöbetleşe her sene hizmete girerdi. Voynuklar nöbet hizmetine kendi beygirleriyle gelirlerdi. Hizmete gelen nöbetçi voynukların yoklamaları defterdarlara âitti. Mevcutları binin altındaydı. Voynukların kaynağı Rumeli olup, bilhassa Bulgaristan idi. Açık kadrolara, ölen veya sakatlanan voynuğun oğlu, kardeşi veya akrabâlarından biri tâyin edilirdi. Voynukların oğullarına ve Voynukluğa aday olan akrabâlarına “Zevâit Voynuk” denilirdi. 

Ölüm ve sakatlanmalar hâlinde Zevâit Voynuklarıyla kadro tamamlanırdı. Zevâitle kadro tamamlanmazsa dışardan Voynuk yazılırdı. Voynuklara hizmeti karşılığı verilen arâziye “Baştına” adı verilirdi. Voynuk, hizmeti karşılığında Baştına’yı (belirli ve sınırlı bir alan) kullanırdı. Bu arâzi için hiçbir tarafa vergi ve rüsum vermezdi. Voynuk belirli arâzisinden başka yer tuttuğu zaman bu arâzinin aşar ve sâir rüsûmunu dirlik sâhibine vermeye mecbur olduğu gibi kendi dirliğini teşkil eden arâziden başkasının istifâdesi hâlinde de bunun vergi ve rüsûmunu kullanandan almak hakkına sâhipti. 

Voynuk Teşkilâtı 1691’de kaldırıldıysa da, 1693’te tekrar kuruldu. 1878 târihinde ise tamâmen kaldırıldı.

Ortaoyununun sergilendiği genellikle oval biçimli alan...

Palanga,
Ortaoyunu'nda oyun alanı. Meydan, orta.

Ortaoyunu, çevresi izleyicilerle çevrili bir alan içinde oynanan, yazılı metne dayanmayan, içinde müzik, raks ve şarkı da bulunan doğaçlama bir oyundur. Ortaoyunu adının geçtiği ilk belge 1834 tarihlidir. Daha eski kaynaklarda bu oyun; kol oyunu, meydan oyunu, taklit oyunu, zuhurî gibi adlarla anılmıştır.

Orta oyunu, han ya da kahvehane gibi kapalı yerlerde de oynanmakla birlikte, genel olarak açık yerlerde ortada oynanan bir oyundur. Oyunun oynandığı yuvarlak ya da oval alana palanga denir. Oyunun dekoru; yeni dünya denilen bezsiz bir paravandan ve dükkân denilen iki katlı bir kafesten oluşur. Yeni dünya ev olarak, dükkân da iş yeri olarak kullanılır. Dükkanda bir tezgah, birkaç hasır iskemle bulunur.


Seyircilerin oturdukları yerin hemen arkasında, ve oyun yerine (sahne`ye) aktörlerin girmesi için serbest `sahne` olarak kabul edilen yer boyutları aşağı yukarı 15x25 m. kadar, yuvarlak veya yumurtamsı bir alndır. Seyircilerle oyun yeri, ip gerilmiş kazıklarla ayrılır, meydanın sağı kadınlar içindir; eskiden buraya kafes konurdu; sol taraf erkek seyirciler içindir. Çalgıcılar da burada, seyircilerin tam önünde yer alırlar.

Orta oyununun kişileri ve fasılları Karagöz oyunuyla büyük oranda benzerlik gösterir. Oyunun en önemli iki kişisi Kavuklu ile Pişekâr'dır. Kavuklu, Karagöz oyunundaki Karagöz'ün karşılığı, Pişekâr da Hacivat'ın karşılığıdır. Orta oyununda da gülmece öğesi, Karagöz oyunundaki gibi, yanlış anlamalara, nüktelere ve gülünç hareketlere dayanır. Oyunda çeşitli mesleklerden, yörelerden, uluslardan insanların meslekî ve yöresel özellikleri, ağızları taklit edilir. Bunlar arasında Arap, Acem, Kastamonulu, Kayserili, Kürt, Frenk, Laz, Yahudi, Ermeni vb. sayılabilir. Orta oyununda kadın rolünü oynayan kadın kılığına girmiş erkeğe Zenne denir. Kavuklu Hamdi ile Pişekâr Küçük İsmail Efendi, orta oyununun önemli ustaları sayılır.

Orta Oyunu; Mukaddime (Giriş), Muhavere (Söyleşme), Fasıl (Oyun) ve Bitiş bölümlerinden oluşur.  Geleneksel Türk halk tiyatrosunun önemli seyirliklerinden olan orta oyununun başlıcaları şunlardır: Mahalle Baskını, Terzi Oyunu, Yazıcı Oyunu, Büyücü Hoca. Fotoğrafçı, Hamam, Tahir ile Zühre, Kale Oyunu, Pazarcılar, Çeşme, Gözlemeci. Çifte Hamamlar, Kunduracı, Eskici Abdi.
 

Granitle aynı kimyasal yapıda olan ve “riyolit” de denilen kayaç...

Liparit, (Fransızca).

Granit  (Liparit ya da Riyolit). Mineral, yunanca reo, akmak, ryo’dan fransızca, rhyolite.
Granitle aynı kimyasal yapıda, içinde mikrolitler olan kayaç, liparit. Yani serbest silis bakımından zengin, mikrolitli iç kayaç.

Tersiyer ya da post-tersiyer kaynaklı magmatik bir kayaçtır. Koyu kıvamlı asit lavların kısa mesafeli akması sırasında oluşur. Kuvars içerir, ancak ana öğesi feldispattır. Sertliği 6, özgül ağırlığı 2.3-2.7'dir. Rengi sarı, kırmızı beneklerle beyazdan griye doğru değişir. Kırıldığında sönük parlak, ince taneli bir yüzey verir. Volkanik alanlarda görüşür. Mezolitikten başlayarak güneydoğu Asya ve diğer alanlarda kullanılmıştır. Granitin sürtmetaş örnekleri de oldukça yaygın bir durumdur. 

Genellikle ağır mineraller ba­kımından fakir olan riyolit, cam bakımın­dan zengin bir hamur içinde, ya fenokristaller, ya küçük billurlar, ya da küçük kürecikler şeklinde bol miktarda kuvars kapsar. Fenokristaller arasında feldispatlara da rastlanır. Riyolitoyit’ te kuvars billurlaşmamıştır, silis fazlası cam halindeki hamur içinde bulunur. Bileşimine göre, hiper alkali riyolitler ve alkali riyolitler ayırt edilir. Hiperalkali riyolitlerde, sodyum ve potasyumlu feldispatlar ile demir ve sod­yumlu bir veya daha çok mineral (aejirin, riebeckit) bulunur. 

Alkali riyolitler için­de de alkali feldispatlar ve plajiyoklazlar vardır. Piromeritler, çok büyük küreli (25 cm kadar) riyolitlerdir. Riyolitlerde, çoğu zaman, grena, topaz, kuvars gibi pnömatolitik minerallerin billûrlaşabildiği «litofiz» denen boşluklar bulunur. Riyolitler lav akıntıları veya damarlar meydana geti­rir. Kuvarslı porfirler paleozoyik çağ ri­yolitleridir.

“Hırsızlık” anlamında argo sözcük....

Arak,
Kayış,
Hırsızlık, (İng. theft ).
Sirkat,
Çalma,
Arakçılık.

Su değirmenlerinde taş üstüne tahılın dökülmesini sağlayan ambar...

Serpin,
Petek,
Oban

Su değirmenlerinde suyun yüksekten dökülmesini sağlayan oluk.

Değirmen çarkına su götüren saç boru. 

İzmir’in Urla ilçesinin tanınmış bir plajı ....

Demircili, 
İzmir ili, Urla ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Demircili koyu Urla'nın köylerinden biri olan Demircili köyünde bulunmakta. İnanılmaz orman ve zeytin ağaçları arasından geçerek geleceğiniz bir koy burası. Urla'ya uzaklığı 18 kilometredir.

Demircili koyu tertemiz denizi, ipek gibi kumu, bembeyaz taşlarıyla çok nadir görülebilecek güzellikte bir koy. Burada sörf ve dalış sporları yapılıyor. Her saatte denizden çıkan dalgıçlara rastlamak mümkün. Burada bambu şemsiyeler ve bambu küçük odaları, temiz tuvalet ve duşu olan bir plaj mevcut. Ayrıca  Altınköy koyu plajı ile deniz yıldızı plajı da vardır.

Hindu mitolojisinde, yarı insan yarı yılan biçimindeki tanrısal varlık...

Naga,
Yılan bir sürü yerde karşımıza farklı isimlerle çıkar:
Adder, Amarus,
Djedhi,  
Ejderha, Ejder, 
Levites, 
Naga, Nagual, Nacaal, Nahaş,
Nasuki (Kutsal yılan),
Quetzlcoatl (Kukulkan), 
Serpent, Snake, 
Şahmeran, 
Typoon,

Mısır firavunları Kobrayı başlarında taşırdı. Tevrat’taki Nahaş kelimesi hem yılan, hem sırları bilen anlamına gelirdi. Sümer’de Tanrı Enki’nin sembolü yılandır. Tufanda Utnapiştim’i uyandırıp uyaran yılandır. Zeus ve Maia’nın oğlu ve habercisi Hermes, yılan dolalı bir asa ile düşmanını yenmiştir. Güney Amerika’daki kadim Meksika, Aztek, Toltek, Maya uygarlıklarının gökten gelen tanrıları yılandır. 

Eski Türk inanışlarında Ejderha; kutsal, göksel ve iyi bir varlıktır.

Hindistan’da insiye bilgelere ve kâhinlere, ‘akıllı yılanlar’ anlamına gelen ‘Nagalar’ denirdi. Alnın tam ortasına sembolün konması, yılan gibi akıllı olmak için iç psişik melekelerin kullanılmasını ifade ederdi. Mister Okulu’nun sadece en yüksek inisiyelerine yılan başlığı takma izni veriliyordu. Başını kaldırmış yılan, aşağıdan yükselen kundalini, Yılan Ateşi’ni sembolize ederdi. Kundalinin yükselmesi ve üçüncü göz’ün açılmasıyla kişi büyük bilgeliğe ve spiritüel yaratıcı güce ulaşır; her şeyin sonsuzluğu bilinir olurdu.

Hint yazmalarında ve efsanelerinde Naga ırkı, yeraltında yaşayan ve yüzeyde insanlarla irtibata geçen bir yılansı ırktır. Bu yılanların kimilerinin insana dönüştüğü yazar. Hint yazmalarında bunlardan başka Sarpa denen bir başka yılansı ırktan daha söz edilir. Ayrıca Hint okyanusu civarında ve sonradan denizin dibine batmış bir ülkede var olduğu söylenen bir yılan  krallığının bahsi geçer.

Geleneksel İspanyol şarkısı ve dansı..

Jota,
Bir çift dansçının oynadığı hızlı tempoda kastanyet eşlikli İspanyol dansı.

Elektrik akımının yeğinliğini azaltıp çoğaltmaya yarayan aygıt...

Reosta, (Fr. rhéostat,  İng. rheostat). 
Elektrik direncini değiştirmek için kullanılan bir cihaz.
Elektrik akımının şiddetini azaltıp çoğaltmaya yarayan araç, dimmer.

Bir iletkenin direncini değiştirmek için kullanılan alete reosta denir. Reostaya ayarlı dirençte denilir. Kısa devre prensibi geçerlidir.  Akım devamlı suretle en az dirençli  yolu tercih ettiğinden, akıl ayarlanan yolu kullanarak direnç azaltılıp akım şiddeti arttırılmış olur. Reosta akımı azaltıp, çoğaltabileceğimiz değişken bir dirençtir.

Ayarlı dirençlerin 1A akım değerine kadar kullanılanlarına potansiyometre, 1A den büyük akımlarda kullanılarına ise reosta adı verilir. 1A akım değerine kadar kullanılan Sabit direnç ve potansiyometrelerin yapımında karbon maddesi kullanılır. 1A den büyük akımlarda kullanılan Sabit direnç ve reostaların yapımında ise konstantan, kentol ve mag- nezyum maddeleri kullanılır.             

Dirençlerde Birim Dönüşümleri ;
1 KW = 1000 W 
1 MW = 1000 KW 
1 MW = 1.000.000 W. 

Reostanın başlıca kullanım alanları: 
Laboratuarlarda etalon direnç olarak, yani direnç değerlerinin ayarlanmasında ve köprü metodunda direnç ölçümlerinde, değişken direnç gerektiren devre deneylerinde, örneğin diyot ve transistor karakteristik eğrileri çıkarılırken giriş, çıkış gerilim ve akımlarının değiştirilmesinde ve benzeri değişken direnç gerektiren pek çok işlemde kullanılır. 

Reostalar genellikle elektrikli sobaların ayar düğmelerinde kullanılır. Bir sobanın(elektrikli) ısısını düşürmek için düğmesini kıvırdığımızda reostanın kabloları(veya telleri) uzar. Direnç artarak elektrik enerjisi yavaş bir şekilde gelir. Ama ısısını yükselttiğimizde reostanın kabloları kısalır. Direnç azalır ve elektrik enerjisi hızlı bir şekilde sobaya ulaşır. Böylece sobanın ısısı artar. Sobalar dışında çamaşır, bulaşık makineleri vb. elektronik eşyalarda kullanılır.

Newton’un kütleçekim yasasından yola çıkarak Güneş Sistemi’nin kararlılığını göstermiş ünlü Fransız matematikçi ve astronom...


Laplace,
Marquis Pierre Simon de Laplace. (1749-1827). Fransız matematikçisi. 

Matematiğin bir çok dallarında önemli çalışmaları vardır. Çalışma alanları içinde diferansiyel denklemler, potansiyeller teorisi, olasılıklar teorisi, astronomi, mekanik, fizik gibi dallar yer almaktadır.

"Doğanın tüm olayları birkaç değişmeyen kanunun matematiksel sonuçlandır" diyen Pierre Simon Laplace, 23 Mart 1749 günü bir köylü çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesi, Fransa'nın Calvados ilinin Beaumont-en-Auge Kasabasında yaşıyordu. Laplace, kendisini çok erken matematiğe verdi. O zaman Beaumont'ta askeri bir okul vardı. Laplace bu okula devam etti. Laplace, d'Alembert'in sayesinde Paris'teki askeri okula matematik öğretmeni olarak atandı. İşte bu sırada Laplace, Newton'un genel çekim kanununun güneş sistemine uygulaması adlı büyük eserini verdi. Astronom matematikçi olduğu için, kendisine Fransız Newton'u denmiştir. Olasılıklar kuramının kurucusu gözüyle bakılabilir. "Bildiklerimiz çok değil, bilmediklerimiz çoktur"sözüyle alçak gönüllülüğünü göstermiştir. Matematiğe önem vermediğini, şöhret ve ün için değil de kendi arzularını yenmek için matematikle uğraştığını söyler. 

Laplace Şeytanı olarak anılan bu düşünce geleceğin tamamiyle geçmişteki etkilerden meydana geldiğini savunan determinizmden doğuyor. Öyle ki determinizm özellikle de Laplace'dan sonra yüzyıllar boyu biliminsanlarının sadık kaldığı ilke oluyor. Zaten bilimsel deneylerin doğasında da belli etkileri kontrol altına alarak madde ve canlıların tepkilerini önceden tahmin edebilme düşüncesi yatıyor.

Öyle ki 1800'lü yılların sonlarına doğru bilim insanları bazı denklemleri çözmekte başarısızlığa uğramaya başlıyorlar. Bunların en göze çarpan örnekleriyse matematikteki nonlineer (lineer olmayan) denklemler oluyor. Başlarda bu denklemler "istisna" olarak damgalanıp göz ardı ediliyor. Ancak daha sonralarda bu "istisna" denklemler yeni bir düşünce biçiminin doğuşuna neden oluyor. Bu yeni düşünce biçimi bilimi determinizmden uzaklaştırarak "kaos" teoremine zemin hazırlıyor. Bu yeni düşünce biçimini kısaca ifade eden Danimarkalı ünlü fizikçi Niels Bohr şöyle diyor: "Özellikle de gelecek söz konusu olduğunda tahmin zordur." - Niels Bohr

Laplace, son günlerini Paris yöresinde Arcueil'de geçirmiş, kısa bir rahatsızlıktan sonra 5 Mart 1827 yılında yetmiş sekiz yaşında ölmüştür.

Hatay yöresine özgü, “testi peyniri” de denilen bir peynir cinsi...

Cara,
İçine salça, erimiş yağ, pekmez ve zeytinyağı konulan içi sırlı küp. 

Katkı maddesi kullanmaksızın, geleneksel yöntemlerle üretilmiş eşsiz  kahvaltılık lezzet.  Peynir, kibritden büyükçe parçalar halinde dilimlenir. Bir tepside tuzla harmalanarak iki gün bekletilir. Bu süre zarfında suyu devamlı süzülür. Çökelek bir bez torbaya doldurulur, üzerine bir ağırlık konarak iki gün suyunun süzülmesi için bekletilir. Üçüncü gün, bir tepsi içinde peynir, çökelek, çörekotu ve arzuya göre tuz konarak karıştırılır. Bir toprak kap (testi=cara) veya cam kavanozun içine bir kat peynir, bir kat çökelek sıra sıra dizilir. Her dizilim sırasında elle sıkıca bastırılarak peynirler arasındaki boşluklar çökelekle doldurulur. Kabın ağzı bir bezle bağlanır ve ters çevrilerek bir hafta bekletilir. Bu sayede sona kalan suyuda süzülmüş olur. Bu süre sonunda tekrar sıkıca bastırılır ve yüzeyine bir avuç tuz, onunda üzerine bir avuç kekik konur. Eskiden bu aşamadan sonra testinin ağzı bir bezle sıkıca bağlanır, killi toprak ve samanla yapılan harç ile sıvanır ve testi ters çevrilerek toprağa gömülür, bu haliyle toprak altında dört ay bekletilirdi. Şimdilerde ise kekiğin üzerine bir bez torba içerisinde toprak konarak ağzı sıkıca bağlanıyor, yine ters çevrilerek buzdolabında dört ay bekletiliyor.

Kongo ilkellerinin inandıkları yeteneklilik gücü...

Elima,
Kongo'daki Mongo ve Kunduların yeteneği, beceriyi ve çocuk yapmayı etkilediğine inandıkları gizemsel gücün adı.

Fransız Faşizmi...


Pujadizm, (Poujadisme, Fr.). 

Fransız politikacısı Pierre Poujade (1920-2003)
Fransız siyaset adamı Pierre Poujade'ın oluşturduğu ve bir dönem Fransa'da taraftar bulmuş bir tür küçük burjuva faşizmi. 

Fransa’da siyasi krizler özellikle esnaf ve zanaatkarı etkileyen ekonomik bunalımlar ile vergi artırımlarına yol açarken, kendisi de esnaf olan Poujade önce 1954’ te vergi memurlarına direnci simgeleyen bir örgüt (Union de Defense des Commerçants et Artisans), sonra da ulusalcı bir parti (Union et Fraternite Française) kurdu.

Poujade, Çin Hindi’ndeki yenilgiyi işleyerek Fransız milliyetçiliğine de oynadı. Esnaf, zanaatkar, çiftçi ve küçük üreticiye de “Sizlerden vergi alınmayacak” vaadinde bulundu.

1956 Ocak seçimlerinde, Poujade’ın partisi büyük bir sürpriz yaparak oyların yüzde 12’sini  aldı ve parlamentoya 52 milletvekili gönderdi.

Ama kimse onu ciddiye almadı. Daha sonra Fransa’da 5’ inci Cumhuriyet’i kuran De Gaulle  onunla görüşmedi. Partisi eridi. O partinin içinden çıkan Jean-Marie Le Pen, Poujade’ın bir armağanı olarak hâlâ Fransız aşırı-sağını temsil ediyor.

Siyaset terminolojisine de “Poujadism” (okunuşu Pujadizim) diye bir kavram girdi. O günden beri, “vergi almayacağım”, “her şeyin fiyatını indireceğim”, “bütün kamu hizmetleri bedava olacak” benzeri vaatlerle seçmen önüne çıkmaya ve milliyetçi duyguları kaşımaya “Poujadizm” deniliyor.

Yeniçeri örgütünde, görevi alaylarda selam törenlerini düzenlemek ve yönetmek olan subay...

Odabaşı,
Yeniçeri kuruluşunda görevi alaylarda selam törenlerini düzenlemek ve yönetmek olan subay.

Kapıkulu Ocağı;
Kapıkulu Piyadeleri ve süvarilerinden oluşmuştur.  

Kapıkulu Piyadeleri; 
Acemi Ocağı, Yeniçeri Ocağı, Cebeci Ocağı, Topçu Ocağı, Top Arabacılar Ocağı, Humbaracı Ocağı, Lağımcılar, Sakalar, Solaklar  
Kapıkulu Süvarileri: 
Silahtar, Sipahi, Sağ Ulufeciler, Sol Ulufeciler, Sağ Garipler, Sol Garipler'den oluşmaktaydı.    

Eyalet Askerleri;
Yerli Kulu; Azab, Sekban, Tüfenkçi, İcareli  
Serhat Kulu: Deliler (Deli), Gönüllüler, Besliler, Topraklı Süvari, Tımarlı Sipahiler ve Akıncılar   

Rütbeler :
Harp Okulu'ndan mezun olunca mülazım-ı evvel (teğmen), Harp Akademisi'nde birinci sınıfa geçince mülazım-ı sani, Harp Akademisi'ni bitirince erkanıharp (kurmay) yüzbaşı rütbeleri alınıyordu. Harp Akademisi'ne sadece Harp Okulu'nu iyi dereceyle bitirenler alınırdı. 

Müşir (Mareşal) 
1. Ferik (Orgeneral) 
Ferik (Tümgeneral ile Korgeneral arası)
Mirliva (Tuğgeneral ile Tümgeneral arası)  
Miralay (Albay)  
Kaymakam (Yarbay) 
Binbaşı   
Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı)
Yüzbaşı  
Mülâzımı sâni (Üstteğmen) 
Mülâzımı evvel (Teğmen) 
Çavuş
Onbaşı  
Nefer  

Lozan Antlaşması’nın yapıldığı saray....

Rumine Sarayı,

Rumine Sarayı 1906 yılında, üniversite binası olarak inşa edildi. Adını bir Rus prensi olan Gabriel Rumine' den alıyor. Binayı yaptıran Rumine' nin annesi Lozan' lı idi. Lozan Barış Antlaşması, sarayın duvarları ve tavanını resimlerin süslediği büyük salonunda imzalandı. Bu antlaşma ile Türkiye, on bir yıl süren savaşların ardından, bugüne dek bozulmayan bir barış sürecine girdi. Rumine Sarayı' nın tarihi salonu günümüzde Lozan Kent Meclisi'ni ağırlıyor. Rumine Sarayı bugün üniversite kütüphanesine, güzel sanatlar, doğa ve tarih bilimleri müzelerine ev sahipliği yapıyor.


İsviçre'nin 26 kantonundan biri olan Vaud kantonunun başkenti Lozan'da, göl kıyısındaki muhteşem şatoda (Chateau d'Ouchy) (Uşi Şatosu) İsmet İnönü ve arkadaşları günlerce diğer ülkelerin temsilcileri ile tartışmıştı. Türkiye'nin kaderini belirleyen tarihi Lozan Antlaşması için ikili görüşmeler Ouchy (UŞİ) şatosunda yapılmıştı. Antlaşması'nın en önemli kararları burada alınırken, antlaşma Rumine Sarayında devam etmiş sonra Lozan Üniversitesi Tören Salonu'nda (şimdi güzel sanatlar ve doğa bilimleri müzesi)nde imzalanmıştı. 

Lozan Barış Antlaşması,
Kurtuluş Savaşı'nın sonunda Mudanya Mütarekesi imzalanmış, bundan az sonra, 22 Ekim 1922'de Türkiye barış görüşmelerine çağrılmıştı. Mudanya Mütarekesi'nde de Türk heyetine başkanlık etmiş olan ismet Paşa (İnönü), Dış İşleri Bakanlığına getirilerek Lozan'a gidecek Türk heyetine başkan atandı. Lozan Konferansı'nda İngiltere'yi Lord Curzon, İtalya'yı Mussolini, Yunanistan'ı Venizelos, Fransa'yı Poincare temsil ediyordu.
Sevr Antlaşması'na göre Türkiye'nin doğusu Ermenilerle Kürtlere, güneydoğu illeri Fransızlarla İngilizlere, Antalya dolayları İtalyanlara, Batı Anadolu ve Trakya Yunanlılara veriliyor, Boğazlar barışta ve savaşta serbest olmak üzere Müttefikler'in yönetimine bırakılıyor, kapitülasyonlar bütün devletlere tanınıyor, Anadolu'nun yalnız orta ve orta-kuzey kesimi Türklere kalıyordu. Ankara Hükümeti bu antlaşmayı hiç bir zaman tanımadı ve bağımsızlık için sonuna kadar savaşılacağını bütün dünyaya ilân etti.

Savaşı kazanıp barış masasına oturduğu zaman başta kapitülasyonlar ve Osmanlı borçları olmak üzere Sevr Antlaşması' nda yer alan birçok hüküm yeniden Türkiye'nin önüne sürüldü. Türkiye'nin Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki sınırlar üstünde bir iddiası yoktu, ama Misak-ı Milli'den de fedakarlık edemezdi. Yabancılara verilen eski ayrıcalıkların hepsi kalkmalıydı. Batılılar bu şartları kabul etmek istemediler ve 4 Şubat 1923'te görüşmeler kesildi.

23 Nisan 1923'te görüşmeler yeniden başladı. Sonunda Türkiye'nin istekleri kabul edilerek 24 Temmuz 1923'te antlaşma imzalandı. Başlıca hükümleri şöyle özetlenebilir: Türkiye'nin sınırları, Irak kesimi (Musul) dışında Misak-ı Milli'de çizildiği gibi olacak, Yunanistan savaş tazminatı olarak Edirne yakınındaki Karaağaç'ı Türkiye'ye bırakacaktı, fiğe Denizi'nde Bozcaada ile Gökçeada Türkiye'ye verilecek, Midilli, Sakız, Sisam gibi Anadolu'ya yakın adalar, askersizleştirilmek şartıyla Yunanistan'a bırakılacaktı.

Türkiye'deki Rumlarla, Yunanistan'daki Türkler yer değiştirecek, Batı Türkleriyle İstanbul Rumları bu değişimin dışında tutulacaktı. Kapitülasyonlar her yönüyle son bulacaktı. Musul ve Osmanlı borçları konusu barış antlaşmasından sonra taraflar arasında çözülecekti.

Çanakkale ve İstanbul boğazları silahsız bölge olacak, ancak savaş halinde silahlandırılacaktı (Türkiye aleyhine olan bu madde 1936 Montrö Antlaşması'yla ortadan kalkarak, Boğazlar kayıtsız ve şartsız Türk egemenliğine geçmiştir). Türkiye'deki yabancılar ve yabancı kurumlar Türk yasalarına göre yönetilecekti.

Böylece Lozan Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin kabullendiği Sevr Antlaşması'nın Türkiye'yi bölüp parçalayan, egemenliğinden eden ağır hükümlerini ortadan kaldırarak Kurtuluş Savaşı ile kurulan yeni Türk Devleti'nin egemenlik ve bağımsızlığını bütün dünyaya kabul ettirdi.

“Kwai Köprüsü”, “Dr. Jivago”, “Arabistanlı Lawrence” gibi filmleriyle tanınmış İngiliz sinema yönetmeni...

David Lean, 
Sir David Lean, (25 Mart, 1908 – 16 Nisan, 1991) 
Akademi Ödülü sahibi İngiliz film yönetmeni ve film yapımcısı. 

Brief Encounter (Kısa Tesadüfler-1945), Lawrence of Arabia (Arabistanlı Lawrence - 1962), The Bridge on the River Kwai (Kwai köprüsü-1957), Doctor Zhivago ve A Passage to India, Great Expectations (Büyük Umutlar-1946), Ryan's Daughter (İrlandalı Kız - 1970),  filmleri ile tanınır.

Aldığı ödüller;
American Film Institute Life Achievement Award 1990, 
Oscar for Best Director 1958 for The Bridge on the River Kwai     
Oscar for Best Director 1963 for Lawrence of Arabia     
Knight of the British Empire 1984     
Asteroid Namesake 7037 Davidlean      

Yönettiği Filmler;

Brief Encounter (Kısa Tesadüfler-1945), 
Lawrence of Arabia (Arabistanlı Lawrence - 1962), 
The Bridge on the River Kwai (Kwai köprüsü-1957), 
Doctor Zhivago (1966),
A Passage to India (Hindistana Bir Geçit -1984), 
Great Expectations (Büyük Umutlar-1946), 
Ryan's Daughter (İrlandalı Kız - 1970), 
Summertime (1955)      
Hobson's Choice (1954)      
The Sound Barrier (1952)      
Madeleine (14-Feb-1950)      
The Passionate Friends (2-May-1949)      
Oliver Twist (28-Jun-1948)  
Blithe Spirit (1945)      
This Happy Breed (1944)      
In Which We Serve (1942),

Orkestrada ya da caz topluluğunda vurmalı çalgılar takımı...

Bateri, (Fr. batterie). 
Orkestrada vurmalı çalgı takımı, davul.

Şarkılarda ritim tutmaya yarar.  Çoğunluğun düşündüğü gibi bateri (davul) çok hızlı olmaktan ibaret değildir. Denge ve akıcılık gerekir. Düzenli olarak metronom ile çalışmalı ve single-stroke, double-stroke, paradidle, double paradidle, üçlemeler, altılamalar gibi el teknikleri, dörtlük ritmin üzerine dörtlük, sekizlik, onaltılık kick vuruşları gibi sağ ayak teknikleri (eğer twin pedal tercih edilirse sol ayak için de aynı egzersizler uygulanabilir), hi-hat ile dörtlük,sekizlik,onaltılık saymak gibi sol ayak teknikleri ve tabiki el-ayak kombinasyonları gibi teknikler üzerinde alıştırma yapılmalıdır. Bu müzik aleti müzik kulağı gerektirir. Fakat müzik kulağınız çok iyi değilse bu enstrümanı notalı bir şekilde de kullanabilirsiniz. İnanılmaz aksak eserler mevcuttur ve bunun için şunlar gerekir; Müzik Kulağı, Düzenli Alıştırma, Denge. 

Bunlardan hiçbiri olmaz ise ve sadece çok hızlıysanız hiçbir işinize yaramaz...  
Standart bir bateri, genelikle 5 parça davul ve 3 parça zilden oluşur. Davullar tom 1 (high tom), tom 2 (mid tom) floor tom (low tom), trampet (snare) ve pes davul (cross, kick, bass drum) dan ve crash, hi-hat, ride 3 lü zil takımından oluşur. Bu standartların dışında davula mid tomun yüzey alanına oranlı (örneğin 10' se 8', 12' se 10') lık bir mid tom, ayrıca floor tomun yüzeyine oranlı (örneğin 14' se 16', 16' se 18') bir floor tom daha eklenebilir. Davul kitleri tamamen kişinin isteğiyle düzenleneblir. Darbuka dahi ekleyen davulcular mevcuttur. Bununla beraber, zil seçenekleri de yeni crashler, splashler, chinalar, raw ve cow beller, sentez ziller olan ride-crash, splash-china, splash-crash, vb. eklentilerle çoğaltılabilir.  Bateride davulların dışında aksamlar da mevcuttur. Zilleri sabtlemek için stand adı verilen sehpalar kullanılır. Bunlar genellikle T ve normal sehpalar olarak ikiye ayrılır. Rok standler ise üzerinden birde çok T sehpa bulundurabilen geniç köprü şeklindeki aksamlardır. Ayrıca kick davulunu kullanmak için single ve twin pedalar mevcuttur.  

Davul çalmak için kullanılan sopalara baget denir. Fakat müzik türüne göre baget yerine fırça ya da tokmak da kullanılabilir.  Değişik kalınlıklarda ve uzunluklarda bagetler mevcuttur. Çok ince bagetler genellikle jazz müzikte kullanılır. En çok kullanılan baget türleri, 5A ve 5B dir.  Dünyanın en iyi bateristleri arasında Mike Portnoy, Dave Lombardo, Dave Weckl, Neil Peart, John Bonham, Steve Gadd, Joey Jordison bulunur.  

Akustik davul üzerinde çalarken metal baget kullanılması birçok profesyonel müzisyen tarafından zararları nedeniyle önerilmez. Bu zararlar elbette ki ekipmana verilecek zarardır. Ancak eğer davulcu padde çalışacaksa normal bagetin yanında metal baget tavsiye edilir. Zira bu ağır bagetle çalışan davulcunun elleri ve bilekleri güçlenecek, daha sonra normal bagete geçtiğinde daha hızlı çalabilecektir.

Tanınmış Türk Bateristleri;
Okay Temiz, Selim Selçuk, Volkan Öktem, Kerem Kabadayı, Burak Gürpınar, Güray Mumcu, Onur Ertem, Akyan İlkan, Doğaç Titiz, 

Tanınmış Yabancı Bateristler;
Art Blakey, Tony Williams, David Silveria, Vinnie Colaitua, Dave Weckl, Steve Gadd, Dennis Chambers. 




Kaynakça;
Vikipedi, özgür ansiklopedisinden alınmıştır.

Hızlı ve parlak biçimde seslendirilen müzik parçası....

Presto, (İtalyanca presto).
Çabuk, çok çabuk bir tempo ile müzik.
Bu tempo ile çalınan müzik parçası.
Gösterişli ve hızlı bir biçimde çalın­ması gereken müzik parçası.

Tempo (Latince: Tempus, İtalyanca Zaman anlamındadır.) 
Müzikte bir parçanın yorumlanma hızıdır.

İtalyanca diğer tempo terimleri;
Allegro, Hızlı ve net. 
Allegrissimo, Çok hızlı.
Allegro Moderato, Orta derecede neşeli ve çabuk .
Allegretto, Orta derecede hızlı (Allegro'dan daha yavaş).
Assai, Yeterli şekilde.
Andantino, Andante'den biraz daha hızlı veya biraz daha yavaş.
Andante, Yürüyüş hızında. 
Adagietto, Tercihen yavaş
Adagio, Yavaş ve görkemli, kararlı.

Grave, Yavaş ve aklı başında. 

Larghetto, Tercihen genişçe ve kararlı.
Lento, Çok yavaş.
Largamente Largo, Genişçe, çok yavaş.
L'istesso tempo, Aynı hızda. 

Moderato, Orta hızda.
Molto, Oldukça, daha fazla.  

Non troppo, Fazla değil, hızlıca ama fazla değil) 

Poco, Biraz.
Prestissimo, Aşırı hızlı . 
Presto, Çok hızlı.

Tempo commodo, Rahat bir hızda.
Tempo giusto, İstikrarlı bir hızda. 

Vivo, Canlı ve hızlı .
Vivace, Canlı ve hızlı.  
Vivacissimo, Çok hızlı ve canlı.

Atların ayaklarında görülen ve rahat yürümelerini engelleyen bir hastalık...

Arpalama,  
Atların ayaklarında görülen ve rahat yürümelerini önleyen bir hastalık. Arpalama (Laminitis) tırnağı kemikle bağlayan dokusunun bozulma sonucu ortaya çıkan hastalıktır. Şiddetiyle değişken arpalama tırnağın kısmen veya tamamen kemiğinden çıkması ve doğal olarak en kötü ihtimalde atın ölümü ile sonuçlanan insanın neden olduğu bir hastalıktır.  

Arpalama (Laminitis) tetikleyen unsuru ise ince bağırsak tarafından algılanmamış şekerlerin (Nişasta ,Sakaroz, Glukose, Fruktan vb.) Kalın bağırsakta laktik aside dönüşmesidir. Bunun sonuncunda, Atın tırnağı ısınır ve at topallamaya başlar. Bu noktaya geldikten sonra artık çok geç, çünkü bu önlenebilir bir hastalıktır. 

Atlar genel olarak ilkbaharda arpalanır ve nedenleri çok basit. Bizim beslediğimiz at doğal bir ortamda bulunmamakla beraber kış aylarında normal beslenir ve ilkbaharda otlağa götürdüğümüzde otların yüksek besin değerleri çok fazla olur ve bir süre şeker ince bağırsak tarafından algılanmamış olmasından aşırı laktik asit oluşumundan tırnağı normal sağlıklı büyümesi sağlayan hücreler bozulmaktadırlar. 

Belirtileri ise atın ön ayakları ileriye uzatılmış ve yükü art ayaklara aktarılmış biçimde durması, tırnakların fazla sıcak olması ve atın zorla gergin biçimde yürümesidir. 

Dokuyu bozan mekaniği tüm araştırmalara rağmen hala tam anlaşılmış değildir. Arpalamayı tetikleyen unsurları ise dört farklı kategorilerde yer almaktadır. 

1.) Yanlış çalışma yöntemler  Ağır çalışmaların ardından atı soğutmadan (ısınma gibi yanıltıcı bir kelime) çalışmasını durdurmak sonucu biriken laktik asitler arpalamayı tetikleyebilir.  
2.) Zehirleme  Zehirleme sonucu bağırsak siteminde bakteri nüfusun ani değişimi sonucu bakteriler tarafından üretilen laktik asidin fazlalığı.  
3.) Yanlış besleme  İlkbahar ve kış aylarında otlaklarda mevcut fruktan miktarın artmasıyla bağırsaklarda yine bakteri nüfusun ani değişimi sonucu laktik asit üretimi arpalamaya neden olmaktadır.  Fazla yem verilme sonucu hazmedemeyen fazlalığı yine ani bakteri nüfusun değişimiyle laktik asit üretimi tetikleyip arpalama ile sonuçlamaktadır.(yem her neyse arpa olmak zorunda değildir sadece her yemde bulunan nişasta yeterlidir)  
4.) Travma  Sert zeminlerde ağır çalışmak veya tırnak kapsülün sert darbelere maruz kalması tırnağın düşmesine neden olabilmektedir. 

Tedavisi;
En hafif şeklinde bile kalıcı sorunlara neden olabilecek arpalama her zaman önlenebilir bir hastalıktır. Yine başınıza gelirse ilk ve acil olarak tırnakları hemen soğutmaya başlamanız gerekir. Buz, su gerekirse yangın söndürücü ölçülü kullanın ama ayakları hemen soğutmaya başlansın. Hemen gelmesi gereken Veteriner Hekimi antihistiyaminik ve ateş düşürücü ilaçlarla müdahaleyi başlamaktadır.

Doğum, sünnet gibi olaylarda verilen bahşiş...

Arılık, (aruluk) .

Temizlik. 
Doğruluk, afiflik, züht, takva. 
Kadının hayızsız günleri. 
Kudsiyyet, münezzehlik, ismet.

Bir hastalığı ilaç veya okuyup üfleyerek geçirmeye çalışan kimseye verilen ücret, bahşiş,
Türbe, tekke ve ziyaret yerlerine konulan para, adak. 
Doğum, sünnet gibi olaylarda verilen bahşiş.
Fala baktırırken peşin olarak verilen para. 
Loğusalara takılan altın.
Alışverişte pey olarak verilen para. 
Bir hayır işine yapılan yardım.
Arı kovanlarının bulunduğu yapı, yer. 


Popüler Yayınlar

Yeni içerikler için takip edin!