Uşak ilinde, "Karun Hazineleri" nin bulunduğu höyük...

İkiztepe,
İkiztepe tümülüsü, 

Lidya (Karun) Hazineleri Uşak ili Güre yakınlarındaki Toptepe tümülüsünü 1965, İkiztepe tümülüsünü 1966 ve Aktepe I tümülüsünü 1968 yılında gizlice kazan eski eser kaçakçılarının 1970 yılında ABD'deki Metropolitan Sanat Müzesi'ne sattıkları eserlerdir. 

Bu eserler, M.Ö. VI. yüzyıl Lidya sanatının en güzel örnekleridir. Kültür Bakanlığı'nca verilen uzun bir hukuk savaşından sonra 1993 yılında Türkiye'ye geri gönderilmiştir. (Uşak Müzesi) Meryem Ana Kilisesi Gymnsasium Limanının kuzeyine bakan bina bir kiliseye dönüştürülmüştü ve M.S. 313 yılında Hıristiyanlığı remi bir dine dönüştüren İmparator Konstantin Meryem Ananın anısına kiliseye onun ismini verdi. İlk bazilikanın uzunluğu 260 m. idi ve kiliseye dönüştürülmüştü. Önceleri bu bina Deigma adıyla anılan bir çeşit bankaydı. M.S. 431 yılında 200 Piskopostan oluşan 111 genel kurul ilk defa bu binada toplandı ve Hıristiyanlığın doğuşuyla ilgili bir bildiri ilan ettiler. Onlara göre Meryem Ana Tanrının anasıydı. Papa 6. Paul önünde dua etmiştir.  

Yandaki resimde  Lidya "Karun" Hazinesi Güneş Kursu Biçimli Gerdanlık gösterilmektedir.Genel kanının aksine, “Karun Hazinesi” olarak adlandırılan bu eserler, bir tek tümülüsten çıkmamıştı. 1965-68 yılları arasında kaçak olarak kazılan Uşak'ın Güre ilçesinde Toptepe, İkiztepe, Haylaztepe ve Aktepe ile Manisa'nın Kırkağaç ilçesi, Harta Mevkii'ndeki bir başka tümülüsten çıkan buluntuların tümünü kapsıyordu. İlginç olan taraf ise hemen hemen tüm buluntuların MÖ 6. yüzyıla tarihlenmesi idi. Bu yüzyılda Lidya sanatı, Doğu Yunan ile İran Akamenid uygarlıklarının etkisi altında, fakat kendine özgü farklı bir üslup geliştirmişti. Arkeologlar tarafından daha sonra yapılan incelemelerde, bu tümülüslerin, Kroisos dönemine ait kraliyet ailesi, yönetici veya komutanlarına, ya da o yıllarda Anadolu'yu istila edip Lidya Krallığı'na son veren Pers satraplarına ait olabileceği kanısı uyanmıştı.

Uşak ili M.Ö 4000 yıllarından itibaren yerleşim bölgesi olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Hitit Krallığı egemenliğinde bulunan bölge, M.Ö. 2500’lerde Luvi istilasına uğramış, Hitit Krallığı dağıldıktan sonra, M.Ö. 1000 yıllarında Ege göçleri ile boğazlardan gelen Frigyalıların egemenliğine girmiştir. M.Ö. 7.yüzyıllarda Lidyalılar ile Frigyalılar arasında paylaşılmıştır. Dünyada ilk kez parayı kullanan Lidyalılar,Uşak’ın batısında hakimiyet sürmüşlerdir. Lidyalılar zamanında Ege bölgesini yakın doğuya bağlayan tarihi “Kral Yolu” Uşak’tan geçmiştir. M.Ö. 6.yüzyılda bütün Anadolu Pers İmparatorluğuna bağlanmıştır.
M.Ö. 4.yüzyılda Büyük İskender’in Pers İmparatorluğunu yıkmasıyla bölge önce Makedonya Devleti daha sonra Bergama Krallığı ve M.Ö.2.yüzyılda Roma İmparatorluğu, M.S.395 yılında Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasıyla 700 yıl boyunca Bizans hakimiyetinde kalmıştır.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra, Anadolu’nun fethi ile görevlendirilen 1.Süleyman Şah, Uşak’ı Selçuklu Devletine katmıştır.Selçukluların dağılmasından sonra ki beylikler döneminde Germiyanoğulları bölgede hakimiyet sürmüş, 1391 yılında Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanoğullarına katılmıştır. Fetret devri boyunca Karamanlılar elinde kalmış,1414’ de tekrar Germiyanoğullarına geçmiş, 1429 ‘da Osmanlı Devletine katılmıştır. Uşak’ın İstiklal savaşımızda önemli bir yeri vardır. Yunan Orduları Komutanı General Trikopis merkez Göğem Köyünde esir alınmıştır. 1 Eylül 1922 ‘de Uşak işgalinden kurtulmuş , 2 Eylül 1922 ‘de Atatürk ve İnönü şehre gelerek karargah kurmuşlar, Trikopis’in kılıcını bugün Atatürk ve Etnografya Müzesi olan evde teslim almışlardır.

Uşak ili, Ege Bölgesinin İçbatı Anadolu bölümünde, Murat Dağı, Bulkaz Dağı ve Ahır Dağları ile çevrilidir. Osmanlı devrinde Hüdavendigar(Bursa) Vilayetinin Kütahya Sancağına bağlı bir kaza olan Uşak, 20 Nisan 1924 tarihli 491 Sayılı Teşkilat-i Esasiye Kanunu ile yapılan idari düzenlemede yine Kütahya Vilayetinin bir kazası olarak kaldı. Türkiye Cumhuriyetinin yeni idari yapısı içinde Banaz, Sivaslı, Karahallı ve Ulubey Nahiyeleri, Uşak Kazasına bağlandı. 9 Temmuz l 953 tarih ve 6129 Sayılı kanunla vilayet haline getirilen Uşak'a . Manisa ilinden Eşme ilçesi bağlandı. Nahiyeler ilçe statüsüne getirildi. İl toprakları yer altı kaynakları yönünden zengindir. Banaz’da asbest, civa, kaolin ve manganez, Eşme’de uranyum, Sivaslı’da asbest, Ulubey’de zımpara taşı yatakları bulunmaktadır. Ayrıca maden suları da değerlendirilmektedir.

Siirt' e özgü, nohutla yapılan bir tür yahni...

Zengerani, Yahni (zengerani) içli köfte hamurundan nohut ile hazırlanan ekşili bir yemek.

Burdur yöresinde koyun boyama ve yıkama şenliği...

Böyet,
Böğet,
Böğet(Havuz),
Burdur ilinde koyun yıkama yarışmasına verilen ad.

Yünüm Böğet Şenliği,
Koyun boyama ve yıkama geleneği,
Burdur'da 750 yıllık 2 gün süren gelenekdir.
Yünüm Böğet (Koyun boyama ve yıkama) geleneği, şenliklerle sürdürülmektedir.
Burdur'un Tefenni ilçesine bağlı Hasanpaşa beldesinde uygulanmaktadır.


Töreninde sürüdeki koyunlar Beydağlarında bulunan bir tür taştan elde edilen kırmızı renkli boyayla boyanır. Beydağlarından getirilen taş bir gün boyunca sadece tezekle yakılır. Yanan taş, ufalanıp kalburdan geçirildikten sonra boya haline gelir.
Çoban, ağzına aldığı bir miktar suyu koyunun yününe püskürtüp, yünü ıslatır. Boya da ıslak yüne sürülür. Boya 12-13 ay koyunun yününden çıkmaz.



Bu gelenekte rivayet şudur;
İnanışımıza göre, boyanmayan koyunun gözlerinden "Beni boyamıyorsunuz" diye yaş gelir. Sürüdeki tüm koyunların boyanmasından sonra, sürü lideri koyun ve koçlar, ikinci gün düzenlenecek "Sudan geçme" yarışması için hazırlanır. Böğet'te ise koyun ve koçlar, havuzdan veya dereden geçirilerek yıkanıyor. Havuz veya dereden, çobanın talimatlarına uyarak en iyi şekilde geçen sürünün çobanı da ödüllendiriliyor.

Şenliklerden önce çobanlar, sürülerinin içinden bir koyun veya koçu ayırıp, ''elcik'' olarak yetiştiriyor. Çoban, elciğe çok önem veriyor. Sürünün öncüsü olan elciğe, yünüm böğet şenliklerinde büyük görev düşüyor. Seçilen elciğe çobanın talimatlarına uyması amacıyla bazı alışkanlıklar kazandırılıyor. Yünüm töreninden önceki akşam koyunlar süsleniyor, boyanıyor, boncuklar ve çanlar takılıyor.

Yünüm günü, sabahın erken saatlerinde böğetin çevresi sürülerle dolup taşıyor. Kendisine güvenen çoban, yetiştirdiği elcik koyun veya koçun önüne geçerek su dolu böğete (havuz veya dere) doğru bağırarak sürüsünü harekete geçiriyor. Sürünün böğete girmesi için havaya tüfekle ateş ediliyor. Çoban, elbiseleriyle birlikte suya dalıyor, sürü de çoban ve sürü lideri elciği takiben suya giriyor ve karşıya geçiyor. Yünüm şenliğinde kimi elcikler sürüyle birlikte karşıya geçmeyi başarırken, kimi elcikler geri döndüğü için sürüsü de suya girmekten vazgeçiyor ve yarışmadan eleniyor. Çobanın talimatını en iyi şekilde uygulayan sürü lideri elcik, birinci ilan ediliyor.

XIX. yüzyılda Osmanlılara karşı savaşan Sırp milliyetçilerine verilen ad...

Çetnik, 

"Çetnik" sözcüğü,  (Sırpça çete demek), Osmanlı yönetimine karşı ayaklanan Sırp isyancılara Osmanlılar tarafından verilen "Çete" isminden geliyor.

II. Dünya Savaşı'nda eski Yugoslavya'da yaşayan ve Sırp olmayan işgalci Mihver kuvvetlerine ve Hırvat işbirlikçilerine karşı direnmek amacıyla ortaya çıkan, ama daha çok Partizanlar olarak bilinen Tito'ya bağlı komünist gerillalarla çarpışan radikal milliyetçi Faşist Sırp gerillalar.Çetnikler, baş, işaret ve orta parmakların yardımıyla üç sayısını işaret etmeye benzeyen "çetnik selamı"nı sembol olarak kullanıyorlar.

Bosna'daki ilk Çetnik örgütlenmesinin ardından Karadağ, Hersek ve Dalmaçya'da benzer çeteler oluşturuldu. Merkezi Sırbistan'da bulunan en büyük Çetnik çetesinin komutanı Draza Mihajilovic (Draja Mihayiloviç)' di ve müttefik kuvvetlerinin Yugoslavya'yı işgal ederek krallığı yeniden kurmasını sağlayacak bir çizgi izledi. Mihajilovic, Foça katliamı başta olmak üzere birçok katliamın emrini veren canidir. Draza Mihajilovic'in bizzat organize ettiği Foça katliamında, iki gün içinde, beş bin Foçalı Boşnak katledilmişti.


Savaş sırasında bir süre müttefik devletlerin yardımını alan Mihajilovic, bu destek kesilince, Çetnikler savaşın sonunda sayıca küçüldü.Ravna Gora'daki karargahını terk etmek zorunda kalan Mihailović, 1945 yılında az sayıdaki yandaşıyla birlikte Tito'nun Partizanlarına tutsak düştü. Belgrad'a götürüldü ve yargılanarak idam edildi.
Ancak bu bile Çetniklerin zihninden katliamı, elinden kanı silmek için yeterli olmadı. Bosna-Hersek halkının, 1 Mart 1992'de, bağımsızlığa "evet" demesinin ardından Sırp Çetnikler, Avrupa'nın orta yerinde dünyada eşine az rastlanır bir soykırıma giriştiler. Yaklaşık dört sene boyunca devam eden Sırp saldırganlığı esnasında 250 bin Boşnak şehit oldu. Toplam da 320 bin kişi hayatını kaybetti.

Temmuz 2008'de yakalanarak, 1992-1995 yılları arasında on binlerce Boşnak Müslüman'ın katledilmesinin emrini vermekten, yargılanan Radovan Karadzic, çetniklerin son temsilcilerindendir. Yogoslavya parçalanmadan bir kaç yıl önce Yogoslav ordusu içine bilinçli bir şekilde doldurulan ve eşi benzeri görülmedik katliamlar yapan milliyetçi Sırplardır. 1992-1999 yılları arasında Bosna'da ve Kosova'da yaklaşık 500 bin Müslüman'ın hunharca katledilmesinden sorumlulardır. Dünyanın en milliyetçi oluşumu olarak da bilinirler. Aynı zamanda " Partizan " olarakta bilinirler. Çetniklere bir dönem liderlik yapan Slobodan Miloseviç " Sırp toprakları üzerinde Osmanlı'dan kalan bir Müslüman piçin doğmasına izin vermeyeceğiz" sözü bu gün hala hafızalardadır. Çetniklerin en ünlü sloganı ve parolası " Sırbistan'dan İran'a kadar hiç Müslüman kalmayacak" sözlüdür...

Avı çekmek için dökülen yem...

Dadanak, 
Kuş, balık avlamak için av yerine konulan yem.

Dadamık.
Hileye kapılarak avlanma yerine alışan keklik, sülün.

Etekleri yere kadar uzanan kadın entarisi...

Topukdöven,

Etekleri yere kadar uzanan kadın giysisi .

Avusturalya yerlilerinin inancında, mitolojik bir yaratık ve bu yaratığı temsil eden, ahşap ya da taştan yapılma dinsel tören figürü...


Tjurunga (churinga) ,
 
Genellikle taştan yapılan ve çeşitli geometrik desenlerle süslenen bu ritüel nesnelerinin, ataların mistik bedenini temsil ettiği bilinmektedir. Tjurunga'lar mağaralarda saklanır veya bazı kutsal yerlere gömülür ve genç erkeklere ancak erginlenme1erisona erince verilir. Arandalar arasında baba oğluna şu sözlerle seslenir: "İşte kendi bedenin; sen yeni bir doğumla ondan çıktın," veya “Bu senin kendi bedenin. Sen bir önceki hayatında uzak ülkelere yolculuk ederken işte bu ataydın. Sonra dinlenme k için kutsal mağaraya indin.”
 
Avustralyalıların inançlarına göre, atanın "mistik bedeninde" (tjurunga) ve ruhunun göç ettiği adamda aynı anda var olduğu görülmektedir. Ayrıca toprak altında ve "çocuk ruh" biçiminde de var olduğunu eklemek gerekir. Avustralyalılar mitolojik
atalarının altın çağda, avın çok bol olduğu, iyi ve kötü kavramlarının bilinmediği bir
yeryüzü cennetinde yaşadıklarını düşünürler.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ