Lafı uzatarak anlatan kimse...

İneze,

Osmanlılarda yeni evlenen erkeklerden alınan vergi...


Arusiye,

Osmanlı döneminde yeni evlenen erkeklerden alınan bir tür vergi. (düğün ve gerdek vergisi).
Gerdek vergisini, nikahı kaydeden kadı efendi tahsil eder, zenginden bir altın, fakirden 12 akçe, orta hallilerden de bu iki miktar arasında canının istediği meblağı alırdı.
 
Toprak sahibinin, arazisinde yaşayanların evlenmesi halinde vergi alma hakkı vardı, verginin miktarı gelinin bakire olup olmamasına göre değişirdi ve bu miktar bakire kız için 60, dul kadın için 30 akçe idi. Gayrımüslimler bu miktarların yarısını verir, göçebeler vergilerini para ile değil, koyunla öderler ve ödeme yapılmadan gerdeğe girilemezdi!

Dilbilgisinde doğadaki seslerin(vızıltı, gürültü, rap rap, gıdaklama gibi) insanlar tarafından taklit edilmesinden elde edilen sözcük...

Onomatope, Yansıma,


Dilbilgisinde doğadaki seslerin insanlar tarafından taklit edilmesine denir. Türkçe yansıma, inikas sözcükler açısından oldukça zengin bir dildir.

Türkçe'de yansıma sözcükleri:
abur cubur  - cangıl cungul - cazur cuzur - cazırtı - cazırdama - cazırdamak - cızır cızır - cızırtı - cızırdama - cızırdamak - çangıl çungul - çangır çungur - çıtır çıtır - domdom  - efil efil - fıkır fıkır - fıkırtı - fıkırdama - fıkırdamak - fıkırdanmak - fıs fıs - fısıltı - fısıldama - fısıldamak - fısır fısır - fiskos - fokur fokur - fokurdamak - gıdak - gıdaklama - gıdaklamak - gır gır - gurul gurul - gurultu - guruldama - guruldamak - gür gür - gürleme - gürlemek - gürül gürül - gürültü - gürüldeme - gürüldemek - güm güm - gümleme - gümlemek - gümletmek - hav hav - havlama - havlamak - havlayış - hır hır - hırlama - hırlamak - hırlayış - hırıl hırıl - hırıltı - hırıldama - hırıldamak - hırıldanmak - hışır hışır - hışırtı - hışırdama - hışırdamak - homur homur - homurtu - homurdanmak - hor hor - horlama - horlamak - horul horul - horultu - horuldamak - hey - hay - harıl harıl - haşır huşur - hışır hışır - hüngür hüngür - ıslık - katır kutur - küt küt - kütlemek - kütletmek - kütür kütür - kütürtü - kütürdeme - kütürdemek - löp löp - meleme - meleyiş - mırıl mırıl - mırıltı - mırıldanmak - miyav miyav - miyavlama - miyavlayış - of - oh - öf  - pat pat - patlama - patlamak - patır patır - patırtı - patırdama - patırdamak - pöf - pört pört - pörtleme - pörtlemek - pörtletmek - püfür püfür  - rap rap - şakır şukur - şakırtı - şakırdama - şakırdamak - şapır şupur - şapırtı - şapırdama - şapırdamak - şıpır şıpır- şıpırtı - şıpırdama - şıpırdamak - şırıl şırıl - şırıltı - şırıldama - şırıldamak - takır tukur - takırtı - takırdama - takırdamak  - üf - üfleme - üflemek - üfür üfür - üfürüm - üfürmek  - vız vız - vızıltı - vızıldama - vızıldamak - vızır vızır  - zırlamak zart zurt

Kağnı arabalarında dingil başına takılan çivi ...

Buli,

Peşin parayla veresiye mal alma usulü...

Selem,

Marmaris ilçesindeki Cennet Adası' ında, MÖ on bin yılına tarihlenen arkeolojik mağara...

Nimara,
Marmaris’in Cennet Adası’ndaki Nimara Mağarası’ndaki kazı çalışmalarında 12 bin yıl öncesinden insan izlerine rastlandı. Bulguların Marmaris tarihinin M. Ö. 3 bin yıllara dayandığını belirten ünlü tarihçi Herodot’un yanıldığını ortaya çıkardığı belirtildi.

Binlerce sarkıt ve dikitten yola çıkarak mağaranın yaşını belirleme çalışmaları halen devam etmektedir. Bulunan kalıntılardan 12 bin yıl öncesinde insanların kullandığını tahmin edilmektedir. Kazılarda elde edilen bulguların, M.Ö. 6’ncı yüzyılda yaşayan ünlü tarihçi Herodot’un Marmaris tarihi hakkındaki bilgilerini çürüttüğünü yetkililer belirtmektedirler.

"Mağara tabanındaki açmalardaki kalker tabakası içinde bin 500 kadar renkli cam, keskiler, dilgiler ve taş kemikten yapılmış delici alet uçları bulundu. Veriler doğrultusunda, mağarada kesici alet kullanılarak eşya yapılan, Tunç Çağı’na kadar bir boncuk atölyesinin varlığından bahsedebiliriz. Bulunan bazı aletlerin özellikleri ve şekillerine bakarak M.Ö. 10 bin yıla dayandığını, yani 12 bin yıl önce insanların mağarayı mesken edindiğini anlayabiliyoruz. Oysa Herodot’un tarihine göre Marmaris’in geçmişi M.Ö.’den önce 3 binli yıllara dayanıyordu. Bulgular, Herodot’un da yanıldığını ortaya koydu. Büyük tarihi öneme sahip olduğuna inanılan  mağaranın geçmişini aydınlatmak amacıyla bilim adamları, Prehistoria uzmanları Marmaris’e çağrılmıştır." 


Mağaranın antik çağlarda tapınak ve adak yeri olduğunu, Roma Dönemi’nde de kullanıldığı belirtilmektedir. "Ortaya çıkarılan iki taş terastan, mağaranın antik çağlarda tapınak ve adak yeri olarak kullanıldığı anlaşılmıştır. Yüzlerce kap parçası, pişmiş topraktan yapılmış 50 insan figürü ile çok sayıda sikke bulunması ise Roma Dönemi’nde de mağarada insanların yaşadığını ortaya koyuyor. Bir sonucu varana kadar ve bakanlığın izni devam ettiği sürece kazıları, doğal dengeye zarar vermeden sürdüreceği yetkililerce bildirilmektedir.

Deniz kıyısında dalga aşındırmasıyla oluşmuş sarp ve yüksek yer...

Falez,
Dağların kıyıya paralel uzandığı yerlerde boyuna kıyılar görülür.
Bu kıyılarda;  Girinti-çıkıntı azdır. Doğal limanlar azdır ve hinterlandları (ard bölge) dardır. İç kesimlere ulaşım zordur. Dalga aşındırması ile falez oluşumu fazladır. Kıyı ile iç kesim arasında iklim, bitki örtüsü, ekonomik faaliyetlerde farklılık fazladır.

Kağnı tekerleklerini yağlamak için kullanılan yağlı karışım ...

Sabındırıh, 
Sabunu doğrayarak yoğurt ile karıştırılıp kağnının tekerine yanmasın diye sürülen madde.

Kağnı tekerleğine geçirilen demir halka ...

Maran,

Araba, kağnı tekerleği. 
Araba tekerleğinin demir kısmı.
Araba tekerleğinin ağaç kısmı.
Araba ya da kağnı tekerleklerinin çevresindeki demir çembere ketez denir.


Boyunduruk: Çift süren veya araba çeken öküzlerin birlikte hareket etmelerini sağlamak amacıyla iki ucu öküzlerin boynuna, ortası saban veya kağnıya bağlanan uzun ağaç.

Köp: Kağnının ön ve arkasına enlemesine konan uzun tahta.

Mazı: İki tekerleği birbirine bağlayan mil; dingil.


Dayak: Kağnılarda oku yukarıda tutmaya yarayan ağaç destek. Araba durdurulduğunda öküzlerin dinlenmesi için dayağın üzerine ok konuyor ve boyunduruk boşa alınmış oluyor.

Ok: Kağnıda mazı üzerine boydan boya uzatılan yan ağaçları. Işkınlı köyünde buna ‘kol’ deniyor.

Kağnı tekerleği: Apsut

Araba ya da kağnı tekerleklerinin çevresindeki demir çember...

Ketez,

İki tekerlekli, tekerlekleri dingile bağlı çift öküz veya camızla çekilen ekseriya yük taşımada kullanılan araba. İnsanların tekerlekleri yapıp kullanmasından sonra kağnı tipindeki arabalar onun en büyük yardımcısı olmuştur. Yapılan kazılarda tekerlekli arabalara ilk defa milattan 4000 yıl önce, Sümer ülkesinde rastlanmaktadır. Buradan Anadolu yolu ile Avrupa’ya yayılan tekerlekli arabalar, M.Ö. 2000 yıllarında İskandinavya’ya kadar ulaşmıştır. Anadolu’da yapılan kazılar bu hususta yeni bilgiler elde edilmesine yardımcı olacaktır.

Kağnı sözüne, Orhun Yazıtlarında rastlanmaktadır. Bu bakımdan kağnının, Türkler tarafından kullanılması çok eskidir. 

Uygurcada boyunduruk kayışı tabiri geçmektedir. Anadolu’da yüzyıllardır kullanılan kağnı, Özellikle İstiklal Harbinin sembolü haline gelmişti. Yolsuz, izsiz, çamurlu yerlerde, cephede, malzeme ve insan taşımada kağnıdan çok istifade edilmişti. Ağır yük altında tekerleklerden çıkan gıcırtılar iniltilere benzetilerek zaman zaman edebiyata konu olmuştur.

Kağnılar teker, kağnı evi ve boyunduruk olarak üç parçadan meydana gelir. Tekerlekler ay biçimi iki tahta ile bunların arasında bir göbekten ibarettir. Tekerin çevresine bir cm kalınlığında iki üç cm genişliğinde demir çember kızdırılarak geçirilir. Böylece tahta tekerleğin kısa zamanda parçalanıp elden çıkması önlenmiş olurdu. Tekerlekleri birleştiren dingil üzerine oklar, bu okların üzerine de kağnı evi tabir edilen kısım oturtulurdu. Boyunduruk ise hayvana kayışlarla bağlanan kısımdır.

Kağnıyı idare eden kimse ayakta veya oturarak elindeki iki metre boyundaki meses veya üvendere adı verilen ucu nodullu (sivri demir) değnekle öküzleri yönlendirir. 


Anadolu’nun bazı yörelerinde hala kağnılara rastlanmaktadır.

Boyunduruk: Çift süren veya araba çeken öküzlerin birlikte hareket etmelerini sağlamak amacıyla iki ucu öküzlerin boynuna, ortası saban veya kağnıya bağlanan uzun ağaç.

Köp: Kağnının ön ve arkasına enlemesine konan uzun tahta.

Mazı: İki tekerleği birbirine bağlayan mil; dingil.

Dayak: Kağnılarda oku yukarıda tutmaya yarayan ağaç destek. Araba durdurulduğunda öküzlerin dinlenmesi için dayağın üzerine ok konuyor ve boyunduruk boşa alınmış oluyor.

Ok: Kağnıda mazı üzerine boydan boya uzatılan yan ağaçları. Işkınlı köyünde buna ‘kol’ deniyor.

Apsut: Kağnı tekerleği. APSUT

Yoğurt ve yufka ile yapılan bir yemek...

İsirin, İsiron, SironYoğurtlu yufka.


Malzemeler:

1 kg un, 1 tatlı kaşığı tuz, Hamurun aldığı kadar su .
1/2 kg yoğurt
1/2 çorba kaşığı tereyağı




Hazırlanışı:
Un, tuz ve su ile katı bir hamur yoğurun. Hamuru eşit parçalara ayırıp yufka( fetir )  elde edin.  Her bir yufkayı rulo haline getirin. Daha sonra 1,5 cm eninde kesip dikey olarak tepsiye dizin.
Yoğurt ve tuzu karıştırarak üzerine dökün.
Yoğurtlu yufkaların üzerine kızdırılmış tereyağı dökerek servise hazır hale getirin.

Kağnı tekerinin çemberinden ayrılması ...

Folahlama,

Felsefedeki kuşkuculuk öğretisinin eski adı...

İnadiye,

Parkinson hastalığının başlıca belirtisi olan, otomatik hareket yeteneğinin kaybolması...

Akinezi,
(Vücut hareketlerinin yavaşlamasıdır ve “bradikinezi” olarak isimlendirilir-Yunanca’da “brady “yavaş, “kinesis” ise hareket manası taşır).

Parkinson Hastalığı;
Hastalık ilk kez 1817 de İngiliz doktor James Parkinson tarafından tanımlanmış ve Dr. Parkinson hastalığı “sallayıcı felç” olarak kaleme almış.Yaşlılık döneminde ortaya çıkan, hareketlerde yavaşlama, istirahat halinde ellerde ve daha nadiren ayaklarda titreme, kaslarda sertlik ve denge bozukluğuyla ile gelişir.

İnsan beyninin farklı bölgelerinin farklı işlevleri vardır. "Substantia nigra" denilen beyin bölgesi "dopamin" adını verdiğimiz bir maddenin üretiminden sorumludur. Dopamin beyinde kimyasal haberci görevi olan ve başlıca hareket sistemini etkileyen bir maddedir. Parkinson hastalığında "substantia nigra"da görülen hücre kaybı ya da dejenerasyon dopamin eksikliğine yol açar. Dopamin eksikliğinin sonucu olarak da hareket sisteminde bir bozukluk oluşur.Buna akinezi denir.

Parkinson daki en önemli belirtilerden birisi istirahat halinde görülen tremor yani titremedir. En çok ellerde görülür, tremor genellikle saniyede 3 - 7 vuruşlu olur. Diğer önemli bir belirti hareketlerdeki genel yavaşlamadır. Yürüyüş küçük adımlarla, kolları sallamadan ve vücut öne eğik ( antefleksiyon postürü ) pozisyondadır.

Parkinson hastalığı primer olabildiği gibi aşağıda bazılarını sıralıyacağımız başka nedenlere nedenlere bağlı olarak ta gelişebilir;


Posttravmatik ( travma sonrası )
Sinir sistemini etkileyen bazı ilaçlar
Arterioskleroza bağlı
Toksik olabilir, Zehirlenmeler,
Ansefalit ( beyin iltihabı )sonrası
Geçirilmiş beyin enfeksiyonları,
Ailevi sebepler,
Tümörler,

Kandaki kırmızı hücrelerin aşırı yükselmesi



Parkinson hastalığının tedavisinde birinci basamakta ilaç tedavisi(medikal tedavi), ikinci basamakta ise cerrahi yöntemler(Stereotaktik Talamotomi ) uygulanmaktadır.

İyi, güzel, mükemmel...

Oflaz (Güzelliği için beğenilen),
Uz,
Melih,
Nik,
Vesim.

Sürekli olarak donmuş topraklara verilen ad...

Tjale (tiyale),

Yılın büyük bir bölümünde donmuş olan toprağa Permafrost yada Tjale (tiyale) adı verilmektedir . Tundra toprakları olarak da tanınır. Bu iklimde en sıcak ayın ortalaması bile 10°C'yi geçmez.

Buzul çevresi bölgeler veya periglasyal bölgeler morfojenetik bölgelerden birini oluştururlar ve buzul sahalarıyla sürekli kar sahalarının çevrelerinde yer alırlar. Pleistosen de iklim değişmelerine bağlı olarak yayılış sahaları bir çok kez yer değiştirmiş olan bu bölgeler günümüzde ana çizgileriyle Kuzey Yarımküre'de iğne yapraklı ormanların kuzey sınırının ötesindeki tundra adı verilen soğu steplere karşılık gelirler. Bu sahaların dışında yüksek dağlık kütleler üzerinde ve ormanın üst sınırının yukarısında yer alan alpin bitkiler katı da buzul çevresi bölgeler içerisinde yer alır.

Buzul çevresindeki (periglasyal) sahalarda toprak donmuş olarak bulunur. Permafrost yada tjale adı verilen donmuş toprakların üst kısmı yaz mevsiminde çözülür. Çözülme sırasında bataklık haline gelen zemin pürüzlü bir topografya oluşturur. Böylece bu araziler çeşitli çukurluk ve tümseklerden oluşan bir görünüm kazanır.


Buzul çevresi sahalarda akarsuların etkisi çok sınırlıdır. Donma ve çözülme sonucunda meydana gelen fiziksel parçalanma çok etkilidir. Bu tür parçalanmaya konjelifraksiyon adı verilir. Konjelifraksiyon sonucunda zemini kaplayan kayaçlar parçalanır ufalır ve köşeli unsurlar oluşturarak akarsular ve rüzgarın etkisiyle taşınarak alçak sahalarda birikir. Konjelifraksiyon sonucunda meydana gelen bu düzleştirme işine kriyoplanasyon adı verilir. Ayrıca donmuş zemin üzerinde bulunan toprak tabakası donma ve çözülme olaylarının etkisiyle yamaç aşağı akmaya başlar. Bu olaya da soliflüksiyon adı verilir.
Periglasyal iklim koşullarının bulunduğu turbalık veya bataklıklarda pingolardan daha küçük, genellikle 40 - 50 cm yüksekliğinde toprak tepeciklere rastlanır. Kümeler halinde bulunan bu oluşuma tufur adı verilmektedir.

İspanya' da, ortaçağda müslümanlarla sınır komşusu bölgelerin başına getirilmiş soylulara verilen unvan...

Adelantado,


vali, eyalet valisi [amer.], yönetici,... governor
kaptan, lider, şef, önder, yüzbaşı,... captain 


Adelantado a. (isp. söze). 

1. İspanya'da, Ortaçağ'da, müslümanlarla sınır komşusu bölgelerin başına getirilmiş soylulara verilen unvan. kastilya krallarının temsilcileri.

2. Amerika'da, XVI. yy.'da, fetih seferlerinin önderlerine verilen unvan. (Bu unvan siyasal, askeri ve yargısal konularda krala çok geniş yetkiler de veriyordu. Bu görevler daha sonra, yavaş yavaş, kral naipleri ve audiencialar tarafından üstlenildi.)

Ankara ilinde yontmataş dönemine ait bir buluntu yeri...

Uzağıl,
Ankara il merkezinin 11 km güneydoğusunda; İmrahor ve Kusunlar köyleri arasında; günümüzde bir çiftlik yeri olan Uzağıl'da (Uzal Köyü).  Ankara il merkezinin güneydoğusunda Elmadağ doğru olan kısımda; dalgalı ve tepeli bir ortam ile karşılaşılmaktadır. Günümüzde artık il merkezi sınırları içine giren Uzağıl Köyü'ndeki bu buluntu yeri hakkında Campbell-Thompson ayrıntılı bir bilgi vermemektedir.

Yurdumuzun Muş ve Siirt yöresinde de yetişen, çok dekoratif görünümlü bir ağaç...

Zelkova, serrata (Thunb.) Mak.

30 m.'ye kadar boylanabilen, kışın yaprağını döken ağaçlardır. Sürgünler kırmızı-kahverengi ve çıplaktır. Eliptik, dikdörtgenimsi yapraklar 3-6(12) cm. uzunluğunda ucu sivri, dip tarafı yuvarlakça-yüreğimsi, kenarları testere dişlidir. Yan damar sayısı 8-14 çifttir. Üst yüzü zımpara gibi kaba, alt yüzü yumuşak tüylü, 2-5 mm. uzunluğundaki yaprak sapı da tüylüdür. Çekirdekli sulu meyve 4 mm. çapındadır.

 
Doğal yayılış alanı Japonya'dır. Sonbaharda sarı, turuncu ya da kırmızı renk alan yapraklarıyla güzel bir park ağacıdır.

Aynı adlı ağaçtan elde edilerek hekimlikte ve koku yapımında kullanılan bir reçine...

Aselbent, Asilbent (Styrax Benzoin),


Ayıfındığıgiller familyasındandır. Aselbent veya Asilbent denir. 8-16 m boylarında, gri kabuklu bir gövdesi, hoş kokulu, damarlı, silindirik yaprakları, morumsu ve borumsu güzel çiçekleri olan bir ağaçtır. Bir Endonezya efsanesine göre, yoksul ailesine kanı pahasına yardım etmek isteyen bir genç kızın biçim değiştirmesiyle ortaya çıkmış bir ağaçtır. Mayıs-ağustos aylarında bitkinin gövdesinde açılan küçük yaralardan sızan önce sarımsı zamanla esmerleşen reçine yeterince sertlesince ağaçtan kazınır. Bu reçineye asilbent (benzoin, benjoin) deniyor. Bakımlı ve gelişkin bir ağaç her üç ayda yapılan hasatlarda üç kg kadar ürün verebilir. Yedi yaşında çizilmeye başlanan ağaç kuruyup yok oluncaya kadar uzun yıllar boyunca reçine vermeye devam eder. Bileşiminde organik asitler ve uçucu yağ bulunur.  Asilbent üretildiği Uzakdoğu’da kötü ruhları kovmak için tütsü olarak yakılır. Ünlü Java sigaralarına ve diğer tütsülerin içine katılır. Parfümeri sanayiinde kullanılır. Mikrop öldürücü, balgam söktürücü, yumuşatıcı, idrar söktürücü, yara iyileştirici özelliklerinden dolayı halk hekimliğinde kullanılır.
Öksürüğü keser, yaraları iyileştirir, hoş kokusundan dolayı tütsü yapılır. Öksürük için kaynatıp suyunu içmek, yaralar için de bu suyu dışardan sürmek  gerekir. Modern tıbbın da kabul ettiği bir eczadır.

Aselbendin kendine özgü zengin, sıcak, hafif odunsu, kremsi, vanilyaya benzeyen bir aroması var. Çatlamış deriye çok iyi gelir. aisha, aselbenti vücut yağlarında ve banyo ürünlerinde kullanıyor. Hekimlikte ve koku yapımında kullanılan, aselbent ağacının kabukları çizilerek elde edilen bir reçine ve bu reçinenin elde edildiği ağaç (Styrax officinalis).

Bacaklara ayak bileğinden dize kadar dolanan ensiz ve uzun kumaş ya da deri parçası...

Dolak,

Eski Yunan' da köylüler bacaklarına, keten dolaklar sararlardı. Bu tür dolaklar 19. yüzyılın sonlarında İngiliz-Hint ordusu askerleri tarafından kullanılmaya başladı ve I. Dünya Savaşı sırasında da ABD ve İngiliz piyadelerinin başlıca donanımlarından biri durumuna geldi.

Türklerde dolak bacağa, baldıra tozluk yerine dolanan çuha, şayak, aba türünden uzun ve ensiz kumaş parçası ya da bu amaçla kullanılmak üzere hazırlanmış yün, tiftik örgü biçimindeydi.Uzun yolculuk yapanlar, çiftliklerde çalışanlar, avcılar ve askerler dolak kullanırlardı.19. yüzyıldan başlayarak Osmanlı ordusunda kullanılan dolak ise, dört parmak eninde, uzun bir şayak parçası biçimindeydi.Postal koncu üstünden başlayarak dizkapağının altına kadar pantolon paçası üzerine sarılırdı.Dolak, askere rahat hareket etme olanağı verdiği gibi, onu tozdan ve soğuktan da korurdu.Cumhuriyet'in ilk yıllarında kullanımdan kaldırılmıştır.

Bir göreve atanmak ya da maaşın yükseltilmesi için bir üst makama yazılan yazı...

İnha, (Arapça),
Bir hususu resmen bildirme, tebliğ. Bir memurun daha üst makamdaki bir memura bir maddeyi hâvi olmak üzere yazdığı kağıt. 
Ulaştırma, yetiştirme. (osmanlıca)

Radyoaktifliği keşfeden ve 1903 Nobel ödülü' nü Pierre ve Marie Curie çiftiyle paylaşan ünlü Fransız fizikçi...

Antoine Henri Becquerel, (d. 15 Aralık 1852 – ö. 25 Ağustos 1908). 

Fransız fizikçi, radyoaktivitenin kaşiflerinden. 1903 Nobel Fizik Ödülü sahibi. SI ölçü sisteminde betivorlyy birimi Bekerel (Becquerel, Bq) onun ismine ithafen verilmiştir.

Becquerel radyoaktiviteyi bulmasının ardından, üç ayrı keşfe daha imza attı. 1899 ve 1900 yılları arası beta parçacıklarının elektrik alan ve manyetik alan içerisinde saptığını gözlemleyerek, beta parçacıklarının İngiliz fizikci J. J. Thomson'un yeni keşfettiği elektronlar ile aynı parçacık olduğunu gösterdi. Bunun yanı sıra yeni hazırlanmış uranyumun belli bir süre sonra kısmen yok olduğuna ve radyoaktiflik kazandığına dikkat çekti. Bu gözlem 1902 yılında Ernest Rutherford ve Frederick Soddy tarafından radyoaktif bozunma olarak adlandırılacaktı. Son olarak 1901 yılında cebinde taşıdığı radyumun vücudunda yanma yarattığını bildirerek sağlık fiziğine ve radyum kanser tedavisine katkıda bulunmuş oldu...

25 Ağustos 1908 yılında Fransa'nın Le Croisic şehrinde öldü. Ölümünün ardından onuruna, radyokativitenin SI ölçü sistemindeki birmine Bekerel (Becquerel veya Bq olarak da adlandırılır) ismi verildi. Ayrıca biri Ay'da diğeri Mars'ta olmak üzere iki kratere Becquerel krateri ismi verildi..

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ