Sırma ya da sırma taklidi telle işlenmiş tok bir kumaş...

İstufe,

Malatya ilinde bir şelale...

Kernek (yapay) Şelalesi, Gündüzbey (Kündübek) pınarbaşından çıkan Derme suyu (Deyr-i Mesih) kaynağından çıktıktan sonra kapılığa gelir. Derme Kanalı ile Gündüzbey , Yeşilyurt ,Tecde Aşağı Banazı'yı geçer, Kernek de şelaleler yaparak aşağı iner.
Günpınar (Aşudu) Şelalesi, (Darende'nin 10 kilometre batısında) .

Malatya'nın adı Kültepe tabletlerinde Melita olarak, Hitit tabletlerinde "Maldia" olarak geçmektedir. Malatya kelimesi Hititçe bal anlamina gelen Melid kelimesinden türetilmistir.
Malatya, Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat Havzasında yer alan, coğrafi konumu, tarihi kervan yollarının - ünlü Kral Yolu ve İpek Yolu - üzerinde bulunması ve sahip olduğu zengin su kaynakları nedeniyle, Neolitik Çağdan bu yana yerleşimlere sahne olmuştur.

Malatya ilinin ilçeleri; 
Akçadağ, Arapkir, Arguvan,
Battalgazi,
Darende, Doğanşehir, Doğanyol,
Hekimhan,
Kale, Kuluncak,
Pötürge,
Yazıhan,
Yeşilyut.

Başlıca akarsuları:
Beylerderesi,
Kuruçay,
Mamıhan, Morhamam çayı,  

Söğütlü çayı, Sultansuyu, Sürgü suyu,
Şiro çayı. 

Tohma suyu,

"Nezleotu" da denilen, ballıbabagiller familyasından kokulu bir bitki...

Kedinanesi,  
Nezleotu, Pisikot.


Nepeta, ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasından 250 tür çiçek açan bir bitki cinsi. Bu grubun üyeleri, Avrupa, Asya ve Afrika'ya özgüdür. Anayurdu bilinmemekte; ülkemizde iç ve Doğu Anadolu bölgelerinde doğal olarak yetişmektedir. 

Adını günümüzde “Nephi” denilen İtalya’nın orta bölgelerinde eski dönemlerde kullanılan peyzaj (Nepete, Nepet)’ dan almıştır. Ülkemizde 33 kadar türü doğal olarak yetişmektedir. Genellikle 25-30 cm arasında boylanır ve çokyıllık dayanıklı otsu bitkidir. Kedi naneleri kokuludur ve habitüsleri yayvandır.  İyi bir yer örtücü bitkidir. Çok yıllık veya tek yıllık olan türleri bulunur. Çiçekleri sürgünlerde veya yaprak koltuklarında, beyaz, mavi ve nadiren sarıdır. Çiçeklenmeleri yaz başında başlar ve yaprak dökümüne kadar devam eder. 







Dört köşe kesitli, boydan kabarık çizgili, hafif tüylü, keskin acı kokulu ve yeşil renkli gövdesi dallara ayrılan yapıdadır. Kalp biçiminde, üzeri sarı lekeli, kenarları dişli ve gri-yeşil renkli yapraklarının altı ince tüylü olup çiftler şeklinde dizilmiştir. Bu yapraklara dokunulduğunda, ele nane kokusu siner. Kediler bu kokuyu pek sevdiğinden bitkiye sürtünür ya da bitkinin üzerine yatarlar. Kedinanesi mavimsi-mor renkli, beyaz noktalı, keskin kokulu çiçeklerini yaz mevsiminde başaklar oluşturarak açar. Oval biçimli, kahverengi minik tohumlarının bir ucunda beyaz benek vardır. Güneşli ya da az gölgeli yerleri, süzek toprakları seven bitki, her türlü toprakta yetişmekte ve tohumlarıyla çoğalmaktadır, istenirse ilkbaharda bitki bölünerek çoğaltılabilir ve kedilerden korunarak yetiştirilir.
Kedinanesi bitkisinde strenellol, geraniol ve sitral adlı maddeleri içeren uçucu yağ, acı esanslar, tanen ve C vitamini bulunur. Nane kokulu yaprakları ve körpe sürgünleri bazı yerlerde salatalara katılır. Çeşni vermesi için yaprak ve sürgünleriyle etler ovulur. Kedinanesi, bulunduğu bahçelere bal arılarını çeker.
Tibbi Etkileri ve Kullanımı Bitkinin tıbbi etkileri ve bunlardan yararlanma yöntemleri şöyle özetlenebilir:
• Midevidir: Mide rahatsızlıklarını ve sindirim güçlüklerini giderir. Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. Mide kramplarını çözer.
• Spazm çözücüdür.
• Çocuklarda diyareyi giderici, mükemmel bir ilaçtır.
• Yatıştırıcıdır. Bedeni rahatlatarak gevşetir.
• Uykusuzluk durumunda kullanılır. Kısa zamanda uyku getirir.
• Geleneksel olarak kullanılagelen soğuk algınlığı ve grip ilaçlarından biridir.
• Güçlü terletici etkisi bulunduğundan bronşit gibi hastalıklarda, ateşlilik durumlarında kullanılır ve kısa sürede beden ateşini düşürür.
Bu etkileri sağlamak için kedinanesinin yaprak ve çiçekleri yaz başı ya da sonbaharın başlarında toplanır. Gölgelik yerde özenle kurutulur. 2 tatlı kaşığı kurumuş bitki karışımı alınıp 1 bardak kaynar suda 10-15 dakika süreyle demlendirilir. Böylece elde edilen infüzyondan günde üç kez birer bardak içilebilir.
 • Kedinanesi bitkisinin doku ve damar büzücü etkisi vardır. Çıbanların tedavisinde kullanılır.
• Antiseptik (mikrop kırıcı) etkisi bulunur. Akne tedavisinde etkili olur.
• Şakakta duyumsanan rahatsızlığa ve baş ağrılarına iyi gelir.
Çıban tedavisinde kedinanesinin körpe yaprakları ve çiçekli başağı ezilip yara lapası yapılır. Bu lapa çıbanlara sürülür. Akne, baş ağrısı ve şakakta duyumsanan rahatsızlıklar için yukarıda tarifi verilen infüzyon, ovuşturularak yüze ve şakaklara uygulanır.

Bütün beslenme işlevlerinin bozulmasıyla oluşan ileri derecede zayıflık...


Kaşeksi,(Zayıflık)(Fransızca) - anorexia,
Kötü ve yetersiz beslenmeyle birlikte ortaya çıkan aşırı kilo kaybı, deri altı yağ dokusundaki azalma, kas kütlesinde azalma ve hatta iç organlarda küçülme, derideki değişiklikler, saç dökülmeleri, düşkünlük ve zayıflık hali.  vb... belirtileri olan vücudun gerilemesi durumudur.
Kanser, verem gibi hastalıkların, ağır zehirlenmelerin son safhasıdır. Bunların (kanser hariç) tedavileri nisbeten mümkün olduğu için bugün fazla görülmez. Esas olay, dokuların fonksiyonel hücrelerinin harab olmasıdır. Harab olan hücrelerin yerine geçen bağ doku elemanları, kas, bez ve sinir hücrelerinin görevini yapamaz. Bu yüzden, gittikçe azalan doku ve organ faaliyetiyle birlikte hayati fonksiyonlarda ağırlaşma, azalma ve sonunda ölüm görülür.
Bu hastalığa yakalanan kimsenin yüzü sarı-kurşuni renkte olup, hasta, ileri derecede zayıf ve dermansızdır, bayılma nöbetleri geçirir.

Ayçekirdeğine verilen bir başka ad...

Ayçiçeği, (Helianthus annuus), Ayçekirdeği,

Günebakan, Günciçeği, Günaşık, Gündöndü,
Çiğdem,(İzmir yöresinde),  Aydın, Çekirdek, Çitlek,
Şeyşahmer,

Yumurta sarısı, narenciye, tahıllar, baklagiller gibi çok çeşitli kaynaklarda bulunan, B grubundan bir vitamin...


Folik asit,  
(Folsäure) (Folat-polisin, C19H19N7O6)


B grubundan bir vitamindir(B 9). Bu B grubu suda çözünen vitamin çoğu zaman folik asit ya da folat olarak adlandırılır.Folik asit vitaminin ilaçlarda ve işlenmiş besinlerde bulunan formudur. Folat ise doğal maddelerde bulunan şeklidir.
Yeşil yapraklarda yaygın olarak bulunduğundan bu ad verilmiştir. Çünkü Latincede folum yaprak manasındadır. Mitchell ve arkadaşları bu vitamini , 1941 yılında ıspanak yapraklarında keşfettiler.Eksikliği sonucu megaloblastik kansızlık meydana getirir. Tropikal bölgelerde çok rastlanır. Bu vitamin nebati ve hayvani gıdaların bir çoğunda bulunur.

Deri üzerinde bir tümör görünümü alan kaba yara izi...

Keloyit,


Keloyit ile ilgili bir hastanın aşağıdaki açıklamalarından edinilen bilgidir.
Hastanın açıkladığı şekliyle; ben de böyle bir rahatsızlığın olduğunu söylediler. Esasında rahatsızlık değil yani psikolojik etkisi dışında ve arasıra kaşınması dışında bana verdiği bir rahatsızlık yok. Epey bir süre önce göğsümdem, yerini tam olarak tarif etmek gerekirse, kalbimin hemen altından bir yara aldım. Derince bir çizik şeklindeydi. Fazla önemsemedim. Zaman geçtikçe yara dışarıya doğru büyümeye başladı. Tanıdık bir doktor vardı.Ona gittim, gösterdim. Kendisi bir uzmana görünmemi söyleyerek beni bir arkadaşına gönderdi. Adam bakar bakmaz keloyit bu dedi ve herhangi bir tedavisi olmadığını söyledi. Operasyonla alınırsa daha büyüğü yeniden çıkar dedi. Konuyu araştırmaya çalışıyorum. Genetik bir hastalık olduğunu ve şu an da herhangi bir tedavisinin olmadığını herkes söylüyor. Fakat tıptaki ilerlemeleri takip etmek çok zor. Hergün bir gelişme oluyor.

"Eşlenik Nokta" da denilen geometri terimi...

Aknodal, Eşlenik Nokta, (conjugate point).
(latince nodus, düğüm’den fr. acnodal).
Mat. Aknodal nokta, bir eğrinin, birbirinin harmonik eşleniği olan iki kolunun kesim noktası. Bu noktanın koordinatları eğrinin denklemini sağlayan tek gerçek noktadır. (Eşanl. eşlenik nokta), 

Osmanlı ordusunda, askerlik görevini bitirdikten sonra yedeğe ayrılan er...

Redif,

Bodrum ilçesinde doğal güzellikleriyle tanınmış bir koy ve plajlar...

Aspat koyu:
Bağla koyunun biraz ilerisinde yer alan Aspat Koyu ve üzerinde bir Venedik Kalesi bulunan Aspat Tepesi gerçekten görülmeye değer. Yörenin ünlü halk şarkısında adı geçen Aspat yalısının, ismi kurak, sulanmaz anlamına gelen Aspartos'tan gelir. Ünlü seyyah Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde adı geçen Aspat'ta, bir çok tatlı su kaynağı vardır. Sahilde, Giritli Arap Ağanın taş evi yer alır.

 

Karaincir:
Bodrum'a 24 km. uzaklıktadır. Akyarlar ve Aspat koyları arasında bulunmaktadır.İki tarafı tepelerle çevrili olduğundan rüzgar almaz. 500 metre uzunluğundaki sahilin kumu çok incedir.Burada, geniş kumsal boyunca oteller, restoranlar ve suyun üzerinde, güneşlenmek üzere kurulu küçük iskeleler vardır. Karaincir, Bodrum'dan kalkan günlük turların batıda uğradıkları en uzak noktadır.Koya adını veren karaincir ağaçları günümüzde ne yazık ki kalmamıştır.


Güvercinlik Koyu:
Güvercinlik, Muğla ilinin Bodrum ilçesine bağlı bir köydür.
Muğla iline 100 km, Bodrum ilçesine 20 km uzaklıktadır. Güvercinlik doğal ve doyumsuz güzelliği yanında, karşısında bulunan Salih Adası ile de ilgi çekmektedir
Çok sayıda pansiyon ve otel bulunmaktadır. 



Bağla Koyu:
Bodruma 14 km uzaklıkta olan Bağla Koyu, yarımadanın en bilinen ve sevilen koylarından biridir. Bir dinozor kafası gibi uzanan Bağla Burnu 15. yüzyıl Piri Reis haritasında gösterilir. Tatlı su kaynağı ve güzel koyu ile Bodrumluların çok sevdiği yerlerden biridir.
Eskiden plajın arkasında etrafını koca servi ağaçlarının çevrelediği, taş havuz içinde güzel suyu bulunan bir mandalin bahçesi vardı ve burası Bodrum'luların mesire yeriydi.Bodrum'un içme suyu teknelerle buradan sağlanırdı.Kayıklarla gelinir,denize girilir ve eğlenilirdi. Bağla koyu son yıllarda yapılan tatil siteleri ve büyük oteller nedeniyle tamamen değişmiştir.

Kadıkalesi:
Kadikalesi koyu, Turgutreis'in kuzeyinde ve Bodrum’dan yaklaşık 22 km uzaklıkta yer alır. Tarihi çok eskilere kadar inen bu koyun Lelegler tarafından iskan edildiği ve buradaki antik şehrin Pedasos ismiyle anıldığı biliniyor. Hatta, Pedasos'un kurulan yarımadadaki 8 Leleg şehrinin ilki ve bu şehirlerin başkenti olduğu ileri sürülür. Koya adını veren ve bir burun üzerinde yapılmış kale Helenistik dönemde inşa edilmiştir. Kadikalesi’nin geniş ve kumlu olan mükemmel kumsalı mandalina bahçeleri ile çevrilmiştir. Köyün tepesindeki Rum kilisesi, yaklaşık olarak yüzyıldan uzun bir süredir, oldukça iyi bir durumda bulunmaktadır. Kapısının arkasındaki Rum tasvirlerinin hiç örselenmemiş olması şaşırtıcıdır.

Gümbet:
Bodrum’a sadece 3 km mesafede olan yarımadanın en ünlü koylarından bir tanesi. Sahildeki otellerin ve restoranların ortak olarak kullandığı plaj temiz ve ılık bir suya sahip. Dolmuşla beş dakikada ulaşmak mümkün. Gümbet’in arkasındaki tepede, Saldırşah mevkiinde, Halikarnas Balıkçısı ile ünlenen Cevat Şakir Kabaağaçlı yatmaktadır.

Salmakis ( Bardakçı ):
Tanrıların mesajlarını ulaştırma yetkisine sahip olan Hermes ile, aşk tanrıçası Afrodit’in oğlu olan Hermaphroditos, bugün çift cinsiyetin adı olarak, tarihten tıp diline geçmiştir. Kusursuz güzelliği ile ün salmış Hermaphroditos gölde su ile oynaşırken, su perisi Salmakis, ona vurulur. Aşkına cevap alamayan Salmakis, bütün tanrılara yakararak, ikisini bir beden yapmalarını ister, tanrılar bu isteği kabul ederek, Salmakis ve Hermaphroditosu tek vücut haline getirir ve çift cinsiyetin öyküsü de böylece vücut bulur. Bardakçı, adını Bodrum halkının 1970’lere kadar içme suyunu aldıkları pınardan almıştır. Yöre dilinde ‘bardak’ adı verilen bu testilerle su Bodrum’a taşınmıştır.Çevresinde, birçok dinlenme tesisi olan Bardakçı Koyu’nun plajı kumludur.

Bitez: Ağaçlı anlamına gelen yerde artık ağaçlara rastlanmıyor.
Sahili Gümbete çok benzeyen yerde daha çok su sporlarıyla ilgilenen
kişiler tarafından ilgi görüyor. Dolmuşla 10 dk. da ulaşmak mümkün.

Turgutreis:
Yarımadanın batı yakasında kalan koy adını Osmanlı denizcisi Turgut Reis’ten alıyor. Diğer koylara Kıyasla daha gelişmiş olan kasabada her türlü alışveriş imkanı var.

Ortakent - Yahşi:
En eski yerleşim yerlerinden biri olan yer Bodrum’a 20 km. mesafede. Az ilerdeki Yahşi koyu ise temiz deniz ve kumsalı ile tercih edilecek bir mekan. Ortakent evleri, yöresel mimarinin en güzel örneklerine sahiptir. Görebileceğiniz en eski yapı, 1602’de savunma amacı ile yapılmış olan Mustafa Paşa Kule Evi’dir.

Akyarlar:
Yarımadanın en uç noktalarından biri ve Kos adasına en yakın olanı. Hergün Kos’a düzenli feribot seferleri yapılmakta.
 
Gümüşlük:
Antik yazarlar, Gümüşlüğün bağımsız olarak para bastığından söz eder. Yöre halkı, çevrede bulduğu gümüş paralardan dolayı, bir gümüş madeni olabileceğini düşünerek, bölgeye Gümüşlük adını vermiştir. Yarımadanın en meşhur yerlerinden biri.Balık restoranlarıyla ünlü olan huzurlu ve sakin bir koy.

Yalıkavak: Yarımadanın kuzeydoğu ucunda yer alan ve gittikçe gelişmekte olan sakin ve sessiz bir yer.Bodrum’un kalabalığını sevmeyenlerin en çok tercih ettikleri bir yer.



Gündoğan:  
Bodruma seksen kilometre uzakta ve yamaçtan denize bakan bir köy. Denizi oldukça temiz.

Gülköy-Türkbükü:
Eskiden iki ayrı köyken bugün birleşmiş durumda olan Gölköy ve Türkbükü sahil boyunca pekçok bar, restoran ve kulüb yer alıyor.Gün batımı ve dolunay manzarasıda görülmesi gerekli güzelliklereden.

 



Torba: Bodruma en yakın koylardan biri olan Torba,yirmi yıl önce sadece sazlardan yapılmış salaş bir balıçı lokantası olan,dar bir yola sahip küçük bir koyken, bugün büyük oteller ve devremülklerin yer aldığı popüler bir koy.

Rize yöresinde dokunan çamaşırlık ince bez...



Feretiko,
Hint keneviri (kendir) ipinden el tezgahında dokunan bir bez türüdür. Özellikle Rize'de dokunan bir tür olduğundan "Rize bezi" diye de bilinir.
Dokunduğunda bej rengindedir.Yıkandıkça beyazlanır. İpeksi görünüşte olmasına rağmen sert bir kumaştır.
Feretiko bezi ketene nispeten ince ve dört kat daha sağlamdır. Feretiko bezinin ham maddesi olan kendir lifleri nedeniyle kokusu kurutulmuş ot gibidir. Bu koku bezin hiçbir kimyasal süreçten geçmediğinin kanıtıdır.
Hiçbir kimyasal işleme tabi tutulmamıştır. Tamamen doğaldır. Feretiko’nun ham maddesi kendir lifi olması dolayısıyla üstünde hafif yünleşme olmaz. Kumaşta ara ara kendir lifinin özelliği dolayısı ile renk koyulaşmasına rastlanılabilir. Piyasada Feretiko adı ile satışa sunulan, ucuz malzeme ile üretilen kumaşların kalitesi tartışılır. Bu kumaşların özellikle giyimde kullanılması zor ve zahmetli olup bu kumaşlarda orijinal Feretiko sağlamlığı aramak yersizdir.


Feretiko bezinden mamul desenli masa örtülerini benzer ve fabrikasyon ürünlerden ayırmak için yukardaki özelliklerin dışında, ürünün üzerinde ajur olup olmadığına ve desenlerin örümlü olup olmadığına bakmak gerekir. Ajurların ve örümlülerin fabrikasyon olması mümkün değildir. El dokuması Feretiko bezleri fabrikasyon ve benzer ürünlere göre daha sık dokunmuştur. Bütün Feretiko mamulü ürünlerin mutlaka ılık sabunlu suda yıkanması tavsiye edilir. 

Amerika' nın tropikal bölgelerinde yetişen, anonagiller familyasından iri ve lezzetli bir meyve...


Korosol,
(soursop) delicious.

Eski Mısır inanışında evreni ve her şeyi yaratan tanrı...

Ptah, Phthah olarak da bilinir. 
Eski Mısır'da evreni ve diğer her şeyi yarattığına inanılan tanrıdır. El sanatçılarının, özellikle heykelcilerin koruyucusu sayılırdı. Yunanlıların demircileri ve zanaatçileri koruyan ateş tanrısı Hephaistos' la özdeşleştirilmiştir. Ptah, en başlarda Mısır'ın başkenti olan Memphis'in yerel tanrısıyken, şehrin öneminin artmasıyla kültü tüm Mısır'a yayılmıştır. 


Memphis'te tapılıyordu (M.Ö.3100).  Öbür dünyada erkeklerin ruhlarının yerleşeceği vücutları şekillendirir. Başka mitlere göre Thoth'un emrinde çalışıyordu ve Thoth' un açıklamalarına uygun olarak cennetleri ve dünyayı yaratmakla sorumluydu. Ptah, sakallı takke giymiş, mumya gibi sarmalanmış, elleri ambalajdan çıkmış, elinde asa, Ankh ve Djed (denge, istikrar, sağlamlık işareti) tutuyor. Çoğunlukla Seker ve Osiris' le birlikte tapılırdı, Ptah-seker-ausar adı altında tapılırdı. Sekhmet' in kocası ve Nefertum' un babası (sonra da Imhıtep' in babası) olduğu söylenir. İnsanlarla Tanrılar arasında aracı olduğuna inanılan Apis'in kutsal ahırı, Ptah'ın tapınağıdır. Eşi Sekhmet ve oğlu Nefertium ile Memphis üçlüsünü oluştururlar. Elleri dışında tüm bedeni sakıca sarılmış, elinde bir asa taşıyan, kafası kazınmış bir insan olarak tasvir edilir.

Atılmış ve eğrilmeye hazır top biçiminde yün ya da pamuk...

Tulup,
Nedfi,
Sümek.

Bir malın toptan satışının yapıldığı yer...

Depo,

İleride, önde bulunma...

Takaddüm, (Osmanlıca).
(Kıdem. den) Önde bulunma. İleri geçme. Zaman veya mevki bakımından ileride olma. 
Ön gelme, ön alma, ileride bulunma, ileri gitme; ön­celik, hakk-ı takaddüm önde bu­lunma hakkı, takaddüm etmek önce olmak, önce gelmek, önce davranmak.

1468-1496 yılları arasında hüküm süren Mısır Memlük sultanı...

Sultan Kayıtbay, (1416/1418 - 1496)  
El-Eşref Seyfeddin Kayıtbay.


Mısır Memluk sultanlarindan Çerkes kökenlidir. Burci hanedanından onsekizinci hükümdardır. 1422 ile 1438 (Hicri takvimle 872-901) döneminde Memluklu Sultanlığı yapmıştır. Kafkasya'da Çerkez doğumlu olup 1422-1438 döneminde Burci hanedanından dokuzuncu Memlûklu Sultanı olan Barsbay tarafından köle olarak satın alınmış ve ve yine Burci hanedenından 1438-1453 döneminde onbirinci Memlûk Sultanı olan Çakmak tarafindan azat edilmiştir. Bundan sonra Memlûk ileri gelenleri arasında ilerlemiş ve sonradan imar eserleri inşa ettirmek için kullanacağı büyük bir servet yapmıştır. 10 Ocak1468' de Sultan Timurbuga bir komplo ile tahttan indirilince değişik saray klikleri arasında uzlaşma ile Memlûklu Sultanı olmuştur.
Saltanatı döneminde Memlûklu devletinin siyasetinde ve ekonomisinde istikrar sağlanmasına çalışmış ve bunda büyük başarı sağlamıştır. 


Güney Anadolu'da Osmanlı devleti ile Memlûklular sınırlarını sabitleştirip Memlûklu gücünü konsolide etmiştir. Kayıtbay döneminde onsekiz değişik askerî sefer yapılmıştır. Fakat bu siyasî ve askerî uğraşları yanında ülkesinin imarı için yaptırdığı büyük yapıları ile ün salmıştır. Kahire'nin her önemli mahallesinde, İskenderiye, Kudüs, Halep, Şam, Mekke ve Medine mimarisine katkılar yapmıştır. Kahire bulunan Kayıtbay Camii Şerifi ve İskenderiye'ye meşhur antik deniz-fenerinin yerine yaptırdığı Kayıtbay Kalesi çok iyi bilinen yaptırdığı mimari eserlerdendir.

Kayseri' nin Yahyalı ilçesinde, doğal güzellikleriyle tanınmış şelaleler...

Kapuzbaşı,
Kayseri Yahyalı ilçesine 76 km. uzaklıkta, 30-50 m. arasında uzunlukları değişen yedi ayrı şelale bulunmaktadır. Yahyalı Şelalesi Zamantı Nehri’ne karışmaktadır.
Küçükçakır Köyü’nün kuzeyindeki Ensenin Tepesi’nde bulunan Kapuzbaşı Şelalesi, Aladağ’ın zirvelerinde bulunan kar ve buzulların suları ile beslenerek 700 m. den aşağıya dökülmektedir. Kapuzbaşı şelaleleri yüksekten akış itibariyle Uganda’da bulunan Victoria çağlayanı (100 m.) dışında, ABD’de bulunan Niagara’dan (55 m.), Finlandiya’da bulunan İmatra’dan (25 m.), Erzurum’daki Tortum’dan (50 m.), Antalya’da bulunan Düden’den (25 m.) ve Manavgat’tan (5 m.) daha büyüktür.



Aladağ'ın zirvesinde bulunan kar ve buzullardan beslenmekte ve yeşilköye 3 km. uzaklıkta olup, ziyaretçilerini yazın sıcaklığında buz gibi çağlayan sularının serinliği ile karşılamaktadır. Zamantı ırmağının iki yanında ve ırmağın üzerini kapatan tabii bir köprünün baş kısmında yer alan biri 20 m. diğeri 10 m., yükselikte iki şelale vardır. Yine Kapuz Başı Köyü yakınında tepenin doğu ve güneyindeki derin vadi yamaçlarından irili ufaklı büyük bir gürültü ile akan ve görenleri hayrete düşüren vadinin yamacından, Voklüz ayna şeklinde çıkan sular büyük şelale halinde Suarisi deresine dökülerek oradan da Zamantı ırmağına karışmaktadır. Yörede 5 tanesi büyük, iki tanesi küçük olmak üzere yükseklikleri 40 ile 80 m'yi bulan ve her biri dereyi besleyecek güçte olan 7 şelale vardır. Ayrıca ilçeye 7 km. uzaklıkta Derebağ Kesteliç Şelalesi de görenleri büyüleyecek derecede bir görkeme sahip oluşuyla, görmek isteyenleri etkileyecek bir doğa harikasıdır.
 


Kapuzbaşı Şelaleleri, Aladağ Milli Parkı sınırları içerisindedir. Şelale, Aladağlar trekking parkurunun en güzel durak noktalarından biri. Adana-Kayseri arasındaki Aladağlar geçişini 5 günde tamamlayan gruplar, 4. gün Kapuzbaşı Şelaleleri’nin yanıbaşında çadır kurup veya konaklama tesislerinden birinde konaklıyorlar. Denizden yüksekliği 2000 metre olan bölgeye, yaz aylarında gidilmeli.  Kapuzbaşı Şelaleri, Aladağ-Aksu suları ile birleşerek Zamantı Irmağı'na, oradan da Seyhan Nehri'ne karışırlar.

Çepeçevre bir orman içinden dar bir vadiye akan, debisi son derece büyük olan sular gürültü ve ses ile birlikte dehşetli ve ihtişamlı bir manzara arz ederler. Aladağ zirvelerinde bulunan kar ve buzulların erimesiyle beslenen, yaz-kış suları hiç kesilmeyen şelalelerden doğudaki 3 şelale "Takım Şelaleler" adını alırlar ve yükseklikleriyle tanınırlar. Hemen onların yanında yer alan Elif şelalesi ise yayvan ve dağınık olup çevresi mesire yeridir.

Yeşilköy Şelaleleri
Yeşilköy köyüne 3 km mesafedeki ziyaret mevkilerinde bulunan şelaleler, Zamantı Irmağı'nın iki yakasından akmakta olup Antalya-Düden şelalesinin benzeri niteliğindedir. Zamantı ırmağının üstünü kapatan tabi bir köprünün baş kısmında yer alan şelalelerin büyüğü 20 m, küçüğü 10 m yüksekliğindedir. Günün belirli saatlerinde dönüşümlü olarak çekilen ve geri gelen sularıyla halk arasında bir takım efsanelerin doğmasına yol açan Yeşilköy şelaleleri, turistlerin olduğu kadar son günlerde bilim adamlarının da uğrak yeri haline gelmiştir. Yeşilköy Şelalesi'nin döküldüğü yer ile bu yerin biraz yukarısında doğal olarak meydana gelmiş iki adet doğal yer köprüsü mevcut olup bu yerlerde Zamantı Irmağı kaybolup tekrar ortaya çıkmaktadır.

Derebağ Şelalesi
Yahyalı'ya 10 km mesafede olup Derebağ Kasabası, Çağlayan Mahallesi sınırları içerisindedir. Yayvan akışlı kaynak çağlayanlardan olan Derebağ Şelalesi 15 m yüksekliğindedir. İki mağara içinden çıkan temiz ve berrak kaynak suları daha sonra dar bir vadiden akarak Yahyalı'ya ulaşır. Çevresi piknik alanı olarak düzenlenmiştir.

Osmanlılarda önceleri halktan yanlız olaganüstü durumlarda sonra da sürekli olarak alınan vergi...

Avarız,

Osmanlı devletinde alınan vergiler...

Osmanlı maliye teşkilâtının başında "Defterdar" adı verilen bir görevli bulunmaktadır. Osmanlı maliyesi, "Miri hazine" (veya dış hazine) ile Enderun (veya iç hazine) hazinesi olmak üzere iki kısımdı. Dış hazinenin görev ve yetkisi, devletin genel gelirlerini toplamak ve gerekli masrafları yerli yerinde kullanmak şeklinde belirlenmiştir.İç hazine ise padişaha aittir. Padişahlar, bu hazineyi istedikleri şekilde kullanıyorlardı. Osmanlı maliyesinin farklı gelir kaynakların başında halktan toplanan vergiler geliyordu. Kamu hizmetlerinin düzenli bir şekilde devamlılığını temin için baş vurulan bir çare olan verginin, devletlerin ekonomik ve sosyal hayatlarında önemli bir yeri bulunmaktadır. Osmanlı vergisi iki ana bölümden oluşmaktadır.

Bunlardan biri Şer'î Vergiler, diğeri de Örfî vergilerdir.

Agnam Bacı: Pazar ve panayırlara getirilen koyun ve keçi ticaretinden alınan vergidir.
Adet-i agnam: Koyun vergisi,
Amediye: Osmanlı Devleti hudutları dahilinde bulunan sehirler arasında (kara ve deniz yolu ile) gönderilen emtia için, gönderildigi yerde alınan vergidir.
Avani: Batılı tacirlerin ticaret için geldikleri Osmanlı limanlarında gümrük dışında vermek ya da ödemek zorunda kaldıkları her şey için kullandıkları deyim.
Avarız: Olağanüstü hallerde, tebeaya yüklenen bedenî, malî ve aynî bir vergi,
Bac-ı Bazar: Pazar vergisi,
Baç,
Badihava:Topraksız köylülerden alınan kazanç vergisi,
Bâd-ı Heva: Evlenen kız ve dul kadınlardan alınan resm-i arûs, cürmi cinayet, niyâbet, resm-i tapı, resm-i zemin, yave, abd-i abık, kenizek, tütün resmi, adet-i destbâni vs. gibi adlar altında da tahsil edilen vergilerdir. Bugün kullandıgımız bedava kelimesi, nereden geldigi belli olmayan anlamındaki bad-ı heva’dan gelmektedir.
Bennak: Evli olup çiftliği olmayan erkeklerden her yıl alınan vergi,
Cizye: Müslüman olmayanlardan askerlik hizmeti karşılığı vergi,
Haraç: Gayri Müslim tebeayi ilgilendiren vergi,
Harç(Haraç): Resmî dairelerde mahkemelerde hakim, kadı ve naillerin verdikleri hüccetlerden, sicillere geçirilen hükümlerden, meşihat makamından yazılı olarak çıkan fetvalardan, ölen bir kimsenin mirasçıları arasında yapılan miras taksiminden, nikah vs. gibi muamelelerin karşılığı alınan vergi,
Hınzıriyye (Canavar vergisi): Osmanlı’ da domuza “canavar-hınzır” deniyordu. Bununla ilgili olarak gayrimüslimlerden alınan vergiye ise “rüsm-u hınzıriyye” adı verilmişti. Anadolu ve Arabistan’da domuz besleme görülmediği için bu vergi daha çok Rumeli vilayetleri ile Sırbıstan ve daha ötelerdeki bölgelerden tahsil edliyordu. Uzunca süre domuz başına 10 kuruş olan vergi imparatorluğun son dönemlerinde 5 kuruşa kadar gerilemişti.
Him: Osmanlı devletinde Trablusgarp ve Bingazi' den alınan vergiler.
İltizam: Kamu mallarını kiralamaya dayanan vergi toplama yöntemi.
İmdadiye: Muharebe masraflarını karşılamak üzere vatandaşlardan alınan bir vergi,
İspenç: Gayri müslim erkeklerden alınan bir vergi,
İştira: Ordunun ambarlarına toplanan hububat(Nüzül ve sürsat yerine toplanan vergi)

Keşufiye: Mısır' dan toplanarak padişaha verilen vergi.
Lez: Osmanlı devletinde Trablusgarp ve Bingazi' den alınan vergiler.
Makiriye: Bazı iskelelerden alınan vergi.
Mastariye: Yabancı bir devletten Osmanlı toprakları dahilindeki bir şehir veya iskeleye getirilip satılan maldan alınan gümrük vergisidir.
Mururiye: Osmanlı Devleti’nin topraklarına, dısarıdan giren fakat içerde tüketilmeyip baska bir ülkeye gönderilen emtiadan (geçis hakkı için) alınan vergidir.
Mücerred: Bekar, başkasına muhtaç olmayan erkeklerden alınan vergi,
Nüzül: Askerin iaşesi için hazırlanan erzak, askeri birliklerin gıda ihtiyacı için yörelerden un, arpa vb. ayni olarak alınan bir vergidir.
Öşür (Aşar): Ziraî mahsullerden Müslüman halktan alınan vergi, Bölgelere ve şartlara göre toplam tarımsal üretimin 1/5 ile 1/10’u oranında ayni ve nakdi olmak üzere iki sekilde tahsil edilir.
Öşr-ü kovan: Kovan vergisi,
Refetiye-Reftiye: Osmanlı sınırları dısına çıkarılan emtiadan çıkıs esnasında alınan, gümrük vergisi benzeri vergidir.
Resm,
Salariye (salarlık) : Osmanlı devletinde Trablusgarp ve Bingazi' den alınan vergiler. Öşür tahsili sırasında tahsildarların, hasat dönemi boyunca kendilerine ve hayvanlarına yem olmak üzere köylülerden topladıkları ek vergidir.
Salgun: Olağanüstü durumların gerektirdiği masraflar ile belirli özelliklere sahip yiyecek maddelerini, harp levazım ve masraflarını, belirli vergi kaynaklarından karşılayamayacağını anladığı zaman, para, hizmet, eşya ve mahsûl miktarı tespit edilerek muhtelif bölge ve mahallere göre alınan vergidir,
Selamet Akçası: Koyun sürülerinin meskun mahal ve yerlerden geçisi sırasında alınan vergidir.
Sürsat: Ordunun gereksinimi için toplanan erzak,
Zebiha: Şehir ve kasabaların dısında insa edilmis bulunan mezbahalarda kesilen hayvanlardan alınan vergidir.
Zekât: İslâm'ın beş şartından biri olup devlet ve toplumun fert üzerindeki hakkıdır ve devlet tarafından toplanır ve yerine sarf edilir,

Osmanlılar döneminde Mısır' dan toplanarak padişaha verilen vergi...

Keşufiye,

Osmanlı devletinde Trablusgarp ve Bingazi' den alınan vergiler.

Salariye,
Lez, 
Him,

1902-1974 yılları arasında yaşayan ve soyut anlayıştaki yapıtlarıyla tanınan Türk Ressamı...

Refik Fazıl Epikman (d. 1902 İstanbul - ö. 1974 Ankara), 

Türk ressamdır. Davutpaşa İdadisi’nden sonra 1918 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girdi. 1924 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın açmış olduğu Avrupa sınavını kazanarak öğrenimine devam etmek üzere Paris’e gitti. Paris’te Julian Akademisi’nde Paul-Albert Laurents atölyesinde çalıştı. 1928 yılında öğrenimini tamamlayıp yurda döndüğünde İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne öğretmen olarak atandı. 15 Nisan 1929 tarihinde kurulan Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği’nin kurucu üyeleri arasında yer alır.
Birlik, Refik Epikman’ın dışında, Cevat Dereli, Şeref Akdik, Mahmut Cüda, Nurullah Berk, Hale Asaf, Ali Avni Çelebi, Zeki Kocamemi gibi ressam ve heykeltraş Muhittin Sebati ile Ratip Aşir Acudoğlu gibi kurucu üyelerden oluşmaktadır. Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, Türkiye Cumhuriyeti’nin resim alanında kurumsallaşmasının belirgin bir kanıtı olan, sanatçı birliği olarak kurulmuştur. Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin resim alanında "Müstakiller" hareketi, Avrupa’da sanat alanında hızla ortaya çıkan değişimleri Türkiye’ye getirmeleri, bir başka değişle Müstakiller hareketinin, Türkiye Cumhuriyeti’nde eser veren sanatçıların ortak anlayış çerçevesinde bir araya gelerek “grup” kavramının ortaya çıkmasına neden olmaları bakımından önemlidir.


Refik Epikman'ın "Bar" adlı yapıtı


 1931 yılında askerlik nedeniyle akademideki göreviden ayrılan sanatçı, askerde olduğu dönemde akademiye egemen olan, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti üyelerinin engellemeleri nedeniyle, 1933 yılında askerlik görevinden döndüğünde, yeniden akademiye kabul edilmedi. Bunun üzerine Ankara Atatürk Lisesi’nde resim öğretmeni olarak göreve başladı, 1939 yılında ise Ankara Gazi Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü Resim-iş bölümüne atölye hocası olarak atandı.
1966 yılına kadar bu görevde kalan Refik Epikman, emekli olduktan sonra Halkevlerinde Güzel Sanatlar kolu başkanlığına getirildi. Resim uygulamalarının dışında çeşitli yayın organlarında yazdığı yazılar ile sanat olgusu adına önemli etkinlikler gerçekleştirdi. Sanat üzerine yazı ve kitaplarıyla, Türkiye’de sanat yayımcılığının emekleme aşamasının yaşandığı bir dönemde, önemli hizmetlerde bulundu. 1944’te düzenlenen 6. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde üçüncülük ödülünü, 1974’te 35. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde ise şeref ödülüne layık görüldükten 1 gün sonra 17 Mayıs 1974 tarihinde ölmüştür.
Çalışmalarını karma sergilerde sergileyen; ancak kişisel sergi açmayan sanatçı, ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi binasının toplantı salonuna açılan odalarına Cumhuriyet’in ilanını konu alan büyük boyutlu resimler yaptı.

Cıvata ve somunlardaki yiv...

Uskuru,

Birbirine bağlanmak istenen ağaç veya demir parçalarının üzerinde hazırlanmış olan deliklerden geçirilerek ucuna somun( içine cıvatanın dişlerine uygun diş (yiv) açılmış başlık) takılıp sıkıştırılan iri başlı vidaya cıvata denir. Cıvata, Baş, Gövde ve Diş kısmı olmak üzere üç bölümden meydana gelir.Bunlardaki yiv' e uskuru denir.


Cıvatanın en çok kullanıldığı alanlar makine ve inşaat sektörüdür. Kelime kökü İtalyanca “Giaveta” sözcüğünden gelmekte olup, ilk kullanılışı M. Ö. 1. yüzyıla dayanmaktadır. Antik çağlarda silindirin üzerine tel sarılarak lehimlendi ve ilk dişli bağlantılar kullanılmaya başlandı. M.Ö. 250 yıllarında Arşimet vidası su taşımada kullanıldı. Gerçekte İskenderiyeli Heron tarafından M.Ö. 1. yüzyılda bulunmuş olan vida, o zamanlardan itibaren cerrahi aletlerde kullanıldı. Döküm tekniği ile üretim yapılıyordu. Avrupa'da 1400'lerde görülen cıvata, 1452-1519 yılları arasında Leonardo Da Vinci tarafından geliştirilmiştir. İlk tornavida kullanımı da 1700’lü yıllara rastlar. İngiltere'de 1797 yılında, Henry Maudslay (1771-1831) Amerika'da David Wilkinson 1798'de cıvata patenti almışlardır.

Osmanlı devletinde kamu mallarını kiralamaya dayanan vergi toplama yöntemi...

İltizam,
İltizam, eskiden devlet gelirlerinin (vergilerin) bir bölümünün belli bir bedel karşılığında devlet tarafından kişilere devredilerek toplanması yöntemi.

Vergiyi toplamayı üstlenen kişiye "mültezim" denirdi. Mültezimler bir tür müteahitti. Arttırma sonucu iltizamı üstlenen mültezim, böylece devlete karşı belli bir ödeme yapmayı taahhüd ederdi. Orta Çağ'da Fransa ve Almanya'da da uygulanan iltizam sistemi, Osmanlı İmparatorluğu'nda özellikle tımar sisteminin bozulmasıyla ortaya çıktı. İltizam yönteminde vergi daha çok ürün olarak toplanırdı; nitekim Osmanlılar'da da âşar, iltizam yöntemiyle toplanırdı. Bu yöntemde, mültezim devlete yaptığı ödemeyi karşılamak ve kendine kâr sağlamak için köylüler üzerinde büyük baskı uygulamak durumundaydı. Vergi toplamada büyük keyfiliklere yol açan bu yöntem zamanla yerini çağdaş vergilere bıraktı.



"http://tr.wikipedia.org/" adresinden alındı.

İsrail' de bir tür kooperatif tarım yerleşmesi...


Moşav,

Polkayı andırır bir dans...

Şotis,  
Sotiç
Maçiç, (Brezilya dansı)
Rigas,
Haguçe,
Şeşen denilen Balt benzeri danslardır.

Çerkesçe Kafe denilen bir dansdır.
Alafranganın Valsıdır.
Haguçe denilen Sotis’e, Zehuge Kadril’e, Vigi Polka’ya benzer danslardır. 

Moritanya' nın para birimi...

Ugiya, 
Kum,


Moritanya, resmi adıyla Moritanya İslam Cumhuriyeti, bir kuzeybatı Afrika ülkesidir. Batısında Atlas Okyanusu, güneybatısında Senegal, güneydoğu ve doğusunda Mali, kuzeydoğusunda Cezayir, kuzeyinde ise Batı Sahra yer alır. Moritanya dünyanın (Bolivya'dan sonra) 29'uncu büyük ülkesidir. Mısır ile yaklaşık aynı büyüklüktedir. Coğrafi yapısı itibariyle düzlük bir ülkedir.
İsmi Berberi krallığı Mauretania'dan geliyor. Başkenti ve en büyük kenti Nouakchott(Nuakşot), Atlantik kıyısında bulunmaktadır.

Büyük bez ya da deri torba...

Cağ, (Halk dilinde)
Halk ağzında Büyük bez veya deri torba, cav.

Zorlama, zorunlu bırakma, zorla bir işi yaptırma ...

İlca, İcbar.

İstanbul'da 1860-1866 arasında yayımlanan ilk özel Türkçe Gazete...

Tercüman-ı Ahvâl, 
İstanbul'da 1860-1866 arasında yayımlanan ilk özel Türkçe gazetedir.


22 Ekim 1860'ta Agah Efendi ve Şinasi tarafından çıkarıldı. Önceleri pazar günleri çıkan gazete 22 Nisan 1861'deki 25. sayısıyla birlikte haftada üç gün yayımlanmaya başladı. Gazete zamanla Ceride-i Havadis gazetesiyle rekabet edebilmek için yayınını beş güne çıkardı. Bahçekapı'da bir matbaada basılan gazete, matbaanın altındaki bir tütüncü dükkanından satılıyordu.

Şinasi, Ahmed Vefik Paşa, Ziya Paşa, Refik Bey' in sık sık bu gazetede yazıları yer aldı. Bu yazılarda Osmanlı toplumunun geri kalma nedenleri ve ülkede olup bitenler tartışılıyordu.



Ayrıca edebi eserlerin de yayımlandığı gazetede, batılı anlamda ilk Türkçe oyun olan Şinasi'nin Şair Evlenmesi de bir dizi olarak yayınlanmıştır(1860).

Gazete, Ziya Paşa'nın kaleme aldığı sanılan ve eğitim sistemine sert eleştirilerde bulunan bir yazı yüzünden Mayıs 1861'de iki hafta süreyle kapatıldı. Bu olay Türk basınında yayın durdurmanın ilk örneği oldu. 792 sayı yayımlanan Tercüman-ı Ahval 11 Mart 1866'da yayınına son vermedi.   

Agah Efendi 1832 ile 1885 yılları arasında yaşamıştır. Türkiye ve Osmanlı tarihinde gazeteciliğin öncülüğünü yapmıştır. Tıp eğitimi gören Agah Efendi öğrenimini yarıda kesip çevirmenlik yapmaya başlamıştır. Bir süre bazı bürokratların yanında çalışmıştır. Daha sonra Şinasi ile tanışarak 1860 yılında Tercüman-ı Ahval gazetesini çıkarmışlardır. 

Tunus' un para birimi...

Tunus Dinarı, 
Dinarın binde biri, Milim.


Tunus Cumhuriyeti , kısaca Tunus ,.Kuzey Afrika'da, Akdeniz'e kıyısı olan bir Arap İslam ülkesidir. Kurucusu Habib Burgiba 'dır . Batısında Cezayir, doğusunda Libya ve Akdeniz, Kuzeyinde de Akdeniz yer alır. Ülkenin güney kısmını Büyük Sahra Çölü kaplar.

Günlük yaşama ait küçük ve geçici belgeleri toplama şeklindeki koleksiyonculuk...

Efemera,

Erkeğin güçsüzlük nedeniyle karısıyla cinsel ilişkide bulunamaması...

İnnet,

Sivas' ta bir katliam yapılarak Madımak Otelinin yakılması ve bu olayda hayatını kaybeden aydın, sanatçı, yazar ve mağdurlar...

Sivas Katliamı, 
Sivas Madımak Olayı, 

2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli'nin kuşatılıp yakılması ve dolayısıyla şehirde bulunan 33 Alevi yazar, ozan ve aydının yakılarak katledilmesi ve oteli ateşe verenlerden de ikisinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaylar zinciridir. Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında etkinliklerin bir bölümünün de Pir Sultan Abdal’ın sazının çalındığı Sivas şehir merkezinde yapılması öngörülmüştü. Bu kapsamda pek çok aydının yanı sıra Aziz Nesin bu etkinlik nedeniyle dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin'in özel davetlisi olarak bu kente gelmişti. 2 Temmuz 1993 günü organize biçimde öğle saatlerinde Paşa ve Meydan camilerinde çıkan gruplar önce etkinliklerin yapıldığı Kültür Merkezi’ne ulaşarak, bir gün önce dikilen anıtı kısmen tahrip etti. Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla çıkan taşlı sopalı çatışma, polis tarafından fazla büyümeden, zor kullanılarak önlendi.

Hızını alamayan ve sayısı yaklaşık 10.000'e ulaşan grup, Kültür Merkezi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlayan grup ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak, slogan atmaya devam etti. Grubun sayısı akşam saatlerinde 20.000'e yaklaştı. Grup önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı bunun sonucunda taşlanarak camları kırılan Madımak oteli tutusturalan perdelerler ve alt kattaki bulunan esyalarla birlikte yakıldı. Otele sığınmış olan aydınlarında aralarında  bulunduğu 37 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi. Aralarında Aziz Nesin' in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. Başından yaralanan Aziz Nesin' i linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi`ne götürüldü.

Olaylar sonucunda 33 konuk, 2 otel görevlisi ile 2 saldırgan yaşamını yitirdi. Gene olaylar sırasında Atatürk - Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk büstü tahrip edildi. Akşam saatlerinde valilikçe ilan edilen 2 günlük sokağa çıkma yasağı ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hakimiyet sağlayabildi.

Bu katliamda Hayatını kaybedenler:

Muhlis Akarsu - 45 yaşında, sanatçı  
Muhibe Akarsu - 35 yaşında, Muhlis Akarsu'nun eşi  
Gülender Akça - 25 yaşında  
Metin Altıok - 52 yaşında, şair, yazar  
Ahmet Alan - 22 yaşında  
Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci  
Sehergül Ateş - 30 yaşında  
Behçet Aysan - 44 yaşında, şair  
Erdal Ayrancı - 35 yaşında  
Asım Bezirci - 66 yaşında araştırmacı, yazar  
Belkıs Çakır - 18 yaşında  
Serpil Canik - 19 yaşında  
Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör  
Nesimi Çimen - 62 yaşında, şair, sanatçı, üç telli curanın son ustası  
Carina Cuanna - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci  
Serkan Doğan - 19 yaşında  
Hasret Gültekin - 23 yaşında şair, sanatçı, şelpe tekniğinin önderi  
Murat Güneş,
Murat Gündüz - 22 yaşında  
Gülsüm Karababa -22 yaşında  
Uğur Kaynar - 37 yaşında, şair  
Asaf Koçak - 35 yaşında, karikatürist  
Koray Kaya - 12 yaşında  
Menekşe Kaya - 17 yaşında  
Handan Metin - 20 yaşında  
Sait Metin - 23 yaşında  
Huriye Özkan - 22 yaşında  
Yeşim Özkan - 20 yaşında  
Ahmet Öztürk - 21 yaşında  
Ahmet Özyurt - 21 yaşında  
Nurcan Şahin - 18 yaşında  
Özlem Şahin - 17 yaşında  
Asuman Sivri - 16 yaşında  
Yasemin Sivri - 19 yaşında  
Edibe Sulari - 40 yaşında, sanatçı  
İnci Türk - 22 yaşında  
Kenan Yılmaz - 21 yaşında 

Güzel koktuğu için tütsü olarak kullanılan bir ağaç...

Öd, Ödağacı (Aquilaria agallocha ) Hindistan ödağacı, kust-i bahri, ud-i hindi.


Dulaptal otugillerden, tropik bölgelerde yetişen, dinî törenlerde yakılan ve yanarken güzel koku veren, odunu ve kabuğu hoş kokulu bir ağaç. 

İkiçenekliler sınıfının, thymelaeaceae familyasından; Doğu Asya ve Malaya adalarında yetişen bir ağaçtır. Yaz, kış yapraklarını dökmez. Meyveler, armut biçimindedir. Ağacın odunu ve kabuğu yarılınca, hoş bir koku verir.
Kurak bölgelerde yetisen, çok yıllık, yaprakları dikenli, bal özkulu (sukulent) bitki, sari sabir olarak da bilinir. Daha çok Afrika, Suriye, Arabistan ve Güney Avrupa'da yayılış gösterir. Buna karşılık ılıman bölgelerde, park ve bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir. Memleketimizin Güneybati kesiminde de Romalilar döneminde kültürden kalmış, yabanileşmiş A. vera türü yetişmektedir. Bitkinin yapraklari birer rozet görünümünde, topraktan yayvan bir şekille çıkarak yukarı doğru bükülürler. Çiçek durumu dik ve sık bir salkımdır. Çiçekleri sarı veya kırmızıdır.


Kullanıldığı yerler;
Kalın bağırsağa etkili bir müshildir. Öd ağacı sıvısı, pigment ve haşerat ilaçları yapımında kullanılır. Ağacın kabuğu yakılınca hoş koku vermesi dolayısıyla tütsü yapmakta kullanılmaktadır. Sinirleri kuvvetlendirir. Gaz söktürücüdür. Kokusu ferahlatır ve balgamı söker. Güneş yanıkları da dahil hafif yanıklara ve egzamaya karşı faydalıdır.

Sivas ilinde bir Hitit Kenti...

Sarissa, (Başören Köyü),

Altınyayla ilçesi Başören Köyünde bulunan ve Kuşaklı örenyeri olarak Bilinen Sarissa, şehri dünya tarihinde 4 Büyük imparatorluk kuran Hititlerin önemli şehirlerinden biridir. Dünyanin devletler arası ilk antlaşması olan ve Mısırlılarla Hititler arasında yapılan Kadeş Savası ( M.Ö. 1285 ) sonucu yapılan antlaşmada Sarissa' nın Fırtına Tanrısının şahitliğinden söz edilmektedir. M.Ö. 1500 ve 1400' lü yıllarda önemli bir yerleşim merkezi olan ve Hitit Krallarının Başkentleri Boğazköy' den gelerek yazlık çalışmalarını yürüttükleri Kuşaklı Yerleşimi, yurdumuzda tablet buluntusu veren 5. merkezdir.


Kazılarda büyük bir tapınağa, bir mektuba, çömlekten yapılmış ikiz boğa Rhyton heykeline ve çeşitli tabletlere bulundu. M.Ö. 1285 yılında Mısırlılarla Hititler arasında yapılan tarihin devletlerarası ilk barış olan Kadeş Anlaşması metninde, Sarissa'nın Fırtına Tanrısı'nın şahitlik etmiştir ifadesi yer alıyordu. Kazıları Marburg Üniversitesi'den gelen Arkeolog Prof. Dr. Andreas Müller Karpe sürdürmektedir.1650 metre yüksekliğinde bulunan Sarissa şehri 1950 adımlık sur kalıntıları ile önemli bir yerleşim yeridir. Şehre giriş, sur üzerinde bulunan 4 kapıdan sağlanmaktadır.

Tandırda ya da fırında pişirilen ufak, yuvarlak ve kalınca bir ekmek...

Kakala, 
Mayalı hamurdan yuvarlak bezeler yapılarak “bileki” denilen çukur taş içinde pişirilir. Artvin’de yapıldığı belirtilmiştir.

Ekmek, genellikle tahıl ununa su, tuz karıştırılarak hazırlanan mayalı veya mayasız hamurun şekillendirilerek pişirilmesinden elde edilen bir besindir. Çoğunlukla buğday unu kullanılmakla beraber mısır, çavdar gibi tahıl unlarından da ekmek yapılmaktadır.  

Örneğin; Karkamış ekmeğini Kralın, şarapla ve çeşitli hediyelerle birlikte lasmah-Addu’ya gönderdiği belirtilmiştir. Bölgede üzüm bağlarının bulunması, nedeniyle bu ekmeğin üzümlü ekmek olabileceği düşünülmüştür. 

Daha sonraki yıllarda Asya’nın gezginci toplumları ile birlikte yufka ekmeğine rastlanmıştır.Günümüzde çarşı fırınlarında pişirilen ekmeklerin yapımında Tip 2, yani 66- 72 randımanlı unlar kullanılırken evlerde yapılan yöresel ekmeklerin yapımında ise Tip 3 (73-76), Tip 4 (77- 81), Tip 5, (81-90) ve Tip 6 (90 ve üstü randımanlı) unların kullanıldığı belirlenmiştir.

Mayalı ekmekler, una, su, tuz ve maya katılarak yoğrulan hamurun mayalandırılması ve şekil verilerek çeşitli araçlarda pişirilmesinden elde edilen ekmeklerdir.

Bazlama (Bazlamaç, Bezdirme, Bezirme, bazdırma),

Gastra(Antalya). 
Çerepene,
Ebeleme,
Fodla,

Baget,



 
Gilik; Saçta pişirilen küçük ekmek, çörek. Ufak halka biçiminde simit. Mayalanmış hamurdan yapılan sac ekmeği.

Gömeç, Gübaye,
Halka,
Kakala (Artvin),
Kalın (Kars Arpaçay),
Lavaş (Lavaj Ekmeği)
Mayalı Sepe (Niğde-Karaman-Sivas),
Pıt-Pıt,(Çorum Osmancık), Pobuc,(Sivas-Gemerek), Pıtıl (Havza),
Sac Ekmeği, açık ekmek, Urfa (Hilvan) ,
Sac Arası Ekmeği (İki Sac Arası),
Bu ekmek Akşehir (Gözpınar), Sivas (Bedirli), Kayseri (Tomarza), Niğde (Höyük-Bor), Manisa gibi yörelerde yapılmaktadır.

Somun,
Somun ekmeği küçük olursa “göbüt” adı verilir.Sivas civarında ise küçük somuna “somuncuk” dendiği belirtilmiştir.

Tandır Ekmeği, 
Tandır, yere çukur kazılarak yapılan bir tür fırın şeklinde tanımlanabilir. Tandır ekmeği, gömme tandır denilen tandırlarda yapılır. Gömme tandır, pişmiş topraktan yapılmış, tabanı geniş ve düz, ağzı dar yarım koni biçiminde büyük bir küpe benzer. Evlerde bahçe ya da sekilere gömülür. Altında hava alması için “kulle” denilen bir delik bulunur.  Tandır ekmeği Erzurum, Erzincan, Elazığ, Diyarbakır, Ağrı, Kayseri, Hatay, Eskişehir, Mardin, Malatya, Sivas, Siirt, Yozgat, Urfa ve Konya’da yapılmaktadır. Niğde yöresinde tandır çöreği olarak bilinir.
 
Tepsi ekmeği,
Yuvarlak,

 
Mayasız Ekmekler
Bazlama, Tablama (Adıyaman-Trabzon-Malatya) adı verilen ekmekte bir nevi bazlamadır.
Fetil
Gartalaş,
Güdül
Kömeç (Kömme, Kömbe)
Mısır Ekmeği, çabuk bayatladığı ve ufalandığı için günlük yapılır.
Mısır ekmeğine Ordu’da “toraman” denilmektedir.

Artvin yöresinde mısır unundan mayasız olarak hazırlanıp “bileki” denilen (mutfakta toprak zemine gömülü taştan yapılmış tepsi şeklinde bir pişirme aracı) araç içinde pişirilen ekmeğe “cadi” denilmektedir.

Ter Ekmeği
Yufka
Anadolu’da yaygın olarak yapılan yufka geleneksel Türk mutfağının önemli ekmeklerindendir. Türkmen dilinde yufka her şeyin incesi demektir.Yufka bazı yörelerde şebit-sepit-Şipit (Tekirdağ-Malkara), “İşkefe” (Tokat-Artova), “Gardalaç” (Tokat- Eskişehir-Ankara) buğday veya (Bolu-Kastamonu-Sivas) mısır unu ile yapılır. Şipit Denizli’de kalın yufka olarak belirtilmiştir. 
İçel’de mısır ve darı unundan yapılan yufka ekmeğine tapıl adı verilmiştir.

Gaziantep yöresine özgü bir halk oyunu...

Deriko,


Aşıney,
Barazi ,
Comdüzü -Com Şırvamsı,
Çatal kamış , Çepikli - Çibikli (Havarişka), Çift Kuseyri , Çobanbey havası,

Deriko , Dilan, Dokuzlu , Dümbüllü ,
Fatige demune,
Garip,
Hadidiye(Oğuzlu)- Hallume - Hama kabası - Havus,

İsabalı,
Karakuyu, Kereboz(Adana üç ayağı), Koyseri -Kuseyri ,
Leylim, Lorkey ,
Mendilli - Mermere - Mimey,
Nahsani (Nahseni) -Nahsey -Naksani ,
Oğuzlu,
Reşi halayı ,

Şirvan düzü -Şirvani
Terazi -Tersi ,

Uçurdum,
Yannık , Yedi deve,

Zikir Mendilli ,

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Yeni içerikler için takip edin!

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ